Tutuksuz yargılama yargıyı daha güvenilir kılar

14

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Şahin Alpay ve Mehmet Altan hakkında aldığı karara, davalarının görüşüldüğü mahkemenin itirazının, ikinci görüşmede düzeltileceği beklentim yerine gelmedi.

İtiraza itirazı bir kez daha reddetti mahkeme.

‘Görev gaspı’ yapıldığı gerekçesiyle…

Bir yönüyle, yargının ‘bağımsızlığı’ açısından, buna belki sevinmemiz bile gerekebilir. Kendinden emin bir yargı istemiyor muyduk; onun bundan daha iyi bir örneği olabilir mi?

Ancak, diğer yönüyle de, bir keşmekeş görüntüsü verebilir bu durum.

Bu AYM eski AYM değil

İlk itiraz ‘gerekçeli karar yazılmadığı’ ve karar kendilerine ulaştırılmadığı gerekçeleriyle mahkemece reddedilmişti; Anayasa’nın AYM ile ilgili maddesi (m. 153) “İptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanmaz” dediği için, AYM uzun yıllar boyu buna aykırı davrandığı halde, gerekçe makul görülebilirdi.

Ancak ikinci itiraz reddedilirken ileri sürülen “AYM’nin bağlayıcı niteliğindeki kararları anayasa ve kuruluş kanununa uygun olarak verilen kararlar içindir; bunun haricinde kararların ‘kesin ve bağlayıcı’ olduğundan söz edilemez” gerekçesi pek makul görünmüyor.

Çünkü AYM’yi düzenleyen aynı anayasa maddesinin (153) en başında “Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir” denildiği gibi, maddenin sonunda da AYM kararları için “Yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar” deniliyor.

Yıllarca toplumu tam anlamıyla tatmin etmeyen, bireylerin hak ve özgürlükleriyle ilgili davalarda ‘devletçi’ bir tavır sergileyen AYM’nin, bir yerel mahkeme tarafından böyle bir muameleye tabi tutulması, kararının bir değil tam iki kez geri çevrilmesi, geçmişinin günahlarının ceremesi olarak görülebilirdi.

Oysa, Alpay-Altan kararını veren AYM bireysel hak ve özgürlüklere kulak tıkadığı görüntüsünü vermiş eski AYM değil.

2010’da gerçekleşen halkoylamasıyla kabul edilmiş anayasa değişikliği ile, AYM’nin yapısı köklü biçimde farklılaştı. Bugünkü 17 üyeli yeni yapısında, AYM üyelerinin büyük çoğunluğu, 2007 sonrasında, yani AK Parti iktidarı döneminde, o görevlere getirilmiş veya seçilmiş bulunuyor.

Başbuğ kararına mahkemenin tavrı

Ayrıca, aynı halkoylaması sonrasında, hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini düşünenler için “AYM’ye bireysel başvuru yolu” da açılmış oldu.

Bu yolla, daha önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) gidilen hak ve özgürlük ihlalleriyle ilgili mağduriyetler AYM’nin görev kapsamına alındığı için, Türkiye, AİHM’nin en fazla mahkum ettiği ülke olmaktan uzaklaştı.

AYM’nin bireysel başvurular üzerine aldığı ilk karar Alpay-Altan kararı değil; daha önce başkaları hakkında verdiği ihlal kararları mahkemeler tarafından itirazla karşılanmamış, gereği tutuklamanın sona erdirilmesiyle yerine getirilmişti.

En bilineni, eski Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’la ilgili karardır.

AYM’nin 6 Mart 2014 tarihinde henüz yargı süreci devam ederken verdiği ihlal kararı üzerine, tutuklu yargılanan İlker Başbuğ, avukatının başvurusu kabul edilerek, hemen ertesi günü mahkeme tarafından serbest bırakılmıştı.

Karar aynı davada yargılanan diğer tutuklulardan pek çoğu için de ‘emsal’ teşkil etti.

O zaman AYM’nin verdiği karara itiraz edilmemesi, bugün ise iki kez üst üste itiraz başvurularının reddedilmesi tenakuz teşkil ediyor.

Dün tutuklanmış insanlar değil Şahin Alpay ile Mehmet Altan. Şahin Alpay 528 gündür tutuklu.

Tam 528 gün.

Kısa bir süre sonra hayatının iki yılını cezaevinde geçirmiş olacak 1944 doğumlu (74 yaşında) Şahin Alpay.

Alpay-Altan’ın mahkeme AYM kararına uymadığı için tutukluluk hallerinin devamı, aynı kararın ‘emsal’ teşkil edebileceği —Nazlı Ilıcak, Ali Bulaç, Ahmet Turan Alkan, Mümtaz’er Türköne gibi– başkaları için de tutuksuz yargılanma kapısının kapalı kalması anlamına geliyor.

Doğru soruyu sormalı

“Tutuksuz yargılansınlar” denildiğinde, söz konusu kişiler 15 Temmuz (2016) hain darbe girişimiyle irtibatlı bir davada yargılandıkları için itiraz edenlerin unuttuğu nokta şu: ‘Tutuksuz yargılanma’ hiç yargılanmama anlamına gelmiyor; yalnızca yargılananların ‘suçlu’ bulunana kadar cezaevinde değil de dışarıda bulunmaları anlamına geliyor.

Daha sağlıklı bir yargı süreci için de doğru olan, kaçma veya delillerin karartılması ihtimali bulunmayan durumlarda, şüpheli kişilerin tutuksuz yargılanmalarıdır. Avukatlarıyla daha rahat görüşebilmeleri ve savunmalarına daha iyi hazırlanabilmeleri için…

AYM kararına karşı çıkanlar başvuru sahiplerinin yerine kendilerini koyup konu üzerinde bir kez daha düşünmeli.

“Ya suçlu bulunurlarsa?” sorusu da sorulabilir elbette; ancak tutuklu yargılama için esas sorulması gereken “Ya suçsuz bulunurlarsa?” sorusudur.

Mahkemece suçlu bulunanlar tutuklanıp cezaevine gönderilirler; peki ya uzun süredir cezaevinde bulunanlardan mahkemelerin beraat ettirecekleri kişiler ne yapsın?

Adalete ve yargı kurumuna güvenin tesisi için de önemli bir konudur bu.

Mahkeme itirazları makul bulup tutuksuz yargılanmanın önünü açar beklentisi boş çıktı çıkmasına, ama umarım sonunda makul bir yol bulunur.

ΩΩΩΩ

14 YORUMLAR

  1. Adaletin olmadığı yerde, herkes suçludur.

    Şahin Alpay, FETÖ’nün en önemli medyasında yıllarca yazarlık ve 15 Temmuz’da ülkemize ihanet eden teröristlere fikir babalığı yapmıştır. Zaman gazetesinde yazdığı köşe yazıları ile her daim yaptıkları hizmetin doğruluğuna ve kutsallığına vurgu yapmıştır. FETÖ, askeri ve polis kadrolarına türlü yolsuzluklarla ve KPSS’deki soruları çalarak, örgüte mensup olan kişileri devlet kademelerine yerleştirirken, kendilerinden olmayan herkese kumpas kurarken, örgütü en ufak bir şekilde eleştirmedi. Bilakis örgütün hareketini her daim barışı ve huzuru tesis etmeyi amaçladığını defaatle savunmuştur. Böylece örgütün müntesiplerine her daim yaptıklarının doğru olduğu hissini aşılamıştır. Örgütün fikir babalarından alınan ilham ile içinde bulundukları hareketin inkişafı için örgüte bağlı teröristler masum insanları şehit etmekten geri durmadılar.

    Böyle bir zeminin hazırlanmasına yardımcı olan Şahin Alpay’ın tutuklu yargılanması devam ederken, Anayasa Mahkemesi, Şahin Alpay’ın tutuklu olarak yargılanmasının hak ihlali olduğuna hükmetti. Kararın gerekçesi de yazdığı yazılar ile FETÖ arasında somut olguların olmamasıdır.

    Yazdığı yazılar ile örgüt mensuplarının vatana ihanet edecek kadar ileri gitmesine vesile olan bu teröristin, tutuklu yargılanması için kuvvetli delil olarak daha ne gerekli idi? Şahin Alpay’ın evinde silah mı bulunmalıydı? Yoksa biz terör örgütüyüz diye adlandırdığı bir yazı mı olmalıydı? Şahin Alpay, FETÖ’den tutuklu olarak yargılanmayacaksa mahkemeler kimi FETÖ’den tutuklu olarak yargılayacak?

    Anayasa Mahkemesi verdiği hukuka aykırı bu karar ile 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ni de bir çıkmazın içine sürükledi. Mahkeme AYM’nin verdiği karara uysa adaleti çiğnemiş olacak, uymasa hukuk sistemimize ağır bir darbe indirecek. Çıkacak herhangi bir karar ise direk hükümete zarar vereceği için çok açık gözükmektedir.

    Gerçek olan şu ki; adaletin tesis edilmediği yerde, herkesin suçlu olmasıdır. Adaleti sağlamak herkesin görevidir. Adaleti tesis edemediğimiz sürece hepimiz şuç ortağıyız.

  2. Demokratik siyasetin önünü kapatırsanız, ifade etme hürriyetini kendi zihniyetinize göre dizayn etmeye kalkışsanız ülkede istikrarı sağlamanız olanaksız hale gelir. Bu ülke hiç bir zaman bu kadar gerginleşmedi halklar arsında bu kadar ayrıştırıcı bir politika üretilmedi dindarların bu kadar birbirlerine sırtlarını çeviremediler bu kadar güvensizlik olmadı hani kardeştik hani kardeş kardeşin etini yemezdi hani birimizin derdi hepimizin derdiydi sonuç fiyasko çünkü samimiyet ve teslimiyet olmadığı için allaha karşı riyakarlığın diz boyu olduğu bir yerde ümit var olmak akıl hastası olmak gerekir. İnsanlık can çekişiyor AKP kendi politikalarını gözden geçirilmelidir Bürokrasi gücünü elinde tutan yöneticiler sorgulanmalı haksız yere halka zülm eden insanlar arasında ayrıştırıcı tutum ve davranış sergileyenlere müsamaha göstermemelidir.

    • Bu ülke hiç bir zaman bu kadar gerginleşmedi halklar arsında bu kadar ayrıştırıcı bir politika üretilmedi dindarların bu kadar birbirlerine sırtlarını çeviremediler bu kadar güvensizlik olmadı hani kardeştik hani kardeş kardeşin etini yemezdi hani birimizin derdi hepimizin derdiydi sonuç fiyasko çünkü samimiyet ve teslimiyet olmadığı için allaha karşı riyakarlığın diz boyu olduğu bir yerde ümit var olmak akıl hastası olmak gerekir.

      Hepsi dogru, sebebi de tek, CEMAATLER ! Nihayet Devlet olaya el koydu ve bekaasini korumaya başladı! Bu da CEMAATLERIN isine gelmiyor! Sorun bu!

  3. Gazeteciler niçin içerde demeden önce bu yazıda adı geçip de içerde olan bazı gazetecilerin tam da darbe öncesi , darbeyi biliyormuşçasına televizyonda yaptıkları konuşmayı aşağıdaki linkten bir izleyin derim.
    https://www.youtube.com/watch?v=HgiWZwzKFUQ
    Tabiki bunların dışında İMAMIN ORDUSU kitabının yazarı Ahmet ŞIK niçin içerde ? Onu ben de anlamıyorum.

  4. Bu işler hep tiyatro. Oy depolarına mesaj veriyolar,bakın biz yapmadık işte bu AYM yüzünden oldu,yargıya saygımızdan bi şey yapamadık aslında biz suçlu suçsuz ayırmadan kemoterapi yöntemine devam edecektik; n olacak 100-200 bin masumdu değildi nasıl olsa nüfus artıyor, memur mu bulamayacağız (tipik geleceği düşünmeyen günlük maliyet hesaplı patron mantığı) …yani yaklaşan seçimlere doğru güya adaleti sağlayacaklar.
    Aym bu güne kadar neden buna benzer kararlar almadı bu gün bunları duyar olduk,hiç mi benzeri başvuru olmadı da sadece bu gazetecilerin başvurusu gündem oldu .
    Şunu söylemek istiyorum;milletin aklıyla alay etmeyin,artık gelecek seçimi kazanın kaybedin farketmiyor kardeşim benim gözümde kaybettiniz zaten.

  5. Türkiye’ye kin ve nefret kusma ocağının neferleri ve onların; hamakatın zirvelerinde dolaşan kadrolu dalkavukları; efendilerinin kiralık kalemlerini kurtarıp Jan Dündar’ın yanına gönderebilmek için yırtınıp duruyorlar.

  6. Baransu, Hidayet Karaca da içerde. Ekrem Dumanlı, Bülent Keneş, Emre Uslu, Adem Yavuz Aslan, Tufan Erkam … vb. yurt dışında. BUNLARDAN NİYE BAHSETMİYORSUNUZ? Yani gazeteci suç işlemez. Örgüt üyesi olamaz. Öyle mi? Ama normal vatandaş, hani gazeteci kadar etkisi olmayan sıradan bir vatandaş tutuklansa da önemi yok. Gazeteciler tutuklu lafı hikaye. Eğer, tutuklanmaması gerekiyorsa hiçbir vatandaşın tutuklanmaması gerekir. İçerde olanların çoğunluğunun düşünce açıklama ile alakasının olmadığını bal gibi biliyorsunuz. Çoğu FETÖ’nün silahsız olup, silahı teşvik eden elemanları idi. Yine yeşillendi fındık dalları türküsünü kim diyordu. Bu hükümet zorla da olsa gider kim diyordu. Önümüzdeki dönemde albay olsaydım kim diyordu. Beni tutuklayacak adam anasının karnından doğmadı kim diyordu. Gazeteci gazeteci diyorsunuz, herkes için adalet ve hukuk deyin biraz…

  7. Bizde ne kadar çok hukuk okumadan hakim ve savcı olanlar var, ayni zamandada araştirmacı yazarlar. Fehmi Bey, herhalde bundan böyle AYM, Hukuk Fakültelerine ve sizin gibi yazarlara bu ülkede gerek kalmadı.
    Buradaki yorumcuların yorumlari sizin yazılarınızdan uzun. Hem avukatlık, hem hakimlik yapıp kararı onlar veriyorlar ve sizi de bu gibi konularda birşey anlamadığınızı, yorumda bir değil defalarca tekrar ediyorlar.En güzel günlerin yakın olmasi dileklerimle Allaha emanet olun.

  8. AYM.si uzun yıllar, T.C. A.Yasasının açık hükmüne rağmen, hep, “Karar gerekçesini” yazmadan, Karar yayınlamıştır. (Bu nevi kararları M.Altan ve N.Ilıcak belki tenkid etmiş olabilir, mi bilmiyorum). Hal böyle iken, F.Koru’nun yazdıkları “tabii hukuk”ta makes bulabilir.
    Ben, Y. Mahkeme üyesi iken, bazı üyeler, sen, çoğu zaman farklı karar beyan ediyorsun, diye, bir nevi serzenişte bulunurlardı. Benim cevabım ise, ” ben, ideal Hukuk’a göre Karar veriyorum ” derdim… Birkaç kez de, Kurum’da “İçtihat değişikliği” yaptırmıştım….
    Bu Dünya, “ETME BULMA dünyasıdır”. Ben herkese, son 100-150 yıllık tarihi, ataların bu büyük, veciz sözü ve sebep-sonuç ilişkileri çerçevesinde değerlendirmesini salık veririm. Hayat, hep, sebep-sonuç ilişkilerinden ibarettir,zaten, “düşünen akıl sahibleri için”. “Bir dedenin yediği haram erikten, torunun dişi kamaşır.” demişler.
    Açıkça ortaya çıkmıştır ki, AKP iktidarı döneminde – geçmiş dönemlerin saliklerince hep itiraz edildiği dikkate alınırsa – HUKUK – gerçekten – HERKESE LAZIM. Bu HAKİKATI eyice hepimiz öğrenmeliyiz.
    sade vatandaştan, Prof.una, mahkum olmuş hakimine ve generaline kadar. Sadece, evden ÖLÜSÜ ÇIKAN AĞLAMAMALI.
    Tutuksuz yargılama, hiç yargılamama anlamına gelmiyor ; evet, ama, bir Can Dündar, Ekrem Dumanlı…. örneği hakimleri daha da seçici olmaya itiyordur.
    İslamda 4 Mezhep de niye ?diyenler bu konu vesilesiyle, işin aslını öğrenmiş oluyor, sanırım. İnsan olan her yerde farklı akıl ve fikir vardır. Bu yüzden idrak ve görüşler ile değerlemeler farklı olabilir.
    Her akıl bir olsa, dağda davar güden bulunmazdı.
    Kanun metni farklı anlaşılmış olabilir. Kararlar arasında tenakuz da olmayabilir. Nitekim, bir üye değişikliği ile AYM’nin kararları farklılık arzedebiliyordu, vaktiyle.
    Peki, Çözümü ne ? İslam ilme ve amele (samimiyete) dayalı “TEMYİZ GÜCÜ”ne sahip, üstün zekalı kişilerin İÇTİHAT ve HÜKÜM SAHİBİ olmasına ÇOK büyük EHEMMİYET vermiştir.(Bu itibarla, özüne uygun olarak, ihtilalden öncesine kadar, Yargtay’ın adı “TEMYİZ Mahkemesi ” idi).En zeki ve vasıflı kimselerin YARGIÇ ve MÜDERRİS (ders veren) olmasına ÖZEL önem vermiştir. Bu yüzden, en yüksek, hatta sınırsız ! maaşı da bunlara tahsis etmiş, vicdanlarına bırakmıştır.
    T.C. de bu esası öğrenmeye ve uygulamaya muhtaçtır, işleri düzeltmek, iyi insan yetiştirmek, adaleti tesis etmek için.
    Ayrıca, bu sebeblerle Kararları veren ve yazan kişilerin nüansları ayırd edecek kelime hazinesine ve lisanın inceliklerine, özelliklerine sahip olması gerekir. Şahitlik, bilirkişilik müesseseleri hakim’den de önceliklidir, ehemmiyetlidir.
    Hukuki ihlaller böyle, gazeteciler gündeme gelince dillendiriliyor. Benim çocuğumun bir ihtilafında, davasında, YED-i Emin 3-400 bin TL tutarındaki malları alıp kaçtı. Çağdaş Hukukumuzdaki cezası, sadece, 1.000,-TL imiş ; bunu bilen Milletin Vekili ! var mı ? Keza, oğlumun Mahkemede kazandığı 6-700.000,TL parayı, avukatı tahsil etmiş ve ZİMMETİne geçirmiş, yemiş-bitirmiş. Bu parayı ödettirecek bir Devlet veya sık-sık yumurta doğuran tavuk gibi öten bir T. BAROLAR BİRLİĞİ veya Başkanı var mı ? Parayı iade etmedi, ne kadar cezaya muhataptır ? !!!…..
    T. Cumhuriyeti Demokratik, heleki LAİK, SOSYAL, hukuk devleti imiş. Palavra üstüne palavra, aydın (geçinenlerin) YALANI. “adalet mülkün temeli ” imiş. bu lafı ağzına almaya kimin hakkı var ?
    Bu ifadeleri yazanlar, MİLLET kesesinden beslenen ve elini sıcaktan soğuğa vurmayan LAF EBELERİ…… Milletin derdi ile dertlenen, Milletin HAKİKİ kaç M.VEKİLİ var ? Bu gibi konulara eğilen kaç yazar-çizeri var, Medyası var ?
    SANSASYONEL polisiye vak’alar ve kadına şiddet olayları Medya’da DİLLENDİRİLDİKÇE, her geçen gün ARTMAYA devam edecektir. Vah Memleketim vah. Bir Bayrak ne..bekliyor ?

  9. Kuran’ın hükümlerine de uygun olan devlet kişilerle değil kurumlarla yönetilir. Yasamayı meclisler yapar, yürütmeyi hükümet yapar, yargılamayı mahkemeler yapar, yargı kararlarını yönetim uygulatır. Herkesin kendi görevi, yetkisi, sorumluluğu ve hakları vardır. Hepsi yasalara göre çalışır.
    Ne var ki kurumlar arası yetki ve sorumluluk ihtilafları olabildiği gibi bağımsız olan kurumlar veya yargıçlar arasında uyumsuzluk olabilir. Bunun için Kuran’ın da emrettiği gibi tüm devletlerin başına bir başkan oturur. Başkan hiçbir iş yapmaz. Onun görevi kurumların düzgün olarak çalışmasını sağlamaktır. Kurumlar arasındaki uyumsuzluğu kaldırmaktır. Bu, anayasamızda çok açık bir şekilde ifade edilir.
    Anayasa Mahkemesi ile vilayet mahkemesi arasında anlaşmazlık çıkmıştır. Yerel mahkeme, Anayasa Mahkemesi kararlarına uymamaktadır. Bu anda bir çözüm gerek. İşte bu anda tarafsız başkanın devreye girmesi gerekir. Onun dediği uygulanır. Yanlış karar almışsa hakemlerden oluşan yargıya gidilir. (Türkiye Anayasasında hakemlere gitme yetkisi yoktur)
    Bir araba çalışırken aküde küçük bir hata olur veya dişleri aşınır. Araba çalışmaz. Silecekler çalışmazsa araba yağmurda yürümez. Başkanlık sistemi neden istenmiştir?
    Erdoğan Cumhurbaşkanı idi ama Parti onun emrinde idi. Resmen istediğini başbakana yaptırabiliyor, Parti de, Başbakan da onu kayıtsız şartsız destekliyordu. Davutoğlu gibi güçlü bir başkanı bir gecede kapıya koymuştu. Peki, sıkıntısı ne idi de AK Parti onca çözülmesi gereken sorunlar varken onları çözeceğine başkanlık sistemi ile uğraştı? Ben de serttim, muhalif oldum Bahçeli’nin isteğine uyarak.
    Bunun cevabını ben bulamıyorum. Bilen varsa lütfen söylesin de öğreneyim. Bugünkü çıkmaz bunun için çözülemiyor.

  10. Fehmi bey elbette tutuksuz yargılama esastır ve şuanda öyle oluyor.şuan mahkemelerimizde 180 bin kişinin üstünde kişi fetö den yargılanıyor bunun sadece 48 bin tanesi tutuklu.bylock ta 11400 kişinin bu programı bilmeden indirdiği tespit edildi sadece 1100 kişi tahliye ediliyor.çünkü diğerleri tutuklu değildi.tutuksuz yargılanıyorlardı.şuan Alpay ve Altan’ı salmak hukuk cinayeti olur.bu sanıklarla ilgili savcı ağırlaştırılmış müebbet istemiş ve karar Mahkemesi şubat başında.sadece bir ay var.mahkeme bunları saldığında bu şahıslar kaçarsa mahkeme bunu kime nasıl izah eder?(sizce yaşları 70 lerde olan insanlar bırakın ömür boyu 3-5 yıl hapsi göze alıp Türkiye’de durur mu?)
    Mahkemenin tutuklu yargılaması normaldir,neticede dosyaya hakimler suçun sabitliğine ikna olmuşlar ağır cezalar verecekler.

  11. Anayasa Mahkemesinin kararlarının uygulanmamasının nedeni Reisçilik değil mi? Pelikan çetesi Anayasa Mahkemesine ateş püskürüyor çünkü reis kendilerini besliyor. Arpaları kesilmeden ülkede değişiklik olmaz.

  12. Burada yargının (mahkemelerin) yürütmeden (siyasetten) ari karar verdiğini söyleyemeyiz.

    Yürütmenin (fiili başkanlık) ağzına bakan yargıçların adil karar veremeyeceklerini onların tavırlarından ve ürkekliğinden de görebiliyoruz. Yürütmenin istemediği bir fiillerinde bile, ne ile yaftalanacaklarının, başlarına neler gelebileceğinin onlarda farkındalar.

    Bizimkisi bir temenni ve gerçekleri bertaraf etmeye yetmiyor. Ama her sistemde adaleti tesis edecek bir “bağımsız yargı” o sistemi ayakta tutan ennihaye bir gereksinimdir.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here