Tatildekiler de gelsin, kimse tembellik etmesin. Dünyayı şaşırtalım…

76

Dananın kuyruğunun kopmasına pek az kaldı.

İki ay süren yoğun bir propaganda sağanağı ardından sandık başına gidilecek. “Saçım ak mı kara mı?” diye soran müşterisine “Merak etme, biraz sonra önüne düştüğünde öğrenirsin” diyen aynasız berberin dediği olacak.

Merakımız giderilecek.

Sevinenler olduğu gibi, aklına koyduğu hedef gerçekleşmediği için üzülenler de çıkacak.

Genellikle üzülenler sevinenlerden çok olur seçimlerde; gelinecek yerler az, adayların sayısı ise fazla olduğu için…

Her eğilimden insanların beklentisi yüksek, halkın o beklentilere uygun cevaplar sağlaması neredeyse imkansız olduğu için…

Kampanya süreçleri o süreçlere katılanların daha önce kendini belli etmemiş en sorunlu hislerini ortaya çıkarır; bu sebeple karşı tarafı acıtacak pek çok ifade, meydanlarda, gazete sütunlarında, ekranlarda rakip bilinenlerin üzerine bocalandığı ve insanlar üzerinde izler bıraktığı için…

Bu defa da öyle olacaktır.

Üzüntüler bereket kalıcı olmaz; demokratik ülkelerde siyasi hayatta ‘ilânihayelik’ söz konusu değildir çünkü. Sandıklar açıldığında bu kez sevinenler bir sonraki seçimde üzülen, üzülenler de sevinen haline gelebiliyor.

Bazıları seçime ‘küçük kıyamet’ değeri yüklüyor; yanlış yapıyor.

Herkes sabırla sıranın kendisine gelmesini beklemeyi bilmeli.

Propaganda savaşları karşısındakileri incitecek bir üslupla yapılıyor bizde. Vaktiyle idam cezası uygulanan alanlara ‘siyaset meydanı’ denilirdi; geçmişimizde idam cezaları genellikle siyasete karışanlara uygulandığı için olmalı.

Şimdilerde idam cezası yok, ancak insanların şeref ve haysiyetlerinin katledildiği alanlar bulunuyor. Kimse siyaset yüzünden çoktandır -çok şükür- kellesini kaybetmiyor, cellatlık mesleği de tarihe karıştı; ancak şeref ve haysiyet celladı denilebilecek konumda olanların varlığı devam ediyor.

Buna sevineceğimi bu satırları yazana kadar düşünemezdim, ama gerçek şu: Bereket herkes birbirine sağır bizim ülkemizde; insanlar hangi eğilimdeyseler karşı tarafın gazetelerini okumuyor, tek taraflı yayınlara kulak vermiyor, görebildiğim kadarıyla sohbet masalarına -ne olmaz ne olur diye- siyaseti taşımıyor…

Yerin kulağı var diye evlerinde bile siyaset konuşmayan, konuşturmayanların varlığından haberdarım. Telefonlarda şifreli konuşmalar yapılıyor.

Münakaşalar tahammül sınırlarını aşacak bir düzlemde götürülmüyorsa sebebi budur. Münakaşa edilmiyor…

Eskiden, öyle tarihin derinliklerinde değil ama, dengeli olmak, hak ve adaletten ayrılmamak, tuttuğu tarafı yukarıya çıkarsa bile karşı tarafı yerin dibine batırmamak gibi insani ilkeler vardı.

Televizyonlara konuk çağırırken, en taraflı kanallar bile, karşı tarafın fikrini savunacak bir figürü çağırmayı da ihmal etmezler, gazetelerin yayın yönetmenleri okurlar arasında bulunabilecek farklı görüşten insanları incitmemek için aşırılıkları sayfalarından uzak tutarlardı.

Zaten seçimlere fiilen katılanlar da asgari nezaketi ellerinden bırakmamaya çalışırlardı.

Karşı tarafın ‘düşman’ olarak görülmediği dönemlerden söz ediyorum.

Geçti o günler.

Umarım, o günler yeniden geri gelir.

Yarın sandık başına gittiğimizde, öyle sanıyorum ki, ülkemizi kim/ler/in yöneteceğinden çok kim/ler/in yönetmemesi gerektiğine önem veren bir tercihte bulunacağız. Taraflar öyle oluştu, kararlar da o yönde olacak.

Bu da bir şey. Oyumuzun değerini artıran bir özellik de.

Gözlemciler katılımın her zamankinden daha da yüksek olabileceği öngörüsünde bulunuyorlar; benim gözlemim de o yönde, umudum da öyle.

Herkes herkesi sandığa gitmeye teşvik etsin derim.

Tembelliğin, kaytarmanın zamanı değil.

ΩΩΩΩ

76 YORUMLAR

  1. POKER OYUNU

    Adı, John Neumann (1903-1957)…
    Macaristan/ Budapeşte’de küçük yaşlarda yaptıkları, ileride yapacaklarının habercisiydi. Altı yaşında 8 haneli iki sayıyı ak­lından bölebiliyor; sekiz yaşında türev ve integral biliyordu.
    20 yaşında Berlin Üniver­sitesi’nde kimya okurken bir gün…
    Dikkatini -kağıt oyunu- po­ker çekti:
    Bu oyunda sadece şans faktörü değil; aynı zamanda oyuncunun aldığı rasyonel stratejik kararlar önemliydi!
    Peki, böyle bir oyun mate­matik terimleriyle tarif edilebilir miydi? Evet…
    Neumann pokeri, matematik­sel terimlerle ifade edebileceği düşüncesini hayata geçirdi.
    Ve “Oyun Teorisi” matema­tiksel bir sanat eseri olarak ka­bul edildi. Ama Neumann’ın bu düşüncesinin eksiklikleri vardı…
    Adı, Oskar Morgenstern (1902-1977)…
    Almanya Görlitz’de doğdu. (Annesinin Almanya İmparatoru III. Frederick’in gayrimeşru kızı olduğu hep söylenir!)
    Ekonomist ve siyaset bilimci idi.
    Neumann ile Morgens­tern’ın yolu, 1930’lı yılların sonunda ABD Princeton Üniversitesi’nde kesişti. İleri Araştırmalar Enstitüsü’nde çalış­tılar. Finansörleri Rockefeller Vakfı’ydı.
    İkili 1944 yılında, “Oyun Teorisi ve İktisadi Davranış Teorisi” kitabını yazdı.
    Sahi…
    Fakültelerin matematik bölümlerinde “Oyun Teorisi” derslerinin konulmasına sebep olacak kadar bu kuram neden önemli?
    Oyun Teorisi:
    Belli ekonomik, politik ve askeri durumlarda karar vermeyi yöneten stratejik ya­pıların incelendiği matematiksel çerçeve…
    Bitmedi.

    CIA ARAŞTIRMASI

    Adı, Merrill Flood (1908- 1991)…
    Matematikçi idi. Princeton Üniversitesi’nde Neumann ile Morgenstern ile çalıştı.
    Pentagon ve CIA’ya araş­tırma ve analiz sunmak üze­re 1946’da kurulan RAND Corporation kuruluşunda görev yaptı.
    Adı, Melvin Dresher (1911-1992)…
    Matematikçi idi. Yale Üniver­sitesi’nde çalışırken yolu Flood ile çakıştı; RAND Corporati­on’da görev yaptı.
    Bu ikiliye, Kanadalı ma­tematikçi Albert William Tucker (1905-1995) ka­tıldı. “Oyun Teorisi” temelin­de “Tutuklular İkilemi” adlı strateji modeli yarattılar.
    Oyunun amacı basitçe şuydu:
    – Suçları ispat edilemeyen tu­tukluları (seçmeni) bir çıkmaza sokarak, aslında kendileri için en yanlış kararı verdirmek!

    • Hayret ya, nereden bulduysan bir sürü şeyler kopyalamışın! pokermiş oyun teorisiymiş matematikmiş şöyleymis böyleymiş… yani oyun kurucu olmak tayyibana mı kaldı. o saydığın dahilerden daha mı dahiyane. Dürüs has bi müslüman olarak kalsaydı gerisini allaha bıraksaydı o bile yeterdi …

    • Bu yazıyı özellikle burada yayınlayarak burada sergilenen OYUNu kasdediyorsunuz sanırım…

      Rabbimin izniyle Farkındayız… Görüyoruz…

      Teşekkür ederim uyarınız için… Umarım uyanan birileri olur.

  2. FKorunun günlüğü.
    Rapor ediyorum: AK Parti teşkilatı çalışıyor… Fakat AK Parti için çok zor bir seçim bu…
    19 Haziran 2018

    Bizde hediye olanrak kubul edilen ADALET ve KALKİNMA Partisini kahve paketi sayin Koru tarafından ve diğer medya kuruluşları tarafından kamu oyuna duyuruldu.
    Eğer böyle bir olay hani gavur ilan ettikleri her hangi bir ülkede olsaidi anında dağitan ve dağıttıranlara karşi o devletin savicilari yargıçlari onlara RÜŞVET vermekten dava açardı.
    Hiç bir delil olmasa dahı Yazarımızın “Rapor Ediyorum kelimesini şikayet olarak kabul ederdiler vede kahveyi dağıtanlara dağittiranlara (C Başkanımızın selamını getirdik) gururla söyletenleri ile birlikte yargı önüne çooktan halka rüşvet vermekte ve rüşvete aracılik etmekten dolayı cıkarilmişlardi.
    Ya bizde? Hiç utanmadan AKP ye oy verin diye Adelt dağıtanlar tarafından Adalete ait olan siteleri kullanarak ilan veriyorlar.
    Ondan sonrada kalkip bizde kanun var sizdeki olan kanun rüşvete hediye diyen doğmamış bebeklere darbeci diyen tek adam (Erdoğan) rejimini kanunu.
    Ya bu site okuyucularına hiç sıkılmadan utanmadan hakaret küfür eden sayıları bir kaç renk değiştırır gibi takma isimlerlerle
    İnsanları sustura bilecekkerini zannediyorlar. Birde bu tip basitlikkeri yazarkende DİNİ refarens vermeleri yokmu oda cabası.
    Sizden o rüşvetlerin hesabi er veya geç sorulacaktır. Tabii sizlerin emri ile çalışan yargıçlar tarafından değil gerçek yargıçlar tarafından sorulacaktır, ha şunuda iyi bilin onlar emirle değil kanunda ne yaziyorsa onu uygularlar bundanda emin olun çünkü sizlerin seviyenize düşecek jadar vijdansız değiller.
    Ne bu yaho bir bayan buraya yorum yazsa hemen hakaret ediyorlar.

  3. Yorum sayfalarında zaman zaman beliren Saadet Partisi ve lideri T. Karamollaoğlu’na yönelik hakaret ve aşağılamaların nedenini merak eden ve zamanı olan arkadaşlar aşağıdaki yazıya bir göz atabilirler. Ahlak ve erdemin biricik tutarlı partisinin birilerine ayna tutuyor olduğu çok açık. . .
    ………………

    Doç. Dr. Burak Bilgehan ÖZİPEK,TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü

    24 Haziran’da yapılacak genel seçimler öncesi Saadet Partisi’nin ilgi çekici yükselişine tanık oluyoruz. Bundan birkaç ay önce, Temel Karamollaoğlu liderliğindeki partinin bu denli ses getireceğini ve gündemi belirleyeceğini kimse tahmin edemezdi. Muhtemelen, özerkliğini koruyan ancak etkisi sınırlı bir parti olarak yaşamına devam etmesi umuluyordu. Konjonktürel olarak, AKP’nin İslami bir kimliği vurgulama ihtiyacı hasıl olduğunda, Saadet Partisi dolaptan çıkartılabilir ve birkaç milletvekili sözü verilerek kolaylıkla sisteme sokulabilirdi. Bu bakımdan, hiç kimseye zararı olmayan, uysal ve kişiliksiz bir parti olarak bir köşede kalmasının AKP açısından hiçbir sakıncası yoktu. Hatta, Milli Görüş’ü temsil eden bir partinin sembolik de olsa var olması, Milli Görüş çizgisinden gelen AKP’lilerin özellikle Fetullahçılar ile aralarına mesafe koymalarını kolaylaştırıyordu.

    Mamafih, Saadet Partisi kendisine atfedilen rolü tamamıyla reddetti. Figüran ile karakter oyuncusu arasında önemli bir fark vardır. AKP’nin yaptığı ittifak teklifini reddetmesiyle ve Millet İttifakı’nın kurucu partilerinden birisi olmasıyla bu fark bariz bir şekilde ortaya çıktı. Özellikle, AKP’nin lütfuna mazhar olmak ve birkaç milletvekilliği karşılığında Cumhur İttifakı’na girmek için sıraya geçen siyasi oluşumların tersine, kendisine yapılan cömert teklifi elinin tersiyle itmesi Saadet Partisi’nin talip olduğu yeni rol için biçilmiş kaftan olduğunu gösterdi.

    Ne var ki, Saadet’in karakter peşinde koşması, AKP’lilerin öfkelenmesine sebep oldu. Daha önceki seçimlerde de müstakil olarak yarışan Saadet Partisi benzer tepkilerin muhatabı olmamıştı. Elma dilimli grafiklerin, “diğer” kısmında yer alan bir parti olarak önemsenmiyor ve tehdit olarak görülmüyordu. Siyasi hayatımıza renk katan bir aksesuar olarak algılanıyordu. Peki ne değişti? AKP’liler Saadet Partisi’nden niçin nefret derecesine varan bir rahatsızlık içindeler?

    Milli Görüş devletin kaynak ve kadrolarını ele geçirme projesinden daha fazla bir şeydir. “Müslümanların” iktidara gelmesi ve iktidar aygıtlarını yönetmesi amacını sığ bulur. Bu yüzden, bireyin-ulusun ve uluslararası sistemin sürekli olarak etkileşim içerisinde olduğu bir noktadan hareket eder. Bireyin ahlakı, ulusun kalkınması ve dış siyasetin şahsiyetli olması birbirinde ayrılmaz bir bütünün parçalarıdır. Bunlardan herhangi birinde görülen zafiyet, diğer alanları da kaçınılmaz olarak etkileyecektir. Dolayısıyla, Milli Görüş müstehcen ve kaba bir “devleti ele geçirmeliyiz” stratejisi yerine devletin nasıl yönetileceğine ilişkin bütüncül bir teori önerir.

    Erbakan tarafından formüle edilen bu görüşlerin, küreselleşen dünyada yeri olmadığı ve arkaik kaldığı yönündeki görüşler pek de haksız sayılmaz. Zaten, AKP’nin iktidar hikayesini başlatan bu ayrışmadan başka bir şey değildi. Neo-liberal kurumsalcılık, anayasal demokrasi, Batı ittifakının uluslararası örgütleriyle işbirliği gibi kavramları savunabilmesi sayesinde AKP kendisini Milli Görüş’ten ayrıştırmayı başarmıştı. Bu sayede, Erbakan’ın altını çizdiği kalkınma, refah, ahlaki yönetim ve şahsiyetli dış politika gibi amaçlara ulaşmak için tek bir yöntemin olmadığını, alternatif yaklaşımların da var olduğunu iddia etmiş oldu. Amaca ulaşmak için kullanılan yöntemlerin farklılığı AKP ile Milli Görüş arasındaki mesafeyi tanımlayan şey oldu.

    Zaman içerisinde, AKP kendisini Milli Görüş’ten ayrıştıran enstrümanları terk etti. Neo-liberal iktisat politikası yerini ahbap-çavuş kapitalizmine, anayasal demokrasi yerini lider kültüne dayanan coğunlukçu bir otoriterliğe, batı ittifakı ile ilişki kurarken takınılan uyumlu ve kurumsal tavır yerini populist söylemlerle gölgelenen kişisel çıkar ilişkilerine bıraktı. Burada AKP’nin beklediği, kendisini Milli Görüş’ten ayrıştıran araçları terk etmesi ile beraber, onunla Milli Görüş arasındaki mesafenin kendiliğinden kapanacağını varsaymasıydı. Bu büyük bir yanılgıydı. Zira, liberal demokrasi AKP’yi Milli Görüş’ten ne denli ayrıştırıyorduysa, keyfi-otoriterlik de aynı ölçüde AKP ile Milli Görüş’ü ayrıştıran bir durum yarattı.

    Bu uyuşmama halinin AKP açısından can sıkıcı bir tarafı var. 2000li yılların başında kendi yoluna giden Refah Partisi’nin yenilikçi kanadı, kendi pozisyonunu insan hakları, evrensel değerler, piyasa ekonomisinin verimliliği, Batı ittifakının Türk demokrasisi üzerinde yapacağı olumlu etki gibi kavramlarla meşrulaştırmayı beceriyordu. Diğer bir ifadeyle, kendi eylemini ahlak ile meşrulaştırmayı başarıyordu. Üstelik, askeri vesayet ile hesaplaşma ve sivilleşme söylemi AKP’nin ahlaki pozisyonunu pekiştiriyordu. Ancak, keyfilik ve otoriterleşme hikayesinin başlaması ve akabinde şaşırtıcı olmayan bir şekilde ekonomik sorunların artması ile beraber, Milli Görüş’ün ahlaktan yapılmış tokmağı yeniden AKP’nin tepesinde belirdi.

    AKP seçmeni 16 senedir bir cenneti yaşıyor. Hem maddi kazanç sağlıyor hem de ahlakın bekçiliğini yapıyor. Üstelik bu ahlak 2002’de demokrasi, 2010’da sivilleşme, 2013’te barış, 2015’te milliyetçilik gibi kavramlara bürünerek şekil değiştiriyor. Fakat iki şey değişmiyor. Birincisi, AKP’nin ahlaki bir noktada konumlanıp muhaliflerini yargılama tekeline sahip olması. İkincisi, adı ne olursa olsun AKP ile aynı ahlakı savunan insanların maddi olarak kazançlı çıkmaları. Çok az insana nasip olur hem ahlaklı olup hem de faydasını maksimize etmek. AKP seçmeni bu açıdan çok şanslı. Ancak yine de, tutarlılık krizi diye bir şey vardır. Demokrasiden otoriterliğe, çözüm sürecinden milliyetçiliğe sürüklenmek ve her tutumu aynı tutkuyla savunmak kolay bir mesele değildir.

    AKP ve etrafındaki kadro için bu tutarlılık krizini aşmanın pratik bir yolu her zaman Tayyip Erdoğan’a atfedilen yücelik ve biriciklik oldu. Bu zannedildiği gibi bir psikoz veya sendrom değil, bilinçli bir tercihti. Zira, savunulan ahlaki değer her ne olursa olsun, onu savunanın Tayyip Erdoğan oluşu ulaşılacak kutsal amaç için pragmatik bir hamleye, zekice kurgulanmış bir stratejiye dönüşüyordu. Bu kutsal amaç, “dava” olarak adlandırılan ve ne olduğu konusunda somut bir tanım yapılamayan kavramdan başka bir şey değil. İslamiyet ile alakalı olduğunu sanıyoruz. Osmanlı’nın ihtişamlı zamanlarına duyulan hayranlığı görebiliyoruz. Bir yeniden diriliş ülküsü barındırdığını sezebiliyoruz. Uluslararası baronlar ile mücadele eden kahraman memurların oluşturduğu bir devlet aklına inandıklarını, yarı masal yarı gerçek bir düşünce dünyaları olduğunu anlayabiliyoruz. Yine de tanımlayamıyoruz, bu “davanın” neyi murad ettiğini. Ancak, bütün ahlaklardan daha üstün bir ahlaka tekabül ettiğini, demokrasiden, sivilleşmeden, etnik sorunların barışçıl çözümünden ve milliyetçilikten çok daha kutsal olduğunun farkındayız.

    Dolayısıyla, Erdoğan, tanımlayamadığımız davanın lideri olarak, hayatın dayattığı gerçeklere göre şekil alan bir söylem üretebilir, tutarsız politikalar izleyebilir. Bunlar hep, davanın selameti içindir. Davanın başarıyla sonuçlanması için iktidarda kalmak ve o kutsal gün gelene kadar akıllı olmak gerekir. AKPlilere düşen kayıtsız şartsız lideri desteklemek, onun hikmetinden sual olunmayan zeka ve iradesini tasdik etmektir. Ortada tutarsızlık krizi yoktur. Tam aksine, ahlaki olarak tartışılamayacak kutsal bir hedefe ilerlerken önderin arkasında durmak, onun savaş stratejilerini sorgulamadan benimsemek başlı başına bir tutarlılık destanıdır.

    Bu hikâyede utanacak kimse yok. Bu kurguda bir şüpheye, bir kötü adama, beklenmedik bir gelişmeye, bir iç hesaplaşmaya, vicdan azabına yer yok. Adeta inanmış birer robot gibi hareket eden bir kitle var ve davaları için seferber olmuş görünüyorlar. Gözden kaçan nokta ise bunu yaparken, faydalarını maksimize ediyorlar. Bürokrasinin merdivenlerini hızla tırmanıyorlar. Kimisi Doblosunu kimisi Mercedes’ini yeniliyor. Osmanlı saray odalarını andıran koltuk takımlarıyla evlerini tefriş ediyorlar. Umre’ye gidip o manevi atmosferin hazzına varıyor, gördüklerini eşe dosta anlatıp takva yarışında öne geçmenin hazzını yaşıyorlar. Akrabalara yardımcı oluyor, tanıdıkları sağlam çocukları kamuda bir işe yerleştiriyorlar. Akrabayı gözetmenin huzuru ile aile büyüklüğü payesini kimseye kaptırmıyorlar. İhalelere giriyor, ATV dizilerinde gördükleri başarılı, mutsuz ve siyah cip kullanan iş adamı profiline ne kadar benzediklerini düşünerek eşsiz bir tatmin yaşıyorlar. Camianın güçlü abilerinden birinin kızı ile evleniyor, ikbal kapısını aralıyorlar. Hayatlarının geneline yaymayı başardıkları bir memnuniyet bütün davranışlarına hakim oluyor. Bir özgüven oturuyor kelimelerine. Kendileri de şaşırıyor bu duruma. Davanın önemli neferleri onlar, bunu hak ediyorlar. Kredi işlerini çözüyor, dükkanı yeniliyor, babadan kalma evi müteahhit istiyor apartman yapmak için, imar iznini hallediyor, damadın tayinini iyi bir yere yaptırıyor, torun dünyanın en tatlı şeyi, yakına gelmeleri iyi oluyor. Bütün bunlar olurken, dava neyi gerektiriyorsa, Erdoğan nasıl bir desteğe ihtiyaç duyuyorsa yapmaktan imtina etmiyorlar.

    Her şey bu kadar uyum içinde ilerlerken, Saadet Partisi’nin sahneye çıkışı AKP’lilerin bütün tadını kaçırdı. Zira, AKP’nin dava dediği ahlaki asanın sahibi olduğunu iddia ediyordu. Söylediği yeni bir şey yoktu aslında. Ahlaktan bahsetti ve ahlaklı olmanın davanın bizzat kendisi olduğunu söyledi. Ulusal kalkınma bahsini açtı ve dış borçla büyüyen, üretime dayanmayan, israf ekonomisini eleştirdi. Şahsiyetli dış politika çağrısı yaptı ve bunun bir eylem değil duruş olduğunda ısrar etti. Kısacası Karamollaoğlu, davanın ne anlama geldiğinin somut bir tanımını yaptı. Bu ilgi çekici bir teşebbüstü. Zira, özellikle 15 Temmuz sonrası, ürkütülen ve itiraz ettiği için FETÖ’cü yaftası yemekten korkan, ses çıkartamaz hale getirilen muhafazakar seçmen için cazip bir seçenek haline gelebilirdi. 16 yıllık iktidar hikayesine kendisine alternatif olabilecek bir sağ partinin yükselişini önlemek üzerine kuran AKP için ciddi bir tehdit olabilirdi.

    Bütün bunlar bir tarafa, Saadet’in çıkışı AKP’lilerin cennetini bozdu. Onlara, kutsal dava ahlakını savunmanın verdiği iç huzur ile ikbal sahibi olmanın, para kazanmanın, menfaat elde etmenin aynı anda var olamayacağını hatırlattı. Diğer bir ifadeyle, AKP’lilere fani olduklarını söyledi. AKP’yi destekleme gerekçelerinin tıpkı diğer faniler gibi kendi çıkarlarına hizmet etmek olduğunu yüzlerine vurdu. Davanın sahibi yüzde 1’lik oyuyla dava adamlarını çağırdı. Ellerindeki imtiyazlardan vazgeçmelerini ve muhalefet cephesine katılmalarını istedi. Yani bu sahte cenneti yıkmaya çalıştı. Saadet’in varlığı, her AKP’liye sıradan bir insan gibi kendi çıkarı için oy verdiğini hatırlatıyor. Bu yüzden, Karamollaoğlu küfür kıyamet hakaretlere muhatap oluyor. Saadet, insanlara gördüklerine zor tahammül edebilecekleri bir ayna tutuyor. Maddi çıkarlar için davadan vazgeçtiklerini adeta gözlerine sokuyor. AKP’lilerin son 16 yıldır yaşadıkları bolluk ve berekete gözünü diken diğer siyasi partilerden farklı olarak, Saadet, AKP’lilerin bütün bu dünya nimetlerinden faydalanırken kendilerini avuttukları davanın ve bu davanın ahlaki konforunun sahibi olduğunu iddia ediyor.

    Bu basit bir şey değil. Ali Şeriati ve Nurettin Topçu okumuş insanlarız. İslamcılığın, varoluşu fiziksel ihtiyaçların tatmininden ibaret gören görüşleri nasıl aşağıladıklarını biliyoruz. Saadet, AKP’li seçmeni tam olarak bu noktaya sıkıştırıyor ve onları bir varoluş krizine sürüklüyor. Bu yazıyı özetlemek için sanırım Albert Camus’dan yardım almak zorundayım. Zira, Saadet’in AKP’lilere yaşattığını ve AKP’lilerin bunun karşılığında Saadet’e duyduğu öfkeyi daha iyi anlayacak kelimelerim yok.

    “Nice suçlar işlenmiştir, yalnızca bunları işleyenler kusurlu olmaya dayanamadıkları için! Vaktiyle bir sanayici tanımıştım, mükemmel, herkesçe sevilen bir karısı vardı, ama adam yine de aldatıyordu karısını. Bu adam, haksız olduğu için, bir erdem beratı alamadığı ya da bu berata layık olamadığı için, sözcüğün tam anlamıyla kuduruyordu. Karısı mükemmel davrandıkça, o büsbütün kuduruyordu. Sonunda haksızlığı kendisi için dayanılmaz bir hal aldı. O zaman ne yaptı dersiniz? Onu aldatmaktan vaz mı geçti? Hayır. Öldürdü onu.’’

    • Bu platformda “Nice cirkin yorumlar yapilmistir, yalnizca bunlari yapanlar kusurlu olmaya dayanamadiklari icin!”

      Burada bazilarinca yapilan bazi seviyesiz ‘yorumlari’ aciklayacak bir perspektiftir bu.

      Seviyesiz ‘yorumlari’ ile burada dile getirilen hakikatleri oldurmeye calisanlari bir de bu gozle irdelemeye gayret edelim…

    • Yalan üzerine kurulu propagandalarla Müslüman mahallesinde DİNSİZ Yaşam şekli satmaya kalkan

      Tıpkı kendilerini dürüst ve namuslu olmaya çağırdığımda yaptıkları gibi…

      Ağır geliyor DÜRÜSTLÜK ve GERÇEKLER istemezük tayfasına…

  4. Rabbim Cinleri ve insanları imtihan için yarattı.
    Rabbim ölümü ve hayatı bizi imtihan etmek için, hangimiz daha iyi amelli olacak bilinsin diye yarattı.
    Mutlaka ama mutlaka Allah, biraz korkuyla, açlıkla, mallardan, mülklerden eksiltmekle imtihan eder..
    Ve yaşadığımız hayattan ve her saniyesinden hesaba çekileceğiz. En küçük hayır, güzellik veya kötülük ne yapmışsak göreceğiz..
    O küçücük, bir Buğdan tanesi kadar küçücük amelimiz göklere uçmuş, uzay derinliklerinde kaybolmuş da olsa, yerin içine girip karışmışta olsa veya kayanın içinde gizlenmişte olsa Rabbim önümüze getirecek…
    Sosyal medyada da bu geçerli. Öyle düşündüm, öyle inandım. Bu şuurla yazmaya çalıştım..
    Benim tercih hakkım olduğu gibi 60 milyon insanında tercih hakkı olduğunu düşündüm.
    Benim tercihime herkesin saygı göstermesini istediğim gibi, herkesin tercihine de saygılı davranmam gerektiğini düşündüm..
    Doğrudan doğruya Kur’an’dan ilhamını alarak, asrın anlayışına uygun, yeniden islamın olmazsa olmazlarını, ebedi hayat esaslarını, inanç esaslarını anlatan ve siyasi olaylarda bile bu anlayışla hareket eden ve bunun için, İHLAS VE UHUVVET Risalelerini yazan ve lahikalarda mektuplarla uyaran üstadımın derslerinin ışığında hareket etmeyi esas aldım…
    Tepkiler aldım.. Şahsiyeti rencide edici tepkilerde oldu…
    Herkes durduğu yere göre yorumlar yaptı…
    İncindim ama incitmemek için sabretmeye çalıştım…
    Netice beraber kıbleye yöneldiğimiz, aynı Allah’a, kitaba, peygambere, peygamberlere iman ettiğimiz, günde beş defa aynı kullukta bulunduğumuz, yüz doksan dokuz beraberliğimiz olan Mümin kardeşlerim..Kardeşliğin hatırına, hatır kırmamaya gayret ettim…hissi olmamak için hemen cevap vermemeye gayret gösterdim…
    Buna rağmen kırdığım kalp varsa hakkını helal etsin… Böyle geçiştirilemez, hakkımı ödemen lazım diyen varsa, özelden yazabilir…Gereken neyse yapmaya hazırım…
    Yeter ki kişinin kardeşinden, annesinden, babasından kaçtığı hesap gününe kalmasın…o zor günde bir zorluk daha ilave edilmesin…
    https://taharriihakikat.blogspot.com/2018/06/secim-gunun-arefesinde.ht

    • Diline ve gönlüne sağlık olay budur
      Kimse kimseyi tercihlerinden dolayı sorgulama , hakaret etme küçümseme hakkına sahip değildir.
      Muhalif olanlar iktidarı eleştirirken iktidara olan kin ve nefretlerini tercihini iktidardan yöne kullananlara yöneltmemeli
      Halkın ve HAKKIN hakemliğine teslim olmalıyız
      Hak şerleri hayr eyler
      Zan etme ki ğayr eyler
      Ârif ânı seyr eyler
      Mevlâ görelim neyler
      Neylerse güzel eyler…

    • Hayret ya, günah çıkarmak için papaz aranıyor ilanı veren muhteremleri çaĝrıştırıyor bu ton! müslümanın ahlakına göre kime oy vereceğiz ondan bi haber yok!

  5. Herkesin dikkatini bir noktaya çekmek istiyorum.
    Bu seçim 15 temmuz kalkışmasından sonra yönetimle ilgili ilk seçim. Yani önce cemaat-hizmet bildiğimiz, şimdi fetö dediğimiz yapının hain kalkışmasından sonra, içine düştüğü acziyetten kurtulma ümidi taşıdığı bir seçim. Bu amaçla zaten en iyi bildikleri şeyi yapıp bütün partilerin içine gizlendiler ve amansız düşmanları haline gelen Erdoğan ve cumhur ittifakına karşı görünürde kendileriyle ilgili olmayan, demokrasi, ekonomi ve benzeri başlıklar altında bir mücadele veriyorlar. Diğer partiler de bunlardan oy alırım ümidiyle bunları içine ve sırtına aldı. Simbiyotik yani karşılıklı bir asalaklık ilişkileri var.
    Bunlardan oy alma ümidiyle mavi boncuk veren partileri bir miktar anlıyorum, oy oydur diyorlar.
    Ancak yarın bunlardan gelecek oyun ne olduğu daha doğrusu ne olmadığı belli olacak, takke düşüp kel görünecek.
    Erdoğan ve cumhur ittifakı kazanıp, simbiyotik ittifak kaybettiğinde partilere birşey olmayacak. Onlar zaten yenilgiye alışkın. Bilmem kaçıncı yenilgilerini almış olacaklar. Seçimden sonra da kolayca ellerini yıkayacaklar.
    Ama herhangi bir suça karışmış veya karışmamış olsun, Erdoğanın girmesine ümit bağlamış olan fetö bağlantılı kişiler ne yapacaklar?
    Gizlenmek, belli kayıp ve mağduriyetleri yaşamak, kaçıp gitmek, birşeyler yapmamış, olmamış gibi yapmak ve aklımıza gelmeyen daha birçok biçareliği daha ne kadar yaşayıp sürdürebilecekler.
    Umarım artık seçim sonrası durumu daha serinkanlı değerlendirir, devletin onlara verdiği bazı imkanları kullanır, hayatlarında yeni bir sayfa açmayı tercih ederler.

    • Hayret ya, bir noktaya dikkat çekmek isteyene bak sen! dön dolaş yine bana gel. 15 temmuz aşağı 15 temmuz yukarı! taktiğe bak taktiğe! bi sülük gibi yapıştığınız başka bi nokta kalmışmıydı sizin. şehit kanlarının emilimini kolaylaştıracak bi reçete yazalımmı! eskiden sermayeniz din dindar idi. şimdiyse bütün sermayeniz 15 temmuz. bakalım kaç seçim sürecek bu iş….

  6. SP adayı Temel Bey tarafından
    Kıblesi ingiltere ve yeni yaşam tarzı İNGİLİZ TİPİ sekülerizm”=ateizmin GÜNLÜK HAYATA UYARLANMIŞ VERSİYONU” olarak tayin edilmiş olanlara…
    Kraliçelerinin seçim öncesi talimatı The Guardian’da yayınlanmış.
    SEKÜLER GÜNAHKAR olmamak için bu talimatları muhakkak okumaları gerekir.

    • Hayret ya, şu radikal kafan en sonunda Temel beyi de İngiliz casusu ilan etti, pes yani pes! sözde türk tipi sekülerizmin bu ülkeyi nereye getirdiği çok mu iyi. ingilizde imparatorluk kurdu ama hanedan saygıdeğer bir konumda hala ayakta. sekülerizmi canlandırmak afganistanda talibana, türkiyedeyse tayyibana mı kaldı yoksa!….

      • Bernar Sansüre sığınmadan ve sahte kişiliklere bürünmeden adam gibi anlat şu Karamollaoğlu’nun Müslüman mahallesinde DİNSİZLİK satma girişimini…
        DÜRÜSTLÜK çok mu ağır geliyor omuzlarınıza…?
        Ah pardone moi ! sahi sen ateisttin değil mi?
        Din iman, ahlak, namus bir burjuva uydurmasıydi sizin dininizde sahii…
        Nasıl da unutmuşum.
        Tabii ki ağır gelecek…

        • Hayret ya, din ahlak dediğin şey sadece akp mahallesinin tekelindeydi demek! dürüstlüğün ne olduğunu göstermek için 15 sene kadar mühlet verildi hakkıyla kullansaydınız. millet sizi bu hale getirmezdi elbette….

  7. Onun bunun degil milletin terazisinde tartılma günü geldi çattı. Memleket gemisi batsa da tayyipten kurtulsak diyen ehli fitne zaten ne yapması gerektiğini biliyor: mecliste hdp/pkkya, başkanlıkta muammer inceye… Canı pahasına ülkesi için gece gündüz gayret eden kara halk da gidip kendi adamına oy verecek. Uzun adamla yola devam! Parolamız: kararlılık tatbikatı-2071.

  8. İnce nin sırayla yaptığı İzmir Ankara ve son olarak bugünkü İstanbul mitinglerindeki coşkuya bakılırsa sonuç ortada…
    İnce 1. turda kazanır.
    Bakalım meydanlar ile sandıklar aynı dilden mi konuşacak.
    Galiba bir devrin sonuna geldik.
    Eeee her çıkışın bir inişi vardır.
    Ha bu arada ben 1. turda ve meclis seçimlerinde Saadet diyorum.
    Çünkü Dinbazın hakkından dindar gelir.
    Ha bu arada tekrar dile getirmeden edemeyeceğim.
    69 seçimlerinden beri siyaseti takip ederim.
    Bu seçimler kadar ADALETSİZ bir seçimi hiç yaşamadım.
    Üstelik ADALET ve K. Partisi iktidarında. (ADALET neresindeyse?)
    Muhalefetin özellikle Saadet Partisi, İyi parti ve HDP nin yok sayıldığı ekranlarda ve gazetelerde kendine yer bulamadığı bir seçim süreci yaşadık.
    Özellikle TRT ve diğerleri saatlerce AKP nin etkinliklerini anlatırken muhalefeti yok saydılar.
    Bu seçim yarışı 100 m lik bir yarış ise AKP en az 80 m önde yarışa başladı.
    Eğer kaybederse büyük olay olacak.
    Devletin tüm imkanlarını da arkasına almış bürokratlarının bile açık açık taraf tuttuğu bir seçim.
    Neredeyse CHP nin tek parti dönemindeki seçimler gibi.

    • Hayret ya, böyle isabetli bir yoruma 16:12 den beri sataşan çıkmadığına göre AKP’de ateş bacayı sardı, parazit fareler kaçacak delik aramağa başladı demek…

  9. Rahat rahat daha 10 sene parlamenter sistemle iktidarda kalmak yerine yeni sisteme geçen, % 51 gibi zor bir barajı önüne koyan, bir buçuk sene koltukta beklemeyip seçimi öne alan şimdiki iktidar giderse her şey çok güzel olacak hayalleri kuran Sayın Koru ve ütopik demokrasi taraftarlarının sevinci çok kısa sürecek bence. Tarihten ders almamak nasıl bi inatmış arkadaş anlamak mümkün değil…

  10. Genellikle Ak Parti dönemi üçe ayrılıyor yorumcular tarafından, ilk iki dönem iyi, son dönemin kötü olduğu söyleniyor. 15 Temmuzda yaşadığımızı asla gözden ırak tutamayacağımıza göre Ak Partinin bu darbeye karşı koyması çok önemlidir takdire şayandır. Varsa yapılan hatalar bunlar terazinin iyilik ve hizmet kefesini hafifletecek seviyede değildir. Teraziye genel bakmak lazımdır, unutmayalım ahirette de genel bakılacak, iyilikleri çok olan kazanacaktır. İnsaflı yaklaşım bizce böyle olmalıdır.

  11. Seçim, şöyle böyle biticek, ondan sonra nasıl günler bizi bekliyor ? Önemli olan bu. Evet, ” Siz durumunuzu değiştirmedikçe…..” Vasıflı, hakşinas insanların seçilemediği, yetiştirilemediği, inancını KAMİLEN yaşıyamadığı, fertlerinin sorumluluk ve Hak duygusunu yitirdiği, bencilliğin hakim olduğu bir Memlekette, bu gidişten daha iyisini beklemek ham hayal olur.

    Ak Partinin Hastahane ve sağlık reformu, yol ve sosyal yardım reformu, askeri savunma donanımları, yıllar boyu çile çekmiş normal vatandaş için yetip, artıyor bile.
    Buna mukabil, köprülerin, hatta hava alanının, işinde-gücünde ve ekmeğinin peşinde olan vatandaşlar için o kadar önemi yok. ( Kaç kere kullanacak ki). Bu yapılar (tümüyle inşaat) rüşvetci, haram para aklayıcı, varlıklı, tuzu kürü kesimi, faizcileri, rantcıları ve Batılıları mütlu ve varlıklı kılacak yatırımlar.
    Üstelik müstakbel nesilleri – kullansa da kullanmasa da – şimdiden borç altına sokan borçlar yığını.
    Saadet Partisine yönelen oyların sahibleri ise, önce hakiki iman, ahlak, dürüstlük ve adalet…. ve namus arıyanların yöneldiği yoldur.
    Şu büyük ATASÖZÜNÜ hatırdan hiç çıkarmıyalım : Ülema ve Ümera bozulmadıkça, Halk bozulmaz.
    Allah müstehakımızı versin, desek, itiraz eden ve kızan az da olmaz sanırım. Hayırlısı…
    Seçimlere katılımın düşük olacağı kanaatındayım.

    • Yaaa hakkaten öyle Serdar Bey…
      Sanıyorum ” önce hakiki iman, ahlak, dürüstlük ve adalet…. ve namus arıyanlar” derken önderinizin kıble tayini yaptığı
      İNGİLİZ TİPİ “sekülerizm=GÜNLÜK HAYATTA DİNİ İPLEMEDEN ATEİSTÇE YAŞAMA MODELİ”ini kasdettiniz herhalde…
      Yeni dininiz olarak size tayin edilen; KRALİÇENİN İNGİLİZ TİPİ SEKÜLERİZMi sizi mutlu etsin.

      Zaten kraliçenizin yayın organı The Guardian Erdoğnan’ı neden yok etmeniz gerektiğine dair talimatları yayınlamış bugün.

      • Hayret ya, yine mi aynı yorum! senin bu bugünkü guguk saatin demek buna kurulmuş. bak Ahmet Hamdi yukardaki vatandaş bak ne demiş. dinbazın hakkından dindar gelir… içine oturdu mu?

  12. Hukuktan bahsedene bakın…..
    İyide önce kendin hukuka saygılı ol sonra İnceye ders ver.
    Şu kervancilari rahatsız ettirmek için ortaliğa saldığın küfürleri vasitasi ile editör tarafından engelenip başka adlarla tekrar Geçen Kervancilari rahatsi edeceğini zanneden habiplerini vatan perverlerini ortaliğa salmaktan vaz geç daha sonra olmiyan hukuktan bahs et.
    Ha bunuda iyi bilesin bir değil miliyolarcasınıde ortaliğa salsan benim kervan geçer merak etmeyin….
    İsmimi görünce Trollerin okumasi için
    Aşağıdaki yazıyı Ocak medyadan kopiledim. Burada görevli Kervancilara saldıranlar başaka tarafı okuma zahmetine katlanmazlar onun için.

    Erdoğan’dan Muharrem İnce’ye YSK tepkisi.. Burası hukuk devleti; guguk devleti değil
    23 Haziran 20180

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Esenyurt mitinginde konuştu. “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile Türkiye inşallah uçuşa geçecek, inşallah muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkacağız.” diyen Erdoğan, şunları söyledi:

    “Bay Muharrem diyor ki ‘okulların bahçesinde yatın, sandalyede oturun.’ ‘Ben de’ diyor, ‘Yüksek Seçim Kurulunun (YSK) önünde yatacağım.’ Hayırdır ya demek ki bu şimdiden kaybettiğini anladı, öyle anlaşılıyor. Sandıklarda her partiden üye var daha ne konuşuyorsun. Burası hukuk devleti hukuk. Guguk devleti değil bay Muharrem.

  13. Huzur içinde
    Seçime huzur içinde gidiyoruz. Varsayalım ki Erdoğan değil Muharrem İnce devlet başkanı oldu. Devletimizin yapısı değişmez. Bugünkü durum devam eder. Erdoğan Parti’nin başına geçer ve AK Parti’nin ömrü uzar. Biz de istikrarlı bir partiye kavuşmuş oluruz.
    Biz Akevler Adil Düzen çalışanlarının ise büyük sıkıntıya gireceğini sanmıyorum. Biz semt kooperatiflerini kurmaya devam edeceğiz. İnsanlık ve Türkiye Kur’an düzeni olmadan işlerin düzelmeyeceğini biraz daha öğrenme imkanını bulacaktır.
    Sermaye üçüncü cihan savaşını çıkaramayacağa benziyor. Daha seçim olmadan Allah’a hamd edecek durumdayız. Kim kazanırsa kazansın Sermaye kazanamayacaktır. Öyle görülüyor. Oyumu tekrar beyan ediyorum. Başkanlıkta Erdoğan’a, partide ise Saadet’e oy vereceğim. AK Parti’ye oy vermeyeceklerin Saadet Partisi’ne oy vermelerini öneririm. Bu oy %20’den fazladır.
    Saadet Partisi’nin Kur’an’a uyarak hareket edeceğini sanıyorum. Kim iyi işler yapıyorsa onun yanında olacaktır. Kötülükte kimseye alet olmayacaktır.

  14. Evet bu seçim kimin seçildiğinden daha çok kimin seçilmemesi gerektiğinin önemli olduğu bir seçim.
    Bunun nedeni de akpnin hiçbirşey yapmasa, konuşmasa bile ülkeye konuşup birşeyler yaptığından daha az zarar verir durumda olmasıdır.
    Yani deyim yerindeyse, erdoğanın karşısında odun olsa, ben gidip oduna oy vereceğim. Kaldı ki erdoğanın karşısındakilerin dördü de erdoğandan daha kapasiteli, daha eğitimli, daha kültürlü, daha bilgili. yani oduna değil, ülke için daha iyi şeyler yapabilecek insanlardan birisine oy vereceğiz. bunun kim olduğu o kadar önemli değil, temel beyde olabilir, meral hanım da olabilir, ince de olabilir, demirtaş da olabilir.
    Herhangi biri olabilir bunun 2 sebebi var:
    Nedenlerden bir tanesi: yapılacaklar ve yapılması gerekenler konusunda 3 partinin ittifakı var ve kim seçilirse seçilsin, aralarından birisi oyunbozanlık yapmazsa, aslında 3 parti birlikte yapacaklar.
    İkincisi ise, türkiyede öncelikli olarak yapılması gerekenler var: hukukun üstünlüğünün sağlanması, ohalin kaldırılması, kurumların bağımsızlığının sağlanması, kurumların yeterli ve bilgili kişiler tarafından yönetilmesi, düşünce ve ifade özgürlüğünün sağlanması, ülkenin daha demokratik olması için gerekli adımların atılması, basın özgürlüğünün sağlanması. ittifaka dahil olanlardan kim seçilirse seçilsin, hatta hdp adayı bile, bunları, istenilen ölçüde olmasa bile, belli ölçülerde yerine getirecektir ki bu da ülke için çok önemli.
    Ayrıca; ihalelerden elde edilen rüşvetlerle yandaş basın oluşumunun önlenmesi ile rüşvetin, adam kayırmanın en azından azaltılması, devletin imkanlarının kişilerin “itibarı” için harcanmasının önüne geçilmesi, 10 adet uçağın bire indirilmesi, saray şatafatının önlenmesi, kuldan utanmanın yeniden gündeme gelmesini de sağlayacaktır.
    yukardakilerin dışında, her adayın bilgi, birikim, çevresine özgü olarak yapacakları vardır. mesela alacağı ekonomik, siyasi, eğitimle ilgili, ab ile ilgili, vergilerle ilgili vb. kararlar vardır. bunlarda da akpden çok iyi kararlar vereceklerinden eminim ama hangi adayın bu konularda diğerlerinden daha iyi yönetebileceğini bilemiyorum. Kimse de bunları şu aşamada bilemez, sadece iddia eder. ancak ittifak devam ederse, yapılanların ortak akıl olacağı için, daha doğru işlerin yapılma ihtimali daha da yüksek olacaktır.
    İlave olarak, faizin enflasyona neden olduğu tezi, milli para tezi gibi saçmalıklar olmayacağı için de ülke, gelen krizi daha hafif atlatacaktır.
    Dolar olarak durumu izah edecek olursak; akp seçilirse dolar en az 6 lira olur, muhaliflerden biri seçilirse dolar 5,50’yi geçmez.
    Ekonomide iflaslar ve işsizlik oranları için ise birşey diyemiyorum çünkü iflaslar ve işsizliğin artması, enflasyonun yükselmesi kaçınılmaz. Tabi ki akp (hile ile) seçimi alırsa bunlar daha fazla olacaktır, millet ittifakı alırsa daha düşük olacaktır. ama illaki olacak.
    İlave not: karar gazetesinden elif hanımın ince hakkındaki yazısı şu ana kadar 300 adet yorum almış. benim gördüğüm en yüksek yorum şu ana kadar. (Yandaşlara bu tür haberleri vererek, az biraz eziyet etmeyi seviyorum)

  15. Ya yarin seçim muhalefet blogu lehine sonuclanirsa ve iki hafta sonra da muhalefet adaylarindan biri cumhurbaskanligini kazanirsa?

    Iktidar partileri bu ihtimali dusunduler mi hic?

    Kendilerinin olusturduklari ‘hukuk duzeni’ ile yargilanmak isterler mi?

    Kendilerinin olusturduklari ekonomik sistemin baskalarinin eliyle yonetilmesini isterler mi?

    Basta TRT olmak uzere medyanin cogunun baskasinin elinde olmasini ve bugunku yaklasimla yayin yapmalarini isterler mi?

    KHK’larin bu gucte kendilerine karsi kullanilmasini isterler mi?

    Muhalefet blogunun domine ettigi yargi sistemini isterler mi?

    Kamil akil sahipleri zayif dusecekleri gunleri de goz onunde bulundurarak bir sistem insa ederler ve oylece yonetirler.

    Bu secimin fabrika ayarlarina donuse vesile olmasi umuduyla; Ak partili kardeslerimize nizamlar, selametler, refahlar, faziletler ve saadetler dilerim.

    • Sempati yoksunu insanlar sürekli empatiden bahsederler: kendini karsındakinin yerine koyarsan anlarsın! Hiçbiseyden anlamıyan kalınkafalı insanlara son bi şans vermek için kullanılır. Ama ben empatiye basvurmiicam kamil:)

  16. ”aynasız berber”..anladınız değil mi? Koru bile bu seçimler için bir tahmin ortaya koyamıyor, hatta imtina ediyor. Aynasız berber göndermesinde de, kamuoyu yoklamalarının veya şirketlerinin bu seçimlerde toplumun eğilimini belirlemede/yansıtmada ”ayna görevi” göremediğini, bir önceki seçimlerde de büyük yanılma oranları ile ortaya koyduklarından, kimselerin tahminde bulunmak istemediklerini anlıyoruz. Yoksa Koru’da dahil en son 16 Nisan referandumunda tahminler ve beklentiler havada uçuşurken, ne anket firmaları ile kimseler ne de bu sayfanın müdavimleri bile, kendilerini bağlayacak öngörü ve tahminde bulunuyorlar.

    Nedeni çok basit. Evet nedeni basit ve şu: Seçmen sessiz ve hissiz..sesini çıkarmadığı gibi hislerini yansıtmakta da ketum davranıyor. Hem öncekilerinin aksine en renksiz ve coşkusuz bir seçim süreci yaşıyoruz, seçim arabalarının gürültüsü haricinde.. Neden acaba?

    Nedeni, hiç olmadığı kadar halkın günlük hayatının her deminde siyasetle içli dışlı hale mecbur bırakılması..medyanın siyasetle yatıp siyasetle kalkması ve her saat başı onu işlemesi, istisnasız, bütün kurumlara siyasetin bulaşması, siyaset yapıcıların halkın rüyalarına kadar sokulması, üzerine bir de ” beka sorunu” boca edilmesiyle vatandaşın ”bıkkınlık” sendromuna sokulması…

    Vatandaş ta (çoğunlukla ideolojik davranmayanlar), şöyle bir adım geri çekilip aklı selim bir edayla son bir tahlille, son sözünü sandıkta söyleyecek galiba. İşte bizim de merak ettiğimiz bu; acaba ne söyleyecek diye…
    O da inadına yok diyor; ”söylemicem, söylemicem, son sözümü sandıkta söylicem” diyor.
    Geriye, tahminde bulunmak isteyenler ”tahmin toto” oynayacaklar kalıyor galiba.

    Bu sayfanın müdavimlerinden olan ben de, Koru’nun 3 Haziran 2018 tarihli ”İkinci tur olur mu? Seçimleri kim kazanır? İddiaya girmeyin derim” başlıklı yazısına yaptığım yorumda, tahminimi sayısal olarak değil de şu şekilde açıklamıştım: ” Ben Koru’nun söylediğinin aksine şimdiden iddiamı/tahminimi açıklayayım: Kısaca; birinci turda kıl payı seç(tir)ilen Erdoğan ve çok parçalı bir meclis… (bu arada 16 Nisan tahminim de şöyleydi: “EVET” oyları yüzde 51’e ulaşmaz, ulaşsa da yüzde 52’yi aşamaz şeklindeydi.)

    Söz ağızdan çıkıtı bi kere..hem, hala aynı fikirdeyim.

    Ya tutmazsa diyenlere: Ben de insanım canım, yanılamaz mıyım?

    Allah! bu seçimlerde ve gelecek için, milletimize, devletimize, ülkemize; zeval yaşatmayacak bir hayırlı sonuç nasip eyleye.

  17. Necip güvenme, tartışmamızda, en sonunda, dolardaki rekoru kabul etmiş fakat Fed’in faiz artırımlarından bahsederek, dolardaki rekoru fede bağlamaya çalışmıştı. O gün gün yetmediği için elimden kaçtı. Güvenme’ye, fedin faiz artırımına girersen daha çok utanırsın istersen oralara hiç girme demiştim.
    – İbrahim kahveci, necip’e güvenme’nin rezil olması için bugünkü yazısında 2 yıl önce kırılgan beşli olarak bahsedilen türkiye ve diğer ülkelerin dolar karşısındaki durumu ile yine o ülkelerin ve türkiyenin durumunu kıyaslamış.
    – Verilen bilgilere göre, Türkiyedeki doların rekor kırması Fed’in faiz artırımı birtek şekilde açıklanabilir o da Fed’in sadece türkiyedeki yatırımcıların dövizlerine faiz artırımı yapması, diğer ülkelerdeki yatırımcıların dolarlarının faizinin ise en azından sabit bırakılması, hatta daha da düşürülmesi ile olabilir.
    – Böyle bir durum da mümkün olmadığına göre, şimdi Necip’e Güvenme’nin neler uyduracağını büyük bir merakla bekliyorum.

    – İbrahim kahvecinin yazısından alıntı şu şekilde: “Film aslında Mayıs 2016’da emsallerinden koparak, Türkiye’ye özel sahnelere başladı. O günlerde 1 dolar 2,80 TL seviyesindeydi. Aynı günlerde ise, 1 dolar 3,55 Brezilya reali ediyordu.

    Bugün 1 dolar aradan 2 yıl geçmesine rağmen hala 3,75 Brezilya reali ediyor. Oysa bizde artık 1 dolar 4,70 liradan işlem görüyor.

    Lira dolar karşısında son 2 yılda %70 değer kaybetti. Aynı dönemde Brezilya reali dolar karşısında sadece ve sadece %6 değer kaybetti.

    Ha, diyeceksiniz ki neden sadece Brezilya realini veriyorsun. Bakın Güney Afrika parasına, Mayıs 2016’da dolar karşısında 14,20’lerden işlem görüyordu. Şimdi ise 13,50’den.

    Rus rublesi ise 65,0 seviyesindeyken, iki yıl sonra dolar karşısında şimdi 63,0 seviyesinde…

    Ya Arnavutluk lekesi… Sakın leke demeyin; bu Arnavutluk para biriminin adıdır. 1 dolar Mayıs 2016 başında 119,0 leke ediyordu. Şimdi ise 1 dolar 108,0 leke ediyor.”
    Söz Necip’e Güvenme, o yalan söyler de:

      • h.gayret, venezüella da, iran da, suriye de imf ile anlaşma yapmıyor. bu onların iyi durumda olduğunu göstermez.
        1- Bir ülkenin ekonomisinin kötü olması kötüdür.
        2- imf ile anlaşma yapıp yapmaması tek başına bir ülkeyi iyi ya da kötü yapmaz.
        3- Şu an türkiyenin ekonomisi çok kötü. imf ile anlaşma yapmaman bu durumu değiştirmez.
        4- Ayrıca muhtemelen, bu kötü durumdan kurtulmak için imf ile anlaşma yapma yoluna gidilecektir.
        5- Imf’den aldığın borcun faizi düşüktür. Şimdi biz, düşük imf faizi yerine yüksek tefeci faizi kullanıyoruz. bu da övünülecek birşey değil ama yandaşlar 1.32’den 4,90’a gelmiş dolar, 425 puan faiz artırımına rağmen 4,72’e düşünce sevindirik oluyorlar. Bu nedenle onlar için anlamsız tabii ki.

      • Hayret ya el öpsün diyor şuna bak! reis ustanız el etek öpe öpe öptürecek hale geldi demek. Yukardaki 5 maddeye diyebileceği bişey yok. Parti merkezinden nasıl kurulduysa hep aynı şeyler. en çok -guguk- dediği konu da imf. imf etkisini ikame eden negatif şeylerden haberi yok varsa yoksa imf… kargadan başka bildiği bir kuş yok bunun!

        • E bu imf borçlarını 2013e kadar kim ödeyip bitirdi, 2008de kim imf yi türkiyeden kovdu? 2002de merkez bankasının kasasında 21milyar dolar kalmıştı, akparti şimfi 127milyara çıkarmış döviz rezervimizi. Kıytırık karar gastesinin bilmem ne yazarı da ekonomist olmuş başımıza. Arkadaş önce ustayı bi takdir et, sonra konuş!

    • Sen git, İbrahim Kahveci gelsin, alıntılarla tartışan, kendi aklı kendi görüşü olmayanlarla işim yok benim. İkidir tartışma açıp sonunu tamamlayamayanla, daha da tartışmaya girmem. Üzerimden reyting yaptırtmam:)) Milletin kimin görüşüne itibar edeceğini yarın akşam göreceğiz.

      • necip, mantıklı bir cümle kurmayı bile beceremiyorsun. alıntı dediklerin veridir. o da o verileri başka yerden alıyor.
        Neyin düşünce, neyin veri olduğunu bile bilmiyor musun yoksa eleştiriye nasıl cevap vereceğini mi bilmiyorsun?
        İstersen benimle tartışmak için sana yardım bile ederim. Mesela geçen gün, “prompter bozulmuştur onun için doğmadan önce chpnin tek parti döneminde ilk okulda 75 kişilik sınıflarda okuduğunu söylemiştir” de, diye taktik vermiştim.

        dolar rekoru için de şöyle de istersen: (benim bulabildiğim en mantıklı ve akpye yakışan cevap bu): “Fed sadece türkiyedeki yatırımcılar için faizi artırdı. diğer ülkelerde düşürdü. bu nedenle arnavutluk para birimi bile bizim paramıza karşı değer kazandı. bunların zaten hepsi dış güç”.
        Nasıl savunma? sizin mantık ve zeka düzeyinize gayet uygun bence.

  18. Demokrasi “hak ettiğinizden daha fazlasını bulmayacağınızın garanti olduğu rejimin adıdır” diye de tarif edilir. Rasûlullah (sav) de “Siz nasılsanız, öyle idâre edilirsiniz” buyurur. (Süyûtî, Câmiu’s-Sağîr, II, 82).

    İnsanların yaptığı tercihlere saygı duyulmayan bir toplumda yaşıyoruz. Daha iki gün önce eşinden ayrılmak isteyen bir kadın, çocuğunun gözü önünde annesi ve babası ile birlikte öldürüldü. Kardeşi de yaralı durumda. Sıradan bir seçim çalışması olarak kalabilecek bir olay, Suruç’ta dört kişinin hayatına mal oldu.

    Her gün kadın cinayeti haberlerini okuyup duruyoruz. Böyle olayların sık sık yaşandığı bir toplumda, insanların kendi partisine oy vermeyen insanları terörist, vatan haini, ajan, dinsiz v.b. sıfatlarla nitelendirmesi de çok normal. Birbirlerimizin tercihine saygı duymayı öğreneceğimiz zamana kadar da, seçeceğimiz insanlar da bizden farklı olmayacak.

    • Evet evet, newyorkta da dakikada bilmem kaç cinayet işleniyor! Almanyada sadece evinden havaalanına gitmek isterken ölen insan sayısı da bizim bir yılda teröre kurban verdiğimizden daha fazla… Yaa, dii mi, halkın seçtiği değil de şöyle doçent mi doçent mutemet bi arkadaşımız kayyum olarak yönetime gelseydi ne güzel olurdu. Asrı saadet haltetmiş yanında:)))

  19. Menfaat üzerine dönen siyaset canavarlıktır diyen Said Nursi unutulacak kadar çok uzun zaman önce yaşamadı bu memlekette haliyle hatırlayıp sözüne referans etmek anlamlıdır kanısındayım. Bu durumda bir seçim atmosferinde oyumu bir bölgede sevdiğim ve tanıdığım A adayına, reiscumhur olarak ise sözlerinin sadece istikametli olduğunu gördüğüm bir başka adaya vermeyi ilkesizlik, kaypaklık ve dahi milliyetsiz hainlik gibi acayip ile vasıflandırılmasını anlamsız bulurum. Çünkü benim tercihim menfaat zemininde şekillenmiyor tercih bila müreccih bile olsa muktedirlere değil zayıflara oy veriyorum haliyle paralı trollük umudum yok, tayin ihale kıyağı hiç yok sadece memlekette fırın olan günleri derhatır ettiğim için hafızam daha nisyan ile malul olmadığından iyi ile kötüyü tefrik hala edebiliyorum. Son söz bekayı devlet, bekayı ahlak ve fazilet ile mümkün olup saadeti milleti intac eder.

    • Evet, bizim hafızamız da oldukça canlı: “euzübillehimineşşeytani vessiyaseti!” Kimin sözüydü sen bilirsin… hala utanmadan üstadın adını ağzınızda geveliyorsunuz ya işte o zaman içimiz kan ağlıyor: ama sakın ola gayretullaha dokunmayın, yoksa sefkat tokadına ihtiyaç bile kalmiicak gibi bu sefer, benden söylemesi..

  20. Hala şu seçilirse şöyle olur, bu seçilirse böyle olur diye yorum kasanlara hayret ediyorum. OHAL’le yönetilen, liyakat değil siyasi yakınlıkla atamaların yapıldığı, insan hakları ve özgürlüklerin askıya alındığı, adalet ve hukukun siyasetten gelen emirlere göre kararlarını şekillendirdiği bir ülkede gelişme olmaz.

    Kimin seçildiği değil idealler önemlidir. Ülkeyi 15 senedir yöneten AKP ama bu süreyi 3’e bölsek her dönem farklı karakterler sergilediği görülür.

    İlk 5 yılda ilk iş olarak OHAL’i kaldırdılar, insan hakları ve özgürlükler eksenli iyileştirmeler yaptılar, liyakati esas alarak pek çok farklı görüşten insana yetki ve görevler verdiler, adalet ve hukuk açısından tam ideal olmasa da evrensel hukuk müktesebatına uygun olarak doğru yönelimler sergilediler. Ne gariptir ki bütünüyle doğru işlere yöneldikleri bu döneme çıraklık dönemi dediler… Ama iş aslında öyle değildi, kim ne derse desin cumhuriyet döneminin en büyük kalkınma hamlesi gerçekleşti ve ekonomi, gayri safi milli hasıla, kişi başına gelir 3 KATINA ÇIKTI. Şu an bile ekmeğini yemeye çalıştıkları ülkenin 3 kat büyümesi mucizesi bu ilk 5 yıllık dönemin eseridir.

    İkinci 5 yılda ilk dönemin doğru işleri temel olarak devam etti diyebiliriz, çok detaya girmek istemiyorum ama bazı geri dönüşler oldu, tevazu bir kenara bırakıldı, makul sesler kısıldı ve biz biliriz tavrına geçiş yaptılar. Ekonomideki kötü işaretlerin belirmesine rağmen tedbir alacaklarına iyi niyetli uyarıları kulak ardı ettiler ve ilk dönemin sağladığı bolluk ve zenginliği betona ve ranta gömmeye devam ettiler.

    Üçüncü 5 yılda ise 2013’te başlayan ve son 2 senede taçlanan gelişmelerle ilk dönemin bütün kazanımları heba edildi. Ülkedeki sınırlı OHAL’i kaldırdım diye övünenler tüm ülke genelinde ve sürekli bir OHAL uygulamaya başladılar. Ülkeyi ilk 5 yıllık uygulamalara taban tabana zıt bir şekilde OHAL’le yönetilen, liyakat değil siyasi yakınlıkla atamaların yapıldığı, insan hakları ve özgürlüklerin askıya alındığı, adalet ve hukukun siyasetten gelen emirlere göre kararlarını şekillendirdiği bir ülke haline getirdiler. Sonuç olarak ekonomi tepe taklak oldu, Türk Lirası 3 kat değer kaybetti. Alım gücümüz belki yarı yarıya azaladı. (Çok küçük bir örnek vereyim, 2016 Haziran ayında 80 bin liraya alabildiğim aynı model aynı donanım seviyesi sıfır araba şu anda 130 bin lira, ama uluslararası bir şirkette iyi şartlarda çalışmama rağmen benim gelir seviyem hala hemen hemen aynı, bu karşılaştırmayı hemen hemen herşeyle yapabilirsiniz).

    Önemli olan şunun bunun yönetmesi değil ideallerdir(insan hakları, adalet, özgürlükler, hukuk, liyakat vs.), o idealleri vaad eden kim ise gidin ona oy verin.

    Ama bence artık benim de uzun zaman destek verdiğim iktidar partisi bu ideallere sahip çıkmak ve uygulamaktan çok çok uzaktadır.

    • 2013 de tamamen dış dünyadan izoleydik ve bu ülkeye hiçbir iç-dış çevreden düşmanca müdahaleler olmadı, sadece anlattığınız gibi ikinci beş yıllık dönemin sonunda çok çok iyi giden Erdoğanın kafasına bir gece bir taş düştü ve birden bire tanınmaz kötücüllükte biri haline geldi öylemi? Hmm..Aynı şekilde birileri de hep baştan beri Erdoğana oy vermişler ama onların da bir gece başına bir taş düşmüş ve onlar da birdenbire artık Erdoğan ve Akp nin artık eski oy verdikleri Erdoğan ve Akp olmadığını anlamışlar. Ne müthiş bir aydınlanma hadisesi yaşıyor herkesler birdenbire. Eee Bu kadar aydınlanmaya bir de Mehdi-Mesih lazım tabii ki..

    • Orhan bey siz
      Sesiz çoğunluğun sesi olmuşsunuz,
      Tesbitleriniz abartısız doğru.
      Atalarımız boşuna söylememişler “bir elin nesi var iki elin sesi var” diye.
      Birileri tek adam olmak istediği için ekibin yaptıklarını kendine mal etmeye kalkışınca bütün marifetlerini ve niyetini ortaya koyudu.
      Bunları sırf kendi menfaatleri eşliğinde millete kabul ettirbilmek için önce ülkeyi dünyadan soyutlaştirdı sonrada devlette önemli görevlerde başarılı olanlari trolleri ve yandaş medyasi yardımları ile o kişileri irtibatasizlaştırmak isterken hem Türkiyeyi hemde Anadolu sermayesini kökunu kuruttu.
      Miliyarlarca dolarlar dışarya rüşvet olarak gitti.
      Bütün bunları yaparken DİNİ referans olarak kullandı.
      Şimdide tam Diktatörlük ilan edeceken yaptiği planlar ters tepki verdi.
      O tepkiler HDP dahil bütün muhalefet batan gemiyi kurtarmak için bir araya geldiler. Sırf onlar HDP nin baraja takılması için uğraşmaya devem ederken hayatı boyunca benim gibi HDP ye oy vermeyi aklından dahi geçirmeyenler seve seve o partiye oy verdi ve yarında Türkiyedeki sözde değil özde vatan sevenler HDP ye oy verecekler……
      2010 da MHPye kurulan kaset tuzağında sol kesimden MHP ye oy verenler gibi bizlerde Türkiyenin bir avuç iftiracisina meydani boş biraktirmayacağız.
      Eeeey troller ölülerin ve Süriyelilerin oyları ile seçimi kazansanızda….Kayip eden siz oldunuz bu millet sizden korkmiyor yalnız sizin gibi aklini ve imanini bir kişinin emrine vererek küfürlerle iftiralarla değil akıları ve bilgileri ile harekt ediyorlar.
      Sizler burada iki OHAL mağduru bayana saldırdığınızda dahi onlar sizlere bey veya hanim diye hitap ettiler sizler gibi küçülmediler…..Siz daha bu milleti taniyamadi iseniz siz saldirilara devam edin takı paraniz kesilinceye kadar.
      Yarınki seçimin snucu ne olursa olsun sizlerin zaferi değil feklaketi olacaktir bunu iyi bilin.

    • Tabi tabi, kimin yönettiğinin bi anlamı yok, şöyle dört dörtlük ilkeli mi ilkeli, pensilvanya ile seviyeli bi ilişkisi olan mutemet bi arkadaşımız yönetseydi memleketi, tadından yenmezdi:) yeter ki milletin adamı gitsin, ama nerdeee…

    • Aslında hepimizin anlatmaya çalıştığı şey bu..çok güzel özetlenmiş
      Bugüne kadar akp li olarak ilk defa bir başka partiye oy vereceğim. Ne kadar acı ki ailem tarafından acımasızca eleştiriliyorum. Hayatımda hiç bu kadar kötü hissetmemiştim kendimi. Kendi ailemin içinde bile baskı altındayım. Ne acı!!! Ne zaman seçim muhabbeti olsa akp ye oy vermeyeceksen kullanma daha iyi deniyor. Korku imparatorluğunun dibi!
      Daha düne kadar ailem ve etrafımdakiler Abdullah Gül hayranıyken şimdi bir hainden bahseder gibi bahsediyorlar kendisinden..Niye acaba diye soruyorum? Niye Tayyip Erdoğan’ın sevmediği herkes hiç sorgu sual bile olmadan elekten geçmeden kötü oluyor? Ne zaman böyle olduk biz? Korku mu bu körü körüne bağlılık mı?

        • Beyza’dem ne demek oluyor? Üslubunuza dikkat ediniz lütfen bu şekilde bir ifade biçimiyle cevap vermek savunduğunuz şeylere ters düşüyor. Eşinizle yada kızınızla bu şekilde konuşulmasını kabul eder misiniz? Saygı lütfen! Sizden olmayan herkese karşı böyle basit bir konuşma şekliyle konuşamazsınız!! Üç çocuk annesi bir bayan var karşınızda! Ama doğru ya edep adap hepsi partiye göre belirleniyor ya sizde.. insanlık denen şey çoktan unutulmuş! Yazık çok yazık!

          • Mizah da size çinde bir köy kadar uzakmış, hem de doğu çinde bi dağ köyü kadar! Fesüphanallah…

    • Evet ben de katılıyorum.
      AKP çıraklık döneminde daha iyi işler başardı.
      Kalfalık, hele ustalık dönemi berbat ötesi…
      O halde yapılacak şey belli.
      Hiç bir iktidarı usta yapmayacaksın.
      Çıraklıktan emekli edeceksin.
      En fazla kalfalıkta bırakacaksın.
      Elin Amerika lısı işi biliyor.
      En fazla 2 dönem seçiyorlar.

      • Çiraklık, kalfalık derken hilafet hırkasını da sırtına geçirip bi görüneydi mehdi hazretleri, ankarada yavrusarayı bile hazırdı. Allahin işi işte; pensilvanyada kışlık inzivaya, ankarada yazlık inzivaya çekilirdi:) minisarayın banisi akın ipek anama yaptırdım orayı diyordu. Mehdi hazretleri de gelip firari akın ipeke “ananı da al git, burası benim sarayım!” der miydi acep?

  21. Erdoğan düşmanlığında son nokta …..
    Bir insan !!!! nasıl olurda İYİ partili olup Hdp ye oy verir
    ardından cumhurbaşkanlığı için Temele oy verebilir
    sonra dönüp cümle aleme Şeref ,haysiyet , namus dersi vermeye kalkar
    Evet Nurdan….tam bir ilkesizlik ,omurgasızlık abidesisin aynı haşhaşiler gibi
    Bu ilkesizliklerin toplamının zaferini bu günden ilan ederken öte yandan kazanacak olanı şimdiden malup ilan edebilmekte ayrı bir çaresizlik bitmişlik ifadesi olsa gerek
    Bu arada cumhur ittifakı arasına fitne tohumları ekmekten de geri kalmıyorsun
    Gönüllere girmeden bu işin olmayacağını onlayın artık

  22. ak parti çok doğru ilkelerle başlamıştı. fakat kendi ilkelerini kendi bozarak yoldan çıktı.. iki dönemden fazla seçilmeme ilkesi, erken seçim yapmama ilkesi gibi. dediklerinin tersini yapmaya başladığı zaman yıkım da başladı.. bir kişi iki dönemden fazla asla ülkeyi yönetmemeli..

  23. Yaşım 54. AK Parti öncesi dönemleri de biliyorum, 16 yıllık AK Parti iktidar yıllarını da. Pek çok açıdan AK Parti’nin ülkemize kimsenin yadsıyamaya cesaret etmemesi gereken olumluluklar kazandırdığını teredüt etmeden söyleyebilirim. Vesayet rejiminin yenilgiye uğratılması, övgüye değer bir cesaretle Kürt sorununa el atmış olması, bu ülkenin büyük çoğunluğunu oluşturan, 75 yıl boyunca “öteki” addedilerek hem gündelik toplumsal yaşamın, hem de siyasal alanın dışında tutulmak istenmiş dindar yığınların özgürleşerek ilk defa bu ülkenin yazgısını belirler hale gelmiş olması, AK Partili yılların kazanımları arasındadır ve çok değerlidir. İşkenceye son vererek temel insan haklarına duyarlı, çağdaş bir emniyet teşkilatı yaratmış olması da buna eklenmelidir. Çürümüş devlet kurumlarına bir çeki düzen vermiş olması, dindar mahallenin sağduyulu, yapıcı aydınları ile seküler dünyanın Kemalizmden uzak, sağduyulu ve hakkaniyetli aydınları arasında bir tanışıklık kurulmasına, yapıcı diyaloglar geliştirilmesine vesile olması da çok değerlidir. Gözle görülür bir şekilde artış göstermiş maddi zenginlikten toplumun yoksul kesimlerinin de yararlandırılmış olması, AK Parti’ye biricikliğini kazandıran bir diğer önemli başarıdır.

    Bütün bunlar, özgür düşünceden korkmayıp özgür düşünceyi ve ortak aklı harekete geçiren bir lider kadro, dinamik, katılımcı, kurumsal bir parti teşkilatı aracılığı ile gerçekleştirilmiştir. AK Parti, bütün başarılarını dinamik bir kurumsal yapı üzerinde yükselen bir kitle partisi olmasına borçludur.

    AK Parti, yukarıda tanımlamaya çaçlıştığım vasfını yitirmiş, bütün kurucu unsurlarını tasfiye etmiş, liderin yanılmazlığı mottosu ile yol almaya çalışan sıradan bir lider partisi haline gelmiştir. Sürekli kendi içimizde “düşman” ve “hain” üreterek, sürekli “beka sorunu” ve “dış güçler” referansı ile başarısızlıkların siyasal sorumluluğunu üstlenmeyi reddederek geleceğe yürüyemeyiz. CHP, İyi Parti, HDP gibi partilerin samimiyetinden kuşku duymamız, bu partilerin umut olabileceğinden kuşku duymamız haklıdır, meşrudur. Ne var ki, bu, bugünkü AK Parti’ye ve liderine mahkum olduğumuz anlamına gelmez. Bu ülke, bir siyasal parti ya da liderin seçim yenilgisiyle batacak değildir. Sezgisine ve sağduyusuna, kendi seçeneklerini kendi içinden çıkarma konusundaki kanıtlanmış becerisine hepimizin güvenmesi ve saygı duyması gereken bu halk çaresiz değildir. Günü geldiğini düşünüyorsa değiştirir, var olan iktidarın kredisini tüketmediğini düşünüyorsa devam der.

    Ben, AK Parti’nin bu haliyle ülkeyi bırakın geleceğe taşımayı, beş yıllık yeni dönemde bile yönetemeyeceğini düşünüyorum. Saadet Partisi’ni umut olarak görüyorum. Saadet Partisi’ni ve Temel Karamollaoğlu’nu destekliyorum. Seçimlerin ülkeye hayırlı olmasını, giderek biricik gerçek tehdit haline dönüşen toplumsal kutuplaşma ve karşılıklı öfke ve düşmanlaşmaya son verilmesine vesile olmasını diliyorum.

  24. Attention Trollere

    “Paraları sifirladinmi?” ” Evet Babacığım.”

    17/25 Aralik Erdoğana yapilmiş paraler darbenin Kahramanlarından Hayır Sever iş Adaminin İtirafları ve delillerini gösteren habe özetleri.
    Bu siteye saldir düzenleyen trollerden bazilarina 17/25 Aralik Dünya ve Türkiye tarihine parayi sifarladinmi ses kayitleri ile birlikte sizlerin taptiklarınizin ile birlikte

    Türkiye’den ABD’ye Rıza Sarraf notası
    Türkiye, ABD’de tutuklu bulunan Rıza Sarraf’ın durumuna ilişkin ABD’ye yazılı nota vererek bilgi talep etti. Basına yansıyan haberlerde Sarraf’ın tahliye edildiği öne sürülmüştü.

    Türk Dışişleri Bakanlığı’nın ABD’ye yazılı nota göndererek, İran asıllı Türk işadamı Rıza Sarraf’ın durumu hakkında ilgili makamlarından bilgi talep ettiği açıklandı.

    Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, “Rıza Sarraf hakkında basına yansıyan haberler üzerine Washington Büyükelçiliğimizce, ABD makamlarından resmen bilgi talep edilmiş olup; henüz bir yanıt alınamamıştır. Konu takip edilmektedir” ifadesi yer aldı.

    Türkiye’de 17-25 Aralık 2013 yolsuzluk ve rüşvet operasyonları kapsamında gözaltına alınan ve kısa bir süre sonra serbest bırakılan Rıza Sarraf, İran’a uygulanan yaptırımları delme suçlamasıyla Mart 2016’dan beri ABD’de tutuklu bulunuyordu.

    “Tahliye edildi” iddiası

    ABD’deki Federal Cezaevleri Bürosu’nun internet sitesindeki verilere göre Sarraf’ın 8 Kasım 2017’de tahliye edilmiş görünmesinin ardından Türk medyasında, 34 yaşındaki işadamının nerede olduğunun bilinmediğine dair haberler çıkmıştı.

    Ancak Pazartesi günü New York Güney Bölgesi Savcı Vekili Joon Kim’in sözcüsü tarafından yapılan açıklamada, Sarraf’ın halen tutuklu olduğu belirtilmişti.

    Sarraf’ın avukatı Şeyda Yıldırım ise Hürriyet gazetesine yaptığı açıklamada, “Serbest bırakıldığı bilgisi doğru değil. Başka bir bölüme alınmış olabilir. Bize de beş gündür bilgi vermiyorlar, hiçbir haber alamıyoruz” demişti.

    Sarraf’ın 27 Kasım’da jürili duruşmaya çıkması bekleniyordu.

    Reuters/DHA, JD/CÖ

    © Deutsche WelleÖNERDİĞİMİZ LİNKLER

    ABD’li savcıdan Zarrab’ın avukatlarına suçlama
    İran asıllı Türk işadamı Reza Zarrab’ın ABD’deki yargı süreci devam ediyor. Dünkü ön duruşmada federal savcılık, Zarrab’ın Türk hükümetiyle ilişkili olduğu iddia edilen yeni avukatlarına yönelik suçlamalarda bulundu. (25.04.2017)

    Eski Bakan Çağlayan Sarraf davasında sanık
    Eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan ile Halk Bankası eski Genel Müdürü Süleyman Aslan’ın da aralarında olduğu dört kişi, Rıza Sarraf’ın ABD’de yargılandığı davaya sanık olarak eklendi. (07.09.2017)

    Sarraf dosyasında 17 Aralık’a gönderme
    ABD’de Rıza Sarraf’ın kefalet talebinin reddedilmesine yönelik Başsavcılığın mahkemeye sunduğu dosyada Sarraf’ın muazzam mal varlığı ve Türkiye’deki üst düzey siyasetçilerle rüşvet ilişkisi iddiası yer aldı. (26.05.2016)

    Rıza Sarraf ABD’de tutuklandı
    İran asıllı Türk vatandaşı iş adamı Rıza Sarraf, ABD’nin Miami kentinde tutuklandı. (22.03.2016)

    Tarih 15.11.2017
    Anahtar kelimeler Türkiye ABD Rıza Sarraf Reza Zarrab nota
    Paylaş Facebook Twitter google+ Whatsapp Tumblr Newsvine Digg linkedin

  25. 24 Haziran seçimi geçmişte yaşadıklarımız gibi yalnızca günlük işlerimizi yürütecek bir hükümet ve meclis seçimi değildir.
    Bu seçimde esas olarak ülke geleceğini etkileyecek üç önemli konu mevcuttur ve vereceğimiz oy gelecek nesillerimizi etkileyecek niteliktedir.
    1. Bu ülkede dış destekli bir ihanet kalkışması meydana gelmiştir. Bu kalkışmanın sebepleri ve nasıl olduğu ayrı bir tartışma konusu olmakla birlikte, gelinen aşamada bu tehdidin mutlak olarak bertaraf edilmesi ve devletin hainlerden temizlenmesi gerekmektedir.
    2. Bu seçimi takiben, devletin iç işleyişinde yeni bir hükümet ve yönetim sistemi devreye girmektedir ve bu sistemin sağlıklı olarak yürümesi için yeni bir organizasyon yapısının kurulması ve düzenlenmesi gerekmektedir.
    3. Bu ülke iç ve dış düşmanlarına karşı pasif savunmadan çıkarak taarruz pozisyonuna geçmek zorunda kalmıştır ve buna bağlı olarak dünya sisteminde de daha aktif ve sözünü dinletir olmaya ihtiyaç duymaktadır.
    Bu 3 önemli durumun üstesinden hakkıyla gelmek için, üst seviyede birikim ve beceri sahibi tecrübeli bir kadro ve bu kadroyu sevk ve idare edebilecek etkili ve dirayetli bir liderlik gereklidir.
    Her vatandaş sandığa giderek bu hususlara göre en uygun lider ve kadro seçimini yapmakla yükümlüdür. Bu bizden sonraki nesillerimize karşı en önemli sorumluluğumuzdur.
    Ben bu liderin kadronun Erdoğan, kadronun Akp kadrosu olduğunu düşünüyorum. Başkasının da başka fikri olabilir.
    Sandığa gidelim ve vatandaşlık görevimizi yerine getirelim, herkes kendi fikrine göre oy versin, hakkımızda hayırlısı neyse o olsun.

  26. Şu anki Türkiye Irak’ın Saddam rejiminden kat kat daha kötu.
    Benim eve sürekli Iraklılar gelir giderlerdi, birbirleri arasında dahi konuşmazlardı birisi Saddam dese Türkmen şivesi ile diğerleri “ne işimiz kalpdi”derlerdiler. Onların korkması
    benim çok garibime giderdi, kendi kendime “nekardar korkak bir millet” derdim.
    Şu an Türkiyede Erdoğancılar harıç diğer vatandaşlar kendi en yakınlarından bile korkuyorlar.
    Erdoğan Türkiye’ye bir çok olayda hep ilkleri yaşattı, ve Türk tarihinde ilk defa Türkler ailece Türkiyeden kaçmak zorunda kaldı ve kaçanlar arasında kaçarken ölenlerde oldu. kaçamiyanlarda orda açlığa mahkum edildiler ve ağaç kökü yesinler diyecek kadrda insanlar canavarlaştılar.
    Diktatör arapların ve iran devriminden sonra o ülkelerin vatandaşları Türkiye üzerinden başka ülkelere geçerken ölürdüler.
    Gene bizde, gelmiş geçmiş Türk devletleri arasinda Erdoğan gibi vatandaşlarına karşı en acimasız ve kinci bir idarecide gelmemiştır.
    Sadamda ayni bizdeki 15 Temmuz 2016 daki gibi bana karşı darbeye kalkıştılar derdi askerleri ve sivilleri öldürürdü.
    Demekki Diktatörler kanla besleniyormuşlar insanin başina gelmeynce nerden bilsin.
    Fehmi beyin 10.Köyü vasıtası ile Yeni AKP ve reiscileri bunun yanusırada karşı muhalefetten sıradan vatandaşları tanimiş olduk.
    Ben şahsen bir şeye çok memnun oldum,
    muhalefeti desdekliyenler bilgili ve kibarlar sanki ihtidarda onlar ihtidar taraftalari sanki muhalefette gibi insanlara karşi čok agresivler.
    Yarınkı seçimlerde hille yapılmassa (dirilen ölüler gibi) AKPde erdoğanda kesin kayıp eder, hille yapılırsada gene sonlarının başlangıcı olur.
    Ben burada oyumu parti olarak HDP ye C Başkanidada Sadate verdim.
    Kendim İYİ parti taratariyim onların baraj sorunu olmadığı için onlara vermedim.İkinci turda 4 adaydan hangisi kalirsa ona vereceğim. Eğer iki adayda muhalefetten olursa ve hangisini oyu fazla ise ona vereceğim.
    Buda Erdoğanin gene ilklerinden biri onun kendinden olmiyanlara karşi kendini dev aynasında görmesinden dolayi Tük Halk birleşti.
    Yarınki seçimleri kim kazanırsa kazansın.
    Kazanan taraf Millet itifaki MHPve HDP olacaktır, kayip eden tarafta kazansa bile AKP ve Erdoğan olacaktır.
    Bahçeli dünkü konuşmasında ne demişti T Türkeşi yanlarina aldiklarini ve Meral Akşenerede taklif ettiklerini hatırlatti.
    Açikca demesede partisine yapılan sabotajı çok iyi bildiğini onlara hatırlattı.
    Allah dünyayi zalimlerden korusun.
    Yarıki seçimlerin hillesız ve barış içinde geçmesi dileklerimle Esenlikle kalın.,

  27. Siyasetin ulkemizde uzun zamandir yalan soyleyip insanlari inandirabilmek uzerine kurulu bir hâl aldigini dusundugum yorumuma verilen birkac cevaptan anladim ki burada tamamen farkli goruste oldugunu belli eden yorumcular bile ayni tespitte bulusmus en azindan ben oyle algiladim.
    Bu itibarla artik bazi seylerin degismesi gerektigine inaniyorum. Muhafazakar bir goruse sahibim. Ancak son bi kac yildir ulkede cereyan eden olaylar sonrasinda cikardigim sonuc sudur.
    Her kim ki gayet halisane niyetlerle de olsa toplumun buyuk cogunlugunun benimsedigi kutsal degerleri kullanarak parti,cemaat,cemiyet, vb. sekillerde bir orgutlenme icerisine girmisse bunlardan uzak durulmalidir. Aksi takdirde guc odaklari arasinda cikan erk savaslari neticesinde olan hep masumlara olmaktadir.
    Herkes kendince hakli gerekcelerle kendi grubunu savunmaktadir.
    Devlet yonetimde her inanc grubuna ayni mesafede durmalidir. Adalet hukukun ustunlugu demokrasi gibi degerler her daim başat ilkeler olmalidir. Din kimsenin tekelinde degildir. Dini degerleri suistimal ederek insanlari etrafiniza toplayip bundan oy veya sair menfaatler elde etmeye calismak neticesinde neler yasandigini toplumda son yillarda olusan travmadan anlayabiliyoruz. Bu sebeple Müslümanlar olarak artik bazi seyleri degistirmeli bolunup parcalanmamali ve aklimizi kullanmali, hicbir kisi ya da grubun kayitsiz sartsiz sorgusuz sualsiz takipcisi olmamaliyiz. Müslümanlarin almasi gereken daha cok yol var vesselam.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here