Siyasiler hatadan dönmekte zorlanır; geçmişte de öyleydi, şimdi de öyle…

4
Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil..

Böyle ortamlarda hep olan şimdi de tekrarlanıyor: Kendini güçlü gören siyasi iktidarlar, bir yanlış adım attıklarında, atılan adımın yanlış olduğunu anlasalar bile, bunu itiraf etmekten ve geri adım atmaktan kaçınırlar; geçmişte hep böyle olmuştur, şimdi de olacağı bu…

Son Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile getirilen ve genel hatlarıyla mahzurlu bulunan, bu yüzden de özellikle deneyimli siyasiler ile aralarında AK Parti’ye yakın hukukçuların da bulunduğu geniş bir kesimin eleştirilerine uğrayan düzenlemeden vazgeçilmesini talep edenleri, bence, hayal kırıklığı bekliyor.

Hükümet kendini çok güçlü hissettiği ve bunun böyle bilinmesini hayati önemde gördüğü günümüz ortamında, eleştirilere hak verse bile, geri adım atmaya yanaşmayacağını belli ediyor.

Keşke farklı davranabilse.

AK Parti geçmişte farklı davranabilmişti

Geçmişte hatadan dönüldüğü durumlar olmuştu; AK Parti daha esnek bir partiydi o zamanlar…

Yararını da görmüştü öyle davranmasının; 2004 sonunda Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerine başlanmasını getiren süreç ilk elde atılan bazı yanlış adımlardan dönülmesi sonrasında mümkün olabilmişti.

Siyasiler kendilerini çok güçlü veya çok güçsüz hissettikleri ortamlarda sertleşiyorlar.

AK Parti şimdi gücünün doruğunda.

Nasıl olmasın: Son (1 Kasım 2015) seçimde her iki kişiden birinin oyunu alarak iktidarını perçinlediği gibi, genel başkanını yüzde 52 oyla cumhurbaşkanı seçtirmeyi ve cumhurbaşkanını parti genel başkanı yapan bir referandumda da çoğunluk oyunu sandığa yönlendirmeyi başardı.

Güç siyaseti sertleştirebiliyor.

Prof. Başgil DP’ye “Hatadan dönün” dediğinde…

Demokrat Parti’de benzer bir durum siyasi iktidarın kendisini güçsüz hissettiği günlerde yaşanmıştı.

İktidara çok yakın bir bilimadamı, saygın bir anayasa hukukçusu olan Ord. Prof. Ali Fuat Başgil, kendisinin tanığı olduğu bir olayı, dönemle ilgili anılarını paylaştığı kitabında tafsilatıyla anlatır.

Vaktiyle öğrencisi de olmuş Başbakan Adnan Menderes tarafından Ankara’ya davet edilir Prof. Başgil. Hükümet yıpratıcı bir muhalefet sürdüren İsmet İnönü’nün CHP’sini hizaya getirme amacıyla bir ‘selahiyetler kanunu’ çıkarmış, uygulaması için de Meclis’te ‘Tahkikat Komisyonu’ adıyla özel yetkili bir komisyon oluşturmuştur.

Kısa süre önce ölümle sonuçlanabilecek bir uçak kazasından kıl payı kurtulmuştur Menderes ve onun başından geçen bu trajik olay iktidarla muhalefet arasında bir bahar havası estirmiştir.

Meclis’te kurulan Tahkikat Komisyonu o havanın sonunu getirmişti.

Çankaya’da Menderes yanında, Cumhurbaşkanı Celal Bayar, TBMM Başkanı Refik Koraltan ile Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun da yer aldığı küçük bir gruba itidal çağrısında bulunur Prof. Başgil.

Ezcümle, Selahiyetler Kanunu’nu Meclis’e geri göndermeyi ve Tahkikat Komisyonu’nu lağvetmeyi içeren tavsiyelerdir yaptığı; gerektiğinde bakanların değiştirilmesini de bakanların yüzüne karşı söyler Başgil.

İlk siyasi stajını İttihat Terakki saflarında yapmış olan Cumhurbaşkanı Bayar anayasa hukukçusu Başgil’den farklı düşünmektedir. Gecenin ilerleyen saatlerinde “Ne geri adımı” der, “Tenkil, tenkil” diye de ekler.

Gece yarısı toplanan Bakanlar Kurulu “Yola devam” kararı alır.

‘Tenkil’ sert davranmak, karşı çıkanı cezalandırmak demek…

AK Parti de “Yola devam” diyecektir

Elbette her dönemin farklı özellikleri vardır; bugün AK Parti art arda gerçekleşen sandık başarılarıyla gücünün zirvesinde iken, o günlerin DP’si her seçimde oyları azalan bir parti durumundaydı.

Dahası, kendisini yakın hissettiği siyasi irade önünde ezilmemiş ve her dönemeçte hep hakkı savunmuş olan Prof. Başgil ile mukayese edilecek bir figürü bugün ara da bulasın.

Gerçi AK Parti kurucusu ve halen milletvekili Burhan Kuzu (kendisi anayasa hukuku profesörüdür) da verdiği ilk tepkiyle son KHK’nın amacının ne olduğunu belli etti, ama sonradan o görüşünü açıkladığı mesajını kendi eliyle sildi.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin ceza hukukçusu dekanı Prof. Adem Sözüer’in “Gelecekte işlenecek suçlardan dolayı sorumluluk doğmayacağı yönünde hukuki düzenleme yapılamaz; yoruma açık KHK düzenlemesi acilen kaldırılmalı” açıklamasında bulunması yine de önemli.

Prof. Sözüer AK Parti’ye ters cephede yer almayı hep reddetmiş hukukçulardan…

AK Parti sözcüleri de ilgili düzenleme metninin her yöne çekilecek gevşeklikte olduğunun farkındalar; yeni bir KHK ile onu düzeltmenin bir maliyeti olmayacağını da herhalde görüyorlardır.

Yine de…

Kendilerinden aldıkları görüşleri sütunlarına taşıyan AK Parti’nin itibar ettiği yazarların yazıp ekranda söylediklerine bakıldığında, yanlışlıktan dönmeyi düşünmedikleri anlaşılıyor.

Dahası, yapılanı yanlış bulanlar üzerine en şiddetli tepkilerle gidiliyor.

En ileri destek ise MHP lideri Devlet Bahçeli’den geldi.

Sadece buna bakınca titreyip kendilerine dönmeliydi AK Partililer…

Tam tersini yapmaya hazırlandıklarını belli ediyorlar.

ΩΩΩΩ

4 YORUMLAR

  1. İki tür devlet yönetimi vardır. Birincisinde iktidar ve muhalefet
    birbirleri ile çatışma değil yarışma içindedirler. Devletlerinde bir
    tehlike oluştuğu zaman birlik olur, iç ve dış düşmanlara karşı
    birlikte savunmaya geçerler. Halk devletini korumak için iktidarı ve
    muhalefeti ile can vermeye hazırdır. Bu tür yönetimlerde devlet
    başkanı tarafsız olur. Yarışanlar arasında denge unsuru olur, onun
    hakemliğinde yarışma çatışmaya dönüşmez.
    İkinci yönetim şeklinde halk ikiye ayrılır ve birbiri ile
    çatıştırılır. İki taraf da yönetimden korkar. Yanında olanlar da
    korktukları için yanındadırlar. Karşı olanlar da korktukları için ses
    çıkarmazlar. Bu tür yönetimlerde dikta rejimi oluşur. Tüm yetkiler
    görünürde bir kişide toplanır. Oysa onun etrafında olan bir kadro
    halkı ezerek devleti yönetir.
    Türkiye’de askerler tarafsız devlet başkanı olmuşlardır. CHP devrinin
    acıları da devlet başkanının parti yandaşı olması nedeniyledir.
    Gürsel’den Evren’e kadar askerler tarafsızlığı korumuşlar ve Türkiye
    devleti ileri bir devlet olmuştur. Özal bu geleneği bozdu. Kendisi ve
    Türkiye bunun acısını çekiyor. Mustafa Kemal ve İnönü İstiklal
    Savaşı’nı kazanmışlardı. İkisi de askerdi. Diktatörlük yapabilirlerdi.
    Şimdi ise o durumda değiliz, siviller yönetmektedir ve siviller
    diktatörlük yapmazlar.
    Gerçekleri görmek gerekir. Bugünkü şartlarda Erdoğan olmadan
    Türkiye’yi yönetmek çok çok zordur. Erdoğan’ın da bu şekilde devleti
    yönetmesi daha da zordur. Muhterem Cumhurbaşkanımız Erdoğan’a yaşlı
    bir arkadaşı olarak önerim var: iki yoldan birini seçecek. Ya parti
    başkanlığından istifa ederek tarafsız bir cumhurbaşkanı olacak,
    hükümet kararnameleri ile değil başkanlık kararnameleri ile devleti
    yönetecek ya da cumhurbaşkanlığından istifa edecek ve başbakan olarak
    hükümeti yönetecek. Bu durumda devlet başkanlığına da bir askeri
    getirecek.
    AK Parti on beş senedir iktidarda ise bu, Milli Görüş sayesindedir.
    Milli Görüş bağımsız adaylar ile siyasete başlamıştır. Süreçte Akevler
    başrol oynamıştır. Milli Görüş Adil Düzen ile dünyayı değiştirmiştir.
    Adil Düzen’i de Akevler hazırladı. Bunu Muhterem Cumhurbaşkanımızın
    çok değer verdiği iki ilim adamı, Sebahattin Zaim ve Hayrettin Karaman
    söylemektedir. Bu hatırlatmayı yapmak da benim hakkım olmalıdır.

  2. Allah bu milleti acısın.Allah sonumuzu hayır eylesin.Bu gidiş hiç hayra alamet değil,gözler kör,kulaklar sağır,diller suskun.Ben yaptım oldu, aşırı öz güven,hatayı daha büyük hata ile kapatma.Ne diyelim,biz bir garib faniyiz elden ancak uyarmak geliyor.Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete.Akibet muttakilerindir.

  3. Güç zehirlenmesi aynen mantar zehirlenmesi gibi bir zehirlenme türüdür.
    Zehirinlenmenin etkisi geç başlar ama tam başlar işinide şansa bırakmaz.
    Dünya’nın bütün doktorları gelse bile o zehir bildiğinden geri kalmaz ve görevini tamamlar.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here