Suriyeli berberin bana dediği.. Afrin’e müdahale konusunda ne düşünüyorum…

10

Geçen hafta Suriye’den ülkemize sığınmış bir berber tarafından traş edildim. Türkiye’de geçirdiği yıllarda öğrendiği dilimizi neredeyse aksansız konuşabiliyordu genç Arap berber.

“Savaş bitmek üzere, artık sen de ülkene geri döner, anne-babana kavuşursun” dediğimde, “Esas soru savaşın bitip bitmeyeceği değil” dedi Suriyeli genç sığınmacı ve ekledi: “Esad yerinde kalıyorsa göçenlerin hiçbir geri dönmez, dönemez…”

Bunu bir yer not edin.

Afrin’de kiminle savaşacağız?

Türkiye güvenliği açısından sınırlarının hemen ötesindeki gelişmelerden tedirgin; her an askeri bir müdahalede bulunacakmış gibi hazır, ancak sözlü tehditler sürdürülmesine rağmen müdahalede acul davranılmıyor.

Rahatsız olmakta da teenni ile hareket etmekte de haklı Türkiye.

Sınırın öte tarafında PYD/YPG güçleri de var, ama onların hemen yanı başında ABD ve Rusya da varlığını hissettiriyor.

Bizim PYD/YPG olarak gördüğümüz güçler, ABD jargonunda Suriye Demokratik Güçleri (SDG) adıyla anılıyor ve SDG içerisinde yalnız Kürt unsurlar değil, ABD’nin bölgeden devşirdiği Araplar da var.

Sayıları şimdiden 15 bini buldu, kısa sürede o sayının 30 bine ulaşmasını planlıyor ABD. Karma bir ordu bu.

SDG’yi Amerikalı kurmaylar eğitiyor.

Binlerce TIR’la günler boyu hafif-ağır Amerikan silâhları SDG için bölgeye taşındı.

Ülkemizin bu tabloya itiraz etmemesini istiyor ABD.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ABD Başkanı Donald Trump’la görüşmeyeceğini açıkladı, ama Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le sürekli görüşüyor.

Genelkurmay Başkanı Org. Hulusi Akar Amerikalı mevkidaşı Joseph Dunford’la Brüksel’de, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’la Kanada/Vancouver’da Türkiye’nin tezlerini muhataplarına aktardılar.

“Müttefikiniz Türkiye’yi mi, yoksa terör örgütlerini mi tercih edeceksiniz?” sorusu ve “Türk-Amerikan ilişkilerinin geri dönülmez bir şekilde zarar göreceği” tehdidi eşliğinde…

Washington’dan gelen ilk mesaj, Pentagon’un doğru tercihte bulunacağı yolunda yorumlanabilir.

Pentagon’un açıklaması şu: “Afrin’de PKK/PYD unsurlarını desteklemiyoruz, onları IŞİD/DAEŞ ile mücadelenin parçası olarak görmüyoruz…”

Yine de Türkiye ihtiyatını koruyor. Bu iyi.

Oyun.. kumpas.. komplo..

Acaba Afrin üzerinden bir oyuna getirilmek isteniyor olunabilir mi?

Son zamanlarda siyasette en fazla kullanılan sözcük ‘kumpas’… Gerçi Afrin ile ilgili olarak bu sözcüğün kullanıldığını henüz işitmedik, ama başka bir çok konuda Türkiye’ye dışarıdan ‘kumpaslar’ kurulduğuna dair yetkili ağızların açıklamaları belleklerde taze.

‘Kumpas’ Afrin için de kullanılabilecek bir sözcük mü?

Eski müttefikimiz ABD’nin? O değilse bile yeni müttefikimiz Rusya’nın?

Bunların ikisi de gerektiğinde muhataplarına ‘kumpas’ kurabilen ülkeler; ikisinin de örtülü operasyon sabıkaları hayli fazla…

Uyanık olmak ve tedbirli davranmakta yarar var.

Türkiye’nin sınırları ötesindeki gelişmelerden tedirginlik duyması ve etrafında güvenlik riski oluşturacak oluşumları önlemek istemesi doğal; ancak bunu riski büyütmeden ve varlığını daha büyük bir tehdit altına düşürmeden yapması da şart.

En tehlikeli senaryo, sınır-ötesi müdahalenin Türkiye’nin içine sıçrayacak bir yangını ateşlemesidir.

Çinli stratejist Sun Tzu’nun binlerce yıl önceden belirlediği gibi, “En büyük zafer hiç savaşmadan elde edilen zaferdir.” Türkiye sözlü çıkışlar ve açıklamalarla istediği sonucu savaşmadan almaya çalışıyor.

Doğru tavır da budur.

Yeşil ışıkla, ülkemizi Rusya ile karşı karşıya bırakmak (ABD bunu istiyor olabilir) veya savaşa iterek bölge halklarıyla aramıza ‘kan davası’ girmesini sağlamak (hem ABD hem Rusya tarafından) hedeflenmiş olabileceği hesabının yapıldığı belli.

Oyun dediğim bu ikili kıskaç işte.

Ayrıca Afrin’de SDG’nin 30 bini bulacak karma askeri gücü yanında, sayılarının iki binden az olmadığı bilinen Amerikan askerleri de var.

Rusya da Türk askeri uçaklarının Suriye üzerinde uçuşuna izin vermiyor.

Türkiye’nin Afrin’e askerleriyle girebilmesi için Amerika’nın askerlerini bölgeden çekmesi ve Rusya’nın da havadan müdahaleye izin vermesi gerekiyor.

İki ayrı yerden yakılması gerekiyor ‘yeşil ışık’ın…

“Aldırmayalım, girelim” dendiğinde de, tek taraflı hatta ikili yeşil ışık yakıldığı durumlarda da ‘kumpas’ ihtimalini hep akılda tutmak şart.

Çözüm masasında olmalı Türkiye

Geçen hafta traş olduğum genç berberin uyarısı, Türkiye’nin, en az Afrin kadar önemli başka sorunları bulunduğuna da işaret ediyor.

Suriye’nin bütününü düşünmek zorundayız. Beşşar Esad’lı formüle razı olunacaksa da, onsuz bir çözüm söz konusu olacaksa da, Türkiye’nin çözümün kararlaştırıldığı masada güçlü biçimde oturuyor olması şart.

ΩΩΩΩ

10 YORUMLAR

  1. Sermaye birbiri ile çatışan terör gruplarını farklı adlarda, farklı bölgelerde oluşturur ve hepsini kendisi yönetir. Etrafımızdaki terör örgütleri Türkiye’ye saldırmaya hazır beklemekteler. Sermaye Araplar ile Türklerin savaşmasını istemiyor, bu durumda İran da bizimle ittifak kurar, belki Rusya tarafsız kalır. ABD’nin verdiği uçaklar ile Suriye’ye saldırı devam edecek, biz ise Rusya engellediği için savaşamayacağız. İran ile Türkiye ittifak kurarsa Suriye, Irak ve İsrail birkaç hafta içinde fethedilebilir. Bizim uçağa ihtiyacımız yok, kara harekatı ile bu başarılabilir. Savaşanlar etkisiz hale getirildiğinde yönetim Araplara veya Kürtlere yani yerel yöneticilere bırakılacağından halk da Türkiye ve İran’ı destekler. Yerel yönetimler hakim kılındıktan sonra her iki devlet de çekilecek ve böylece Sermaye’nin bütün planı bozulmuş olacaktır. Mesele bu değil. Peki, mesele ne?
    Türkiye’nin İran ile birlik kurması birinci meseledir ama bu bir dış meseledir, kolayca halledilebilir. Asıl olarak iç meselelerimiz üzerinde durmalıyız.
    1. Ordumuz yeniden biat usulü ile örgütlenmeli, Ergenekon ve 15 Temmuz gibi kalkışmalara karşı çıkmış askerler mümkün olduğu kadar askeri görevlerine iade edilmelidir. Askerler her şeyin ötesinde vatanlarına sadıktırlar, buna şiddetle ihtiyaç vardır.
    2. Ordu sayısı 12’ye çıkarılmalıdır. Diyarbakır’da Suriye ve Irak’a karşı, Erzurum’da Kafkas devletlerine karşı, Van’da İran’a karşı, Samsun’da Rusya’ya karşı, Edirne’de Avrupa ülkelerine karşı savaşabilecek kabiliyette ordular oluşturulmalıdır. Ayrıca Ankara, Ege ve Akdeniz’i koruyacak ordulara da ihtiyaç var. Ankara, Konya, Eskişehir ve Kayseri’de hava orduları da kurulabilir. Esas olan ülkeyi her cepheden gelecek saldırılara karşı koruyacak orduların kurulmasıdır. Bu orduların esas amacı komşulara saldırmak değildir, olası bir saldırıya karşı koymak ve eğer komşu ülkelere saldırı olursa onların savunmasına destek vermektir. Askeri eğitimin bir yanını da komşu ülkelerin savunmasına destek oluşturur bu nedenle.
    3. Tüm komşularımız ile saldırmazlık paktı kurulmalıdır.
    4. İran ile savunma paktı kurulmalıdır.
    5. Ülke içinde hakemlik sistemi benimsenmelidir. Şu anda tahkim serbestliği var ama uygulamada çok cılız kalmakta. Oysa hakemlik ile yılların kangren haline dönüşen meseleleri kolayca halledilebilir. Hakemlik yalnızca yargı için değil, siyaset ve toplum için de bir kurtuluş olacaktır.
    6. Yerel yönetimler güçlendirilmelidir. Merkezi yönetim ancak belli alanlarda etkili olabilir, etki alanı genişletilir ve süresi uzatılırsa zamanla zararlı bir yapı oluşur.
    7. Dolar, yani karşılığı olmayan para ivedilikle terk edilmelidir. Bunun yerine altın bonosu kullanılmalıdır. Daha önce birçok yazımda belirttiğim üzere dörtlü bir para sistemi ile hem sektörler hem de fiyatlar korunabilir. Ekonomik krizlerden çok artık ekonomik şantajlar söz konusu çünkü göbeğimizden dolar ile bağlıyız. Zincirlerimizi kırmadan özgürlük hayali kurmak boşunadır.
    Karşı karşıya olduğumuz tehlike bu adımları atmaktan geri durmaktır. Önerilerim geçiş sürecinin çekinik ve silik adımları değil, farkındayım. Fakat bunlar ilahi kanunlardır. Biz beşeri düzenimizi bu kanunlara göre tadil etmez ve gerekli inkılapları yapmazsak iç ve dış düşmanlar tarafından ortadan kaldırılırız. Diğer ülkeler bunları yapmaz ise onlar da yıkım yaşayacaklardır belki ama kendilerine saldırmaya hazır bekleyen düşmanları yoksa daha az zorlanacaklar. Bizim böyle bir lüksümüz yok. Şimdi dünyayı yenecek gücümüz yok ama dünyayı kendi ülkemize sokmamaya yeter gücümüz vardır, yeter ki gerekenleri yapalım.

    • Üzülmeyin lütfen..!! Hezeyanlarını “İLAHİ KANUNLAR” olarak kakalamaya çalışan ilk kişi siz değilsiniz… Ama yanlış yerde tezgah açmışsınız…Bu toplumda sizi anlayacak kişi sayısı çok az…

  2. Hulaseten söylersek Yeni ve kadim dostlar kuyruk acısını untmaya niyetli görünmüyor.
    ABDnin evangelist, gizli (BOP) planı var. 1991’den beri kıdım kıdım uyguluyor ; hem de Cihan Harbindeki ALman Mareşli Rommel’in tanklarının, kendi askerlerini bile bile, göre göre tepeliyerek ilerlediği gibi. Kimseye değer verdiği yok .
    Artık, Suriyede YPG yok, bizi uyutan, namert, haysiyetsiz bir ABD var. Türkiyeye ne edip, edip musallat olup, Suriye’ye döndürmek istiyorlar.
    F.Koru’nun saydığı şartlar, “teyzenin … olursa, dayın olur, kabilinden.
    Devlet adamlarımız, bizden, herşeye, ziyadesiyle vakıf, muhakkak. ABD’yi uzun vadede dize getirmenin yolu, kendilerinin yaptığı gibi, Oradaki SİYAHLARla bir olup, plan yapmaktan geçer.

  3. Herşey iç siyaset için…
    AKP iç düşman kavramını kullanarak 2015 Kasım seçimlerini ve 2017 Nisan referandumunu aldı.
    Artık iç düşman kavramı kullanışlılığını yitirdi.
    AKP iç düşman kavramından yeterince oy gelmeyeceğini anladı ve dış düşman kavramına yöneldi.
    Son günlerde yaşanan gelişmeler gözönüne alınınca 2019 seçimlerinin erkene alınacağını söylemek yanlış olmaz.
    Ben önümüzdeki yaz aylarında veya en geç güzün bir erken seçim bekliyorum.
    Çünkü AKP oylarındaki erimenin farkında. Oylar daha fazla erimeden dış düşman kavramını da sonuna kadar kullanarak bir erken seçime gidilecek ve iktidar korunacak.
    Bütün hesaplar iktidarın korunması üzerine.
    Öte yandan Amerika sı da Rusya sı da AB si de AKP nin değirmenine su taşımaya devam ediyor.
    Onların da AKP ve Erdoğan nın başta kalmasını istedikleri aşikar.
    Çünkü onlar yıllardır her hamlesini bildikleri ne yapacağını kestirdikleri birisi yerine, hiç bilmedikleri yeni bir lider ve iktidarla uğraşmayı istemezler değil mi?
    Bugün ki Milli Gazete nin başlığındaki soruyu ben yıllardır soruyorum.
    Sahi madem Amerika ile bu kadar aramız bozuk.
    Bir yandan Kuzey Suriye de Kürt ordusu kuruyor…
    Öte yandan hayırsever iş adamımız Zarrab ı yargılıyor ve Halkbank a milyar dolarlar cezanın yolda olduğu söyleniyor.
    Niye İncirlik kapatılmıyor?

  4. Dün medyada okuduğum bir yazıda, eski ABD Büyükelçisi James Jeffrey, düşünce kuruluşu Dış İlişkiler Konseyi’nin (CFR) Türk-Amerikan ilişkilerinin masaya yatırıldığı panelinde konuşmasının bir kısmında ‘YPG’yi destekleyen uçaklar Türkiye’den kalkıyor’ ve Jeffrey : “Amerika IŞİD’e karşı savaşta PKK bağlantılı grubun öncülüğündeki güce destek veriyor, Türkiye buna her gün tepki gösteriyor ama bu gücü destekleyen uçaklar büyük oranda Türkiye’deki üslerden kalkıyor. Erdoğan buna her gün izin veriyor.” demiş.

    Evet; ‘YPG’yi destekleyen uçaklar Türkiye’den kalkıyor’ ve Türkiye buna her gün izin veriyor?

    Gerçek mi bu? diye düşünürken, aklıma takılanı sorayım.

    -ABD, bugüne kadar 4900 TIR dolusu silah ve mühimmatın nakliyesini, bu bölgeye hangi ulaşım yollarını kullanarak gerçekleştirdi?

    -Türkiye’nin liman, kara yolu, hava yolu ağları kullanıldı mı? Kullanıldıysa eğer, nakliyeyi gerçekleştiren TIR’ların ne kadarı Türkiye plakalıdır ve yüklerini nerelerden aldılar? gibi..İşte…

    • Aynen katılıyorum ve şunu ilave etmek istiyorum müsaadenizle; ABD ve Rusya her zaman el altı ve el üstü anlaşırlar ,dahası her işleri danışıklı yaparlar.Burada Türkiye’ye çok büyük bir oyun oynanıyor.Erdoğanın ve iktidarının zafiyetini çok iyi biliyorlar ve bunu kullanıp ülkeyi kendi bataklıklarının içerisine( tıpkı Irak ta Saddam ‘a yaptıklarını yapıp )çekmek.Malesef iktidar hırsı ve seçim kazanma arzusuda bu oyuna düşmeyi kolaylaştırıyor.ABD Büyükelçisi James Jeffrey açıkça şunu demek istiyor”siz onun kendi insanlarına bağırıp kükrediğine söylediğine bakmayın icraatlarına bakın”Allah sonumuzu hayır eylesin.devlet kin ile nefret ile öfke ile hırs ile yönetilmez.devlet adalet ile ,merhamet ile,iştişare ile sağ duyu ile yöneilir.Öfke aklı zail eder ve hata üzerine hataya düşürür,tıpkı bugün olduğu gibi.

  5. Cözüm masasında olmak icin sahada olmak şart. Sahada gec kaldığımız icin bizi denklem dışı bırakmaya çalışıyorlar. (tabiki sonra da namluların bize dönme ihtimali var.)Fetöcülerin bize verdigi zararlardan biridir.
    Yazarın biri yazmış, Suriye cok bilinmeyenli denkleme benziyor diye. Bana daha cok kördüğüme benziyor gibi geldi. İskender’in Gordion dügümünü cözmeye calıstıktan sonra cözemeyince kestigi gibi bize düsmanlık edenlerin attığı kördügümleri cözmeye calisip zaman kaybetmek yerine kesip yolumuza devam etmeye başladık. Öbür türlü biz oyalanana kadar ortadoğuyu hallaç pamuğu gibi atacaklar. Doğru olanı yapıyoruz vesselam.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here