Okyanus ve dere.. AB yerine Şanghay Beşlisi.. Cezaevlerindeki yatak sayısı.. Ne diyorum ben?

39

Güçlü iktidar çok uzun boylu insana benzer; boyu bayağı uzun olanlar nasıl uzağı herkesten iyi gördüğü halde hemen yanı başlarındakileri fark etmekte sıkıntı yaşarlarsa.. güçlü iktidarlar da küçük sorunları göremez, fark edemezler…

Boşuna Google’da aramayın, yukarıdaki benzetme bir özdeyiş de değil, başkasına ait bir söz de..

Düşünürken kendim bu benzetmeyi buldum.

Tabii, AK Parti’nin ‘tecavüzcüye af’ biçiminde yorumlanıp büyük gürültülere yol açan.. en yetkili ağzın “Üç bin kişiyi ilgilendiriyor, mağduriyet gidermiş olacağız” diye takdim ettiği.. iktidara yakın medyanın “İşte bunların mağduriyeti” diye bazı kadınların ilk elden tanıklığına başvurduğu halde ortalığı teskin edemediği.. yasal düzenleme girişimi de bana yardımcı oldu.

Okyanusu geçebilecek güce sahip bir transatlantiğin derede çakılıp kalması doğaldır ya, işte onun gibi bir şey…

AK Parti de bu olayda manevra yapamıyor…

Ne yapacağını bilmez halde…

Hem de kendilerinin ifadeleriyle ‘sadece üçbin kişiyi ilgilendiren’ bir olay yüzünden…

Vah ki vah..

Dünyada dengeler değişirken biz..

Yazıklanmam, şu sıralarda dünyanın almakta olduğu yeni biçimde herkes ve her ülke kendisini nereye konuşlandıracağının derin hesaplarını yapmaktayken başımıza bunun gelmesi yüzünden.

Değişimin en fazla etkileyeceği ülkelerden birinde yaşıyoruz ve kaderimizi son seçimde yüzde 50 oy vererek eline teslim ettiğimiz iktidar partisinin başına geliyor bu.

Ben yazıklanmayayım, siz yazıklanmayasınız da, kim yazıklansın?

Geçmişte de, öyle uzak değil, benim bilinçli olarak izleyebildiğim 1960’lardan bugüne yürüyen geçmişte, bir çok güçlü iktidar böyle dönemler yaşattı.

Hiç bir şekilde zarar görmeyeceğine inanılan, oransal olarak da öyle olduğu bilinen iktidarlar…

Az sonra…

Neyse, geçmişi bir tarafa bırakalım ve bugüne gelelim.

Önce bildiklerimizi gözden geçirelim:

ABD dünyanın en güçlü ülkesi. Gücü biraz da o gücü kullanmasından geliyor. Her ülkenin milli parası var, ama o paralar da ABD’nin parası dolara göre değer taşıyor. Her ülkenin milli ordusu var, ama boyundan büyük bir sorunla karşılaştığında, her ülke yanında Amerikan askeri bulunsun istiyor. Her ülkenin milli sanayii var, ama fabrikalarında, sokaklarında, kışlalarında ve hatta ceplerinde ABD malı ürünler revaçta.

O güçlü ülke kendisine yeni bir başkan seçti, o başkan “Ben her şeyi değiştireceğim” diyor ve o yolda adımlar atıyor…

En güçlü ülkenin kendi parametreleriyle oynaması, onunla birlikte veya ona karşı konuşlanan her ülkenin de kendi parametrelerini gözden geçirmesini zorunlu kılıyor.

İttifaklarını da…

Kâğıt üzerinde kolay görünebilir bu söylediğim, ancak daha önce bir benzeri bu cenahta pek yaşanmadığı için hiç de kolay değildir.

Soğuk Savaşı bitiren dönemde karşı cenahta yaşandı ama…

Rus Çarlığı’ndan Sovyetler Birliği’ne, oradan Rusya Federasyonu’na..

1917’de gerçekleşen devrim sonrasında Sovyetler Birliği’ne dönüşmüş ve bir evrensel ideoloji olarak başka ülkelere de ihraç etmeye çalıştığı ‘komünizm’ ile her alanda varlığını kabul ettirmiş ülke, devriminin 70. yılından başlayarak, farklı bir yola girmişti.

Lenin’lerin, Stalin’lerin, Kruşçev’lerin Sovyetler Birliği, Mikhail Gorbaçov’la Soğuk Savaş ringine havlu atıverdi.

Ardından neler yaşandığını hatırlıyor musunuz?

Rusya’da ve onun Sovyetler Birliği adını taşıdığı dönemdeki uluslararası dengede?

Herhalde hatırlıyorsunuzdur.

Donald Trump’ın verdiği mesajlar, ABD’nin merkezinde yer aldığı uluslararası dengede de benzer bir sarsıntı yaşanabileceğine işaret ediyor…

Tabii kesin bir işaret değil bu, ancak yine de etkisi Sovyetler’in çözülüp yerini Rusya Federasyonu’na çevirmesi günlerindeki gibi olabilir.

Kaçan kaçana manzarası yaşanmıştı o günlerde…

Para, para, para.. Varlığı bir dert..

İsterseniz paralellikler kurmakta fazla aceleci davranmayayım, ‘devletler muvazenesi’ konusunda bugünlük bu kadarla yetinip, üçbin aileyi ilgilendirdiğini öğrendiğimiz, ama bütün ülkeyi şöyle bir çalkalandırdığını gördüğümüz ‘çocuk gelinler’ ile meşguliyetimize döneyim.

Öyle çalkalandık ki, iktidara en yakın isimlerin yer aldığı bir kadın örgütü (KADEM) bile, “Biz farklı düşünüyoruz” açıklamasını yapmak zorunda kaldı.

TL’nin hızlı değer kaybında o çalkalanmanın bir payı var mı, bilmem ve sanmam, ancak biraz daha devamının olumsuz katkı yapacağına iddiaya girebilirim.

Konu kadınları öfkelendirdiği için değil, para –daha doğrusu ekonomi– çok kırılgandır ve böyle ortamları sevmez de ondan…

Para –yahut ekonomi– dingin ortamları sever. Toplumda barış, istikrar, huzur olursa ekonominin çok hoşuna gider ve para da bir değerlenir ki, tutmayın gitsin…

Öyle bir ortamda, önceki karmaşa dönemlerinde pula dönmüş paramız, etraftaki barış, istikrar ve huzurdan öylesine kendine güven duyar hale gelmişti ki, artık banknotun üzerine sığmaz olmuş sıfırlardan altısını birden atabilmiş, kendisini ABD doları karşısında neredeyse aynı değerde konuşlandırabilmişti.

Ne zaman? 2005 yılında…

Aynı dönemde öz-güven patlaması yaşanıyordu ülkemizde; hiçbir hükümetin cesaret edemediği reform paketleri birbiri ardına çıkarılıyor, ülkemiz hem çevresinde hem de bütün dünyada gıptayla anılan bir ‘örnek-ülke’ye dönüşüyordu.

Öyle ortamların, bulunduğu yerle sınırlı kalmayıp, her yere sirayet etme etkisi de vardır.

Türkiye’nin sirayet etme etkisi, yakın çevresindeki ülkelerde, “Biz de Türkiye gibi olabiliriz” fikrinin doğmasında görüldü.

Şimdi rüyadan uyanma zamanı

Paramız yeniden pula dönme eğilimine girdi. Barış, istikrar ve huzur gibi sözcükler günlük kullanımdan kalktı. Üçbin kişiyi ilgilendiren bir yasa tasarısı bile kasırga gürültüsü oluşturabiliyor ve “İktidar bunu neden yapıyor?” sorusuna “Cezaevleri tıka basa dolu, üçbin kişilik yer açılsın diye…” cevabını verenler çıkabiliyor…

Ülkemizin cumhurbaşkanı, kendisine olağanüstü itibar gösterilen yabancı ülkeden ayrıldıktan sonra, ziyaretinin konuşulduğu bir TV programında, ülkenin itibarlı gazetecilerinden biri, “Biz Türkiye’yi çok seviyoruz, o kadar çok seviyoruz ki, ‘dünyanın en büyük gazeteci-yazar cezaevi’ olarak anılmasını kaldıramıyoruz” cümlesini sarf ediyor.

Evet, Pakistan’da oluyor bu ve o cümleyi sarf eden gazetecinin adı da Hamid Mir

Acaba dengelerin sarsıldığı dünyada kendimize yeni bir sığınak aramalı ve sözgelimi ‘Şanghay Beşlisi’ saflarına mı katılmalıyız?

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Semerkant’tan dönerken “Varsa yoksa Avrupa Birliği demeyin, Şanghay Beşlisi bizi rahatlatır” demiş de…

Tartışın bakalım…

ΩΩΩΩ

39 YORUMLAR

  1. Orhan Bey,

    “FBI ABD’de, CIA Türkiye’de oyun oynuyor… Görüyor ve gereğini yapıyor muyuz? Sanmıyorum”

    Başlıklı yazıda Bekir Bey de “ne, ne” kullanımına özen göstermişti. Okurların güzel Türkçe kullanımı konusunda gösterdiği özeni alkışlıyoruz.

  2. Finansçıların ” yumurtaları tek sepete koymayalım” diye bir deyimleri vardır.Türkiye coğrafyası ve tarihi misyonu itibariyle İslam medeniyetinin en öndeki lideridir. O nedenle 150 yıldır Batının ekonomik askeri, kültürel saldırı altındayız. Kendimiz kalarak çağdaşlaşma durumundayız. Tecavüzcüsüne aşık levanten yazarlar gibi düşünemeyiz Milli kalarak evrensel iddialarımız olmalı.PKK meselesinde.FETÖ meselesinde Batının tek dişi kalmış canavar olduğu görülmüştür. BOP projesinde 20 islam ülkesinin Parçalara ayırılacağini kendileri ifade edior.
    Coğrafyamız Dünyada fillerin çatışma alanıdır.Ancak denge politikalarıyla bütünlüğümüzü koruyabiliriz.
    Çok kutuplu dış politika ve çeşitlendirilmiş iktisadi birliklere gitmeliyiz.

  3. 36.000 üzerinde tutuklu ve halen devam ediyor…
    100.000 üzerinde ihraç görevden uzaklaştırma…
    cezaevi intiharları!!!
    sorulamayan sorular…
    ve hadi tartışalım SHANGAY 5 lisini..
    Dünya ve özellikle İslam Tarihi böyle bir SİYASİ-LİDER Görmedi…

  4. Orhan bey demokratik dediginiz almanyaya bakin simdi,
    Asagidaki alinti demek degildir ki ben almanyayi sucluyorum.
    AKsine ayni cizgideyim onlarla
    Ama size ve fehmi beye ornek veriyorum
    Acaba almanyadaki insan haklari ni ve demokrasiyi neden kimse savunmuyor gucmu yetmiyor yoksa islamist damga yemektenmi korkuyorsunuz.
    Belkide ayni ocaktan ekmek yemek var ileride
    “:::
    NOVEMBER 2016 • 9:04 AM
    German police raided 200 sites across 10 states on Tuesday as they searched for an Islamist group suspected of inciting hate.

    The group called The True Religion (Die wahre Religion) has now also been banned by interior minister Thomas de Maiziere, said a ministry spokesman.

    The sweeping raids in 10 states including North Rhine-Westphalia in the west, Hamburg in the north and Baden-Wuerttemberg in the south-west began at dawn.

    • Almanya’da Selefilerin „Gerçek Din „ adlı dernekleri yasaklandı. Yasaklama nedeni Işid için gönüllü toplamaları. Selefiler 2011 yılından beri Almanya’da sokaklarda milyonlarca bedava Kuran dağıttılar. İçişleri bakanı derneğin yasaklandığını, kuran dağıtmanın yasaklanmadığını televizyon haberlerinde söyledi.
      İşid için gönüllü toplayan bir derneğin yasaklanmasının insan hakları ve demokrasi ile ne ilişkisi var anlamıyorum.

  5. Fehmi bey sizin her yazınz adete bir ansiklopedi.Sizin yazılarınızı benim bir şeyleri dah iyi anlamam yardımcı oliyor.Sizde bildiğiniz gibi ABD ve AB ülkeleri birçok göçmen aliyor bunlardan ABD ye din, dil, ve ırk özgürlüğ için bir çok göç etmiş olan milletller tarafından kurulmuş.buraya ilk özgürlükleri için gelenlerın çoğu Avrupal göçmenlerdır.O zaman Türkiyeden benim bildiğim kadarı’ile 1900 lere kadar göç eden olmamış.Peki şindi en fazla legal ve illegal olarak gelen göçmenlerın başinda Çin, Hindisdan, Rusya gibi şangay beşlisi ülkeler ılk sıralrda yer aliyor.Benim nacizane fikrım Türkiye bu beşliye girerse bu kervana Türkiyeden geleçek olan illegal ğöçmenler ile ilk başlarda katılır.Turump’in seçilmesinde burdaki Rus göçmenlerini büyü payi var hani beyaz oylar deniyor ya onun çoğu rus asilli beyazlar.Fehmi bey ben dün ocakmedyada bir haberin peşine takıldım tam beş saat sürüklendim Türk şirketlerinin Amerikadaki lobi faliyetlerını gizlice Trompun güvenlik bakaninin kampanyasina yardım ettiğine ait bilgileri ortaya çikaran gazeticilerin yazılarını ile ilgili siz bir yazı yazmayı düşüniyormusunuz? Ben bu konuda Türk basınında pek habere rastlamadim oysakı bu olayın muhatabı’nın makalesi yayına girdiği an burdan önce Tük basınından okudum. Ne garip dünya değilmi?Milliyon dolarlar bir Türk ve Müslüman düşmanina rüşvet verır gibi gizli yapıliyor.Burda bir yazar yorumcu nasıl bu ülke bu durumdan kurtulacağı’ nı maddeler halinde çok güez açikliyo”ama” dinliyen olsa.Elleriniz ve kalaminize sağlik Allah yardımcınız olsun.Hoşça kalin

  6. Sayın Koru bizi gene şaşırtmadı. Daha önce de yazmıştım, Fehmi Koru’yu anlama/okuma kılavuzu gibi birşey lazım. Demem o ki uyarısını yapmış, anlayan anlar. Ekonomi dahil 2002 sonrası bütün kazanımlar dibe vurana kadar “durmak yok, yola devam” olacak. Tahminim iki yıl daha sürer. Doğrusunu Allah bilir. Ancak bizim kamp değiştirme ihtimalimiz yok, dünyada aklı başında hiç bir ülkenin de bizi ciddiye aldığı yok. Yaşayan görür.

  7. Şangay Beşlisi denen oluşum Türkiye’ye ne katabilir? Üye ülkelerin ‘hukukun üstünlüğü'(1) sıralamasındaki yerlerine bakalım evvela: Hindistan 66., Kazakistan 73., Çin 80., Kırgızistan 83., Rusya 92. ve Pakistan 106. sırada. Komik olanı söyleyeyim, Türkiye bu listede 99. sırada. Yani şangay beşlisi üyelerinin vaziyetlerinden dahi rezi durumdayız hali hazırda.

    Ama ben farklı bir konuya dikkati çekmek istiyorum. Malum hükümetin en büyük bşarısı ekonomi alanında yaptığı katkılar idi. Ekonomi yönetimi başarılı olamasaydı ne yüze elliye varan oyları kazanabilir ne de iktidara gelebilirdi. Bu ekonomik başarı da çok büyük oranda AB alanında yaptığı girişimler, yasal reformlar, şeffaflık vs alanlarından kaynaklanıyordu. Böylece FDI denilen doğrudan yabancı yatırım ülkeye müthiş miktarda sıcak para getirdi. Sıcak para ile kalmıyor, teknoloji transferi ve knowhow ı da ülkemize aktarmış oluyorlardı. Ancak sen şangay beşlisi demeye başladığın anda o çok övündüğün ekonomik başarının birinci katkı sağlayanını rüyanda bile göremeyceksin. Hoş, şu anda da yabancı yatırım alanında müthiş bir düşüş var ama bunu daha da ilerletmek demek TR’nin die batması anlamına geliyor. Erdoğan’ın anlamadığı bir şey var. Şangay beşlisi ülkelerine dahil olduğunda Rusya veya Çin hadi bilemedin Hindistan oalcağını zannediyor. Ancak TR bu düşük kültür seviyesine sahip milleti ve teknolojisi ile olsa olsa Kazakistan olur. Kaldı ki Şangay beşlisi lideri Rusya ve Çin seni kendi seviyelerine getirirler mi sanıyorsun? Çin’in bile avrupa ülkeleri ile mükemmel ilişkileri var. Tr hala küstüm oynamıyorum politikaları ile bir şeyler başarabileceğini zannediyor. Çok yazık. Gerçekten sefil ve acınacak haldeyiz.

    (1) http://worldjusticeproject.org/rule-law-around-world

  8. AB ile müzakereler başlandı diye muzaffer bir komutan edası ile binlerce insan karşılaşmıştı. AB almasa bile biz bu standartları insanlarımız için getiriyoruz deniyordu. Ankara mutabakatı der yolumuza devam ederiz deniyordu. AB bir amaç değil muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak için bir araçtır deniyordu. Ne oldu AB nin neyi değişti? Değişen AB mi yoksa Türkiyedeki adalet hukuk demokrasi ekonomi beklentisi mi? Ekonomi sıkıntılı ama iş dünyasında gelen ufacık bir endişeliyiz beyanı bile hemen azarlanıyor susturuluyor. Ülke suni gündemler ile meşgul hedeflerinden sapmış durumda. Allah ülkeme milletime yardım etsin.

  9. türkiye tek bir tercihin ülkesi olamaz. ne tarihsel kültürel olarak mümkün ne de jeopolitik olarak. her ne kadar anlamayan kabullenemeyen varsa da AB nin de ABD nin de gerçekte baştaki iktidarlara endeksli olmayan ””olmasın ve de ölmesin”’ ‘özetli ajandaları var…dün de vardı bugün de var yarında aynen devam..türkiyedeki terörü yıllardır gizli aleni besliyorlar. dostluk ummak iyimserlik olur. halklar dost olabilir de halkları dost ülkeler her zaman dost olmazlar. natonun da faydadan çok zarar getirdiği bir gerçek. gladionun en çok zarar verdiği ülkelerden biriyiz. en basit hali darbeler… yine de zararları olana her zaman arkamızı dönebileceğimiz anlamına gelmiyor. üstelik salt zarardan söz edemeyeceğimiz gibi salt fayda umabileceğimiz bir ittifak da düşünemiyorum. Şangay beşlisini de türk devletleri ile yakınlaşmayı da başka ülkelerle bazı stratejik ortaklıkları da destekliyorum.. doğamız gereği bir çok parametreyi bir arada değerlendirmek zorunda olan bir ülkeyiz. bir yana yaslanmak bize sadece zarar getirir. akılcı bir yol tutmalı kötülüklerinden denge kurarak korunulmalıdır. iyi ve güçlü yanlarından da faydalanmalıdır. artık iktidarın da muhalefetin de halkın da aklı selim davranma zamanı…
    herşeye rağmen ben ülkemden insanımdan ümitvarım. yarınların güzel olacağına inancım var.

  10. Sayın Koru, yazılarınızın başlıkları okumaya davet ediyor. Okurken sürprizler, yeni görüşler ortaya çıkıyor. Yazılarınızı okumak heyecanlı ve zevkli.

    Demokratik ülkelerdeki partilerin meclisteki çoğunluğuna gıbtayla baktıkları AKP hükümeti içine düştüğü girdaptan çıkamıyor. Ülkedeki ifade özgürlüğü sorunu AKP içinde daha şiddetli hüküm sürüyor olmalı. Sevdiğim bir atasözümüz var „akıl akıldan üstündür“. Ama AKP bir akıl hepsinden üstündür diyor ve bunu ısrarla uyguluyor.

    En baştaki resmin ifade ettikleri konularda kitap yazmak mümkün ama, uzman olduğum konular değil.

  11. Türkiye’yi derin bir kuyuya atmanın ve çıkmasın diye tüm tutar dalların kesildiği bir vasattayız. FETÖ intihar etti, şuan AKP’nin intiharına şahitlik ediyoruz. Beynimi kemiren soru şu : AKP’nin intiharını duayen siyasetçilerimiz göremeyecek derecede güç sarhoşluğuna mı büründüler yoksa kendilerine verilen görev bitti de ülkeyi kendilerinden sonra gelecek proje siyasetçiler için sıfırlama gayesindeler mi? Öyle ya yeni gelecek siyasetçi için sıfırlanan bir ülkeyi ayağa kaldırdım demek daha kolay olsa gerek

  12. Hafizamiz cok zayif demicem hafizamiz kalmadi…. Daha dun israile savas acip Filistini kurtaracaktik… Rusyaya Erzurumdan bizim ciritciler ataga kalktiydi neredeyse rusyayi yerle yeksan edecektik…. Suriye desen imam bizi cuma namazi icin Samda bekliyor hala… Allahtan kimse sabrimizi cok sinamadi da…. Mavi marmara tamam…. Rusyada dize geldi…. Bugun sangay iyi AB kotu…. yarin Sangay kotu AB iyi….. Ahmet kaya ahhhhh ahmet kaya…. Sivan perver….offff kafam allak bullak… sonuc birileri karaya ak aka karada dese dogrudur… Zorlamayim kafayi….

  13. Abi sen bunu yapma yakışmıyor. Yapıcı Eleştiri diyomuyorum sadece muhalefet ruhu tasiyorsun son zamanlarda hep böylesin sana noldu bizamanda nalina mihina vurdun harbi uzun seneler seni takip eden biri olarak Üzgünüm

  14. Büyüklerimiz iyisini doğrusunu bilir..Ne diyor Sayın Başbakan : Her gittiğimiz seçim bölgesinde bu durum karşımıza çıktı.. Toplumun bir kısmının kanayan yarası. İyi de seçim olalı bir yılı geçti. Toplumun sorunları böyle gecikmeli çözülebiliyorsa , Allah sabır versin başka konularda kanayan yarası olan kesimlere. Mesela aldığı ikinci el telefonda bylock programı olduğu için görevden alınanlar gibilerine….

    • Büyükler doğrusunu bilir diyorsunuz da son 4_5 yıllık tecrübeler onu göstermiyor… Guvenlik birimlerinden gelen PKK’nin çözüm sürecinin hiçbir şartına uymadığı, şehirleri bombalarla doldurduğu uyarılarına rağmen PKK tarafından kandırılan bir iktidar var

  15. Tartışıyoruz.

    İnsanlık tarihi uygarlaşma tarihidir. Bin yılda bir insanlık uygarlaşmada bir adım atar. Ayrıca tarihde insanlık bundan beş binyıl önce tarımcılığı tamamlamış ve mübadele ekonomisine geçmişti. Katı cisme tarım dönemi 5000 senedir erişmiş ve bugün sıvı hale gelmiştir. Sıvıların kanunları katı cisim kanunlarına uymuyor. Sıkıntı orada.

    İnsanlık üçüncü bi nyıl doğum sancılarını yaşıyor. Türkiye bu düğümün merekzinde. Coğrafı bakımdan merkzinde, tarihi bakımdan merkrezinde. Türkiye tanzımatla, meşrutiyetle, cumhuriyetle, demokrasi ile adım adım adil düzene gelmiştir.

    Türkiye önce yakınına bakmak zorundadır. Yoksa ayağı takılır ve bu taşlı yolda düşer. Ve kalkması zor olabilir.

    1- Türkiye TL yi kulanmaya devam etmeli günlük ödemeleri Türk lirası üzerinden yapmalıdır. Aam borçlanmalar altın bonosu üzerinden yapılmalıdır. Altın bonosunu devlet TL ile alıp satmalıdır. TL günlük enflasyonu hemen ölçülebilmektedir.
    2- Türkiye işszliği bitirmelidir. Bunun için altın bonosu üzerinde çalışana ücreti ödemli, işvereni borçlandırmalıdır. Vergi ve sigorta gelirleri artmalı ama üretimi durduran sistem kaldırılmaldır. KDV kaldırılmalıdır.
    3- Türkiye içteki terör olayını çözmelidir. Ülke dışındaki operasyonları durdurmalı ve komşuların iç işlerine karışmamalı. Her devlet isyan edenleri öldürür. Ona katil diyen sizsiniz. Türkiye’deki terör ne ise Irak ve Suriye’deki terör de odur.
    4- Uluslar arası anlaşmalarda Türkiye hakemliği kabul etmeli.
    Ülkeler arasında olmalıdır. İranla işbirliği içinde İslam alemini savaşçı değil barışçı hale getirmelidir.

    Bunların hepsi altı ay içinde çözülür. Ama acilen yapılması gereken olağanüstü halin bir gün bile geçirilmeden kaldırılması gerekir. Adil yargı sistemini kurar, yargılarsınız, suçluyu cezalandırırsınız.

    AK Parti inthar ediyor. Devletimizi de tehlikeye atıyor.

  16. Yazınızı okurken, mevzunun böyle büyümesini Ak Parti’nin “başarısız kriz yönetimi”ne bağlamışsınız gibi bir hisse kapıldım. Fakat -bence- Ak Parti, başta muhafazakarlar olmak üzere toplumun tümünde infial yaratacak -yaratması gereken- bir mevzuda dahi toplumun bir kesimini bunun aslında bir “siyasi istismar” bir “karalama kampanyası” olduğuna inandıracak kadar iyi kampanya yürüttü.
    Ak Parti seçmeni olan, şahsen çok yakın olduğum ve merhametinden asla kuşku duymayacağım insanlar bile mevcut haliyle toplumun tamamı için bir tehdit teşkil eden bu beceriksizce hazırlanmış yasayı eleştirmekten kaçındılar. Sebep? Yanlış anlaşılmış. Yasa geçiciymiş. Tarih sınırı konmuş. yok çok Mağdur varmış. Muhalefet olayı büyütmüş vs vs. yahu Muhalefet tabi büyütür! TBMM oturum tutanaklarını okudum, 50 maddelik bir paket için partiler arasında mutabakat sağlanmışken pat diye bu maddeyi getiriyorlar. Özgür Özel söz alıyor ve bu konuda bilgilendirilmediklerini, kamuoyunda büyük tepki çekeceğini -hatta ak parti kadın kolları bilse o bile karşı çıkar ifadesi var- tartışılsın diyor, yoklama talep ediyor. Muhalefet yeterli çoğunluğa ulaşamıyor tabi, 1 oy farkla kabul ediliyor yasa. Bakın buna tarih sınırlaması koymuşsunuz ama bundan sonra yaşanacak bu tarz olaylarda anayasa mahkemesinin teşmil kararı uygulama ihtimali var, önünü alamazsınız diyorlar. Nafile..
    Şimdi bu olay artık istismar yasasını da aşmış vaziyette, burada infiali körükleyen başka bir şey var o da Ak Parti’nin her durumda, uzlaşı bilmeksizin, eleştirilere kulak asmadan meseleleri oldubittiye getirerek halletmesi.. Korkunç bir şey yapsa dahi, tabanını bir şekilde buna ikna edebilmesi.. Muhalefetin bir şekilde sindirilmesi.. Bu yasada geri adım atılması ondan mühim ve asla küçümsenecek bir olay değil.

  17. Bazı yazılarınız beni yazmaya kışkırtıyor. Ne kadar kaçmak istesem de yakalanıyorum. Galiba günlerden pazar ve beni sobelediniz. Oysa ki son iki üç yazınızda daha hızlı koştuğum için olsa gerek, beni elinizden kaçırdınız Fehmi Bey. Yazılarınızda Godayva’yı yoldan geçiriyorsunuz, ama hiç kimse de kör olmuyor. Yani işin doğasında bir problem var gibi. Nasıl diyeyim bilmem ki; FETÖ için adak diliyorsunuz, adağınızı kesmeye yanaşmıyorsunuz. Mağlup takımdaki bir oyuncunun maç sonuna doğru oyundan alınması duygusuyla yaşıyorsunuz/yazıyorsunuz.

    Yayınladığınız fotoğraf karesinde yıllarca siz de oldunuz. En canlı/kanlı/gündemli haberleri yıllarca buralardan yazarak bugünlere geldiniz. Bugün de başkaları, yarın daha başkaları vs. başbakanların, cumhurbaşkanların gezilerine katılacaklar, birlikte yolculuk edecekler. İşin doğası bu.

    Çocuk yaşta evlendirilenler konusunu sulandırmaktan öte bulandırdık galiba. Birilerini bulanık suda balık avlama merakı sarmış gibi duruyor. Kadını pazarlayan, onun etinden sütünden faydalanan hatta onun tüketim alışkanlıklarını doğru okuyarak tüketimin kölesi haline dönüştüren bir dünyayı unutarak sadece defakto bir duruma karşı başı sonu belirli bir çözüm üretilmesi teşebbüsüne karşı çıkartılan fırtınayı samimi bulmuyorum. Konunun meclise gece yarısı, yangından mal kaçırır gibi getirilmesi, kamuoyunu zamanında ve doğru bilgilendirilmemesi bence daha öncelikli bir sorundur. Tartışılan, gündemdeki konu; zaten süreci bitmiş bir konudur. Ne olacak karıkoca olmuş ama evlenememiş, üstelik biri hapisteyken diğeri sefalet içinde kaderini yaşaması bizleri mutlu edecek. Bence konuya yasalarla değil, sosyolojik zemini içerisinde etraflıca ele almak gereklidir. Ama görüyorum ki bu konu da tıpkı diğer bir çok konuda olduğu gibi ucuz reel politik söylemlere indirgenerek, üzerinden başka siyasi hesapların görülmesi için bir fırsata dönüştürülmüştür. Konu önemlidir ancak sizin söyleminiz de Fehmi Bey, bu durumdan fazlasıyla nasibini almıştır. Hazır konu gündeme geldi, daha fazla çocuk gelinlerimiz olmaması adına hepimizin el birliğiyle bunu doğru zeminde tartışmamız öncelikle sorumluluğumuzdur. Sanırım bundan kaçıyoruz. Neden? İktidar hırsımızdan.

    Ülke bir cenderede. Sanırım bu konuda herkes hemfikir. Öyleyse eleştiri konuları ve eleştiri yöntemlerimiz bu hassasiyeti içermelidir. Bunca yıldır ülke bağısız bir sömürge olarak yoluna devam etmiş, en değerli varlığı gençliğini, yetişmiş insanını FETÖ üzerinden kurban vermiş bir ülkede yaşıyorsunuz. İyi insanların iyi niyetlerle yaptığı yardımlar bile bu ülkenin geleceğinde bir tehdide dönüşmüştür. Konuşmamız gereken fare kapanındaki Türkiye’nin bir yandan kendisine sunulanı yerken, değer yandan kapana yakalanmadan orada yaşama deneyimine sahip olmasıdır. Yıllarca içine tıkıldığımız fanusta Truman’ı oynadık. Fanustaki özgürlüğümüz bizleri bir yere götürmüyor Sayın Koru. Fanusu kanıksadık burada yaşamak kolay geliyor, konforunu bozmaya kimse yanaşmıyor. Tanzimat’tan beri yönümüzü çevirdiğimiz batı, bizi hiç kendinden saymadı. Ama sizi de kendinden saymadı Fehmi Bey… (Gulbenkian Komisyonu) O nedenle farklı arayışları değerli buluyorum. Satranç tahtasında hamle yapmamızın bir zorunluluk olduğunu düşünüyorum. İçinden geçtiğimiz süreç, kendini gerçekleştiren bir kehanete dönüşmek üzere.

    Falan filan…

    Hanım beni kahvaltıya çağırıyor… Fehmi Bey sabah kahvaltısı iyi gelir.

    • Kaliteli yazılar da çelişkisiz olmuyor. “Ülke bir cenderede” tesbitinden sonra, ayni yazının, “içinden geçtiğimiz süreç, kendini gerçekleştiren bir kehanete dönüşmek üzere.” hükmü de acaba kehanet mi?..

      “Tecavüzcüsüne aşık olma”, fantezisine benzer, tecavüzcüsüne mahkum olmayı getirecek olan “başı-sonu belli bir süreç” ifadesi de gerçekçi değil.Çünkü: Dini, sosyo-ekonomik ve kültürel bağlamda sakıncalı olduğu uzmanların açıklamalarıyle baştan eleştirilen meclis gece baskını harekatının sonucunun neler getireceği üç aşağı-beş yukarı belli gibi.. Herhalde, geçirebilirlerse, bu hatayı küçük siyasi hesaplarla nasıl yaptık diye vicdan azabı duymaları kuvvetle muhtemeldir.

    • Bu yorum mukemmel olmus .

      Su ana kadar okudugum kose yazilari ve yorumlar da dahil cok tarafsiz 100 uzerinden 200 verilebilecek yazi.
      Hukumetin, tc devletinin soylem ve usul problemi , kendini anlatabbilme problemi var

      Her ne kadar bu yazdida ve bir oncekinde asagidaki ifadenizde katilmiyor olsamda diger butun yazilar icin katilmamak hainlik olur benim acindan
      Buyuzden yayinlanmayan tonlarca yorumum var

      “”””Godayva’yı yoldan geçiriyorsunuz, ama hiç kimse de kör olmuyor. Yani işin doğasında bir problem var gibi. Nasıl diyeyim bilmem ki; FETÖ için adak diliyorsunuz, adağınızı kesmeye yanaşmıyorsunuz. Mağlup takımdaki bir oyuncunun maç sonuna doğru oyundan alınması duygusuyla yaşıyorsunuz/yazıyorsunuz”””
      Bir kosede kesinlikle siz acabilirsiniz.

  18. Hamid Mir’in Fetö ile bağlantısı var mı, yok mu? iyi bir araştırmak lazım. Zira Fetö yabancılara bu tür lafları ettirmekte pek mahirdir.

    Tutuklu gazetecilerin çetelesini tutan uluslar arası kuruluşlar ideolojik takılırlar. Dertleri basın özgürlüğü falan değildir. Örneğin bizim ülkemizde islamcı gazeteciler tutuklandığında umurlarında bile olmaz; çetele falan da tutmazlar.

    Öte yandan ABD’de CİA’nin faaliyetlerini izleyen,TIR’larında,uçaklarında ne taşıdıklarını deşifre etmekle görevli gazeteciler var mıdır? Varsa içeride midir, dışarıda mıdır, yoksa
    ebedî istirahatgahında mıdır? Geçmişteki faaliyetlerini kastetmiyorum, güncel çalışmalarını deşifre eden gazeteciler var mıdır? diyorum.

    • ABD’de, Almanya’da, Fransa’da, İngiltere’de El-kaide ve diğer terör örgütleri namına gazetecilik yapmak için hiç kimse ortaya çıkamaz. Dolayısı ile içeri atılan gazeteci de olmaz. Terör örgütleri namına gazetecilik yapmak, gazete çikarmak, gazete yonetmek ve içeri atılmak bize mahsus bir durumdur.

      Son zamanlarda içeride olanlar ya PKK ile ya FETO ile iltisakli.

      Bizde gerçek gazeteciler eskiden 163. maddeden dolayı içeri atılırdı. Son zamanlarda da Fetö kumpasından dolayı içeri atılanlar oldu. Mesela Mehmet Ali Tekin. O’na uydurma Selam- Tevhidden ceza veren hakimler de içeride, O da içeride.

  19. Nedense…
    Epey erken kalktım…
    Kabus gibi bir rüya görmesem de!..
    Aman, yaşadığımız hayat kabusa dönüşmesin…
    Ya da yaşadığımız dünya güzeli ülkeme bir şeyler olmasın…
    Ben hem BOSNALI hem de KOSOVALIyım ya; ne demek istediğimi anlayıverin…
    Biraz açayım…
    Bosna ve Kosova’da yaşananlar…
    Sonrasında, şimdilerde SURİYE başta komşu ülkelerde yaşananlar…
    Suudi Arabistan’da yıllarca yaşadığım için Arapları ve bölge ülkelerini kendimce iyi bilirim!..
    Balkan Muhaciri olarak, Babamın bizi getirdiği Ana Vatanımız Türkiye’nin kıymetini de -bence- başkalarından daha iyi bilirim ve bu konuda yazacaklarım pek çoktur ama BOSNA VE KOSOVA SAVAŞLARI döneminde yeterince yazıp konuştuğum için şimdi yazmaya gerek yoktur!
    *
    Evet…
    Epey erken (sabah ezanından çok önce) kalktım ve günlük çalışmalarıma başladım…
    Günlük olarak yazmam gerekenleri yazdım, göndereceklerimi gönderdim…
    Bu arada günlük okumalarımı da ihmal etmedim ama Fehmi Koru’nun yazısına geç ulaşabildim…
    Fehmi’nin yazısı her zamanki gibi yine çok aktüel, çok güncel; yazdığı her şeyi iyi fehmettiğimi zannediyorum…
    Teşhisler güzel…
    Kendisine tavsiyem; tedavi reçetelerine de daha fazla yönelmesi ve de odaklanması…
    *
    Nasıl ve nereden diye soranlara; mesela, şuradan ve şöyle diyebilirim…
    Bu günkü okumalarımdan ve Fehmi’nin yazdıkları ile de örtüşen birkaç yazı var ama birinin bir bölümü daha dikkat çekici ve de çarpıcı…
    Şöyle:
    “- Sermaye çatışması var, Sermaye kaybetmedi. Olağanüstü hal uygulanması ile büyük saldırı hazırlığını yapıyor. Türkiye şimdilik oyuna gelmiş görünüyor. Sermaye mağlup olacaktır. Bunda kuşku yoktur. Bu arada AK Parti sağlam çıkacak mı orası belli değil, Türkiye ikinci İstiklal Savaşı’nı yapmak zorunda kalacak mı orası belli değildir.
    AK Parti;
    a) Olağanüstü hal uygulamasını durdurmalıdır.
    b) Dışarda hazırlanıp AK Parti’li kılığına sokulan anayasa tadilatı aceleye getirilmemelidir.
    c) Sermaye’nin oyununa gelmemek FETÖ’ya yapılan saldırıdan vazgeçmelidir. Askeri hakimlerden oluşan yargı ile yargılanıp suçluları onlar bulup asmalıdırlar.
    d) Komşu devletlerin iç işlerine karışılmamalıdır. Irak, Suriye ve Sisi aleyhindeki politikadan da vazgeçilmelidir.”
    *
    Yazının tamamını da okumanızı tavsiye ederim:
    http://www.akevler.org/AdilDuzenDergisi/388/3165/Trump-ve-Turkiye
    *
    Yazarın bu haftaki şu iki makalesi de tamamlayıcı metinler olabilir:
    http://www.akevler.org/AkevlerMakaleler/7064/SonEk/0/Suleyman-Karagulle/ABD-Baskanlik-Secimi
    http://www.akevler.org/AkevlerMakaleler/7063/SonEk/0/Suleyman-Karagulle/Yeni-Bir-Dunya-Icin-Yapilmasi-Gerekenler

  20. Bu sözü de pek bir yerde aramayın bende bunu bir büyüğümden duyardım. ” İnersin deli gönül inersin attan iner eşeğe binersin, eşekten iner yaya gidersin.” Bu söz koskoca Avrupa Birliği hedefinden, şangay beşlisi olarak anılan prensibi, düsturu belli olmayan bir acaip için lobi yapmaya kadar varır. Prensip ve düstur neden önemlidir çünkü kuralsızlığı kural edinen ülkeleri disiplinize eder. Şahısları değil kurumsallığı, beyanatları değil kabul görmüş ulusal, uluslararası mutabakatları kendine yol haritası yapar. Büyük ülke olma hayalindeki her ülkenin vatandaşına basit bir soru sorsanız şangay beşlisine üye ülkelerden birinin başkentinde yaşamak mı? istersiniz yoksa Solingen, Duisburg, Leverkusen gibi Avrupa Birliği’nin güçlü Almanya’sının saydığım şehirlerinde mi? Sorunun cevabı basittir. Sokaklarımızda yaşamaya mahkum zavallı mülteciler bile bunu bilmektedir. Şu günlerde Avrupa’dan dönen bir tanıdık Almanya’da mültecilerin yavaş fakat emin bir şekilde nasıl iskan edilip ev, sosyal güvenlik, çocuklara okul, dil eğitimi gibi önemli ihtiyaçlarının sırası ile ikmal edildiğini anlattı. Almanya’nın aldığı azımsanmayacak sayıda mülteciyi elindeki mülteci yasaları ve uluslararası kurallara göre düzen ve tertip içinde, ulusal tepki ve muhalefete rağmen yapabilmesi ülkenin tabi olduğu disiplinli kurallar manzumesinin harfiyen uygulanabilmesi kabiliyetine bağlıdır. Bu kabiliyet şahısların mahareti veya belagatı ile artmaz veya azalmaz. Alman yasaları kendi normlarında ”El Hakku ya’lu vela yu’la” diyebilmektedir.

    • Sayın Sebilürreşad,

      Almanya‘ da uzun zamandır yaşayan birisi olarak yazınız için bir örnek vermek istiyorum. Demokrasinin yerleştiği bir ülkede yaşam güvenceli ve kolay. Burada 40 yıldan fazla bir zamandır mesleğimin yanısıra tercüman olarak çalışırım. Yaşadığım çevrede resmi kurumlar önemli bir konuyu Almancası yeterli olmayan bir aileyle konuşacakları zaman tercüman çağırırlar. Bu ailelerde eşlerden birisi çok iyi Almanca bilse bile çok zaman tercüman çağrılır. Aile ile okul sorunları, çocuk eğitimi ve ciddi sağlık sorunları konuşulurken, aile içinden birisinin tercümanlığı, tarafsız tercüme edemeyeceği gerekçesi ile arzu edilmez. Almanya’yı övmek için bunları yazmıyorum. Anlattıklarım Almanya’nın her yerinde böyledir demek de istemem ama insana verilen değeri gösteren bir örnek olduğu için yazıyorum.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here