Üniversiteye tırpan da.. bunun aslında geleceğimize tırpan olduğunun farkında mıyız?

40
Ankara Üniversitesi.. dün..

Önce bir itiraf: Bazı yazıları başkalarından geri kalmamak veya başka bir ifadeyle koroya katılmak üzere yazıyorum.

“Bir elin nesi var, iki elin sesi var” sözü var ya, işte o ikinci ses olmak üzere yazılıyor bazı yazılar…

Özellikle yanlışlıklar söz konusu olduğunda… Yanlışa birkaç yazar birden itiraz edersek.. belki o yanlışı yapanlar.. yaptıklarının üzerinde yeniden düşünür.. ve ne bileyim.. hani belki yanlışlarından dönerler…

Hüsnü kuruntu sizin anlayacağınız; özellikle de günümüz için…

Ülkemizde, yakın sayılabilecek bir döneme kadar, hüsnü kuruntu değildi; koro halinde güçlü itirazlar basbayağı sonuç getirirdi. ‘Kamuoyu’ diye bir şey vardı ve onu yoğurmada ‘kanaat önderi’ denilen kişiler belirleyici rol oynarlardı.

Geçmiş olsun, artık öyle bir ‘kamuoyu’ da yok, onu etkileyecek ‘kanaat önderi’ sıfatını hak eden kişi/ler de kalmadı; olduğunu varsaysak bile kamuoyunu etkilemek için koro halinde itiraz gelmiyor ‘kanaat önderi’ saymamız gereken insanlardan…

Son örnek olay, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile görevlerinden uzaklaştırılan, başka bir kamu kuruluşunda çalışması da yasaklanan akademisyenlerin durumu.

Dün birkaç kuru sıkı atış yapılmadı değil, fakat bugün ‘merkez medya’ adını artık hak etmeyen gazetelerde konuya dair bir-iki cılız yazıdan başka bir itiraz yok.

Zaten ilk gün YÖK’ün verdiği cevapta konunun komisyona havale edilmesiyle işin bu noktaya varacağı belliydi.

Komisyon.. yani, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (PACE) ile Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu’nun hazırlayacağı ‘Türkiye’ raporlarının şiddetini azaltmak için 685 sayılı KHK ile kurulacağı bildirilen ‘Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu’

YÖK’ün tavsiyesi, kovulan akademisyenlerin 7 kişiden oluşan o komisyona başvurması; sayılarının 50 bini aştığı duyulan kendilerini ‘mağdur’ hisseden diğer insanlarla birlikte…

Uzun, ince bir yoldur akademisyenlik

Bir insanın ‘akademisyen’ unvanını kazanmasının nasıl yıpratıcı bir süreç olduğunu, onların bağlı olduğu üst kuruluşta (YÖK) görev yapanlar da galiba hatırlamıyor.

Doktora dersleri.. ardından yeterlilik sınavı.. tez hazırlayıp kabul ettirme.. 5 yılı bulan bir süreç…

O süre içerisinde araştırma görevlisi olarak bir üniversiteyle irtibatlanmayı nasılsa başarabilmiş olanların çoğu bile, içinde yaşadıkları çetin şartlara, ya evlenip çifte maaşlı bir hayatla veya anne-baba desteğiyle direnebiliyor.

‘Ar-Gö’ olamamışların işi daha zor.

Son bir-iki yıldır bir parça düzeltilmiş olsa da, akademik hayatta yer alan profesör, doçent, doktor unvanlı insanların temsil ettiği beyin gücü ile o insanlara ödenen maaşlar pek mütenasip değildir.

Aynı beyin gücü seviyesinde başka bir meslekte kazanabileceklerinin çok altında bir gelire talim eder akademisyenler…

Zaten akademisyenlik paranın câzibesine kapılanların tercih edeceği bir uğraş alanı değildir.

Devlet yatırım yapar akademisyene, anne-babalar ve yakınlar yapar, o alanı tercih etmiş insanlar da fedakârlıkla yürütürler mesleklerini…

“Kovdum seni” denildiğinde, akademisyenlerin “İyi ben de şu işi yaparım” diyebileceği bir alternatifleri pek yoktur. Sudan çıkmış balığa döner işinden ayrılmak zorunda bırakılmış bir akademisyen…

Ona “Seni kovdum” diyen devlet de, uzun yıllar kendisine yatırım yaptığı bir bilim erinden vazgeçmekle zarara uğratılmış olur.

Üniversiteye atılan her tırpan, ülkenin geleceğini de etkiler.

Devletler akademisyenleri sevmez

Biliyoruz, dünyanın pek çok devleti, düşünen ve fikir üreten insanları pek sevmez, onları ‘baş ağrısı’ olarak görür ve “Keşke olmasalar” düşüncesi eşliğinde onları değerlendirir.

Ancak, ülkeleri başka ülkelerle yarışında öne geçirecek veya arkada bırakacak olanlar da.. pek çoğu akademik hayat içerisinde bulunan.. düşünce üreten ve düşünce üretecekleri yetiştiren insanlardır.

Neden sevilmez akademik hayatın içinden insanlar?

Basit bir sebepten: Okudukları kitaplar, tartışma ortamları, her gün karşılaştıkları istikballeri belirsiz öğrencilerin varlığı, herbirinin içine muhalefet virüsü girmesine yol açar da ondan…

O virüs var ya, o virüs

En uysalında, en uyumlusunda bile o muhalif virüsün etkisi fark edilir.

Kovmalarla üstesinden gelinebilseydi.. akademik kadrolar şimdiye kadar her fırsatta tırpanlandığı için.. muhalif tek bir kişinin üniversitelerde kalmamış olması gerekirdi.

Üniversitelerimizin tarihi, aynı zamanda üniversitelerde tasfiyelerin de tarihidir çünkü.

Yine de son KHK’ya kadar üçer-beşer kişiyle, 27 Mayıs’ta 147 kişiyle, 12 Eylül’de 220 kişiyle sınırlı kalmıştı önceki tasfiyeler; ilk kez dün bir hamlede 330 akademisyenin üniversitelerle ilişkisi kesiliverdi.

Herbiri birer değer olduğu için büyük bir kayba yol açacak bu tasfiye; zaten kör-topal ilerleyen akademik başarılar darbe yemiş olacak ve bu da yeni yetişecek üniversite gençliğine de yansıyacak…

Ayrıca ‘akademisyen’ konumunda veya hedefini ‘akademisyen olmak’ diye belirlemiş gençleri caydırma sonucunu da doğurabilecek…

Tarih bir göstergeyse, o ‘virüsü’ yine de vücuttan söküp atmaya yaramayacak…

Düşünen adamın doğasında vardır muhaliflik çünkü…

ΩΩΩΩ

40 YORUMLAR

  1. Hukuka uygun olmayan uygulamalar gerçekten acı. Türkiye ve bu millet bunları haketmiyor diye düşünüyoruz. Ama demek ki hakettik. Haksızlıklara ses çıkarmayarak bu günlere geldik ve herkes nasibini alıyor yaptığından ve yapmadığından. Demokrasi ve insan haklarına sahip çıkmadık, ve hala da doğru olanı yapmıyoruz. O yüzden bu düzen böyle devam edecek görünüyor. Haksızlığa uğrayana sahip çıkan yok maalesef. O yüzden bugün haksızlıklara ses çıkarmayanlar, yarının mağdurları olacaklar. Bu kaçınılmaz.

    Dün HDP milletvekili Mithat Sencar mecliste daha önce 28 Şubat’ta mağdur edilen veya mağduriyetleri üniversitede yakından gören AKP’li eski akademisyen isimlere seslenmiş. Beşir Atalay, Ahmet Gündoğdu, Talip Küçükcan, Fatma Benli, Naci Bostancı neredesiniz demiş? O zaman size sahip çıktık, şimdi siz neden susuyorsunuz demiş?

    http://www.diken.com.tr/sancar-28-subat-magduru-akpli-akademisyenlere-sordu-bir-tek-sozunuz-yok-mu/

    Böyle işte. Herkes kendine gelince insan haklarından, haktan, hukuktan bahsediyor. Ama komşusunun hakkını hukukunu kimse savunmuyor. Akademisyenlerimiz de böyle. Şahsiyeti ve kimliği yok. İktidarın gölgesinde konuşabiliyor, görüş ifade edebiliyorlar. Aykırı söz söyleme cesareti kimsede yok. Nasıl olsun ki? Konuşma ve ifade özgürlüğü olmayan bir ülkede ne yapabilirsiniz ki? Ancak iktidara biat edersiniz.

    Eski akademisyenler Davutoğlu ve Gül’ün durumlarına bakın isterseniz. Bunlar kendi haklarını bile sesli bir şekilde savunamadılar ki milletin hakkını hukukunu nasıl savunsunlar. Atandılar, daha sonra devrildiler. Şimdi neredeler? Buna da demokrasi diyorlar. Millet oy vermiş hikaye. En son Davutoğlu’na oy verdim. Şimdi oy vermediğim birileri ülkeyi yönetiyor güya. Vesayet bu işte. Benim oyumu heba ediyorlar, oyumun ve benim hakkımı savunmuyorlar. Ceketini alıp gidiyor, sanki kendisi bir koltuktan feragat ediyor. Onu oraya getiren milletten utanmıyor, kendini birşey sanıyor. Bu memlekette demokrasinin boyu bu kadar işte.

    Neyse referanduma az kaldı. Millet güçlü bir ses verecek ve dur diyecek bu sahte düzene diye sabrediyoruz.

    • Millet güçlü bir #HAYIR sesi versin diyorum çünkü:

      – Tek adam düzeni istemiyorum
      – Güçler ayrılığı istiyorum
      – Güçler arasında denge ve denetleme olsun istiyorum
      – İdare edenler sürekli denetlensin ve hesap versin istiyorum
      – Yargı bağımsız olsun istiyorum
      – Konuşma ve ifade özgürlüğü olsun istiyorum
      – Hapiste gazeteci olmasın istiyorum
      – Kimseye yargılanmadan ceza verilmesin istiyorum
      – Cumhurbaşkanı tarafsız olsun istiyorum
      – Partili bir cumhurbaşkanı tarafsız olamaz ve milletin birliğini sağlayamaz diyorum.

  2. Saygıdeğer Fehmi Bey, Üniversiteye 20 yılını vermiş bir akademisyenim. Aynı iklimde yetiştiğimiz, aynı kaynaklardan beslendiğimiz, kardeşlerimiz dediğimiz çok saygıdeğer yöneticilerimiz bizleri bir kalemde vatana ihanetten suçladı ihraç etti. 1994 yılında lisede öğretmenken ezilenlerin siyasi başarı elde etmeye başladığı zamanlarda geleceğe umutla bakardık. Bizim mahalleli ağabeylerin ülkemi yönetecekleri, daha merhametli olacakları günlerin hayaliyle yaşardık. Kimsenin almaya cesaret edemediği Yeni şafak Gazetesi’ni; kanal 7’yi ezilenlerin sesi olarak gördüğümden her ortamda savunurdum. Güzel yurdumun en doğusunda Ağrı’da öğretim görevlisiyken Erzurum’da da akademik çalışmalarımı yürüttüm. Yaz kış demeden Erzurum Ağrı arası yaptığım yolculuklar, soğuk kış gecelerinde dil sınavı kursuna giderken yetişemediğim oğlumun sağlık sorunları; yoğun akademik çalışmalarımın acısı oldu. Doğuda 8 yıl görev yaptıktan sonra ayrılırken o zamanki fakülte dekanım “sen askerliğini sekiz yıl yaptın, gönül rahatlığıyla gidebilirsin.” demişti. O yıllarda akademik çalışmaların yanı sıra sosyal faaliyetlerle Eğitim Fakültesi öğrencileri arasında birlik ve beraberlik oluşturmaya çalışırdım. Doğuda sağcı solcu Kürt Türk Alevi Sünni ayrımcılığı yapanlara karşı mücadele eder, öğrencilerimi bir arada tutmak için birleştirici sportif ve sanatsal faaliyetlere de zaman ayırırdım. Yıllar sonra Kayseri’deyim ve çcouklarımı cemaat okullarına gönderdim. Bugün terör örgütü olarak kabul edilen, dün Kayseri’de çok saygıdeğer ve başarılı bulunan kurumlar… Haliyle banka kartı da kullandım. Bunlar vatan haini olmam için yeterliydi. Geçmişimin bir anda üzeri çizildi. Aynı kurumda çalıştığım kişiler bilir kişi oldu, soruşturmacı oldu, kalem kırıldı; suçlu ilan edildim. Arkadaşlarım geçmiş olsun dahi diyemedi… Öyle ya devlet yanlış yapar mı? İhraç edilmişseniz elbette vardır bir suçunuz. Eh artık iş veren de yok. Bu durumu hangi kelimelerle dillendirebilirim ki. Hazin, trajik, hukuksuz, insafsız bir hikaye. Keşke bizim mahalleli ağabeylerin ülkemi yönetecekleri günleri hayal etmeseydim.

  3. Fehmi abi yazılarınızı 1996’dan beri aralıklı da olsa takıp ederım.Bu yazınızı da okudum.Haklılık payı oldugunu düşünüyorum ama bu akademisyenlerın de sütten cıkmıs ak kaşık olduğunu düşünmüyorum.Bunu da yıllar önce öğretim görevlileriyle ilgili bir yazınız da okumuştu. Ama yinede ne olursa olsun,siyasi görüşleri dolayısıyla görevden atmalar değil işini iyi yapmadıkları için görevden atılsalardaydı o zaman hiç bir diyecegim olmazdı. Bunu görevden atan üst akıl kötü niyetle yaptığını sanmıyorum ama bi yerlerde yanıldıklarına inanıyoru. Saygılarımla

  4. Sayın koru kaleminize sağlık güzel bir yazı olmuş.

    Bu sayfada yorumlarıda okumayı seviyorum. Farklı düşüncedeki insanların kendilerini güzel üslupla ifade etmesi hoşuma gidiyor. Bugünkü yorumlarda akademisyenler hakkındaki bazı yorumlar rahatsız etti. Çoğunluğunun işleri dışında uğraştığı, siyaset yaptığı, birilerinin aracılığı ile geldiği vs. vs.

    Malesef akademisyenler için söylenen bu sözlerin ülkemizde geçerli olmayan tek bir meslek varmı acaba. Yakın kayırmanın olmadığı tek bir dönem varmı ki bunları söyleyip duruyoruz.

    Öğretmenler, doktorlar, siyasetçiler, esnaflar, temizlikçiler ve saymadığım tüm meslek erbabı arasındada mesleğini hakkıyla yapmayan birilerinin kayırması sonucu o işi yapanlar var. bunlara bakarak koskoca bir mesleği yapanları zan altında bırakmak ne kadar doğru. Ve eğer söylendiği gibi hakkı ile yapanlar, hakkı ile yapmayandan az olsaydı bu ülke olmazdı. Yerle bir olurdu. Hakkı ile yapan insanlar bu ülkeyi ayakta tutuyor.

    AZINLIĞI GENELLEYEREK ÇOĞUNLUĞU KIRMAYALIM!!!!!!!!!

  5. Sayın Fehmi Bey, öncelikle akademisyenleri ele aldığınız için çok teşekkür ederim. Akademisyen olmak gerçekten kolay değildir, bir kere olduktan sonra da gönül işidir. Bir makale yazmak için kaç gündüz gece çalışılır, bir proje almak için ne emekler verilir ve bunların temelinde ülkemizde bilimin gelişimine katkıda bulunmak vardır.
    Ancak yazınızda önemli sayı hataları var. Birincisi, çalışma bakanının da açıkladığı gibi ihraç sayısı 100bini geçti kamu kurumlarında. Kurulacak komisyona bunların tümü başvurabilir artı öğrenci statüsündeki kişiler var, komisyona gidecek kişilerin 150bin civarı hatta daha fazla olacağı tahmin ediliyor, siz yazınızda 50bin diye belirtmişsiniz.
    İkincisi, ben 675 nolu khk ile ihraç oldum ve benimle birlikte 1200 akademisyen ihraç oldu. Tüm Khk’larda Toplam 4800 akademisyen kamu üniversitelerinden ihraç oldu, bu rakama kapatılan vakıf üniversitelerini de eklerseniz işsiz akademisyen sayısı 7000’i bulmakta. Düzeltmenizi umut ederim.
    Son olarak ihraç edilen her meslekten kişiler mesleklerini elde etmek için emek verdiler. Neden mahkeme hakkımız engelleniyor? Adil yargılanma sağlansın gerçek suçlular ayıklansın. Adaletten başka temennimiz yok.

  6. Taha Bey,

    Bugünkü yorumumu yazarken onaylanmama
    ihtimalini düşündüm.Sizin araştırma görevlisi olmanızı,annenizin akademisyen olmasını da
    göz ardı etmiş değilim.Ayrıca benim de profesör arkadaşlarım ve yakınlarım var. Bütün bunlara rağmen o yorumu yazdım. Çünkü memleketimizde böyle bir durum var.
    Yazdıklarım hayali bir şey değil.Alıntı yaptığım profesör de İhsan Süreyya Sırma’dır.
    Zaten o röportaj internette var.

    Siz de elinizi vicdanınıza koyduğunuzda,
    memleketimizde olup bitenleri düşündüğünüzde akademi dünyasında tavassutların olduğunu,yer yer akrabalık
    ilişkilerinin etkili olduğunu kabul edersiniz
    kanaatindeyim.Bu konuda bana cevap vermenizi de beklemiyorum.Memleketin
    durumunu şöyle bir düşünmeniz yeterli.

    Söz konusu yorumu onaylamamanızı da
    anlayışla karşılarım.Nihayetinde burası
    kendinize ait bir site,ailenizde akademisyenler var ve ben bir kısım akademisyenleri kıyasıya eleştiriyorum.

    İşte bu durum,her gün binlerce eleştiriye muhatap olan devlet büyüklerimizin çok
    büyük bir tahammül sergilediklerini göstermeye yeter.

  7. Sayın Koru ,
    80 ihtilali sonrası ortalık süt limandı Egitim kurumlarında. Üç sene kimsenin kimseye kışt demediği üniversite ortamında son yıl aslında uzay bilimleri dalında burslu olarak İngiltere’ye gidip daha sonra konusunu değiştirerek Atatürk ilke ve inkılapları alanında yüksek lisansını tamamlayarak ülkeye dönen ögretim görevlisinin ilk dersinde anlatımlarının sonunda bir anda sınıfta müthiş bir cepheleşme ortaya çıktı. 3 yıldır beraberinde getirdiği gazetelerle zaten rengini belli eden öğrenciler sanki bir anda birbirlerine düşman kesildiler. Birbirlerine laf atıyorlardı. Kenarda dersi dinleyen ve not temize çeken birinin hocaya sorduğu bir soru daha sonra hoca ile bu ögrenci arasında bir diyaloga dönüştü. İdeolojik olarak taraftar olanlar bilği sahibi olmadan fikir sahibi olanlar laf atmayı bırakıp bu diyaloğun dinleyicileri oldular. Sorulardan bunalan hoca bu gün sizin ders dinlemeye niyetiniz yok diyerek dersi sonlandırmıştı.
    Şüphesiz her fikrin karşısında bir karşı fikir vardır ve olmalıdır da. Allah Resülü (S.A.V.) Cebrail A.S. tarafından kendisine öğretilen teblig vazifesinde buna imkan tanımıştır. Çünkü Allah teala her şeyin zıddı ile kaim olduğunu bize hatırlatmaktadır. Çirkin olmaz ise güzelin güzelliğinin esamesi okunmaz derler. Kötü olmazsa iyinin kadri kıymeti bilinmez derler. Ama insanlardaki kendi yetersizliklerinden kaynaklanan çekememezlik birilerini belden aşagı vurarak ekarte etmeyi beraberinde getiriyor maalesef. Sayın Cumhurbaşkanı nın herşeye yetmesi mümkün değil. Tabi ki bu ülkeyi kurumlar ile ve bu kurumların başına atadığı insanlarla yönetmek durumunda. Ama malzeme bu .

    YUSUF-53 için 40 meâl bulundu. Elmalılı (sadeleştirilmiş) (12/YÛSUF-53: Nefsimi temize de çıkarmıyorum, çünkü nefis kötülüğü emreder; meğer Rabbim rahmetiyle bağışlaya, çünkü Rabbim çok bağışlayan, çok merhamet edendir.») / Elmalılı (sadeleştirilmiş – 2) (12/YÛSUF-53: Ben yine de nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis şiddetle kötülüğü emreder. Ancak Rabbimin rahmetiyle yarlığadığı müstesna. Muhakkak ki, Rabbim bağışlayıcı ve merhametlidir.)

  8. Sayin Fehmi Koru, yazilarinizi 1995’den beri araliklarla da olsa takip ederim. Inanin ki bu sitede yazdiginiz yazilarin bir agirligi var ve “tipping point’e” giden yola tas dosuyor. Iktidarda akil tutulmasi var, amaclarinin kotu oldugunu hala zannetmiyorum ama cok fazla ve cok buyuk yanlislar icindeler. Muhtemelen iclerinde “kotu niyetli” bir kesim yonlendirme yapiyor.

    Tali bir konu ama, bize akademisyenden cok Elon Musk gibi insanlar lazim. Aslinda “bize” demiyeyim, tum dunyaya.

  9. Sayın Koru Merhaba,
    Ben bir ekonomi doçentiyim.
    Koroya ses verebilmek için bile olsa bu yazınızı beğenerek ve katılarak okudum.
    Ama unutmayalım ki “01 Eylül 2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle 2346 öğretim elemanı devlet üniversitelerinden ihraç edilmişti. Daha sonra 29 Ekim 2016 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 1262 akademik personel daha ihraç edildi. Bugün yayımlanan 677 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 242 akademisyen kamu görevinden ihraç edilmiştir. Toplam ihraç edilen akademik personel sayısı 3850 olmuştur (http://www.memurlar.net/haber/626917/).
    Sizin yazdığınız 330, önceki atılanların %10’u bile değil.
    Alanımda 60 makale, 1 kitap, 3 ders notu, 50 bildiri, il ve ülke ekonomisini kalkındırmak için verdiğim onca eğitim ve konferansın sonunda, sadece dekan beni üst yönetime kötü tanıttığı için 22 Temmuz’da açığa alındım, 29 Ekim’de ihraç edildim. Şu anda özel sektörde bile çalışamıyorum, tek tek telefon açılmış özel sektöre. Yurtdışına çıkş yasağı koydular, oralarda da çalışamıyorum. Lütfen söyler misiniz ne yapayım ben?
    Duyarlılığınınızın ve sesmiz olmanızın devam etmesi dileğiyle…

    • GECİKEN ADALET HİÇ GELMEYEN ADALETTEN DAHA İYİDİR
      MERHABA; koroda benim de sesim çıksın diye size katıldım…ben de 29 Ekim 2016 tarihinde (KHK No. 675) üniversitemden ihraç edildim…kurum içindeki usulsüzlüklerini mahkemeye ilettiğim yönetici kişiler, komisyonda yer alınca olacağı buydu zaten…40 kitap, 100 üzerinde makale yazmam, sadece teorik değil engelliler politikalarına ivme kazandırmam gibi aktif danışmanlık hizmetlerimin hiç birisi dikkate alınmadı…Aynen ben de sizin gibi ilave olarak toplumsal mağduriyetler yaşıyorum…bunlara fazla değinmek istemiyorum yoksa mağduriyet edebiyatı yaptığımı düşünenler olabilir..kısacası hiçbir terör örgütüyle ilişkisi olmayan masum öğretim üyeleri acilen görevlerine iade edilmeli…artık geciken adalet adaletsizliktir demiyorum…”geciken adalet, hiç gelmeyen adaletten daha iyidir” diyorum…

  10. İnsanlığı başlangıçta din ile yönetiyorlardı. Sonra siyaset yani silah yönetti. Sonra ise ekonomi yani dolar yönetti. Bundan sonra ilim yönetecek. Sermaye insanlığı cahil bırakmak için gerekli tedbirleri almıştır.
    a) Arapça, matematik gibi gerekli dersleri bırakıp işe yaramayan şiirleri, sporu, resmi, tarih diye hikâyeleri okutmaktadır. Tanrısız bir dünyayı ilim diye yutturmaktadır.
    b) İlmi çalışmaları disipline edip, insanlığı cahil bırakabilmek için akademik başarıları ilme göre değil de Sermaye’nin meşhur ettiği cahillerin kitaplarını tanıtmaya, anlatmaya göre ayarlamıştır. Dışarda onların basınında yayınlanmışsa yani Sermaye onaylamışsa doktor olursun, doçent olursun, profesör olursun.
    c) Okuyan kimseler işsiz, güçsüz, otuz yaşına gelmekte sonra da bir iş kuramadıkları için Sermaye’nin tercümanlığını yapmaktan başka bir işi olmamaktadır. Kapağı devlet kadrolarına atanlar ise sadece çalışıp görünürde iş yapmamaktadırlar. Türkiye’de işleri teknisyenler ve ustalar yapar, mühendisler sadece kadroda görünüp maaş alırlar. Tüm bürokratların işi sonunda siyaset yapıp devlete muhalefetten ibaret kalır.
    d) Bir de ara ara silahlı, silahsız darbeler yapıp öğretmen ve öğrencileri rahatsız ettiler. Okuma ve yaşama zamanında insanlar geri kaldılar. Ben bunu 1960 darbesinde öğrendim. Biz askeri suçluyorduk. Biz CHP’yi suçluyorduk. Oysa gördüm ki bunlar hepsi Sermaye’nin oyunu. İşte Akevler’i bunun için kurduk. Ben orduda çalışmaya başladım. CHP ile koalisyon yaptık. AK Parti ve Cemaat Sermaye ile işbirliği yaparak bizi dışladı. Şimdi de onları çatıştırıyorlar. Biz devleti barıştırdık. AK Parti, Cemaat birbirleri ile boğuşuyor.

    • Merhaba;
      Genel tespitlerden birisi de “İlmi çalışmaları disipline edip, insanlığı cahil bırakabilmek için akademik başarıları ilme göre değil de Sermaye’nin meşhur ettiği cahillerin kitaplarını tanıtmaya, anlatmaya göre ayarlamıştır.” sözünüzdür…Bu engeli aşmak ve bilim dünyasına yeni manevi bir açılım sağlamak ve sosyal bilimleri İslâm medeniyet tasavvuru ile birleştirmek isteyen nice münevver akademisyenler de ihraç edildi…İşyerinde Maneviyat, Manevi Bakım, Manevi Sosyal Hizmetler ve Sosyal İslâm (İslâm’da Sosyal Devlet) gibi kavramları bilim dünyasına kazandırmak için ne kadar engellerle karşılaştım…ne muhafazakar bilim camiasından, ne de siyasî iradeden destek alabildim…kısacası Sosyal bilimlerin İslamileştirilmesine yönelik küllî bakıştan da rahatsızlık duyan etkili bir kesim var ki, benim ihracıma onay verildi…Akademik bilim çalışmaları serbest bırakılmış olsaydı kapitalist-materyalist dünya görüşünün çıkmaz yol olduğunu ileriki safhalarda gösterme fırsatım olurdu…ama bu imkân elimden alındı… Prof. Dr. Ali Seyyar

  11. İÇİM YANIYOR
    Düşünmek, birileri için “virüs” gibi görünebilir, ama akl-i selimce düşünmek (tefekkür), muhalefet niyetiyle değil hakikate bir yolculuk yapmak için yapılır ki bu da toplumsal gelişme için çok gerekli ve önemlidir. Ben hep tefekkür gayretine girdim, vatanıma faydalı olabileyim diye…Lakin, o da “tehdit” olarak algılandı…şimdi ne düşünme, ne de tefekkür etme gücüm kaldı …postalların altında çiğnenen cübbeleri görünce geleceğe dair ümidim de gömüldü…Bilime ve bilim insanına verilen değer bu ise vah memleketim vah…içim yanıyor….

  12. Allah Allah sayin Koru ihrac edilen akademisyen sayisi neredeyse bes bini buldu 330 ne demek. Allah askina bu son khk oncesinde ihrac edilen kisiler icinde hicmi magdur olan, haksizliga ugrayan olduguna inanciniz yok. Bu son khk ihraclarinda ki akademisyenler bir sekil taninmis yada ozellikle sol kesime yakin insanlar oldugu icinmi tum bu feryat figanlar. Ya kimsesi olmayip kendini meslegine adamis ve haksizliga ugramislar ne olacak…tek sucumuz taniyanimiz ( dayimiz ) in olmamasimi?

  13. Hassasiyetinizi takdire değer Fehmi bey. Ama son KHK da da çok akademisyen ihraç edildi. Onların arasında da mağdurlar var. Hemde ne mağdur. Sizin sözüne ettiğiniz şekilde muhalif olmaktan değil iftira karalama kasıtlı ihbar vs.ile harcanmis emekler. Son listede herkes hatalar görülebiliyorsa (Abdullah Gül ve Nurettin Canikli ve daha niceleri)aynı oyunlar diğer listelerde de yapılmış olabilir hatta yıllar önceki kasıtlı yanlış ihbarda. Eminim üniversitelerin nasıl kurtlar sofrası olduğunu bilirsiniz.
    Ben bazı devlet büyüklerimizin daha önceki haksizliklarada ses çıkarmasını umardim. Hiç değilse suçlu suçsuz ayrilana kadar ifade alınıp,belge vs.ulaştırma imkanı verilmesi gerekirdi.
    Acaba o zaman çekiniyorlar mı demiştik ama son khk da sesler ve itirazlar yukselince aslında demek korkmuyorlarmis dedik. Gerek duymamislar demekki .
    Kimse merak etmesin son khk lı akademisyenler yakinda geri döner işlerine. Devletimizin şimdiden onları sahiplendi bile.

  14. Teşekkürler Fehmi Bey. Suya sabuna dokunur bir yazı daha. Habertürk’ de yazarken de yazılarınız için tam tersini düşünüyordum. Özgür yazı yazma böyle olurmuş demek ki.

  15. Sayın koru

    Yazınızı okudum, katıldığım yönlerin olduğu gibi katılmadığım yönler çoğunluktadır.

    Ben Hollanda’da yaşıyorum buradaki akademisyenler en az üç dilde okur yazardırlar.

    Bizimkiler bilim üreteceklerine konuşacak yer arıyorlar, ne hikmetse herbiri bilim adı altında iyi birer siyasetçidirler.

    Kendi medeniyetine küfreden dalga geçen dinlerini İmanlarını en büyük engel gören bu güruhun üniversitelerde yeri olmamalıdır.
    Bana Amerika’da AB ülkelerinde yazılmış makaleleri bilim adına okuyan taklitçiler değil, onların makalelerini dünyada okuyan ve geliştirmiş oldukları bilimin praktiğe geçmiş akademisyen Lazım.

    Bilmem ne kadar parayla alınmış takım elbise giyen bilim adına televizyonda konuşan, kütüphane bilmeyen, hikmeti tanımayan ünvan peşinde kaçan bu güruhun milletin parasını hak ettiğine inanmıyorum

    Çağımız bilgi çağıdır oturacaklar adam gibi bilim üretip akademik alanda kendilerini ıspat edecekler.
    Cumhuriyet mititingleri, başörtü yasağı da uygulayan bu güruhtur en sonda devlet cinayet işliyor diyerek pkk yanında yer aldılar.

    Ya bilim üreyip akademisyen olurlar yada siyasetçi şayet siyasetçi olmak istiyorlarsa partileri zaten hazır giderler CHP de siyaset yaparlar

    Saygılarımla

    • Hollanda’da yaşadığınızı yazıyorsunuz. Ben de Almanya’da yaşıyorum. Almanya’da kamuda bir yıl çalışan birisine çıkış verme süresi 6 hafta, 5 yıl çalışana ise 3 aydır. Yani çıkış verilen insan 3 ay işine devam eder ve çıkışı alır almaz da iş mahkemesine gider. Hollanda’da durumun benzer olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de binlerce akademisyen sebep gösterilmeden kararnamelerle işten çıkarılıyor. Siz ise haksızlığa uğramış, işlerinden olmuş bu insanları kötülüyorsunuz. Hiç vicdanınız sızlamıyor mu?

      • Sadece işlerinden olmadılar her şeylerine el konuyor yurtdışına çıkışları engelleniyor tabiki Hollandada öyle birşey mümkün değil. Bu vatandaşa gel türkiyede yaşa desen gelmez kaçar. Allah Müslümanları bu zilletten kurtarsın.

    • Mustafa Bey,
      Hollandalı akademisyenlerle Türk akademisyenleri karşılaştırıyor, bizimkileri yerden yere çalıyorsunuz. Akademisyenin ne işi var mitingde ne işi var imza atmada diyorsunuz. Bir bakın oradaki üniversitelere: mitinge katıldı diye, bir imza kampanyasına katıldı diye işinden atılan bir akademisyen var mı?
      Diyorsunuz ki siyaset yapacaksa gitsin CHP’ye katılsın siyaset yapsın. Siz akademisyenliği ne zannediyorsunuz? Akademisyen ülkenin her türlü sorununu düşünen, yazıp-yorumlayan, derslerinde öğrencileriyle tartışan kişidir. İktisatı, hukuku, maliyesi hepsi siyasetçilerin icraatları ile ilgilidir. Siyasetçilerin icraatlarının hepsi akademisyenleri ilgilendirir.
      Avrupa’da yaşayan birisi olarak ben sizden işinden kovulan akademisyenlere beddua yağdırmak yerine sahip çıkmanızı beklerdim. O yaşadığınız ülke fikir özgürlüğü olduğu için, düşünen insanına sahip çıktığı için bugün kişi başına 40.000 dolar milli gelire sahip. Biz de zor bela yetiştirdiğimiz insanları kolayca harcadığımız için bugün 8.000 dolardan yukarı çıkamıyoruz.
      Saygılarımla.

    • Atilanlarin bahsettiginiz yetersiz -Vasat kitle oldugunu nerden cikardiniz? Insanlar Islerinde Iyi olmadiklari Icin mi cikarildilar islerinden? Mesela Murat sevinc gibi Bir akademischen hocanin isinden atilmasi konusunda ne buyurursunuz? atilanlarin yerine getirilecek kitle gökten zembille inmeyecegine göre sizin standartlarinizda ! Bilim insanları olma ihtimalleri öncekilerden daha düsük bunu göremiyormusunuz.

  16. Sayın Fehmi Bey haddim olmayarak yazıdaki ufak bir hatayı düzeltmek istiyorum. Son KHK’ya kadar üçer-beşer kişiyle ihraçların olduğunu, son KHK ile de 330 akademik personelin atıldığını ifade etmişsiniz. 672 sayılı KHK ile 2.346 akademik personel, 675 sayılı KHK ile 1.267 akademik personel, 677 sayılı KHK ile 242 akademik personel, 679 sayılı KHK ile 631 akademik personel olmak üzere, son KHK’ya kadar toplam 4.486 akademik personelin ihracına karar verilmiştir. İkincisi 7 kişiden oluşacak ve 6 ay içinde başvuruları almaya başlayacak itiraz komisyonlarının sadece 100.000’i aşan ihraçlara değil, gazete, dergi, dernek, sendika vb. kurumların kapatılmasına yönelik kararlara da bakacağı göz önüne alındığında, iş yükünün en az 100. 000 olacağını da belirtmek isterim. Saygılarımla…

  17. İlk kez dün 330 değil 2 eylül 2016 dan beri yaklaşık 5000 akademisyen ihraç edildi. Her nedense sadece son KHK çok etki yaptı. Siz bari öncekileri de görün.

  18. Akademisyenlerin khk ihracı kabul edilebilir değil elbette ama bundan önce ihraç edilenler dahamı az önemli. Dahamı az acınası. Daha mı az mağdur oldular. Bu muameleye maruz kalan her fert eşit derecede önemlidir. Sayın koru bunu kast ettiği için değil, bilinsin diye söylüyorum.

    Kişisel gözlemim ihraç edilenler ile alakalı çevremdeki algı, “iyi insanlar bi zararlarını görmedik ama ateş olmayan yerden duman çıkmaz”. Ya çıkarsa. Ya birileri intikamımını masumlar üzerinden alıyosa.

    Yanlışa yanlış denilemeyen bir zaman diliminden geçiyoruz. KHK lar ile OHALin sınırlarını aşan düzenlemeler yapılırken kimseden ses soluk çıkmıyor. AYM yerleşik içtihadının aksine meclis fonksiyonunu üstlenen KHK mekanizmasını denetim dışı görüyor. Yargı denetiminin olmadığı bir düzende hukuki güvenlikten bahsedebilirmiyiz. Yürürlükteki yasalara uymayan insanların ilerde uyacağını yetkileirni kötüye kullanmayacaklarını nasıl varsayabiliriz. Nereye gidiyoruz.

    Ülkemizin aşılması hiçte kolay olmayan yığımla problemi var. Zor diye elbette vazgeçmeyeceğiz. İyi kötü bir devlet birikimiz var. Kendi birikimizi kullanmalıyız. Maceralar bizim için kumar oynamaktan farksız. Bir an önce hayal aleminden gerçekler alemine dönmeliyiz.

  19. Ak Parti iktidarından önceki üçlü koalisyonun
    yaptığı bana göre tek hayırlı iş kamuya personelin KPSS’da aldığı puana göre alınma
    sistemini getirmesidir.Bu sayede sonraki
    yıllarda öğretmenler ve diğer memurların
    ataması aldıkları puana göre yapıldı. Ahmedin,Mehmedin,milletvekilinin kapısını
    çalmaya ihtiyaç kalmadı.Soru hırsızlığı ile
    sistemin bir miktar zehirlenmesi bahs-i
    diğerdir.

    Ancak üniversitelere elaman alımında
    istisnalar hariç,aracıya,tavassuta başvurma çok yaygındır.Ales ve dil puanlarının belli bir seviyede olması şartı da sıradan vatandaşın çocuğunun üniversitede göreve başlamasını sağlayamaz çoğu zaman.Kişiye özel ilanlar yapıldığı bile söylenir elaman alımında.
    Üniversitelerde akrabalık ilişkileri de çok
    yaygındır.

    Öte yandan akademi mensupları,keşke Fehmi Bey’in anlattığı gibi fikir üreten,proje
    üreten insanlar olsalar.Ne gezer.Çoğunluk
    maişetini üniversitede öğretmenlik yaparak
    temin eden insanlar konumundalar.Araştırma
    görevlilerinin maaşları düşük.Ama doçent ve
    profesörlerin maaşlarının düşük olduğu
    söylenemez.

    Tanınmış bir profesörün gazetelerde yer alan röportajında (internette bulunabilir) anlattığı
    şöyle bir olay var:

    “Yıl 1993…. Üniversitesi … Fakültesi’ne atandım. O zaman…dekanımız Prof. falandı… fakültemize 20-25 tane araştırma görevlisi alınacaktı. Sınav sabahı, Dekanımız …, bana bir liste göstererek, “…Bey, bu kimseleri fakülteye alacağız!” dedi. Ben de, “Sınavı kazanırlarsa, alalım” dedim. O bana şu cevabı verdi: Hayır sadece bunları alacağız! ”

    İşte bu örnek bize bir çok şeyi anlatıyor.

    Üniversitelerdeki seviye düşüklüğünün
    sebebi budur.Öğrencilik yıllarımdan da
    biliyorum.Bazı hocalar ellerindeki 30-40 sayfalık sararmış,eskimiş teksir notlarındaki
    bilgileri yıllarca karşılarına gelen öğrencilere
    anlatmakla yetinmişlerdir.

    Hülasa parlak bir akademik kadroya sahip
    değiliz malesef.Kendisini yetiştirmiş ve kabul
    ettirmiş hocalarımız da var.Ama bunlar çok
    azınlıkta.Üniversitelerdeki kadrolar çoğu
    zaman bir iş kapısı olarak görülmektedir.

  20. 27 Mayıs ve 12 Eylüldeki tasfiyelerden askerler sorumluydu. Bugün ise mecliste 317 milletvekili ile ülkeyi tekbaşına yöneten bir hükümet ve aynı partiden bir cumhurbaşkanı sorumlu. 14 yıldır da ülkeyi koalisyonsuz yönetiyorlar. Hiçbir koalisyon deneyimleri olmadığı halde koalisyona karşı çıkıyorlar. Çünkü, bir koalisyon ortağı ile ülkeyi böyle hukuksuzca yönetemeyeceklerini iyi biliyorlar.

  21. Aktif direniş gösterenlerin hali ortada.
    Çoğu üniversiteyi kazanamamış kompleksli insanlardan oluşan polisin önüne kendini atmanın hiçbir anlamı yok.
    Kompleksli diyorum çünkü bu bir gerçek…
    Bence yapılacak en etkili şey pasif direniştir.
    Tüm üniversitelerdeki hocalar organize olmalı ve dersleri boykot etmeliler.
    Başka yolu yok.

  22. Sayin koru

    Internetteki kucuk bir arastirma ile kac akademisyenin tasfiye edildigini bulabilirsiniz. 15 temmuzdan bu tarafa yok baskaninin araliktaki aciklamasina gore 3800 akademik atilmis idi demek ki simdi 4000 den fazla oldu… son khk isten atilan akademisyen sayisi acisindan da rekoru elinde barindirmiyor. Kontrol edip tavzih ederseniz memnun oluruz…

  23. Son KHK ya gelen tepkilere bakılırsa artık tasfiyelerde FETO üyesi olmak sınırı aşılmış görülüyor, atılanları pek tanımamama rağmen mesela dün Hakan ALBAYRAK’ın köşe yazısına konu olan hocanın suçu muhallif bir bildiriye imza atanların cezalandırılmasına itiraz etmek anlaşıldığı kadarı ile. Bunlar tabiki iyi şeyler değil, ülkemizin bu duruma gelmemesini isterdim.

    Ancak yazınızda Akademisyenlere atfettiğiniz önem oldukça abartılıdır. aralarında istisnalar olsada (tılanlarda hep bu istisnalardan olur zannediyorum) genel olarak bizde üniversite camiası öyle vatana millete hizmet için çırpınan insanlarla dolu değildir. pek çoğu için akademik hayata devam etmek seçenek değil reel ekonomiye adapte olamamanın sonucu mecbur kalınan bir mecradır. Kendi hiökayesini yazanlar vardır elbette ama sistem genel olarak bunları elediği için bunlar çoğunluğu sağlayamazlar.

    Şimdi benim yukarıdaki eleştirilerimi ağır bulanlar olacaktır elbette onlara günden güne düşen eğitim kalitesini,buna çözüm bulacağına suçu lise eğitimine atan hocaların durumunu, Türkiyenin intihal cenneti olduğunu, üniversitelerden çıkan bilimsel çalışmaların (varsa) azlığını gözönüne almalarını hatırlatırım.

    Bunlarda yetmezse Fehmi Koru’nun iki gün önce yazdığı tasfiyeler tarihinde Akademisyenlerden tepki gelmişmi? şimdiki tasfiyelerden geliyormu? yoksa herseferinde gidenlerin açtığı alanların doldurulması bu konunun önüne geçiyormu bakın bakalım.

    Son olarak konu ile ilgili olduğundan eğitim reformu teklifimi açıklamak isterim. ilkokul-Lise eğitim dönemleri için evde eğitim uygulamasının yasal zemini oluşturulmalı imkanı olanların yetenekleri törpüleyen bu sistemden kurtulmaları sağlanmalıdır. Tüm üniversiteler kapatılmalıdır. Mesleki liyakat belgesi (Diploma yerine geçecek) 5-10 yıl gibi dönemler için meslek kuruluşlarının yaptığı merkezi sınavlar ile verilmelidir. Kapatılan üniversitelerden kaynaklanacak bilimsel çalışma eksikliğini (Halihazırda -0- noktasına yakın olan eksiklik) Büyük sanayi kuruluşları, sanayi odası OSGB gibi kuruluşların açacağı enstitüler eliyle kapatmalıdır.

  24. sahip olduğum ufak tecrübeyle şunu söyleyebilirim ki insan insanın kurdudur derken ne demek isteniyorsa bunu en güzel görebileceğiniz yerlerden biri akademik camiadır… gerçekten zor ve emek isteyen bir süreçte, bu süreçten geçmiş, geçerken bazı acı tecrübeler yaşayan insanların belli yerlere geldiğinde yapılanları değiştirmek, düzeltmek yerine aynen benimsemiş olması açıklanır bir şey değil. bu listeleri hazırlayanlarda üniversitelerin kendileri yine bu insanlar…yumurta mı tavuktan çıkıyor tavuk mu yumurta dan. sistemler mi insanları bozuyor insanlar mı sistemleri bozuyorlar ??? kendimizi düzeltmeden bilemeyeceğiz…

  25. Sayın Fehmi Bey, öncelikle akademisyenleri ele aldığınız için çok teşekkür ederim. Akademisyen olmak gerçekten kolay değildir, bir kere olduktan sonra da gönül işidir. Bir makale yazmak için kaç gündüz gece çalışılır, bir proje almak için ne emekler verilir ve bunların temelinde ülkemizde bilimin gelişimine katkıda bulunmak vardır.
    Ancak yazınızda önemli sayı hataları var. Birincisi, çalışma bakanının da açıkladığı gibi ihraç sayısı 100bini geçti kamu kurumlarında. Kurulacak komisyona bunların tümü başvurabilir artı öğrenci statüsündeki kişiler var, komisyona gidecek kişilerin 150bin civarı hatta daha fazla olacağı tahmin ediliyor, siz yazınızda 50bin diye belirtmişsiniz.
    İkincisi, ben 675 nolu khk ile ihraç oldum ve benimle birlikte 1200 akademisyen ihraç oldu. Tüm Khk’larda Toplam 4800 akademisyen kamu üniversitelerinden ihraç oldu, bu rakama kapatılan vakıf üniversitelerini de eklerseniz işsiz akademisyen sayısı 7000’i bulmakta. Düzeltmenizi umut ederim.
    Son olarak ihraç edilen her meslekten kişiler mesleklerini elde etmek için emek verdiler. Neden mahkeme hakkımız engelleniyor? Adil yargılanma sağlansın gerçek suçlular ayıklansın. Adaletten başka temennimiz yok.

  26. Merhabalar!
    Sayın Koru!
    Geleceğimizin tırpanlanması hepimizi derinden üzmekle beraber müsaade ederseniz bu sitenin değerli takipçileri ile hasbihal etmek istiyorum:
    Bu sitede huzur buluyorum.
    Yalnız olmadığımı anlıyorum.
    Sağduyulu insanların hala var olduğunu görmek…
    Sayın Fehmi Koru’nun yazılarını bir solukta okumak…
    Her biri birbirinden değerli yorumları okurken kimi yorum için “tam duygularıma tercüman olmuş”, kimi yorum için ise “muhalifim ama sonuna kadar okuyayım ve ne demek istediğini anlamaya çalışayım diye düşünmek…
    Yorum yapmanın başkalarına hakaret etme, aşağılama, küfretme olmadığını gösterdiğiniz için;
    Sizin fikrinize katılmayanları, bu güzel sitede anmak istemediğim küfürler, hezeyanlar ile linç etmediğiniz için;
    Muhalif olanları tekfir edecek kadar ileri gitmediğiniz için…
    Hepinize sonsuz teşekkürler…

  27. Başdakilerin derdi ne vatan ne millet, sadece oy alimak.Bakalım bizim millet bu zülümleri yapanlara ve anadolu sermayesini bitirenleri sandiğamı gömerler yoksa başlarına taçmi yaparlar.Akademisyenlerin işlerine son verilmesi ve cadı avını hızını artırarak devam etmesi vb bunların hepsi 2 ay soraki sandiktan zaferle çıkmak için . Yarın öbür gün başka yerleredende işden çıkarmalar başlar, büyük bir ihtimalle sol kesimin ileri gelenlerini hedef alırlarki onları sokağa döküp millete bakın bunlar fetocu vatan haini eğer biz kazanamasak bunlar bu ülkeyi kan gölüne cevirirler diyerek tıpkı 14 Kasımda yaptiklar gibi milleti korkutarak oy alılar, zaten bunu Numan Kurtlmuş söylemişti “sandıkdan evet çıkmasa terör artar” diye.
    İki Türk Türkiyenin dişında bir ülkede karşılaşmışlar ve biri diğerine bir soru sormuş, “Sizce Türkiyede şu an en ucuz ve kiymetsiz olan nesne nedir?” Cevap,” sıradan vatandaşların çocuklari.”
    “Öğle şey olurmu hiç canım?” Canim diye tekpki gelenci, idda eden adam sıralamış.”Hergün onlarca asker polis cenazesi geliyor! “Yok canım onlar şehitler, koskoca bakan bile ölmeyıp sağ kurturanlara dua etmedimi? İnşAllah arkadaşlarinız gibi sizde şehid olursunuz diye!”
    Diğeri tekrar soriyor, şimdiye kadar hiç bir politikacınin çocuğu neden bu mertebeye yetişmek içi babalari tarafında cepheye gönderilmedi?” Bu soruya cevap bulamiyan kahraman konuyu değiştiriyo,” insaf be kardeşim adam bir şiir okudu diye onu hapise attilar ya!” Hay çok yaşa kardeş, o hapishaneye değil beş yıldızlı otele binlerce arabalik konvoy ile götürüldü, oranin tadi damağında kalmış olacakki,yüzbinlerce kadın, erkek, yeni bebeği olmuş, bomba imha ederken sakatlanmış gazi polisler yatağindan alinip ellerine bilezik takıp gelin götürülür gibi neşeli oynuya güle dünyaya canlı yayınlarla şov yaparak götürüldüklerinin sebebi bu olduğunu şimdi senin sayenden anladım. O bebekler anne sütü emmesede olur çünkü onların anaları öğrencileri hocaları hastaların doktorlari babaların evlatları vb,o beş yıldızlı otellerın tadını “DÜYA” liderimiz sayesinde çikarsınlar!” Yeter,bizim sıradan vatandaşların ünversite,ilk okul, ve lise tahsiline ihtiyaci olmadığı gibi hastalarında doktorlara ihtiyacı yok.Nasıl olsa bizi yönetenlerin çocuklari tücarlar tarafından Amerikalarda okutuliyo onlar bizim memlekete yeter.

  28. “Düşünen adamın doğasında vardır muhaliflik çünkü…”
    her Türk asker doğar…
    tek adamlık ta bizim doğamızda var
    belki de çoğulcu olamadığımız için muasır medeniyeti yakalayamıyoruz
    belki de Kemalizm kendini reddedeni de tutsağı etmiş
    gönlüm evet diyor aklım hayır
    ilk defa bu seçim tv izlemeden oy kullanmak istiyorum
    evet de desem aklımla demek istiyorum

  29. Heyhat! 28 Şubat’ın mazlumuyuz mağduruyuz diyenler almış ellerine tirpanı bugünün evlatlarını biçiyor.Neden? Enistemizden istihbaratını aldığımız darbeyi onlar yaptıda ondan…

  30. Son khk ya kadar binlerce akademisyen atildi. Her khk da 3-5 akademisyenin atildigi yanlis. İlk khk da 2 bin kusur akademisyen atildi. Fehmi bey yanlis biliyorsunuz

  31. Fehmi Bey bu KHK ları siz gazetecilerin adam akıllı birer defa incelemesi lazım. Zira biriniz bile durumdan haberdar değilsiniz. İlk defa 330 akademisyen toplu atıldı ne demek? Sadece benim bulunduğum KHK da 649 akademisyen birden ihraç edildi.. Sayı yüz bini çoktan devirmiş, geçen bir yerde 84 bin gibi rakamlar telaffuz ediliyor. O KHK larda ismi geçen herkesin bir aile olduğu kimsenin umurunda değil.Öz vatanımızda, milletimizin gözünde önemsiz sayılardan ibaret insanlar olmuşuz. Alacağın olsun güzel ülkem..

Hüseyin Sahin için bir cevap yazın İptal