Beklediğim ‘güzellikler’ birbiri peşi sıra geliyor: Naci Ağbal gitti, İstanbul Sözleşmesi feshedildi…

49
Reklam

Dünkü yazıma “HDP’nin kapatılması bir başlangıç.. Seçime kadar yapılacak daha başka ‘güzellikler’ var“ başlığını atarken aklıma bir an önümüzdeki hafta yapılacak AK Parti kongresi geldi; geldi ama ben “O kadarı çok yakın” deyip başlığı eski halinde bıraktım.

“Seçime kadar” diyeceğime “Kongre’yi bekleyin“ diyebilirmişim…

Eh ne yapalım, benim öngörü ufkum ancak bu kadar…

Piyasaları ürkütmesin diye hafta sonunun beklendiği iki haber okuyacaksınız bugünün gazetelerinde:

İlki şu: Türkiye’nin girişimleriyle başlatıldığı ve son biçimi pazarlıklar sonucu Türkiye’de kotarıldığı için İstanbul’da imzaya açılan ve bu özelliğiyle ‘İstanbul Sözleşmesi’ adıyla anılan Avrupa Konseyi damgalı ve Bakanlar Kurulu onaylı ‘Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aİle İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele’ amacını isminde taşıyan sözleşme Cumhurbaşkanı kararıyla feshedildi.

Diğeri de en az onun kadar önemli: Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, dört ay önce Merkez Bankası başkanlığına atadığı Naci Ağbal’ı görevden aldı. 

AK Parti kongresi 24 Mart’ta; çıkartılacak kararlara ve kongrede yapılacak konuşmalara yansıyacak daha başka ‘güzellikler’ de bekleyebiliriz.

Sürprizlere yakından bakalım

Reklam

İstanbul Sözleşmesi denilen metin, dünyanın her tarafında yaygın biçimde örneklerine rastlanan aile içi şiddet, kadınların erkekler eliyle çektiği çileler ve cinayetlere maruz kalmaları göz önünde tutularak hazırlanmış bir sözleşmeydi. Taraf ülkelere belirlenmiş temel esaslar istikametinde yasalar çıkarma zorunluluğu getirmekteydi.

AK Parti içerisinden, AK Parti’ye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan‘a yakın sivil toplum örgütlerinden de destek görüyordu İstanbul Sözleşmesi.

Sözleşmeye aile bağlarını çözeceği gerekçesiyle karşı çıkan bir çevre de vardı. En sert eleştiriler AK Parti’nin itibar ettiği gazetelerden Yeni Akit ve Türkiye’nin yazarlarından geliyordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın fesih kararıyla o çevreyi mutlu etmek istediği anlaşılıyor.

Konunun medyada kimler tarafından gündemde tutulduğu göz önüne alındığında sözleşmenin iptali beklenebilecek bir gelişmedir.

Esas beklenmeyen gelişme Naci Ağbal’ın henüz koltuğunu ısıtmamışken görevden alınmasıdır.

Naci Ağbal AK Parti’nin son döneminin siyasetçiler ve bürokratlarda aradığı şartların neredeyse bütününe sahip bir kişidir. Bürokraside Maliye Bakanlığı müsteşarlığını üstlenmiş (2009-2015), siyasete girip Bayburt’tan milletvekili seçilince (2015) Maliye Bakanı olarak atanmış (2015-2018), Merkez Bankası başkanlığına getirilmeden önce de Cumhurbaşkanlığı’nda Strateji ve Bütçe Başkanlığı görevini yürütmüştür.  

Merkez Bankası tarihine en kısa süreyle görevde kalmış başkan olarak geçecek Naci Ağbal, bu son görevine kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hep en yakınında bulunmuş, en güvendiği isim olma özelliğine sahipti.

Reklam

Kendisinden hemen önceki başkanın uyguladığı “Faiz enflasyonun sebebidir“ diye özetlenebilecek para politikasını değiştirmiş ve en sonuncusu iki gün önce olmak üzere iki merhalede faiz oranını yükselterek durdurulamaz görüntüsü veren doların TL karşısında artan değerini aşağıya çekebilmişti.

Özellikle ikinci faiz artışı AK Parti’ye yakın bazı çevrelerde tepkiye yol açtı.

Yanda görüyorsunuz: AK Parti’nin itibar ettiği gazetelerden Yeni Şafak’ın dünkü manşeti “Bu operasyonu kim adına çektiniz?“ sorusu eşliğinde Naci Ağbal’a ayrılmıştı.

Merkez Bankası’nın yeni başkanı Şahap Kavcıoğlu bir dönem Naci Ağbal gibi Bayburt’tan milletvekili seçilmiş biri. Köşe yazarı olduğu Yeni Şafak gazetesinde Naci Ağbal’la başlayan faiz yükseltme kararına ilk günden karşı çıkmıştı Kavcıoğlu.

İstanbul Sözleşmesi’nin feshi Yeni Akit ve Türkiye gazetelerinin, Merkez Bankası başkanının değişmesi de Yeni Şafak gazetesinin arzuları istikametinde gerçekleşmiş sayılabilir.

Her iki haber de en fazla son zamanlardaki politikaları hararetle abonelerine duyuran Bloomberg başta olmak üzere yabancı haber ajanslarını şaşırtmıştır.  

ABD başkanı Joe Biden ile Rusya devlet başkanı Vladimir Putin arasında baş gösteren söz düellosunda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Biden karşısında Putin’i tutan açıklaması da, bundan böyle dış politikada karşılaşılabilecek değişikliklere hazırlık anlamı taşıması yönünden ‘sürpriz’ gelişmelere eklenebilir.

Titreyip kendine geliyor iktidar cephesi.

Kongreler istikamet belirler

Geçmişten de biliyoruz, AK Parti kongreleri, iktidarın bugüne kadar birkaç kez yaşattığı köklü dönüşümlerin ilk işaretlerinin alındığı zeminlerdir. Tayyip Erdoğan’ın kongrelerde yaptığı konuşmalara, kongrelerde dağıtılan politika belirleyici metinlere bu gözle bakılırsa, 24 Mart’ta yapılacak büyük kongrenin önemi daha iyi anlaşılacaktır.

Örnek mi?

AK Parti en önemli dönüm noktalarından birini Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığı süresinin sona erdiği 2014 yılında yaşadı. 2000-2014 yılları arasında ve özellikle AK Parti’nin iktidar olduğu ve Gül’ün başbakanlığı üstlendiği 2002 sonrasında uygulanan politikalardan uzaklaşılacağı 27 Ağustos 2014 tarihinde yapılan olağanüstü kongrede belli olmuştu.  

O kongre ile, yapılan konuşmalarda adı hiç anılmayan Abdullah Gül’e “Güle güle“ denilmiş olmadı yalnızca; Gül’ün damgasını taşıyan dış politikada, ekonomide, demokratik uygulamalarda çok farklı yönlere evrilmenin yapı taşları da resmen orada döşendi.

Yeni döneme ayak uydurmayacağı düşünülenler günümüzde de yerlerini kaybedebilir; taşlar yerinden oynayabilir.

Çarşamba günü yapılacak büyük kongre önümüzdeki dönemin perspektifine ışık tutacaktır.

Bunu ben değil Cumhurbaşkanı Erdoğan söylüyor.

Dün, Cuma namazından çıkarken kendisine uzatılan mikrofonlara, AK Parti genel başkanı da olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söylediğini bir haberden aktarayım:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan büyük kongre öncesi heyecanlandıran sözler: Yapacağım konuşma 2023’ün bir manifestosu olacak.”

Anladınız siz. 

ΩΩΩΩ

Reklam

49 YORUMLAR

  1. Istanbul sozlesmesinden cikilmasini son derece dogru buluyorum. Istanbul sozlesmesine taraf olan yorumcular, bir zahmet neden ABD, Ingiltere ve Kanadanin bu sozlesmeyi imzalamadigi konusunda dusunurler ise memnun olurum.

  2. Başkan efendilik yapmış kovulmadan sözleşmeden çıkmış. Sözleşme imzalıyorsun ama gereğini yapma gereği duymuyorsun. AİHM kararlarını tanımadığın gibi, mahkemelerine bu kararları dinlememe emri verdiğin gibi. Bunlar üstelik anayasada yazıyor. Yani sözleşmeyi bıraktık kendi anayasasını tanımayan bir yönetim olabilir mi? Oldu işte. Bunu da gördük. Bu hukuksuzluğun, kanunsuzluğun, derebeyliğinin diğer Orta Asya, Orta Doğu diktatörlüklerinden bir farkı var mı? Yok elbette. Hafif bir nüans farkı var o kadar. Yolun sonu aynı. Otokrat, antidemokratik, anti modern bir yönetim tarzı. Buna itiraz da yok kimselerden. Herkes oturmuş sus pus izliyor. Mahkemeler, barolar, bilim insanları, vatandaşlar. Sıralarının gelmesini bekliyorlar herhalde.

    Sözleşmeye gelince. Güya imzaladılar, ama o zamandan bu zamana bakın, kadın cinayetleri nasıl gitmiş. Hiç bir azalma var mı? Tam tersine iyice gazlamış. Utanmadan içişleri bakanı adalet bakanı bize emanet diyor kadınlar. Açıklayın rakamlar konuşsun. Kaç cinayet, kaç kişiyi salıverildiniz aflarla. Kadını döven adamlar hapisten çıkarılarak ödüllendirilince çıkar çıkmaz öldürdüler kadınları. Kaç tane böyle vaka var. Açıklayın. Boş boş konuşmayın. Lafla kadınlar korunmuyor. Bir tane aileden sorumlu bakan var. Bakıyor sadece. Ne yaptın kadınları korumak için. Hiç bir şey. Yüz karası bu yönetime hala oy veren kadınlar utanmalı gerçekten. Ben erkek olarak bu yapılanlardan utanıyorum. Bunlarda ne yüz var, ne utanma, ne de insanlık.

  3. Erdoğan ve onun gibileri’nin Türkiyede sürekli popiler olması Ellerinin altında tutuklari(satılmış müsvette) Medya’nın nabzına göre şerbet vermeleri. Tıpkı CHP nin kalıplaşmış seçmen ve medysı gibi.
    Erdoğan her zaman yaptığı gibi,bu seferde kendi hatalarını kapatıp sorumluluklarını
    elinin altında tuttuğu günah keçilerinı suçlayarak yalanci medya ve trolleri’nin yardımili ile aklanacak.
    Bu konuda Türkiye, halkı ve medyasi ile Erdoğan ve onun gibileri için tam bir biçilmiş kaftan.

    Cuma namazı çıkışı! Bide’ının Putine katil dediği lafi ( güya gazeteci) Erdoğana sorunca Bide’nı kınarcasına putinin cevabınıde çok beğend’ği söyleyledi. O sorunun sorulmasi birileri tarafından istenmediyse; soruyu soran gazeteci anında erdoğan lafıni bitirmeden! erdoğanı ağzın açtığına dahi pişman ederdiler! Bunda ne var diyenler olabılır.
    Evet bunda çok şey var! O cevabi Abdulah Gül vermiş olsaıdi gayet normal karşılana bilirdi: fakat Erdoğan için kesinlikle normal karşılanmaz! Peki neden karşılanmaz? Onuda o soruyu soran gazeteciye sormak gerek! Soranide bir kenara bırakalım! Eğer, eetrafında toplanan gazeteciler reklam içın topkanmış müsvetteler değilde gerçek gazeteci olsa idiler en azından onlar anında erdoğana şu soruyu sorardı! Sisi’de devlet başkanıydi, peki siz Sisiye bir değil defalaraca neden Katil dediniz? Sisiyi başkan olarak kabul etmek istememiş olabilirsiniz, neden şimdi Sisi ile barışmak istiyorsuniz? Diğerlerinide ekleyerek Bu ve buna benzer sorular ile erdoğanı söylediğine pişan ederdiler. Hemde bir değil onlarca örnek verek.
    Bir dakika olayınide (one minute) hatırlatip Çine neden katil demediğinide sorardılar,vb.vb.

    Kendi ülkesinin Cumhur başkanına terörist vatan haini diyen birisini hemde Cuma namazından çıkmış ve cami önünde Reklamını yapan bir medyaya Dünya güler ve haberlerinede benim ablam gibi 24 saat adaleti savunanlara iftira atan ve yalanlanlari ile birlikte Erdoğan propagandası yapan Havuzu izleyenler inanır.
    Erdoğanın iftiraları sayesinde, sağcisi, solcusu birlikte birbirinni yerken 600 vekil herbirinin sayilarını dahi bilmedikler eş dost danışmanları ile birlikte ülkeyi kan gõlune çevirerek soyup milletin hakkını zikkimlaniyorlar. Bunlaride bu millet halen daha savuniyorsalar vay o ülkenin haline. O parazitler arasında bir kaç tane Gergerlioğlu.ve onun gibileri çıkınca! Emir erliklerini yapan Kanun adami kiliğinda’kilerde anında emirleri uyguluyorlar.
    Sözün bittiği yer KKaçırıldıktan aylar ve yıllar sonra darbeci olarak işinden atılan polis ve onun benzerleri gibi iolaylar değil batıda 3. Dünya üülkelerinnin her hangi birisinde olsa oranın halki yapanlari arasından doğduğuna pişman ederler.
    Bizdede milletin gözünün içine bakarak yalancılar ve katillere sahip çıkiyorlar.

  4. Rahmetli Celal Şahin’in , İstanbul Beyazıt meydanının defalarca düzenlenmesini eleştiren ve ‘kaldır kaldırımı, indir kaldırımı ‘ diye başlayan bir hicvi var ; bu günkü konu için çok çok münasipti ! Ancak daha önce de defalarca aramama rağmen maalesef sözlerini bulamadım .Eğer bilen veya temin edebilen arkadaşlar olursa minnettar kalırım .
    Çok uygun olmamakla beraber biz elimiz değmişken yine de boş geçmeyelim:

    Hava alanında polis , bavulundan şüphelendiği bir yolcuya , içinde ne olduğunu sorar.
    Yolcu ‘ içinde demokrasi tarihi var ‘ diye tuhaf bir cevap verir.Polis bu cevaptan bir şey anlamaz ve işin içinde bir bityeniği olduğunu düşünerek açmasını ister. Yolcunun bavulunu açmasıyla polis hayretler içinde kalır ve sinirlenerek adama çıkışır,
    – Sen ne diyorsun beyefendi ! Burda bir çuval hıyar var ! Demokrasi tarihiyle bunun ne ilgisi var?
    Yolcu , gayet sakin bir şekilde cevap verir ,
    – Ne ilgisi var ne demek , bizdeki demokrasi tarihi budur işte !
    Herkese selamlar ,iyi günler

  5. Hızlı kararlar alacağız demişlerdi, çok hızlı kararlar alıyorlar, başdödürücü. Öyle hızlı ki freni boşalmış yüklü kamyon gibi.
    İnsan hakları eylem planı da çok hızlı uygulamaya konuldu!

  6. Halkın yüzde 70’i ekonomik kriz bekliyor. Sıkıntısız geçindim diyenler yüzde 18’de Halen yüzde 80, ‘kıt kanaat geçindim’ diyor. Geçinemedim diyenler ve borca girdim diyenler yüzde 22.
    gözüme kondanın son anketi takıldı sabah haberlere bakarken.
    sanki bir ekonomik krizin içinde değilmişiz gibi halkın % 70 i üstüne bir de ekonomik kriz bekliyor-muş, rüyalarında gördükleri için değil tabi, gelişmelere bakarak bekliyorlar. günü birlik kararlara, yanlışlarda ısrarlara, yolsuzluklara, israflara bakarak…kıt kanaat geçinen %80 yeni bir krizde geçinemedim diyen % 22 ye eklemlenecek bu durumda. ağır ve vahim bir tablo değil mi bu?
    AKP ve MHP’nin ittifak yaptığı son 2 yıllık dönemde ilk defa muhalefet bloğunun oyunun Cumhur İttifakı’ndan fazla olduğu görülüyor-muş,
    Ağustos ayı araştırma verilerine göre, AKP’nin oylarında yüzde 2,4, MHP’nin oyu yüzde 1.1, Cumhur İttifakı’nın oyu toplamda yüzde 3,5 oranında düşüş ol-muş, bu anket pek çok anketle örtüşüyor zaten.
    dolayısıyla bahçelinin höykürdüğü kadar var.
    iyi parti neredeyse her ankette yükseliyor, bir yükselen de gri alan, millet oy vermem diyemiyor, tercihini saklıyor.
    bu sonuçlar bize seçimin 2023 e kalmasının cumhur ittifakı için mümkün olamayacağını söylüyor, seçim en geç 2022 yılı ortaları gibi, baskın bir seçim olmazsa eğer. hayırlısı diyelim.

    bu istanbul sözleşmesine bizzat Erdoğan’ın kızı Sümeyye Erdoğan Bayraktarın yönettiği kadem vakfı da destek veriyordu, pek çok kadın dernekleri gibi, ama destekler yetmedi tabii. kadın cinayetlerinden rahatsız olunmadığı izlenimi oluyor, gündem değişmesinin kötüsü olmaz gibi bir şey mi bu acaba? karısını döven, işkence eden kocalar hapse girmiyorlar, girmedikleri için öldürebiliyorlar ve çok az cezayla kurtuluyorlar, bir iki göstermelik vaka dışında. koca da bir kaç sene yatar çıkarım, kimseye yar etmem diyebiliyor. elbette herkesi içeri alamazsınız ama aile kurumunu koruyacak tedbirler alınabilir.

    naci ağbalın görevden alınması sözün bittiği yer değil mi? her ay MB gibi bir kuruluş başkan değiştirir mi? bunun piyasalar da ve dünya konjonktüründe karşılığı nasıl olur? berat beyin gidişine piyasaların verdiği tepkiye zıt, naci beyin gelişine son derece olumlu tepki vermişti, bunun nedeni ise görevin hakkını vereceği kanaati idi. lakin bu ülkede görevini hakkıyla yapacak kişiler uzun zaman görevde kalamıyorlar değil mi? değerli olan kimler varsa gittiler. rakamlar tam da bunu söylüyor işte.
    anlayana…
    neyse ki anketler anlayanların çoğaldığını gösteriyor…

    • Didem hanım bizim üfürükçü başı sn.bernarı da koyup geçtiniz yani bu seçim tahmini işlerinde, yav seçim zaten 2023 haziranında değil mi?
      Şimdi siz de 2022 yılı ortalarına çekiştirebilmişsiniz baskın seçim filan da olmazsa diyerekten, estek köstek…
      Yusuf beyin dediği gibi; sanki neyi değiştirecekse…

    • türk olmak benim için her zaman bir güzellik vesilesi olmuştur,
      bunun altını çizmek,
      en azından benim için önemini göstermek,
      vurguyu arttırmak amacıyla
      bundan böyle
      D. TÜRK
      rumuzuyla yazacağım.

  7. Faizin biryerlere çıkıp çıkıpta sonra kim yaptı bunu diye sormak gibi,
    Ne olduğu neyi amaçladığı bile tam açık olmayan bir takım sözleşme yaptım bozdum olayı gibi,
    Dün dünde kalsada daha çok gündemde kalacağı görülen kapattım kapatacağım kapansamı kapanmasamı kapanmamalı yok hayır kapanmalı,
    yada kapan mış gibi yapılmalı, gibi birsürü gündemimiz oldu yine ne güzel.
    yazarın da dediği gibi, ”Esas beklenmeyen gelişme Naci Ağbal’ın henüz koltuğunu ısıtmamışken görevden alınmasıdır.”
    niye şaşırdığınıza ben de size şaşıyorum.
    belkide her şer görünenden bir hayır çıkar:
    -faiz bundan yukarı artmaz.
    -sokaklarda saçından sürüklenen anne! ler görmeyiz.
    -sağ yada sol radikal, milliyetçi, vatanperver, muhafazakar, liberal, (devrimci felan oluyormu bilemedim) vesair kendi kişiliğini kimliğini bulmuş, yerli yerine oturmuş daha bir sürü partilerimiz siyaset adamlarımız olur, yetişir belkide,
    kim bilebilir ki? bundan sonra:
    Faizi her puan düşürdüğünde yaz hanene +1 puan, enflasyon düştü yaz: +2 puan, ekmek 1 lirayaindi yaz: +5 puan..
    Burda önemli olan faizin yada enflasyonun 9 yada 19 olması değil, (ya 9 dur ya 19),
    9 yada 19’a göre piyasayı dengeleyecek götürecek sürükleyecek aklı yoketmemek’tir aslolan.
    bozdur bozdur harca, üç oy alacaksın fazla diye, ülkenin yetişmiş insanını heder etmemeye dikkat etmek gerek. buna dikkat ettinmi herşey yerine konur, insan koymak herzaman zordur.
    yoksa, bir parti kapanır on parti açılır, faiz 50 ye çıkar, 1 ‘e iner, bir sözleşme yırtılıp atılr 3 ayrı sözleşme yenisi daha iyisi yapılır.
    ama, bir adam kolay yetişmez. yetiştiğini de biri ispat etse bende şu yorumumu yırtıp atsam keşke. Harcamazsak yetişecek belkide. (yalnız dışardan ithal olmasın, yerli milli).
    dikkat etmemiz gereken budur.
    gerisi boştur.

  8. Hatadan dönmek erdemdir!
    Ya da kıytırık bir sözleşme metnini iptal etmek veya asker/sivil bir bürokratı alıp ordan oraya görevlendirmek suç mudur?
    Yorumcu yusufl “Ülkede değişen bir şey yok..” demişsin ama bugünlere kolay gelinmedi;
    eski türkiyede olsaydık merkezbankası başkanını imf den habersiz değiştirmeyi bırak aklından bile geçiremezdin; haksız mıyım bahri bey?
    Sayın yazarla hemfikiriz; ülkemizde çok daha güzel şeyler olacak inşallah…
    Durmak yok yola devam!

    • Tabii ki hatadan dönmek erdemdir , doğru söze ne denir !

      Amma ve lakin aynı hatadan defalarca dönmeye ne denir sözcü bey ! Var mı buna bir cevabın! Her şeye bir kılıf uydurmakta maşallah üstüne yok yani !

      • Mucib bey her işin, konjonktürün bir icabı ve doğruları vardır, olabilir; gereken manevraları yapsınlar diye seçmiyor muyuz biz bu yöneticileri; görevini yapmak suç değildir heralde?
        Liderlik koltuğu yan gelip yatma makamı değildir; itirazı olan?

    • Ayranı ekşiterek fermante edip kullanan milli alkolcü bir tarikat teşekkülü mü var buralarda anlamadım. Bir de yerli milli ilahiyatçılardan haram değil icazeti alınıyorsa deme keyfine. Zaman zaman yorumlarda şahit olduğum absürdlükler bana ciddi ciddi böyle bir ihtimali düşndürtüyor. Yediği her naneyi, güzellik iyilik diye etiketleyen, kendinden başka kimseye de böyle yüksek ahlak örneğini layık görmeyen buraya abanıyo. Ya da burasının bazı saçmalıkları söylemeye cüret ettiren bir cazibesi var.

      Bu arada çoktan göremiyorduk. Trol maaşları tekrar yatmaya başladı heralde Gayret kardeş. Yokluğunda burada buralarda kulağını bir kaç kere çınlattık. Hakkını helal et.

      • Estağfirullah ke, iftira etmedikten sonra sorun değil, sövüp saymak serbest…
        Yalnız o bahsettiğin türk içkisi ayran değil kımızdır(at sütü) ve öyle alkollü filan değil bildiğin ekşimiş gazlı ayran tadındadır.
        Çok şifalıdır bir nimettir, içtikten sonra hemen uyursunuz, kalktığınız zaman ise kendinizi bir at kadar dinç hissedersiniz:)
        Mide ilacı yerine geçer, asyadaki kuzenlerimizin genç kızları hala saçlarını kımızla yıkar iyi mi?
        Kımızın en faydalısı ise kısrak sağılır sağılmaz içilenidir.
        At pastırması ise yediğim en güzel et yemeklerinden biridir(adı beşparmak; çatalsız yeniyor:)

    • H. Gayret bey, bu reis bazen şahlanıp kendine gelebiliyor. Çevresine örülmüş yüksek duvarları yıkar da Ak Parti’ nin o ilk kurulduğu günleri hatırlar o günkü çevresinde ki güzel siyasetçileri bir hatırlarsa Türkiye’ de güzel şeyler o zaman olacak. Seviyorum bir gecede bu görevden almayı ve hızlı karar vermeyi, yoksa bende biliyorum o 2000’li yıllardaki kendini devletin sahibi sanan beş para atmaz bürokratlardan Türkiye çok çekti. Bu hızlı kararla inşallah o çevresindeki eskiden kalma bürokrat zihniyetini bir dağıtırsa o zaman bende Ak Parti’ li olacağım. ve kim tutar o zaman Türkiye’ yi. Durmak yok yola devamı o zaman diyebiliriz.

  9. ABD’nin isteğiyle AB, Türkiye’ye yaptırım uygulamaktan vazgeçti. Demek kapalı kapılar arkasında anlaşma yapıldı AB ile. E neden olsa BOP eş başkanı olurlar kendisi.

  10. Bir ülkede kadın olmak, farklı cinsten, farklı ırktan, farklı milletten, farklı mezhepten, farklı düşünceden olmak suçsa eğer, i n s a n olmak ta suçtur.

      • Bizim dilbilgisi kuralcılarını da anlamak güç doğrusu.Ben hep kuralların pratiğe uyması ve anlamsız istisnalar yapılmaması tarafındayım.

        Aşağıdaki bilgi Türk Dil Kurumu sayfasından alıntıdır.

        “Bağlaç olan da / de ayrı yazılır ve kendisinden önceki kelimenin son ünlüsüne bağlı olarak büyük ünlü uyumuna uyar: Kızı da geldi gelini de. Durumu oğluna da bildirdi. Sen de mi kardeşim? Güç de olsa. Konuşur da konuşur.

        UYARI: Ayrı yazılan da / de hiçbir zaman ta / te biçiminde yazılmaz: Gidip de gelmemek var, gelip de görmemek var (Gidip te gelmemek var, gelip te görmemek var değil)”

        Niçin bulunma durumu eklerinde aynı kural işlemiyor o zaman diye düşünmeden edemiyorum.Misal;Kitabı bir solukta okudum.

        Bu arada sen sanki dilbilgisi kurallarına çok uyuyorsun.Biz bir hata yapıyorsak maşallah sen de en az beş katı var.Bir şey diyor muyuz?

        Elimizden geldiğince konulmuş kurallara uymaya gayret gösteriyoruz,ancak biraz da burada edebi paylaşım yapmıyor olmanın ve anlık paylaşımlar yapıyor olmanın etkileriyle hepimizde benzer – hoşgörülebilir-hatalar olabiliyor.

        Aynı hatalar sen de ise hangi birine bakalım artık dedirtecek kadar gani gani oluyor. Hatta bazan yüzüne vuranlar çıkıyor,sen ise pişkin pişkin aynı hataları işlemeye devam ediyorsun.En son hatırladığım bir ağabeyimiz,”isimler yazılırken büyük harfle başlanır, yanına bey veya hanım hitabı ekleyeceksen onlar da büyük harfle başlanır” örneklerinin yanısıra eklediği başka düzeltmelerle birlikte sana güzel bir ders vermişti,ama sen yine bildiğin yolda (yani yanlış yolda) yazmaya devam ettin ve ediyorsun.Şimdi de birinde ufak birşey yakalayınca atlıyorsun,maksat suyu bulandırmak olsun tabii değil mi?

        Not:Bir itirafta bulunacağım,nedense sana siz diye hitap etmek bana hiç hoş gelmiyor.Yoksa seni hafife aldığımdan böyle hitap ediyor değilim yani.
        Sen de bana aynı şekilde hitap edebilirsin.

      • Sert ünsüzlerden sonra gelen de da takıları te ta haline geliyor. Ancak bağlaç ise değişmiyor.
        Bu yazım kuralına uysal ne olur, uymasak ne olur?
        Pandemideki kuralların sonucu belli kongreler ile ihlalin bedeli malum.

          • Aslında bu cevap , senin yukarıda Y.K.ya yaptığın yorumun cevabıdır sözcü BİLADER ! Maalesef bir yanlışlık olmuş , buraya yazılmış ; Yahya Özaldan özür dilerim .

    • Mustafa bey ne ara geldiniz de ne ara görevden alındınız bilader, ben daha ilk yorumunuzu okuyorum burda?
      Allah selamet versin size de…
      Tez konunuz neydi bu arada?

  11. Türkiye’yi, İran yapmak istiyorlar diyen Kemalistler haklı çıktı. Kemalistler, İslamcıları engelleme konusunda haklı çıktılar. Kemalistlerin tek hatası başörtüsünü kamuda yasaklamaktı. Bu yasak islamcıları mağdur ve mazlum etti. İslamcılar mağduriyeti kullanarak sarıklı kemalizmi topluma dayatma ajandası güttü. Bu ajandayla toplumu jakoben anlayışla şekillendirmeye devam ediyorlar.

    • Sarıklı cübbeli kemalist arkadaşım “Kemalistlerin tek hatası başörtüsünü kamuda yasaklamaktı. Bu yasak islamcıları mağdur ve mazlum etti.” demişsin de, elhak öyledir; yalnız bildiğim kadarıyla başörtüsü takmayan badem bıyıklı elemanlar her zaman üniversitelere girebiliyordu ve kamudaki kadrolara da doldurulabiliyordu(örnek: fetöcüler)
      Yani ortada bir mağdur vardıysa o da bildiğin başörtülü türk kızıydı!
      Cinsiyet ayrımcılığı jakobenin göbek adıdır;
      Latifenin, halidenin, fikriyenin başına gelenleri biraz okursan aydınlanırsın(a.bulaçtan vakit bulabilirseniz tabii)

      • Yorumu yazan Sarıklı Kemalist, hem Kemalizmi hem de Sarıklı Kemalizmi eleştiriyor. Takma ada bakarak okumadan yorum yazarsan ofsayta düşersin.

  12. Yasakları ve yolsuzlukları katlayarak artırdılar. Eski Türkiye’yi bile arattılar. Yakında yoklukları da katlayarak gündeme alırlar. Bu kadar gayret boşa gitmez.

  13. Para bitti, umutlar tükendi, borçlular alacaklılar kapıda bekliyorlar. İktidar artık işi dünyaya karşı savaş veriyoruz hikayesine evirecek her zamanki gibi. Ufak bir iki savaş da başlatabilir. Bu safsataları yiyecek bir sürü de hazır zaten. İzliyoruz bu çöküşü patlamış mısır ve cola eşliğinde. Yapacak başka şey yok nasıl olsa. Arka planda Orhan baba söylüyor, “batsın bu dünya… kula kul olana yazıklar olsun”

    • Ender bey “İzliyoruz bu çöküşü patlamış mısır ve cola eşliğinde.” buyurmuşlar, tuzunuz kuru tabii; tevekkeli boşuna dememişler “mahallede yangın varken …………………”

      • En azından mahallede yangın olduğunu görmüşsünüz uzaktan da olsa. Bu da bir şeydir … Yalnız yangın bitti, çöküşü izliyorsunuz şu anda. Biz de cola mısır eşliğinde batırıyoruz ne yapalım. Batan Titanikteki çalgıcılar gibi bekliyoruz dibi görmeyi. Yalnız arabesk çalıyoruz. Farkımız orada. Gelsin Müslüm baba …

  14. “Artık gidelim, yerli ve milli tımarhanede herkese ruh sağlığı dilerim” diye yurt dışına çıkan ilahiyatçı bilim insanları gibi ülkemizi terk edemiyeceğimize göre; getirin artık o herkesi akıldan yoksun eden sudan biz de içelim.

    • Mustafa Öztürk hoca kurtardı gitti, özgürlüğe yelken açtı. Yoksa hocayı afaroz ettikleri yetmedi, sokak ortasında kim vurduya götüreceklerdi. Siyasal islamcılardan ve ortaklarından korkulur, gözleri dönmüş. Ülkede ne can sağlığı, ne akıl sağlığı kaldı. Vah ki ne vah. Kendimiz ettik kendimiz bulduk bu sefilleri.

    • Hayret niye terketmiş ki memleketi, öylelerine en azından bi dekanlık veya rektörlük koltuğu uydurulup kanal kanal dolaştırılsalar yeridir hani;
      aleme ibret olsun diye tabii…

      • Neden sizin maymun 🐒 mizaçlı rektörlerin kanal kanal gezmekten inandırıcılıkları kara halk için kafi gelmiyor mu? Yoksa H faktörleri yerlerde sürünen yeni Karadenizli rektör havuzunuz boşaldı mı?

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız