Yeni sistem dün başladı, ancak yazarlar CB Erdoğan’ın sunumunu görmezden gelmiş…

26

Hayal kırıklığı yaşıyorum.

Sabahın erken saatlerinde internetten göz attığım gazeteler yaşattı bana hayal kırıklığını…

Dünün en önemli olayı olan, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın 100 günlük icraat programını, göz attığım ilk iki gazetede, hemen her gün görüş açıklayan yazarlardan pek azının değerlendirmesi yüzünden bu hayal kırıklığım…

Cumhurbaşkanı Erdoğan‘ın, neredeyse tek başına -toplumu da peşine katarak- gerçekleştirdiği yeni sistemin ilk elle tutulur örnek eylemine iyi hazırlandığı, en başarılı performanslarından birini sergilediği ve herhalde konuşulmasını da isteyeceği bir olay, iktidar partisinin itibar ettiği gazetelerin muteber yazarları tarafından pas geçilmiş…

Hayret etmez ve hayal kırıklığı yaşamaz mısınız?

Sabah’ta tek yazar (Okan Müderrisoğlu) konuya hakkını vererek girmiş, Hürriyet‘te ise o bile yok…

Başkanlık sistemi ve bize özgü…

Önce dünkü toplantı ve sunum için neden ‘yeni sistemin elle tutulur ilk örneği’ dediğime açıklık getireyim:

Arada kesintiler yaşansa da ülkemiz 1876’dan beri ‘parlamenter sistem’ ile yönetilerek bugünlere geldi. Osmanlı’nın ‘Meşrutiyet’ ile başlattığı deneme Cumhuriyet‘in tek ve çok partili dönemlerinde de devam etti.

Şimdi ise, 24 Haziran seçimleri sonrasında bütünüyle geçilen 16 Nisan (2017) referandumunun ürünü ‘başkanlık sistemi’ o eski sistemin yerini aldı.

‘Başkanlık sistemi’, ama en başından beri söylendiği gibi, bize özgü bir sistem bu.

Parlamenter sistemde, her yeni hükümet güvenoyu ister ve bu Meclis’in onayına sunulur. Başbakan hükümet programını Meclis’te okur, ardından gruplar adına konuşmalar için kürsüye çıkılır ve yapılan oylamada çoğunluk sağlanırsa hükümet güvenoyu almış sayılırdı.

Eski sistemin en önemli faaliyetlerinden biri de bütçeydi. Hükümetin bir yıl içerisinde yapacağı icraatlarını ihtiva eden bütçeyi yine başbakan Meclis’e sunar, her bakanlığın bütçesi üzerinde de müzakereler yürütülür ve sonunda yine oylama yapılırdı.

Artık ‘başkanlık sistemi’ne geçtik; hükümet için güvenoyu gerekmiyor, bütçeyi de Cumhurbaşkanı kendisi hazırlayıp kendisi onaylıyor.

‘Bize özgü başkanlık sistemi’ özelliğine gelince…

En belirgin başkanlık sistemi sayılan ABD’de, dün Beştepe’de yapılan toplantının benzeri Kongre‘de icra ediliyor. Orada başkan ‘Ulusa Sesleniş’ adını taşıyan bir programı Kongre’nin iki kanadının (Senato ve Temsilciler Meclisi) üyelerine ek olarak devletin hassas birimlerinin (örneğin Anayasa Mahkemesi üyeleri) temsilcilerinin de katıldığı bir oturumda gerçekleştiriyor.

Ana konuşmacı olan Başkan’ın ardından muhalefete de o konuşmayla ilgili görüşlerini açıklama fırsatı veriliyor.

Katılımcı sayısının üç bin kadar olacağını önceden öğrendiğimiz dünkü toplantı Beştepe’deki Külliye‘de yapıldı. Bakanlar oradaydı, herhalde AK Partili milletvekilleri ve bazı bürokratlar da; gerisi Cumhurbaşkanlığı tarafından davet edilmiş insanlardı.

Muhalefet?

İşte o yoktu dün.

Muhalefet yok, yerel seçime kadar da yok olursa…

Seçim sonrasında muhalefet partilerinden ikisi kendi iç sorunlarına dalmış görüntüsünü veriyor. Bir zamanlar her fırsatta kurultay topladığı için ‘sürekli kurultaylar partisi’ diye de anılan CHP, iç muhalefetin ‘kurultay’ çağrısına ve çok sayıda imza toplamasına rağmen kurultaya gitmemek için direniyor… İyi Parti de, başkanlığı bırakacağını ilan etmiş Meral Akşener‘in ayrılmasıyla birlik ve dirliğini sürdüremeyeceği endişesinin etkisi altında kurultaya gidiyor…

Cumhurbaşkanı hükümetinin 100 günlük icra programını açıklıyor, muhalefet ortada yok.

Türkiye’nin gerçek bir muhalefete ihtiyacı o kadar meydanda ki…

‘100 günlük icraat programı’ bir tür ‘İcraatın İçinden’ programı gibiydi. Cumhurbaşkanı Erdoğan sunumunda lideri de olduğu AK Parti’nin 16 yıllık iktidarı döneminde yapılanları tekrarladığı gibi, çoğu son seçimin kampanyası sırasında bizzat kendisinin telaffuz ettiği vaatlerden önümüzdeki 100 gün içerisinde hayata geçirmeyi uygun gördüklerini de sıraladı.

Hepsi o kadar.

Kendisini dinlerken “Acaba yerel seçimin tarihini erkene çekme niyeti de var mı?” diye düşünmeden edemedim.

Mart ayını beklemek yerine 100 günün nihayetinde bir seçim olabilir gibime geldi.

Ekonomide yaşanan sıkıntılar ve son günlerin en heyecanlı konusu ABD ile ilişkilere doğrudan girmek yerine, yine en iyi yaptığı işlerden birini yapmayı tercih etti Cumhurbaşkanı Erdoğan: Topluma umut verdi.

Zorlukları birlikte aşacağımızı ve fedakarlığın millete düşeceğini öğrendik ekonomiyle ilgili olarak; ABD’nin ilişkileri bozucu tutumunu da Türkiye’ye karşı girişilen kapsamlı bir mücadelenin parçası olarak gördüğünü ima etti Cumhurbaşkanı Erdoğan.

Bunları zihnimden geçirirken, televizyon ekranında enflasyonun tırmanışını sürdürdüğünü ve doların da 5 TL’nin üzerinde seyrettiğini görüyordum; bakanların oturduğu podyumda ABD’li mevkidaşı ile görüşmek için yurtdışında bulunan dışişleri bakanının koltuğu da boştu.

İktidarın itibar ettiği gazetelerin muteber yazarları böyle bir toplantıyı neden önemsemediler acaba?

Oraya çağrılmamışlar mıydı yoksa?

Anlayamadım da…

ΩΩΩΩ

26 YORUMLAR

  1. Sorun CHP’de değil
    CHP oturmuş bir partidir. Sermaye başına kimi getirirse getirsin parti yönetime hakim olur ve varlığını sürdürür. Benzer durum MHP’de de vardır. Parti başkanlarının değişmesiyle partilerde büyük değişiklik olmaz. DP, Doğru Yol Partisi, ANAP ve AK Parti ise oturmamış partilerdir. Başkanları değiştiğinde partiler de değişir. Başkanları gidince parti de gider. Saadet Partisi, varlığını yokluk içinde sürdürmektedir.
    Türkiye için asıl tehlike buradadır:
    1- Muhalefet bertaraf edilmiştir.
    2- Onun sayesinde iktidar olan ve cumhurbaşkanını seçen MHP yönetime katılmıyor.
    3- Parti içinde partinin kurucularından ses seda yok.
    4- Uygulama çelişkilerle doludur. Eskiden Milli Güvenlik Kurulu’nda askerler hükümete tavsiyede bulunur, cumhurbaşkanı da hakemlik yapardı. Şimdi hakem yoktur. Cumhurbaşkanı başkomutandır. Dolaysıyla MGK ne işe yaramaktadır? Cahillerin veya hainlerin hazırladığı anayasa bu kadar olur. Bütçeyi meclis yapar, Sayıştay meclisi denetler. Şimdi meclisin yapmadığı bir bütçe Sayıştay tarafından nasıl denetlenecek. Demek ki Sayıştay’a da gerek yok.
    Hain dedim, bu anayasa dışarıda hazırlandı ise kasten böyle çelişkileri içeren bir anayasadır. Haince hazırlanmıştır. Ülke içinde hazırlanmışsa bilmeyen, bilmediğini de bilmeyen biri tarafından hazırlanmıştır.
    1961 Anayasası’nı Sıddık Sami Onar hazırladı. 1982 Anayasası’nı Orhan Aldıkaçtı hazırladı. Rejimi değiştiren anayasayı kim hazırladı, bilen var mı?
    “Basın ilgilendi” diyor, Koru. Enflasyon gün gün artıyor faiz de artıyor. Bunun sonu devletin yıkılışına gider. Osmanlı İmparatorluğu’nu böyle yıktılar. Borçla borç ödenmez. Hele faizli borç borcu katmerleştirir.
    Türkiye çok güçlüdür ve iyi bir durumdadır. İki sene içinde dış borçlarını sıfırlayabilir. Enflasyonun etkisini iki ay içinde durdurabilir. Bunun reçetesi yalnız Akevlerdedir. Ümit ediyorum ki Erdoğan cahil veya hain çevresini aşarak Akevler’i dinler. Kendini de devletini de kurtarır.
    Yalnız Akevler’i dinlesin demiyorum. Akevler’i de dinle diyorum. Kur’an’ın ‘Her söze kulak verin’ emrini yerine getirsin.

  2. Bir devlet düşünün -sadece bizim değil, ümmetin kurtuluşunu müjdeleyen bir devlet. O devlette, ortaokulu bitirip lideye başlayacak öğrencilerin okullara yerleştirimi için bir sınav yapılıyor. Sınav sonuçları açıklandığından kısa bir süre sonra anlaşılıyor ki, 183.000 öğrenci hiçbir liseye yerleşemeyip açıkta kalmış! Milli Eğitim Bakanlığı bürokrasisi birbirine giriyor. Gidenlerle yeni gelenler birbirlerini suçluyorlar. Sonuçta, yeni Bakan Selçuk, rezaletin sorumluları olarak eski Müsteşar Yardımcısı Muhterem Kurt’u, Ölçme, Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Genel Müdürü Bayram Çetin’i ve Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürü Bilal Tırnakçı’yı görevinden alıyor. Buldukları çözüm yolları ise rezalet ötesi rezalet: Ailelerin tercihlerine göre farklı okul türlerinden boş kalanların Anadolu lisesine dönüştürülebilirmiş! “Son çare” olarak “talebin en yoğun olduğu bölgelerde Anadolu liseleri için ikili eğitim formülü masaya yatırılabilir”miş!

    İsimler pek bir şahane: “Ölçme, Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Genel Müdürlüğü”, “Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü” Daha bir sınavla öğrencileri okullara dağıtım işini beceremiyorlar. Rezalete çözüm olarak da, hiçbir hazırlık yapmadan boş kalan okulları Anadolu lisesine dönüştürmekten, “son çare” olarak da “talebin en yoğun olduğu bölgelerde Anadolu liseleri için ikili eğitim formülü”nden söz ediyorlar!

    Yıllık enflasyon tahminini bir ay sonra tekrar yenileyip son tahmininden yüzde 5,5 daha fazla artıran (savaşa mı girdik? 7’lik bir deprem İstanbul’u mu vurdu?), ne yapıp ne söyleyeceğini bilemez hale gelmiş bir Merkez Bankası, Trump’ın salladığı iki twitten sonra rahibi cezaevinden çıkarıp eve çıkararak Amerikalıları memnun edeceğini düşünürken tokat üstüne tokatla başa çıkmaya çalışan bir dışişleri, daha bir sınav gerçekleştirmekten aciz bir eğitim sistemi. . .

    Daha iki ay olmadı, tel tel dökülüyor ümmetin lider ülkesi!

  3. Para kaynakları her köşe-bucağa hizmet götüreceğiz anlayışıyla hesapsız ve “ezbere” bir şekilde kullanılır da üretime (ihracatın artmasına-ithalatın azaltılmasına) direkt katkısı olacak şekilde, öncelikler sıralamasına göre yapılmazsa ekonominin bu hallere geleceği aşikardı. Lüzumsuz masrafları, diz-boyu israfları birçok yamukluklarla ata bindirdiler Üsküdarı geçirdiler… Yıllardır eleştiriliyorken daha yeni yeni tasarruf tedbirlerini almak akıllarına geldi! Orijinal yep-yeni bir method ve büyük projeymiş gibi Albayrak dün müjdesini verdi! Ancak, bu arada ekonominin patronu dolar “Daha önce nerelerdeydiniz… ” deyip aldı başını gitti… “Kolay gelsin” ama işi zora sokan da AKP marka yanlışlıklardır….

    • Denk bütçe ortada, kamuya ait bi borç açığı mı var? Imf yi kovmuşuz, 21milyar dolar dövizi 127milyar yapmışız. İhracat 36milyardan 160milyar dolara çıkmış hala tasarruftan bahsedenler var. Haksız mıyım h.k.?

      • Haksızsın! Şu, döne döne tekrarladığın şeyleri bir papağana öğretsen o da ezbere aynı şeyleri söyler durur. Sevindiğin o 127 milyar kağıt üstünde “aman iflas etmiş olarak görünmeyelim” diye harç-borçla teşhir edilen vitrin görüntüsü olmasa, kimbilir daha neler iddia edeceksin, ha gayret! Senin akp marka gözlükler madalyonun bir yüzünü gösteriyor hep. Aynı dönemde ithalat verileri ne olmuş onu da yaz ve cari açık hangi seviyelerde seyretmiş…

  4. Aşağıda verdiğim link açilacağından emin olmadığım için yazının bir bölümünü kopiledim.

    https://kronos1.news/tr/fahri-meslek-danismanim-kitleyen-adami-takdimimdir/

    Haber merkezinden kültür sanat servisine geçtiğimde de ilgisi, gölgesi hiç eksik olmadı üzerimden. Fakat ben artık ‘yata yata çalışan’lardandım! Kültür sanat haberciliğinin kötü şöhreti bu; hep ‘entel dantel’lerle ‘lafazan’lık edip aslında ciddi habercilik yapmamakla eleştirilir kültür sanatçılar. Ufuk ağabeyin niyeti bu değil de beni kızdırmaktı tabii esasen. Lafının altında kalmayacağım garanti olduğu için atışma vesilesi olsun diye açardı bu muhabbeti. Habere gitmek üzere aynı araca bindiysek “Ooo kitleyen kız, nasıl gidiyor yata yata habercilik?” der, “Senin gibi yiye yiye gitmediği için göbek yapmıyor ağabey, memnunum” cevabımla kahkahayı basardı. Kültür sanat servisinde günlük ritüelimiz ise sürekli “Allahsız komünistlere yer verip durduğu”muz için aboneliğini kesme tehdidi savuran okur e-mailleriyle boğuşmaktı. Bundan haberdar olan Ufuk ağabey, bir gün beni bulamayınca masama şöyle bir not bırakmıştı: “Elif hanım, komünist bir şairim. Sizinle görüşmek istiyorum. Numaram….”

    ‘Kitleyen adam’ Zaman’dan sonra Sabah’ta, TRT’de, Vatan’da, Milliyet’te çalıştı. O kadar süre bir Allahın kulu, yaptığı işlere tek laf edemedi. Zaten savcı da edememiş ki iddianamede kendisiyle ilgili suçlamalar; yazdığı 15 ve rt’lediği 3 tweet’ten ibaret! KHK ile kapatılan Fatih Koleji’nde beraber okuduğu damat Berat Albayrak kabinede, Ufuk Şanlı, 18 tweet’ten Silivri’de!

    Özgürlüğünün ve işsizliğinin son aylarında İzmir’deydi. Bunu öğrenince telefona sarıldım tabii, en kısa zamanda hatta mümkünse ışınlanma yoluyla tam o anda görüşmek istediğimi söyledim. Sözleştik fakat erteledik. Nasırı ciddi rahatsızlık veriyordu ve doktora gitmesi gerekliydi. Sağlık meselesi olunca üstelemedim tabii. Fakat o, görüşmemize engel olan, henüz üzerine basamadığı ayağıyla koşa koşa İstanbul’a gitti, ifade vermek için. “Ağabey, bak bozuluyorum; ben çağırınca gelmiyorsun, oraya niye gidiyorsun?” dediğimde “Gidelim Elif’çiğim; korkacak bir şeyimiz yok. Sonra arkamızdan korktu, kaçtı demesinler” dedi. Bundan sonra benim vereceğim cevap da onun söyleyecekleri de çok belliydi ve görülen o ki kararını değiştirmeye yetmeyecekti. Bunu anlamamla gözlerimden süzülen yaşlara eşlik eden hıçkırığımı duydu ve yine ağabeyliğini yapıp “Ağlama Elif’çiğim, bir şey olmayacak” diye teselliye çalıştı.

    Bir şeyler oldu, çok şeyler oldu be kitleyen adam. Ben seni çok özledim. Çıksan da bana yine haber konuları söylesen.

  5. AKP nin 16 yıldıa başardığı iki büyk projesi var.
    1. TC de yaşayan yandaşlarını sadık bir Erdoğanncı yapması.
    2.cisi Adalet dağıtanları da gene sadık birer Erdoğancı yapma başarılari oldu.
    Hal böyle olunca,1.kategoride yer alanlar öğle bir duruma geldilerki okuduklarını dahi anlamaz bir Erdoğan aşkı sardı.
    Şu an bu aşk KARA sevdaya dönüşümüş durumda.
    Delilleride Son sınavlar ve sosyal medyada yorum yapanların ANLAMA ve KAVRAMA yetenekleri! ap açık ortaya çıktı.
    2.Kategorde ADALET dağıtan hayranlarıda
    Adeletin (A)sini dahu unuttuklari için onlari giydikleri cubbenin ilik ve düymelerinin olmamasının sebebi zannetikler adalet kelimisinin bir çeşit cuzzam hastaliği olduğuna inanarak bırdahada değil ona yaklaşmak yanından dahi geçmez oldular.
    Zaten onlar Adalet saraylarını terk edeli yıllar oldu. Şimdi orasida neydi öğle diyiyorlardirlar çünku onlarin yep yeni bir sarayları var. “AK SARAY….”

    Ben Brunson olayında ilk günden itibaren bu bir restleşme değil üçüzlerin her zaman yaptiklari milleti kandırma taktikleri ve üçüzlerin ikisinin DANIŞKLI DÖĞÜŞÜ olarak gördüm ve halen dahada öyle idda ediyorum.
    Evvelki günde iki cambazin görüşmesinin ardından bir gazeteye demeç veren burdakı cambazın o haberinin linkini siteye aktardıp o haberle dala geçtiğimi dahi anlamadan yorum yapip aklınca beni eleştırıyor.. Ben şahsen TÜRKIYEDE ve YURTDIŞINDA yaşayan Erdoğanı savunma hastalığı olan KARA SEVDALILARIN bunda böyle bu sevadan kurtaracaklarına hiç ihtimal vermiyorum, çünkü onların şimdilik tuzları kuru kolay kolayda ıslanacağı ihtimalıde yok gibi…
    Zaten bunun örneğide 40 derece sıcaklikta 400 küsür km ADALET yürüyüşü yapan Kılıçtaroğlunun onu ABDli din alimi, kendi partisinden ve diğer partilerden seçilmi millet vekillerinede yapılan ADALETSİZLIKLERİ falan unutup hemen MILLILEŞME sinden ve tutarsızliklarindan, İYİ Partililerin ölüm fermanları vermelerinden sonra, bizim millet kolay kolay kendi iradelerini bu tip beceriksizlerin elinden kurtaramazlar, çünkü biz yalanlara inana hirsizliklari ve rüşveti sıradan bir vatandaş yapsa onu liç eden, bu işleri politikacılar yaptığı zaman olsun yapiyorlasada çalişiyorlar diyen ADALETI adamına göre kullanan bir MİLLİYETÇI ve MUHAFAZAKAR bir halkız.

    Kardeşlerim! siz CHPli seçmenler olarak liderinize neden bu kadar iki yüzlü olduğunu soramiyorsunuz? Iyi Partililer sizin MHP den farkiniz ne olduğunü çabucak unutu verdiniz.
    Neden ölüm fermanları veren lider kadirolarına tek bir kelime dahi etmediniz?

    Sizlerin Adalet anlayışı bu ise Türkiyede dürüst olnların VAAAAAY HALLERİNE.
    Ne diyelim! Allah Dürüst ve adaletli olanların yardımcisi olsun.

  6. Son kez tekrarlıyorum: kıytırık medya neyi nasıl görürse görsün kördür şaşıdır, işbilmez güvenilmez ve ipiyle kuyuya inilmezdir. Yaptıkları yayıncılığın ve köşe yazarlarının halkın nazarında zerre kadar itibarı ehemmiyeti yoktur ve olamaz da! Çünkü kalitesizdirler, ahlaksızdırlar, yeteneksizdirler, beyinsizdirler… Ayşe arman ın hakikaten de kürtajdan farksız röportajlarını okumaktansa o videodaki hacıamcanın anlattıklarını dinlerim daha iyi:) haksız mıyım bernar?

  7. Sadece Rahip Brunson değil, tutuklu ABD konsolosluğu çalışanları da yakında evlerine dönecekler, karşılığı da Hakan Atilla’nın cezasının geri kalanını Türkiye’de geçirmek üzere Türkiye’ye iadesi olacak. Yandaş basın ve TV kanalları bunu bir “başarı”, “dik durmak” olarak allayıp pullayacaklar -ne kadar yedirebileceklerse o kadar yedirebilecekler. Bence iktidar, eğitimde ortaya çıkan kepazelik ve ekonomi başta gelmek üzere gerçek meselelerin konuşulmasını perdeleyecek yeni konu başlıkları arayışına girişsin şimdiden.

  8. Fehmi Bey demişki: “Artık ‘başkanlık sistemi’ne geçtik; hükümet için güvenoyu gerekmiyor, bütçeyi de Cumhurbaşkanı kendisi hazırlayıp kendisi onaylıyor.”
    Yani kısacası kendi çalıp kendi oynuyor.
    Eğer bu seferde başarılı olamazsa, yok yerim dardı, yok yenim dardı diyemez.
    Bakalım 100 günlük program Türkiyeyi uçurmak için piste çıkarabilecek mi hep birlikte göreceğiz.
    Yalnız bana sorarsanız yönetim şekli olarak 1876 nın bile gerisinde bir parlamaenter sisteme sahibiz artık.
    1876 da en azından bir sadrazam ve bakanlar kurulu vardı meclise karşı sorumlu.
    Şimdi o da yok.
    Adına demokrasi bile denemeyecek bir yönetim tarzıyla yönetiliyoruz artık.
    Güçler ayrılığı ve hesap verebilirlik tamamen ortadan kalkmış durumda.
    Yargının hali ortada.
    Meclis ve vekiller göstermelik ve hiçbir etkileri kalmadı.
    Bu halde bile liderler önseçimle vekilleri belirlemeye yanaşmıyor ki hayret edilecek bir şey.
    Ama zamanla bu durum değişecektir.
    Vekillik sadece nimetlerinden istifade edilen bir iş haline gelecektir.
    Bu sistem Türkiye yi dünyada yalnızlaştırmaktan başka bir işe yaramayacak diye düşünüyorum.
    Toplum olarak dış güçler paranoyamız iyice zirve yapacak.
    Maduro nun Venezuella sı olma yolunda ilerliyoruz kısaca.
    Zaten şu sıralar en iyi dostumuz da Maduro.
    Adam altınlarını filan bize emanet ettiğine göre…

    • İş yapmaya niyetin yoksa; ister ‘vekillik’ olsun ister başka bi meslek ‘sadece nimetlerinden istifade edilen bir iş haline gelecektir’ zaten! (Nasıl bi kafatasıysa artık?) iş yapmaya niyetin varsa habire yasa teklifi hazırla, ellerini tutan mı var?kim bilir halkın değilse bile en azından tüsiad ın ihtiyaçlarını karşılamış olurlar böylelikle! Mecliste 4te3 çoğunluğu bi araya getirebilen, devletbaşkanımızı da yargıya sevkedebilir. Tabi aynı anda seçimlerin yenilenmesini de göze alabilen bi meclis lazım bunun için:) sence yer mi dersin sadeli vatandaş?

  9. Ben erdoğanın ne söylediğini hiç merak etmedim. bu nedenle erdoğanın söyledikleri hakkında kimin ne dediğini de merak etmedim. Yazıyı okuyunca erdoğanın söyledikleri ile ilgilenmeyenler kervanına yandaş gazetecilerin de katıldığını öğrenmiş oldum.
    – Yandaşlar bile erdoğanın söyledikleri ile ilgilenmiyor. gelinen nokta bu. çünkü ne söylediğinin hiçbir önemi yok. ne yaptığı, ne yapacağı önemli.
    – Erdoğanın ne yapacağını da zaten herkes biliyor. Yaptıkları yapacaklarının teminatı:
    – Durmak yok, ülkeyi batırmaya devam. 16 senedir iktidarda olup hala “pamuk eller cebe” demek hakikaten zor durum. Erdoğana çoook üzülüyorum.
    – Yandaşlara da yazık oluyor. çünkü kandıracakları birilerini bulamazlarsa erdoğan onlara dönüp “hadi beyler çıkarın şu cukkalarınızı. bu zamana kadar bedavadan cukkaladınız” diyecek.
    – H.Gayret, necip! hadiii. artık kimse kanmıyor. size sıra geliyor. başkalarının kanı üzerinden kahramanlık dönemi bitti. kimse kanmayınca, erdoğan sizden cukkaları isteyecek.

    • bugünkü yılmaz özdilin yazısı, devletin kasasından 1 kuruş çıkmadan ülkenin nasıl soyulduğunun güzel bir izahı olmuş.
      – 16 yılın “hizmetleri”nden bir demet sunmuş özdil. Halkın akp sayesinde nasıl “hizmet”lendiğini anlatmış.
      – Okuyanların “lütfen sayın erdoğan bize hizmet etmeyin. çok rica ediyorum” diyeceğinden eminim.
      – Allah ülkeyi akpnin hizmetinden korusun.

    • pekiiii hamza bey senin önerin ne? Erdoğan ı gönderelim de kimi getirelim? Yoksa kendi içinde bile başkan seçemeyen chp yi mi, yoksa sırtını kandile dayayan sütü bozukları mı? Sen ve senin gibiler hep istemişlerdir. Keşke işler biraz kötü gitse de meydanı boş bulup gerçek hain yüzümüzü gösterelim diye. Ama nafile. Başaramadınız, başaramayacaksınız.

  10. Maalesef vaziyetin fena olduğu dün itibariyle resmi ağızdan da dillendirildi.2016 Temmuz’unda da aynı seferberlik ilan edilmiş ama ekonominin kötü gidişatına mani olunamamıştı.O zamanlar dolar 3 tl seviyesindeydi bugün 5.08! Çin’den borçlanıyor öteki tarafı kapatmaya çalışıyoruz.Çin’e borcumuzu da artık Japonlardan falan alır kapatırız.Böyle böyle nereye kadar? Elbisede yama yapacak yer kalmadı maalesef durum bu.

    • Evet, MAALESEF, durum dile getirdiğiniz gibi. AK Parti’nin yola koyulurken bizlere yönelik birer vaad olarak ilan ettiği ilkeler birer birer değiştirilirken, partinin geniş halk yığınlarına dayanan kurumsal yapısı, liderlik kadrosu bir yıldan diğerine tasfiye edilirken, bu yapılanları eleştirip uyarıda bulunanlar (ki bu sitenin sahibi sayın Koru bunlardan birisi) hep “ihnet” suçalamasıyla yüz yüze kaldı, itibarsızlaştırıldı. Her birimiz,”Erdoğan düşmanı”, “Dış güçlerin maşası” ilan edildik. Ak Partili olmak, Cem Küçükler’in, Nagehan Alçı ve şürekasının içi boş laflarının arkasında saf tutmak, kimin “ölümüne Reisçi” olduğunun bu tipler tarafından belirlenen kriterlerine uymak oldu çıktı. “Hukuk devletinden sapmak bizim de yararımıza olmaz”, “Aman adalet ilkesine boş vermeyin” yollu uyarılarımızın karşılığı, her seferinde, “CHP’li vesayet yıllarında adalet mi vardı?” türü diklenmelerle karşılık buldu. “Daha önceleri toplumu kuşatan, kitleleri arkasında seferber etme kapasitesi çok yüksek, bu ülkenin seçmenlerinin yüzde 67’sinden en az bir kere oy almış bir partiyiz. Bu kuşatıcı söylemden vaz geçip kutuplaştırıcı strateji uzun vadede bizlere kaybettirir” uyarısının karşılığı, FETÖcü-PKKcı CHP ve HDP’ye koltuk çıkmak olarak ilan edildi. “İthalata dayalı büyüme stratejisi” ile çok uzun süre yol kat edemeyiz. İleri teknolojiye dayanan üretim ekonomisine hazırlık olmak üzere eğitimde ve ekonomide gerekli yapısal dönüşümü gerçekleştirmeye yönelik adımlar da atalım” dediğimizde, inşaat sektörünün medyadaki kalemşörlerinin eliyle “cahil” ilan edildik. Yalakalığın pirim yaptığı, seküler-medyada tek derdi kendi kişisel bekası ve çıkarı olan kalemşörlerle ve Yeni Şafak’taki hamset şampiyonlarının yarattıkları sanal gerçeklikle ne kadar yol gidilebileceği yakında ortaya çıkacak. MAALESEF, Kral çıplak. . .

  11. Sanırım “bize özgü başkanlık sistemi”nin ne menem bir şey olduğu yavaş yavaş ortaya çıktıkça, Başkan’ın ve bakanlarının neler söylediklerinin önemsenme derecesi de buna paralel olarak azalacak. Hafta başında Hazine ve Maliye’den sorumlu bakan Albayrak, ekonomide birinci önceliği enflasyonla mücadeleye vereceklerini açıklamış, yandaş gazeteler bunu iri puntolarla manşet haber olarak “Albayrak’tan çok önemli açıklamalar” başlığıyla birinci sayfalarına taşımışlardı. Bunu takip eden saatlerde ve ertesi gün boyunca dolardaki hareketi izledim, inanın döviz paritesinde -bir kaç saatliğine de olsa- hiçbir etkiye yol açmadı.

    Erdoğan susarken, onun yerine iktidar adına konuşanların “Biz tehditlere göre adım atacak ülke değiliz” yollu sözlerini ciddiye aldığı yok Trump yönetiminin. Hatta, öyle görünüyor ki, bundan sonra rahip Brunson’ın ABD’deki evine dönmesi bile bunlara yetmeyecek. Tutuklu ABD konsolosluğu çalışanı Amerikan vatandaşlarının serbest bırakılması talebi de buna eklenecek gibi.

    Başkanlık sisteminde kurulan bu ilk hükümetin henüz 40’ı çıkmadı, ortada bozguna da evrilebileceği işaretleri veren bir dağılmışlık havası var. Eğitimde kepazeliğin hangi noktaya geldiği açığa çıkıyor. Ekonomide Başkan yine halka “Çıkarın yastık altı dolarlarınızı, altınlarınızı, Türk Lirası’na çevirin” sözleriyle sesleniyor -adeta çaresizliğin bir ilanı. Brunson olayında orada burada “Bize boyun eğdiremezler!” diye dolaşanlardan birisinin bile bunları inanarak söylediği kuşkulu. Üretim maliyetlerindeki artış henüz tüketiciye yansımadı bile. Daralan ve daha da daralacak olan ekonomi yüzünden toplu işçi çıkrmalar, işletmelerin kapısına kilit vurmalar da yaşanmadı henüz. Sn. Koru’nun bir “ihtimal” olarak söz ettiği yerel seçimlerin erkene alınması, bence daha şimdiden bir kaçınılmazlık.

    Muhalefetin darmadağın olmasının, iktidarın yerel seçimlerden zaferle çıkılacak olmasının vs. nihai yazgı açısından bir önemi yok. Türkiye, benim 24 Haziran seçimlerinden haftalar önce söylediğim gibi, erken başkanlık seçimine doğru yol alıyor. Siyasette benzerine en son 2002’de tanık olduğumuz bir depreme doğru gidiyoruz. Çünkü, bu saatten sonra “Yeniden milli şahlanış” retoriği altında duygu ve heyecan seferberliği girişimleri de pek iş görmez.

    Önceki gün, muhalif gazetelerde, 24 Haziran seçimleri öncesi iptal edilen “Koltukları ısıtmalı lüks milletvekili araçları” ihalesinin yeniden ve araç sayısı artırılarak yürürlüğe sokulduğu haberi vardı. Bakalım o koltukları alttan ısıtmalı otoların keyfini kaç kış yaşayabilecek milletvekilleri. . .

  12. Fehmi bey sizin bir okurunuz olarak ilk defa sizin şu “Anlayamadım da…” kelimenizi sizi yazılarınızdan dolayi tanıdığım kadarı ile sizin anlamamanizı da ben anliyama dım…
    Fehmi Koru mu anliyamadı????
    O zaman bu konuyu anlasa,anlasa Taha Kıvanç anlamıştır! Zaten F Korunun anlamadığı bir şeyi T Kıvanc ın haricinde kimse anliyamaz…
    Bizde kedisine mektup yazar onun anlatmasını isteriz, çünkü yeni sistemde
    AKP genel başkani ayni zamandada TC Başkanı RT Erdoğan ilk icraatı millette pamuk eller cebe hadi bakalim Dolarlari ve altınları bozdurun emrini verdi!!!
    Ne yapsın işi çok zor.
    HANİMLAR BEYLER HAYDI BAKALİM PAMUK ELLER CEBE, YENI SISTEME GEÇMEK KOLAY DEĞIL! Birazcık kemerleri sıksanız diyeceğim ama zaten kemerleri sıkmak için fazladan açılan deliklerde bitti, nasıl sıkacaklar.
    Devlet B ve Tayyip E sistemi hayırlı uğurlu olsun.
    Sakın başkanlik sistemi demeyin!
    ABD 337,Miliyon vatandaş olan en az 20 veya 30 miliyon da yeşil kartli vatandaş olabilme zamanını bekleyen nufüsu var, fakat 100 senetör 447 de millet vekili toplami 547 kişiden oluşiyor.
    Bizim 80, miliyon nufusa 600 millet vekili yatarak bedavadan maaş ve emeklilik cepte.
    Yazın ABD de millet vekilleri ve senetörler 5 hafta tatile girerler bizde 3 ay.
    Ne sistemki her şeyi ceplerini doldurmak için ayarlamışlar.
    Aslında burada saat 22:30 kendime iyi geceler, Türk halkınada iyi uykular dilerim gerçi bir kısmı zaten hep uyuyorda diğerleride nasıl olsa başkan tarafından her zaman uyutuluyorlar.
    Eyyy ABD Eyyyy AB Eyyyyy İsrail sizde kim oliyorsunuz.Biz BÜYÜK DEVLETIZ.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here