Sözcü gazetesi ve ben.. Öncesinde ise Trump tehlikesini yazdım..

8

Bir ülkenin devlet başkanıyla ilgili olarak okuduğum en ağır yazı, Almanya’da çıkan haftalık der Spiegel dergisinin 20 Mayıs 2017 tarihli nüshasında karşıma çıktı. Derginin yayın yönetmeni Klaus Brinkbaumer imzasıyla…

“Bir kere zeki değil; makamının özelliklerini ve yerine getireceği görevleri anlamaktan çok uzak. Okumuyor. Önemli belgelere, istihbarat raporlarına göz atma âdeti yok ve önceliklerini belirlemesini bekleyen konular hakkında pek az bilgisi var.”

Muhatabının ABD başkanı olduğu düşünülürse çok ağır ifadeler bunlar.

Sadece bunlar olsa neyse; Brinkbaumer şunları da yazısında Trump için sıralıyor:

“Ahlâksız. Sayısız kere sergilediği üzere, yalancı, ırkçı ve aldatmaktan da geri durmayan biri.”

Lâfını sakınmayan Alman gazeteci böyle birini ABD’nin başına yakıştırmıyor ve ne yapıp edip görev süresinin kısaltılması yolunda adımlar atılmasını bekliyor.

Bayağı uzun yazının esas şu cümlesi beni dehşete düşürdü:

“Pasifik Okyanusu’nda Amerikan ve Çin savaş gemileri birbirlerine yakın mesafede seyredip duruyor. Kuzey Kore ile sürtüşme tırmanıyor. Donald Trump’ın kendisini siyaseten kurtarmak için nükleer savaş riskini göze almayacağından kim emin olabilir?”

Dehşete kapılmamak mümkün değil.

Trump’ın ziyaret noktaları ve Türkiye

Özellikle Suudi Arabistan ve İsrail’de ekibiyle birlikte verdiği pozlara bakıldığında, ‘ABD başkanı’ unvanına sahip Trump’ın varlığının dünyamızın geleceğini tehdit eden en önemli unsur haline dönüşebileceği endişesine kapılmamak elde değil.

Her iki ülkede yaptığı konuşmalar, satır aralarında, geniş kitlelere ‘tehditler’ de içeriyor.

İsrail’den sonraki durağı Vatikan olacak Donald Trump’ın…

Suudi Arabistan.. İsrail.. ve Vatikan…

Yeni ABD başkanının yurtdışında çıktığı ilk gezisinde durak olarak seçtiği yerler bunlar…

Vatikan’dan da NATO Zirvesi’ne katılmak üzere Brüksel’e geçecek Trump.

NATO’nun patronu sayılan ülkenin başkanlık koltuğunda oturan biri olarak, örgüte nasıl görevler yüklemek isteyebileceği daha şimdiden beni düşündürüyor.

Suriye’de işlerin ters gitmesini selefi Barack Obama’nın izlediği politikalara bağladı Türkiye.. ve ülkemiz Trump’ın başkanlık yarışını kazanmasına en fazla sevinenler arasında yer aldı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın geçen hafta Washington’da Trump’la yüz yüze görüşmesi, özellikle yeni başkan için kullanılan övücü sözlerle dikkat çekmişti.

Suudlular da kendisini başka devlet adamlarını kıskandıracak bir coşkuyla karşıladılar.

Oysa, Alman gazetecinin nezaket sınırlarını bayağı zorlayan satırları arasında yer alan kişisel özelliklerinin yarısı bile doğruları yansıtıyor olsa, Trump’ın dünyanın en güçlü devletinin başında bulunmasından en çok rahatsızlık duyması gereken insanların yaşadığı coğrafya bizimki, Ortadoğu…

Biraz daha fazla basirete ihtiyacımız var…

 

SÖZCÜ gazetesi ve ben

Okurlarım bilir: Düşünce ve düşünceyi açıklama özgürlüğü konusunda hassas bir gazeteciyim.

Muhalif tavrıyla bilinen ‘Sözcü’ gazetesiyle ilgili haberleri muhtemelen okuyorsunuz ve dolayısıyla konuyla ilgili tartışmalarda adımın geçtiğinden de haberdarsınızdır.

Benimle ilgili neredeyse her konuda olduğu gibi gerçeklerin ters yüz edildiği pek çok haber yayımlanıyor şu sıralarda.

Evet, ‘Sözcü’ gazetesi sahibinin yurtdışında (İsviçre’de) eğitim görürken yolunun o zamanlar Cemaat olarak adlandırılan yapıyla kesiştiğini yazan benim. Bunu da bir tanığın bana anlatımına dayandırmıştım. İtiraz gelince, gazete sahibinin göndereceği açıklamayı memnuniyetle sütunumda yayınlayacağımı da ikinci bir yazımda bildirmiştim.

O açıklama hiç gelmedi.

İyi de, benim o iddiam 2010 yılında Yeni Şafak’ta yazdığım sırada yayımlanmıştı; hatta biraz eskisi de var: 28 Temmuz 2008’de de konu etmiştim. Henüz ortada FETÖ yok ve o yapıya her kesimden olumlu bakıldığı sırada… Nitekim, yalnız şimdi kaçak olanlar değil, sonradan itirafçı olacak kalemler de iddiayı dile getirdiğimde o yapıya ait gazetelerde beni hayli eleştirmişlerdi.

Konunun ayrıntısı geçen yılın Nisan ayında çıkan ‘Ben Böyle Gördüm – Cemaat’in Siyasetle Sınavı’ adını taşıyan kitabımda da (s. 155-156) yer alıyor zaten. Gizlisi saklısı yok yazdıklarımın…

Burak Akbay kendisinden beklediğim üzere “Hayır öyle bir şey hiç olmadı, benim onlarla yolum hiç kesişmedi” diye bir açıklama gönderseydi, konu daha o günlerde (2010’da) kapanırdı.

Geçen yılın Ağustos ayında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı konuyla ilgili tanıklığıma başvurduğunda da, bütün bildiğimin 2010 yılında yazdıklarım ve 15 Temmuz’dan aylar önce çıkan kitabımda yer verdiklerim olduğunu söylemiştim.

2010’da, yani henüz ortada fol yok yumurta yok iken, ilginç bulduğum bir bilgiyi paylaştığım için bugün suçlanmam tuhaf.

Hiçbir gazetenin yayınlarından dolayı kapatılma tehdidi altına düşmesine, gazetecilerin görüşleri yüzünden tutuklanmasına taraftar olmadım, bunlara her zaman karşı çıktım.

Basın içi sorunlar basının kendisi tarafından çözülmelidir. Geçmişte bizlerin sütunlarımızda yaptığımız gibi.

Ergenekon’la ilgili belgeyi de, sahihliğinden kuşku duyan ifadelerle, taa 2001 yılında yayımlamıştım; ‘Ergenekon’un Silivri Mahkemeleri‘nde yargı konusu olmasından yaklaşık 7 yıl önce…

Sözcü ile ilgili tanıklığıma Başsavcılık geçen yılın Ağustos ayında başvurmuştu.

Tekrarlayayım: Sözcü konusunu 2008’de, Ergenekon belgesini 2001’de yazdım.

Kusura bakılmasın, ama dünyanın her yerinde benim yaptığıma ‘gazetecilik’ deniliyor.

Bilin istedim.

ΩΩΩΩ

8 YORUMLAR

  1. Kim gerçekleri sayın Fehmi Koru gibi ucundan kulağından her türlü engellemeye rağmen yazmaya veya konuşmaya devam ederse 10. köyden kovmaya gayret etmelerine rağmen başaramadıklarından dolayı son çare olarak en iyi becerdikleri mesleklerini icra etmeğe odaklanip, olayları saptırma, yalan ve iftira can simidine sarıldılar.
    Bununlari iyi becerenler bizim ülkemizde büyük rağbet görüyor.
    Bunun en belirli örneği AK Partisinde görüyoruz 15 yıldır dışarda zerre kadar rağbet görmeyenler​ Türkiyede baş taci ediliyor, çünkü biz millet (istisnalar hariç)olarak araştırıp sörürşturma gibi bir derdimiz yok. Ne diyelim!
    Ylanla abad olan sonuberbat olur

  2. bekir bey bir kere efendimiz sav in orta yollu olmasına kesinlikle katılmıyorum o bir devrim yapmıştı putperestliğe karşı dinimizi savundu orta yollu ifadesini maksadını aşan talihsiz bir cümle olarak telakki ediyorum.şu anda yapılanlar özellikle fetö adı altında ki hayatımda bir kere bile ne cemaat evine gittim ne de o guptan yakın arkadaşım oldu hatta ben taaa 1999 larda eleştirdiğim bazı konular vardı her kes bana o zamanlar yahu sen ne diyorsun gibi laflar söylerdi o konular ayrı ama şu günlerde yapılanlar gözü dönmüşçesine bu yapıyı yok etmek üzerine hani bu yapının tabanı ibadet ortası ticaret üstü ihanetti bu gün ne taban kaldı ortada ne orta ama en üsttekilerin keyfi yerinde fetö ile uğraşacağım diye tabandaki ibadet halkası yok ediliyor linç ediliyor onursuzlaştırılıyor
    onlar hain mi bilemem ama vatan haini hükümete ihanet edene değil vatana ihanet edene denir
    at izi it izine karıştı deniliyor ortada iz var ama ne atı gördük şimdiye kadar ne iti..tüm medya bu gruba ait herkese hain cehennemlik gözüyle bakıyor peki pkk ya gelince baldıran zehiri içmeye hazır olan taşın altına elini koymaya hazır olan çözüm süreci saçmalığını bu millete 2 sene yutturan sayın kişiler konu fetö yani eski adıyla cemaat olunca neden bu ılımlı babacan tavrı sergileyemiyor onu da ben söyleyeyim fetö ak partiye pkk vatana ihanet etti vatana ihanet affedilebilir ama ak partiye ihanet affedilemez tabanının ibadet olduğu bilinse bile

    • “Orta yol” ile kasıt, suya sabuna dokunmayan, neme lazımcı bir tavır değil, aşırılıklara sapmalardan uzak olmaktır. Müslümanın aşırılık ölçüsü kıyamete kadar Hz. Peygamberin sünnetidir. Sevgili Allah’ımızın rızası sünneti seniyyededir, ötesi aşırılıktır.

    • Sayın kardeşim o yazıda belirtilen hadisişerif benim uydurduğum birşey deyil bu eleştiriyi yapmadan önce
      İtidal .ortayol nedemek olduğunu araştırsaydınız keşke itidal aşırıya kaçmamak .ortayolda adaletli olmak herşeyi kıvamında yapmak dürüst olmak yani herşeye kitap ve sünnet ölçüsünde olmak diyelim
      Orada sadece enhayırlı iş yerine kişi diye yazmışım yazıyı gönderdikten sonra farkına vardım.
      Ben yazıda kurum kişi parti falan bahsetmedim
      Artı ben hiçbir partiye üye falan deyilim benim için partilerin ve kişilerin dinim ve vatanımın üstünde deyildir
      Yazınızı okuyunca açıklama geryi duydum ..

  3. ABD sadece geleneksel politikasina geri donuyor, anormal bir durum yok. Obama donemi anomali idi.

    Herkese haberiyat.com sitesini bakmasini tavsiye ediyorum. Haber, roportaj, yorum, felsefi yazilar, gunluk haberler, ozellikle Ortadogu konusnda baska yerde bulunamayacak yazilar. Gercekten cok memnun kaldim. Lutfen bir bakin derim. Akim Emre onculugunde…

  4. Bu yazıyı okuyunca aklıma şöyle bir soru takıldı gerçekten insan özgürmü ?
    Özgürce her istediğini yapabilir? Herkese her istediğini söyleyebilirmi ?
    Eğer öyleyse bu. Allah cc unun kanununa aykırı deyilmi ?
    Seninfikrini benimsemeyene hakararet.küfür iftira yalan yanlış yazacaksın çizeceksin konuşacaksın ve bunun karşılığı ifade.düşünce özgürlüğü diyeceksin.
    Bunun bi karşılığı olmayacakmı. hukuki bir yaptırımı olmasınmı?

    Yazıda gazetecilerin yazdıklarından dolayı cezaevine konulması kapatma tehtitiyle cezalandırılmasına karşıyım bunu biz basın olarak içimizde hallederiz deniliyor ozaman her meslek gurubu meselelerini kendi aralarında halletsin
    Mahkeme ler kaldırılsın sizce yukarıda bahsettimim yazıdan hangi sonuç çıkar

    İnsanların onuruyla oydıysanız namusuyla oynadıysanız iftira attıysanız hakaret ettiyseniz hele hele yaptığınız haber veya yazıyla insanların hayatına kast edildiyse bunu meslek içinde nasıl çözeceksiniz

    Nasıl siyasetcilerin yanlışları 24 saat konuşuluyorsa yanlışlarında yargılansın diye bağrılıyorsa haklı olarak toplumda aynı siyasilergibi 24 saat hayatımızda olan basınında yargılanıp cezasını çekmesi gerektiğini ister
    Eğer bu olmassa ozaman vatandaşlar arasında adaletsizlik olur buda Allah cc katında nekadar ağır bir vebale girdiğini sizler daha iyi bilirsiniz

    Ne söylüyorsak.ne yazıyorsak .ne yapıyorsak başkalarını incitmemeden yapmak gerek

    İnsanların en hayırlısı itidalli ve orta yollu olandır buyuruyor Efendimiz s a v
    Allahım başkalarının hakkına girmekten bizleri koru..

  5. ”Suudi Arabistan.. İsrail.. ve Vatikan…”

    Vatikan bir dini merkez..

    Paramparça haliyle ve coğrafyasının en önemli her ülkesinin kendini koyduğu ‘İslami Merkeze’ Ortadoğu için Suudi Arabistan mı seçti Trump?

    Yani Suudi Arabistan ”İslami Merkez”.

    İsrail.. isteseniz de istemeseniz de, beğenseniz de beğenmeseniz de hem dini hem seküler, kendini ”dünyanın merkezine” koyan bir devlet.

    Anlaşılan üç büyük dinin üçüncü merkezi olarak ta İsrail’i seçti Trump.

    Brüksel?

    Brüksel’de Süleyman Karagüllenin deyimiyle sermayenin, ”Sermaye Din’inin” merkezi.
    İlahi olana dair ne varsa burada ters yüz edildiği ve sadece kendine bir manivela olarak kullanıldığı bir merkez Brüksel.
    Yani İslam ülkelerinde, ”dinin siyasete alet edildiği” türün, dünya siyasetine de ‘dünya dinlerinin’ alet edilmesi nevinden…

    Şimdi, Suudi Arabistan ve bildiğim kadarı ile de Vatikan ve İsrail, birer NATO üyesi ülkeler değiller.

    Nükleerde dünyanın başağrısı, en büyük belası, Kuzey Kore gibi gözükse de Brüksel’de ona dair bir karar çıkar mı bilemem.. Bu da birinci derece de NATO ile ilgili değil zaten.

    Lakin, Ortadoğu’da yanan ateş, artarak devam edeceğe benziyor..artarak…

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here