Anketlere göre, halkın nabzı ile hükümet politikaları arasındaki makas açılıyor…

58
Side view of attractive businessman standing and looking into the distance on abstract year 2019, 2020 direction sign board on subtle background. Happy New Year, research and future concept

“AK Parti’nin seçim başarılarının altında yatan en önemli unsur nedir?” sorusunun tek bir cevabı var: Halkın nabzını tutabilmek… AK Parti kuruluşu öncesinden başlayarak her konuda halkın ne düşündüğünü önemsedi ve o istikamette politikalar geliştirerek bugünlere geldi.

Bunu sağlamak için de kamuoyu araştırmalarına özel önem verdi.

Kuruluş öncesinde Ankara merkezli iki önemli kurum yeni parti oluşumu için kollarını sıvayanlara yol gösterici çalışmalar yürüttüler: Abdullah Gül’ün başında bulunduğu Politik Araştırmalar Merkezi (PAM) ile Beşir Atalay’ın yönettiği ANAR… 

[Gül’ün 3 Kasım 2002 seçimi sonrası başbakanlığı üstlenmesiyle birlikte başsız kalan PAM çalışmalarını durdurdu. Atalay hükümette yer alınca kurumun kapısına kilit vurmak yerine yöneticiliği devretti; ANAR bugün de faal.

Partisinin genel başkanlığı da üzerinde bulunan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kamuoyu yoklamalarına olağanüstü önem verdiği, birkaç kurumdan gelen aylık/haftalık/günlük raporları dikkatle incelediği bilinir. Bazen yaşanmış şiddetli geri dönüşlerde hükümet tercihlerinin halkın eğilimleriyle ters düştüğünün anlaşılmasının da etkisi vardır.

Makas açılıyor

Son zamanlarda halkın nabzıyla AK Parti’nin tercihleri arasındaki mesafenin bayağı açıldığı fark ediliyor. Kamuoyu yoklamaları bir süredir bu durumu çarpıcı biçimde yansıtmaya başladı. Hükümetin uyguladığı temel politikalara desteğin azalması ve “Bugün seçim olsa oyunuzu nasıl kullanırdınız?” sorusuna verilen cevaplar AK Parti için alarm zilleri çaldıracak düzeyde.

[Gelişmelere bakıp hükümetin seçim tarihini erkene alacağı öngörüsünde bulunanların yanılgısı da sanıyorum burada: Halkın nabzıyla hükümetin politikaları arasındaki mesafenin açılması böyle bir ihtimalin, hiç değilse şimdilik, fazla güçlü olmadığının işareti sayılabilir.]

Reklam

Kamuoyu yoklamaları, bugün seçim olsa, AK Parti oyunun, yüzde 35 civarında gerçekleşmiş olan 2002 seçimi sonucuna kadar düştüğünü gösteriyor. ‘Cumhur İttifakı’ ile MHP’yi yanına almış olmasına rağmen, AK Parti’nin ilk seçimde muhalefete düşmesi pekala mümkün; cumhurbaşkanı seçimine iki ayrı ittifak blokuyla gidilecek olursa Cumhur İttifakı orada da başarısız kalabilir.

Rakamlar bunu gösteriyor.

Elimde birer ay arayla yapılmış iki ayrı kamuoyu yoklaması var; izin almadığım için onları gerçekleştiren kurumların adını vermiyorum. Ancak birinin geçen ay diğerinin bu ay açıkladığı sonuçlar arasında fark edilen benzerlikler güvenilirliklerini artırıyor.

Geçen ayın araştırmasına göre, kararsızlar, cevap vermeyenler ve sandığa gitmeyeceğini söyleyenler hesaba katılmadığında AK Parti’nin oyu yüzde 34.2 görünüyor. (Cumhur İttifakı ortağı MHP’nin muhtemel oyu ise yüzde 8.2. İkisinin toplamı yüzde 42.4.)

Diğer kurumun bu ayki anketinde bu oran AK Parti aleyhine daha da düşük: Yüzde 30.3… (MHP öncekinden biraz yüksek: 9.4. İkisinin toplamı 39.7…)

İki araştırmada da yüksek çıkan ‘kararsızlar ve tepkililer’ oranını (ilkinde yüzde 17, ikincide yüzde 16.2) hesaba katmadım; çünkü şu sıralarda “Kararsızım” diyen veya tepki verenlerin önceki seçimde kullandıkları oylara bakıldığında iktidar cephesinde çözülme olduğu, ancak iktidar cephesini terk etmeye hazırlanan seçmenlerin oylarını nasıl kullanacaklarına henüz karar vermedikleri anlaşılıyor… 

Çözülmenin sebebi

“Acaba çözülmenin sebebi ne olabilir?” sorusuna cevap teşkil edecek veriler de var araştırmalarda.

Reklam

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi (CHS) ile Parlamenter Sistem (PS) mukayesesi yapıldığında makasın her araştırmada biraz daha açıldığı fark ediliyor. İkinci araştırmada CHS’ye yüzde 35.2, PS’ye destek ise yüzde 57.3 olarak çıkıyor. [Sistem değişikliği referandumunda (16 Nisan 2017) “Evet” oyu kullanmış olanların beşte biri bugün yanlış yaptığını düşünüyor.]

Tek tek güncel politik tavırlara bakıldığında da benzer bir durum var.

Kanal İstanbul konusu sözgelimi. 

İlk araştırmanın İstanbul seçmeni açısından vardığı sonuç iktidar cephesi için hoş değil. İstanbul’da yaşayanların büyük çoğunluğu (yüzde 84.4) konuya vakıf olduğunu düşünüyor ve onların da dörtte üçü “Konu bize danışılsın” demekte.

Danışıldığında ne sonuç çıkacağına ışık tutan sonuç da şu: Yüzde 57.4’ü kanalı öncelikli ihtiyaç saymıyor. İkinci araştırmada “Kanal İstanbul’a karşıyım” diyenlerin oranı yüzde 54.1; İstanbul seçmeninde bu oran yüzde 56. (Aynı kurumun bir ay önceki araştırmasında “Karşıyım” diyenlerin oranı yüzde 45.0 imiş.)

Libya’ya asker gönderilmesi de tartışmalı bir konu. 

Geçen ay yapılan araştırmaya cevap verenlerin yarısı (49.7) “Libya’ya asker gönderilmesini onaylamıyorum” derken, bu ayın araştırmasında “Karşıyım” diyenlerin oranı daha da yüksek: Yüzde 58.7…

Her iki araştırmada olası bir cumhurbaşkanlığı seçiminde oyların nasıl kullanılacağına dair de sonuçlar var.

Son (Ocak 2020) araştırmasının özet tablosu..

Kervan sonradan düzelir mi?

Bütün oranlarda eskiye göre gerileme görülüyor.

Halkın nabzı bir türlü atıyor, hükümet ise ona aldırmayarak politika belirliyor.

Makas bayağı açılmış durumda.

Unutulmaması gereken bir noktayı da hatırlatayım: Her iki araştırma da Suriye’de ve Libya’da Türkiye’nin yürüttüğü politikaların ciddi kırılmalara uğradığına dair son günlerde gelen haberlerden önce yapılmış durumda.

Gelecek ayın araştırmaları farkın daha da açıldığını duyurabilir.

Tabii benim elime geçenlerden daha fazla araştırma AK Parti yöneticilerinin önündedir. Muhtemelen onlar haftalık, hatta zaman zaman günlük sonuçları da görebiliyordur.

Alarm zilleri çalıyor mudur, yoksa tablonun ileride düzeleceği hesabı mı yapılıyordur?

İktidarlar genellikle “Nasıl olsa düzelir” diye düşünürler de…

ΩΩΩΩ

58 YORUMLAR

  1. Elbette nasıl olsa düzelir. Bizim millet balık hafızalıdır. Çabuk unutur. Bir dokunuş yeter son dakikada. Yine döner verirler oylarını. Değişen hiç bir şey olmaz. Yazın bir kenara. Bir de korkaktır bizim millet. Kendine dokunulmadığı sürece herkesi ve herşeyi kurban eder. Bu millete asla güven olmaz 🙂 Millete güvenerek yola çıkmasın kimse. En son Davutoğlu söylemişti, Şehir’e yapılanlara kimse sesini çıkarmadı diye üzülmüş. Arkasından vakıflarına da el koydular. Şimdi saydırıyordur içinden herhalde 🙂 Tık yok necip milletimizde! Olmaz da.

      • Tanklara meydan okuyan Necip Türk Milletine kimse bir şey demiyor. Sadece aynı Necip dedelerimizin merhum Adnan Menderes asılırken veya 28 Şubat esnasında başörtülü kızları okul önlerinde coplanırken nerede yaşayıp yaşatıldıklarını merak ediyoruz? Zırva tevil götürmez atarken bile usturuplu atmak gerekir sonuçta profesyonel bir iş yapıyorsunuz.

      • Gece 03.00 da başlayan gerçek bir darbe olsaydı görürdüm ben tankların üzerine çıkanları, herkes gelecek talimatı beklerdi. Ortada kahramanlık falan yok. Kahramanlar PKK ile mücadele edenler ve asgari ücretle çalışanlardır.

        • Ahmet bey! Siz şımdıye kadar bana sorduğunuz her soruya cevap verdim, fakat ben size tek bir soru sordum(tiren kazasında ölenlerin cenazeleri morgd iken) 21 pare top atış ile sabahlara kadar vur patlasın çal oynasın’a tepkinizi sordum! Ama siz zağır ve dilsiz oldunuz….buna rağmen sizin sorunuzu cevaplamaya önce Camilerden başlayalım

          “ahmet
          5 Şubat 2020 at 16:13
          allah aşkına şu akan dolarları bi yazsanıza var mı bi gelgesi evrakı bileyim Bir daha asla oyumu vermiyeyim ona .hakikaten çok merak ediyorum”

          Vakfın bu raporunda ve
          diğer kamuoyuna açık belgelerinde yer alan cami yapım maliyetleri aşağıdaki tabloda görüldüğü gibi derlendiğinde, yapım maliyeti en yüksek caminin 170 milyon dolar ile Rusya’da inşa edildiği görülüyor.

          Bu camilerin toplam maliyeti ise 493 milyon dolara ulaşıyor.

          Ülke Yapılan ya da projesi devam eden camiler Cami maliyeti (milyon dolar)
          Rusya Moskova Merkez Camii 170
          ABD Diyanet Merkezi 100
          Arnavutluk Tiran Merkez Camii 56
          Almanya Köln Camii 45
          Kırgızistan Bişkek Camii 35
          Kuzey Kıbrıs Hala Sultan Camii 30
          İngiltere Cambridge Camii 26
          Cibuti Sultan II. Abdülhamit Han Camii 12.6
          Kazakistan Hoca Ahmet Yesevi Camii 10.46
          Belarus Minsk Camii 7
          Filipinler Fatih, Osmanlı ve Tacloban camileri 1
          Haiti Boukman Buhara Camii 0.13
          Image copyrightTDVİngiltere Cambridge Üniversitesi yakınında yapılan Cambridge Camii projesi
          Image captionİngiltere Cambridge Üniversitesi yakınında yapılan Cambridge Camii projesi
          İnşaat faaliyetlerini KOMAŞ adlı şirket yürütüyor
          Cami inşaat faaliyetlerini ise Türkiye Diyanet Vakfı kuruluşu olan ve sermayesinin yüzde 99,45’ini Türkiye Diyanet Vakfı’nın oluşturduğu KOMAŞ adlı şirket üstlenmiş vaziyette.

          Listeler devam edecek onun için sorularımı sonra soracağım.

    • Bu millet çok zekidir ve yapılanı hiç unutmaz gerektiğinde en güzel tokatı atar.Örnek mi demokrasi çöplüğüne bakmanız yeterli. Anap ı DSP si DYP si çanlı örnekleridir.

      • Anap ı DSP si DYP
        Kaçtane 1150 odali saray yaptırmişlat?
        Havada, denizde ve karada kacar tane yüze, uçan, ve ormanlarin içinde saraylari vardi. Adreslerini yazanızda bizde gidip oraları onların başlarına yıkalım

  2. “Halkın nabzı bir türlü atıyor, hükümet ise ona aldırmayarak politika belirliyor.”
    Fehmi bey! Hükümet bal gibide aldıriyor! Süriyeden gelen şehitler ve Rusya ile dalaşmamız hem gündemdeki dişariya akan dolarlari unutturmak için yapılmadımı?

  3. Seçmenlerin bence hatırı sayılır bir bölümü açısından SAHİCİLİK, oy verme tercihlerinde önemsenmeyi hak eden bir yerde duruyor. İşsizlik, kabul edilmesi mümkün olmayan emekli maaşları ve asgari ücret gibi ekonomi alanında yaşanan ve geniş halk kesimlerini doğrudan vuran etmenlerin payı mutlaka var. Muhtemelen Erdoğan ve partisinden uzaklaşmada birincil önemde etmen ekonomi. Ama, ben adeta ezberlenmiş bu genel geçer kabulün abartıldığı kanısındayım: Erdoğan, esas olarak, SAHİCİLİĞİ’ni ve dolayısıyla İNANDIRICILIĞI’nı yitirmekte olduğu için seçmen desteğini yitiriyor.

    Bir lider ya da siyasal partinin sahiciliği ve inandırıcılığı, hemen bütünüyle bir DUYGU, bir HİS, bir SEZGİ meselesi seçmenlerin dünyasında. Asla bir günden yarına değişen bir şey değil, aksine, yıllarla ölçülen bir birikimin ürünü. Sayısız çoklukta irili ufaklı deneyim, gözlem, rastlantısal tanıklık ile ve bunlara bağlı olarak -yavaş yavaş- değişiyor.

    Söz gelimi, TV kanallarında siyasetin tartışıldığı programlar. . . İktidarı savunanlar da eleştirenler de -herkesi bıktırırcasına- hep aynı insanlar. Adam, üstüne para verse, “Daha iki lafı bir araya getiremiyor bu konuşma özürlüsü avukat. . . Davamı buna versem kaybederim mahkemede. . .” diye düşünebileceğiniz ve kendinizi uzak tutmak isteyeceğiniz sıradanlıkta. Dayamış sırtını militanca iktidar savunuculuğuna, hasbelkader bilmem ne avukatlar derneğinin başkanı olmuş. Mesele S400’ler, oturuyor yine müzakereciler koltuğunda. Mesele KHK ya da EYT, yine orada. Trump’un azil süreci, o konuşuyor. Deprem? Merkez Bankası’nın faiz politikaları? Kuşkusuz yine orada. . . Muhalif kimliği kontenjanından koltuğa oturtulanlar da aynı, onlar da değişmiyor. Hepsinin ortak yanları var: Kibir, birbirinin lafını kesme, laf sokuşturmak için fırsat kollama, her şeyi bilip her şeyden anlama, vb.

    15 Temmuz kalkışmasının Cemaat işi olmadığını bilen insan sayısı çok değil. Bilenlerin pek çoğunun işine gelen de bilmiyormuş gibi davranmak. Velhasılı, FETÖ üzerinde baskın bir fikirbirliği var her cenahta. Ama, sorsanız bugün de “15 Temmuz’un arkasında Gülen” var diyecek seçmen, tekrar tekrar, üstelik de iktidar borozanı TV kanallarında, “FETÖ ile mücadele kapsamında yakalanan teröristler”i görüyor iki yıldır ve neredeyse gündelik olarak: Kuyruğa dizilip elleri kelepçeli olarak, seyrek polis koridoru eşliğinde bir binadan çıkarılıp polis otobüslerine doğru yürütülen her yaştan başörtülü kadın. . . Genç orta yaşlı erkekler, yaşlı başlı amcalar. Neredeyse eminim, bu görüntüleri izleyen AK Parti seçmeni, kaçınılmaz bir biçimde zihninde kıpırdanan huzur bozucu bir fısıltıyı bastırabilmek için, o fısıltı olmasa o kadar güçlü ve kolay işitilir olmayacak, kısmen yapmacıklı, adeta kendi kendisini ikna etme telaşındaki bir ses tonuyla, “Cık, cık. . .” çekiyor: “Şunlara bak. . . Hepsi sıradan insan, komşumuz, mahallelimiz, dayımız, teyzemiz görüntüsünde. Sorsan hepsi “masumum” diye atılır. Allah’ın işine akıl sır ermiyor bazan. Kimin aklına gelirdi bu adamların ve kadınların vatan evladı polise halka kurşun sıkanların terör örgütünün sobasına odun taşıyacağı. . .” FETÖ ile mücadele(!)nin o değişmeden kalan görüntülerine, bir de, istese de istemese de kulağına çalınan “FETÖ borsası”, bilmem kimin önde giden Cemaatçi olduğu halde bilmem hangi milletvekili ya da bakanın akrabası olduğu için içeriden çıkıp üstüne beraat kararı aldığı gibi söylentiler çalınıyor. Çok sevdiği Erdoğan’ın damadının, “Biz doğal gaz ve elektrik fiyatlarını olması gerekenin de altında tutuyoruz” sözlerini işitiyor TV ekranından. . . Kendisi de dahil ateşli bir S400 taraftarı iken, nicedir Erdoğan dahil kimsenin S400’leri ağzına almadığını fark ediyor. Suriyeli sığınmacılar bir gün, “Her türlü desteği vermeye devam edeceğiz Suriyeli kardeşlerimize”, bir başka gün, “Bu kardeşlerimiz misafirimiz. . . Suriye’de güvenli tampon bölge kuruyoruz. Müteahhitlerimiz, işçilerimiz TOKİ evleri için startı vermeye hazırlanıyorlar. İnşallah çok geçmeden Suriyeli kardeşlerimiz huzur içinde buralara yerleşecek, altyapısını yine bizim hazırlayacağımız tarım işleriyle huzurlu bir biçimde sürdürecekler yaşamlarını. . .” Kısacık zaman aralığında bunların ikisini de söyleyen aynı adam, çok sevdiği, çok güvendiği, çok sevip çok güvenir bulur kalmak istediği Erdoğan. . . İstemese de, hiç istemese de, farkına varmadan yapamadığı bir durum var: Erdoğan’ın “düşman” diye parçalanmaları talebi ve beklentisiyle kendi önüne attığı insanların sonu gelmek bilmiyor: Gülen’le başlayıp bitmedi, çok tuhaf biçimde hep arkası geldi. İş gele gele A. Davutoğlu’nun, A. Babacan’in “dolandırıcılığı”na, ‘bunların'(!) IMF’den direktif ve emir almış insanlar oldukları ithamına kadar vardı. Çok istese de, o Erdoğan’a çok güvenmek isteyen seçmen, Erdoğan’ın ortada birlikte yol yürüyüp de sonradan “hain” diye önüne atmadık adam bırakmadığının -aksini çok istemesine rağmen- farkına varıyor. Çok sevdiği liderine bir zamanlar ağız dolusu küfür ve hakaret yağdırmış Bahçeli’nin, Soylu Süleyman’ın, Kurtulmuş Numan’ın, Derinceli Doğu Perinçek’in kendisinden daha hararetli birer Reisçi olup çıkmalarında da bir tuhaflık seziyor.

    Sahicilik ve inandırıcılık, bir kez yitirildiğinde, şöyle veya böyle davranıp yeniden tesis edilebilecek şeyler değiller.

    Nasıl sahiciliğinizi ve inandırıcılığınızı -tüm dramatik yanlış ve samimiyetsizliklerinize rağmen- öyle üç beş ayda yitirmiyorsanız seçmenlerinizin gözünde (ve ama bu iş yıllara yayılan uzunca bir süreç içinde gerçekleşiyorsa), aşınmış sahiciliğinizi ve törpülenen inandırıcılık kapasitenizi onarıp yeniden kazanmanız da öyle bir kaç yıl içinde başarabileceğiniz, filmi geri sarabileceğiniz bir şey değil.

    Erdoğan, en az halkın omuzlarına yoksulluk olarak yüklediği ekonomik beceriksizlikleri kadar (ve muhtemelen bundan daha çok), sahiciliğini yitirdiği, ve aslında zaten hiçbir zaman sahici olamamış bir siyaset esnafı olduğu için gidecek.

    Değilse, toplum, ağaç kökü yemeyi sinesine basar, sahiciliğine inandığı liderinin arkasından gider bu topraklarda.

    Yukarıda dile getirmeye çalıştıklarım, eşzamanlı olarak, AK Parti’deki erimeden neden CHP’nin nemalanamayacağını da açıklıyor büyük ölçüde.

    Zaten bütün bir tarihleri boyunca bir gün sahici ve inandırıcı olamamışları takmaz bu toplum.

    İnşa eder kendi alternatifini (ediyor da zaten), yürür gider. . .

    • Sn bernar bi anlatın FETO nun masumiyetini .15 temmuz da dahlinin olmadığını .masumiyetini bi anlatın da bilelim. Kim yaptı bu darbeyi , kim F16 larla masum polisleri şehit etti . yazın açık açık da bilelim. ne kadar kandırıldığımızı .

      • Farkındalıkla ya da farkında olmadan meramımı anlattığım yorum metinlerime söylenmemiş ve kast edilmemiş anlamlar ve imalar yüklemeyin Ahmet Bey. Söylediğim şey basit: Gülen Cemaati’nin zindanlara tıkılan onbinlerce katılımcısı ve sempatizanın ne 15 Temmuz’la, ne terörle ilintisi var. Olay, Ergenekoncu derin devlet yapıları koalisyonunun, Cemaat’in devlet bürokrasisinde kendi varlıklarını tehdit eder derecede palazlanmasına verilen bir karşılık, keskin bir tasfiye hamlesinin dehşet verici bir öç alma süreci eşliğinde yaşanmasından ibaret. Opersayon yalnızca Gülen Cemaati’ne yönelik bir tasfiye hareketi de değil: Vesayetçi-milliyetçi seküler çetelerin tehdit ve düşman gördüğü tüm demokrasi ve özgürlük güçleri, dindar ya da seküler tüm demokrat aydınlar ve vatandaşlar operasyonun hedefinde.

        Perçinçekçiler ve diğer gayrı-meşru yapılar benim gözümde birer çete. Cemaat tabanı değil, ama Gülen ve etrafındaki çekirdek kadro da, kendi devşirmelerini güvenlik ve yargı bürokrasisine yerleştirip önlerini açma yöntemlerinden gizli dinleme ve tape arşivciliğine, medya eliyle siyaseti sarsacak operasyonlar yürütmeye varıncaya kadar, darbeci zihniyetten tamamen uzak bir zihin dünyasına ve ideolojiye sahip olmak dışında, rakiplerinden esaslı sayılabilecek bir farkı olmayan bir çete.

        Gülen’in bizatihi kendisi de dahil olmak üzere, 15 Temmuz kalkışmasının planlanması ve yürütülmesinin bu kadro ile ilgisinin olmadığını düşünüyorum. Sizin ve daha yüzbinlerce insanın FETÖ türü terimlerini lumpence buluyor ve ciddiye almıyorum.

        Bu, Gülen ve yönetici-yönlendirici kiliğin masum olduğunu ileri sürmek ya da bunu ima etmek anlamına gelmiyor.

        Devlet bürokrasisinde var olan gücüne güç katmak için meşru iktidarı köşeye sıkıştırma operasyonlarından ceberrut devletin gönüllü maşası olmaya kadar, Gülen ve yönetici kliğin günahları çok. Perinçek’den Türkiye’nin demokrartikleşmesine katkı sunması ne kadar beklenebilirse, Gülen’den de o kadar beklenebilir. Bunların hepsi, her ne kadar birbirleriyle amansız bir rekabet içinde olsalar da, kökü Cumhuriyet öncesine kadar uzanan, Cumhuriyet ve vesayet onyıllarında güçlenerek devam edip gelmiş olan aynı zihniyetin ürünü geleneksel anti-demokratik yapılar. Gülen’i diğerlerinden ayıran şey, darbeci bir zihin dünyasından fersah fersah uzak olması. Devletçidir Gülen, silahla, terörle vs. ile işi olmaz.

        Perinçek’in, M. Ağar’ın vs. nin ne kadar ortalarda dolaşıp söz söylemeye hakkı varsa, Gülen’in de o kadar olmalı. Gülen’i, ahlaken yargılayabilir, sinsiliği, iki yüzlülüğü, manipülatif kurnazlıkları dolayısıyla yargılayabiliriz akıl ve gönül dünyamızda. Dindarların dirliği ve hürriyeti de dahil olmak üzere, hiçbir şeye aldırmaması dolayısıyla eleştirip suçlayabiliriz. Özgürlük ve hürriyetlerin, adil, hesap sorulabilir bir devlet bürokrasisine, bağımsız ve kurumsallaşmış bir yargı düzeinine sahip olabilmemizin önündeki güçlü ayak bağlarından biri olması, sadece kendi güçücü artırmayı saplantı ölçüsünde bir arzuya vardırmış geleneksel bir siyaset esnafı olması dolayısıyla eleştirebiliriz.

        Böyle düşündüğüm için, ben de bunu yapıyorum -kendimce elbette.

        Benim talebim, “Gülen ve Cemaat’in yöneticileri çıksınlar ve 15 Temmuz ile ilintilerinin olmadığını kanıtlasınlar!” değil.

        Benim talebim, devlete ve iktidarın başındaki Erdoğan’a yönelik bir talep: Geçiniz bu FETÖ bilmem ne cızırdamalarını artık, ve bizlere Cemaat’in 15 Temmuz kalkışmasındaki rolüne ilişkin inandırıcı kanıtlar sunun! Yetmez: Kimse failleri, bunların bulunup yakasına yapışılmasını olanaklı kılacak siyasal ve hukuki ortamı inşa edin.

        Kaç yıl oldu, ortada inandırıcı bir numara yok, bol miktarda FETÖ, 15 Temmuz cızırtısı var. Benim de devletin derinlerinden gelen, o cızırtılarda hakikat keşfeden her talihsiz insanı serseme çevirecek her türden cızırtıya hem kulağım, hem aklım, hem de karnım tok.

        Evet, kurşunlar hakiki kurşunlardı. Evet, üniformalar içindeki kalkışmacı subaylar Ankara Şehir Tiyatrosu oyuncuları değildi. Evet, 251 insanımız o kurşunlarla can verdi, ve sayısı merak edilmeyen, gerçekleştiği gece ve olur olmaz unutulması yeğlenen tiksindirici vahşet saatlerinde düzinelerce masum er ilkel ve kudurmuş güruhların ellerinde bedenleri lime lime edilerek can verdi.

        İyi de bütün bu yaşanmış gerçeklikle Gülen Cemaati arasındaki ilinti ne?

        “Ne yani, olan bir tiyatrodan mı ibaretti be ey gafil! Onca insan ölmedi mi!” yollu itirazlar, dönüp kulak asmayacağım kadar çocuksu cızıdırmalar benim indimde -ve hayli de lumpence.
        “Tiyatro!” diyen yok burada: 15 Temmuz kalkışmasını kim planladı ve gerçekleştirdi? O insanlar niye öldüler? Sadece bunu soruyorum. Cevapları “Tabii ki FETÖ!” cızırtıları şeklinde değil, kanıtlar, bağımsız mahkemelerde gerçek hukuk insanları eliyle yürütülen adil yargılama süreçleri olarak işitmek istiyorum.

        • Şimdi yazdıklarınıza katılıyorum .bende FETO yaptı demedim dahlinin olup olmadığını sordum. sizde kabul ediyorsunuz ki Cemaatin ( Gülen ve çekirdek kadronun ) ülkenin bu duruma gelmesindeki suçunu ve kabahatini.
          Yoksa O günahsız binlerce sempatizan ve tabanının haksız suçlanma ve mahkumiyetlerine bende itiraz ediyorum.
          İleriki onyıllarda olayların gerçek yüzü ortaya çıktığında doğrular ve yanlışlar ortaya çıkacaktır.

          • Sağduyulu yaklaşımınızın beni şaşırttığını itiraf etmeliyim. Ben de bu yorumunuzda söylediklerinize harfi harfine katılıyorum. Her şey pekala yolunda giderken seçilmiş ve meşru AK Parti iktidarına karşı operasyon üzerine operasyon çekip AK Parti nezdinde halk yığınınlarını güçten düşürüp AK Parti’nin gücünün altını oyan, uygun fırsat ortaya çıktığında kendisine çok ağır bir şamar indirecek olan vesayete kapı aralayan Gülen’in bizatihi kendisidir. Bence bu tartışmaya yer vermeyecek kadar açık. Saygılar.

  4. Sn Koru ülkemizdeki yazarların algı yönetimi yaptığını bilirdim ancak sizin de buna alet olacağınızı hiç düşünmezdim.Neden mi ? Vermiş olduğunuz kamu oyu yoklamaları muhtemelen muhalif bir gruptan gelmiş ve rakamları doğru yorumladığınız zaman oranların kötü olmadığını yani iktidarın eteklerini tutuşturacak kadar değil olsa olsa muhalefeti derin düşüncelere sevk edecek olduğunu görürsünüz.
    araştırma 1: AKP 34.2 kararsız 17 karasızın dağıtılması ile 34/ 100 =0,34*17 = 5.78 + 34.2 = % 40
    Şimdi soruyorum bir parti 17 yıl iktidarda ve oy oranı ilk geldiği rakamın % 16 üzerine çıkarmış veya yoklamalar öyle . Sosyolog değilim psikolog değilim ancak birilerinin bunu doğru yorumlaması gerekiyor.
    % 35 mi büyük % 40 mı büyük.Bu sonuçtan sizce kimlerin elelrini kafasının önüne alıp düşünmesi gerekir.
    Öte yandan AKP doğru yolda mı bu sorgulanır ve bir çok hatası günahı söylenebilir.
    Ama can alıcı soru şu: Neden hala halk güveniyor neden ? ??????

        • galiba, siz ahmetsiniz! öyleyse sorayım. putin neden hala iktidarda? öyleyse sorayım, kerimov, neden ölene kadar %90’ın üzerinde oy aldı?
          – Başka sorayım, türkmenbaşı 15 yıl ülkeyi nasıl yönetti!
          – Herhalde bunların çok iyi ülke yönettikleri olmadığını anlayabiliyorsun. yani, seçimlerde oy alması, o partinin ülkeyi çok çok çok iyi yönettiği anlamına gelmediğini, en fazla “bu kadar kötü yönetiyor ama sor bir niye kötü yönetiyor” ya da ‘kötü yönetiyor ama mutlaka iyi birşeyler de yapıyordur” anlamına gelebildiğini, türkiye örneğinden gayet iyi biliyoruz.
          – Ayrıca da, halkın desteği, yapılanın iyi olduğu anlamına da gelmiyor.

    • Çünkü halk kasımpaşalı eli maşalı sever. Yumruğunu masaya vuran, kodumu oturtan, sözünün üstüne söz söyletmeyen reyiz sever. Bir de aşır okudumu tadından yenmez, bundan iyisi şamda kayısı.

  5. Dün bir yorumcu benim adımı kullanarak yorum yazdı.

    Yorumu yazıp göndereceğimizde isim kutusuna dokunduğumuzda ismimiz,mail kutusuna dokunduğumuzda mail adresimiz kendiliğinden geliyor.Yani
    sistem bunları kaydetmiş oluyor.Sistem, isimle mail eşleşmeden yorumun gönderilmesine izin vermeyecek şekilde
    düzenlenebilir sanırım.

    Benim adıma bir başka Bekir,Bernar adına
    başka bir Bernar,H.Gayret adına bir başka
    H.Gayret yazacaksa,yazabilecekse orada yorum yazmak anlamını kaybedecektir bana göre.Bu sebeple bundan sonra burada yorum yazmayacağım.Pekiyi
    okur muyum!Eskiden olduğu kadar olmasa da arada sırada bakabilirim.

    Sitemim sayın Editör’edir.

    Bundan sonra Bekir adıyla yazılmış bir yorum görürseniz tarafımdan yazılmış olmayacaktır.

    • Yaşadığınız şey hayli can sıkıcı. Sistemin ve editör duyarlığının bu istismara açık sorunu giderebileceğini umuyorum. Bir nedenle bu gerçekleş(e)mezse, bu ikinci yakınmanızdan sonra bir üçüncüsüne de rast gelir ve bu nedenle yorum yazmayı bıraktığınızı söylerseniz o sonuncu yakınma mesajınızda, ben de sadece yorumlara göz atmakla yetineceğim ve kesinilkle bir yorum yazmayacağım. Bunun sizin (ya da bu durumda benim) yorumlarınızın önemini abartmakla bir ilgisi yok. “Canım böyle bir şeyi de bu kadar büyütmek gerekmiyor” tavrıyla geçiştirilebilecek bir mesele değil. Yaptığımız bir şeyi, ancak onu yapmakta bir anlam bulabildiğimiz sürece yapabiliyoruz. Sizin haklı olarak yakındığınız konuda metin yazma eyleminin kendisi anlamsızlaşıyor. Site editörlüğünün konuyu önemseyeceği beklentisindeyim.

    • Bekir ve bernar beyler, ben burda “sade vatandaş”ın rumuzuna el koyan gaspçıyla tek başıma yakapaça uğraşırken sizin tüyünüz bile kıpırdamıyordu; “adamın biri” kaç kere burda yandı yakıldı, asıl “sade vatandaş” benim, bu adım sahtekar, her kimse rumuzumu geri versin diye feryat figan etti, benden başka kimsenin umrunda olmadı..! Sağolsun o mübarek de muhalifiz filan ama desteğin için yine de teşekür ederim bile diyemedi..! Neyse, allah onu da diğerini de bildiği gibi yapsın da ya sizleri ne yapsın?

  6. Bana kalırsa AKP nin anket konusunda 18 yıldır yaptığı, halkın nabzını tutumak değildi;halkın nabzını kendi istek ve hedefleri doğrultusuna çevirmekti.18 yıldır çevire çevire;çevrilecek nabız ,söylenecek yalan,gösterilecek hamasi hedef,baskın çıklılacak argüman,istismar edilecek alan,biribirne düşman edilecek kitle,avunulacak Türkçülük-İslamcılık-Osmanlıcılık avuntuları,kurutulmadık hedef,soyulmadık cep,yok edilmedik adalet-hukuk-özgürlük,demokrasi,girilmedik devlet kurumu kalmadı.Çevrilecek nabız tükendi.Halk hep aynı masalları dinlemekten usandı,anketlerle yönlendirildiğini anladı.AKP nin bütün kirli çamaşırları,artniyetleri,bozuk düzeni ayan beyan ortaya çıktı.İşte olayın özü bu.

  7. Kaçırdığımız bir şey var; o da seçimi kazanmanın tek yolunun artık halkın oylarıyla belirlediği tercihi ile değil, buna rağmen seçim sonuçlarıyla oynanabileceği, sonuçların farklı tasnif edilebileceği ve bunun artık farklı yollarının da olduğu…

    Kazanılan seçimin bile elinden alındığı, alınmak istendiği durumlara da şahit olduk.
    Hal böyle iken anketlerin ne söylediği çok ta önem arz etmiyor.

    Hem, AK Parti 7 Haziranda yaşadığı oy kaybını 1 Kasım 2015’te telafi etmedi mi? Bu nasıl oldu?

    Sonrasında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile Bahçeli’nin imdada yetişmesi de var.

    İktidarda (yeni ortaklarıyla) kalmanın yolu sistem değişikliğinden geçmiş oldu ve “zinde güçler” AK Partiyi mindere çekmiş oldular Bahçeli ve görünmez ortakları sayesinde.

    24 Haziran seçiminde Meral Akşener’in tavrı bile seçim sonucunu dizayn etme çabası değil miydi?
    Akşener’in o günkü tavrı bugünkü çabalarını boşa çıkarıyor benim gözümde.

    Şimdi yeni sistemde, CHS’de, artık çok daha güvenilir seçimler yapıyoruz diyemeyiz; güçlü olanın, hele bir de devletin tüm imkanlarını seferber ederek yanına alan iktidar partisinin, yapılan seçimin önceden galibi olduğu sonucuna baştan razı olunuyor zaten.

    Bugün yapılan kamuoyu yoklamaları, sonucu itibariyle, halkın tercihinin yetmediği takdirde “iktidarı nasıl ederiz, ne tür hazırlıklar yapılmalıdır”a ışık tutacaktır.

    Dedim ya; halkın tercihinin yetmediği durumlarda iktidarı elde etmenin farklı yolları işliyor artık ülkemizde; yani adı demokrasi de olsa seçmenin tercihine ortak odaklar türedi. Öyle ki, yeterli oyu almadığı halde iktidar ortağı olan siyasi partiler de…

    Buna yol veren de iktidarı kaybetme korkusu tavan yapan ve aldığı emanete hıyanet eden siyasi/sivil iktidar/lar oluyor.

    CHS’de TBMM’nin işlevselliğinin yitirildiği ve demokrasinin temel kurumlarını -denge/denetleme ekini- yok sayan bir sistem var karşımızda.

    Milletvekili adaylarını belirleyen tek güç parti başkanı ve parti içi demokrasi işlemeyen bir siyasi sistem…

    Halk seçime katılsa ne katılmasa ne?

    Yapılan kamuoyu yoklamalarında şu soruya da yer açılmalıdır: Mevcut siyasi sistemin işleyişine “güven” duyuyor musunuz?

    • “Halk seçime katılsa ne katılmasa ne?”diye sormuş hasan bey; şöyle oluyor hasan beycim; halk seçime katılmazsa avrupa ülkelerinde olduğu gibi ileri demokrasi oluyorsun; katılım yüksek olursa artık her şey diyorlar adama..!
      Başkanlık sisteminin kısaltması CHS mi oluyor ki?

  8. TEK SORU: ondan niye vazgeçeyim?
    Batıda insanlar şu halde
    iskeletin başı küçülmüş,
    göbeği erimiş, hatta kemikler görünüyor,
    belden aşası ödem yapmış, patlayacak nerdeyse..
    Birde ücretsiz mide ameliyatı, kelepçe takan dr ayarladın mı,
    ooh gelsin gdolu yiyecekler, gitsin makarna piza..
    birde sıcacık kömür sobası, değme keyfime..
    vatan mı dedin? dış güçler ülke veriyormuş babasının kesesinden.
    ha birde market kuponu modası çıkmış.
    ne kadar çok kupun toplarsan ok adar mt toprak alıyon.
    batıda 18’den sonra çocuğu salıyo tarlaya, mevlam kayıra.. bizdekiler anca ist.’a kadar gidebiliyorken, batılının çocuğu dünyayı geziyor, zeka olmuş zehr gibi.
    aradaki tek fark o gezmeye, biz iş aramaya.
    dön baba döndük yine başa.
    Eminönden bincen, k.çekmece islele alabanda, kanalın azametini gördükten sonra terkosta ver bi mola, istersen lilyosta in havarayla gel, istersen köprülerden karşıya geç.
    ben olsam tarabyadan geçer, hisarları seyrederken çamlıcanın karşısında durur seyre dalardım sonra yanaşırdım saray burnunda..

  9. MAK araştırma yetkilisi M.A.Kulat kanalı destekleyenlerin oranının Elazığ depreminden önce % 25 olduğunu , depremden sonra bu oranın daha da düşeceğini açıkladı.Bana göre bu oran bile facia.
    Elazığ depreminin olduğu gün bile Binali Yıldırım çıkmış kanaldan bahsediyorsa, deprem bölgesinde yandaş muhabir mağdura “mutlumusunuz? huzurlumusunuz?” diyebiliyorsa, vali algıdan bahsediyorsa tabii ki iktidar ile vatandaşın gündem makası her gün artan bir hızla açılacak

  10. Özellikle son yıllarda iktidarın rant ağını İslamcı dernek ve vakıflarla organize ettiği kamuoyuna sıkça yansımıştı. Bunun üzerine Kızılay Derneği’nin kamuoyuna açık ve sitesinde yayımlanan mali belgeleri incelendiğinde şu sonuçlara varılmış.

    Belgelere göre Kınık dönemindeki 3 yılda kurumun diğer bağış ve yardımlarla elde ettiği gelir tam 32 katına çıkmış durumda. Bu izaha muhtaç gelir artışının ne kadarının BaşkentGaz operasyonunda olduğu gibi “şartlı para aktarımı” olduğu bilinmiyor. Zira Kerem Kınık bağışçılarının sırlarını koruyacağını söylüyor.

    2013-2018 arasında Kızılay’ın bağış ve yardım gelirleri ve artış oranları şu şekilde;

    2013: 88 milyon 151 bin TL
    2014: 74 milyon 510 bin TL
    2015: 54 milyon 355 bin TL

    2016: 1 milyar 173 milyon TL (Kınık Dönemi)
    2017: 2 milyar 261 milyon TL (Kınık Dönemi)
    2018: 3 milyar 465 milyon TL (Kınık Dönemi)

    Ortada “hayatın doğal akışına uygun olmayan” bir şeyler olduğu açık !

    • Rakamlar inşallah yalan söylemiyordur.
      Gelen paraların ne kadarının kurumda kaldığı, ne kadarının ise şartlı bağış olarak başka yerlere aktarıldığı önemli.
      Bu bağışların tamamı kurumda kaldı ve muhtaç olanlar için harcandı ise mevcut yönetimi tebrik etmek gerekir.

  11. Geçmişte doğalgaz şirketleri belediyeler tarafından kurulmuş. Daha sonra bunlar özelleştirme sürecine girdiğinde belediyeler %20 hisseyi bünyesinde tutup kalan kısmını özelleştirmişler ve hissedar olarak yönetim kurulunda temsilci bulundurmuşlar.

    – BaşkentGaz ise bir istisna olarak Ankara’da belediyeden hisselerin %100’ünü almış. (2013)
    – Şirket daha sonra adını değiştirip “Başkent Doğalgaz Dağıtım Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş.” olmuş. (2016 gibi)

    Vergi mevzuatımızda daha önce yapılan bir düzenleme ile Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı (GYO) şirketlerine kurumlar vergisi istisnası tanınmış (hiç ödemiyorlar). Bu konu hakkında yeterli bilgi sahibi değilim, bu nedenle bir yorum yapmayacağım. Fakat ilginç olan şudur;

    Doğalgaz dağıtımı işiyle uğraşan bir şirket neden adını değiştirip GYO ekler? Neticede BaşkentGaz kurumlar vergisi ödüyor mu ödemiyor mu? Hadi bakalım, bilgisi olan cevap versin!

  12. Mevcut yönetimin inandırıcılığını hızla yitirdiğini görmemek için kör olmak lazım.
    Halkımızın büyük çoğunluğu olayların farkında.
    İnanacağımız ve güveneceğimiz bir başka parti veya grup da henüz ortada yok.
    Böyle devam ederse korkarım yine kabullenilmiş çaresizlikle baş başa kalacağız.

  13. Yenişafak Gazetesi yandaş yazarlarından ,Mustafa Kutlu ;Yoldan Çıkmanın Yolu başlıklı bir yazı yazmış.Hakyol,amentü,kapitalizm,adil düzen üzerine görüşlerini paylaşmış.Yazarın yandaşı olduğu AKP iktidarı,böyle söylemlerle iktidara geldi ve muktedir oldu.18 yıllık iktidarları süresince,iddia ettikleri;hakyol,amentü,kapitalizm düzenine karşılık,adil düzen konularında ne söyledilerse tamamen tersini yaptılar.Hakyol, oldu zulm yolu.Amentü;oldu çıkar ,yalakalık ve soygun düzeni.Adil düzen; oldu saltanat,soygun ve yolsuzluk düzeni. Yazar ayrıca AKP icraatlarından rahatsız.Tarm ülkesi Türkiye nin dışa bağımlılığını dile getirmiş.İktidarın siyaset-iktisat-hukuk eksenindeki düzensizliğini ele almış.Hududullah’ tan söz ediyor.Adalet,toptağa dönüş,kanaat ekonomisi,ahlak nizamını tesisi etmeyi öneriyor.
    Böyle fikirler, AKP yandaşlarına bir hayli yabancı konulardır.Hiçbiri böyle işlerden haz etmez.Bu yazda sevindirici bazı gelişmeler var.Bir kere AKP yandaşlarının düşünen kesimi,iktidarın icraatlarından rahatsız.Artık direk olmasa bile dolaylı yoldan AKP iktidarını eleştirme noktasındalar.
    Yazarın dile getirdiği problem ve önerdiği tavsiyleri AKP cenahı yıllar önce hep söyledi durdu.Bu söylemlerle iktidar oldular.İktidar olunca tamamen tercine icraatta bulundular.Bu sebeple,yazarın önerilerini AKP iktidarı hiç galeye almaz ve uygulamaz.Çünkü,AKP iktidarı;ekonomi ve tarımda dışa bağımlığı,ahlaksızlık ve suçun yaygın hale gelmesini,kapitalizm kıskacını,faiz(riba)rantını kendilerine amnetü edindiler.Onların hakyolu bu.
    Hükümetlerde zihniyet ne ise, icraatları da o oluyor.Haksızlık ve haram yollara tamamen batmış olan AKP ikitdarını,ayıkmış AKP beyin gücü bile toparlayamaz.Onlar ipi kopardı,hizaya girme fırsatlarını da heba ettiler.AKP için ;siyaseten,cenaze selaları okundu.Cenazeleri ilk seçimde kalkar.Yazarın görüşlerine ilaveten,ben de duyuruyorum ki,islamın şu beş esasına mutlaka uyulmalıdır.Kişi ve toplumların felahı buna bağlıdır.
    1-Nefsin (canın) korunması
    2-Aklın Korunması
    3-Dinin korunması
    4-Neslin korunması
    5-Malın korunmasıdır.
    Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır.” (Maide suresi,32.ayet).
    “Kim bir mümini kasden öldürürse cezası, içinde ebediyen kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lanetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.” ( Nisa suresi,93.ayet).
    “Kendinizi öldürmeyin ALLAH size çok merhametlidir.”(Nisa suresi,29.ayet).
    “Ey iman edenler! İçki, kumar, (tapınmaya mahsus) dikili taşlar, fal okları ancak şeytanın amelinden birer murdardır. Onun için bunlardan kaçının ki muradınıza eresiniz.” (Maide suresi,90.ayet).
    Dünya hayatı yalnızca bir oyun ve bir oyalanmadan başkası değildir. Korkup-sakınmakta olanlar için ahiret yurdu gerçekten daha hayırlıdır. Yine de akıl erdirmeyecek misiniz? 
    (EN’AM SURESİ ,32.AYET).
    “Hakka yönelen bir kimse olarak yüzünü dine çevir. Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata sımsıkı tutun. Allah’ın yaratmasında hiçbir değiştirme yoktur. İşte bu dosdoğru dindir. Fakat insanların çoğu bilmezler.”(Rum suresi, 30.ayet).
    “…Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı beğendim…” (MÂİDE SURESİ, 3.AYET).
    “Sizin dininiz size, benim dinim de banadır” (KÂFİRÛN SURESİ, 6.AYET).
    “Ey huzura kavuşmuş insan! Sen O’ndan hoşnut, O da senden hoşnut olarak Rabbine dön. (Seçkin) kullarım arasına katıl ve cennetime gir!” (FECR SURESİ,27-28-29-30.ayetler).
    “Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında, acımasız, güçlü, Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardır”.(Tahrim suresi,6.ayet).
    “Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar…Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler.” (NÛR SURESİ,30-31.ayetler). “Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan ticaret olması hali müstesna, mallarınızı, batıl (haksız ve haram yollar) ile aranızda (alıp vererek) yemeyin. Ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah, sizi esirgeyecektir.” (Nisa suresi, 29.ayet).
    “Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.” (Necm suresi,39.ayet).
    “Faiz (riba) yiyenler, ancak kendisini şeytan çarpmış olanın kalkışı gibi çarpılmış olmaktan başka (bir tarzda) kalkmazlar. Bu, onların: “Alım-satım da ancak faiz gibidir” demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alışverişi helal faizi ise haram kılmıştır.” (Bakara suresi, 275.ayet).Saygılar.

  14. Siz nadiren Kurandan örnek verirsiniz biliyorum. Ben bugün oldukça bilinen bir ayet mealini paylaşacağım.
    Enam 116
    “Yeryüzündekilerin (hukuki olarak bu ülke manasındadır) çoğunluğuna uyacak (tabi olmak) olursan, seni Allah’ın (hukuki olarak bu devlet manasındadır) yolundan saptırırlar.
    Nedir bu sizin ekseriyet sevdanız anlayamıyorum. Bu konudaki bu kaçıncı makalaneniz.

    • Sayın yazar tevrat ve incilden de fazlaca bir örnek vermez zaten hüseyin bey; yalnız demokrasi dışı kimi ölçütleri ya da otorite kaynaklarını esas alacak olursak maazallah irandan da beter oluruz ona göre..! Sayısal üstünlük değişkendir, bugün artar yarın düşer; ama ayetullah ya da gayretullah geldi miydi gitmek bilmez yani..!

    • Geçen hafta, Müslüman ülkelerde İslam diye anlatılagelen, Müslümanların kahir çoğunluğunun İslami ve Kurani sanıp el üstünde tuttukları şeyin, Sultanlıkların ve onların yalakası din alimlerinin peydahladıkları, temel işlevi iktidardaki buyurganların buyurganlığını meşrulaştırmak olan bir devlet dini olduğunu söylemeye çalıştım kendimce.

      Hüseyin Kayahan kısacık metninde ibretlik bir şekilde doğrulamış kanaatimi. Çoğunluğa uymayacamışız. Yoksa Allah’ın yolundan saparmışız. Peki Allah kim? Kendisi söylüyor: Devlet!

      Ayet paylaşma işlerini anlamsız bulduğumu söylemiştim. Alın işte:Allah’ın yerine Devlet’i ikame ediyor, bunu da ayetle destekliyor.

      • “Allaha güzel bir kredi veriniz” ibaresindeki Allah kelimesini 1400 yıl boyunca ilim adamları (din adamları demiyorum) nasıl anlamışlar bir araştırınız. Hukukta Allah ibaresinin devlet/kamu/topluluk olarak anlaşılması benim yorumum değildir.
        Saygılarımla.

        • Kızmayın, darılmayın, Hüseyin Bey: Ben Kuran’ı kendimce güvenilir olduğuna kanaat getirdiğim iki çevirisini karşılaştırmaya da girişerek okudum. Kitap’ın indiği Mekke Arap topluluklarının kültürel, sosyal, siyasal yaşamını bir arkaplan olarak alarak (kendi bilgi dağarcığımın sınırlamaları içinde elbette) ve bütünlüklü bir perspektf içinden anlayıp kavramaya çalıştım.

          Terimler üzerinden, isteyen herkesin kendi arügümanını destekler göstermek üzere oraya buraya yerleştirip kullanabileceği, bağlamından kopuk tekil ayetler üzerinden tartışmaların bizi bir yere vardıracağına inanmıyorum.

          Birer birey olarak Kuran’ı nasıl okuduk, ne niyetle okuduk, ve ne anladık? Bence asıl ve can alıcı olan bu.

          Bir soru ile bitirmiş olayım: Sizce, örneğin Hayrettin Karaman bir ilim adamı mı, yoksa bir din adamı mı?

          Saygılar.

          • Ahir ömürlerinde ümeyye hanedanını yanlarında tenasüh etmiş gören ve onların keyfemayeşa siyasi ve dünyevi hırslarına fetva üretme yarışına giren zevat tarihteki örnekleri gibi tek kelime ile kayıptır, anglosakson lugatında loser, hadis ilmince müflistirler. Yanlış fetvaları ile açtıkları kötü çığır, ilmi isabetsiz içtihad hükmünde olmayıp ulema-i sui faaliyetleri olup, hesap için karşılarına çıkarıldığı vakit içine düşecekleri pişmanlık, son pişmanlık hükmünde olacaktır.

        • İslam, siyasallaşmış islam ulemasının devlet ile yakınlaşıp ilim ile vasıtayı cer elde etme yoluna gittiğinden bu yana Allah ve devlet, ulülemre itaat, toplum için ferdin hukuku ziyan edilebilir şeyhülislam fetvaları ile katledilen sabiler, kutsal devlet, derin devlet, ak sakallılar, ak saçlılar, ülkenin gerçek sahipleri, dinin gerçek sahipleri gibi sünni devlet geleneğinin en kötü örneği olan emevi hanedanı ve onun günümüzde mevcut paydaşlarının siyasal islam ile kendilerine güç ve makam devşirme yönteminin adı maalesef din olmuştur. Bu nakıs din anlayışınızı alıp, milleti kolay idare amaçlı ilahi sopa olarak kullanmaya çabalamanız artık beyhudedir. Teşbihte hata olmasın kimse artık bu yükü taşımaya istekli değildir ancak bir avuç sakallı trol dışında…

    • nusret bey merhaba!
      sizin millet ittifakını bölme amacı mı taşıdığınızı, yoksa safça islamcı iktidar hesabı mı yaptığınızı anlıyamadım.
      – akpnin iktidarını ya çok sevdiniz ya da diğer partileri safdışı bırakmanın akp-mhp iktidarının devamı olduğunu kavrayamayacak kadar gözünüz kör.

      • Değerli Hamza bey; mevcut Türkiye iktidarı devirmek için bu ittifak şart. Türkiye iyi parti gelecek partisi ve Saadet Partisi ile yükselişe geçecektir. CHP MHP ve HDP tabanları genellikle aynı seviyelerde kalmaktadır. Benimki sadece bir öneri…

        • Nüsret Bey! GELECEK PARTİSIMI dediniz?
          İsterseniz Trump ve Erdoğanın Rahip Brunson için ettikleri kavgayi hatırlayın! Birde bugünkü hallerine bir bakın! Ayricada o gunlerde ikisinin danışıklı dövüşdüklerini yazdığįm yorumlardan birini okuyun, orada ne yazmışsam gelecek partisi ve AKP içinde aynisini gene burada yazmıştım.
          GP AKP ile danışıkli dõvüşiyor…

        • nusret bey! kusura bakmayın, biraz kaba kelime kullandım.
          – Ancak, sözünüzün akp-mhp iktidarının teminatı olduğunu düşünememeniz pek normal değil.
          – Olayın diğer boyutlarına değinmedim bile.
          – Diğer boyutlarına gelince, sizin bu söylediklerinizin akp-mhp-gülen ilavesi ile, bu ülke tarihinin kabusu olduğu gerçeği var. Durum böyle iken, sanki bunlar normal insanlarmış gibi, biz bunlarla ittifak yapmayı kabul ediyoruz ama siz hala ısrarla, bu anormallerin biraraya gelmesini savunuyorsunuz.
          – İşin bir diğer boyutu ise, artık türkiyenin islamcılıkla varabileceği yer, diğer ülke örneklerinin de gösterdiği gibi, bundan daha iyisi değildir. Yani, sizin bahsettiğiniz bu 3 partinin de dönüşüm geçirmesi zorunludur.
          – Gene gene bir başka boyutu ise, ülke için birşeyler yapılacaksa, bu yapılacak şeylere, toplumun mümkün olan en geniş kesiminin mutabakatı, hem sizin laf gelince kullanmaktan zevk aldığınız, ama laf gelmezse ağzınıza almadığınız, ortak akıl, başkalarının hakları gibi kavramlar açısından önemli. yani hdp ve chpnin de ülke yönetiminde söz sahibi olması (aslında partiden ziyade toplumun geniş kesimi önemli ama sizin için işi parti boyutunda anlatıyorum) başkalarının hak ve hukukunun da gözetilmesi ve daha doğru kararlar alınması anlamında önemli.
          – durum bu kadar açıkken, “yok ülkeyi şeriatçılar yönetsin” demenizi pek kabul edemiyorum. Üstelik de, bu şeriatçıların nemenem birşey olduğu hem çevre ülkelerin hem de kendi ülkemizin durumundan gayet net olarak görülüyorken.

    • Durum şuna benziyor: 1.Bir lokanta bulunduğu yerde çok tutuluyor ve bu ilgiye karşılık verip şubeleşmek istiyor. Zaman içinde bunu başarıyor da. 2.Şube sayısı arttıkça kalite kontrol zorlaşıyor ve eski lezzet kayboluyor. 3.Marka gücü ve vefa sayesinde müşteri ilgisini bir müddet daha devam ettiren bu kuruluş zaman geçtikçe müşteri kaybına uğruyor.4.Şubelerini birer ikişer kapatmaya mecbur kalıyor. Bu örnekte Ak Parti’nin yeri neresi? Tam olarak 3.sü. Ak Parti’ye ilgi hala var ama anketler gösteriyor ki bu ilgi zayıflıyor. Peki Ak Parti vaziyetin farkında mı? İstanbul seçimleri tekrar edilmese evet farkında diyebilirdim ama o tekrar gösterdi ki farkında değil. Lokanta belki tüm şubelerini kapatıp özüne döner ama Ak Parti’nin 2002 ruhunu tekrar yakalaması pek de kolay görünmüyor. Kazanda yavaş yavaş ısıtılan kurbağa gibi olan bitenin farkında değil Ak Parti.

  15. Abdullah gül ve Beşir Atalayın şirketlerinin anketlerine göre artık ortamda müsaitmiş… Makas da açılmış…Tamam işte Kararsızlar ordusu kursun artık partilerini….İntifadayı gerçekleştirecek Hayrunnisa Gül Hanım da kurucu üye olmak istiyormuş…Kocasından daha yürekli en azından arkadan iş çevirmeye gerek yok.Dobra dobra konuşur en azından…

  16. Hüseyin Kayahan a cevap:En’am Suresi,116-117 ayetlerin tefsiri:Eğer sen yeryüzünde bulunanların çoğunluğuna itaat edecek, uyacak, onlardan hakem yapacak olursan, seni Allah’ın yolundan, şeriatından saptırırlar. Çünkü onlar hükümlerinde ilme, hak delile değil, ancak zan ve vehme tâbi olurlar. Ne inançlarında kesinlik, ne kanunlarında, ölçülerinde haklılık, ne de hükümlerinde isabet bulunur. Ve onlar başka değil, ancak kendi mızraklarıyla ölçer, kişisel, nefsânî ölçü ve tahminleriyle keyiflerine göre hüküm verir, yalan söylerler. Mesela “Allah, beşere bir şey indirmedi” derler, Allah’a ortak ve çocuk isnat ederler, putları ve heykelleri yakınlaşma aracı sayarlar. Haklıyı haksız, haksızı haklı, çıkarırlar, helale haram, harama helal derler. Leşi helal sayarlar, deveyi ve benzerlerini haram ederler. Gerçekte yalnız Rabb’ındır ki, en çok bilen O’dur. Yolundan sapanı bilir. Doğru yolda gidenleri en iyi bilen de O’dur.Kaynak:Elmalılı Hamdi Yazır Tefsiri.İddia edildiği gibi,söz konusu ayette Allah ın devlet,yeryüzündekilerin de ülke manası olduğu gerçek dışıdır.Allah ın yolu olan şeriatı(vahiyleri olan dinini islam),manısında;yeryüzündekiler ise,yoldan ve dinden çıkmış kişi ve toplumlar manasındadır.Kur’ an sure ve ayetlerin anlam ve tesfirleri dinen değil,hukuken yapılır tarzı bir düşünce ve ifade islami değidir.Kur’an tefsirini bilim adamları değil,din alimleri yapar.Din adamaları,bilim adamların pozitif ilimlerinden faydalanarak tefsir yapmaları esastır.

  17. İdlib’te YPG/PYD yok. Esad’a karşı savaşan muhalifler ile 20-30 bin kadar da terörist var. Türkiye’nin kontrol noktaları Şam’a uzanan otoyolu da kapsıyor ve Erdoğan aklı sıra bu şekilde Esad’ı zorda bırakmaya çalışıyor.

    Türkiye sonunda Suriye topraklarından çekilmek zorundadır. Fakat YPG/PYD sorunu açıklığa kavuşana kadar onların olduğu bölgelerde kontrolü elinde tutmalıdır. Erdoğan’ın İdlib politikası ise doğrudan Suriye’nin iç işlerine müdahale olduğu için, YPG’ye karşı yürüttüğümüz haklı operasyonları da uygulanamaz hale getirebilir.

  18. bu parti kurma isi de kabak tadi verdi artik. Kuracaksan adam gibi cikar icraatini anlatir muhalefetini yaparsin. Ha simdi kurdum yok haftaya olmadi cikmaz ayin son persembesine, dalga mi geciyorsunuz arkadas? Aksener hepsinden yurekli cikti.

  19. Biriside yapılan öğündüğmüz yollarda çığ altında kalanlardan ve ölenlerden haber versin. Hayir sever Dünya ve Ümmet liderimiz! ABD’deki miliyarder Müslüman öğrencilere yurtlar, Dünyadaki Müslümanlara camiler, yapmak için faizle borç aldiklari miliyarlarca dolarlar harciyan. Devletullaha söylesinler, gerçi her ne kadar ölüler değil dirilere hitap etsede kendisine bir iyilik daha yapsida çığ altinda hayata veda edenler için KURAN OKUSUN!
    Demedi demeyin bu o düşen oyları iki kat artır.

  20. slm tespit dogru sonuc yanlis, ne demisti rahmetli demirel:hukumetleri getiren de goturende ekonimidir..ne libya ne suriye nede kahrmanliklar, hepsi bos…

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız