Payitaht dizisini izleyenler ile House of Cards izleyicileri arasındaki fark…

5

Eskisi gibi kitaptan ürken bir millet sayılmayız, artık fikri gıdasını kitaplardan alan gençlerimizin sayısı da az değil; ancak yine de bizleri başka ülkeler vatandaşlarından ayıracak derecede televizyon düşkünlüğümüz var.

Haberleri çoğumuz gün boyu izlediğimiz televizyonlardan alıyoruz, yorumları da TV ekranlarına yansıyan tartışmalardan…

Gazeteler hızla kaybedenler sınıfına kayıyor.

Muhalif kalemler gazetelerde kendilerine yer bulamıyor, bu da internet gazeteciliğini beslemeye yarıyor.

Küçük bir azınlık ama…

Konuyu ilgi alanıma taşıyan.. resmi çevrelerin de açıklamaları ile.. söyleyeceği sözü olan herkesin görüşlerinin artık bilindiği bir konu haline dönüşen.. ‘15 Temmuz darbe girişimi’ üzerine okuduğum son yazılar oldu.

Konuya ilişkin yazıları kaleme alanları televizyonlardaki tercihlerine göre ikiye ayırabildiğimi fark ettim.

Ülkemiz siyasi tarihinin kaydettiği en hain müdahalelerin ilk sıralarında yer alan 15 Temmuz darbe girişimi ile ilgili resmi tezi hiç tereddütsüz kabul edenlerimiz büyük çoğunluğu teşkil ediyor; ancak anlatılanlara kuşkuyla yaklaşanlar da var işte.

Şimdi o gecenin davalarının duruşmaları da başladı, ‘sanık’ sıfatı taşıyanların, hiç değilse bazılarının, kafa karıştırıcı ifadeleri de konuya hafif tertip kuşkuyla yaklaşanlar tarafından kendilerine ‘haklılık payı’ çıkarma gerekçesi haline dönüşüyor.

Düşüncesini çok açık ifade edenler de var aramızda, şekere-çukulataya azık ederek sunanlar da…

Yazarları bu sebeple kolayca “Yerli dizi seyircisi” ve “Yabancı diziler ve filmler müdavimi” olarak ikiye ayırabiliyorum.

İlk kategoride yer alanlar, yani darbe girişimini ülkemize yapılmış en büyük ihanetlerden biri olarak gören, konuyla ilgili etkinliklere ellerine bayrağını alarak katılan, tersine bir söz, fikir, açıklama, tereddüt izharı fark ettiklerinde rahatsızlık duyup derhal kulak kabartan geniş kitleler…

Onlarla aynı görüş ve hisleri taşıyan yorumcular…

En geniş kitle bu bölüm.

Diziler ve dizilere yansıyan tarihimiz

Yerli diziler.. sadece tarihe ilişkin olanlar değil.. gönül ilişkilerini anlatanlar bile.. geniş kitlelerimizin duygu ve düşünceleriyle tam bir uyum içerisinde.

Herbirinde tarihimizin makûs talihine ait izler bulmak mümkün; tarihi olanlarda doğrudan, günlük hayattan kesitler sunan dizilerde arka-plan malzemesi olarak…

Tarihimiz Sultan Abdülaziz’in (1876) ve ardından Sultan 2. Abdülhamid’in (1908) tahttan indirildiği türden entrikalarla dolu bir tarih. Dört-beş de askeri müdahale yaşandı Cumhuriyet döneminde…

Son zamanlarda birbiri ardına beyaz cama yansıtılan dizilerde tarihimizin entrikalarla dolu yüzüyle tanışıyor dizi meraklısı kitleler…

Bazılarını izlerken “Aa, ben bu tezle daha önce karşılaşmıştım” diye düşündüğüm oluyordu; sonradan öğrendim, akıcı bir üslupla tarihimizin o kritik dönemlerini romanlaştıran bir yazar, şimdilerde TV dizilerinin ya senaristliğini yapıyormuş, ya da tarih danışmanlığını…

Gazetelerde yazanlar da, bizler hepimiz, hepiniz gibi TV’den uzak duramıyoruz. Bizler de yerli-yabancı diziler ve filmler izliyor ve çoğumuz bunun için yine televizyonlardan medet umuyoruz.

Aramızda yerli dizi meraklıları çok, birazcık da olsa yabancı dizi ve film düşkünleri de çıkıyor aramızdan…

İşte 15 Temmuz ile ilgili anlatıyı bütünüyle benimsemekte zorlananlar, o yabancı dizi ve film düşkünleri arasından çıkıyor gibime geliyor.

Yabancı dizi ve filmler kafa karıştırıyor

Bu sonuca varmama bir film ile bir dizi sebep oldu.

 

 

Filmin adı ‘London Has Fallen’ (Bizde ‘Kodadı Londra’ ismiyle gösterildi). Dizi ise, Netflix yapımı, beşinci sezonuna şu günlerde erişilen ‘House of Cards’ (‘Kartondan Ev’).

Londra’da geçen 2016 yapımı film aniden hayatını kaybeden İngiltere başbakanının cenaze töreni için ülkeye gelen dünya liderlerine karşı girişilen kanlı bir müdahaleyi anlatıyor. Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı bir siyasi ortamı yansıtıyor film.

Dizi ise bir başka âlem. Son (5.) sezon, ikinci kez yeniden seçilme ve eşini de başkan yardımcısı olarak seçtirme derdindeki ABD Başkanı Frank Underwood ve çevresinin etrafında geçiyor.

Entrikası bol bir dizi, ama çevrildiği ülkenin tarihinde bizde yaşandığına benzer müdahaleler bulunmadığı için, anlattıkları izleyende farklı sonuçlar doğurmaya yol açıyor.

‘House of Cards’ dizisinin beş sezonunu birbiri ardına izleyenler.. siyasilerin anlatımına güvenmez hale gelir..

Güncel sorunumuz da bu noktada başlıyor sanıyorum: O kadar çok sayıda kanal ve o kanalları bizlere iletme iddialı değişik platform var ki ülkemizde; bir yandan çok sayıda yerli dizinin biri bitip yenisi başlıyor, bir yandan da dünyanın bir yerlerinde gösterime giren yabancı diziler televizyonlarımızda kendilerine ekran bulabiliyor.

Bu durum, yabancı dizilere meraklı olan ve yerli dizilere ilgi göstermeyenler ile yerli dizi düşkünlerimizin güncel olaylara verdiği tepkileri de etkiliyor…

Bana böyle geliyor hiç değilse.

ΩΩΩΩ

5 YORUMLAR

  1. Bu yazı biraz “çobanın oyu ile profesörün oyu” eşit mi tartışmasına benziyor. Bu benzetmeyi yapınca da Çobanın oyu yerini “yerli dizi izleyenlerin görüşüne” profesörün oyu ise yabancı dizi izleyenlerin görüşüne karşılık geliyor.

    Bu arada dün Ertuğrul ÖZKÖK’ün Hürriyette “Kontrollü şekilde 6 saat öne mi alındı” şeklindeki yazısını okuduğumda söz konusu makalesinin bir bölümünde; “…BANA göre en vahim kısım, Genelkurmay Başkanı’nın gönderdiği mektubun sonuç bölümünde…
    MİT ve Genelkurmay bu darbe ihbarını nasıl değerlendiriyor?

    İşte akıllara durgunluk veren cevabı:

    “Kanaatimce, alınan bu tedbirlerden dolayıdır ki, hainler paniğe kapılarak, daha sonra sanık ifadelerinden öğrendiğimize göre geç saatlerde yapmayı (saat 03.00) planladıkları işi öne almak suretiyle erkenden ifşa olmuşlardır.” şeklinde ifade ettiğini gördüm.

    Bunun üzerine makalesine; “yazıda beliritlen “akıl” dan kasıtın 411 el kaosa kalktı diyen akıl o “akıl” mı diye bir soru sorarak yorum bölümüne yazdım. Yazımın yorum bölümünde yayınlanması uygun görülmedi

    Aslında 15 temmuz darbesinin değerlendirilmesi ile ilgili güzel bir konuya değinmişsiniz. 15 Temmuz darbesini maddi deliller üzerinden değerlendirmek yerine yargıda bürokraside üst görevlerde bulunmuş ülkenin en okumuş insanları hapiste gerekçelerine sığınarak 15 Temmuz darbesi ile ilgili değerlendirme yapılamaz. Maddi deliller üzerinden değerlendirme yapılması gerekir. Sonuç olarak 15 temmuz darbesi ile ilgili kontrollü darbe şeklinde kendilerince farklı görüş ileri sürmelerinin nedeni yerli ya da yabancı dizi seyretmelerinden kaynaklanmıyor. Kimlerin maddi deliller üzerinden değerlendirme yapmaktan kaçındığını görmek isterseniz 15 temmuz darbesini kendi uydurdukları nedenlere sığınarak kontrollü darbe iddiası ile açıklamaya çalıştıklarını görürsünüz.

  2. İstanbul’un fethedilmesi, Amerika’nın keşfi ile insanlık bundan 500 sene önce tarım döneminden sanayi dönemine geçmeye başladı. Ekonomi makineleşti. Uluslararası ticaret ekonomiye hakim oldu. Ticaretten başka bir iş yapmayı bilmeyen Yahudiler, ekonomiye hakim oldular. Keşfettikleri karşılıksız para ile de fiilen dünyada bir Sermaye devletini kurdular. İlme, dine, siyasete ve ekonomiye hakim oldukları gibi sanatı da hizmetlerine aldılar.
    Sermaye, bir taraftan siyaseti akıl almaz oyunlarla oynamakta, adeta gerçek hayatla halkın bildikleri arasında uçurumlar oluşmaktadır. 15 Temmuz darbesini yapanlar başka, 15 Temmuz darbesinin faturasını ödeyenler başkadır. 15 Temmuz darbesinden Gülen’in ve bazı bağlılarının elbette haberi vardı. Ancak 15 Temmuz’u planlayan ve yönetenler Gülenci değildi. İçlerine katılanlar da zaten şimdi yakalanmış değildir.
    Sermaye bir taşla iki kuş vurmuştur. Bir taraftan Türkiye’de menfur hareketi yapmış, darbe yapanları korumuş; diğer taraftan samimi Müslümanları hapishaneye doldurmuş, Tük halkını AK Parti’den soğutmuştur. Bu entrikaları oynarken diğer taraftan bunları da dizilerle ifşa ederek halk ile yönetimlerin arasını açmakta, devletin güvenlik gücünü yıpratarak terörü ve savaşı körüklemektedir.
    Yani diziler, kendi oyunlarını ifşa eden Sermaye’nin eseridir.
    Halk zamanla bu oyunları öğrendikçe oyunlar etkisini kaybetmeye başlamıştır. Halk semt kooperatifleri olarak örgütlendikçe bu oyunların sonu gelmiş olacaktır. Kooperatiflere de saldırabilirler. O zaman adi ortaklıklar şeklinde benzer faaliyete devam ederiz. Mağlup olacaklar ve cehennemde haşr olacaklardır.

  3. Bence dizilerin insanlari etkilemesinden daha cok insanlar kendi dusuncelerine uyan dizileri seyrediyor. Ayni sey haberleri takip etmek acisindan da gecerli, ki bu da “tarafli medyayi” gunumuzde cok etkili yapiyor. Sadece Turkiye icin ve belli bir gorusu destekleyen medya icin soylemiyorum, her yerde boyle bu. Insanlar zaten inanmak istedikleri seyleri “haber” diye okuyor.

  4. Benim durumum iki gruba da girmiyor. Televizyon izlemiyorum gibi bir şey. Televizyonda siyasilerin nutuklarını dinlemem,açık oturumlardaki havanda su
    dövme seansları ile vakit öldürmem.
    Yerli ve yabancı dizileri seyretmem.Film
    kültürüm sıfıra yakın.

    Bir gazeteyi bizzat alarak her dönemde okudum.Tercüman, Yenidevir, Zaman, Yenişafak gibi gazetelerden birini. Şimdi de birini
    alıyorum .İnternetten olayları izliyorum.

    15 Temmuz’un ne denli bir hainlik olduğunun
    farkındayım.Kimlerin bu işin içinde olduğu
    konusunda da hiç tereddütüm yok.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here