Yeni dönem: Partili bir cumhurbaşkanımız var ve ülkede tek yetkili o.. İyi bir şey mi bu?

14

Partilerin kongreleri zaten önemli başlangıçları beraberinde getirir; ancak AK Parti’nin Tayyip Erdoğan‘ı yeniden genel başkan seçtiği olağanüstü kongresi pek çok bakımdan ileride de hatırlanacak.

Pek çok ilke sahne olduğu için…

Yeni dönemin özellikleri

Cumhurbaşkanı seçilmiş ve devleti temsil yetkisini üstlenmiş biri aynı zamanda bir partinin de lideri oluyor ve böylece toplumun bütününü teşkil etmeyen bir kesitine başkanlık etme hakkı elde ediyor.

Kısa süre sonra (en geç Kasım 2019’da), cumhurbaşkanı ve AK Parti genel başkanı sıfatlarını taşıyan biri, başbakanlık makamı ortadan kalkacağı için, milletvekili olması gerekmeyen isimlerden oluşan bir hükümete (‘yürütme organı’na) de başkanlık etme imkânına kavuşacak.

Parti başkanı olarak bir dahaki seçimde milletvekili listeleri üzerinde son sözün sahibi de o olacak.

”Yüzde 10 barajı fiilen kalktı, artık iktidar olmak için yüzde 50 + 1 oy gerekecek” denildiğine göre, o oy oranıyla Meclis’e taşımayı umduğu partisi, ‘yasama organı’ içerisinde en kalabalık gruba sahip olacak demektir.

Kuvvetlerden geriye ne kaldı? ‘Yargı organı’ mı? Onu biçimlemekle görevli Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) üyelerinin 4’ünü bizzat, 7’sini başında bulunduğu partinin çoğunluğu teşkil ettiği Meclis seçiyor, 2 üye de adalet bakanı ile müsteşarı değil mi?

Türkiye tarihinin hiçbir döneminde, ülkenin kaderine hükmeden devlet yöneticilerinden hiçbiri, şimdiden Cumhurbaşkanı ve AK Parti genel başkanı sıfatlarını taşıyan ve yakında hükümete de başkanlık edecek olan Tayyip Erdoğan kadar kapsamlı yetkilere sahip olmamıştı.

Padişahların sadrazamları vardı, Cumhurbaşkanı Erdoğan‘ın başbakanı da olmayacak…

İçeride her istediğini yaptırabilecek… Dışarıda da Türkiye ‘tek ses’ ile temsil edilecek…

Gerçekten ‘bize özgü’ bir cumhurbaşkanlığı sistemimiz oldu.

Bu iyi bir şey midir?

Cumhurbaşkanı Erdoğan siyasete dün atılmış biri değil; 1994’ten sonra İstanbul gibi kocaman bir kentin yönetimine gelmiş, 2003’ten itibaren de başbakanlık yapmış, 2014 Ağustos ayında ise cumhurbaşkanı seçilmiş biri o.

Yapılan değişimin yararlı olacağını düşünmese herhalde böyle bir yolu açmazdı.

Dünyanın dikkati üzerimizde

Ancak bir de siyasetin evrensel kabulleri var. O kabullere göre, paylaşılmayan yetkiler, o yetkileri kullananlar açısından ileride sorun teşkil edebiliyor. ‘Kuvvetler ayrılığı’ ilkesi ve ona bağlı yetki paylaşımı uygulamaları keyiften bulunmuş kavramlar değil; zorunluluklar göz önünde bulundurularak, biraz da zorla elde edilmiş değerler…

Demokratik ülkelerde dengeyi yönetimin parçalı olmasının sağladığı düşünülüyor; yetkilerin tek elde toplandığı yönetim anlayışının dengeyi bozacağı inancıyla…

Bütün dünyanın dikkati, hiç kuşkusuz, bugünden itibaren yepyeni bir yola girmiş olan Türkiye’nin üzerinde toplanacak. Burada görülecek bir başarı, tabii eğer gösterilebilirse, başka ülkeler için de taklit edilebilecek bir örneğe dönüşebilir.

Umarım başarılı bir örnek teşkil ederiz.

Donald Trump.. Kılıç dansı..

Bugün gazetelerde dün TV ekranlarına yansıyan ABD Başkanı Donald Trump‘ın kılıç dansı fotoğraflarını göreceksiniz. Ziyaret ettiği Suudi Arabistan’da çekildi o fotoğraflar; 350 milyar dolarlık silâh satışını kutluyorlar… Trump‘ın bir kişi ötesinde elinde kılıcıyla görülen yaşlı kişi de ülkenin kralı Salman

Kral olduğu için her yetkiyi elinde tuttuğunu düşünebilirsiniz. Kendisinden birkaç kral önce durum oydu gerçekten; ülke hakkında kararları tek başına kral verirdi. Ancak son üç kralla başlayan süreçte Suudi Arabistan da bir tür monarşiye dönüştü ve kral yetkilerini paylaşmaya başladı. Bir Şura Meclisi var ve onda kadınlar da yer alıyor artık. Kral Salman iki de veliaht ilân etti ve ülkenin günlük işlerini onlar yürütüyor.

Neden böyle bir yola girdiler?

Halkları onları böyle davranmaya zorladığı için…

Osmanlı Devleti de 1876 ile başlayan süreçte benzer değişimleri denemeye başlamıştı.

Bayram ediyoruz ama, biraz da düşünelim

İlk bakışta tek elde toplanan yetkilerin sonuç almada kolaylık sağlayacağı düşünülse bile, devlet yönetiminde ‘tek adam’ uygulaması farklı sonuçlar doğurabiliyor.

Üzerinde düşünülmesi gereken bir dizi soru da var: Ya Tayyip Erdoğan için biçilmiş ve onun üzerine yakışacağı düşünülen elbise bir başkasının üzerinde iyi durmazsa? Ya hep aynı çizgide kalması öngörülmüş iktidar farklı bir çizginin eline geçerse? Ya Meclis çoğunluğu ile seçimle gelecek cumhurbaşkanı farklı farklı çizgilerden kişilerden oluşursa?

Hiç olmayacağı düşünülen nice şeyin olabildiği bir ülkede yaşıyoruz, bu sebeple sorularıma ”Olmaz” diye kestirmeden cevap vermenizi hiç tavsiye etmem.

Cumhurbaşkanı Erdoğan‘ın bir danışmanı, ”Baktık olmuyor, anayasayı yeniden değiştiririz” demişti.

Bugünkü yazımı farklı bir soruyla bitireyim: Kongrede MKYK’da yeni yüzlere yer açılmasını kimi ‘değişim’, kimi ‘tasfiye’ olarak değerlendiriyor; acaba değiştirilen veya tasfiye edilen kişileri MKYK’ya kim seçtirmişti?

ΩΩΩΩ

14 YORUMLAR

  1. Farz-ı misal 2019 yılında eski cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer aday olup seçilse , bu sistem çok iyi bizi uçuracak böyle olması gerekir diyenler ‘hayır olmaz bu sistem çok yanlış’ demeyecekler mi ? Ahmet Necdet Sezer’e karşı bi düşüncem yok sadece sağ kesim tarafından sempati duyulmadığı için örnek vermek istedim. Yani demem o ki oy kullananların yüzde 90’ı Tayyip Erdoğan’ı sevdiğinden veya sevmediğinden Evet veya Hayır oyu verdi. Yani sistemi değil Kişiyi seçtik. Yani sistem değil Kişilerin istek ve arzularının istediği şekilde yönetilecek. Yani adalet – ekonomi – vs her şey kişisellikten öteye geçemeyecek.

  2. Açıklama :
    Hukukta müşavirlik ( danışmanlık ) yapacak kişide ve içtihat yapacak (yorum yapıp, hüküm tesis edecek) kişide pekçok vasıf (kabiliyet, özellik, nitelik) aranır. Bu özelliklerden en önemlisi de mümeyyiz ( fıtratan üstün,seçkin) olmasıdır. Nitekim Yargıtay (yargılıyan) ‘ın vaktiyle ve halk dilinde doğru olan ismi TEMYİZ Mahkemesidir. Temyiz Mahkemesi olmaktan çıktı çıkalı ! adalet terazisi bozuk çalışmaktadır. Nitekim, İslam dininde mezhepler o üstün (çaplı olan) insanların yorum ve hükümlerine, sıradan vatandaşların tabi olmaları (yolundan gitmeleri) ile kendiliğinden doğal olarak peyda olmuştur. Onun için atalarımız,” Yarım hoca (aklı ve ilmi kıt) DİNden eder, yarım Hekim (Tıp Doktoru) CANdan eder”, demişler. Namaz imam’lığında da bu böyledir, her türlü Önderlikte de. Bugün Türk Milli Eğitiminin düştüğü aciz ve randımansız durumlara düşmesi de Üstün vasıflı insanları eğitime yöneltememekten kaynaklanmaktadır, denebilir. Sıradan hayatta bu ortak akıl anlayışı ile cemiyet o kadar zarar görmektedir ki…. Bunun, tarihten ve günümüzden, çok misallerini sıralıyabiliriz…… Onun için İslam dini eğitimin, adaletin ve silahın sıradan insanlara verilmesini uygun görmemiştir. Bugün terörün, anarşinin, zulmün kaynağını belki de buralarda aramalıyız.
    Konu çok geniştir….

  3. Osmanli’da gercek anlamda mutlakiyet neredeyse hic bir zaman olmamistir. Once yeniceriler vardi, sonra ayanlar, Sened-i Ittifak, Tanzimat v.s. diye gider. Kisacasi 1876’yi baslangic tarihi olarak vermeniz cok yanlis.

    Dost aci soyler: Daha iyi yazilar bekliyoruz, hem konu hem analiz hem de materyal hatalar barindirmama acisindan.

    • cevat karakalem tarihsel bilgileriniz yüzeysel ve yüzeysel olan bu bilgileri yorumlama biçiminiz de çok çocukça. Rejim tartışmalarında devletlerin genel yapısı esas alınır. osmanlı meşrutiyet denemelerine kadar rejim olarak mutlak monarşiydi. nihayi karar mercii, tek adam olan padişahtı. onun altında onun yetki verdiği sadrazam dahil herkes onun adına hareket ederdi, halk daha başka bir güç adına değil. Yeniçeriler ve ayanlar ya da diğer çıkar grupları padişahlık kurumunu kaldıran ya da denetleyen mekanizmalar değildi, taht oyunlarında etkili olan ama nihayetinde değişen padişahın emrinde olan alt aktörlerdi. osmanlı rejimi 1876 tarihinden sonra bile tam anlamıyla meşruti monarşi sayılamaz, hala mutlak monarşinin etkisi devam etmekteydi ki, 2. abdulhamit bunun kanıtı oldu.

  4. Ben ne Başkanlık sistemi taraftarıyım, ne de herhangi bir partinin ne holiganı ve yardakçısıyım Hak ve samimiyetle uygulamış ideal ve doğal hukukçu biriyim. Yazılı metinler peyda etmekle”hukuk” tesis edilemez. Böyle bir Devlet, olsa olsa Kanun Devleti olur, olabilirse. Fakat, başkanlık sistemine Ve Erdoğan’a bu yönden bu kadar karşı çıkılmasını doğrusu çok yadırgıyorum.
    Cumhurbaşkanı tüm kesimleri temsil etmiyormuş, böylece. Hangi ülkede tüm kesimleri temsil ediyor ? Örnek verir misiniz ? Ha, Kuzey Kore’de, Küba’da….. temsil edebilir ! ABD (Amerika) ‘da, Fransa’da ….. hatta Rusya’da temsil ediyor mu ? Demek ki – sizin tabirinizle- bu ülkelerde demokrasi (çokluk) var. Atatürk, İnönü, Bayar dönemlerinde MİLLET’in tamamını temsil ediyor muydu, Cumhurbaşkanı ? Haa, askeri idare dönemlerinde, mesela 27 Mayıs 1961 ve 12 Eylül 1980 dönemlerinde, belki HALK’ın tümünü temsil ediyordu ! gerek Devlet başkanı , gerek CHP’nin seçtiği Cumhurbaşkanı. Bizdeki DEMOKRASİ anlayışı zaten budur. Osmanlı döneminde de, hep zorbalar hep özgürlük, eşitlik ! naraları ile sokağa dökülmüştür. Kendileri başa geçti ise özgürlük gelmiştir ! Tenkid, iki taraflı yapılır, aslında; lehe ve aleyhe olanlar birlikte söylenir. Tenkid yaparken vicdan, adalet, tarafsızlık olmalı. İnsanda biraz utanma duygusu olmalı.
    Koru’nun yukarıdaki yazısında dillendirdiği …. sa, ..sa ‘ları Atatürk, İnönü ve (kısmen) Bayar dönemlerinde hep yaşadık. Korkmayın, Rejime birşey olmaz. Devlet de içgüçler, dış güçlerle işbirliği yapmadıkça Devlete de bir şey olmaz
    Bir kere, hiçbir yerde, kişi dikdatör de olsa tek başına karar vermez. Bunu bilmiyen yoktur. Güvendiği müşavirleri, şurası vardır. Hele, “şu ortak akıl” denen deli saçmasına fitil oluyorum. Bilinmeli ki İslam’da ÜSTÜN akıl hem muteber’dir, hem de SORuMLU’dur. Bu sorumluluğu hisseden kişi elbette, üstün akıl sahibleri ile ve bürokratları ile istişare edecektir ama son karar, elbette kendine aittir
    Kongrede MKYK üyelerini kimler seçtirdi ? sorunun cevabı oldu mu ?

    • ”Bilinmeli ki İslam’da ÜSTÜN akıl hem muteber’dir, hem de SORuMLU’dur. ” demiş Abdurrahman bey. Merakım sizin nasıl bir sistem ve yönetim tahayyülünüz var ki, böyle bir cümleyi yazma gereği duydunuz. üstelik (üstün ve sorumlu) kelimelerini büyük yazarak. idealiniz olan böyle bir islami yönetim sisteminde, üstün ve muteber üstün akla, bir uluhiyet mi yüklüyorsunuz? açarsanız sevinirim.

  5. Şirket yonetir gibi devlet yönetme dönemi başladı. Ama şirketler bile bu anlayışta yönetilmiyor. Önceden ince ayrıntıları hesaplaniyor. Hata payi sifira indiriliyor. Hata olursada sirket bitiyor. Devleti yonetenlerin danismanlarinin fikrine bakin. Deneriz olmazsa degistiririz. Size diyecek lafim yotur. Benim lafim ne soylerseniz ve ne yaparsaniz yiyen milletedir.

  6. Fehmi Bey’in yazısına itirazım,yazının başlığındaki “…ülkede tek yetkili o…” ifadesinden başlıyor. Sanırsınız ki bir kişi ülkeyi tek başına,kafasına estiği gibi yönetecek. Böyle bir şey yok. Dünyada da yok, bizde de.

    Evet, en tepede bir kişi olacak, bazı kararlar onun imzası ile yürürlüğe girecek. Oma onun imza atacağı kararın oluşması için çok kişilerle, uzmanlarla, danışmanlarla, bakanlarla istişare edilecek, müzakereler edilecek, nihai karar ortak akılla oluşturulacak,son aşama olarak tepedeki kişi imzayı atacak.

    Dünyada ve bizde, her konudan anlayan, her alanda tek başına karar verebilecek yetkinlikte bir süpermen yoktur. Bu sebeple, tek adam, tek yetkili gibi söylemlerin ayağı yere basmamaktadır.

    Tayyip Erdoğan özelinde konuya baktığımızda bugüne kadar aldığı kararlarda sürekli istişare yoluna başvurduğunu, konuyu uzmanlar ve danışmanlarla müzakere ettiğini, kararları ortak akılla olulturduğunu görüyoruz. Zaten böyle olmasaydı başarılı olması mümkün değildi. İstilareye başvurmayan bir başkası da başarılı olamazdı.

    Öte yandan 2010 referandumuna kadar HSYK üyelerini Yargıtay,Yargıtay üyelerini de HSYK seçerdi.”Sen beni seç,ben seni” kuralı geçerliydi. Yani Con Ahmetin devr-i daim makinesi gibi bir şey. 2010’dan sonra HSYK,hakimler ve savcıların oyları ile oluştu Bu sistem demokratik gibi görünüyordu.Ancak Fetö yargıda sinsi bir şekilde yapılandığı için, bu defa da onların blok oyları ile kendi adamları HSYK’ya seçildi.Bu da başka bir felaket oldu. Şimdi içlerinden itirafçılar çıkıyor.

    Bundan sonra halk,dolaylı olarak devrede olacak. Halk ,cumhurbaşkanı seçtiği kişiye 5 yıl süre ile belli makamlara atama yapma yetkisini de vermiş olacak.Meşruiyeti halk vermiş olacak.

    Dünya ülkelerindeki sistemleri incelediğimizde oralarda da HYK ve AYM gibi yüksek yargı organlarına meclisin veya başkanın atamalar yaptığını görürüz.Dolayısı ile sadece bize mahsus bir durum söz konusu değil.

    Bundan önceki cumhurbaşkanları da bir çok atamaya mani olabiliyordu. Cumhurbaşkanı imza atmadığı için bir çok üst düzey bürokratın ataması yapılamıyordu.AYM üyelerinin tamamını cumhurbaşkanı atıyordu.Hem de emekli oluncaya kadar, yani ömrü billah olmak üzere.Tayin ettiği kişiler de kendi görüşünden kişiler oluyordu.

    Bundan sonra cumhurbaşkanı seçilecek olan kişi,halkın yarıdan fazlasının desteğini almak zorunda olduğu için sıradan biri olmayacaktır.Halkın çoğunluğu o makama layık olmayan birine destek vermez.Partiler ve aday gösterme yetkisine sahip olan diğer kesimler o makamı doldurabilecek bir aday çıkarmak zorundalar.Bu sebeple “ya şöyle şöyle biri başkan seçilirse” gibi endişeler yersizdir. Hatta halka karşı bir itimatsızlığı da içinde barındırır.

    Yeni sistemin odağında tek kişi değil,halk olacaktır. Halkın olduğu yerde alavere dalavereye yer yoktur.Türk halkı en olumsuz koşullarda bile en isabetli,en makul kararları vermesini bilmiştir.Bu sebeple endişeye mahal yok diyerek yorumumu bitiriyorum.

    • Bekir bey, haziran 2015 seçimlerde yaşanan istifaları bir hatırlayın. Başbakan birini bakan yapmak için istifa ettiriyor. Cumhurbaşkanı müdahale edip istifayı geri aldırıyor.

      Daha sonra başbakan başkanı olduğu partisinde çalışma arkadaşlarını seçmek istiyor, toplanan mkyk ile yetkisi elinden aliniyor. Söylediği sözleri geri almasi ayrica kayda değer.

      Binali bey ohal şartlarında seçim yaptiridilar dedirtmem diyor geri aliyor. Bunlar hangi istişarenin sonucu.

      Hsk nin her ülkede ayni olduğunu söylüyorsunuz. Acaba kaç tanesinde millet vekillerini parti başkanları belirliyor. Meclise giden vekilleri birebir millet seçtiğinde ancak meclisin üye ataması normal olur.

      Türkiyede hiç bir parti yokki vekilini serbest bıraksın ( Akparti ilk dönemi hariç. Bu dönem aynı zamanda türkiyenin en hızlı büyüdüğü dönem ). Taha Akyol yazısında bir kaç vekilin oy verdikleri üyeleri tanımadığından bahsediyordu. Neye göre oy vermişti acaba?

      Haksız çıkmayı canı gönülden isterim yeterki ülkem kazansın, ülkem büyüsün ve milletimiz huzurlu olsun (haksız çıkmamdan o zaman zerre gocunmam. Haklı çıktığımızda ülkemizin zor durumda olması ziyadesiyle üzer. Çünkü dünya üzerinde türkiye gibi millette yok vatanda).

      Lakin görünen köy klavuz istemez diye atalarımızın deyişleri var. Zamanında yaşadığımız şeylerin el değiştirerek gelmesi bir şeyi değiştirmez.

  7. Fehmi Bey,

    Sizi yıllardır takip eder yazılarınızı okurum.
    Yeni değişiklikle Başkanın üye olduğu parti, çoğunlukla Mecliste mutlak çoğunluğu sağlayamaz. Hele bir de Baraj aşağı çekilirse bu mümkün olmaz. Yasama böylece denetleme faaliyetini yapabilir.
    Bizdeki eski parlementer sistemde bu mümkün değildi. Zaten meclis çoğunluğu olmadan hükümet kuramıyordunuz. Dolayısıyla Yargı ve Yürütme tek elde toplanıyordu. Şimdi ise farklı olarak seçilebilecek ve Meclis Yasama ve Denetleme görevini eskiye göre daha bağımsız şekilde yapabilecek.
    Bizim insanlarımız yeni sistemde Başkan ve Meclis için farklı partilere oy kullanabilir. Ben buna inanıyorum.
    Konuyu bir de bu şekilde düşünsek.

    Saygılarımla

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here