Seçimde muhalefet kazanırsa bu bir beka sorunu mudur? Öyle deniyor da…

66

AK Parti sözcüsü Mahir Ünal çıktığı televizyon programlarında, anketlere dayanarak, kendilerinin MHP ile oluşturduğu ‘Cumhur İttifakı’nın fazla zorlanmadan seçimi alacağını, cumhurbaşkanlığı seçiminde de Tayyip Erdoğan‘ın ilk turda seçileceğini her fırsatta ve ısrarla tekrarlıyor.

Mahir Ünal en son “AK Parti olarak 46-48, Cumhurbaşkanlığında da 54-56 bandındayız” dedi. Kamuoyu yoklamalarında verilen oranların iki üstü, iki altı olabiliyormuş da, onun için böyle iki farklı oranlı olarak söylüyormuş

Buradan çıkarmamız gereken sonuç şu: AK Parti bugün seçim olsa en az yüzde 46, Cumhurbaşkanı Erdoğan da en az yüzde 54 oy alacak; alınan oyların hatta yüzde 48 ve yüzde 56 olması bile mümkün…

Olabilir mi? Bu oranları yanlışlayan güvenilir bir araştırma kurumunun raporu henüz elime geçmemiş olduğu için “Hayır olamaz, doğrusu şudur” diyebilecek durumda değilim. Ortalıkta dolaşan ve Mahir Ünal‘ın oranlarından çok farklı araştırmalar var, ancak onların ne kadar güvenilir olduklarından emin değilim.

[Bir önceki anketi gazetelerde de kendisine yer bulan bir kuruluşun bendeki yeni anketine göre, sözgelimi, bu pazar seçim olsa, Cumhur İttifakı (43.9) ile Millet İttifakı’nın (43.7) oyları birbirine yakın çıkacak; Tayyip Erdoğan’ın alabileceği oy da yüzde 42.2 ve bu rakamların ikisi de kararsızlar dağıtıldıktan sonra… Yapan kuruluş ne kadar güvenilir, bilemiyorum.]

Tek bildiğim, AK Parti adına meydanlarda konuşan, yazılarıyla destek verenlerin muhtemel sonuçlardan hiç de Mahir Ünal kadar emin olmadıklarını düşündüren yaklaşımlarıdır. Sonuçtan pek emin görünmüyorlar.

Kulaklarımı tırmalayan sözcük

Fakat zaten bu yazının konusu seçimlerde kimin ne kadar oy alacağı değil. İktidar partisinin bu seçimlerde ağırlıklı olarak kullandığı bir söylem kulaklarımda çınlayıp duruyor ve doğrusunu söylemem gerekirse beni müthiş rahatsız ediyor.

‘Beka’ söylemi.

Denilen sizin de kulaklarınızda olmalı. “Bu seçim ülkemiz açısından çok kritik bir seçim” diye söze başlıyor ve iktidar partisinin karşısına çıkan siyasi partileri, adayına rakip olan siyasileri uluslararası bir cephenin elemanları olarak gördüklerini belli ediyorlar. Sandıktan kendileri çıkmaz ise, bunun ülkenin bekasını tehdit edecek bir sonuç olacağını ileri sürüyorlar.

Ülke ve devlet o durumda elden gitmiş ve kaybetmiş olacak…

Bu hissiyatı karşılamak üzere kullanılan sözcük de ‘beka’

Hafızam 1950 öncesine kadar gitmiyor; ben o yılda doğduğum için ve ilk hatırladığım seçim ancak 1957 seçimi olduğu için…

Yapılan hiçbir seçimde ‘beka’ sözcüğü veya onu anlamamıza yarayacak bir başka sözcüğün partiler tarafından kullandığını hatırlamıyorum.

Genellikle o sözcük ve türevleri siyasilere güvenmeyen kesimler ve siyaset-dışı odakların kullandığı bir malzeme olmuştur. Ne hikmetse, o çevreler, sözcüğü genellikle AK Parti ve öncülü olan partilerin iktidara gelmesi söz konusu olduğunda kullanmışlardır.

Demokrasilere uygun düşen bir sözcük değildir ‘beka’ sözcüğü…

Nedeni de belli: Demokrasilerde partiler birbirleriyle halkın oyunu alabilmek için yarış halindedirler. Partiler arasında görüş farklılığı olması doğaldır. Hatta CHP’den DP’nin çıkması ve sonrasında sistemde yer alan başka partilerden de vaktiyle onların içerisinde bulunmuş siyasilerden kendilerini farklılaşmış hissedenlerin yeni partiler çatısı altında buluşması gibi durumlar da söz konusu olabilmektedir.

Bir parti iktidara gelir, ülkeyi bir süreliğine yönetir; bir süre sonra millet ondan bıkar ve bir başkasını denemek ister, bir bakmışsınız iktidarlar değişivermiş…

Halkın oylarıyla doğurduğu sonuç her zaman en mükemmel olmayabilir; ama zaten Churchill de demokrasinin ‘kötüler arasında en az kötü’ bir sistem olduğunu söylememiş miydi?

Kim veya hangi parti bekamızı tehdit eder?

İyi yönetilmediği için demokratik bir ülkenin battığı, yani ‘bekasının tehdit altına düştüğü’ görülmemiştir; demokrasilerde halk yanlışını bir sonraki seçimde düzeltir zaten…

Sözün kısası şu: 24 Haziran’da seçim iktidarın değişmesini getirecekse, bu, ülke için bir ‘beka’ sorunu teşkil etmeyecektir.

Hem söyleyin bakalım ülkeyi ‘beka’ sorunu ile karşı karşıya kim/ler getirecek?

CHP devleti kuran partiydi, o mu? CHP’nin başında en son bürokratik görevi devlette genel müdürlük olan Kemal Kılıçdaroğlu mu? Ya da Refahyol döneminde içişleri bakanlığı koltuğunda oturmuş Meral Akşener mi? Yoksa AK Parti’nin kurucu kadrosunun vaktiyle içinde yer aldıkları siyasi hareketin günümüzdeki temsilcisi Saadet Partisi ve uzun yıllar birlikte siyaset yaptıkları Temel Karamollaoğlu mu?

Hangisi ve neden?

En başta söyledim: Bir aydan daha az bir süre kalmış olan seçimlerde sandıktan nasıl bir sonuç çıkabileceğine dair elimde araştırmaya dayalı bir veri yok; henüz yok. AK Parti sözcüsü “Biz ilerideyiz” diyor ve onu yalanlamak için de bir sebep görmüyorum.

Zaten o yüzden de, kampanyada ağırlıklı olarak kullanıma sokulmuş ‘beka’ sözcüğünün bu seçimlerde yeri olmadığına inanıyorum.

Bırakalım da, insanlar, herhangi bir korkuya kapılmadan, kendilerini baskı altında hissetmeden kanaatlerini oluştursun ve sandık başına gittiklerinde de gönüllerine göre oylarını kullansınlar.

Demokratik olan budur ve böyle olmayan ortamlar demokrasilerde ‘beka’ sözcüğünü akla getirir.

ΩΩΩΩ

66 YORUMLAR

  1. “Biz gidersek irtica gelir” gibi sözleri vaktiyle duymuş olan bir nesil olduğumuzdan “beka” ile ilgili sarfedilen sözler bizim için pek bir önem atfetmiyor.

  2. Sn C.B. İstanbul için “Bu mübarek beldenin üzerinde dalga dalga yayılan ezanların dinmesine asla müsaade etmeyeceğiz” demiş. Bu milletin ezanların dinmemesi için böyle nutuklara ihtiyacı yok, eğitime teknolojiye, gelişmeye ihtiyacı var. Din-iman ezan konusunun kullanılması egitimi az olan %55gibi bir oy potansiyelini kaybetmeğe tahammulü olmadığını gösteriyor. Ne yazıkki ülkenin kaderini kolay gaza gelen hep bu eğitimsiz kesim tayin ediyor. Ana muhalefet bu kesimi uyandırmalı, ancak bunu yapabilecek yapıya sahip değil. Dindarlaşmaları gerekiyor, etkin siyaset için dindar olmağa değer mi yani (!!). Temel reis çizgi filmlerdeki gibi olsa ıspanak yer, durumu kolayca değiştirebilir, ama siyasetçiler arasında en ihtiyarı da o…. Yaş ortalaması en yüksek siyasetçiler Türkiye’de. Bir Sehattin Demirtaş var ama o da yeterince güven veremedi. Yeni Selahattin Demirtaş’lar lazım.

  3. Muhalefet kazanırsa neden beka sorunu olsun ki?Muhalefet partilerinde ki milletvekillerinide Türkiye Vatandaşları seçiyor.Tam tersine denenmiş sürekli aldanıp af dileyim günahları bağışlanan kazanırsa Türkiye iyiye gitmez ama yinede beka sorunu olmaz yeşil alan sorunu olur,adalet sorunu olur,bi liraya yapılacak iş on liraya yaptırıldığı için milletin fatura sorunu olur,zar zor aldığımız dairenin olduğu site arazisi rant yaparsa yandaş müteahitlerin ucuza kapama sorunu olur,yaşlı kadınlara ait arazilerin önce yapı yaptırılmayıp ucuza tanıdık birisine sattırılıp sonra belediye meclisinde tekrar imara açtırılıp indiragandi yapılması gibi sorunlar olabilir,belediyenin 5 milyon maliyetle yaptığı iş bilmem kimin mahalleden komşusu diye 15 milyona komşuya verme sorunu olur problem değil su faturalarına 2-3 liralık bi takviyeyle çözülür…Allah Devlete Zeval Vermesin

    • Hamza bey Padişah ferman, SARAY fetvacılarıda o fermana dini kílıfa büründürmek için fetva veriyorlar.
      AKP de ikiside mavcüt tam kadro durmak yok hukuku bitirinceye kadar yola devam.
      Kendilerine lazım olduğu zamanda mahsunluk silahına sarilir işlerini hallederler.
      şimdiye kafar yaptıklar gibi.

  4. didem hanım, yeterince keskin zekanız varken konuları birbirine karıştırıp çorba yapmanızı anlıyamıyorum. burda ben cemaatin yaptığını savunan hiçkimseyi görmedim. “cemaatte pek iyi değil” demenizin mantığı var mı?
    İsterseniz sıradan gidelim: 1: akp cemaatle birlikte pis işler yaptı. ülkeyi pay pay etti. sonra da cemaatle arası açıldı. Öyleyse öncelikle ülkeyi pay pay ettiği için,yaptığı pis işler için ve cemaati kollayıp gözettiği için hesap vermeli.
    2: cematte akp ile birlikte ülkeyi pay pay etti. ülkede pekçok pis iş yaptı. uyduruk mahkemeler kurdu. o mahkemelerin hakimi cemaat, savcısı da akp oldu. bu nedenle cemaat de yaptıkları pislikler nedeniyle hesap vermeli.
    3: hesap verme, özellikle suç unsuru olan konular için, bağımsız mahkemeler tarafından olur. bağımsız mahkemeler kişileri hukuk ilkelerine göre yargılar ve eğer suçları varsa, işledikleri suçların niteliklerine uygun cezalandırmalar yapar. (burda suç ve suçludan bahsediyorum. buna cemaat de, akpli yöneticiler de, hediye saat kullananlar da dahildir. hiçbir ayrımı yoktur.) gönlünüz rahatlasın biraz daha yargılanabileceklerin listesini genişleteyim: chpli de, tkpli de, hdpli de olsa, hatta ortayolcu da olsa, dönek de olsa, yağcı da olsa, 15 vakit namaz kılan da 5 vakit namaz kılan da olsa, yani herkim olursa olsun, yasalarca açıkca suç olarak nitelenmiş fiilleri işleyenlerin yargılanır, yargılanmalı.
    4: Mahkemeler yargılar derken, (hukuk devleti demiyorum) en kötü ihtimalle yasa devleti olan ülkelerde olması gereken asgari hukuk kuralları vardır. a) Hiçkimse önceden yasalarca açıkca belirlenmeyen suçlar nedeniyle yargılanamaz. b) kişilere verilecek cezalar da yasalarla belirlenir. c) hiçkimse masum olduğunu ispat etmek zorunda değildir. iddia makamı kişinin suçunu ispatla yükümlüdür. d) kişiler, suçları mahkemece sabit görülene kadar masumdur e) cezalar suçun niteliğine uygun olmalıdır. F: (BUNU BÜYÜK HARF YAPTIM) çünkü böyle bir açıklama normal bir ülkede hiçkimsenin aklına gelmez ama bizde normal oldu. kişilerin mahkemeler tarafından nasıl yargılanacağı ve nasıl suçlu bulunacağı da hukukun ilkelerine göre yasalarla belirlenmiştir.
    tek tek anlatmak zorunda kaldığıma inanamıyorum.en basit insan hakları,en basit ahlak bunlar. fakat tek tek anlatayım.
    kumpas davalarının savcısı olanlar da kumpas davalarında yer alanlar da bağımsız mahkemeler tarafından yargılanmıyorlar. yolsuzluk yapanlar da, paraları sıfırlanyanlar da, fetöye yasadışı şekilde ülke imkanlarını verenler de yargılanmıyorlar. açıkca yasalarda suç olduğu belirtilen ve bağımsız herhangi bir mahkeme tarafından yapılacak, hukukun teme ilkelerine uygun olarak yürütülecek soruşturma ve yargılama sonucu ağır cezalar almaları gereken hiçkimse yargılanmıyor.
    Peki kim yargılanıyor. kanunla açıkca para yatırmanın suç olduğunun belirtilmediği, tam tersine akpnin kollayıp, teşvik ettiği, hatta kamu kurumlarının parasının yasalara aykırı şekilde tutulduğu bankasyada hesabı olan sıradan insanlar yargılanıyor. nasıl yargılandığını da açıklatmayın bana. çok ayıp olacak.
    kimler yargılanıyor. yasalarca üye olmanın suç olarak belirtilmediği, tam tersine yasal olarak varlığı kabul edilen ve yine akp tarafından, diğer sendikalara karşı kollanıp kayırılan sendikalara üye olan sıradan insanlar yargılanıyor. nasıl yargılandıklarını gene sormayın.
    Kimler yargılanıyor: yasalarca suç eğitim almanın suç sayılmadığı ve hatta akp tarafından kollanıp gözetilen ve o dönem yasal kuruluşlar olan dersanelere çocuklarını gönderenler yargılanıyor. Nasıl yargılandıklarını sormayın. çok ayıp olur.
    Kimler yargılanıyor: yasal olarak faaliyet gösteren ve yasalarca abone olmanın ve satın almanın, okumanın suç sayılmadığı ve hatta akpnin, yine yasal yetkilerini aşarak destek verdiği zaman gazetesine abone olanlar veya gazete alanlar yargılanıyor. Nasıl yargılandığını sormayın. ayıp oluyor,.
    Diyelim ki, “daha önce suç olarak kanunda açıkca yazılmasa bile fetöcüler darbe girişiminde bulundu bu nedenle hepsini asmak lazım”. böylesine akıl, mantık, din ve ahlak dışı bir kuralı kabul edelim. ona göre dersaneye çocuğunu gönderenleri, zaman gazetesi abonelerini, bankasyaya para yatıranları, sendikaya üye olanları kısaca bu hain örgüte bir şekilde bulaşanları, bunlar suç olmasa bile yargılayalım, cezalandıralım. İyli ama o zaman bozdağ niye yok, reis niye yok, akp yönetiminin çoğunluğu niye yok, akp yandaşlarının çoğunluğu niye yok. onlar da aynı suç olmayan suçları işledikleri gibi, bunların birçoğu da aslında sınav sorularını çalmak, çalınmasına yardım ve yataklık etmek, suçu gizlemek gibi gerçekte yasalarca suç olan fiilleri de işlemiş kişiler. namus, din, iman, ahlak, vicdan bunların da yargılanmasını istemez mi?
    Garabet burda bitmiyor. bir de yargılananlar içinde, çocuğunu bu dersanelere göndermemiş, bunların sendikalarına üye olmamış, bank asyaya para yatırmamış, zaman gazetesi abonesi olmamış, hatta tam tersine bunlar tarafından her türlü zülme uğramış insanlar da yargılanıyor.
    Garabet bununla da bitmiyor. Yargılama olmadan insanlar cezalandırılıyor. Yani suç olmayan fiilleri suç sayan ve hukukun en temel kurallarını hiçe sayan mahkemelerin kararları bile beklenmeden insanlar cezalandırılıyor.
    Hangi insanlar, fetöcüler mi, fetöye destek verenler mi, fetö taraftarları mı? bu kıstasın herkese işlemediğini yukarda söylemiştim. zaten söylemeye de gerek yok. açık olan şeyler.
    Şimdi neyi savunuyorsunuz? siz de benim ve herkesin anlıyacağı şekilde tek tek anlatın lütfen. çünkü o kadar açık gerçeklere rağmen yapılanları savunmanızı ANLIYAMIYORUM.

    • Bende anlayamiyordum ama simdi anliyorum. Bu yapilanlar magdur olanlardan cok adeletsizligi gormek istemeyenlerin imtihani oldu . Rabbim hem bu dunyada hem ahirette hesabini sorsun.HAKKIMI HELAL ETMIYORUM

    • önce neden anlayamayacağını demeyeyim de anlaşamayacağımızı açıklayayım.

      sorunların karşısında duymak istediğin tek bir cevap, bakmak istediğin tek bir bakış açısı var, benim görüşüm oraya oturmadığında durumu anlamamak olarak tanımlıyorsun. geçenlerde bernar bey cevabımı önyargısız okumaya çalıştığını söylemişti katılmamış ama anlamaya çalışmıştı, senden de aynısını beklerim.

      sonuçta ben eğer desem ki iktidar masum, başka türlü davranmak ellerinde değildi o zaman adil yaklaşmış olmamakla suçlardın ben öyle diyor muyum, daha bir önceki günün yorumunda akp ye herkesin memnun olduğu zamanda ilişkileri nedeniyle yakın durmadığımı yazmıştım, okumuyorsan başka. öncelikle bu örgüt benim anladığım açıdan bir istihbarat yapılanması öyleyse akp geldiğinde bile devlete ne ölçüde sızdıkları hakkında fikrimiz yok, Bülent bey yorumunda bunu kastediyordu.
      akp kurulduğunda da örgütten isimler içine sızdı iktidara geldiğinde de kucağında buldu ve ne istedinizde vermedik noktasına kadar işler yarı kontrol de yarı kontrolden çıkarak ilerledi diye düşünüyorum tabii bir güç çatışması vakti kaçınılmaz olarak geldi ve bu saçmalığın arkası 15 temmuz oldu. şimdi benim derdim yanlışları hem örgütün hem iktidarın yanyana koymaktır. ama yorumunun başına burada cemaati savunan kimse görmedim dersen buradan sonra ya ilerleyemeyiz değil mi? hedefe kilitlenmiş füze gibi ” akp kötü ”diyenler dışında yorumlardan bir şey anlamadığın sonucu çıkartırım sen de anlamıyorum diyorsun zaten…doğal olarak. polemik istemediğim için de onlarca yorumu al- oku demeyeceğim. yazdıklarının içinde doğru olanlar kadar yanlış olanlar da var ama ana mesele de anlaşamamışsak bunları tartışmanın faydası nerde??? konuyu adil ortaya koymadıktan sonra adil yargılanmayı tartışmak boşa kürek çekmek olur. milyonlarca insan çocuğunu o dersanelere yollamış kaçı içerde??? masum insanların da içeri atılmasını sağlayan mekanizmaları kuran kim , masum insanların telefonlarına sızan yazılımları hazırlayan kim. masum insanların isimlerini veren itirafçılar kim ??? akp nin yanlışlarıyla beraber bunları da konuşalım diyorum yanlış mı diyorum??? ilerleyeceksek her şeyi açık yürekle ortaya koyalım sonra birbirimizin oyuna saygı gösterelim.
      akp ye oy verenlere sesleniyorsun da senin daha iyi seçeneklerin mi var?
      gidip isveçte oy kullanmayacağına göre eli mahkum bizim başarısız-pısırık muhalefete oy vereceksin. geçmişte önüne geleni asan, darbelere ortam hazırlayan, hak hukuk bırakmayan, vesayeti kuran, bürokrasiyi tutan, bugünse girdiği her seçimi geçmişten gelen yüküyle beraber kaybeden ama bunu başarı bulan, oturduğu yerden bile muhalefet edemeyen, kendi iç tartışmaları nedeniyle bırak iş üretmeyi söz bile üretemeyen, partiler üstü konularda bile bir çizgi tutturamayan muhalefete oy vereceksin de bu durumda kime sesleniyorsun. doları bir tl yapacağım diyor sen de alıyor musun. Amerikalılar beni aradı diyor sen de bu mesajı normal buluyor musun. o zaman senin oyun benim oyumdan daha iyi bir yere mi gidiyor sanıyorsun, bizler ehveni şer seçmenleriyiz, sadece derecelendirmemiz farklı, o da olacak o kadar…
      selamlar

  5. ******
    …….
    Tokyo için bu rakam, yüzdelerden üç buçuk,
    Kırk milyon kişi birden, sıkışmış çoluk çocuk!

    Yani, onlar da bizden, birkaç kat daha keriz,
    Biz bir boş yer buldukmu, hemen bina dikeriz!

    Yeşil manen kutsal da, dindar bunlar, bihaber,
    Bu DiNi bir görevdir, yeşile bürünmeli heryer!

    Başka ne beklenir ki? hep ezberci müslüman!
    Üçyüz danışman varmış, yahu utanıyor insan!

    Bakar-körler sakarlar, birbirini tamamlar!
    Millet artık soruyor, yahu ne yapar bunlar?

    Şimdi duydum ki vaad, «millet parkı» yapmakmış,
    Bu defa aldatmayacak, sözünde duracakmış !

    Nereden bilecegiz ki, bu yeni bir çalım mı?
    Kuran’a el basmış olsa, bilmem inanalım mı?
    ……
    *******

  6. *******
    …….
    İstanbul büyükşehir! Türkiye’nin gözdesi,
    Acep ne kadar büyük, yeşil alan yüzdesi?

    Meraklı turşucuyum, şuna bakayım dedim,
    Rakamları alıp ta, gözüne sokayım dedim:

    Yüzde birbuçuk rakam! Yahu ne minnacık,
    Bizim İstanbul işleri, işte bu kadar kaçık !

    Yüzde otuzsekiz bu, Londra’ya bakarsak,
    Yani, bizler uyanık, onlar bizden çok salak!

    Çok akıllıyız biz, yandaş-mandaş rant için.
    Bu arsızlığın sebebi, hiç olabilir mi DiN ?!

    Viyana desen acayip, yeşillik yüzde elli,
    Rant’a verilen önem, bakın ne kadar belli!

    Yahu bir şehrin yarısı, nasıl bırakılır boş?
    Onlar birer zırdeliyse, bize göre hava hoş!
    ……
    *******

  7. 1950’lerin otoriter-bürokratik devlet zihniyetinin temsilcisi CHP, yıllardır özgürlük, demokrasi ve adalet bayrağını sallandırır. Halkımız bunun sahte bir hamaset olduğunu bilir, bu partiden uzak durur. Yıllardır, dindar-muhafazakar çoğunluğu temsil eden partiler iktidara gelirler. İktidara halkın adalete, özgürlüğe, iyi bir yaşam standardına duyduğu açlık ve özlem dolayısıyla gelebildiklerini iyi bildikleri için, il dönemlerinde iyi şeyler yaparlar, sonra, çürür ve halkın değil yarattıkları yeni zengin elitlerin partisi olarak devam ederler yola. Nasıl ilkel CHP zihniyeti halkı cezbedebilmek için adalet ve demokrasi türü hamasete sarılıyorsa, bunlar da vıcık vıcık, pespaye bir din ve milliyetçilik hamasetine sarılırlar. Bu dinsel ve milliyetçi hamaset, her sağ iktidarın gidişinin habercisidir. Ortada beka sorunu falan filan yok. Kaçınılmaz yazgısına doğru yol alan çürümüş bir sağ parti var. . .

  8. Bülent bey ve didem hanım benim dikkat çekmek istediğim bu olanların kime fatura edildiği yani adalet ve hukuk sisteminin doğru işletilmesi,fetö borsası tarzı oluşumların varlığı, siyasi gücü olanın korunması, kendi tabirleri ile ibadet tabakasının cezalandırılması ihanet tabakasının yurt dışına çıkmasına göz yumulmasi. Ayrıca ben 16 yil boyunca oyumu AKP ye verdim. Radikal bir şekilde destekledim. Ama inancım gereği yanlışları görmezden gelemem. Çünkü yaradan bizlere de bunun hesabını soracaktır.

  9. Fehmı bey harıkalar diyarındamısın ? 2 yıl önce 15 temmuzda ülke uçurumun kenarından döndü, ne çabuk unutuyoruz.Sosyal medyada FETÖ,PKK-DHKPC TWETLERİ ONA KATLAMIŞ diktatör algısı oluşturmaya çalışıyorlar.910 km lik güney sınırımıza pkk +abd ordusu yığınak yapmış devlet kuruyor,40 yıllık gladyo B
    henüz kökü kazınmadı heran fırsat kolluyor.YIKIM ekibi büyük altyapı yatırımlarını iptal edeceğini kendi
    itiraf ediyor.Meralin ilk işi genel af çikarmak olacaktır.
    Allah fırsat vermesin CHP ye Gürsel Tekin ilk işimiz medyaya el koymak olacak dedi.
    Birakın 5 yılı 6 ayda ülkeyi talan ederler .Moğoltay 3500 CHP li hakım savcı aldığını itiraf etmedimi?
    Anadoluda bir deyim vardır.”İtin kuyruğunu kırk yil kalıba koymuşlar, kırk yıl sonra yine eğri çıkmış”
    Daha seçim ortamında bile kırk yalan İNCE Erdoğana AK parti kuruluşu için FETÖ den icazet aldın dedi
    Erdoğan isbatlamazsan müfterisin diyerek dava açti.
    Karamallaoğlu ise Sivasa hızlı tren gelmesine karşi olduğunu belirterek ahmaklık ta öne geçiyor
    16 temmuzda başbakan olamayan meralin emre uslu tweter mesajları ortada.
    Mesele ERDOĞANI başkan yaptırmak değil anlamadınmı?
    100 yıllık hesabın kapanarak tam bağimsiz TÜRKİYENİN başlangıcı !!!!!

    • Her şeyi iddia edin, ama şu millilik, milliyetçilik safsatalarını bir kenara bırakın artık. Sadece Avrasya Tuneli’ndeki soygunculuk yeter milletin parasını nasıl har vurup harman savurduğunuzu. Alın size temcit pilavı gibi tekrarlayıp durduğunuz Avrasya Tuneli’nin verileri:

      Tunelin işletme süresini 24 yıl için, dolar üzerinden ödemeli olmak üzere günde 68.000 araç geçeceği varsayımı üzerinden verdiniz. Tunelden günde ortalama 37.700 araç geçiyor. Ama siz, sözleşmede güvence verdiğiniz için, aradaki bu dehşet farkı bizim cebimizden alıyor, dolar olarak yabancı yatırımcıların kasasına koyuyorsunuz.

      Dua edin halkımız rakamlardan hesaplardan anlamıyor. Dua edin bütün medyayı kendinize bağladınız ve gerçekler konuşulamıyor. Bereket versin insanlarımız akıl yoksunu, müsrif politikalarınızın sonuçlarını yoksullaşma ve adaletsizlik olarak yaşadığı için artık bu hamasetin ardında gizlenmek istenenleri seziyor. Bu halk AK Parti’yi ya 24 Haziran seçimlerinde kıl payı oy farkıyla iktidardan gönderecek, ya da bunu izleyen ilk seçimde tıpkı eski düzen partileri gibi toptan sandığa gömecek.

      • Ulaştırma bakanının araç geçişleri ile ilgili aşağıdaki açıklamalarına göre bu geçişlerle ilgili değerlendirmeyi herkes kendi yapabilir. Tek bir günlük geçiş sayısının bir önemi yok. Bu ülkede yapılan her yol-köprü vb yatırım her zaman hesap edilenden daha kısa zamanda düşünülenden fazla kullanılmış ve kısa zamanda yetmez hale gelmiştir.
        Ulaştırma Bakanı Ahmet Arslan: Bu tip projelerde hedeflenen rakama 3 yıl içinde ulaşılır. İlk yıl çıkan rakamlar fizibilite çalışmalarında belirlenen rakamlarla uyumlu… Bağlantı yolları tamamlanacak, kullanıcı alışkanlıkları değişecek ve o rakamlara ulaşılacak.bir yılda geçen araç sayısı 365’e bölünecek ve garanti kapsamında ödenecek ücret, çıkan rakam üzerinden belirlenecek. Örneğin 2017 yılının hesabı 2018’in ilk çeyreğinde yapılacak. Yani “bir gün garanti rakamından az araç geçti şirkete ödeme yapılacak, diğer gün garanti edilenden fazla geçti şirketin kar hanesine yazılacak” gibi bir durum olmayacak.

  10. muharrem ince kurufasulye tarifi yapmış. milli ve yerli kurufasulye. yandaşlar bugün bu tarife göre yerli ve milli kuru fasulye yapıp yerler artık. pardon pilavı da varmış. bir de reisin ne kadar milli olduğunu ispat eden başka şeyler de söylemiş. onlardan da yandaşları mahrum etmeyim diye onları da buraya alıyorum.
    “İlk kez bir yemek tarifi yapacağım Trabzon’da. Kuru fasulye pilav tarifi yapacağım size. 2 su bardağı Çin kuru fasulyesi alacaksınız, yanına 2 kaşık Tunus zeytinyağı koyacaksınız, yanına 1 adet İran soğanı, 1 kaşık Ukrayna salçası katacaksınız, 3 bardak Amerikan pirinci olacak, bunları da Rus doğalgazında ısıtacaksınız, bu arada da Fransız düdüklü tenceresini kullanacaksınız. E Peki Ak Parti’ye oy veren kardeşlerime sesleniyorum. Bunlar doğru biliyor musunuz? Fasulye Çin’den, saman Bulgaristan’dan. Etsiz kuru fasulye yaptık, pardon. 300 gram da Sırbistan eti katacaksınız. Etli fasulye olacak.

    -Erdoğan yerli, milli; sanki biz yabancıyız. Ama soru tek, AK Partili kardeşlerime sesleniyorum. Vicdanınıza soracağım. Saraydaki mermerler Afyon mermeri mi, Hindistan mermeri mi? Yerliysen Afyon mermeri kullanman lazım. Hindistan’dan mı getirdin mermerleri, Afyon’dan mı?”

      • siz bir yerli ve milli kuru ve pilav yapın. ondan da vazgeçtim, ineğinize yerli ve milli saman verin, yem verin. sonra tarifi kimin verdiğini sorarsınız. bunları beceremeyip kuru pilav tarifini kimin verdiğini sormnak biraz yüzsüzlük oluyor.

        • Tam tersine, yüz yıldır alfabesinden giyimine aklından düşüncesine nesi varsa kendininkini atıp başkasınınkini alan bir toplum, kurufasulyesini de Çinden almış çok anormal değil.

  11. sayın koru, öncelikle akplilerin değerlendirmelerini ülke gerçeğini daha doğru yansıttığını düşünüyorum. Yani bu ülkede beka sorunu var ve bu şeçimler gerçekten de çok önemli.
    Yalnız bu durumun komik bir tarafı var. Ülkeyi beka sorunu olan bir ülke haline getiren akpliler, “biz seçilmezsek ülke batar” diyorlar. ülkeyi batma noktasına getirmiş adamlar “bizi seçmezseniz ülke batar” diyor. iyi de zaten siz ülkeyi batma noktasına getirmişiniz. sizi seçersek ülke batar. onun için bu seçimler çok önemli. bu ülkeyi batma noktasına getirenler tekrar seçilirse, ülke gerçekten de batabilir. zaten dünyanın ünlü ekonomistlerinden bir tanesi, türkiyenin iflasa gittiğini söylemişti.
    Bağnazlık ve herşeyi bildiğini zannetmenin bedeli olarak dolar 4,90 tlye geldi. sonra 300 puanlık faiz artışı. o da yetmedi yine mb politika faizini sadeleştirme ile birlikte yeni rakamlar ortaya çıktı. daha önce %13.5 olan geç likidite faizi (ki merkez bankası genellikle piyasayı bu faizden fonluyordu) şimdi %19.5 oranına çıkarıldı. gerçekte piyasanın hangi faizden fonlanacağı,yani gerçek faiz artışı ise uygulama ile ortaya çıkacak. ancak bağnazlık nedeniyle 50 puan artışı yapmayanlar en az 300 puanlık (en az artış bu, gerçek oran uygulamada ortaya çıkacak) artış yaparak, dünyada reel olarak en fazla faiz ödeyen ikinci ülke konumuna getirdiler ülkeyi. şu an arjantinden sonra reel olarak en yüksek faizi veren ülke türkiye.
    Eğer bu ülkede bir “dış güç” varsa bu kesinlikle akp. Eğer bu ülkede bir faiz lobisi varsa, bu da kesinlikle akp.
    bu nedenle bu faiz lobisinden ve dış güçlerin oyunundan kurtulmak için, ülkeyi batmaktan kurtarmak için kesinlikle akpnin iktidar olmaması gerekiyor. bunların yeteneksizlikleri ve bağnazlıkları, kalifiyesizlikleri yeterince ortaya çıktı.

    • Ha uşagum haklisun daaa…almanya israil amerikal avusturya hollanda belçika suriye suudi arabistan bae pkk fetullacı terör örgütü chp ip sp hadep da sizun söylediginiz cibu soyliyur.
      haçan fvrdur sizun pi pildiginuz daaaa

      • onlar ne söylüyorlar anlamadım? Ülkede beka sorunu vardır mı diyorlar?
        iyi de akpliler de aynı şeyi söylüyor. akpliler de beka sorunu var diyor. ne olacak şimdi? nasıl bir mantığın var, kafan nasıl çalışıyor anlamak mümkün değil. Suudiler de Allah diyor,sen de Allah diyorsun. o zaman burda da bir yanlışlık olmalı. niye suudilerle aynı şeyi söylüyorsun?
        Olayları değerlendirirken düzgün bir mantık kurmayı dene.

          • sen nasıl düşünmelerini istiyorlarsa öyle düşündüğün için,sana başka birşey anlatamam. Böyle bir mantıkla doğrular belirlenmez. dini referans da bunu söylemez, milli referansda söylemez, mantığın kendisi zaten hiç söylemez. Ben sana yazıyorum, akpliler de beka sorunu var diyor. aynı mantığı niye orda devam ettirmiyorsun. işine geldiği yerde, “şunlar da aynısını söylüyor”, işine gelmediği yerde “çevir başka mantık kuralım”.

  12. Cumhurbaşkanımız, İstanbul için şöyle buyurmuşlar: “Bu mübarek beldenin üzerinde dalga dalga yayılan ezanların dinmesine asla müsaade etmeyeceğiz.” Benim gördüğüm kadarıyla o mübarek beldenin üzerinde dalga dalga yayılan beton gökdelenler. . .

    • İzet bey evet yapmadim. MİLLİ PARTİMİZ OLAN ALDATAN ve KANDİRANLAR PARTİLİ arkadaşlar benim yorumu okuyunca fena halade dindarlaşiyorlar.
      Google’da ne kadar saray fetvacılarının kurduğu yeni parti! (pardon yeni din olacakti) Fetvalari varsa hakaret, küfür ve iftıralar eşliğinde buraya koplie yapıştır
      yapiyorlar.
      Birde bu günlerde yorumculardan bazıları Bernar ve Hamza beylere saray dinini öğretmeye kalkıştılar.
      Hani Hamza bey Muharrem ince gibi Dindar bir ailenin sol görüşlü çocuğu Bernar beyde Sol görüşlu bir aile geleneğinden gelen bir bey efendi.
      Tabi bunlarin ikiside Her söylenene değil,
      Allahu taalanin İnsan oğlunu yer yüzunun halifesi olmak vasıflarına sahip olup melekler gibi gúnahsíz,şeytanlar gibi sevapsız, hayvanlar gibide hiç birinden sorumlu olamama özeliğimiziin, Yani hem sevap hem de günah işleme özeliklerimizi anlatip İnsan oğlunun nasıl bir arada barış içinde yaşaması gerektiğini savuniyorlar.
      Açıkcası İNSANI Tarif ederek bakin sizin reisinizin yaptiği yalnışlar var dört dötluk insan olmaz her insan hata yapar gelin hep birlikte bu hatalara dur diğelim diye diğer ayni düşüncede olan yorumcularla birlikte çaba harciyorlar nafile Reiscile RETOCU diyip başka birşey dedikleri yok.
      Nuh der Peygamber demezler.
      Sonra dinden imandan dem vururarak iftiralar,küfürler,bed dualar, hakaret bela Allahin şeytanlara revagördüğü bütün kúfürlerı kullanmanin yani sıra Onun Adini anarak yapmaları, İnsanı insan olmakdan utandırıyor.
      Heleki Ramazan ayının bereketi ve bir e on sevabi unutturacak kadar ve bu sevaplaride günaha çevirttırecek kadar bir insanin bütün bilerek ve özellikle yaptığı yalnışları savunan larin acaba robotmu olabilir diğe yorum yapmak için 13 saatir düşüniyorum .
      Nasılmı? Ramazanda şeytanlar bağlı olduğu halde İçişleri Bakanı kalkip Akşner, Mollaoğlu ve İncey güya yaptıkları hizmetler için size batiyor derken onu alkışliyanlari kimin motive ettiğini bir türlü bulamadım.Yoksa ruyadamiyim diye biraz daha bekledim ve Ruya olmadığını İzzet beyin benim neden yorum yapmadığm yazısını okuyunca anladım.
      Bir Bakan iki çocuk aralarında tartışsa dahi kullanmaktan hicap duyacaklari bir kelimeyi nasıl kalkip miliyonlarca seçmeni olan vede TC Cumhur Başkani adayları için sarf edebiliyor AMAN ALLAH’IM bizleri kimler yönetiyormuş ve bu tip insanları gerçekten bizlermi seçmişiz?11Ayin sultani Ramazani de taptiklari saltanata alet edecek kadar makam ve para göz insanların şeytanları tabiik bağlanmaz.
      İzzet bey Kafam allak bullak old ve halen kendimd gelemedim.
      Bizim ülkemizin Şeytanlarıni bağlamaya mubarek Ramazan ayının dahi gücu yetmemiş.
      Allaha emanet olun.

      • sizi anlıyorum ama sadece anlıyorum boş ver dicem ama boş veren birisi olmadığınızı biliyorum evet bazı yorumlar can sıkıcı ve bazı yaşananlar kaba saba ama hayat bu diyeceğim siz ince olmaya devam edin iyilikler inceliklerde gizlidir kendinize İYİ bakın

  13. Hamza Akyol Bey’in sorularına, daha önce burada sorduğum, hala yanıt bekleyen sorularımı eklemek isterim:

    Kamu İhale Yasası 16 yıllık iktidar dönemi boyunca tam 186 kere değiştirildi. Şeffaf bir ihale yasası sözü verilmiş olduğu halde yapıldı bu. Yani, yandaş şirketler korunup kollandı. Bunlar olurken iktidarda Kemal Sunal mı vardı? Bu mu sizin ülke yönetimindeki bilginiz ustalığınız?

    16 yıl boyunca 6 kez Milli Eğitim Bakanı değiştirdiğiniz. Eğitim sisteminden sınav sistemine kadar, eğitimle ilintili hemen her şeyi yap boz tahtasına çevirdiniz. Ülkemizin “beka sorunu”nu çözmek, yedi düvele karşı savaş vermek için mi yapıldı bu?

    Zafer Çağlayan, Muammer Güler, Egemen Bağış ve Erdoğan Bayraktar bugün nerededir? Hem AK Parti yönetiminde, hem devlet yönetiminde bu değerli şahsiyetlerin deneyim ve birikimlerinden ne şekilde yararlanıyorsunuz?

    Partiyi birlikte kurmuş olduğu hemen tüm isimlerle, kendi partisinden çıkmış, kendi eliyle başbakanlığa getirdiği isimlerle kavgaya girmiş, her birini birer birer tasfiye etmiş, daha kendi partisini bir arada tutma basiretini gösterememiş bir liderin, bütün Türkiye’yi bir arada tutup birleştireceği iddiasına hangi nedenle inanmamızı istiyorsunuz?

  14. Ekonomi tahsilli Cumhurbaşkanımız, birden çok TV kanalında yayımlanan canlı yayında şöyle buyurmuşlar:
    “Ben ekonomi tahsili gördüm o günden bugüne hocalarımız bize özellikle ‘ekonomi cesaret ister’ derlerdi.” Bunların hepsi gazeteci müsvettesi inanın. Yahu insan sormaz mı: “Sayın Erdoğan, siz ne diyorsunuz? Ne cesareti? Ekonomi yönetimi cesaret değil, akıl ister. Bakın iktisat biliminde yeri olmayan saplantılı cesaretinizin bedelini, 23 günde yüzde 20 yoksullaşarak ödedi halkımız. Şu cesaret dediğiniz şey nedir, bir açıklayın da bilelim.”

    İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunuyum. Tek bir hocanın “Ekonomi cesaret ister. . .” dediğini duymadım. Ekonomi bilgi, analitik düşünce, uzmanlık, profesyonel kadro işidir. Belki sayın Erdoğan borsada para oyunundan, ya da at yarışlarından söz ediyordu o anda, bilemiyorum. Programı izlemedim. Cesaretini, risk alma işini özgürce yaşayabilirler, yeter ki benim ve halkın parası üzerinden olmasın bu. Doğrusu 24 Haziran seçimi ile ülkenin beka sorunu arasında uzaktan yakından ilgisi yok. Ama, birilerinin ekonomide cesaret gösterisi sonucu yerle yeksan olan türk Lirası ile benim kişisel geçim sorunum arasında hayli güçlü bir ilişki var. Yaradan yöneticlere daha az cesaret, daha çok akıl ve sağduyu bahşetsin. . .

  15. Tam tersine bu söylemler ve bu söylemlerin sahipleri bence ülke için beka sorunudur.

    OHAL artık bu ülke için bir beka sorunudur. Ekonomik, siyasi veya hukuksal kronik hale gelmiş sorunların kaynağı OHAL’dir. (Örnek veriyorum, 50 milyon dolar yatırımlı bir üretim tesisi için 1 senedir OHAL’in bitmesini ve normalleşmeyi bekleyen bir yurtdışı yatırımcı en sonunda pes edip fabrikayı Polonya’ya kurma kararı aldı. Türkiye’deki danışmanlığını bir arkadaşım yapıyordu, ki kendisi de AKP’lidir. 2-3 senelik emeğin, lobi faaliyetinin boşa gitmesi sebebiyle yıkıldı adam. Böyle 10 tane örnek sayarım size. OHAL’in ülkeye bir etkisi yok diyenlere duyrulur.)

    Sürekli faiz yükselterek kuru dengede tutmaya çalışmak, yüksek vergi ve faizlerle üreticiyi canından bezer hale getirmek ülke için bir beka sorunudur. Ekonomideki dengesizlik, huzursuzluk, sermaye sahiplerindeki kararsızlık sebebiyle sürekli geriye gidiş ivmesi en başta OHAL ve denetimsizlik nedeniyledir.

    Çok açık ve net ifade edeyim: Ülkeyi kimin yönettiği değil uluslararası sisteme entegrasyon ve rant/talan ekonomisi yerine üretim ekonomisine geçiş önemlidir. Bunun için de ilk şart insanların yatırım yapma heveslerinin ve iştahlarının geri dönmesi için güvenli ortam sağlanmasıdır. Bu da ilk önce ve kesinlikle OHAL’in kaldırılmasıyla mümkündür.

    Bu arada bahsettiğim tedbirler alınsa bile bugünden yarına iyileşme olmaz, ilk 6 ayda kötüye gidiş trendi iyileştirilir, sonrasında kararlı bir şekilde 2003’teki ekonomik ve siyasi program uygulanırsa iyileşme trendine girilir. Son 3 senedeki kayıpların telafisi için en az 5 sene gerekir.

    Aynı tas aynı hamam devam edilecekse, OHAL ve bugünkü keyfi yönetim anlayışı sürdürülecekse en geç 2 sene içinde Türkiye’nin Venezuela benzeri ekonomik olarak çöküşüne ve muhtemelen de bölünmesine hazırlıklı olun. İşin ironik tarafı Türkiye’yi çöküşe ve bölünmeye götüren bu keyfi yönetim anlayışını sahiplerinin “Türkiye bir beka sorunu yaşıyor” diye savunması. Evet, Türkiye bir beka sorunu yaşıyor ama bunu yaşatan bizzat sizsiniz… Şu an tüm haber kaynaklarıyla bu durumu tersi bir şekilde yansıtsanız bile tarih bunun böyle olduğunu yazacak, bunun tarihi ve vicdani sorumluluğunu taşıyacaksınız.

    Ama şunu söyleyeyim, AKP samimi olarak 2002 ideallerine dönerse desteğim yine kendilerinedir. Herşeye rağmen Türkiye için en iyi senaryo bence budur.

  16. BEKA SI İKTİDARA BAĞLİ OLANLARIN İKTİDARDAN DÜŞME DURUMUN DA BEKA SORUNU DOĞACAKTIR DİYE KORKMASI NORMAL DEĞİL Mİ.İKTİRDAN BESLENENLERİN SORUNU.İLERİ TOPLUMLARDA İKTİDARİN DEĞİŞMESİ İKTİDARLA DİREKT ENDİREKT İLİŞKİSİ OLANLARIN BİZİM KADAR ETKİLENMEDİĞİ BİR GERÇEK.HUKUK VE ADELETİN GEÇERLİ OLDUĞU ÜLKELERDE SEÇİM KAYBETMEK BEKA SORUNU OLMAZ.HUKUK VE ADELET YÜRÜTMEMENİN ETKİSİNE NEKADAR GİRERSE SEÇİM KAYBETMEK OKADAR BEKA SORUNU OLUR..

  17. Ağrıdan Genç kardeşimi evvela bir tebrik edeyim. Tüm Partiler yalan üzerine bina edilmiş bir propaganda (baskılı etkileme) çabasında ; tarafsız, nötr bir tebliğ peşinde değil. Bu noktada, son zamanlarda sık kullandığım bir cümleyi burada tekrarlıyorum. ALLAH’tan korkmazlık başka ne türlü olur ? !!. En mühim memleket meselesinde bile. Aslında partileri birbirinden ayırd etmek oldukça zor. Görünüşe bakmayın, hepsi de bir sebze ve yulaf çorbası. “yok birbirimizden farkımız”, diyorlar. Hepsinde de Batılı müstevilerin ve onların bendesi fikirlerin uzantılarını ve fikri hegemonyasını görüyoruz. Halkı, “aldatmadır, aldatma”.
    Ak Partinin dünyalık yaptığı işleri inkar etmek gözleri, aydınlığa kapamak olur. Ne varki, bu yapılanlar hem Hazineye pahalıya mal edilmiştir, hem de EN AZ masum ANADOLU insanım kadar BATILI hegemonistlerin yararına yapılmıştır. Bir tefekkür edin…. . Ama Ak Parti, inancın, halkın, ailenin parçalanması, ahlakın ve namusun, ırzın yırtılması, tiftiklenmesi, yok olması için BATILI DOSTLARIN istediği her türlü KANUNU çıkarmıştır, İslam olsun da, sulandırılmış, ılımlı olsun! Bugün, ahlaksızlık o kadar zirve yapmıştır ki, toplumda “sosyete” denilen, kısmen, daha larj, daha serbest kesim bile yadırgar hale gelmiştir. O kadar ki, bir Üniversite PROFOSÖRÜ, TV.den, açıkça. Üniversitelerin fuhuş yatağı haine geldiğini bangır bangır bağırmıştır, yakın zamanda. Fakat, bu sesi, ne YÖK, ne Başbakanlık, ne de Cumhurbaşkanlığı duyabilmiştir. Demek ki, AB (Avrupa Birliği) ne girebilmenin şartları arasında bu da varmış. Nitekim, AKP’nin M.Vekilliğini yapmış bir arkadaşla Paris’e gittiğimizde, daha günün aydınlık denecek saatlerinde, iki gencin, banliyö (tren) istasyonunda, üst-üste yatarak hareket halinde oldukarına şahit olduk. Avrupa böyle istiyor. Alıcının ahmağı…… demişler.

    Diğer taraftan, Memleketi (Özellikle de GÜney ve Doğu’yu) bir ateş Çemberine çeviren, halkını, Emniyet Mensublarını KASTEN hedef alıp, öldüren ve “BİZ sırtımızı DAĞDAKİLERE DAYADIK”diyecek kadar iman, namus ve insanlık mahrumu bir topluluğa ve sözüm ona C.B. adayına ÖZGÜRLÜK istiyen; İstiklal Harbinin MÜSTEVLİLERİ (sömürgecileri)nce ve nerdeyse – iktidarA talip – tüm MUHALEFET PARTİLERİNCE kendilerine kucak açılan ve hatta lojistik destek verilen bir ortamda “BEKA SORUNU” doğmaz mı ? Bu Partilerde hiç mi vicdan yok, o kadar şehit durduk yerde mi toprağa verildi ? Gene, soruyorum, ALLah’tan korkmazlığın başka türlüsü olur mu? Merhum, masum ve Milli Erbakan’a, onca düşmanlık, kin besleyip; bu HAİNLERE şefkatle bakanları Allah onlarla berber haşretsin ve başlarına onları MUSALLAT kılsın

    Seçim-demokrasi diyerek, MİLLET HAZİNESİNİ – 4 yılda bir yağma ettirenler ve edenler, Hak ve ADALETİ Çiğneyerek, af af diyerek, halka hayvan muamelesi yapıp, yonca ! ikram edegeldiler.
    Demokrasi adı altında bu masum Millete sunulan bu kısır döngü – Ülke yerinde saydırılarak – sürüp, gidiyor. Aslında, iktidqrıyla, muhalefetiyle – çözüm üretmiyen – bu indivüdialist (kendi menfaatine tapan) partililer ve partiler -her 4 yılda bir- ÜLKEYİ “beka sorunu” ! ile karşı karşıya bırakıyor.

    Bizde uygulanan demokrasi KÖTÜnün kötüsüdür. Vicdansız, merhametsiz, adaletsiz, inançsız, ilkesiz… her zaman kazanması gereken kumarcı edasıyla bir demokrasi.
    ” ….. demokratik bir Ülkenin battığı görülmemiştir”, diyor, Koru. Sevsinler seni. Gözünü perde bürürse, göremezsin. İzlanda, Yunanistan, hatta İtalya, Mısır, Suriye, bazı Afrika Ülkeleri. Demokrasi dahi
    sömürülen ülkeler için KRALLIKLAR gibi Batının bir başka ayak oyunudur. Ya o, y o. istersen…

    Yiğit, ağzından, baklayı çıkarıversene :” HADEP” diye de bir parti var ya. Bozuk düzen- karışık takım.
    Batı (halkları) nın TRUVA ATI HADEP diye de bir Parti (BÖLÜCÜ) yok mu ? Niye yutkunuyorsun ? Almanya
    destekli. Batı Destekli ahtapot gibi FETÖ’nün üst kademesi yok mu ?
    ” Bırakalım da insanlar herhangi bir korkuya kapılmadan kendilerini baskı altında hissetmeden
    (hangi SEÇİMDE bu MÜMKÜN olmuş ? ) kanaatlerini oluştursun ve sandık başına gittiklerinde gönüllerine göre oylarını kullansınlar”. 28 Şubat, 12 Eylul, 27 Mayıs neyin nesi idi. ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği)
    – hala Milletin silahına yaslandığını sanarak – hsretini çekiyor. Bu ihtilaller (darbeler), demokrasi hakkında neler söylüyor ?
    A. Menderes’in, N. Erbakan’ın müslüman olmaktan, Milli olmaktan, ” bana ne Amerika’dan ” demekten ve Halkının inancına ve isteklerine göre Kanun çıkarmak ve icraat yapmaktan başka ne suçu vardı ?
    Evet, “demokratik olan budur ve böyle olmıyan ortamlar”, palavra demokrasilerde “BEKA” sorununu akla getirir ve biz Hakiki Müslümanların da aklına GELİYOR. Demokrasi mi, dedin !…
    Bir islami fikir ve teşebbüs (atılım) gördüğünde, HADEP değil, kırmızı görmüş BOĞAdan daha da fazla ÖFKE duyulan (ki şehit olanlar da hep bunlar) bir Ülkede, BEKA sorunu olmaz mı ?

    1950 lerden sonra ve bilhassa da önce, elbette, BEKA sorunu olamazdı. Çünkü devrin Hükumetleri sırtını MİLLET MALI, askerin silahına dayamıştı. Yokluk ve açlık çeken Halkın (ık) diyecek hali yoktu. Diğer taraftan, Vatanı için mücadele eden Millet, Dini İSLAM için topluca canını verdiği bir Harbten yeni çıkmıştı. Topluca, ehl-i sünnet inancına bağlı olduğu için birlik ve beraberlik halinde idi.
    Müstevliler, tank ve topla bu Milleti yıkacakları kanısında olduğu için Şeytani iğva, aldatma ve oyuna getirmeği akla getirmemişti. Harbde bu Milletin Yüreğinin Allah inancı ile topluca attığını görünce, içten yıkmıya ve her türlü bölücülüğe zemin hazırlamıya başladılar. Evvela, Despotlukla Milleti yıldırdılar, 1950 sonrası ise, Demokrasi, siyasi parti diye diye bu Ülkeyi bu hale getrdiler.
    Siyasileri görüyoruz, her seçimde, Millet KESESİnden herşeyi açık artırmıya çıkarıyor, dürüstlüğü ve ahlakı ise, bilakis yerin dibine indiriyorlar. Allah kalblerine ve amel(eylem)lerine göre işlem yapsın.

  18. *******
    Bize en gerekli şey, iman-akıl sentezi,
    Beka sorunu olsa, ya şehidiz ya gazi !

    Beka sorunu diyen, seçimlerde komiktir,
    Kesin tıraşı beyler, sorun ekonomiktir!

    Halkta kafa karışık, seçim arefesinde,
    Güzellikler yarışır, el alem ülkesinde !

    Ey güzellikler güzeli, yeşillikler nerdesin?
    Seni arar beyhude, gözü sende herkesin!

    Betonarmeyle boğduk, öldürdük şehirleri,
    Söküldü yeşillikler, her şehrin ciğerleri !

    Nerdesin ey yeşillik, seni gören cennetlik,
    Yeşil alanın yüzdesi, bugün bizde ibretlik !
    ……..
    *******

  19. Sayın koru bizden daha çok bu ülkede neler olup bittiğini, hangi fırıldakların çevrildiğini, milletin başına hangi çorapların örüldüğünü, hangi kumpasların kurulduğunu biliyorsun ama kişisel kırgınlıklarını ülke çıkarlarının önüne koyuyorsun bu da seni geçmişten beri sevenleri emin ol çok üzüyor.biz sevdiklerimizden şunu bekliyoruz kişisel kırgınlıklarını ülke cıkarlarının önüne koymasınlar.sayın Menderesin, Demirel’in, Erbakanın, Özal’ın şimdide sayın Erdoğan’ın kimlerle(sol zihniyet, yapamazsın, yaptırmayız, şimdide yıkarız ülkemizde yapılan bütün yatırımlara karşı çıkmışlardır) nasıl mücadele ettiklerini en iyi sen bilirsin ama anlamak,yapmak için bilmek yetmiyor inanmak gerekiyor. 91 seçimlerinde ne oldu demirel 5 fazlasını vereceğim dedi iktidar oldu ama 2001 de ülkemiz iflas etti baş örtülülerine Arabistan’a gidin dedi

  20. khklar hapisteki 700 bebek secimde meclis cogunlugu olmazsa
    sokaga cikmaya hazir sivil silahlibgücler ler ler lar lar.

    hala bu ülkede herseyin normal oldugunu iddia edenlere ithaf olunur ler ler lat lar

  21. Muhalefet kazanırsa beka sorunu olmaz;
    sadece 5 yılımızı kaybetmiş oluruz.Tıpkı
    Özal döneminde muhalefetin kazanması ile 90’lı yılları kaybettiğimiz gibi.Ama 5 Yılı kaybetmek de az zarar sayılmaz tabii ki.

    Burada şunu da hatırlatalım ki,12 Haziran
    seçimlerinde Avrupa basınında Türk seçmeninden Ak Parti’ye oy vermemelerini isteyen yazılar çıkmıştı.

    Şu soruyu sormak durumundayım:
    Bu muhalefet mi kazanacak?Güldürmeyin
    adamı Allah aşkına?

    Görüşümü tekrarlayayım:1 Kasımdan bu yana Ak Parti seçmenine partisini bıraktırtacak bir olay yaşamadık.Tam aksine partisine sahip çıkacak olaylar yaşadık.

    Gülen sempatizanlarının Ak Partiye oy vermeyeceğini mi söylüyorsunuz Karagülle hoca gibi?Onlar kaç seçimdir
    Ak Partiye oylarını vermiyorlar zaten.

    Öte yandan Saadet seçmeninin oy pusulasında CHP’nin dahil olduğu bir
    bölüme mühür basması hiç de kolay olmayacaktır.

    Kanaatim odur ki 24 Haziran seçiminin sonuçları buradaki yorumcuları ve Fehmi
    Bey’i sevindirmeyecek.

    • İktidarın değişmesi bir nöbet değişimidir
      dediğimizde yanlış bir şey söylemiş olmayız.Ama iktidarın değişmesi bazan
      telafisi uzun yıllar alan yıkımlara sebep olabilmektedir;etkisi 4 yılla,5 yılla yani iktidarda kalınan süre ile sınırlı kalmamaktadır.

      Refah-Yol iktidarından sonra gelen iktidar değişimi mütedeyyin kesime,yani halkın çoğunluğuna 50 yıllık kazanımlarını kaybettirdi.Şimdi buna ister nöbet değişimi deyin,ister demeyin.Yıkıcı etkisi
      12 Eylül darbesinden fazla oldu.Tabii
      laik kesim bunun farkına bile varmadı.
      Çünkü kendisine bir zararı dokunmadı.

      O dönem imam-hatiplerin başına örülmek istenen çorabın ilk farkına varan Fehmi
      Bey’di.Daha biz yapılmak istenenin tam farkına varmadan O varmıştı.Yazılarında
      bunu görüyorduk.Dolayısı ile kendileri
      iktidar değişikliklerinin (velev ki nöbet değişimi olsun) yerine göre ülkeye çok
      pahalıya mal olabileceğini en iyi bilebilecek olanlarımızdan.

  22. SESSİZ BAŞKANLAR
    Bir hayvan sürüsünün ortasında sürünün lideri bulunur. Başta, sonda, ortada öncüler vardır. Bunlar uygun bir yer görünce oraya giderler. Başkan karar vermez. Sürünün içinde yaşlı, tecrübeli, derin başkan vardır. Başkan ona bakar. Eğer o, öncülerin gittiği tarafa meylederse sürünün başkanı da oraya yönelir ve sürü hep birden oraya gider. Cümlelerimi tekrar okuyunuz; sürü, başkan, öncüler ve derin başkan.
    Bu, her toplulukta böyledir. İstiklal Savaşı’nı Mustafa Kemal değil Mareşal yönetmiştir. Mareşal aktif siyaset yapmamıştır ama onun oyu olmadan da asla hareket edilmemiştir. Milli Görüş’te bu derin başkan Süleyman Arif Emre idi. Akevler’i o tuttuğu için Erbakan Akevler’in görüşlerini değerlendirirdi. AK Parti kurulduğunda derin başkan Akevler kadrosu idi. Gül, Atalay, Arınç, Çiçek bunlar birlikte ne derlerse Erdoğan onu yapıyordu. Onların içinde son söz kimindi bilemiyorum.
    Anadolu halkında her yörenin veya her sosyal grubun bir derin başkanı vardır. Bunlar aktif başkanlık yapmazlar. Halk sonunda onların ağzına bakar. Son on beş günde bunlar karar alırlar ve seçim onların kararına göre biter. Hatta bunlar oyları bölerler, aşiretlere “Siz buna verin, siz ise şuna verin.” derler. Oyun yüzdesini de onlar belirlerler.
    Bunlar karar alırken Ordu’ya bakarlar. Ordu’nun dış siyasetine güvenirler. Dolayısıyla Ordu kimin iktidar olmasını istiyorsa onu desteklerler. Bir de bunlar oya talip olanın dindarlığına bakarlar. Kendileri dindar olmasa bile din düşmanı olan partiye itibar etmezler. Bunların gözettiği başka bir güç ise dış siyasettir. Barışçı siyasetçileri severler. Dördüncü etki ekonomidir. Ekonomiye göre oy son etkidir.
    Bu durumda bu seçimde Erdoğan birinci turda bile seçilebilir. AK Parti sanıyorum, birinci parti bile olamaz. Hatta son iki haftanın içinde sessiz başkanlar bile belirebilir.

  23. “Hem söyleyin bakalım ülkeyi ‘beka’ sorunu ile karşı karşıya kim/ler getirecek?” sorusunu şöyle değiştirip sorayım, “bu zamana kadar kimler ülkeyi yönetiyordu da beka sorunu ortaya çıktı?”.

    Beka, fetih, diriliş, şahlanış gibi kavramlar adeta dizi setlerinden kopya edilerek üzerimize boca ediliyor. Bu dikkatsiz ve özensiz kullanımlar seçim meydanlarında da kullanılıyor.

    Temel Başkanın dediği gibi ” Be heyt adamlar ! seçime gidiyoruz savaşa değil. ” Üsluba dikkat edelim lütfen.

    Gerçi bu naralarla kefen giyenler az değil ama olsun, yinede muvazeneyi kaybetmemekte fayda var.

  24. İnsanlar için en temel ihtiyaç güvenliktir. Tabi bu ihtiyacın karşılanması için en basta ülkenin güvende olmasi gerekiyor 1 kasım secimlerinde beş ayda artan 5 milyon oyda bu sebebten iktidara verilmisti. Hem elle tutulur başka argümanmi kaldı beton rant ekonomisi ülkeyi taşıyamaz hale geldi istikrar diyemezlerdi. demokrasi adalet anlayışı ülke tarihinin diplerinde. Bu arada iktidar sözcüsünü değiştirse iyi olur bana çok antipatik geliyor

  25. Doğru, “beka” sorununu, seçimlerden sonra ülkemize kim yaşatacak, neden?..önümüzdekiseçimlerin yasama gücünü (parlamento) çoğunluğunu elde etmesi muhtemel ve Cumhurbaşkanlık hükumet sistemini -başkanlık sistemini- ülke gündeminden düşürecek muhalefet paritilerinin her biri mi? Yada millet ittifakı mı? Bunu neye dayanarak söylüyorlar veya bunlar, her biri ayrı ayrı yada birlikte, ülkemizi yabancılara (düşmanlarımıza) peşkeş çekecek antlaşmaların altına imza atmış veya seçim sonrasına hazırlamak için etkili ve yetkili adamlarını görüşmeler(!) yapmak üzere yurt dışına mı göndermişler?..var mı böyle bir şey..varsa, hükumet bunun gerğini yerine getirmiyor, neden?
    Cumhurbaşkanı, kanunların ona vermiş olduğu yetkilerini neden kullanmıyor?

    Bu sorulara verilecek cevapları yoksa kocaman, hem de çok kocaman bir yalan söylüyorlar.

    Yok, “bizim dediğimiz onlar değil, dış güçler ve yandaşları olan iç güçlerdir” diyorlarsa, yine gereğini yerine getirmeyip, kanunların onlara vermiş olduğu yetkilerini kullanmıyor ve suç işlemiş oluyorlar. Üstüne, OHAL ile ellerinde (TBMM’ni devre dışı bırakacak kadar) KHK çıkarma gücü olduğu hale.

    Peki, bunu neden yapıyor ve her sıkışıklığı beka sorununa gönderme yaparak anlatmaya çalışıyorlar..kendi sorumluluklarını hatırlamıyor, hatırlatmıyorlar?

    Biz (seçmenler-vatandaşlar), bu vehm ettikleri düşüncelerinin arkasına sakladıkları asıl arka planın ne olduğunu ve bundan ne anlamalıyız..nasıl anlamalıyız?

    Kendi anladığımı söyleyeyim: Kocaman bir başarısızlık ve bunu perdelemeye yarayan kocaman bir “beka” yalanı…

    Adamlar bize neden düşman olsunlar? 80 milyonluk, devamlı tüketen devasa bir pazarız onlara için.
    Çoğundan petrol, kiminden doğal gaz ve enerji, kiminden de üstün teknolojik ürünler alıyoruz; daha zengin olanlarından da “yabancı sermaye” adıyla sıcak para akıyor ülkemize.
    ..ve biz bunların bedelini, yüksek faizle, emek yoğun bir değer ile ve yanında “siyasi bedel/ler” olmak üzere paşa paşa geri ödüyoruz.

    Adamlar akıllarını peynir ekmekle mi yemişler; “altın yumurtlayan tavuklarını” kesiversinler?

    Benim merak ertiğim; içimizde, bu işlemlerden kim/lerin nemalandığı, hem bu “Aziz Milletin” sırtından, servetine servet katıp zenginleştiği, hem de kimleri zenginleştiği!

    Beka meselesini dillerine neden bu kadar doluyorlar?

  26. Bence sayın Abdullah Gül başkan yardımcısı olursa Recep Tayyip Erdoğan başkan olabilir. Ne oldu ne bitti anlamadık ama Mehmet Tekelioğlu hocamızın (http://www.ocakmedya.com/ocak_yazar/2018/05/17/kardeslik-hukuku-diyenlerin-oncelikle-bilmesi-gerekenler) bahsettiklerinden hareketle ortada en masum haliyle bir bilinçli taksir olayı var. Bu hatanın telafi edilmesi lazım süratle. Yoksa muhalefetin söylemleri ve uslubu kimi tatmin ediyor, ikna olan biri varsa ikna olmaya talibim. Abdullah Gül belki bir regulasyon görevi görür idi. Yoksa bu gidişle beka sorununu da yaşarız. Bence son dönemde bakanlık yapan insanların büyük çoğunluğunun istidadı yaptığı işle uyumsuz idi. Muhalefette gelse bir cümleyle bütün kusuru üzerinden silkip atar.

  27. Birleşik devletler namı diğer üst akıl 9/11 günlerinde büyük bir beka sorunu yaşıyorken ‘once upon a time’ ülkenin bütün devlet refleksleri alarm olmuş her gün sarı kırmızıya, kırmızı sarıya NY metrosu düzenli risk alanı olarak ifade edilirken M.Moore isimli bir yönetmen senato önünde elinde megafon ile kendi hazırladığı belgesele dayandırdığı tezini senatörlerin yüzüne yüzüne haykırdığı sırada orta yaşlarında sayılırdı. Amerikalı yönetmenin cesaretine ve o ülkenin yaşanan beka sorunu kargaşasına rağmen bu adamı nasıl olup Guantanamo zindanlarına atılmadığına hayret ederdim. Sanırım halen hapse düşmemiş olacak ki şu günlerde Filistin Gazze konusunda üst aklın rağmına ülkesinde sivri ve hakikatli mesajlarını gördüğümde içimden MMoore için hayır duası etmek geldi.
    Beka sorunu denilince aklıma sadece bu geldi nedendir bilinmez.

  28. hiç demokrasilerde askeri darbe olur mu? ya da demokrasilerde hiç hukuksuzluk veya iftira yalan olur mu? peki ya bir adama karşı kin nefret tehdit olur mu? Bunların hiç birinin olmadığı bir ülkede bahsettiğiniz demokrasi kuralı geçer ve beka kelimesinin işi olmaz siyasette. Ama bunların biri bile varsa o vakit düzen adil olsun diye “beka: çünkü Erdoğan’ı bırakın parti lideri olarak Cumhurbaşkanı ve hatta insan olarak görmeyen bir akıl tutulması bir alışık düzen var.” ve bu da ülkesini kalkındırmak isteyen yüzde 50 hatta yalan yanlış denilen yüzde 43 ve 20, 10 olsun neyse biri bile kendisiyle devam etmek istiyorsa ve karşısına da bu manşetler bu güçler bu darbeler senaryolar çıkıyorsa bu ülke için bu o bir kişi için ülkesi adına beka değil de ne oluyor ? Onca film izleyip kitap okuyorsunuz 50 yılı geçirmiş düşünüp yazmışsınız, tüm bunlara rağmen genç bir beyin olarak tecrübesizliğimle sadece bir pencereden baktığınızı üzülerek belirtmek isterim. görmek ya da göstermek veyahut olmasını istediğiniz gibi bakıp yorum yapıp yazıyorsunuz. İnandırmaya çalışıyorsunuz. Vebali çok büyük. kul hakkı belki de en büyük yazarların üzerindedir. Okuyun düşünün derim lütfen. Saygılar.

    • Belki daha afyonum patlamadığı için hiçbir şey anlamadım ama bildiğim bir şey var oda seçimle gelen seçimle gider.Bu kadar basit ve tüm mezarlıklar yaşarken ben olmasam bunlar ve şunlar olmaz diyenlerle dolu.

    • Bak Ağrılı genç kardeşim. Demokrasilerde nöbet değişimi olur. Çünkü iktidar yorucu bir iştir. Ülkenin beka sorunu olmaz olsa olsa birilerinin beka sorunu olabilir. Ama zaten demokrasi de bunu gerektirir: #değiştir.

    • Kul hakkından bahseden arkadaşa şunları yazmak isterim:Kul hakkı resmi kriterlerle yüzbinin üzerinde insanın işinden olmasıdır.Kul hakkı küçüçük bebeklerin resmi kriterlerle hapislerde anneleriyle iddianameleri bile yazılmadan yıllarca tutulmalarıdır..Kul hakkı yüzlerce insanın vatan haini suçlamalarını onurlarına yediremeyip intihar edip geride kalan acılardır.Kul hakkı emirle götürülen askeri öğrenci ve erlerin müebbet yemesidir.Kul hakkı milletvekili kızının damadının aynı kriterlerden işlem görmeden mesleğine dönerken yüzbinlerin işinden ve özgürlüklerinden olmasıdır.Kul hakkı bankanın kurucusunun kardeşinin milletvekili adayı olurken bankada üç kuruşu olanın işinden olması hapislere tıkılmasıdır..Kul hakkı çalışmak isteyen insanların önünün talimatlarla kesilmesidir.Kul hakkı iki evladı işinden olmuş bir babanın ve annenin üzüntüden üç ay arayla bu dünyadan göçmesidir..Hapislerde kansere yakalanan yüzlerce tutuklunun ölüme terkedilmesidir…Bunlardan sana roman yazarım genç adam ..Algılarını herşeye kapamışsan bunlardan alacağın bişey yok amma dilsiz şeytan olmaktan azıcık korkuyorsan bunların biri bile insanın uykularını kaçırır..Eğer kaçmıyorsa o insanın insan olmayla ilgili ciddi eksikleri vardır…

      • Kul hakkı iki tarafı keskin kılıç mesabesinde bir mekanizmadır. Çift taraflı çalışır. Tek tarafa yontarsanız mekanizma bozulur. Nitekim bozulduğu için bazı sonuçları oluyor değil mi???
        Ben de sizin romanınıza önsöz yazayım.
        Kul hakkı cemaat insanların isimlerini alıp kod adı verirken sorgulamamaktır
        Soruları çalarken seyirci kalmamaktır
        Çocuğu çalınmış sorularla sınavlarda başarı sağladığında kabullenmemektir.
        Okuduğu okulda cemaatten olmayanlara eziyet yapılırken o çocuklar okuldan atılırken başını çevirmemektir.
        İnsanları haraca kestiğinde göz yummamaktır.
        Kendinden olmayanları işten kovdurttukları zaman engel olmamaktadır.
        Helale haram harama helal dediklerinde kabul etmemektir.
        Takiyeyi sorun yapmamayı hoş görmemektir.
        Cemaatten olmayanları ayırdıkları boşanmaya zorladıklarında Hayır dememektir
        Çocukları ellerinden zorla aldıklarında müdahale etmemektir.
        Tehditlerine ses çıkarmamaktır
        Bunları yapanlara daha da güçlensinler diye ekonomik sosyal yardım yapmamaktadır
        Cemaatin mağdur ettikleri hakkında ne düşünüyorsunuz???
        Kaç kişiler fikriniz var mı???
        Yazdıklarınızda kuşkusuz bazı haklı noktalar var- ama mesela darbeye karışan er ve öğrencilerin %90 dan fazlasının çıkmış olduğu, intihar edenlerin kanser olanların yüzlerce olmadığı gibiler hariç _ benim yazdıklarımda da var. Öyleyse birbirini suçlamak yerine yeniden inşa etmenin yollarını aramak gerekir. İnsaf etmek gerekir…

        • Didem hanım bu saydiklarinizda siyasal iktidarların vebali var mıdır? Onlar her hangi bir bedel ödediler mi? Mesela bunlar soru çalarken devlet neredeydi? Yoksa kendi tabirleri ile olan ibadet tabakasına mı oldu? Size naçizane tavsiyem bu olayı partizan düşünceler ile değil insanı ve vicdanı değerlendirmeniz yani tarafsız. Çünkü insan kınadığını yaşamadan ölmez miş.

          • Hamza beyle beraber yanıt vereyim. Siyasal iktidarın vebali var mıdır diye mi soruyorsunuz. Cevap vereyim elbette VARDIR. Onlarca yorumumum var bu konuda…Sanırım bu konuda partizanca düşünme derken herkesin düşünmemesi gerekir değil mi? Bu nasıl bir keseriniz var ki sadece karşıya yontuyor…
            The Cemaatin yaptıklarını da konuşalım akp nin vebali de. Mağdurluk karineniz nedir? Sadece iktidar mağdurları güncel dosyalarınızda galiba…Yorumcu zaten iktidarı eleştirmiş bende karşısına Thé cemaatin yaptıklarını koyuyorum ki birlikte eleştirelim.. yanlış olan nedir???Thé cemaatin yaptıklarını örtüyor mu akp nin vebali??? Suç varsa vebal vardır değil mi??? Ve suç vebalden önce gelir değil mi???

        • Yorumsuz “Ey iman edenler, adaletli şahidler olarak Allah için hakkı ayakta tutanlar olun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet edin, takvaya en yakın olan odur. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”
          (5-Mâide 8)

        • didem hanım anlamadım. sınav sorularını fetö çalarken iktidarda müdür mü vardı? kumpaslar kurulurken iktidarda akşener mi vardı? okuduğu okulda gülenci olmadığı için eziyet görürken karamollaoğlu mu iktidardaydı? devletin parasını bankasyaya yatıran devlet kurumlarını hdp mi yönetiyordu? bunların güçlenmesi için ülke malı peşkeş çekilirken “dış güçler” mi “ne istedilerse …” verdi?
          kafam karıştı doğrusu? ben 16 yıldır akp iktidarda biliyordum. muhtemelen yaşadığım ülkeyi karıştırdım.
          hakikaten bu sitede dini algı tartışılmalı.

          • Anlamayacak bir şey yok anlamak isterseniz! Sorular bu hükümet zamanı da çalındı, geçmiş hükümetlerde de. 1980 lerden beri çalışan bir tezgah herkesin kayığına bindi. Bunun içinde asker de var Özal da Demirel de var, Deniz Baykalından Ecevitine, Tayip Erdoğandan Kılıçtaroğluna herkes var… Tabi eski İçişleri Bakanı Sn. Akşenerde var. Kimse bu mesuliyetden kendini kurtaramaz. Bu örneklerin varlığı ise Didem Hanımın yazdığı gerçekleri örtmez…

          • Hain fetö halkımızın ve tüm siyasilerin iyiniyetini kullandı halen
            partiler arasında nifak sokmaya devam ediyor.cemaat postuna bürünmüş örgüt üyeleri pişman olmayıp faaliyetlerine tam gaz devam ediyor.Sırtlarını haçlı doslarına dayayıp üyelerine rüyalarla motivasyon sağlıyorlar.40 yıllık cia-mossad örgütü 2 yilda temizlenmez.
            Efendilerine hizmete devam ettiği için son kullanımı geçmedi..
            Maalesef Milletçe aldatıldık.

          • bülent! akpyi aklamaya çalışırken akpnin bu işte suçunu itiraf ediyorsun. farkında mısın bilemiyorum. bence aklamaya çalışmasan akp için daha çok çalışmış olursun.
            hiçbir hükümet döneminde (akp hariç tabii ki) sınav sorularının çalınması örtbas edilmedi. hiçbir parti lideri onların mahkemelerinin savcısı olmadı. yani birazcık derece farkı var.
            ayrıca fetöcüler darbe girişimi yapacak kadar sadece akp döneminde güçlenebildiler. onun için bence aklamaya çalışmasan iyi olur. böyle çalışınca akpnin zifti ortaya çıkıyor.

          • Kpss sorularının çalındığı ortaya çıktıginda gençler protestolsr yapti ciddi tepki gösterdiler. Erdoğan o zaman ben kefilin dedi, neden yargı harekete geçirilip üstüne gidilmedi? Erdoğan ben kefilim dedi üstünü kapatti. Şimdi kimse çıkıp her dönemde sorular çalındı falan demedin. O kpss yüzünden kaç tane genç intihar etti. Soruların her dönemde çalındığını söyleyerek aklamaya çalışarak bu gençlerin kanına elinizi buluyorsunuz. Biraz merhamet yahu, biraz akıl biraz izan. Particiligin suyunu çıkardınız.

            Şunu da yazayım ak kardeslerime belki faydası olur.

            Resulullah der ki haksızlık karşında susan dilsiz şeytandir.

            Haksızlığı savunmayın.

        • Didem hanım suçu olan cezasını çekmeli,babam bile olsa affetmem ,ama malesef adalet de böyle sağlanmaz 17000 geç kadın 800-900 çocuk var.Yeni asya gibi insaflı yayın organları yazıyo ben söylemiyorum.Ne acıdır ki hapishanede bile fetöden yatanların çocuklarına farklı muamele edildiğini gösterir olaylar oluyor.Sırf önceden cemaat olan bi yapı ile münasaebetleri vardı diye kinle hareket ediliyorsa ki,benim şahsi kanaatim bu yöndedir kendimce böyle gözlemliyorum,bu adalet olmaz , o zaman the cemaatin pozisyonuna düşülür ve fark kalmaz.Madem adalet sağlanacak ise hakkı yenilen insanlar tespit edilip hakları verilsin ,çalınan sorularla iş edinenler atılsın o zaman.
          Şimdi ben bunları görüp bilirken yıllardan beridir oy vermiş desteklemişim ben ve benim gibi insanlar daha oy verirmi

        • Kim haketmeden biryerlere geldiyse kul hakkı yemiştir lakin madurları genel iddialar ve genellemeler ile zan altında bırakmakta kul hakkıdır…Birileri diyelim ki bunları yaptı hiç bir suçu olmayanlara ne olacak hakkıyla biyerlere gelen onbinlerce insanın suçu ne ..kpss 2010 da vardıda böyle şeyler niye beklendi ya da yıllar sonra dosya açıldı.Suçun bireyselliği ilkesi hukuğun temelidir..Aha burdayım diyorum ki hiç bir zaman suç olacak bir fiilim olmadı ekmeğimden oldum..Siz bana diyorsunuz ki şu oldu bu oldu ..İddia etmek bu dönemde çok kolay güç sende herşey elinin altında şu şunu yaptı yaz kızım 9 yıl askari 6 yıl 3 ay fix menü..Bir öğretmen bu mahkeme tiyatro dedi diye 9yıl eli 8 yıl aldı..Bu adamlar darbemi yaptı…Vicdansızlıktan bir tık öte bu yaşananlar..Bu olsa olsa sosyal bir soykırımdır…

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here