Planlama mükemmel olsa da tarihimiz bizi dikkatli olmaya zorluyor

8

Suriye topraklarındaki Afrin’den kaynaklanan ve Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden unsurlara karşı başlatılan ‘Zeytin Dalı Operasyonu’nun dördüncü gününü geride bırakırken, ortaya çıkan tabloda en dikkat çekici yön şu: Türkiye’de karar alma mekanizması içerisinde yer alanlar operasyonu en ince ayrıntılarına kadar ve iyi planlamışlar…

Diplomasi boyutu.. askeri opsiyonlar.. muhalefetin ikna edilmesi.. medyayla ilişkiler.. kamuoyu desteği…

Bugüne kadar başarıyla sürdü operasyon.

Neredeyse ‘mükemmel’ denilecek bir başarıyla…

Her savaşın öngörülemeyen, planlamaları şaşırtan yönleri mutlaka bulunur; ‘Zeytin Dalı’nın da öyle bir yönü/yönleri olduysa bile şimdiye kadar hiç fark edilmedi.

Yine de dikkatle olmakta yarar var.

Savaşın kendisi riskli alandır

Türkiye bu sınır-dışı müdahaleyle birlikte kendisini riskli alana sokmuş, ülkemize karşı olumsuz hesaplar içerisinde bulunanların, operasyonu başarısız kılmayı dert edineceklerin oldu-bittilerini de davet etmiş oldu.

O türden hesaplar içerisinde bulunanların gücünü küçümsememek gerekiyor.

Konuyu ele alışımın sebebi, operasyon öncesinde başlayıp bugüne kadar hem bazı siyasilerin hem de konuyu sütunlarında işleyen, televizyon ekranlarında yorumlayan kanaat önderlerinin üsluplarıdır.

Yedi düvele karşı verilen bir mücadelede, taraf olanların önlemeye çalışan iradelerine rağmen girişilen bir operasyon olduğu söyleniyor ‘Zeytin Dalı’nın…

Destekleri devşirilen ülkeler yanında müdahaleye ters bakan, olumsuz karşılayan, bir an önce bitirilmesini isteyen ülkeler ve yerel güçler isim isim sayılıyor.

İsimler sıradan değil, çeşitli melanetleri yapabilecek güçte isimler…

Hiç kuşkusuz onların varlığı ve hesapları da operasyon öncesinde yapılan ayrıntılı planlamalar içerisinde değerlendirilmiştir.

Ancak unutulmaması gereken bir nokta da, risklerin söz konusu olduğu savaş gibi doğal akışın dışındaki ortamların, her ayrıntısı ne kadar inceden planlanmış olursa olsun, farklı yönlere doğru evrilebilme istidadıdır.

Taraflardan birinin sonunda mutlaka yenildiği ortamlardır savaşlar. Yenilen taraf da, tıpkı yenen taraf gibi, yenilmeyeceği ve sonunda galip geleceği beklentisiyle savaşa girer. Sonunda bir taraf diğerine üstün gelir ama…

Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı’yı kendisinin başlatmadığı bir karmaşanın içerisine sokan yönetici kadro, herhalde, savaşın sonunda imparatorluğun dağılmasına da yol açacak bir yenilgi yaşanacağını öngörmemişlerdi. Öngörebilselerdi, o savaştan uzak dururlardı.

Tarih ne diyor?

Kaldı ki, ‘Zeytin Dalı’ zengin savaşlar tarihimizden bildiğimiz türden nizami bir savaş da değil.

Çok önceleri (20 Ekim 2016 tarihinde) burada ‘Savaşlar hep biz kaybedelim diye çıkar’ başlıklı bir yazıda, imparatorluğun sonunu getiren Birinci Dünya Savaşı dolayımında ülkede yaşananları ele almıştım.

O yazıdan bir bölümü buraya da aktarayım:

“Savaş sırasında Osmanlı ve Rus gazetelerinin tutumlarını inceleyen Muğla Üniversitesi’nden Doç. Tuncay Öğün, Balkan Savaşı’ndan yeni çıkmış bir ülkenin yorgun halkının, 1914’te, savaş fikrine hazır olmadığını vurgular (“History Studies” Dergisi 2013, 5/6):

‘Seferberlik beyannameleri 2 Ağustos’ta sokaklara asıldığında, İttihat ve Terakki’nin gayr-ı resmi yayın organı olan Tanin gazetesi bile, bu seferberliğin öncekilerden farklı olarak savunma amaçlı olduğunu belirtmek zorunda kalmış, savaşa katılmanın kimsenin aklına gelmediğini yazmıştı.’


Basınımız, o günlerde, Türkleri Avrupa’dan kovarak İslam âlemini zillet altında yaşatmak isteyen Avrupa devletlerinin birbirlerini yemeye başlamasından memnuniyet duymaktaymış…

İş daha sonra değişir. Basına ‘sansür’ uygulanmaya başlanır ve muhalif seslerin kısıldığı özgür olmayan ortamda yalnızca hükümetin tek yanlı propagandası yayınlara yansır. Alman istihbaratı da basın manipülasyonu için devreye girer. Tabii basını besleyen parasıyla…

Yavuz ve Midilli zırhlılarının Karadeniz’de Rus hedeflerini dövmesi İstanbul’da pek çok yetkili için sürpriz olsa bile, eldeki belgelere göre, Ruslar böyle bir saldırıyı beklemekteydi. Tuncay Öğün, ‘Rus basını Türk filosunun harekete geçmeye hazırlandığını haftalar öncesinden yazmaya başlamıştı’ diyor.

Osmanlı basını bayram havasına girer. ‘Rus gemilerinin batırıldığına ve limanlarının vurulduğuna dair yapılan açıklama Türk basınında sevinç ve mutluluk yarattı’ diye yazıyor Öğün.

Tanin, ‘Eski sevgililerimiz zafer ve nusret yine bizimle’ der; İzmir’de çıkan Ahenk, ‘Osmanlı bahriyesinin kahredici kuvveti’nden, Yunus Nadi de ‘cihad-ı ekber’den söz eder.

Coşkulu mitingler izler bu haberleri…”

Yazımı “Böyle girdiğimiz savaşın sonu malum: Osmanlı İmparatorluğu yıkıldı” cümlesiyle bitirmiştim.

Elbette her savaş illa bizim yenilgimizle son erecekmiş gibi bir kural yok; ancak yine de ‘yedi düvele karşı’ verilen mücadele üslubu, hayli zengin edebiyatı bulunan ‘makus talihimiz’ konusunu bana yeniden hatırlattı.

Dikkatli olunmasında yarar var.

ΩΩΩΩ

8 YORUMLAR

  1. Ne güzel yazıyorsunuz, yorumlar da harika.
    Yazının bitişi iğneyi sokuyor.
    Nur da bu işin üstadı
    Artık politikaya soyunmanızın zamanı geldi üstad.

  2. Tüm İslam alemi ile birlikte ülkemizde de en büyük sorunlarından birisi kelimeler ve kavramların çarpıtılmasıdır. Şu veya bu kişiler kendi çıkarları, menfaatleri için veya hükümranlıklarını devam ettirmek ve yapılan yanlışlıkları güya meşru zemine oturtmuş görünmek ve çıkabilecek haklı itirazları daha doğmadan boğmak için bunu sürekli yapıyorlar. Düşüncelerin şekillendiği taşıyıcı sütunları olan kelime ve kavramları kendi çıkarı, menfaati uğruna çarpıtanlar toplumda da algı operasyonu nu gerçekleştirmiş oluyorlar. Tabii doğal olarak insanların düşünceleri olaylara bakışları da etkilenmiş oluyor.Sonra sen istediğin kadar debelen gerçek şudur diye dinleyen anlayan olmuyor. Hatta ithamlar bile başlayabiliyor.Gelişen tüm olayları bu çerçeveyi de göz önüne alarak değerlendirmemiz gerektiğine inanıyorum.İslamda din adamı tabiri yoktur.O halde hepimiz dinimizin adamı olacağız ki,aldatan ve aldanan olmayalım.

  3. Talihimiz niye makus olsun. Yüzyıllar süren şanlı tarihimiz var ancak büyüklük kimse için kalıcı değildir bekası yoktur. Büyür küçülür sonra yine büyürsünüz. Bu Allahın dini için dahi böyledir. Müslümanlar 10 yıl kadar ağır şartlar altında yaşadılar sonra nice azlar çoklara galebe çalar hükmü zahir oldu. Şimdi yine ağır şartlar var. elbette müslümanların bu şartlara yaptığı katkıları görmezden geliyor değilim ama bu dahi oyunun kurallarındandır…
    Rabbin işlerine akıl sır ermez. Bugün izzet verdiğini yarın zelil eder, zelil olanı izzetlendirir. Kader sırrını bilen azdır. 3 olaya bakıp makus talih nitelemesi en hafifinden gereksizdir….

  4. Avrupa tarihinde feodal beylerin zayıflaması ile krallıklar güçlenmiştir. Onlar da burjuva sınıfının ortaya çıkması ile etkilerini kaybetmişlerdir. Protestanlığın yayılması da etkili olmuştur. Krallar, öncesinde Papa’nın onay ve takdisine ihtiyaç duyuyorlardı. Protestanlık ile ülkelerin kendi kiliseleri oluşmaya başlamıştır. Kralların kilise boyunduruğundan çıkması merkezi idareyi güçlendirmiştir. Bu sefer de Sermaye imparatorluk yapılarını tasfiye etmek istemiş ve bu, Birinci Cihan Savaşı ile büyük ölçüde başarılmıştır. Bugün yaşayan monarşiler göstermelik hale gelmişlerdir. Müstemlekeci imparatorluklar görünürde ortadan kalkmıştır, oysa bu devletlerin etki ve sömürüsü hala devam etmektedir. Bu arada dünya kapitalizm ve sosyalizm kıskacına alınarak ikili sistem ile yönetilmeye çalışılmıştır. İkinci Cihan Savaşı bu dizaynı mümkün kılmış saflar belirlenmiştir. Türkiye’de de bu süreçte devletçilik denemeleri yapılmıştır.
    Osmanlı İmparatorluğu Birinci Cihan Savaşı sonunda yıkılmıştır. İkinci Cihan Savaşından sonra soğuk savaş başlamış ve iki kutuplu bir dünya ortaya çıkmıştır. Şimdi Suriye’de Sermaye ile etkin devletler karşı karşıya gelmiş durumdalar. Etkin devletler terörü sonlandırmak, Sermaye üçüncü cihan savaşını başlatmak istiyor. ABD’de Cumhuriyetçiler ve Demokratlar anlaşır gibi oldular. Birinci ve İkinci Cihan Savaşlarından çok farklı bir tablo var bugün. İnşallah Sermaye planında başarılı olamayacak, dünyayı savaşa sürükleyemeyecek.

  5. Fehmi Bey, bu savaşın başlangıcı ve gidişatı çok değişik, normal de değil.
    Sanki fırtına öncesi sessizliğe benziyor.
    Batılı devletlerin Türkiye’nin yanında yer alması ne inandırıcı ne de güven verici.
    İngilizler Türkiye haklı diyor.Hayret.Diğer Avrupa ülkeleri de onlardan farklı değil. Birden bire iki gün öncesine kadar kavga ettikleri Türkiye gitti, dost Türkiye geldi. ABD’ye ne demeli, bir dedikleri diğerinin tersi oluyor. İçeride de milletin aklı ile alay edercesine birilerini göklere çıkariyorlar.
    Şu an sosyal medyada da itirazlar ve rahatsızlıklar başladı Türk bayraklari eşliğinde şu yazılar paylaşılıyor”Úlkemize ileriye dönük bir tehlike olarak gõrdük ve Afrine girdik, bu bir milli meseledir fakat görüyoruz ki, iktidar bunu tamamen bir reklama ve bir seçim yatırımı olarak kullanmaya başladı”
    Daha buna benzer bir çok yazılar paylaşılıyor.
    İnşallah yanılan bizler oluruz, ama bu gidişat pek iyi bir yol değil.Bizdeki basına basın denilir mi bilmem ama. onlar da tek koro halinde iltifat edeceğiz diye GAZİLİK anlamını bile kitabına uydurmak için komik hallere baş vuruyorlar.

  6. Meğer ülkemizde ne çok dış politika uzmanı, askeri stratejist ve tarihçi biliminsanı varmış.Zeytindalı hepsine ekmek teknesi oldu.

    Üstadımız da kendisini bu akıma kapılmaktan imtina edemiyor.

    Ne demeli, ağır ol da molla desinler!

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here