Avaz avaz bağırmak istiyorum: Galiba yine oyuna getiriliyoruz..

31

ABD’nin kurucu babalarından Benjamin Franklin Öfkenin her zaman bir nedeni vardır; ama her zaman iyi bir nedeni yoktur” demiş.

Bizde de eskiler “Öfke baldan tatlıdır”  diye başlattıkları cümleyi “Ama, öfkeyle kalkan zararla oturur” diye bitirirlerdi.

Öfke haklıyı haksız hale getirmekte bire birdir.

Bizler, çoğu kez, başkalarının önümüze koyuverdiği sebeplerle öfkelendirilme tuzağına düşer ve onların bizden beklediği gibi davranarak kendimizi tehlikelere atarız.

Şu günlerde değil yalnızca, geçmişte de böyle…

‘Diriliş-Ertuğrul’ türü dizilerde de en dikkat çekici sahneler, öfke yüzünden uğranılan rahatsızlıklar ile yine aynı sebeple patlayan kardeş kavgalarına ait değil midir?

Rusya ile krizde yaşananları tam anlayamadık

En son örneğini siyasi alanda Rusya ile yaşadığımız jet krizinde (Kasım 2015) gördük.

Önceden ilan ettiğimiz angajman koşullarının 10 kez üst üste ihlali üzerine Türk uçakları Sukhoi Su-24M jetini düşürdü.

O olay üzerine ne oldu?

Ruslar bizim kadar öfkelenmedi.

Biz Rusya, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Ruslar hakkında ağzımıza geleni söyledik; bütün dünyayı cephemize çekmek için olağanüstü çabalar sarf ettik. Moskova’ya gidip hakkımızı orada savunmak yerine Brüksel’e koştuk, NATO’ya müracaat etmeyi yeğledik.

Gazetelerimiz, televizyon kanallarımız, o günlerde dağarcıklarındaki en acımasız sıfatları ‘gaddar’ diye adlandırdıkları Ruslar üzerine boca eden yorumlarla doluydu.

Öyle değil miydi?

Türkiye böyle davranırken Rusya ne yaptı? Hiç önceden ilan etmeden aleyhimizdeki birkaç zarar verici tedbiri birbiri ardına devreye soktu: Vize şartı geri getirildi.. Rus turistlere “Türkiye’ye gitmeyin” telkini yapıldı. Narenciye başta olmak üzere bizden aldıkları pek çok ithal maddesine yasak kondu.

Aynı Rusya.. bize sattığı ve karşılığında milyarlarca dolar ödediğimiz doğalgazı kesti mi?

Hayır… Kendisine zarar verecek hiçbir şey yapmadı; Türkiye ile olan ihtilafını Türkiye karşıtlarına yakınlaşmak için fırsat olarak kullandı.

Rusya daha sonra Suriye konusunda Türkiye’yi yanına almayı stratejik açıdan uygun bulunca.. geçmişte yaşananları hiç hatırlatmadan.. bizimle yakınlaşmayı da becerdi…

Fakat jet krizi sırasında aldığı tedbirlerin çoğunu kaldırmadan…

Daha da fenası, bir fırsatını bulunca, üç askerimizin hayatını kaybettiği bir kule bombalama olayını da sineye çekmemizi sağladı Rusya… Üstelik “Yanlış koordinatları bize Türk Silahlı Kuvvetleri verdi” yalanına başvurarak…

Şimdi de Menbiç’te Türkiye’yi hesaba katmadan kendi istediği türden bir arazi temizlemesine girişti Rusya. Moskova’da ‘Kürt Konferansı’ topluyor ve hazırladıkları “Kürdistan’a özerklik” içeren teklifleri Türk muhataplarının bulunduğu ortamlarda masaya getiriyor Ruslar…

Ruslar zarda ‘hepsini al’ attı

Serinkanlı olması gereken bizler öfkelendik.. “Acaba Ruslar.. angajman koşullarını bile bile.. jetlerini 10 kez ihlale yönlendirmiş olabilir mi, ardından bir şeylerin meydana gelmesini tetiklemeyi amaçlayarak?” kuşkusunu jet düşürmenin hemen ardından işitmediğimiz gibi.. arada olan-bitenlerden sonra.. bugün bile.. o soruyu gündeme getirenimiz olmuyor.

Ne diyorsunuz bu işe?

Hiç değilse yaşadıklarımızdan ders çıkararak şimdi öfkemizi dengelemeyi bilmemiz gerekir.

Dengeliyor muyuz peki?

Çok soru soruyorum, ama bunların büyük bölümüne okurlardan cevap gelmesini beklemiyorum; cevapları açık ve net çünkü.

Şimdi soracağım soru ise düşünmeniz ve cevap vermeniz için:

Cevap beklediğim soru şu:

“Acaba Türkiye’den gelen siyasilere toplantı-miting düzenleme konusunda zorluk çıkaran.. ülkemizin konsolosluğuna girmek isteyen bir bakanı yaka paça derdest edip gerisin geriye gönderen.. bununla da yetinmeyip yakışıksız sözler sarfetmekten de çekinmeyen.. Hollandalı politikacılar.. bunun yakışıksız bir davranış olduğunu bilmezler mi?

Türkiye’yi ve Türkiye’deki herkesi öfkelendireceğini?”

Ne diyorsunuz?

Bu defa Avrupa’ya Öfkeliyiz

Kendi cevabımı vereyim: Şu anda yaşananlar pekala başından sonuna hesaplı-kitaplı işler olabilir ve amacı da Türkiye’de yukarıdaki soruda yatan türden bir öfke seline yol açmak olabilir…

Aynen Rusya ile ihtilafta olduğu gibi bizler bizden beklendiği gibi davranıyor ve öfkeyle hareket ediyoruz.

Şimdi de ikinci soruma geldik; tabii yukarıdaki tahlilde benimle mutabıksanız…

O sorum şu: Bizi öfkelendirenlerin amacı ne olabilir?

Karşımızda Hollanda var, ama onu böyle davranmaya teşvik edenler yok mu?

Elbette Hollanda’da Çarşamba günü yapılacak seçime dönük küçük hesaplar da var; ama çok daha büyük hesapların söz konusu olmadığı ne malum?

Avrupa Birliği aday üyeliği..

Türk ekonomisini zayıflatma..

Hırçın görüntüler yüzünden konuya taraf olmayan ülkeleri bile aleyhimize kışkırtma..

Benim bir çırpıda aklıma gelenler bunlar.

Sizler de kendi aklınıza gelen ihtimalleri bu listeye ekleyebilirsiniz.

Çinlilerin binlerce yıllık kültürlerinden elde ettikleri hikmeti yansıtan bir sözleri var: Sevinçli anında kimseye vaatte bulunma, öfkeli anında kimseye cevap verme.”

Bu günlerde kime hitap ediyor olabilir bu söz?

31 YORUMLAR

  1. Fehmi Bey’in yazısı her zaman ki gibi enfes.Can alıcı noktalara değinmiş.Katılmamak mümkün değil.Abdurrahman SERDAR Bey’in mükemmel değerlendirmesine aynen katılıyorum ve kutluyorum.Maalesef durum bu.Gündem konuları aslında bunlar.Geleceğimiz ayağımızın altından kayıp gidiyor.

  2. Bardağı taşıran son damla Hollanda’yı nazi diye suçlamak olacak galiba. Bugün bayan Merkel Hollanda’ya tam arka çıktı. Nazilerden en çok acı çeken ülkelerden biri olan Hollanda‘yı nazilikle suçlamak, Almanya’yı nazilikle suçlamaktan daha ağırdır, dedi.

    Hollanda suçlanırken söylenebilecek çok başka şey varken, neden nazi denildiğini anlamakta zorlanıyorum. Hollandalı genç kız Anne Frank’ın dünyaca meşhur hatıra defterini Türkiye’de sanıyorum herkes bilir. Herkes okumamış olabilir ama duymuştur. Iki yıl önce Bergen-Belsen nazi toplama kampında mezarını ziyaret ettim. Bu toplama kampında binlerce insanın yattığı (aralarında Türkler de var) toplu mezarlar nazi vahşetini gözler önüne seriyor.
    Hollanda’ya nazi kelimesi ağızdan çıkmadan, Anne Frank’ın hatıra defterinin akla gelmesi gerekirdi.
    Eleştirilerimizin ölçüsünü bu kadar kaçırınca, haklı olduğumuz konularda bile haksız duruma düştüğümüz gibi karşımızda olanların sayısınıda süratle artırıyoruz.Alman Içişleri Bakanı Türk politikacıların Almanya’da seçim kampanyası yapmalarına karşı olduğunu söyledi. Avrupa Birliği ülkelerinden tepkiler çoğalıyor. Önümüzdeki haftalarda Avrupa Birliğinden aleyhimize önemli kararlar çıkabilir.
    Bütün bunlar bir kaç bin oya değer mi? Yoksa başka hesaplarımız mı var?

    • eleştirilerin ölçüsü yapılanlara göre az mıdır çok mudur olayları izleyenlerin takdiri tabii. nazi suçlamasını anlamlandırmak için hollandanın tepkisinin ardında kim ve ne var diye bakmak gerekebilir. belki milli marşları da anlamlandırmak için yol gösterebilir. para ve siyasetin etkin gücüne bir isim vermek gerekirse diye…

  3. Şunu unutmayalım. .Bu gerilime yol açanlar tabiki de bunların sonuçlarını da kestirmislerdir…helede iki ülkede de referandum ve seçim varken ..evet kime yarar
    .tabiki de milliyetçi oylara ihtiyacı olanlara….

  4. Keşke bizdeki politikacilar(muhalefet ve ihtidar) Fehmi Koru gibi yazarlari susturmaya çalımak yerine kendilerine danışman olarak değerlendırseler, bu hem onlar için hemde Türkiye için faydalı olur.
    Fehmi bey, Rus üçağı düşürlmesinin ardından Rusya Türkiye’nin Avrupa ve Amerka ile olan iyi ilişkilerinede büyük darbe indirdi.Bunuda kendi elleri ile kurduğu canavar işidi vasıtası ile yaptılar, Türkiyenin şimdiki haline baktığımız zaman bunda bayağıda başarılı oldular. Hollandada yapılan yalnışlarıde siz çok güzel acıklamışsınız.
    Hollandanın o hareketinden sonra gazeteciler ve yorumcular Hollandaya tepki gösterdiler oranın baş bakanını bayağ eleştirdiler, fakat bizden gelen tepkiler ve Hollandadaki Türklerin(kırip dökme) pkk benzeri gösterilerinden sonra yüz seksen derece değişdiler, ve bütün bu olayların bizdeki siyasilerin kışkırtmasından kaynaklandığına inaniyorlar. Sadece Önceki C Başkanımızın bu olaylara olan sağ duyulu tepkisinin yerinde ve haklı tepki olduğunu herkes tarafından takdirle karşılandı.

  5. komşu bu akşam sizin eve gelip orada bulananlarla konuşacağım onlara bir mesele danışacağım ve onların fikrini soracağım. Ev sahibi hayır olmaz diyor zorla geleceğim diyor. Kapıda köpek var ısırır diyor hayır diyor yine geleceğim. ev sahibi kardeşim senin kitabında izin iste verilmezse geri dön diye yazmıyor mu ….EVET DENSE NE HAYIR DENSE NE DEĞİŞEN NE MEMLEKETTE AKIL DOKTORLARI VAR MI YOK MU ONU MERAK EDİYORUM

  6. Son 15 yıla baktığımızda ekonomik ve siyasi alanda güçlenmemize karşılık küresel güçlerle çıkar çatışmalarının yoğunlaştığı bir dönem olmuştur.Güçlenen Türkiyedeki istikrarlı yönetim sayesinde dik duran bir dış politika
    uygulanması idi.Yeni nesiller 80 cente muhtaç finlandiyadan borç isteyen ülkemiz yöneticilerini hatırlamaz
    Clinton karşışında esas duruştaki Eceviti vb ni bilmezler.Bir ABD diplomatı ” Ortadoğulu liderler yaltaklanıyor
    fakat Erdoğan hatalarımızı yüzümüze haykırıyor”diyerek gerçeği ifade ediyor.
    Son hollandadaki olay Hayırçıların foyasını ortaya koyan Turnusol kağıdı işlevi görmüştür.
    İçimizdeki hollandalıları fena halde zor duruma düşürmüştür.

  7. Yazının önemli bir kısmına katılıyorum ama bizim hükümetin krizdeki hesabı konusu Ak Parti trollerinin yoğun baskı-eleştirilerinden nasibini alıyor gibi geldi. Çünkü evet oyları için tansiyon hesabı yapılmadığını düşünmek resmen aptallık olur. Belki soru şu olmalı;
    bu tansiyon hesabı siyaseten doğru olabilir ama ülkemizin geleceği için doğru mu?

  8. Ben Fakültede talebe idim. Londra Büyükelçimiz Bayülken, bir dersimizde Avrupa Birliği ( o zamanlar AET) ni anlattı. O tarihte, AET için Ankara anlaşması henüz imza edilmişti. (Rahmetli Menderes de 1958 de Roma anlaşmasını imzalamıştı). Bizim nesil, ömrünü tamamlamıya başladı, Fakat, Avrupa Birliği’nin yarı kapısını bile aralıyamadık, galiba. Hayal gibi geçti bir ömür. Spor takımları sahaya çıkmadan veya akabinde kısa bir ısınma turu yapar, biraz da oyun başında birbirini denemiye çalışır. Bu yoklama, oyun boyu sürerse, oyunun tadı kaçar.
    Bu Avrupa macerası kabak tadı vermeğe başladı. “İki sözlü” özlerinde sözlerinden dönmek istiyor, fakat, birbirine kur yapıyor. Bu zoraki birliktelik sürdürülemez, sürdürülse de, bu Milletin MİLLİ ve MANEVİ değerleri pahasına sürdürülmiye devam edecektir. Merkel açık açık daha dün ! söyledi, moral değerlerimiz arasında uyum yok, diye. Bir (bu) Millet için en hayati, en can alıcı noktalardan biri moral değerlerdir. Namusdur, ırzdır, ailedir, şereftir. Kaç Türk erkeği, gözü önünde, karısının başka erkekle eğlenmesine, yatıp, kalkmasına razı olur. Soruyorum ? Kaç aile, evlenmemiş genç kızının, yabancı gençlerle yatıp, kalkmasına, evcilik oynamasına rıza gösterir. Kaç Türk, çocuğunun Kilise’ye gönderilmesini kabul eder ? Hep başkasından beklemiyelim, MERT olalım, millete Avrupa macerasının HAKİKATlerini açıklıyalım. Her Avrupa Devleti, halkına soruyor, girelim mi, girmiyelim mi, kalalım mı, kalmıyalım mı ? Bu millete KEFENİNİ giyme hususundaki tercihini, tez elden, MUTLAKA Referanduma götürelim. Bir Prof. TV.lerde, açık açık, “Türk Üniversitelerinde Fuhuş yapıldığını” zorlanarak açıkladı. Vakıa budur.YÖK ve HÜKUMET sus-pus olmayı tercih ettiler, büyük bir vurdumduymazlıkla. Yeter artık, sabrımız tükendi. Napolyon’dan daha madara olduk. Samimiyetle,” SÖZ MİLLETİNdir”, diyelim. Millete gidelim. Avrupalı’ların dediği gibi, diğer ortaklıklarımızı, ticari münasebetlerimizi sürdürelim, geliştirelim. Fakat, ” senin dinin (anlayışın) sana, benimki de bana” diyelim. Kendi irademizle, kendi hürriyetlerimizi de sağlıyalım. Şunu da hatırlatayım ki, HADSİZ (sınırsız) özgürlük hayvanlara, canilere mahsustur. Tüm “KADIN CİNAYETLERİ”nin ve – her türlü homoseksüelin mebzul miktarda olduğu – Hollanda ile kapışmanın arkasında da (diğer ekonomik se siyasi çekişmeler yanında) bu Hakikat yatıyor. Son 15 (veya 25) yılda Aile mahkemeleri sayısı, NEDEN Büyük Şehirlerde en az 6-8 misli artmıştır ? Homoseksüel sayısı kaç misli artmıştır ? Onu da istiyen hükümete sorsun

  9. Politikada serinkanli olmak sarttir. Kabadayilik sokmez. En onemlisi de “Hakliyiz” diye bir pozisyon uluslararasi politikada yoktur. Sonucta is “guclu” olmakta biter. Gucunu, sinirlarni bilen ve buna gore ofkelenmeden dusunen ulkeler karli cikar.

    Bence burada AKP’nin referanduma yonelik girisimleri soz konusu. Disisleri bakaninin ucagina izin verilmeyince kara sinirindan “zorlamanin” baska ne aciklamasi olabilir?

    Ne yazik ki artik orta vadeli bir vizyondan bile soz etmek mumkun degil. Hersey gunluk. Suriyede’de elimizde kalani gorduk. Bir tek El-Bab, onun disinda tum hedefler kayip (askeri anlamda degil politik anlamda soz ediyorum).

    Genel olarak beceriksizlik had safhada.

  10. Öfke bu işin bir yansıması…

    Kararsızlığın…

    Askeri bir söylemdir… ”Yanlış karar karasızlıktan evladır (iyidir)’’diye.

    Yanılmıyorsam 2005’lerde, şimdi emekli bir paşa…’’Batı ve NATO’dan sıyrılıp yüzünü doğuya (daha çok Kuzey ayısına) çeviren ve Şangay Birliğini ülkemize hedef gösteren düşünceleri yansımıştı basına. …bunda yanılıyor olabilirim ama Sayın Erdoğan’ın Şangay 5’lisi içerisinde olmamızı arzuladığı demeçleri herkesin malumu. Sonraları TSK’nin de Şangay Birliğine sıcak baktığı basına yansımıştı.

    İki yüz yılı aşkındır yüzünü Batı’dan yana çevirmiş Türkiye, üçüncü bin yılın başlarında, içerisinde Siyasal İslam’ın yükselme terndinde olduğu‘’kendi olma’’ ya da ‘’neo Osmanlıcılık’’ fikri, Batı ve NATO tandaslı TSK’da ne kadar yer edinmiştir bilmiyorum. Lakin bir General ile İslami bir Lider’in aynı rotada birleşmeleri ülkenin bir yol ayrımında olduğunun emareleri olsa gerek.

    Sistem değişikliği sancılarının çekildiği referandum arifesinde bile bir bölümü 15 Temmuz’a alet olmuş bir TSK’nin bu gün siyaset kurumu ile beraber olması, çizilen ‘’rota’’da hemfikir olduğunun ikrarı gibi. Son Rusya gezisinde Erdoğan’ın, S400 füzelerinin konu olması, bu yolda mesafe kat edildiğini gösteriyor.
    Böyle olmakla beraber Batı ile fink atmaktan da geri durmayan devletimiz, güvenlik kaygılarından dolayı, aslında NATO ile Şangay arasında seçim yapma KARASIZLIĞINI yaşamaktadır.

    Coğrafyada yapılan küresel operasyonların eni sonu ülkemize dayanacağını öngören devlet, BOP eğilimli iktidar değişimi sonrası Şangay’ıda gündemine alarak ön almak istemiş ve Batı’dan sıvışmayı 2010’lara kadar gizlemeyi becerebilmiştir.

    Bu gün yaşadığımız, ABD’nin garnizonu AB ile ileri karakolu Türkiye arasındaki gerilim, 16 Nisan sonrasını kendi lehine dönüştürmenin dalaşıdır.

    Cumhurbaşkanlığı sistemini halka onaylatan bir Türkiye, Batı’ya karşı ‘’kendi olmaya’’ biraz daha yaklaşmış görebilir belki ama bunu Kuzey Ayısı’nın himayesinde yapıyor gibi olması… Rusya’nın Suriye’de almış olduğu pozisyonları görünce! …Maazallah.

    Asıl karasızlık burada yaşanıyor.

    Aşağı tükürsen sakal, yukarısı bıyık…

    Allah encamımızı hayreylesin.

  11. Kara Avrupası, parlamenter sistem ile idare ediliyor. Düzenini buna göre kurmuş, birliğini buna göre yürütüyor, dünyadaki merkezlik özelliğini buna göre yapıyor. Yeni sistem daima karışıklıklara ve uyum zorluğuna tabidir. Bundan dolayıdır Allah yeni sistemi hicret ederek yeni kurulacak topluluklarda gerçekleştirir. Musa Mısır’da inkılap yapmadı. Kavmini aldı çöllerde yeni uygarlığı kurdu. Kuran uygarlığı Roma’da ve Kisra’da doğmadı. Kuran uygarlığı Yahudilerde veya Hristiyanlarda doğmadı. Devlet aşamasına gelmemiş Araplarda ve merkez olan Mekke’de başlamış ama hicret ederek Medinelilerde gerçekleşmiştir.
    Sermaye bu psikolojiyi bildiği için Türkiye’ye başkanlık çabasını yaptırmakta, Avrupa’yı da bak işte sizin yapınız yok olacak diyor. Fitne oyununu oynamaktadır. Türkiye dolduruşa gelip bu oyunları bilinçsiz olarak oynamaktadır. Yazdığım bir makalede “Uçağı Türkler düşürmedi, özür dilenmelidir.” dedim. Sonunda dediğime geldiler. “Esad’la uğraşmayın.” dedim. Sonunda dediğime geldiler. “Olağanüstü hale son verin.” diyorum, duymuyorlar. “Vazgeçin bu başkanlık sistemini savunmadan.” diyorum, duymuyorlar.
    ‘Evet’ çıkarsa bu, AK Parti’nin sonu demektir. Türkiye’ye ne kadar zarar vereceği ordunun davranışına bağlıdır. ‘Hayır’ çıkarsa Türkiye kurtulacak. Avrupa rahat edecek. Çin, Rusya rahat edecek. AK Parti’ye de fazla zarar vereceğini sanmıyorum.
    Biz Adil Düzen çalışanları, çalışmalarımıza devam edeceğiz. Kanlı veya kansız Adil Düzen Türkiye’ye gelecektir. Bu kanı biz akıtmayacağız. Adil Düzen’e karşı olanlar birbirini yiyecekler. Biz barış içinde Adil Düzen’e gidelim diye bu satırları yazıyoruz. Ocak uyarıları uygun şekilde yapmaktadır. Duamız AK Parti’nin duymasıdır.
    Dört milyon Türk Avrupa’dadır. Bunların Türkiye’de beşer yakını varsa yirmi milyon bugün tedirgin rahatsız. Bir yirmi milyon da olağanüstü halden dolayı tedirgin. Türkiye; ABD ile kavgalı, AB ile kavgalı, Rusya ile zoraki ilişkiler sürüyor. İran’la takışıyoruz. Dış işlerini, iç işlerini yürütemiyorsunuz. Hükmet istifa etmeli ve Erdoğan yeni hükümet kurmalıdır. Milli mutabakat hükümeti kurulmalıdır. Bir başbakan başbakanlık aleyhinde propaganda yapamaz. Bu canlılık kurallarına aykırıdır. İntihar hiçbir canlının genetiğinde yoktur. Canlılık demek yaşama mücadelesi demektir. Parlamento kendi yetkilerini devrediyor. Hükümet lağvoluyor. Bu silahla olabilir ama oy ile olmaz.

  12. Yazdıklarınıza tamamen katılıyorum Fehmi Bey. Rusya kriziyle karşılaştırma da isabetli olmuş. Günün sonunda bir değerlendirme yaptığımızda bu krizden Batılı ülkeler değil, Türkiye olarak biz daha zararlı çıkacağız. Ülkemizdeki en büyük dış yatırımcı ülke Hollanda. Hiç kuşkumuz olmasın, bu sorun bizi ekonomik olarak etkileyecek. Krize tepkimiz iki gün sonraki Hollanda seçiminde aşırı sağcıların oylarını da artıracak. Bu sonuç bu ülkede yaşayan vatandaşlarımızı olumsuz yönde etkileyecek. Ayrıca aşırı sağın Hollanda’da güçlenmesi bizim Avrupa Birliği ile ilişkilerimize de zararı olacak. Milliyetçi söylemin bizi bir iki günlüğüne mutlu etmesi sonrasında bu faturayı önümüzde göreceğiz. Umarım yöneticilerimiz de bu gelişmeleri doğru değerlendiriyorlardır.

  13. Öfke bu işin bir yansıması…

    Kararsızlığın…

    Askeri bir söylemdir… ‘’Yanlış karar karasızlıktan evladır (iyidir)’’diye.

    Yanılmıyorsam 2005’lerde, şimdi emekli bir paşa…’’Batı ve NATO’dan sıyrılıp yüzünü doğuya (daha çok Kuzey ayısına) çeviren ve Şangay Birliğini ülkemize hedef gösteren düşünceleri yansımıştı basına. …bunda yanılıyor olabilirim ama Sayın Erdoğan’ın Şangay 5’lisi içerisinde olmamızı arzuladığı demeçleri herkesin malumu. Sonraları TSK’nin de Şangay Birliğine sıcak baktığı basına yansımıştı.

    İki yüz yılı aşkındır yüzünü Batı’dan yana çevirmiş Türkiye, üçüncü bin yılın başlarında, içerisinde Siyasal İslam’ın yükselme terndinde olduğu‘’kendi olma’’ ya da ‘’neo Osmanlıcılık’’ fikri, Batı ve NATO tandaslı TSK’da ne kadar yer edinmiştir bilmiyorum. Lakin bir General ile İslami bir Lider’in aynı rotada birleşmeleri ülkenin bir yol ayrımında olduğunun emareleri olsa gerek.

    Sistem değişikliği sancılarının çekildiği referandum arifesinde bile bir bölümü 15 Temmuz’a alet olmuş bir TSK’nin bu gün siyaset kurumu ile beraber olması, çizilen ‘’rota’’da hemfikir olduğunun ikrarı gibi. Son Rusya gezisinde Erdoğan’ın, S400 füzelerinin konu olması, bu yolda mesafe kat edildiğini gösteriyor.
    Böyle olmakla beraber Batı ile fink atmaktan da geri durmayan devletimiz, güvenlik kaygılarından dolayı, aslında NATO ile Şangay arasında seçim yapma KARASIZLIĞINI yaşamaktadır.

    Coğrafyada yapılan küresel operasyonların eni sonu ülkemize dayanacağını öngören devlet, BOP eğilimli iktidar değişimi sonrası Şangay’ıda gündemine alarak ön almak istemiş ve Batı’dan sıvışmayı 2010’lara kadar gizlemeyi becerebilmiştir.

    Bu gün yaşadığımız, ABD’nin garnizonu AB ile ileri karakolu Türkiye arasındaki gerilim, 16 Nisan sonrasını kendi lehine dönüştürmenin dalaşıdır.
    Cumhurbaşkanlığı sistemini halka onaylatan bir Türkiye, Batı’ya karşı ‘’kendi olmaya’’ biraz daha yaklaşmış görebilir belki ama bunu Kuzey Ayısı’nın himayesinde yapıyor gibi olması… Rusya’nın Suriye’de almış olduğu pozisyonları görünce! …Maazallah.

    Asıl karasızlık burada yaşanıyor.

    Aşağı tükürsen bıyık, yukarısı sakal.

    Allah encamımızı hayreylesin.

  14. Misafirliğe gitmek isteğin ev sahibine bildirip,nezaket gereğiizin isteyen komşuya ev sahibi “gelmeyin” dediği halde,gitmekte israrlı olup,gidenin yüzüne saygısızca kapı kapatılırsa..
    Ve sonrası bir dizi olaylar yaşanırsa..
    Sorumlu kimdir?
    Cevabı şu deyim veriyor.”Baltada da var sapta da”

  15. Fehmi bey cümlelerinizde hep bi frenleme hep bi temkin görüyorum. Aslında okumamız gereken şeyleri kendimizin o cümlenin içinden bulmamızı istiyosunuz ama bu sonucu herkes alamaz. Cesur yazar az az kaldı cesur olun.

  16. Cumartesi günü Hollanda’da olanlardan kimler karlı çıkacak?

    Komplo teorilerine bu soruyla başlayabiliriz. Karlı çıkanlar bence Hollanda ve Türk hükümetleri. Hollanda hükümetinin ırkçı ve Islam düşmanı Wilders’in seçmeninden oy alma şansı yükseldi, Türkiye’de de refaranduma evet diyenlerin artacağı beklentisi var.

    Zaralı çıkanlar ise Türkiye ve Avrupa’da yaşayan Türkler.

    Son günlerde Avrupa’da sıkça duymaya başladım; refarandumu Erdoğan kazanırsa işimiz kolaylaşır diyenler çoğalmaya başladı. Erdoğan refarandumu kaybederse daha da sertleşebilir ve işimiz zorlaşır diyorlar. Kazanırsa, ekonomik krizin yavaş yavaş iflasa götürdüğü bir ülkenin başkanı üzerinde daha kolay etkili olabiliriz diye düşünüyorlar.

  17. Bugünkü satışta bendeniz ikinci elim.
    ÖFKE:Öfke, canlı organizmanın aleyhine olan ve varlığını tehdit eden durumlara karşı gösterdiği tepki.
    Öfke,basit bir sinirlilik ve kızgınlık halinden saldrıganlığa kadar varan yoğun değişen duygudur.
    *Öfke rüzgar gibidir,bir süre sonra diner amma,dalları kırmış olur.(Mevlana)
    *Öfken,nefsin bir olup aklını yener.Daima sabırlı,sebatlı ve iradene sahip ol.
    Öfke bize,uysallık sana.(Şeyh Edebali)
    *Öfke kontrolü için:
    1-Konuşmadan önce düşünün.
    2 Sakinleştikten sonra anlatacaklarını anlatın.
    3-Sessiz bir mola verin.
    4-Öfke nedenini değil,çözümleri düşünün.
    5-“Ben”le başlayan cümleler seçin.
    6-Kin gütmeyin.
    7-Mizah ve atasözü kullanın.
    8-Gevşeme teknikleri kullanın.
    9-Psikolojik yardım alın.
    *Öfke probleminin çocukluk,ergenlik, yaşantılarından kişinin farkında olmadığı veya hatırlamadığı yaşantılardan kişilik özelliği olarak yatkınlıktan veya daha ağır kişilik bozukluklarından,travma gibi sebeplerden kaynaklanıyor olabilir.
    *Peygamber efendimiz,”öfkelenmeyin” diye buyuruyor ve öfkelenme durumunda yapılacakları bildiriyor.
    —-
    Ebu Zer(R.A) Hz Osman”ın(R A) yakınlarına maaş bağlamasını eleştirince Şam”a sürüldü.Şam”da ise Vali Muaviye”nin lüks ve ihtişamına karşı çıkınca Medine”ye gönderilmiş,ardından Rabaza denilen bir yere sürgün edilmiş orada yoksulluk içinde vefat etmiştir.Kendisini Sürgününe yolculayan Hz.Ali(R.A):”EY EBU ZER;SEN ALLAH İÇİN ÖFKELENDİN,BUNUN İÇİN O”NUN LÜTFUNU ÜMİT EDEBİLİRSİN.” der.

  18. Hayret sayın Koru. Sizin gibi biri nasıl ıskalamış şaşırdım. Bana göre bizimkilerin yaptığı öfkeden acemice yapılan şeyler olmasa gerek. Tam aksine taammüden, bilinçli, önceden tasarlanmış ve bir ” Ustalık dönemi ürünü” olarak ortaya konan bir davranış olmasın. Bence öyle gibi. Zira bu davranışın iç politikada halkın ortak tepkisini kendi şahsi hesapları lehine devşirme gibi bir potansiyeli var. Sonunda Rusya ve Irakta yaptığı gibi üstelik artık alenen özür diler ve buda halkımız tarafından “vardır bunun da hikmeti” diye yorumlanıp unutulur, gider.
    Saygılar.

  19. Dünkü yazınızı tamamlayan güzel bir yazı olmuş. Büyük devlet aklını kullanır duygularını değil. Biz olaylar karşısında duygusal tepkiler vermeye alışığız.

    Sanırım bunda referandumunda etkisi var. Acaba seçimler için bizi silen hollanda gibi bizde referandum için avrupayımı siliyoruz?

  20. Bugünkü yazı Türkiye’yi bütünüyle edilgen, inisiyatif kullanamayan bir ülke gibi ele almış ki bu kesinlikle doğru değil. Rusya ve İsrail’le bizden olanları bile şaşırtan ani bir manevra ile yakınlaşma başlatan kimdi?? Bugün bile bu sert dönüşün tüm nedenlerinin kamuoyunca malum olduğunu düşünmüyorum.

    Türkiye’nin gerçek ve güçlü bir lideri var. Duyguları, tepkileri sahici olduğu kadar, vizyonu, hedefleri ve siyasi geçmişinde başardıkları da gerçek. Çinlilerin hikmetli sözüne itirazım yok ama Davos’taki efsanevi “one minute” çıkışını nereye koyalım? Öfke ve tepki ölçülü olduğunda çok etkili bir güçtür. Hollanda’da seçim varsa bizde de hayati önemde referandum var. Herkes elinden geleni yapıyor. Son gelişmeler, kararsızlara yol gösterirken hayırcıların hiç hoşuna gitmiyor, avaz avaz bağırmak isteği doğuruyor 😉

    • “Son gelişmeler,kararsızlara yol gösterirken hayırcıların hiç hoşuna gitmiyor,avazavaz bağırmak isteği doğuruyor.”İsabetsizliği bir yana,çok talihsiz sözler bunlar.Ciddiye almamak için birtek soruyla yetiniyorum:Son gelişmeler hayırcılarnı elbette hiç hoşuna gitmiyor….”Eski ifadeyle demek ki “evet”çilerin hoşuna gidiyor.”secaat arzederken merd-i kıpti sırkatin söyler.”

    • müthiş bir yorum. ufak bir kusuru var. böyle başarılı hamlelerden sonra euro niye 4 lira onu da açıklarsa dört dörtlük bir yorum.

    • One miute’ten sonra İsrail ile olanlar1)İsrail’in OECD vetosu Türkiye tarafından kaldırilır’2)NATO’ya gözlemci sıfatıyla katılması için engel olan veto Türkiye tarafından kaldırılır ,3)İsrail ile karşılıklı antlaşma imzalanır 3)Mavi Marmata şehitleri için verilen tazminat değil “lutuf”tur. 4)Mavi Marmara katilleri için mahkemenin kararı olan “kırmızı bülten “sümenaltı edilir.5)Mavi Marmara davası düşer ve katillet yargılanmaktan kurtulur.

  21. fehmi beyin bu yorumlarına en azından çoğuna katılmamak mümkün değil. öfkeyle kalkan zararla oturur. hele dış politika hiç te öfke götürür bir yer değil. makul ve mantıklı olmak gerekir. yapılan haksızlığı yanlışlığı haklı çıkaracak davranışlardan şiddetle kaçınmak, yaptıkları yanlışı sakince göstermek yerinde olur elbette. millet olarak biraz ateşli bir yapımız var ama politikacılar dikkatli olmalı.
    bu olayları sadece referandum çerçevesinde okumak zaten hataların en büyüğü olur. elbette önceden hesaplanmış bazı adımlar bunlar, yoksa Hollanda nerden bize kafa tutacak…ilk kriz çıktığında zannedersem cumhurbaşkanı rusyadan dönüyordu. S 400 leri konuşmuştur herhalde… ve diğer başka işleri… insanlar ittifakları genelde iki şekilde kurarlar, ya boyun eğdirerek zora sokarak maddi yada manevi ya da her ikisi ile yahut dostluk kurarak sevgi ile. ülkeler de biraz böyle. batı türkiye ile ittifak kurmak zorunda ama bunu eşit koşullarda dostluk ile yapmayı kibirlerine yediremiyorlar belki tarihi sebeplerle belki dini sosyolojik vs. türkiye ile eşit koşullara gelmemek için de her çareye bu nedenle başvuruyorlar şimdi olanların bir nedeni de bu. terör örgütlerine destek vermenin bir nedeni de bu. ellerinin altında daima türkiyeye ayar verecekleri bir araç. dostluk eli yerine terörle sallanan bir parmak…evet biz öfkelenmeyelim ama nazik olduğumuzda kartların yeniden karıldığı bu dönemde hele ki yaklaşan şartlar nedeniyle fazla değişen bir şey de olmayacaktır. istedikleri nezaketten ziyade itaattir. sesimizi fazla çıkarmadığımız çıkaramadığımız zamanları da biliyoruz değil mi…
    en büyük yanlışımız OKUmamaktır. kişi başına düşen kitap sayımız en büyük zaafımızdır. müteahhit olmaya karşı değilim ama teknoloji üretmez tarım konusunu ciddiye almazsak yakın gelecekte daha büyük sorunlarımız olabilir. çözülmez değil ama refahımızdan fedakarlık etmek zorunda kalmamalıyız. artık kalmamalıyız.
    bu arada fehmi bey ruslar bizim kadar kızmadılar derken şaka yapıyor herhalde. tarihlerinde bu kadar kızgın oldukları bir dönem var mıdır bilmiyorum. suriye de ise herkes birbirinin canını yakmakla meşgul, kayıplarımıza karşılık kazançlarımızda oluyor. bizim sineye çektiklerimize karşılık onların da sinelerine çektikleri oluyor zira hem rusya hem Amerika bizimle pazarlık masasına oturmak zorunda kalıyorlar. elbette pazarlık gücümüzü abartmaya gerek yok ama masada her istediğini alabilen de yok…

  22. Fehmi bey bu yorumunda söyleyecek başka bir şey bırakmamis güzel yazi bir yeri yorumlamamis bizdeki seçim de evete mi,hayıra mı şu tasiyacagi

YORUM YAP