Uğur Mumcu’nun gerçek kâtillerinin peşinde geçen 24 yıl…

12

 

Dün 24 Ocak’tı; Uğur Mumcu’nun uğradığı suikastın yıldönümü…

Üzerinden kocaman bir 24 yıl geçmiş…

Şahsen benim için Uğur Mumcu’nun gerçek katillerinin peşinde geçen bir çeyrek asır demek bu.

Gençler için: Uğur Mumcu kimdi?

Türk basınının en etkili kalemlerinden biriydi Uğur Mumcu; cesurdu, peşine takıldığı bir konuyu sonuna kadar izler, kulaktan dolma veya atmasyon bilgilerle değil, belgeler ve dosyalarla gündeme taşır, sonuç alana kadar da arkasını bırakmazdı.

Aynı panellerde konuştuğumuz da, sütunlarımızda birbirimizle takıştığımız da çok oldu.

Sonra birden öldürülüverdi.

Kendisinden önce Prof. Muammer Aksoy ile Doç. Bahriye Üçok, kendisinden sonra Prof. Ahmet Taner Kışlalı ve Dr. Necip Hablemitoğlu gibi bir suikastta hayatını kaybetti.

Geniş bir ilişkiler ağı olduğu biliniyor. Vaktiyle kendisine ‘sakıncalı piyade’ muamelesi yapmış devlet içerisinden önemli isimler, Genelkurmay Başkanı, Emniyet Genel Müdürü, DGM Başsavcısı, “Kendisini iyi tanırdık” veya “Aile dostuyduk” gibi sözler sarf ettiler suikast sonrasında…

Ülkemizin en karanlık dönemlerinde, Mumcu suikastı, ortalığı daha da karartan bir etken haline dönüşmüştü. Her 24 Ocak günü düzenlenen etkinliklerde, Uğur Mumcu suikastı, onu ‘lâiklik şehidi’ ilân edenler tarafından bir kesimin üzerine gitmek için vesile edildi.

Aile de, uzun yıllar, kendilerine “İşte katiller” diye sunulan kişileri gerçek suçlu bildi.

Sonra sonra.. olaya farklı bakılmaya başlandı..

Bunda da, ailenin, özellikle de acılı eş Güldal Mumcu’nun rolü oldu.

Güldal Mumcu 1999’da olaya farklı bakmaya başlıyor

Dönüm noktasını, Güldal Mumcu’nun Milliyet’ten Azer Bortaçina’ya verdiği mülâkat sayabiliriz (24 Ocak 1999).

O mülâkattan birkaç alıntı yapalım:

Uğur Mumcu, Abdi İpekçi’nin kâtili ve Papa suikastinin tetikçisi Mehmet Ali Ağca dosyasında bir hayli yol aldığı sırada evinin kapısı çalındı. İçeriye giren CIA’nın ‘anlı şanlı’ Türkiye İstasyon Şefi Paul Henze idi.

Mumcu’ya, Ağca’nın Rus ya da Bulgar ajanı olduğunu yazması yolunda telkinde bulundu!

Mumcu Henze’ye hışımla döndü: ‘Ben sadece araştırdığım gerçekleri yazmakla yükümlüyüm, gazeteciyim. Bulduğum gerçeği yazarım, söylenenleri değil.’

Henze’nin yanıtı odaya bir bomba gibi düştü: ‘Eğer böyle yaparsanız, sizi güzel sürprizler bekler!”

Bir de şu alıntı:

“Güldal Mumcu, Anasol – D Hükümeti’nin kurulmasıyla Başbakan Yardımcısı Bülent Ecevit’in odasına heyecanla girdi… Ecevit onu sıcak karşıladı.

Güldal Mumcu, Ecevit’ten cinayetin aydınlatılması için ağırlığını koymasını istediğinde hayret verici bir yanıt aldı: ‘Ben, bana yapılan suikasti soruştururken duvarlarla karşılaştım. Uğur Bey de arı kovanlarına çomak sokmuştu Güldal Hanım.’

Güldal Mumcu’nun yüreği sıkıştı, sustu ve Ecevit’in odasından çıktı.      

Koşar adım merdivenlerden inerken, dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’la suikastin hemen arkasından yaptığı konuşmayı da hatırladı. Mumcu, Ağar’a sormuştu: 

‘Görüyorsunuz, olay bir yerde bitmiyor. Bir tuğla gibi, bir duvar gibi yükseliyor.’ 

 Ağar: ‘Altından bir tuğla çekerseniz yıkılır!’      

– Çekin öyleyse Sayın Ağar.

– Yapamam, mümkün değil.      

– Çekin altında kalsınlar.

– Yapamam.

-O zaman kenara çekilin. Bir çeken bulunur elbet ve siz de bu duvarın altında kalırsınız!”

Aynı mülâkattan bir başka alıntı:

“6 yıl sonra bir anı denizindeyiz Güldal Mumcu’yla. Anımsadıkları bir anlamda demokrasi tarihinin belgeleri. Örneğin ‘cinayeti devletin işlediğini, siyasi iktidarlar isterse bu işi çözeceğini’ söyleyen DGM savcısı Ülkü Coşkun anımsanıyor. Coşkun’un bu sözleri üzerine Mumcu ailesinin açtığı dava. Adalet Bakanlığı müfettişlerinin yaptıkları incelemede ‘soruşturmada beklenen hassasiyeti göstermediği’ gerekçesiyle disiplin cezası verilmesi. Ülkü Coşkun’un terfi etmesi. Üstüne üstlük Coşkun’dan sonra soruşturmayı yürüten savcı Kemal Ayhan’ın evinde ölü bulunması.”

Yukarıdaki bütün alıntılar Bortaçina’nın 1999’da Güldal Mumcu’ya anlattırdıklarından

Üzerinde çalıştığı kritik konu

Ben suikastın ardından, cinayetin Uğur Mumcu’nun o sıralarda üzerinde çalıştığı konularla ilgisi olabileceği tezini işleyen yazılar yazıp durdum; sonunda tezimi –bence– teyit eden şu açıklama kendi gazetesinden, öldürüldüğü sırada Cumhuriyet’in Genel Yayın Yönetmeni olan Özgen Acar’dan geldi (23 Şubat 1999).

Okuyalım:

“Işık içinde yatsın Uğur Mumcu, öldürülmeden önce çeteler kadar Apo’ya da takmıştı. PKK bağlantıları konusunda yoğun bir araştırma yürütüyordu. Ölümünden sonra Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği’nden yüksek düzeyde bir yetkili bana -o zaman Genel Yayın Yönetmeni olduğum için- şöyle dedi: ‘Rahmetli Mumcu öldürülmeden 3-5 gün önce Apo hakkında bize bazı sorular yöneltti. Kendisine sınırlı olmak koşulu ile bazı bilgiler derlemeye söz verdim. Araştırmacılığını bildiğim için onu yönlendirmek amacıyla kısa bir not hazırladım. Pazartesi günü kendisine verecektim ki o Pazar öldürüldü. Bu notu size veriyorum.”

Eşi Güldal Mumcu CHP’den milletvekili seçildi, TBMM başkan vekili oldu, herhalde gerçek katillerin kim olduğunu da öğrenmeye çalışmıştır.

Güldal Mumcu’nun anıları

‘Yeşil’in bayram ziyareti

‘İçimden Geçen Zaman’ adını verdiği anılarında (2012), Güldal Mumcu, o zamana kadar kimseyle paylaşmadığı bir olayı anlattı.

Suikastın üzerinden üç yıl geçmişken, meşhur ‘Yeşil’ ellerinden tuttuğu iki küçük çocukla Mumcu’ların evine bayram ziyaretine gelmiş…

Güldal Hanım’ın ısrarla “Ben gerçeği istiyorum” demesi ve “Olayın fâilini bulsak sizin için yeterli olur mu?” sorusuna da aynı cevabı vermesi üzerine, ‘Yeşil’ kodadlı kişi, “Siz hepsini istiyorsunuz. O zaman üç tane gül alacağım. Birini Başbakanlığa, birini Çeçenistan’a, birini de Uğur Bey’in öldürüldüğü yere koyacağım” demiş…

Belki bir gün..

Ailesi de, sonraları, “Gerçek fâiller adalet önüne çıkartılmadı” noktasına geldi.

Belki bir gün kimi veya nereyi suçlayacağımızı da öğreniriz.

ΩΩΩΩ

12 YORUMLAR

  1. Nusret bey ve Nurdan hanma birebir katılıyorum ayrıca durumu dahada açıklığıyla ortaya dökmek adına başka bir örneği aktarıcam yakın tarihde yine bir skandal yaşamıştık;Allah rahmet eylesin Özalın mezarı açılıp bir gram bozulmayan naaşı çıkartılıp kliminalde tüm detaylarıyla analiz edilip incelendiğinde vardıkları düzenbazca sonuç ‘zehir var zehirlenme yok’ idi.Ne kadar acı değilmi! Tarihe damga vurmuş bir şahsiyet için bile mekanizma adil işlemiyor.Ve o zaman ben dedimki bu ülke asla bağamsız olamaz!

  2. Kişinin kendine has gizli sırları,aile fertlerinin ortak başkalarının bilmesini istemediği bilgiler ve devletin düşmanlarının hatta dostlarının bilmemesi lazım gelen sırları olur bunların bilinmesi doğru olmaz. Tarihte yapılan yanlışların ve sahte kahramanların bilinmesi gelecek için elzemdir. Hele zamanımızda hemen hemen her şeyin kayıt altına alındığı bir zamanda rastgele konuşmak yazmak suçlamak biraz dikkat edenler tarafından hayretle ve şaşkınlıkla karşılanmakta. Mumcu tenkit ettiği ve aşağıladığı kişiler içinde her şeyini Allah a havale etmiş olanlarda vardı.

  3. Devlet diyerek vatansever insanlarımız öldürüldü. Devlet zarar görmesin diye de gerçekler saklandı. Devlette hiç kimsenin hukuk dışına çıkamayacağı bilincine toplum olarak vardığımızda gerçek fâiller adalet önüne çıkacaktır. Bunu çabuklaştırmak bizim elimizde.

  4. Türkiye, 90’lı yıllarda çok karışık bir dönem geçirdi. Jitem, Kontrgerilla ve vb. gruplar meydanlarda cirit atıyordu. İşin ilginç tarafı paralı çalışıyorlardı. Yani o dönemde biraz paran olsa, isteğin kişiyi öldürebilir duruma gelmişti. Sadece Doğu ve Güneydoğu’da 15 bine aşkın faili meçhul cinayetler işlendi. Aralarında husumet bulunan kişilerden zengin olan kişi, diğer kişiyi rahatlıkla temizleyebiliyordu. Uğur Mumcu cinayeti de maalesef öyle bir durumun olduğunun kanaatindeyim. Suikastından sonra olay yerinde delilleri yok eden (Yerleri silip süpürenler) kişiler bulunursa belki faili ortaya çıkartacak adımlar olacaktır.

    • Nüsret bey merhaba sizin yorumunuza bende bir ekleme yapmak istiyorum.Fehmi beyin yazısındaki satir aralarinda yazdiği önemili bilgileri anlamak gerek bu yazıda gerçekler kimler tarafindan tersine nasıl çevrildiğini ve kapatıllarak milletin gerçekleri değilde tam tersini lanse edildiğini anlatıyor.
      Rahmetli Uğur Mumcunun arabasina güvenik sistemi yüksek olan bir sitede o bomba nasıl arabaya yerleştirildiğini hiç bir yetkili cevap veremedi.Zate rahmetlide kendinin öldürüleceğini biliyormuşki arabayi önce çalişdirip daha sonra aile fertlerini arabaya binmesine musade ediyormuş o günde öğle olmuştu.
      Bizim güvenliğimizi biz korumiyoruz fakat koruduğumuzu zannediyoruz! Şimdi bilemiyorum halen daha devam ediyormu etmiyormu o yillarda genelkurmay başkanlığinda Amerikanin Subaylarının odası vardı.Bu ne anlama geliyor senin gelinin yatak odasında komşunu oğlunun yataği var! Türkiyenin gerçekleri hep halktan gizleniyor ve halk olaylarla ilgisi olmayanlara inandirilip birbirine düşman ediliyor.
      Sizin yazdıklarınıza da katılıyorum tesbitleriniz doğru, bir örnek l, çok eskiye gitmeye gerek yok Rahmetli Muhsin Yazıcı oğlunun heli kopter kazasındaki gerçekler ortada olmasına rağmen kapatılıyor ve gerçeklerin bilinmesi istenmiyor.Sizcede neden acaba? Aslında sayin Koru çok önemli konulari gündeme getiriyor ve tartışmaya açiyor nedense gerçeklerden korkulduğu içinmi?Yokasa uyuyan bir milletmiyiz? Bunlari irdeleyip araştırmak yerine tepki gösterip savunmayi tercih ediyoruz. Oysa, hepimiz çok iyi biliyoruzki Sayın Koru herhangi bir makam, mevki edinmek için o yazıları yazmiyor yapılanların yalnış olduğunu anlatmaya çalişiyor.
      Sağlıcakla kalın.

  5. Mütefekkir Sezai Karakoç “Olup bitenlerin olmaması için ne yapıyorsun” diyor.Hiç bir şey yapamıyoruz sadece cambaza, durduğumuz yerden bakıyoruz. Senaryo ve senarist hep aynı sadece oyuncular değişik.Birimiz dövülürken diğerimiz seviniyor, hülasa sırayla birbirimizi dövüyoruz yada öldürüyoruz.İlke olmayınca yani cambazdan gözümüzü alamayınca yada sadece haktan yana taraf olmayınca hiçbir şeyi anlayamaz ve çözemeyiz. Yorumlara bakıyorumda;hemen hemen herkes kendi! Tarafının haklılığını kanıtlamanın zorluğunu yaşıyor. Her durumda; komşuluk,kardeşlik,dindaşlık,insanlık hukukunu korumalıyızki, yer yüzünde bulunma amacına uygun hareket etmiş olalım. Rabbim hesabını verebilen kullarından eylesin.

  6. Çeyrek yüzyıldan bu yana ne değişti?..Değişti değişti… faili meçhuller daha da çetrefilleşti,dipsiz kuyular daha da derinleşti.. Önceden, duvar aşılamıyordu,şimdilerde de kuyunun dibi bulunamıyor, maşa elde kalıyor, ateşe yaklaşılamıyor. Çok eskilerin “çöle salınangünah keçisi” metaforu günümüzde de geçerli.
    Fazla deşersek kokusu çıkar, o da, KORU ma stretijisine uymaz!..
    Yabancı servislerin cirit attığı heryer, “it oynamış yonca tarlasına “döner, “at izi-it izine karışır.” Sadece izi kalır, ne atbulunur, ne de it!.
    —–
    Sayın Koru”nun hatırlatıp, detaylandırdıkları üzücü ve düşündürücü.
    Gel de deme, “batsın bu dünya!..

  7. Bu suikastten sonra “Yanlış tarafa bakıyorsunuz!” diyen nadir gazetecilerden misiniz. Böyle olduğunu yazılarınızın mübtelası olan babamdan öğrenmiştim.

  8. Fehmi beyin her bir yazısında Türkiyenin değişik konularda olan gerçeklerini biz okuyucularına aktarım şekline hayran olmamak içten değil. Yaziyi okurken sanki o konuyu okumayıp da uzun metrajli filimini izliyormuş gibi heyacan veriyor. Kısa ve öz anlatım fakat bilgiler asırlar eş değer. Sayın Koru ellerinize ve kaleminize sağlık.

    Rahmetli Uğur Mumcunun canezesi bizim iş yerinin önünden geçerken canezeye katılanlar” kahrolsun şeriat kahrolsu faşistler”diye slogan atıyorlardı. O sloganlar bizler çok tedirgin ediyordu. Bizim ülkenin kaderi o zamanlarda bizler din düşmanlari tarafından atılan iftiralar, baskılarla ne kadar çok huzursuz oliyorduk. Değişen bir şey yok şimdide dindarlar onların kat kat fazlasını yapiyor. Biz millet olarak sorgulamayi becere bilsek katiller ve caniler içimizde barınamaz.

    Başarılar, sevgi, huzur hoş göru ve sağduyu ile gerçekleşir o zaman suçluları yakalamakda kolay olur. Uğur Mumcu veya diğerlerinin cenazelerinde “kahrolsun faşistler,şeriat veya koministler” Diyerek milleti birbirine kırdırdılar ve düşman ettiler.

    Ah ah bizde bu particılığın bakı olmadığını kabullenip birbirimizi sevsek hayat kolay ve güzel olmasına olurda, mualesef geleni geçeni aratiyor.
    Allah bütün insan alemine barış ve huzur versin, bu dünyadan ebediyete intikal edenlerede Allah rahmet eylesin. Amin.

  9. Allah rahmet eylesin, bu ülke çok önemli evlatlarını kaybetti. özellikle yakın tarihimizle yüzleşmek gerekir. olayların üstündeki perdelerin kalkması, hem iç hem dış dinamikleri anlamak geleceğimiz için çok önemli…referandum öncesi bazı bilgiler sızdırılabilir, bazı skandallar çıkabilir. bence hiç bir zararı yok. gerçek her zaman değerlidir…

    • Didem Hanım dünkü hassasiyetinizden dolayı teşekkür ederim. Sağduyulu insanların yapılan hataları dile getirmesi devletimiz içinde kritik önem arzeder diye düşünüyorum.
      Herne olursa olsun hakkaniyet ve doğruluktan ayrilmassak Rabbimizin bizleri selamete ulastiracagina inanıyorum .bir Müslüman için tek seçenek budur. Hakkaniyet ve adaletten ayrilinmassa gizli tehlike denilen şeyler bizi altedemez.

YORUM YAP