Amerika’da Türklerin pano savaşları yaşandı, haberiniz oldu mu?

31

En olumsuz şartlarda varlık-yokluk savaşı verilen Milli Mücadele günlerinden başarıyla -Türkiye Cumhuriyeti kurularak- çıkılmasını en kestirme biçimde anlatmak üzere bulunmuş bir sıfatımız vardı: ‘Çılgın Türkler’

Mucidi Turgut Özakman’dır.

‘Çılgın Türkler’ sıfatıyla övünülür.

Son zamanlarda aklım hep o sıfatta; ancak ‘çılgın’ sözcüğüne lügatlarda verilen daha değişik bir anlamla o sıfatı kullanıyor aklım.

ABD’nin ticaret ve ekonomi başkenti New York’ta, bu dünya kentine her gelenin mutlaka uğradığı Manhattan’ın merkezine yakın bir yerde, çok renkli bir pano kiralayarak Türkiye’nin iç sorununu oraya taşıma ‘çılgınca’ bir fikir değilse, nedir?

‘Stop Erdogan’ mesajı binlerce wattlık ampüllerle aydınlatılmış o panoda kaç gün kaldı bilmiyorum.

Kim bilir kaç bin dolar ödenmiş o panoyla verilen siyasi mesajın farkına kaç Amerikalı varmış olabilir?

Bir an herkesin o panoda gördüğü ‘Erdogan’ sözcüğünün bir isim ve o ismin de Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan olduğunu anladığını farz edelim.

Reklam

O mesajı alan New Yorklu Amerikalıların nasıl bir davranış sergilemesini umuyor olabilir cepten para harcayıp o çok renkli panoyu kiralayanlar?

Beynim bu soruyla zonklarken çılgınlıktan başka bir şey olmayan o panoyu söndürmek için birilerinin harekete geçtiği duyuldu. Başarılı da olundu. New Yorklu Amerikalılar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı susturamadı -zaten bunu nasıl yapabileceklerdi ki- fakat yeni bir Türk icadı ile karşılaştılar.

Manhattan’da iki tarafında yine binlerce wattlık çok renkli ampüllerle aydınlatılmış panolar bulunan gezici kamyonlarla…

Panolarda bu defa ‘Love Erdogan’ yazılıydı.

Bir gün önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı durdurmaları kendilerinden istenen New York halkı -daha doğrusu Manhattan’da dolaşanlar- bu defa kendilerinden durdurmaları talep edilmiş kişinin sevilmesi gereken biri olduğu mesajına muhatap hale geldiler.

Mesaj açık: ‘Erdoğan’ı sevin’

O mesajlara muhatap olan insanların büyük -ama bayağı büyük- bir bölümünün, panoların, ismine ilk defa muhatap oldukları bir ürünün reklamı olduğunu sandıklarına eminim.

Hem sabit hem de mobil panolarla New York’un o bölgesinde günün her saatinde ürünlerin reklamı yapılır çünkü.

Reklam

İlk girişimi başlatanlar Türkiye’nin iç siyasetine ait bir konunun Amerika tarafından çözülmesini mi istiyor? Amerikalı ‘Stop Erdogan’ mesajına muhatap olunca o mesajla kastedilen kişinin Türkiye’nin seçimle iş başına gelmiş cumhurbaşkanı ve en çok oy alan partisinin de genel başkanı olduğunu anlayacak, ona muhalefet eden birilerinin kendilerinden o kişinin durdurulmasını talep ettiğini görünce hemen harekete geçecek…

Harekete geçecek de ne yapacak o mesaja muhatap olmuş Amerikalı?

Bir an için ABD Başkanı Joe Biden’in de o gün Manhattan’da gezdiğini ve mesajı gördüğünü farz edelim. 

‘Erdoğan’ı Durdurun’ mesajının talebini yerine getirmek için ABD başkanının ne yapması bekleniyor olabilir?    

Ayıp düşünceler bunlar…

Madem zihnimize fazla mesai yaptırıyoruz, o halde kurmacaya devam edelim: O gün talimatı yerine getirmek için düşünmeye başlamış olan Biden, ertesi gün Washington’a dönmek üzere Manhattan’da kaldığı otelden makam aracıyla ayrılırken iki tarafında ‘Love Erdogan’ yazılı kamyonlarla karşılaşsın. 

Kafası karışır ABD başkanının…

Sevmek bir duygu işidir. Emir ve talimatlarla sevgi doğmaz.

AK Parti’yi iktidardan, Tayyip Erdoğan’ı cumhurbaşkanlığından göndermek Amerikalıların işi olmadığı gibi, Amerikalıların bir yabancı ülkenin liderini sevmek gibi bir mükellefiyetleri de bulunmuyor.   

Yalnızca anlamsız değil çirkin de olan ilk mesaja cevap vermek için ceplerine davranan ikinci mesajın müellifleri akıllarına geliveren sevimsiz ‘Love Erdoğan’ kalıbı yerine ‘We Love Erdogan’ (‘Biz Erdoğan’ı seviyoruz’ anlamına) mesajı tercihinde bulunmalılardı.

Hatta ‘Love’ sözcüğü yerine bir kalp şekli de kullanabilirlerdi.

New York’un turist çekmek için kullandığı Milton Glaser icadı o çok meşhur logosunda olduğu gibi…

Üzerinde bir an bile düşünülmeden çalakalem yapılmış her iki mesaj da istenilen sonucu almaktan uzak.

Türkiye’yi bilen, siyasetini yakından izleyen ve bu sebeple mesajlarla neyin kast edilmek istendiğini anlamakta zorlanmayacak Amerikalılar varsa, onların da her iki mesajın ucuzluğuna tepki duyacaklarını düşünmek için pek çok sebep var.

Onlar da zeki insanlar olduğumuzdan kuşku duymaya başlamışlardır.

Birkaç gün süren New York/Manhattan’daki bu karşılıklı mesaj savaşının ABD’de hiç bir işe yaramadığı belli.

Peki, mesajların haber olarak ülkemize yansımasının herhangi bir etkisi olmuş mudur?

Yersiz gibi görünüyor ama galiba mesajların sahiplerinin kullandıkları sözcükler İngilizce bile olsa mesajlarını Türkiye’yi düşünerek seçtikleri çok belli olduğundan, esas üzerinde durulması gereken soru bu.

Türkiye’de yaşayan insanlar bu mesajları nasıl değerlendirdi?   

Ben birkaç kişiye sordum, sorduklarım olaydan haberdar görünmediler.

Galiba Amerikalı reklamcıların cebine giren paralar boşuna harcanmış oldu.

ΩΩΩΩ

31 YORUMLAR

  1. okumak ihtiyacı da hissetmedim, yorumları da merak dahi etmedim.
    dün atlet mendil başı ayağıyla,
    bugün reklam tabelalarıyla.
    yarın ne olacak, sıcacık yeniçıkacak fırının pidesi sanki.
    herkes megganında, mağarasında, vayt sarayında saltanatında,
    gayya kuyusu sanki, ne atarsan içine alıyor, içine atılan hiçbirşeyi hiçbir kimse çıkaramıyor.
    olan bize oluyor, ekonomi, iş aş, üretim, sanayi, ihracat, eğitim, en önemliside salgın..
    hepsini unuttuk, gavurun derdi bizi gerdi.
    yürrü be kim tutar sizi.

  2. FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in kara kutusu Cevdet Türkyolu’nun, “30 milyon dolar mal varlığına sahip olduğundan” şikayet edilen bir mektup nedeniyle “molla” lakaplı Osman Şimşek’i darbedip Pensilvanya’daki çiftlikten atması, örgüt içinde krize dönüştü.

  3. Bir gün bizim Temel ile Dursun Amerikada geyik avına gitmişler…. (Memleketteki durumun aksine orada geyik avı serbest)… Geyiği avlamışlar burada vızır vızır işleyen otobana taşıma işi uygun düşebilirdi. İlla otoban diyen bizimkilere müdahele eden köylü değil de otobanda trafik düzenini kontrole/denetlemeğe giden bir polis memuru olabilir(di),… Laftan anlamayan bizimkleri ancak kuyruktan tutma usulüyle ikna yoluna gidebilirdi..

    Yani, fırkalar internasyonel hale getirilmeli, biraz da güncelleştirilmeli.. Fıkra alternatif olarak şöyle de başlayabilirdi:…

    Bizim Temel Amerikaya gitmiş,… Koronadan hasta düşmüş vaktiyle Pensilvanya’ya yerleşmiş kuzeni Dursun’u ziyaret etmek istemiş. Vatan hasreti ağır basan, sonunun geldiğini anlayan Dursun ille de Karadenizdeki yayla köylerindeki mezarlığa gömülmek istiyormuş vs vs…. Temel memleketten getirdiği kocakarı ilaçlarıyla Dursunu iyileştirmiş. Bir gün “I love Jewyork”a gezmeğe gitmişler…. ama yolda siyaset konuşmaya başlarken kavgaya tutuşmuşlar. İş inada binmiş. Pensilvanyalı Dursun aynı bir zamanlar “Turgut nereye koşuyor” marka sloganlardan esinlenerek “Stop Erdoğan” konusunda iddialı, Temel ise inadına “I love Erdoğan” konusunda iddialı. Zamanla “American Dream” ihtirasları öyle ağır basmıs ki Dursun “sabit pano” reklam şirketi kurmuş, Temel de aynı inatla “gezer pano” şirketi kurmuş… arasıra bu kamyonetlerde kendisi de şoförlük te yapıyormuş… Temel, “Sabit Pano” reklam muhitinden geçerken pencereden durumu seyreden Dursun’a orta parmağını göstermeği de ihmal etmiyormuş!

    • Yukardakine bir giriş ilave etmek gerekirdi. İşe tersinden başlamak gib bir şey ama giriş kısmını sonradan ilave etmiş olayım..

      Buralarda tek bir fırka eksiği vardı o eksiklik te giderildi. Güler misin ağlarmısın hallerimize ayrı bir renk katıyor. Fehmi beyin bugünkü yazı konusu “I love Newyork”ta geçen bir olay hakkında olsa bile Temel ve Dursun’un geyik muhabbeti memlekette geçiyor. Halbuki fıkra söyle başlasaydı:….

      (ha şimdi yukardan devam edun daa!..)

      • Şimdi geyik muhabbetini bırakalım da sadede gelelim konuyu farklı bir bakış açısından ele alalım:

        … Temel ile Dursun’un arasındaki siyasi anlaşmazlıklarına rağmen Karadeniz marka hemşehrilik duygularının derinliğinden olsa gerek dostlukları da devam ediyormuş… Bir gün bir araya gelmişler. “Sabit Pano-Gezer Pano” işlerinden ne kadar para kazandıklarını sormuşlar. İçlerini çekerek sonunda her ikisi de itiraf etmişler; bu memlekette kira ve işçilik ücreti fazla, üstelik memleketteki siyasi rekabet ve gerginlikler Newyork’ta sürümü olabilecek şeyler değil. Neticede her ikisi de o işlerden para kaybetmişler iflas etmekten zor kurtulmuşlar. Aynı kaderi paylaşıyor olmak onları yine birbirine bağlamış.

        Bir taraftan Amerika’da yaşıyorken diğer taraftan bütün akılları fikirleri memlekette imiş.. Dertleri büyük, iki arada bir derede yaşarken neden Amerika’da olduklarını ve neden memlekette olmadıklarını sorguluyorlarmış ve bazen bunun sebepleriyle ilgili olarak kendilerini yine siyasi münakaşalara kaptırıyorlarmış.

        Temel bir gün “yeter artık! memlekete döneceğim” diye tutturmuş. Dursun ise dönemiyormuş. Artık Pensilvanya bağlantısınndan yarı Amerikalı olmuş… Temel Dursun’a “Tamam anlıyorum” demiş ve sormuş. Ben gidecem sana nasıl yardımcı olabilirim demiş. Dursun başlamış anlatmağa… “Kendisi dönemediğinden memleket hasretinin bir nebze giderlmesi için siyasi mahkumların hepsinin Amerika’ya gelmesini istiyormuş. Gelsinler burada bir koloni oluşturalım elin yunanlısı gelmiş, italyanı gelmiş buraya.. Bizimkiler de gelsin gelişelim. Biz kendi aramızda seninle siyasi olarak nasıl birbirimize ters düştüysek yine barıştık, hemşehriyiz barışırız. Aynı o şekilde de memleketliyiz yine barışırız. Hapislerde çile çek(tiril)en siyasi hemşehrilerimi salsınlar. Hasretlerinden parangalar eskittik, herbirinin. Hapishane doğup büyüyen o yavrular buraya gelsinler iyi eğitilsiner buradaki koloniye filiz versinler… Temel duygulanmış Dursun’u kucaklamış…

        • Temel «Tamam Dursun» der ve ilave eder “Amerika tecrübesi seni daha da idealist yapmış, vatanperver bir geleceğe bağlamış, bu derece değiştiğini aidiyet geliştirdiğini bilmiyordum. Söz ben de memlekete vardığımda Karadenuz uşaklarıyla oturup bu konuları konuşurum. Hapishaneleri ziyaret ederim durumu incelerim. gerekirse Reise çıkarım. Sana söz ben de elimden geleni yapacağım…” Temel bir süre sonra pılını pırtığını toplamış bavulunu hazırlamış. “I love Newyork” seyyar pano kamyoneti Dursun’a bırakmış.

          THY’dan ucuz bir bilet denk getirmişler. Yolculuk günü gelmiştir. Havaalanına gidecekler… Dursun komyonetin şoför koltuğuna oturmuş. Temel’i Newyork Havaalanına bırakacak. Temel otobanda gidiyorlarken “I Love Erdogan” kamyonetinin direksiyonunda hız yapan Dursun’a takılmış. Bak demiş bu iş sana nasıl yakıştı.. “You Love Erdogan, don’t you! Dursun içini çekmiş arakasından bir “FesuphanAllah” çekmiş. “Temel, Temel” demiş, “siyasete başlama”. Ve ilave etmiş: “Görmüyormusun, bu kamyonetle havaalanına giderken, sağımızdan solumuzdan vızır vızır geçen kefereler orta parmak gösterip duruyor, zaten stress altındayım, bir de sen başlama!”. Temel “tamam tamam şaka şaka, Orta Parmak gösterenlere sen boşver yola dikkat et, şurda ne kaldı. Onlara kızıp bindirmeğe falan kalkma, uçağı kaçırırım ona göre… Zaten Orta Parmak gösterenler, Amerikalı değil, onlar ya yahudi ya da yunanlı dostlarımız olabilir!”. Bak arada bir Başparmak gösterenler de geçiyor, onlar bize yeter. Onlar da Filistinli dostlarımız. Neticede Orta Parmak Başparmak derken neredeyse havaalanına geldik!” Dursun “Sen geldin de benim için yolun bir de dönmesi var. İnşallah polis durdurmaz. Şu direksiyondaki durumumu anlatsam acaba anlayış gösterir mi».

          Nıhayet havaalanına varmışlardır. Dursun kamyoneti park edip. Bavulları çıkarır. Temel ile bir sefer daha kucaklaşırlar. Dursun: “Memlekete vardığında uşaklara selam. Bizi unutma!” der ayrılırlar. Temel, havaalanında insan kalabalığı arasında büyük kapılarından içeri girerken Dursun arkasından bağırmaktadır “VERDİĞİN SÖZÜ UNUTMA!”. Temel yolcu abbas İstanbul’a varır. Havaalanında uçaktan çıktığında ilk işi secde edip toprağı öpmek olur. ..

          • Yahu, yaz yaz bitmiyor, ama yazacak daha çok şeyler var. Temel Dursun’a söz verdi, konu epey önemli. Bu konuyu bir şekilde pözitif bir sonuca bağlamak lazım… Eh onu da bir başka bir sefere…

  4. Hüsü, bey! Versiğiniz linkten o
    videoyu izledim! İyide oldu. Aşağıya aktaracağım soruşturmalar’da çıkacak kararlara karşi Türk halkıni bunlar fetocular yaptırdı bahanesi hazırlıklari olduğunu gõrmuş olduk.
    Bu arada
    Polisin karakola götürdüğu AAnin 3 kışilik ekibinide sizin bu video sayasında isimlerini söyleme cesareti olmayan muhabir ve ekibinide tanımış olduk!
    Ayrıcada Iyi bir video adamin abd’deki mal varlığını falan açıkliyorlar fakat isimlerini dahi söyleyece cesareti kendilerinde göremiyorlar. Ona rağmen polis onlari New York’ta enselemeyi başarmış
    ABD deki erdoğanın bunlar’la savaşları yukarda’da belirtiğim gibi! Türkiye için bunlar gayet normal. Fakat ne yaparlarsa yapsınlar HALK BANK DAVASI VE ABD’deki MAL VARLIĞINI NASIL EDINDIĞI’ne dair soruşturmalardan kurtaramaz. Bu gibi matrakciye fıkra olacak videolari, dûnya liderimiz istiyor oda gayet normal.
    Çünkü ABD deki davaları kayıp ettiğonde Türk halkına “FETOCULAR İFTİRA ATTILAR diyerek kendini
    temize çıkaracak. .

    Aslında bunlar! Avrupada daha aktifler! Neden bunlar ile orada Avrupada mucadele etmiyorda ABD de ediyor?
    Birde bunu açıkliyacak video linki verirsrniz memnun oluruz.

  5. Buranin akşami Türkiyenin sabahında yazı hakkında kendi görüşümü yazmadım! Nedenide yorumcuların insanlar daha doğrusu yabancılar’ı özelikle’de ABD halkını ne kadar tanıdıkları’na dair bılgı edinmek. ABD halkını tanımak dünyayi tanimak’tır.
    Bu konuda lafi uzatmamak için!
    Bir insan 2 zekaya birden Sivri ve geri zekalı olunca, 30 sene önce gemiden atlayıp ABD ye Türkiye ve Türk halkını kötülryerek abdeli olmuş çift zekalı hemşeriler, love erdoğan yazısı ile New York sokaklarında dolaşmaları, sayın Matrakçının bu günki geyik misalın’a benziyor.
    Diğerleri’ne gelince! çok zekali ve akılı ayni zamanda’da Dünyayi çok iyi taniyorlar.
    Panoya iş yerleri reklam’i kar amaçlı verince miliyonlarca dolar öderler! Bebekleri ve halkını terörist eden devletlerin zulmünü dünyaya anlatmak isteyenlerden kar almazlar ve sadece (masraf) giderlerini alırlar. Oda az bir miktar eder.
    O meydana ilan vermek demek dünyay ilan vermek demek’tır.

    Sisi dahi bizimkileri muhatap almiyorsa vay halimize. Ha bu olaylar Joe Biden geldi bilmem şu oldu gibi ahkam kesmek ancak dünyadan bey haber 30 senedir abd”de yaşamış❤ erdoğan yerine love erdoğan yazacak kadar İngilizce öğrenebilmiş. Hemşeriler ABD yide Karadeniz’in bir köyü zannetikleri için New York sokaklarında dolaşmişlar…
    Ağlanacak halimize dünyayi güldürmeyi dahi başaran sicvri zekalılar ABD’de her biri birer temel görevi üstlenmişler.
    Bunlar Mayis ayında yapilacak Halkban jurili dava duruşmasındada lovely erdoğan yazan pakartları açarlarda onda şaşırmamak gerek.
    Kôkü 600 sene dûnyaya hüküm etmiş! Kos koca bir devleti milleti dûnyaya rezil ettiler.
    Love ERDOĞAN sıloganlarına devam edin bakalım. Sonu nereye varacak.
    Love milletin karnino doyurmiyor…

  6. O panolar Newyork halkına değil dünyaya ve Abd yönetimine hitap ediyor.en son yapılan stop gulen reklamlarını gözardı etmişsiniz.Bidenin seçim bürolarında 10 binlerce fetöcü gönüllü olarak çalıştı,destek verdi.Bu reklam ile hem kamuoyu oluşturdular hemde biden ve ekibine taleplerini net ve direk olarak ilettiler.Bir çok ülkede haberler verdi o panoları.Google da önce Erdoğan sonra gulen aramaları arttı.15 temmuzun üzerinden 5 yıl geçmişken ve biden 2 aylık başkanken bu çalışmanın yapılması ilginç değil mi?Bidenin başkanlığı örgütü rahatlattı,kendine güvenini getirdi.Savunmadan saldırıya geçtiler.Devlet yetkililerimiz bunu dikkate almalı.

  7. Sayın Koru ,
    Bu ilan panosu işinin arkasındakiler Akıllı adamlar değiller. Anadolunun zeki çocuklarını devşirip suç ortağı ederek bir yapılanma içinde olmuşlar ama bunun günün birinde patlak vereceğini akıl edememişlerdir. Zeka öğrenme yetisidir. Akıl ise doğruyu yanlıştan ayırt edebilme , sonuçları hesap edebilme ile ilgilidir.
    Efendim Mısır la niye iyi oluyoruz. Zira dev ihaleler açıyorlar , gazdan gelen gelirleri ile ve Çin bu işte bize rakip . Akıllı muteahhitlerimiz bunu görüp yöneticilerimizi uyardı. Aklın yolu bir yöneticilerimiz de bunu göz ardı etmedi. Dünya da müteahhitlik işinde Çin den sonra ikinci sıradayız. Çin projeleri kendi finanse ettiği için bizim önümüzde .
    Bu yarım akıllılar büyük menfaat kapışmalarının yaşandığı dünyada ilan vererek lobicilere para yedirerek sonuç alabileceklerini sanıyorlar. Geçmişte 3. dünya ülkelerinde askeri diktatörleri destekleyen ihtilaller yaptıran ABD kendi şirketlerinin menfaatleri adına hareket ediyordu.
    The century of the Self belgeselinde Freud un yeğeninin United Frutti şirketinin Guatemala daki menfaatleri adına CIA ile nasıl bir kamuoyu düzenlemesi yapıldığı anlatılır.
    ne diyeyim . Allah akıl fikir versin. Basiret yoksunlarına.

  8. Nurdan abla ben “sivrizekalı” olanı seçiyorum; hani şu peygamberi kamyonet kasasına bindirip ordan oraya gezdirip duranların çektiği filmi!
    Haksız mıyım sayın Y.K, sen iyi filimden anlarsın, öyle değil mi?

  9. Bizde lidere önem veren karşılıklı kutuplaşma halleri kalite olarak dışarıya taşmış dünyanın en gelişmiş ülkesinde arz-ı endam ediyor. Ülkemizde tek liderlere tapan fraksiyonların manzaraları var(dır). Görmemişin oğlu olmuş, tutmuş bişeyini koparmış deyimini hatırlatırcasına… Neyse, Amerika gibi bilim-teknikte olgunlaşabilirsek “inadım inat” marka lümpenliklerden de günü gelince kurtulabiliriz, ama bu iş bu kafayla bir elli sene sürer herhalde. Halbuki çok daha kısa zamanda toparlanmak mümkün!

    • Sayın h.k. lidere değil de yanında yöresinde dolanan soytarılara mı önem verelim? Tek lidere inanmayalım da çok tanrılı dinlere mi tapalım?
      korona aşısını dünyada başka insan yokmuş gibi bir çift türk üretti daha hala bilmem hangi memleketin bilimteknikte olgunlaşmışlığından bahsediyorsun.

      • Sn H. Gayret, baltayı taşa vurdun. Bir lider tanrı olabilirmiş gibi konuşma! ayakların yere değsin. tanrı olmayı bırak Tanrıyı yeterince anlayamamış, inancın sorumluluğu ıska geçen siyasetçilere ne diyeceğiz? Yanında yöresinde dolanan o bahsettiklerin ne kadar yetiyor ki. Bir siyasinin liderlik koltuğuna oturmasıyla değişseydi, işler bu kadar sarpa sarabilir miydi? Almanya’daki o Türk çift bireysel çalışmalarıyla başarıya hakederek ulaşabileceklere birer örnek. Eşit imkanlar sağlansa Anadolu insanı Avrupadaki emsallerinden bir dirhem geri kalmaz. Ancak o çift biraraya gelebilmiş iki istisnadan başka biir şey değil. Önemli olan o tür başarılara götürecek motivasyonu vakti zamanında ülkenin tabanına yaygınlaştırabilmiş olmak (idi). Mustafa Kemal Atatürk Paşamız önemli bir Lider olarak bu işi başarabildi mi? Başarmayı bırak bu işe layıkıyla teşebbüs edebildi mi? Eleştiride haksız mıyım?

        Ayrıca, kuru kuruya böbürleneceğine, önce o çifti takdir ettiğinin emarelerini göster. Az da olsa bunu gösterenler olmadı değil (https://www.ocakmedya.com/kanatsiz-melek/ )

  10. Sınırötesi kara propaganda veya propagandaya karşı koyma faaliyetleri olabilir ama bu faaliyetlerle alık amerikalıların ya da süpermenin gelip bizi adam etmesini kimse istemez heralde değil mi?
    Vaktiyle fetö elebaşı natoyu türkiyeye müdahale etmeye çağırıyordu, ettiler de; 15temmuzdan 10-15 gün önce izmirdeki nato görevi birdenbire iptal ediliveren avrupalı subay dostuma boşu boşuna bir ev kiralamıştık mavikentten(?)
    Yıllardır beklenen salih zatın yolunu gözleyen marabalara arada bir yıkılmadık ayaktayız dozunu da vermek lazım tabii; bu bahar olmazsa öbür bahara, allahın baharı mı bitecek; ölme eşşeğim ölme!
    Neyse, bu türden okyanusötesi antiterör faaliyetleri yerine daha kesin sonuç alıcı ve daha ekonomik yöntemlerin düşünülmesinde fayda vardır; 1dolarlık mankurt için bu kadarlık finansman bence de israf olmuş…

  11. Temel ile Dursun , bir gün oldukça iri bir geyik vurmuşlar .Bulundukları yer uzak ve sapa bir yer olduğu için anayola kadar geyiğin boynuzlarından tutup sürüklemek zorunda kalmışlar . Anayola epey yaklaşmışken bir köylüyle karşılaşırlar .Köylü, kendisinin de avcı olduğunu , bu işlerden iyi anladığını söyleyerek geyiği o şekilde sürüklemenin yanlış olduğunu , etinin iyice sertleşeceğini ve heder olacağını söylemiş , bu nedenle kuyruğundan tutup sürüklemelerini tavsiye etmiş .
    Temel ile Dursun , adama hak vermişler ,
    – Ee.. adam doğri deyur daa.. oyle yapalum !
    Böylece geyiğin kuyruğundan tutarak sürüklemeye başlamışlar .Bir süre sonra iyice yorulmuşlar ve biraz mola vermişler.Şöyle başlarını kaldırıp etraflarına bir bakmışlar ki bir de ne görsünler , anayoldan iyice uzaklaşmamışlar mı ! Temel hemen Dursuna seslenmiş,
    – Ula Tursuuun ! Baksana , biz geri geri gideyuruk ! Gene boynuzinden tutacağuk daa..!
    Herkese selamlar ,iyi günler

  12. podyumdan ayrılan mankenler, futbolu bırakan sporcular sonrasında ticaret hayatıyla ilgileniyorlar. aktif siyasetten ayrılan siyasetçilerin çoğu iş hayatına atılıyor mu bilmem ama bir ceketimle geldim deyip sonrasında milyon ceket, ayakkabı, kravatı olanlar oturup kitap yazıp, seminerlere katılacak değil ya. seçimlerde işe yaramayacak ta olsa seçim sonrası kararlarda “love erdoğan” markalaşmak için bir fikir olabilir.
    reklamın kötüsü olmaz.
    stop erdoğan çılgın türklerin işi değilse de bıkkın türklerin işi olduğu kesin, lakin doğru bulmadığımı da belirtmek isterim. her ne olursa olsun cumhurbaşkanımızdır bu şekilde rencide edilmesini asla doğru bulmuyorum.
    keşke onlarda gelmeyi bildikleri gibi gitmeyi de bilseler.
    reklamın kötüsü olmaz ama pahalısı olur.
    love erdoğan reklamları kaça mal oluyor acaba? new yorkun merkezinde
    kimseyi ilgilendirmeyen “erdoğanı sevin” reklamlarının parasını kim ödüyor ola? ekrem beyin bir kaç panosunun parası israf diyerek sorun olmuştu.
    gerçi 130 milyar doların bile akıbetini öğrenemeyen bizler bir kaç yüz bin dolar ne oluyor onu mu bilebileceğiz?
    yeni düzenlemelerle bakanlıkların harcamaları bile sayıştayın denetiminden çıkarıldı, herkes istediği gibi devletin parasını seviyorsa “love” sevmiyorsa “hate” diyerek harcıyor. devlet sırrı, hesap yok.
    stop dersen de suç oluyor ama new yorkta dev bir duvar reklamı fazla kaçmış,
    neysem seçim öncesi ben izmir de “bye erdoğan” diyeceğim.

    bu arada izmirdeki yazarlık atölyesinin ihalesinin sosyal medya çarpıtması olduğu söyleniyor. aysever 9 ay için 90,000 tl ye anlaştık açıklaması yapmış.
    insanlar rahatsız olduğu ve şaibe ortaya çıktığı için tunç soyer ihaleyi iptal etmiş.
    kimin doğruyu söylediğini bilmiyoruz.
    ilham beklemek zorundayız, ya da siyasi görüşümüze göre karar vereceğiz, doğru yanlış bakmayacağız, sallayacağız.
    oysa halk ikilemde kalmak kim doğru söylüyor diye ilham beklemek zorunda değil.
    getirilen şeffaf ihale şartları ile net ve açık bu işler görülebilir, oysa iktidar bırak şeffaflaştırmayı yüzlerce kez ihale kanununu değiştirerek örtmediği iş kalmadı şimdi artık bununla da uğraşmıyor, kapalı usul, çağrı yaparak dilediklerine diledikleri ranttan veriyorlar. halkın kime kaç paradan ihale verildiğini bilmesi en doğal hakkıdır, askeri harcamaların dışındaki harcamalar ve ihaleleler nasıl devlet sırrı olabilir?
    stop dersen kabahat oluyor, fetöcü, hain proje oluyor.
    ama artık dursalar iyi olur,
    enough (yeter), it is enough. (yeter artık)

  13. Faiz lobisinin, hasseten Soros’un hâdimi CAHAPE yapmış yine yapacağını.
    Elinden geleni ardına komamış.
    128 milyar doların üzerine bir de tüy dikmiş.
    Ocak-Şubat aylarında 34.700.000.000 (34 milyar 700 milyon) TL faiz ödemesi yapmış.

  14. Bu olayları anlamayacak ne var .Baktılar Biden amcaları destek verip elbirliğiyle Erdoğan ı devirecek bari bizimde katkımız olsun deyip yurt dışındaki satılmışlar göya algı operasyonu yapıp işi kolaylaştıracaklar.hey gidi günler kimlerden yardım bekliyorlar.Adam olsalar mertçe çıkarlar projeleriyle adamı gönderirler. Fakat bu aptallar oldukça AKP birkaç seçim daha iktidarda kalır .Görünen bu.

  15. Biden’in haberi olmuş herhalde ki kaç aylar oldu Erdoğan’ı aramadı hala. Hatta Beyaz Saray basın sözcüsüne ne zaman arayacak diye soruldu. O da ne bileyim herhalde bir fırsat bulunur dedi. Diğer taraftan Biden, Twitter’dan Amerika geri döndü, tüm müttefiklerimizi arıyorum diye mesaj çaktı. Ama Erdoğan’ı arayan yok hala. Bunlar üzerine Erdoğan’ın sözcüsü de bize ne ister arasın ister aramasın önemli değil dedi. İş karışık oldukça.

    Aslında arasa bile Erdoğan çıkmamalı telefona. Amerika’nın darbenin arkasında olduğunu söylüyor, dış düşman olduğunu millete sürekli ifade ediyor, Türkiye’yi işgal etmeye çalıştıklarını güneyden kuzeyden iddia ediyor, o zaman ne konuşacak Biden ile. Papazı isteyecektir herhalde en fazla. Ver papazı al papazı dedi, bir tanesini kaçırdı elinden ama geriye bizim papazı da alamadı. Kaldı ortada. Yani zor bu dış ilişkiler gerçekten.

    Diğer taraftan Çin’e karşı bir ittifak kuruluyor Amerika tarafından. Şimdi bizimkiler Çin ile çok sıkı fıkılar, minik ortak var bir kere, o da başka bir zorluk. Putin’e de yakında bir yaptırım gelir, muhalifleri bırak diye sürekli mesaj gönderiliyor. Orada da farklı bir yerdeyiz. Bizim dostlar Rusya ve Çin, şimdi ABD ile gerçekten ne konuşulacak. Zor diyorum. No Love!

  16. milyonlarca sosyal medya kullanıcısının reklamların göründüğü ilk günden itibaren haberi olduklarından eminim. çünkü Amerika’da yaşayan bir ablamız cep telefonuyla reklamın vidyosunu çekip sosyal medyada “ne yapsın insanlar, bir şekilde seslerini dünyaya duyuracaklar böyle, bravo!” ses kaydıyla duyurdu.

    “stop erdoğan” olarak hafızalarımıza yerleşen bu reklam dikkatinizi çekerim bir ‘Erdoğanı durdurun” söylemi değil, türkiye’de yaşanan siyasi tutuklamaların özetini resmeden kimseyi rahatsız etmeden zulme uğramış insanların sesi olmayı amaçlayan çok zekice, bir o kadar da başarılı olmayan bir çalışma.

    “love erdoğan” reklamları için size katılıyorum Üstadım! “aynen con vaynen”

  17. Bu mesajları yazınız münasebetiyle öğrendim.Hangi amaca hizmet ettikleri sorusuna benim cevabım,ilk mesajı yazanlar yönünden tatmin duygusuna olacak.Hiç birşey yapamıyorsan,bari birşey yapmış görün ve içindeki yapamamazlık duygusunun baskılarını ortadan kaldırmaya çalış.

    İkinci mesajın sahipleri ise bence böyle yapmakla tatmin duygusunun ötesinde bir endişe içinde olduklarını ispatlıyorlar.Ne olursa olsun her halükarda bir karşı çıkış göstermek zorundayız,yoksa altta kalırız endişesi bu.Kendine güveniyorsan yapana tatmin etmekten başka fayda getirmeyecek bir acizlik dışa vurumuna karşı niye kendini aynı türden bir gösteri yapmak zorunda hissedesin ki?

    Başka bir konu:palavra atmak yalan kalıbına girer mi?Palavracının yalanı o kadar büyüktür ki,muhatapları onun yalan olduğunu bilir ve durumu eğlenme malzemesi olarak görür.Palavracı da aslında vazgeçemediği bu huyunun baskısı altında sallayarak kendini tatmin etmiş olmaktan başka birşey yapmıyor.Palavra inanılmayacak kadar abartılı bir yalan olduğundan,yalan kadar zararlı olmayabilir.Yine de insan kendini bu duruma düşürmemeli.

    İki palavracı beraberce yürürlerken biri bir konu açar.
    -Bizim hemşeriler bir makina yapmışlar, bilader.Canlı bir ineği aletin önüne getirip koyuyorsun,alet gürül gürül tekbir getirmeye başlıyor ve hayvanı içine alıp beş dakika sonra öbür taraftan sucuk,pastırma,işkembe çorbası,ızgara köfte,Adana kebap halinde parçalara bölünmüş vaziyette veriyor.
    Öbür palavracı “O da birşey mi bilader” demiş.
    -Bizim hemşeriler öyle bir makina yapmışlar ki,sizin makinadan çıkan ürünleri bizim makinaya koyuyorsun,beş dakika sonra öbür taraftan hoplaya zıplaya bir eşek çıkıp anırarak koşmaya başlıyor.

    Başka bir konu:Yaklaşık iki aylık bir aradan sonra birkaç gündür İzmir’de sokak lambaları yine gündüz mesaisine başladılar.Yeterince tasarruf yaptık,biraz yağmur da yağdı nasılsa,güneş aydınlatmasına tekrar destek olma zamanı geldi diye düşünülmeye başlandı galiba…Kaynaklarımızı israf etmeyelim diye hatırlatmış olayım ben yine de.

    • Fehmi Bey,gerçekten çok etkili bir platformunuz var.Sokak lambaları konusunda aşağıda yazdığım konunun düzeltildiğinin şu anda şahidiyim.Gönül ister ki herşey kendiliğinden düzgün yürüsün,ancak yine de bir hatadan dönülmesi güzel bir şey.

      • Uğur bey bakalım aynı şekilde izmir belediyesi okuma yarışması kursu için ayırdığı bütçeyi de biraz toparlayabilecek mi? Hani elektrik belediyenin işi değildi, kim söndürüvermiş ki sokak lambalarını?

  18. Ayni şehirden, bizim zekalılar’ın çevirdikleri bir flimide benden olsun (zekali kelimesin’ın başına en uygun kelimelerden birinide burdaki yorumcular seçsin ve eklesin:örnek sivri, geri, çok vb)

    New Yorkun zengin mahallerin birisinde oturan Türk!
    Evinin bahcesine o meydandaki pano gibi bir pano yapmış ve şunlari yazmış Türkiyedeki mazlumlara yardım edin eli K.
    Bebek katili Dik, erdoğan’i durdurun.

    Bizim birbirinden akıllı Türkler hiç boş durur’mu? Tabii’ki durmaz.
    Devletin resmi ajansi AA muhabirlerinden! Tam bilemedin komandolari’de olabilir. Onlara’da gene en uygun olan mesleğide siz seçin.
    3 kişi bahçeye giriyor ve o panoyu kirmaya uğraşiyorlar. Onlaride güvenlik kameraları kayıt ediyor hemen polis onlari haneye tecevüden karakola götüriyor. olayi ben basından ve televiziyonların garip olayları seçip komedileştirdikleri proğramılarindan öğrendim.
    Al birini vur ötekine: yalnız olan bizim vergilerimize oluyor. ABD’li senetörler ve millet vekilleri sürekli Türkiyedeki insan hakları ihlaleri hakkında soruşturma önergeleri veriyorlar. Senetörlere dünyadaki insan hakları kuruluşlarını eklelersek.
    Yakında 1900 ve evvelindeki çocukları Türkler Geliyor diye korkutduklari kelime gene moda olur.

    Gergerlioğlu olayı dünyada yankı uyandırdı.
    Sosyal medyada’da alay konusu olduk.
    “Erdoğan ve yandaşları harıcindeki Türklerin hepsi Terõristmiş”
    Diye bizimle dalga geçiyorlar.
    Bugünde troller için bir kıyak benden olsun.

    REIS SANA Vatan da malda mülkde ve troller’de feda olsun.
    Nurdan

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız