Bir karikatür, bir garip tez ve bir özür mektubu…

27

Garry Trudeau Amerika’nın öndegelen karikatür sanatçılarından. Karikatürleri siyasi. 50 yıldır durmadan çiziyor ve çizgileri yalnız ABD’nin öndegelen gazetelerinde değil, halkları İngilizce konuşan başka ülkeler medyasında da yayınlanıyor.

İtibarlı Pulitzer gazetecilik jürisi, 1975 yılında, ilk ve tek kez olarak, Trudeau’nun ‘Doonesbury’ başlığıyla yayınladığı karikatürlerini ödüllendirdi.

Bu girişi aşağıdaki ‘Doonesbury’ karikatürünü paylaşmak için yaptım.

Yukarıdaki karikatür Donald Trump ile bir danışmanı arasında geçen hayali bir konuşmayı yansıtıyor. 

Danışman biraz sonra basın önüne çıkacak başkana “Salgın işi çok ciddi, gerçeklerden şaşmamalısınız” aklını veriyor. Ne demek istediği sorusunu cevaplarken de “Doğru olmayan bir şey söylerseniz hemen yüzünüze vururlar” diyor ve ekliyor: “Başkan seçildiğinizden bugüne kadar doğru olmayan veya yanıltıcı tam 17 bin açıklamanız oldu; geçen yıl günde ortalama 22 yalan söylediniz. Günlük yalan kontenjanınızı bir-iki yalanla sınırlarsanız müthiş liderliğinize olan güveni geri alabilirsiniz.”

Trump’ın kendisine boş gözlerle baktığını gören danışman, son karede, şu sözleri söylüyor: “Peki günde beş yalan olsun; beş yalanla yetinmeniz sizin için mümkün olabilir mi?” 

“Olabilir, ama basın toplantıları dışında” diyor Trump

ABD başkanına resmen ‘yalancı’ diyen bir karikatürist.

Reklam

Başına bir şey geliyor mu bu tür çizgiler yüzünden?

Hayır.

Trudeau’nun çizgiyle yaptığından çok daha ağır eleştirileri televizyon ekranlarında sözlü olarak, gazete-dergi sayfalarında yazıyla yapanlara da bir şey olmuyor.

Gazeteler, ABD başkanının yaptığı her türlü açıklamayı, Trump’ın her sözünü ‘doğru’ olup olmadığına göre değerlendiriyor. Karikatürde geçen ‘yalan’ rakamları işi bu olan gazetecilerin tespitlerinden alınma.

Yalanı yüzüne vurulan Trump da aldırmıyor zaten.

En aykırıyı savunan bir profesör 

Dünkü Wall Street Journal (WS) gazetesinde bir üniversite hocası olan Walter E. Block’un “Bazı öğrenciler benim kovulmamı istiyor” başlıklı bir yazısı vardı.

Prof. Block, George Floyd adlı siyahi birinin beyaz bir polisin diziyle boğazını sıkmasıyla hayatını kaybetmesi üzerine patlak veren bir tartışmada aykırı sözler sarf etmiş. Tezi şu: “Kölelik o kadar da kötü bir şey değil; iki taraf da buna razıysa kölelik pekala devam edebilir.” 

Reklam

Saçma bir tez. Ders verdiği New Orleans’taki Loyola Üniversitesi’nde öğrenciler Block’un üniversiteden atılması için imza toplamışlar. 650 öğrenci imzalamış. 

Buna karşılık, “Hocanın maaşına zam yapılsın” diyenler de bir karşı kampanya açmışlar; ona da tam 4 bin 500 öğrenci imza atmış…

Hoca, “Tezimin onaylanmayacağını bile bile onu ifade etmekten çekinmedim.  Akademik özgürlük ve özellikle en aşırı-aykırı düşünceleri düşünüp ifade etmek felsefe ve bilimde ileri gitmek için hayati önemdedir” dedikten sonra John Stuart Mill’den şu görüşü paylaşıyor:

“Kim bir konuda yalnızca kendi tarafını biliyorsa çok az şey biliyor demektir. Gerekçeleri iyi olabilir, hatta kimse onları yadırgamayabilir de. Ancak karşı görüş de yadırganacak cinsten olmayabilir; eğer her iki görüşü de bilmezse hangisini tercih ettiğinin bir önemi olmaz… Onları tarafsız bir şekilde ifade eden ya da karşı çıkmak için aktaran hocalarının görüşleri de yeterli değildir.  O aykırı görüşleri gerçekten onlara inanan, samimi bir biçimde savunan, bunun için elinden geleni yapan birinden dinlemek gerekir.” 

Walter Block’un yazısını kendi kabullerine uymayan bütün düşünceleri yasaklamak isteyen, onları ifade edenlerin cezalandırılmasını talep edenler yararlansınlar diye önemsedim.

Okumalılar.

Polisi tokatladı, cezası özür mektubundan ibaret

Kölelik ile ilgili tartışma “Siyahların hayatı da önemlidir” gösterilerinin bir yan ürünü. O gösterilerde hoşa gitmeyen, yasalara aykırı gelişmeler de yaşandı, yaşanıyor.

Philadelphia’da daha önce, 2018 yılında, beyaz ırkın üstünlüğüne inanan bir grubun gösterilerine karşı düzenlenen eylemler sırasında, 25 yaşındaki bir üniversite öğrencisi, kendisini tutuklamaya çalışan polislere direnmiş, onlardan birini tokatlayıp kafasına vurmuş.

Amerikan yasalarında devlet görevlilerine saldırı en az bir yıl hapis, beş yıl gözetim altında tutulma ve 100 bin dolar para cezalarına çarptırılmayı gerektiriyor.

Önceki gün yapılan duruşmada, yargıç, “Bu genç iki gün gözaltında kaldı, 19 aydır da tetikte cezalandırılmayı bekliyor, zaten suçunu kabul etti, sağlığı da iyi değil, bu kadar ceza ona yeter; taciz ettiği polis memuruna özrünü samimi biçimde ifade eden bir mektup yazarsa hapse girmesine gerek görmüyorum” kararını açıklamış

Özür yeterli.

Bugünkü gazetelerde bir mahkemenin bir siyasiye yüksek meblağlı ceza verildiğine dair haberler okuyacaksınız. 

Yazının o kararla doğrudan bir ilgisi yok.

Neme lazım.

ΩΩΩΩ 

27 YORUMLAR

  1. Aynı karikatürist bence fransada bi dergide filan çizeyim demesin, başına neler gelebileceğini tahmin etmek hiç de zor değil yani…
    Bir de o abd li hoca belli ki hayatında hiç aykırı düşünce nedir görmemiş! Bizde kendi vatandaşına insan dışkısı yediren güvenlik görevlileri var denince; noolmuş, organik gıdadır dışkı, ben de yedim, hem de herçeşidini diyen deprem profesörümüzü görseydi heralde “abooow” diye küçük dilini yutardı…
    Demek ki kopil her yerde aynı; papucumun okumuşları!
    Sapıklık düşünce değil, hastalıktır…

  2. Bir polisi tokatlayıp özür mektubuyla geçiştirmek nasıl bir özgürlük olabilir. Başka biri de polis bana zor kullandı deyip kolunu bacağını kırarsa. Yahut başka biri ciddi yaralar yahut öldürse ? Buna ne diyeceğiz. Alışa alışa nereye kadar gidecek. Diyeceksiniz ki varsayımla kural oluşturulamaz. Oluşturulamaz da dün polis şiddetini tartışırken yarın sokaktaki insaın polise karşı şiddetinin önünü nasıl alacağz… Ve sonrasının ? Kusura bakmayın bunun adı özgürlük falan olmaz. Üzgünüm söyleyeceğim şeyler çoğu yorumcuya okuyucuya garip gelecek belki beni çağdışı olmakla hatta faşist olmakla itham edeceksiniz. Ama gerçek gerçektir. Lakin başına iş gelmeyen yüreği yanmayan evladının hayatı mahvolmayan biri anlayamaz bunu başınıza gelmez İnşaAllah. Özgürlük özgürlük tutturdunuz bi terane. Eğer yarın amerikada ki gibi insanlar istiyorsanız ingilteredeki gibi insanlar istiyorsanız ve ordaki hayatın nasıl olduğunu biliyorda istiyorsanız denecek birşey yok. Babasız çocuklar ? Ne kadar çoğalmasınız istersiniz ülkemizde ? % 80 i boşanmayla bitmiş evlilikler ? Ne kadar istersiniz ? Aile kavramını zaten kaybetmek üzereyiz hepten yok olmasını ne kadar çok istiyorsunuz ? Yardımlaşma duygusunu kaybetmiş bencil tek yaşayan insanlar ne kadar çoğalsın istiyorsunuz ? Ve benzeri bir çok farklı şey ? Ne kadar çok istiyorsunuz.

    Diyeceksiniz ki özgürlüklerle bunun ne alakası var ? Özgürlüklerle şu alakası var. Canı isteyen polise devlet görevlisine el kaldırırsa bunun bir yaptırımı olmazsa ardından neler gelebileceğini öngörmek bu kadar zor olmasa gerek. Ha bilirim sayın yazar da istemez böyle bir toplumu dünya görüşüne uymaz onun da. Aslında bu görüşünü siyasetçilere vurmak için de kullanmaz. Dünya görüşünü bu kadar değersizleştirmez bir siyasiye muhalefet etmek için. O zman bunu neden yapıyor… ? İşte ben de orasını anlamadım.

    • Şerif bey sonuçta sayın yazarın oğlu da amerikalarda, umalım ki oralarda polisle tartışmaya filan kalkışmaz, yoksa sarı saçlı filan değilse maazallah saniyesinde vururlar yani…
      Diiceem o ki; sayın yazar sokak şiddetini masum göstermeye çalışacağına, bilişim dahisi olduğunu söylediği mahdum efendiye söylesin de bu koru sitesinin civatalarını bi sıkılasın!
      Son zamanlarda websayfasının orası burası oynuyor, sanki bi ağırlık var gibi; gene cuma vakti göçertmesin korsanlar, ben uyariim de…

    • ABD’de samimi özür mektubuyla cezalandırılan kişi aynı davranışı bir daha yapsın bakalım, hayatı kayar. Verilen cezanın hikmetini anlamadığınız gibi konuyu çok gereksiz yerlere çekmişsiniz. Gak diyeni düzeni bozuyor diye içeri atarsanız ülke tımarhanelik olur, biz de buna benzedik zaten. Bu işlerin aşamaları olur, yazar da (F.K.) onu demek istiyor zaten.

  3. Bir bilmecem var ey cemaat-i müslimin.

    Ayasofya ibadete mi açıldı, siyasete mi açıldı ?

    Doğru cevabı bilen dindarlara! 24 Temmuz için davetiye verilecekmiş.

  4. MM, Rumuzlu yorumcu sayın Koru’nu bu günkü yorumu’nu (nasıl anlamışsa) guya eleştırmiş:))
    Tıpkı Amerkadan verdiğı link! Vegetarians (etyemezlerin) linki etyemezler ve Hindistalıları
    herkesi kendileri gibi olmaya zorlamaları, yani boğa,inek,koyun,keçi,tavuk, gibi hayvanların süt ürünler,yumurta ve domuz etide dahıl bunların üretilmemesi hatta yasaklanması içın bir avuç ietyemezlerin gösterileri buna kendilerinin hayvanlararı koboy olarak kullanarak çektiği video reklamlari ve sağlıksıs ortamlarda içlerine ne karıştırdıklari belli olmayan etyemezler için bir kaç eyalette güya sebzelerden hazırlanmiş et yerine geçen ürünlerin durdurldüğunu etyemezlerin güvenilmez
    haber sitesinin adresini vermiş….
    Peki et ve hayvan ürünleri yemezler neden et ve hayvan ürünlerini yiyenlere uydurma videolarla mudahale ediyor ve yasaklanmasını istiyorlar?

    diğerine gelince resmen ırkçılik yaparak Yahudileri hedefe koyuyor?
    Guya ABD yi kötüliyor…

    • Nurdan rumuzlu yorumcumuz: Mantik örgüsünü iyi oturtmak lazim. Benim yorumumun amaci sunu gostermekti: ABD’de oyle bir sistem var ki politikacilara hucum edebilirken, birtakim sermaye gruplari ve teknoloji sirketleri kanun tarafindan korunabiliyor. Farz-i muhal, Trump’in hayvanlara eziyet ettigini dusunelim, yer yerinden oynardi. Ama kendi ciftliklerinde sistematik olarak hayvanlara eziyet ediliyorsa, bunu ortaya cikarmak isteyen bir grup nasil kanun tarafindan durdulabilir? Bunu ortaka cikarmak isteyen grup, vejeteryan da olabilir, et yiyen de, musluman, hristiyan veya yahudi. Bunun onemli olmamasi lazim. Ben bir et yiyen olarak, tabi ki hayvana eziyete karsi olacagim, aksini dusunin insanligini sorgulamak lazim.

      Hal boyleyken, sayin Koru’yu elestirmemin sebebi de otoriter egilimli politikacilari elestirirken, bunun son 10 yilda neden arttigina surekli iskaliyor ve bu olaya dair hic bir aciklama getirmiyor. Dunyayi iyi bildigini dusundugumuz yazardan daha derinlikli analizler beklememiz normal. Bunun sebebi insanlarin buyuk sermaye gruplari tarafindan somurulmesi, ve “otoriter” gorunumlu politikaci bunu durdurmanin en kisa gorunen yolu olarak gorulmesi. Sayin Koru’nun bunu farkettigini dusunmek istiyorum. Bu analojiyi Turkiyeye de genisletebiliriz. Turkiyenin son 20 yili gorunmeyen iktidar sahiplerine mucadeleyle gecti.

      Tesbihde hata olmasin, haşere ve kurtlar sarmis bir evin sakinleri sineklikle bocek kovalarken, cok sert vurdun demek insafsizlik.

      • Söylediklerinize aynen katılıyorum ama yazardan beklenti konusunda farklı düşünüyorum:

        Yazardan beklentim konusunda 4 noktada kafamda bir yere oturtamamıştım. Zihnimin bir kenarında bu belirsizlikler olduğu halde takip etmeye devam ettim. Kafamı en meşgul eden mesele toplumun önemli bir kısmını ilgilendiren tartışmalarda tarafsız kalması, konuştuğu zamanda kısık sesle konuşuyor olmasıydı.

        Cevaplar yazılarında karşıma çıktı. Kısaca, yazar toplumun geniş kesimleri ile ortak ideale sahip olsa da kendini tek bir yere konumlandırıyor. O yer de mesleği ve kimliği olan gazetecilik noktası. Adeta bana düşen mesleğimin ilkelerine sıkı sıkıya bağlı kalmak diyor. O böyle diyorsa bize bravo demekten başka, ne demek düşer.

        Eğer çakallar insanlara saldırırken olaya müdahale etme noktasında tereddüt etmişse ya da fotoğraflamaya devam etmişse bu da bizim davamız değil, mahkeme-i kübranın davası. Bizi ilgilendirmez.

  5. Fehmi bey’in bu yazısını burdaki yorumcular olarak bizlet hergün okumak şartı ile çerçevetelim bilgi sayarımızın arka tarafi duvara ekranın üzerine asalım.

    O zaman Walter E. Block’un“ insanların şahsı ihtiyacı olan huzura,ortak ihtiyaçları olan barışa katkısını daha iyi anlarız.

    Şu an Ocak Medya yazarlar bölûmünde değişik görüşlerden yazarlara köşe açarak okuyucularına bu imkani sağlamaya başladı.
    Dünya ile yarışmak isteyen devletler her vatandaşı’nın fikrini rahat rahat söylemesine ve yazmasına mudahele etmemelı.

    Ocak medya yayın yönetmeni, Sayı Sinan Eskicioğlu,u bu projeyi açıklayınca ben şahsen çok sevindim.

    Yeni yazarlarin ilkı olan ve ilgimi çeken sayın Şûkrü Mutlu’nun kendini tanıttığı ilk yazısına, yaptığım yorumda çileli bir hayat ve çok renkli bir kişiliğı olduğunu yazmıştım, ve tahminimdede yanılmadım.

    Şu an anılarını yazdığı kitabi okuyorum… okudukça memleketimin Siyasetçiler için verdiği kurbanlara üzüliyorum.
    Oysaki Ş Mutlu’nun tek bir isteğı varimiş “KİMLİĞİ” herkese “ya” Türksün yada hiçsin diyen siyasetçiler asırlardır ülkenin cevherlerinin hayatlarını kolayca zehir etmelerinin sebebi sıradan halkın onlara Haşa Taparcasına sadık kalmalarıdır.
    Ben neden her zaman kõyûmüz ve Kars’tan örnek veriyorum; bizim doğu bunu yıkmıştı fakat dedeleri doğudan batıya gõç etmişlerin torunları için pek güvencem yok.

  6. Özgürlük, eşitlik, ifade özgürlüğü, kardeşlik, halkların kardeşliği son derece şık kavramlardır tabi yazı üstünde ama bir de hayatın gerçekleri var.
    Herkes ifade özgürlüğünü özellikle aykırı düşünce falan savunurda kendi kutsalına dokunulmadığı sürece ya da kendi kabulüne göre diyelim. Bir kemaliste Atatürkü kötüle bakalım hatta kötülemeden şunu yanlış yapmış de ya da bir Osmanlı padişahını bi meraklısına eleştir. O ifade özgürlüğünü savunan kişi gider yerine radikal biri gelir, genelde bu böyledir insanların savundukları başka davranışları başkadır inandıkları gibi yaşamaz yaşadıkları gibi inanırlar ama bunda da yalancıdırlar. Trump pek çoğundan dürüsttür bana kalırsa.
    Ben aşırı ve rahatsız edici fikirlerin ifade özgürlüğü kapsamına girdiğine inanmam, fesada, kaosa hizmet ettiğini düşünürüm.

  7. Sevgili yazarimizin tanidigi ABD ile benim bildigim farkli mi diye dusunmeye basladim. ABD’de ve hemen bircok kapitalist ulkede gucu tutan elit son 50-60 yildir politikacilar degil. Insanlar medya ve buyuk sermaye tarafindan yonlendirilip yonetiliyorlar. Bu son 10 yilda o dereceye vardi ki, liberal ve kapitalist politikalardan nefret eden bir kesim olustu tum dunyada. Daha otoritermis gibi gorunen siyasetcilerin ortaya cikmasi da o yuzden, ve tam da oyle olmasi gereken birsey. Secim sistemi olan her ulkede en azindan politikaciyi secip secmeme hakkina sahipsiniz. Ulkede gucu elinde tutan teknoloji firmalari ve buyuk sermayeye karsi ortalama bir insanin hicbir gucu yok.

    ABD’de su an politikacilarin mi yoksa baska bir sistemin mi guclu olduguyla ilgili birkac ornege bakalim, bunlar gibi sayisiz ornekler var:

    Ornek 1: ABD’e et endustrisinde hayvanlara eziyet edildigiyle alakali hayvan haklari savunucularinin sorusturmalari eyalet bazinda yasalar cikarilarak engelleniyor.
    https://www.vox.com/future-perfect/2019/1/11/18176551/ag-gag-laws-factory-farms-explained

    Ornek 2: Labarotuarda uretilen “et” icin uretici firmalar oyle yasalar gecirmeye calisiyorlar ki
    tuketici yedigi etin dogal mi yoksa labarotuarda mi uretildigini bilmesin. Yani tuketicinin en dogal bilgi hakkini engellemek icin milyar dolarlik sirketler calisiyorlar.
    https://www.foodsafetynews.com/2019/04/the-ban-against-lab-grown-food-using-meat-on-the-label-grows-to-7-states/

    Ornek 3: Daha iki gun once radyo programcisi “esas israilin cocuklari zencilerdir” dedigi icin yahudi guruplarin hismina ugradi, ve bir gun CBS bu programciyi kovdu.
    https://www.cbsnews.com/news/nick-cannon-viacomcbs-anti-semitic-comments-podcast/

    Tum bunlarin isiginda simdi dusunelim, ABD’de Trump mi daha guclu yoksa baska kesimler mi? Hal boyle iken, ve bir politikaciyi yeni donemde secmeme ozgurlugu varken, ama birtakim teknoloji sirketlerinin ve sermaye gruplarinin dayattigi gundemle yasamak zorundayken, ve onlara karsi bireyin hicbir gucu yok iken, Trump’a bu kadar elestiri serbestligi olmasi ve fakat sermaye gruplarina elestirinin ustalikla yok edildigi bir ortam cok matah ve imrenilesi bir ortam mi?

    Simdi bunu Turkiyeye kiyas edelim. Bu ulkede 80 ve 90’lar Tusiad ve meslek odalarinin siyasette en buyuk soz sahibi oldugu bir zamandi ve onlarin dayatmalari ile gecti. Birtakim medya gruplarinin koalisyon kurup bozdugu zamanlari hepimiz biliyoruz (Z kusagi disinda). Hal boyle iken ve ortalama bireyin bu gruplardan farkli dusunmesi durumunda onlara karsi ne gucu var?

    Artik bir takim ezberleri ve yuzeysel dusunmeyi birakalim.

    • Yazar da sizinle aynı düşünüyor zannediyorum, aranızdaki fark o’nun düşünceleri net ve oturmuş düşünceler.

      İkna edici cevap isterseniz elimdeki kitabın ikinci okumasını bitirmeliyim.

      • Baran bey! Beni bugün ikinci güldüren siz birincide Yazarın şu son cümlesi
        “Yazının o kararla doğrudan bir ilgisi yok.”

        “Neme lazım.”🙂

  8. bu da yılmaz özdilin yazısından ilginç bir bölüm:
    – ben yılmaz özdilin yazdığı doğru demiyorum. Ancak meraklısına araştırsın diyorum.
    “1930…

    Ayasofya bugün anlattıkları gibi aslında cami olarak kullanılmıyordu.

    Harabeyi andırıyordu, perişan durumdaydı.

    Avlusu kahvehane olarak işletiliyordu.

    Restore ettirdi.

    1934’te müze yaptı.

    (“Din, Allah ile kul arasındaki bağdır, softa sınıfının din simsarlığına asla müsaade edilmemelidir, dinden maddi menfaat temin edenler tiksinti verici kimselerdir” diyordu.)”
    – Galiba bugün birkaç yorum yazıp H.Gayretin önüne geçeceğim.
    – Çünkü çok doluyum. İnanamıyorum.

  9. ben şu akp ve rte bölümüne takılı kaldım.
    fetullahçıların pisliklerini aklamaya çalışanların utanmaları için, pislikleri ile ilgili bir başka yazıyı daha buraya yapıştıracağım.
    sözcüden saygı öztürk, ümit özdağın açıklamalarını vermiş.
    – Yazıyı yayınlamadan önce tekrar vurgulayım. gülenciler, türkiye tarihinin en karanlık örgütlenmelerinden bir tanesi.
    https://www.sozcu.com.tr/2020/yazarlar/saygi-ozturk/bana-bir-canta-dolusu-para-geldi-5935779/
    – almanyada bunların okullarına tekrar rağbet varmış. gülencilerin yeni merkezi almanya oluyormuş.
    – Bu kadar yaşananlardan, olup bitenlerden sonra, bunların okuluna çocuğunu gönderenler, bilerek ya da bilmeyerek bunların suçlarına, pisliklerine ortak oluyordur.

    – herşeyin artık açığa çıktığı bir dönemde, “benim düşüncem böyle” ya da “ben öyle düşünmüyorum” vb gerekçeler geçerliliği yitirdi.
    – bu durum artık düşünce olmaktan çıkıp, açıkca, bu ülkeye, insanlığa, ahlaka, dine, vicdana karşı olup olmama meselesi haline geldi.

  10. “…Walter Block’un yazısını kendi kabullerine uymayan bütün düşünceleri yasaklamak isteyen, onları ifade edenlerin cezalandırılmasını talep edenler yararlansınlar diye önemsedim.

    Okumalılar….” Ha Gayret size diyor…

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız