9 Eylül’lerde farklı bir heyecan yaşanırdı İzmir’de, yakın tanığıyım…

26
Kurtuluşa doğru..
Reklam

Benim çocukluğum ve ilk gençliğim İzmir’de, ticari hayatın merkezi durumundaki Kemeraltı Caddesi’nde geçti. Daha ilkokula gitmezken evden babama sefertası içerisindeki öğle yemeğini götürmemle başlayan ilişkim, yine aynı dönemde küçük bir tezgahla iş hayatına atılmama da dönüşmüştü.

Ailem kurtuluşundan az sonra yerleşmek üzere kente gelenlerden…

Yangın yerine dönmüştü İzmir ve yeni sakinlere ihtiyacı vardı.

Bizimkiler gibi tası toprağı toplayıp barınamaz hale geldikleri Balkan kentlerini terk ederek Türkiye’ye sığınmış Türkler’den bazılarına, ilk indikleri İstanbul’da vatandaş haline geldikten sonra, İzmir’e gitmeleri tavsiye edilmiş olmalı.

Dedem ve çocukları Prizren’de (Kosova) yaptıkları ve iyi bildikleri ticareti, Kemeraltı’nın Kestelli Caddesi ile kesişen köşesinde açtıkları türlü çeşitli şeyler satılan bir dükkanla İzmir’e taşımışlardı.

Karar’da yazan benden bir on yıl kadar daha kıdemli olduğunu düşündüğüm İzmirli İskender Öksüz, ‘9 Eylül’ü bakın nasıl ‘zorla’ yaşardık’ başlıklı bugünkü yazısında,  İzmir’in kurtuluş törenlerini kendi neslinin nasıl yaşadığını çok güzel anlatıyor.

Yalnız İzmirliler kutlamazdı 9 Eylül’ü, orduların İzmir’e gelene kadar uğrayıp herbirini kurtardıkları komşu iller ve kasabalar halkları da, hem kendi kurtuluş günlerini kutlar, hem de hepsini temsil edercesine büyük resm-i geçide katılmak üzere o gün İzmir’e taşınırlardı.

‘İzmir Enternasyonal Fuarı’ da her yıl 20 Ağustos – 20 Eylül tarihleri arasında açık olduğu için, akşam herkes oraya koşardı. Gecenin bir vakti, fuarın kapısında, içlerine girildiğinde köhnelik kokan otobüs ve minibüslerin muavinleri, “Kasaba’ya, Kasaba’ya” veya “Salihli, Salihli” diye bağırır, o sabah 9 Eylül törenleri için İzmir’e getirdikleri kişileri geldikleri yere taşırlardı.

Reklam

Büyük bir gündü 9 Eylül İzmir ve çevresi için…

Asker elbette görünür halde olurdu, ancak geçit töreninde hemen her mesleğin mensupları -yani siviller- daha bir coşkuyla yürürlerdi.

İlkokuldan lise sona kadar mektep talebeleri bizler de izleyenlere bitmeyecekmiş gibi gelen yürüyüş kolunda yerimizi alırdık.

Yürüyüşe katılanlar arasında bulunan göğüsleri madalyalı gaziler geçerken izleyiciler arasından kadınlı-erkekli bazılarının gözlerinin sulandığını ben de görmüş ve kendi ailelerinden verdikleri kayıpları o hengamede özlemle hatırladıklarını düşünmüşümdür.

Yürüyüş kolunu oluşturan grupların bir hiyerarşisi de vardı.

En önde, üstü açık bir cibin içerisinde, ellerinde o güne özel kocaman şapkalarıyla, ilin resmi yöneticileri bulunurdu. Vali ile belediye başkanı yan yanaydı. İldeki askeri birliğin en üst düzey komutanı da cibin içerisinde üniformasıyla onlara eşlik ederdi.

Onların hemen arkasında askeri bando bulunur, bütün yürüyüş boyunca hiç durmaksızın marşlar ve kahramanlık türküleri çalarlardı. 

Liseliler, ortaokullular ve ilkokul çocuklarıyla öğrenciler de, her okulun önünde bayrak taşıyan en iri arkadaşlarıyla, ama mutlaka sert adımlarla yürürlerdi.

Reklam

En sert adımlılar önlerindeki tabelada ‘İzmir İmam Hatip Lisesi’ yazılı okulun öğrencileriydi.

1960’lı, 70’li yıllarda İmam Hatip Lisesi’nin mehter takımı da vardı ve 9 Eylül törenlerinde en fazla alkışlananlar onlar olurdu.

İlkokula başladığımda, o küçücük halimle, yeri göğü inlettiğimizi hissederdim.

Güzel İzmir’imizi düşmandan sanki bizler kurtarmışız gibi gururla doluyduk. 

Yaşadıkları kentten birilerinin ‘Gavur İzmir’ diye söz etmesine bir cevap gibiydi sanki 9 Eylül’ün İzmir halkı tarafından bu denli heyecanla kutlanması…

Öğrencilerin arkasından değişik meslek gruplarından siviller yürürdü. Her meslek grubunun ve derneğin mensuplarının önünde hangi mesleğe ve derneğe mensup olduklarını gösteren tabelalar bulunurdu.

Sivillerden askerler ve öğrenciler gibi sert adımlar beklenmezdi.

Yürüyüşün bayağı uzun sürdüğünü hatırlıyorum.

Kordon boyunun bir ucundan diğer ucuna kadar.

Ayrıca, resmi yürüyüş bittiğinde, siviller Kemeraltı üzerinden de yürüyüşlerini sürdürürlerdi.

Hiç değilse ben öyle olduğunu hatırlıyorum.

Ticaret erbabı için de önemli bir gündü 9 Eylül. Civar il ve kasabalardan töreni izlemek için aramıza katılan çok sayıda insan, yaşadıkları yerlerde bulamayacakları malları almak ve hizmetlerden yararlanmak için de gelirlerdi İzmir’e ve o günün alışverişi esnaf tarafından bir yıl boyu heyecanla beklenirdi.

Babamın doğumumdan çok önce vefat ettiği için görme şansı bulamadığım dedemden anlatmayı sevdiği bir anekdotu hiç unutmadım.

Dükkanın hemen karşısında, küçük imalathaneler yanında maişetini Kemeraltı üzerinde sırtlarındaki ağır güğümlere doldurdukları şerbetleri satarak kazanan uzaklardan gelmiş kişilerin de gecelerini geçirdikleri bir han vardı.

Anekdot o handa kalan bir şerbetçiyle ilgili.

Kutlamanın yapılacağı günün sabahı hana uğrayan dedem, oranın yatılı müdavimlerden bir şerbetçinin, mekanın tam ortasındaki çeşmede, birikmiş çamaşırlarını yıkamaya koyulduğunu fark eder.

“Ne yapıyorsun?” sorusunu yönelttiği genç adamın sorumsuzca “Çamaşır yıkıyorum” demesi üzerine kızgınlıkla bağırmaya başlamış dedem. En fazla iş yapıp diğer günlerin çok ötesinde para kazanabileceği kurtuluş gününde çamaşır yıkamanın tutarsızlığını adama hatırlatırken, “Bugün Kemeraltı’na şerbet de içmeye gelecek olanlar susuzluklarını nasıl giderecekler?” sorusuyla adama adeta milli bir görevden kaçtığı töhmetinde de bulunmuş…

Okulların yeni açıldığı bir sırada ve dükkanımız geçit yerine çok yakın olduğundan, 9 Eylül’ün bereketi bizim evde ve herbirimizin üzerinde de hissedilirdi.

Pek çok ihtiyacın karşılanması için 9 Eylül’ü beklemek gerekeceği bilinirdi.           

Çocuk hafızamda İzmir’in o günlerdeki kalabalığı ve o kalabalığın tören sırasında sergilediği heyecanlı coşkunun ayrı bir yeri vardır.

Sonra ben de okullu oldum ve çok geçmeden 9 Eylül’de İzmir’e gelen kalabalıklarla birlikte izlediğim yürüyüşçülere ben de katıldım.

O heyecanlı törenler, resm-i geçitler ne zaman sona erdi, ilk gençliğimi takiben İzmir’den ayrıldığım için doğrusu bilmiyorum.

Bu yıl farklı biçimde de olsa o heyecanın yeniden yaşandığını fark etmek beni mutlu ediyor.

ΩΩΩΩ

Reklam

26 YORUMLAR

  1. Şayet genetik bir analiz yapılırsa Anadolu’da yaşayan Türklerin orta Asya Türkleri ile bir alakası olmadığı ve Yunan kardeşlerimizle daha fazla akraba olduğumuz görülecektir. Zaten dışardan bakınca gayet öyle olduğu anlaşılıyor. Yemekten müziğe ortaklıklarımız daha fazla. Ama nedense düşmanlaştırma çabaları çok fazla. Yunanistan ile AB’de birlikte olsak çok daha mükemmel bir ortaklık olur. Ama iktidar tutturmuş Şanghay beşlisi diye otokrat diktatörlerin peşinde. Olmaz ki, ne alaka yani.

    • Malumundur sanırım, DNA testleriyle genetik olarak kimin kimle akrabalığı olmuş olabileceğini çıkartmak epey kolaylaştı. Bu şekilde insanlık tarihi tekrardan nasıl şekillendirilmeğe çalışılacak zamanla göreceğiz. Bakma sen “Var mı len, Türküm” diye caka satan şöven cücüklerine! M.K.Atatürk Paşamız Yunan tarafında doğdu zaten! Kabrini açıp çok ufak bir örnek alsınlar, % 90 ihtimal Yunan veya Balkan’lı olduğu ortaya çıkabilir. Diğer yandan, Türklere düşman birçok insan Türk kökenli olabilir. Internette öyle birine rastlamıştım. İlginçtir! Türklere nefret duygularına sahip bir Kürt, DNA testinde Türk genetiği gösterince epey bir şok olmuştu!

      Önemli olan, “Batı yakası” veya insanın “genetik markası” değil, “Bütün”dür! şükür ki bizim durumumuzda ekseriyeti müslüman. Gerisi teferruat! bu topluma aidiyet hissi, Allah’a kulluk bilinciyle, topluma/dünyaya katkıda bulunmak; eksikler varsa doğru-dürüst gidermeğe çalışmak.


      Aynı etten kemikten, Ademoğluyuz,
      Bazen Batılı, bazen de Doğuluyuz!
      Üstünlük ırkçılıkta değil, “Takva”da!
      Can, aynı can! bunu Allah’a borçluyuz!

      Şu, bu olmak yolunda bu ne heyecan?
      O’ndan geldin! O’na döneceksin ey can!
      Göreceksin neler var, Allah-ü alem,
      Bambaşka!, gözlerini kapadığın an!
      …..

    • batı seni içine almak istemiyor kardeş! biz içine girmek deyince dibini bulmaya çalışanlardan olduğumuz için, bekaret kemeri pardon füze rampalarından suni surlar diktiler Ege kıyılarına🎃😠😊😂
      hem vazgeçemiyor lar bizden hemde istemiyor lar bizi içlerinde.
      kimi istiyon?
      yunanı!🙁
      niye Türk istemiyon?
      adaları alacak elimden!🙁
      o zaman ne işin var adamların güney sınırını engelliyon??
      ordan eee… beee…
      ne işin var akdenizin doğusuna sondaj çakıyon???
      cee.,.. üüü… üürüü üüüüüü!!!🐩🐕🐐
      valla erken öten horoz ibiklerini biry.

  2. İzmir güzel olmalı. Seveniyle dolmalı…. Parayı denkleştirmişler. Bebek yaştayken Fuar’a götürmüşler. Cikcik cikcik bakınmışım etrafıma İzmir’de. O kent hayat boyu anlatılan güzel anılara vesile olmuştur. Gidiş o gidiş! Bir de uzun yıllarda sonra lise öğrencisiyken yolum düşmüştü. Pis kokudan burnun direğini sızlatan yıllardı! Tabi hayrete düşmüştüm koskoca şehre bu nasıl reva görülmüş diye. İzmir, Kıbrıs kadar olmasa da tarihi bir arayüz. İçbükey hesaplaşmanın zafer ile sonuçlanmasına vesile olan şehitlerimizi, M. Kemal Paşa baş komutanlığında tüm silah arkadaşlarını rahmetle anıp Allah’a şükretmeyi unutmamalıyız, tabi bu “Akıl*İman Sentezi”ne göre böyledir. Çocukken bu tür kutlamalar çok hoşumuza giderdi. Belediyede çöpçülük yapan ve kendilerine işgalci yunan askerini temsil etme görevi verilen ve bazılarını “belediyede çalışıyor” şeklinde mahalleden tanıdığımız çöpçüler işgale direnen şanlı askerlerimizce bozguna uğratılırdı. Halkın bizzat katılımıyla dinamik tam bir tiyatro idi. Yunan askeri kılıklı çöpçülerimizin düşürüldükleri yerden alınıp karga-tulumba arabalara atılırken kıs kıs güldükleri hafızamda kalan fotoğraflar arasındadır, çok eylenceli gelirdi.. Eminim, Yunan komşularımız da bunun simetrisi kendi mekanlarında benzer kutlamalar yapmışlardır. Orta Asya’dan gelip başlarına bela olduk, neticede! Ama, onların da fırsatını bulunca taa kafkasyada mezapotamyada ne işleri vardı, öyle ya?

    İnsanlık hallerinden, işte! (çoğu zaman işin içinde iş varken). “Hırs” insanın doğasında, Allah vergisi bir nitelik. Zaman üstü Melekler muhtemel sonuçlardan biri olarak kanlı savaşları işaret ederek sorgulamışlar. Durum bazı insanlarca da sorgulanagelir, niye diye (tabi alakasız ve sadece dünyalık varyansları da vardır işin). O, düzeni çetin olan Allah’ın dünya’da her alanda insanı sınamasının bir parçasıdır uzantısıdır. Niteliği veren O. Şüphesiz her daim savaşmak için kan dökmek için gelmedi insan sahneye. Gerekli hallerde “Hırs”ın deşarj olması da Allah adına dayandırılır ve izafi olarak bu doğaldır ve bütün din mensupları/mezhepleri nasibini almıştır bu nitelikten, bazen Allah’tan bazen şeytandan. Zaman zaman birbirlerine yönelik Hak ve Haksızlık adına. Tarihin afacan çocukları bizimkiler Hak adına epey bir sahne almışlar dünya tarihinde. Çağın değişmesine, hatta rönasansa ve hatta Amerikanın keşfine hasbel kadar vesile olmuş olabilirler (Allah-ü alem!). Umalım ve dua edelim ki Allah (c.c.) bizleri, hatalarımıza rağmen affeylesin, rızasına uygun doğru yola sevkettiği kullarından eylesin. Bu kimliğimizle, Cat Stevens/Yusuf İslam inancıyla AB’ye girebilmek önemli, yoksa aralarında erimek çok kolay. Zaten milli kohezyonumuz gevşemeğe yüz tutmuş vaziyette. Ancak, açıkgöz Yunanlı komşularımız bize bu konuda da dost kazığı atmadı değil. Malefes, bizleri komşu olarak içlerine pek sindirmiş değiller, istisnaları olsa da!

    • Tabi, büyüdükçe değiştik, artık dünyaya cikcik bakmıyoruz. Allah’ın “çetin düzeni”ni tanıdıkça kutlamaları pek sevmez oldum. Mecburiyet yoksa katılmam. Kutlamadan çok kutladığın şeyin anlamı ve devamı için yapılması gereken işler neyse ona odaklanmak gerek. Bu kapsamda, devlet büyüklerinin kutladıkları “İstanbul’un Fethi”ymiş, 29 Ekimmiş/balosuymuş bana hitap etmez. Eskilerin fedakarlıklarını gerçekte hak ediyor muyuz sorusu çok önemli! Bence etmiyoruz. Hak etmeyişe sebep olanları eleştirmek ve işin içinde iş olduğunu, işin doğrusunu göstermek kutsal bir vazifedir (tabi bu “Akıl*İman Sentezi” gözlüklerinden bakınca görünen bir sorumluluktur).

      Bugünkü başarılara, özellikle öğrencilerin başarılarına odaklanmamız onları kutlamamız önemli. Misal, dün söz konusu edilen Erzurumlu öğrencilerin roket kontrol sistemlerinin geliştirmesine yönelik çalışmaları kutlanacak/tebrik edilecek bir proje. Bravo! Umarım orijinalliği olan bir başarıdır, “monkey see monkey do = maymun gördüğünü yapar” marka bir montaj uygulaması değildir. Ancak, “Ay dede”mize roket türü birşey yollamadan önce işin maliyetini çıkarsınlar, çok uzak! Ülke yararlı, daha öncelikli ve daha masrafsız projelere odaklansınlar. Örneğin, bitki örtüsünü, ciğerleri/oksijen nefesleri kül olan yemyeşil ormanlarımızı tekrardan ve hızla filizlendirmek, daha derinlere çekilmiş yeraltı sularını yüzeye çıkarmanın yeni yollarını bulmak, deniz suyunu en ekonomik şekilde tuzunu ayırarak tatlı suya dönüştürmek. Tarım ve hayvancılıkta verimi arttırmak gibi. Daha neler neler, ne nitelikler! Hep ama hep enöncelikler…

  3. bugün saadet partisi yetkililerinin açıklamaları trend topic galiba(◠‿◠)
    Saadet Partisi Şanlıurfa İl Başkanı Mustafa Niyazi Yanmazın
    Twitter hesabından yaptığı tweette her yerde paylaşılıyor
    benim de ilgimi çekti;

    “Skandal! Recep Tayyip Erdoğan bey 15 Eylül de Şanlıurfa’ya gelecek. Kalabalık olmak adam toplamak lazım. Kimse kendiliğinden gelmiyor. O zaman 250 ₺’lik market kartı dağıtarak gelmelerini sağlıyorlar.
    Ne duruma düştü devri iktidar.”
    diyor◔◡◔
    isim alınıyormuş, gelince market dekontu verilecekmiş,
    öyle konuşuluyor.
    dağıtacak para çok galiba
    uzun zamandır meydanlar giderek küçülüyor, daralıyordu,
    ince uzun alanlar biraz çekim açısı desteği,
    tamam da…
    gerçekler ne kadar kamufle edilebilir,
    bilmem ki¯\_(ツ)_/¯

    • Günlük yevmiye 500 lira ile 750 lira arasında partisine göre değişir. Akparti mitinglerine 750 liranın altına gitmem. Muharrem incenin mitinglerine 500 liraya giderim o daha küçük parti.

  4. Dünyada bu tür konserlerde 6. sıradayız. 2 Milyon kişi çok şükür hiç kimsenin burnu kanamadan güzel bir kutlama oldu. Başta tüm emniyet mensuplarına ve emeği geçen herkese İzmir de yaşayan biri teşekkür ederim. Birlik beraberliğimizin keyfini çıkacağımıza nelerle enerjimizi tüketiyoruz. Aradan geçmiş 100 yıl ne yapsak, 2 milyon kişi Yunana küfürmü edelim. Savaş bitti, ikinci bir yüzyıla giriyoruz artık. Umut, beraberlik, birlik olmayı, birbirimizi sevmeyi ve refah bir şekilde yaşamayı artık herkes hak ediyor. Bütün dünya insanları. Nice 100.yılı güzel İZMİRİM.

  5. İyi partili kulisler,
    Meral Akşenerin kadından Cumhurbaşkanı olmaz ironisini ve ben başbakan olacağım söylemini bıraktığı söylüyorlarmış. Artıkın Akşenerin aday olma isteği öne çıkmış.
    Hah şöyle. Parti olduğunuzun farkına varın. İyiparti , Chp nin çantasını taşıyacak bir partimi.
    Tezkereye Chp ve Hdp hayır derken, iyi parti evet dedi, Chp Hdp ile yol yürürken iyi parti Hdp nin oldupu yerde biz yokuz dedi. Böyle adam olun milletin teveccühünü kazanın, Bir dahaki Vahdettinle le ilgili söylemi düzeltin oldu bu iş.
    Zaten Chp ve Hdp doğal ittifak. İyi parti liderliğinde diğer küçük partilerde bir araya gelmesi lazım. Masada Chp tek başına 5 sağcı partiyi yönetmesini bitirin. Bırakın Chp Hdp ile başbaşa kalsın.

    • Sultan Vahdettinle ilgili sözlerimi düzeltiyorum bu fırsatı bana verdiğin için teşekkür ederim.

      Son Osmanlı padişahlarına, özellikle Abdülmecid ve sonrası döneme baktığınızda tek hükümdarın Abdülhamit han olduğu görülüyor.

      Abdülhamit han da dahil son dönem Osmanlı padişahlarının dünyayı okuyamamaları, gelişmelerden haberdar olamamaları ve dünya ile entegrasyonda bir denge yakalayamadıkları göze çarpıyor.

      Kendi iç dünyalarına hapsolmuş padişahlar ya kafalarını kaldırıp dünyayı takip etme olanaklarından mahrum bir şekilde buna ihtiyaç duymamışlar ya da Avrupa’da tahsil görenleri de Avrupadaki gelişmeleri kendi ülkelerinde hiç bir alt yapı hazırlığı planlamaksınız alelacele taklit uygulamalarına girişmişler.

      Örneğin sultan Abdülaziz dindar ve alafranga karşıtı biri olarak gittiği Avrupa ülkelerinde gördüklerinden etkilenerek düşüncelerini değiştirmiş Avrupa’yı taklit etme hevesine kapılmış. Bir başka padişah zamanında fıransız yasaları tercüme edilerek demokratikleşebileceklerini zannetmişler. Bunlar birazda Avrupa’nın baskıları ile olmuş. Yani siz ileri ülkelerle yarışta geri kaldığınızda zisi ya yarıştan tamamen koparıyorlar veya da yarışa kazandırmaya çalışıyorlar. Osmanlı’yı da yarışa geri kazandırıyorlarmış gibi görünerek yarıştan tamamen kopmasını sağlamışlar.

      Sultan Vahdettin ise tahtın 9 varisinin en küçüğü olduğu için muhtemelen sıra bana gelene kadar kim öle kim kaşa diye düşünmüş ve kendisini medrese ilimlerine vermiş. Öyle ki şeri meselelerde hüküm verebilecek kadar da ilerlemiş. Edebiyat musiki gibi sanat dallarıyla meşgul olmuş. Tahtın varisi olarak abisinden sonra kendisinin olabileceği gündeme gelince bile muhtemelen abimden önce ölürüm diye taht hayali kurmamış. Zaten savaş karşıtı barış yanlısı biri olarak Enver paşa ekibinden ayrı, savaşan ülkelerle barış görüşmeleri yapan, saray darbesiyle tahttan indirilip iki bileğini de makasla keserek intihar etti denilen babası gibi beklenmedik bir şekilde bileklerinden kan kaybıyla ölen ve intihar etti denilen Veliaht Yusuf İzzeddin’in ardından tahta çıkmış.

      Devletlerin ölümü padişahların veliahtların ölümü gibi ani olmuyor. Devletlerin ölümü çok daha önceleri başlıyor ve siz bunu farkettiğinizde yapacağınız pek de bir şey kalmamış oluyor.

  6. Kurtuluş Savaşı’nın saltanata karşı verildiğini düşünenler var. Tıpkı Soyer gibi. 9 Eylül’de İzmir sanki Yunan askerinden değil Osmanlı işgalinden kurtarılmış gibi bir konuşma yaptı. Konuşmasını savunmak için de Atarürk ü referans gösterdi.

    Kim kutuplaştırıyormuş milleti.

    Tarkanın etkisiyle onca toplanan kalabılığa fırsat bu fırsat diyerek milli duygular vermek yerine kutuplaştırıcı dil kullanmak bunların ruhi haliyetinde var.
    Saadet partisi İzmir il başkanı demiş  “Biri ecdadıma küfreder, diğeri dinime söver, öbürü kültürümü yok sayar, bir diğeri de PKK’ya destek verir.”

    Helalleşiyoruz, helalleşiyoruz.

    • kurtuluş savaşını konu ederken İstanbul ile birlikte İzmir’i Hatay’ı Maraş’ı Antep’i konuşmamak mümkün olmadığı gibi, İngiliz fransızı yunanı konuşupta Osmanlı’nın hiç suçu yoktu abi, kader deyip sıyrılamayız.
      yarın bu ülkeyi bölmeye kalkanlar başarılı alursa mazallah,
      Atatürk şunları da denize dökmemiş, bunlarıda mübadil etmemiş, onlarıda haritanın içine almamış !..
      mutlaka diyecekler, lakin,…
      ençok lahmacuncuları masaaltına +1 saklayanları (varsa!) ffon mon ayaklarıyla dış güçlere hizmet eden leri tu kaka ilan edeceklerdir.
      öyleyse:
      osmanlıyı Vahdettin i suçlayanlar yetmez,
      seni bir partiyle, yada bir terör örgütü ile veya bebak katiliyle yahut taşeron bir tarikat cemaat çi elebaşı ile korkutmaya !..
      terbiye etmeye kalkanlara!…
      kendini tel maşa olarak boynunu bedenini sunanlara da!…
      Saadet partisi üyesi gibi
      “Biri ecdadıma küfreder, diğeri dinime söver, öbürü kültürümü yok sayar, bir diğeri de PKK’ya destek verir.”
      diye vakti zamanında cevabı yerleştirecek!
      yyıl sonra bende atar tutarım oohhh..
      son söz:
      yyıl sonra bu sözlerle Atatürk’ü övüp pasif kalanlara sitem edenler,
      yarın da Atatürk ve Türkiye Cumhuriyet i yöneticileri nin de hakkını anında teslim etmesi gerekir. ki,
      bu defada bu dönemin yetkilileri küfre maruz kalmasın.

      • İzmir BBB’nın Osmanlı zamanının son yıllarıyla ilgili ..hatta hıyanet! kısmısı olmamış! yakışmamış bir BBB’na!!!
        bir devrin son bulduğu zamanın koşullarını bu günün 👀’leriyle yorumlamaya kalkmak bu olsa gerek.
        düzeltmiş bugün sanırım.

  7. İzmir’in Gündoğdu meydanı güzel bir yer. Neden Gündoğdu demişler onu anlamak zor. Çünkü orada günbatımı çok güzel seyrediliyor. Gün batarken İzmirliler akın akın gelip çimlerin üzerine yayılıyorlar. Geç saatlere kadar herkes orada güzel zaman geçiriyor görünüyor. İzmir elbette diğer illerden farklı. Çimlere yayılmış gençlerin önemli bir kısmının elinde bira şişeleri oluyor. Kimse de kimseye karışmıyor. Güzel tabii. Bir olay oluyor mu bilmiyorum. Genelde batıda halka açık parklarda açıkta içki tüketimi yasaktır. Ülkemizde ise tam yasaklarla tam serbestlikler arasında gidip geliyoruz. Ortayı bulmak her zaman zor burada. İdeolojik dayatmalarla ve mahalle baskıları ile normale hiç gelemiyoruz.

    Tarkan konseri güzel düşünülmüş. Ancak Tarkan da artık 50’ye merdiven dayadı. Ses düzeni de bozuk olunca bana daha bir yaşlı geldi. Konseri “geççek geççek” ile bitirmesi ise elbette beklenen bir şeydi. Herkes içinden öyle dua ediyor çünkü.

  8. Izmir BBB ‘nın yaptığı konuşma üzerinden , özellikle siyasi iktidar , kelimenin tam anlamıyla konuyu çarpıtarak adeta kıyametler kopartıyor!
    Bir kere Izmir ve dolayısıyla vatan toprakları işgal edilirken kendinden başka hiç bir şeyi düşünmeyen ve gerçekten hain oldukları için Atatürk tarafından ülkeden sürgün edilen saltanatı nasıl ve hangi yüzle savunuyorlar ; aslında onları savunmak da bir bakıma ihanettir !
    Bu ne menemen bir aymazlıktir,
    anlamak mümkün değil !
    Hem bunlar onların avukatı mı !
    Konuşma metninde düşman işgalinden , mezaliminden , vahsetinden, Anadoluyu yakıp yikmalarindan bahsedilmemesi de BB ‘nın bir ayıbı , gafletidir !

    • Bildiğim kadarıyla bağımsız bir mahkeme de yargilanmadilar. Hain damgası vuruluverdi. Savunma yapamadıkları içinde üzerlerinde kaldı.
      Bu yargıya sahip çıkmak kul hakkına girer diye her daim hain demekten imtina eden bir gelenekten geliyorum.

      • Sultan Vahdettin’in kendi beyanları var. Hastalıklarla geçen çocukluğundan beri tahta çıkacağını hiç düşünmemiş. Bunun için hazırlanmamış da, hazırlamamışlar da. Hanedanın hastalıklı evladı denerek göz ardı edilmiş adeta. Sağlıklı ve güçlü abileri taht için yetiştirilmiş. Hiç bir zaman taht beklentisi olmamış. Kendisini tahta çıkaranlara da bunu söylemiş ama tahta sen çıkacaksın diye emri vaki yapmışlar. Sultan Vahdettin’i tahta çıkaranlar daha sonra Mustafa Kemal’in arkasında saf tutmuşlar.

        Hainler genelde ön plana çıkmazlar.

        • Hayret yaa! Kemalciler kumpas kurup hain ilan edebilecekleri bir Vahdettin bulmuşlar. Tam da adamını bulmuşlar! Yok ağbi haksızlıkla kurulan bu devlet yalanlarını milletten daha ne kadar saklayabilecek acaba. Tevekkeli yalan söyleyen tarih utansın gibi kitap başlıkları dikkati çekiyor.

      • artık nasıl bir gelenekse bu,
        söz konusu chp olduğu zaman hiç bir sözden
        “her daim” imtina etmiyor, hain damgalamaya itiraz etmiyor
        ya da,
        bir yorumcuya “yaşadığın ülke” diye akıl sıra dış güçler yaftası takmak amacıyla aklına geleni söylemekten, suçlamaktan, iftira etmekten
        “her daim” engellemiyor,
        kul hakkına girmekten “her daim” men etmiyor,
        sorun nerede acaba?
        sizde mi?
        gelenekte mi?

      • Ahmet kardeş , dedikleriniz doğrudur, ben de katılırım.
        Aslında konu çok boyutlu ve oldukça da karmaşık.
        Bunlardan gerçekten hain olan zaten önceden kaçmıştı, çoluk çocuk yaşlı genç hiç bir suçu günahı olmayan herkesin aynı kefeye konması ve hele üç gün içinde ülkeden sürgün edilmesi asla doğru değildir, bu bir zulümdür, çok acı bir durumdur ve çok büyük bir haksızlıktır!
        Dediğiniz gibi iyi kötü o zamanın şartlarına göre
        keşke yargılansaydılar veya en azından saltanattan mahrum edildikten sonra sade bir vatandaş gibi ülkede yaşamalarına imkan verilseydi !
        Atatürk zaten her şeye hakimdi ve mutlak bir otoriteydi ,bunların ilerde tekrar başlarını kaldirmalarindan çekinmeye hiç gerek yoktu , o taktirde işte o sürgün reva olabilirdi .
        Benimde konu hakkındaki temel görüşüm budur .
        Selamlar saygılar

  9. izmir her zaman modernliğin, güzelliğin, zerafetin simgesi olmuştur, insanları da, şehir de modern, güzel ve zariftir. dün bir vesileyle de söylemiştim,
    dünyada en yaşanabilir şehir listesinde 6. sıraya kadar yükselmişliği olan bir şehirden söz ediyoruz, pek çok parametre üzerinden değerlendirilip belirleniyor bu listeler.
    ne yazık ki ülkemizde karanlık, dinbaz yobaz taliban bir zihniyet ve bu zihniyetin pek çok temsilcisi olduğu için, güzel izmiri gavur izmir diye her güzel şeyi karaladıkları gibi karalamaya çalışırlar,
    neyse ki artık herkes bu zihniyetin dinini, imanını, halini gördü de artık kimsenin kimseye satacak anlatacak bir dini olmadığını anladı.
    biz chp nin dinini beğenmeyenlerin, izmirin dinini beğenmeyenlerin dinlerini, imanlarını, hallerini, yollarını gördük elhamdülillah,
    sizin kimseye satacak anlatacak bir dininiz yok.
    bu yıl kutlamalar renkli ve heyecanlı geçti, coşkulu ve mutluydu, umut vardı, aynı karanlık zihniyet bundan da rahatsız olmuş ki kutlamaları yine karalama ve yaftalama vesilesi, kutuplaştırma malzemesi, yapmak için bildik uğraşlarına döndüler, hiç vakit kaybetmeden hedeflerine izmiri, belediye başkanı ve kutlamalarımızı koydular.
    aman ne gam,
    asıl gelecek yıl bu sıralarda çok daha büyük,
    çok daha çoşkulu,
    çok daha mutlu bir kutlama yapıyor olacağız.
    hayırlara vesile…

    • Küçükken gittiğim fuarlı İzmir gözümde çok daha güzel görünürdü. Körfezin kokusu hariç. Urla’sı Çeşme’si çok daha temiz berrak güzeldi. Son yıllarda gördüğüm İzmir, şehir merkezi özellikle, maalesef daha çok daha kalabalık, keşmekeş, trafiği berbat bir vaziyette. Çok göç almış ve hizmet de çok zayıf. Daha fakir olduğu da çok açık. Daha yaşanılır bir yer yapılmalı mutlaka.

      • ben urlada yaşıyorum, hiç olmadığı kadar güzel, çeşme çok yoğun turist alıyor, belki baharda ziyaret etmek daha iyi fikir olabilir.
        izmir, bütün şehirler gibi kalabalıklaşıyor, göç alıyor, mülteci akını var, trafik yoğun saatlerde fazla ama hangi şehirde yoğun saatler de fazla değil. türkiyede görmediğim bir en fazla iki il vardır 3. çıkar mı bilmem ama sevdiğim yerler olsa da izmirle kıyaslanabilecek az yer var derim.
        hizmet kalitesi kesinlikle arttırılmalı buna katılıyorum, hem de çok.
        iktidar değişince ödenekler de değişir umarım.

  10. bu yıl içimizdeki Yunanlılar ile ecdadina küfür etmek ile kutladık .Ne hazin değil mi ?

Comments are closed.