Tedbirlerden tedbir beğenin: Takrir-i Sükûn mu, Anayasa Nizamını Koruma mı?

16

Kendimi tutamayıp ”Yok devenin başı” demişim…

Gecenin bir vakti. Etrafımıza tam bir sükûnet hâkim. Kimin nereden aklına geldiyse televizyon açıldı. Önce bir yerde ‘demokrasi nöbeti’ tutan genç-yaşlı insanlar takıldı gözümüze; herkes gecenin o saatinde aile konforunu bozup nöbete koşanlara övgüler yağdırdı. İşte tam o sırada platforma Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın çıktığını gördük.

”Daha önce mi çekilmiş?” dememize kalmadan gecenin o vaktinde Kısıklı’ya, evinin önüne kadar gelerek demokrasiye bağlılıklarını dünya âleme göstermiş kalabalığa teşekkür etti Cumhurbaşkanı. Etraftan, ”Şimdiymiş, canlı” sesleri duyuldu.

Cumhurbaşkanı, konuşmasında, ”Toptan inlerine girilecek. Çarşamba günü Milli Güvenlik Kurulu’nu toplayacağız, ardından Bakanlar Kurulu’nu… Anayasaya uygun ‘çok güzel’ bir düzenlemeye gidilecek” der demez, bizim kalabalıktan derhal tahminler yükselmeye başladı.

Sıkıyönetim… Olağanüstü hal… Anayasa Nizamını Koruma Kanunu…

Biri ileriden ”Takrir-i Sükûn Kanunu” diyene kadar sabırla dinlemişim de, o tahmini duyunca en başa yazdığım tepki ağzımdan çıkıvermiş ve ”Yok devenin başı” demişim…

Ülkenin başına açılan dertler bitmiyor ki…

Her ülke için kötüdür darbeler.

Darbe yapılır… Veya darbe girişiminde bulunulur ve girişim akim kalırsa…

Ülkenin dengeleri her iki durumda da bozulur.

Bu işin uzmanları, ”En zor dönem, darbeye maruz kalmış ülkeler için, hemen sonrasıdır” tespitinde bulunuyorlar.

Darbeciler ve darbeseverler, giriştikleri menfur eylemle, birkaç onyıl geri bıraktıracak bir maceraya sürüklediler ülkemizi; buna hiç kuşku yok. 1960’dan başlayarak 2007 yılındaki e-muhtıraya kadar geçen sürede, siyasi hayata yapılan her askeri müdahale, Türkiye’ye çok değerli vakit kaybettirdi; ‘e-muhtıra’ya direniş ise güzel ve yeni bir döneme kapıları araladı.

imageTakrir-i Sükûn İstiklal Mahkemeleri demek

Hep ileriyi kollar ve demokrasiyi pekiştirme umutları taşırken şu halimize bakın; döndük dolaştık yine Takrir-i Sükûnu tartışıyoruz…

Takrir-i Sükûn Kanunu, 1920’lerin şartlarında, isyanlar sonrasında, Türkiye Cumhuriyeti’ni o dönemin ‘iç tehditleri’ne karşı korumak için, 4 Mart 1925 tarihinde çıkartılmıştı ve ardından İstiklâl Mahkemeleri uygulaması gelmişti. Daha sonra ise, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kapısına kilit vurulmasını getirdi o kanun.

”Yahu” dedim, ”Cumhurbaşkanı ‘anayasaya uygun ve güzel’ sıfatlarını kullanmadı mı MGK ve Bakanlar Kurulu gündemine sunulacak düzenleme için? 1925’e dönmenin neresi güzel?”

Çok bilenlerden olduğunu ispatlamak için olmalı, biri, ”O zaman Anayasa Nizamını Koruma Kanunu benzeri bir düzenleme olmasın?” demesin mi?

Yakın geçmişte, ne zaman bir ‘irtica’ gürültüsü kopsa, o sırada iktidarda bulunan partinin akl-ı evvellerinin gündemine hemen bir ‘âcil tedbirler paketi’ gelir… ”Onu yapalım, bunu yapalım” teklifleri basında tartışılmaya başlayınca, ben de, hemen ”Ne yani, yoksa Takrir-i Sükûn’u mu, Anayasa Nizamını Koruma’yı hortlatacaksınız” ithamını tekrarlarım.

Hiç şaşmadı bugüne kadar bu rutin.

Benim çıkışlarımın en büyük destekçileri de şimdilerde AK Parti saflarında bulunan siyasiler olurdu.

imageHer ikisinin fikir babası aynı: İsmet İnönü

O yüzden Cumhuriyet tarihimizin iki ‘hukuk şaheseri’ hakkında bayağı bilgiliyim. Gecenin bir yarısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ağzından çıkan ve ‘köklü tedbirler’ beklentisine yol açan cümlelerden sonra yapılan yorumlara açıklama getirebilecek durumdayım.

Anayasa Nizamını Koruma Kanunu 27 Mayıs (1960) darbesi sonrasında gündeme gelmişti. Darbecilerden oluşan ‘Milli Birlik Komitesi’nin daha kolay kararlar almasını ve kurdurdukları hükümetin başı fazla ağrımadan icraat yapmasını sağlamak için çıkarılmış bir kanundu. İcraatları eleştirmeyi, askerlerin devirdiği DP’yi övmeyi yasaklıyor, bu yoldaki yayınlara ağır cezalar öngörüyordu.

İşin garip yönü, 1925’te Takrir-i Sükûn Kanunu’nu, 1962’de ise Anayasa Nizamını Koruma Kanunu’nu çıkaran hükümetlerin başında aynı kişi vardı: İsmet İnönü…

Ben bunları biraz daha ayrıntılı anlatınca, bir kısmını tanımadığım kalabalıktan kişiler sustular.

Galiba ”İsmet İnönü’nün bulduğu ve uygulamaya koyduğu tedbirlere Tayyip Erdoğan’ın iltifat etmeyeceğini düşündükleri için…”

Oysa, ‘demokrasi’ sözcüğünün ağızlardan düşmediği, insanların ‘demokrasi nöbeti’ tutmaya çağrıldığı bir ortamda…

Eline böylesine güzel bir fırsat geçmişken…

Tayyip Erdoğan çapında bir siyaset adamının…

Bunu, hep şikâyet edegeldikleri ‘eksikli demokrasimiz’in eksik ve gediklerini kapatmak için kullanacağını düşünüyorum.

Neyse.

Aaa, uzmanlar da aynı tedbirleri tavsiye etmiyor mu?

Ertesi (dün) gece, ”Bakalım uzmanlar ne diyor, paket konusunda tahminleri ne?” diye önüne oturulan ekranda görüş açıklayanların ağzından da aynı türden tedbirler döküldü.

”Sıkıyönetim…”

Ardından, ”Yok, Olağanüstü hal…”

İtiraz geldi: ”Hayır canım, daha ağır bir şey olmalı; hem Cumhurbaşkanı ‘anayasa’ kelimesini kullandığına göre ‘Anayasa Nizamını Koruma’ türü bir yasa meselâ?”

En sonunda uzmanlardan biri ”Takrir-i Sükûn gibi” de dedi.

imageDördü ‘hukukçu’ olan TV tartışmacılarının bunları mitralyoz gibi sıraladığı programda, yüzünü de asarak, ”Bu teklif ettiğiniz tedbirler güzel bir şey mi?” sorusunu yöneltip Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘güzel bir düzenleme’ dediğini hatırlatan kişi, siyaset bilimci İbrahim Uslu oldu.

”Bunların hiçbiri AK Parti’nin bugüne kadar savunageldiği çizgiye uygun değil” de dedi ANAR’ın yöneticisi…

Müphemiyet bugün ortadan kalkacak.

Geçmişte, 1925 ve 1962 de dahil, var olan soruna keskin çare arayan hükümetler önce sert kanunlar çıkardılar, ardından o kanunlardan yararlanarak kişiler ve kurumlarda geniş tasfiyelere gittiler.

Şimdi, darbe girişimi sonrasında, devletin bütün kademeleri ve hassas kurumlarında tarihin en geniş tasfiyesi daha yasa çıkmadan yaşanıyor.

Orduda… Yargıda… Diyanet’te… Üniversitelerde… Eğitimde… Emniyet’te ve MİT’te… Bürokrasinin her alanında…

Demek ki, yürürlükteki mevzuat o tür yasalara ihtiyaç duyulmayacak kadar yapılanlara müsait…

Bizim kampta kafalar çok karışık.

Kalkarken, o zamana kadar ağzını hiç açmayan biri, ”Allah bizi böylesine çaresizliğe sürükleyenleri halden hale soksun; yöneticilerimize zihin açıklığı versin, geçmişte şiddetle karşı çıktıkları türden yanlış tedbirlere başvurma yoluna gitmesinler” diye dua etti.

Duası tutacak mı bakalım…
ΩΩΩΩ

16 YORUMLAR

  1. Fehmi bey, her ne kadar bazıları bunu suya sabuna dokunmama olarak yorumlasa da bence yazınızın ayarı tam doğru. Zaten açıkça suni olarak oluşmuş kamplardan birine uygun yazsanız bir taraf alkışlarken diğer taraf ya hiç dikkate almayacak ya da saldırıya geçecek. Bu saçma kamplara katılmayarak en azından insanların kafasına bazı düşünce tohumları atabiliyorsunuz kanaatimce.

  2. Sayin Koru,harika bir yazi simdi darbenin gerceklerini sizin sayenizde anlamaya basladim daha tam deyil.Sizin yazilarinizi o kadar zevkle ve tarafsiz bir duygu ile okiyorumki.Allah Razi olsun,Yarinki yazinizi sabirsizlikla bekliyorum.

  3. AKP giderek CHP’leşiyor. Madde planında fethettiğinin maneviyatından feth edilirsin ( Hegel). Taptığına küfreder; küfrettiğine taparsın (Sloterdijk). Gelen gideni aratır (Türk Atasözü).

  4. Fehmi bey sizin aktarımlarınızı değil (şu şunu dedi yok bi arkadaşım aradı) ne düşündüğünüzü ve bundan sonra ne yapılmalı gibi önerilerinizi bekliyoruz. Ama herhalde her zaman ki gibi boşuna vesselam..

  5. fetonun dünya medyasına verdiği ropörtajdan: ( linki: goo.gl/KqhF8q )
    -darbe bir tiyatro. Kendileri yaptılar.
    -RTE İŞİDE silaha gönderiyor. Yaralıları hastanelerde tedavi ettiriyor. İşide En fazla destek veren ülke trdir. Burdan bir çok işidci almanyaya fransaya gidiyor.
    – RTE nin psikolojil sorunları var. Sarayda duvarları tekmeliyor. Çok defa cinnnet geçiriyor. Başında birçok doktor bulunuyor.
    – RTE kötü bir yere gidecekti komşusu vasıtasıyla onu uyardım: gitme hiçbir yere gelemezsin. Bunu söylememden hep korkmuştur.
    – Rüyada gördüm ki RTE bir ine giriyor. Goril oluyor. Bu rüyayı anlattım ona dedim ki onların arkasından gitme.
    – Kürt meselesinde onu çok uyardım beni hiç dinlemedi.

    Bakınız dünde buna benzer bir yorum yapmıştım, yayınlamadınız. Bunu da yayınlamayacağınızı tahmin ediyorum. “Ben böyle gördüm” kitabınızı okudum. bu karar sapıttığını sanırım siz de tahmin edemediniz. Bir yazı bekliyorum sizden…

    • Izledim ve hayretler icerisindeyim. Aralarindaki dusmanligi kiskancliga indirgedigine mi sasirayim, yoksa Erdoganin kendisine olan husumetinin temelinde bir aldatma olayina sahit oldugunu iddia etmesine mi hayret edeyim, veya olayi iyice esoteriklestirip buyu in ve goril kelimelerinin bir cumle icerisinde kurulup mazaret olarak aktarilmasina mi.
      Fethullah Gulen den bu kadar irrasyonel ve sig aciklamalar okuyabilicegime hic ihtimal vermezdim. Bunca zaman insanlar hep bosuna mi ona bir dahi muamelesi yapti acaba.

  6. Fehmi bey,

    Yaklaşık 30 yıldır sizi takip ediyorum. Dilinizi seviyorum.
    Ama her zaman olduğu gibi suya sabuna dokunmadan gidiyorsunuz.
    Her dönemin her zamanın adamısınız?
    Her tarafı birden idare etmeye çalışıyorsunuz.
    Ama artık Bu tavrınız size pek yarar sağlamıyor/sağlamayacak.
    Gittikçe küçülecek, sözü dinlenmeyecek ve sonunda sizin gibi yeri geldiğinde dik durmasını bilmeyen, omurgasız binlerce yazar gibi tarih çöplüğündeki yerinizi alacaksınız vesselam.
    Umarım bu yorumumu yayınlama cesareti gösterebilirsiniz.

  7. HALİL İBRAHİM TOPRAK
    Allah sonumuzu hayreyleye ama;Bu darbenin arkasındaki güçlerin asıl amacı bencede;
    ”Sıkıyönetim…”, Olağanüstü hal, ve akabinden Takrir-i Sükûn Kanunu’nu, İstiklâl Mahkemeleri ;1930 ların Türkiyesine dönmek amaç;Bu darbenin arkasında;kemalist-Ulusalcı;YÖNCÜ yapı var; Medyanın Ülkeyi hangi tarafa doğru yönlendirdiğine dikkat edersek;Darbenin arkasındaki güçleri okuyabiliriz.
    Oyun şu idi;
    AK Partiyi sandıkta yenemeyeceğini anlayan derin güçler; 27 Nisan Bildirisi ile; Ak Partinin önünü Askerle kesmeyi denediler;AK Parti burada eğilmeyip dik durunca;Bunu başaramadılar.Böylece Askeri seçeneğin çözüm olmadığını anlayan derin güçler strateji değişikliğine gitmek zorunda kaldılar.
    Yeni oyun; AK Parti ve Cemaat içine sızılarak; AK Parti ve Cemaat arasındaki ittifak arasına nifak sokularak;Bu ittifak parçalanacaktı.Bunun için iki tarafın içerisine sızan ajanlar; Bu iki yapıyı karşı karşıya getirecek çalışmalar yaptılar( Dershaneler yasası,Yolsuzluk dinlemeleri… vs.) Böytlece kavga başlatıldı.derin güçler iki tarafı da; içerideki ajanları aracılığı ile;hem yönlendirdi;Bilgi ,döküman yönünden destekledi.Kavga şiddetlendi.fakat cemaat tamamen yok olmadı.Cemaat tamamen yok olmalı idi ki tekrar ittifak olamasın.Bu kavgada Kemalist-Ulusalcı Grup İktidarın safında yer alarak;(Yiğit Bulut gibi isimler hükümet cephesine transfer oldular.Doğu Perinçek de Cemaat okullarına CİHAT OKULLARI diye savaş açtı.Bu tür çalışma yönlendirme ile AK Partinin yönü değiştirildi.Cemaatde kendine servis yapılan ses kaytıtlarının üzerine hazine bulmuşcasına atladıdı.Ve derin güçler iki tarafada dershaneler yasası konusunda ; geri adım atmamaları hususunda sıkı gaz verdi;
    Amaç Önce AK Parti eli ile Cemaat yok edilecek.Sonra yalnız kalan AkPartyi Tek başına kolay bir lokma olacaktı.
    Bu güne kadar tezgahlanan oyunlar bu senaryoyu tamamlamaya yetmedi.
    Yeni bir senaryo.Darbe senaryosu;Darbe yaptırılacak .Darbenin Cemaat eli ile yapıldığı görüntü ve algısının oluşması için gerekenler yapılacak;Cemaat mahkum edilerek ;CADI AVI Başlatılarak;Cemaaty sıfırlanacak.Birinci Perde kapanacak.Bundan sonra oyunun ikin. Perdede yalnız kalan AK Partinin ya dönüştürülmesi(Kemalisty-Laikçi,Ulusalcı-Yöncü söyleme dönüşmesi );yada tasfiyesi artık kolay olacak; Çünkü Blok Parçalanmış;Güç dağılmış ”Devletimiz elden gitmiş” olacak.
    Ondan sonra ;Gelsin; ”Sıkıyönetim…”, Olağanüstü hal, ve akabinden Takrir-i Sükûn Kanunu’nu, İstiklâl Mahkemeleri ;
    Rabbim bize Basiret versin.
    Haset gururla savaşta;
    Gurur, Kaf Dağı’nda derebeyi..
    Onu da yaralarlar kanadından,
    Gelse bir şefkat meleği.

  8. En makbul insan o ki, ülke ve toplum düşmanlarının kaldırdığı tozu-dumanı arkasına alarak, saldırılara direnen insanların zihnini bulandırmayanlardır, o alçakların yaptıklarını hafife almayanlar.

  9. yazılarım yayınlanmamıs, sasırdım…
    butun olumsuz elestırılere ragmen yayınlanır diye bekliyordum.
    Bugünkü yzınızda top hala tac çizgsinde bekliyor. Topu biran önce oyuna sokmalısınız. Herkes gibi sizde biraz futboldan anlıyorsunuzdur.

  10. Benim tahminim Pişmanlık Yasası benzeri bir uygulama. Yapılacak itiraflar sayesinde Amerika’nın somut delil talebi de karşılanarak Gülen’in Amerika’dan iade talebine alt yapı oluşturulur.

  11. Fehmi bey,

    Şu günlerde sizden daha etkili, içerikli ve zihin açıcı yazılar bekliyorum,

    Lehte veya eleştirisel, her neyse, ama daha içerikli,daha dolu, iyi ki varsınız diyeceğim, yoksa yoruldunuz mu?

    • Yorumcu Sayın Ataş’ın önerisi çok yerinde:Siz kendiniz bir öneride
      bulunmayacak mısınız?

      Yoksa memleket yanarken,biz sadece seyirciyiz mi diyorsunuz?

      Takrir-i Sükun,Olağanüstü hal
      gibi lafları işi sulandırmak ve olayın vahametini gözlerden uzak
      tutmak isteyenler ortaya atar.

      Yapılacak iş belli:Kamu Kurumlarında bir tek FETÖ’cü
      kalmayacak şekilde bir temizlik
      yapmak,bütün ünivetsitelerini ve
      okullarını kapatmak.Hakeza diğer
      kurumlarını da.Terör örgütünün
      okulu,kurumu,medyası olmaz.

      Bu çağda okul kapatılır mı?Evet
      kapatılır.Çünkü üniversitelerinin
      üniversite,okullarının okul olmadığı gün gibi ortaya çıkmıştır.

      Kalkışma şimdiye kadarki tüm
      darbelerden kanlı olmuştur. Cezasının ağır olması da adaletin
      gereğidir.

      Sonuç:Okuyucu ve vatandaş saf
      değildir.Yazarların fantastik görüşlerine karşılık onların da bir
      basiretinin,ferasetinin olduğu
      unutulmamalıdır.Önüne konulan
      her şeyi yemez vatandaş.Hem bunu daha yeni göstermedi mi vatandaş?

YORUM YAP