Bir partiden ayrılmak, yeni arayışlar içerisine girmek neden ‘ihanet’ olsun?

51

“Acaba Tokat’a özel bir durum mu var?” merakıyla partilerin 31 Mart seçimi için belirledikleri Tokat belediye başkan adaylarına biraz daha yakından baktım; gördüğüm şu: Tokat adayları arasında AK Parti genel başkanı da olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın o ilimizde dile getirdiği tespiti hak edecek biri yok…

AK Parti treninden inip başka bir partinin trenine binmiş biri yok…

Önce isterseniz Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Tokat konuşmasının ilgili bölümünü gazetenin birinden birlikte okuyalım:

“Bazı yola beraber çıktığımız arkadaşlarımız, maalesef yola çıkarken onlara makam mevki verirken her şey iyi güzeldi ama öyle anlar geldi ki gel biraz da sen dinlen buraya bir başkasını koyalım dediğimizde, bir de bakıyorsunuz ki, bizim trenden inip başka bir trene biniyorlar. Bu kader birliği değildir, bu dava birliği değildir. Bugün bize ihanet edenler yarın da gittikleri yere ihanet edeceklerdir. 31 Mart’a giderken gerekli dersi gerekenlere de vereceğinize inanıyorum.”

Siyasetin tren yolculuğuna benzetilmesi, makam ve mevkilerin tepeden verilmesi, partililiğin kader ve dava birliği olarak görülmesi, bir partiden ayrılmanın ‘ihanet’ sözcüğüyle karşılanması, bunların her biri bana tuhaf geldi.

Siyaset, evlilikten farklı olarak, ‘iyi günde olduğu gibi kötü günde de birlikte olmayı’ gerektiren bir uğraş alanı değildir. İnsanlar kendi görüşlerine yakın gördükleri siyasi kuruluşlara oy verir, vakti var veya siyasete ilgi duyuyorsa birinin teşkilatında yer alır, günü geldiğinde makamlara aday gösterilir veya aday olmak ister, seçilirse görevini millet ve memleket için yerine getirir.

İşte buna ‘siyaset’ diyoruz.

Bunun ötesi, yani her ne olursa olsun başladığı yoldan ayrılmamak, yanlışa iştirak etmek, fikirler farklılaştığı halde sanki hiçbir şey olmamış gibi birlikte yürümeye devam etmek, bunlar yalnızca insanın doğasına aykırı değil, aynı zamanda siyasetin tanımına da ters düşer.

Reklam

Demokrasilerde ‘dava arkadaşlığı’ kavramına yer yoktur. ‘Kader birliği’ de hoş karşılanan bir anlayış değildir demokrasilerde.

Aksi halde tek parti olurdu ve herkes onun çatısı altında toplanır, tek kişiden itiraz sesi de işitilmezdi.

Dahası, Tayyip Erdoğan’ın bizzat kendisi de, ilk intisap ettiği, ilçe ve il başkanlığı ile büyükşehir belediye başkanlığını yaptığı partide kalmaya devam ederdi.

Halbuki Tayyip Erdoğan ne yaptı? Kendisi gibi düşünen arkadaşlarıyla, birlikte yıllarını verdikleri siyasi partiden ayrılıp yeni bir parti oluşumunda buluştu.

‘İhanet’ mi etmiş oldu?

Osman Bölükbaşı ve ihanet

Osman Bölükbaşı’nı gençler hatırlamaz. Çok partili hayata geçildiği ilk günden başlayarak 1980 sonrasına kadar siyasi hayatın içerisinde bulunmuş cerbezeli bir siyaset adamıydı Bölükbaşı. Kendi başına bir partiydi. Konuşmalarıyla kitleleri cezbeder ve o sırada genel başkanı olduğu siyasi partiden kendisinin bizzat seçtiği kişilerin Meclis’e girmesini sağlardı. Meclis’te grup kurmasını sağlayacak kadar ülke çapında kişisel oyu olan biriydi rahmetli.

Milletvekili seçilmelerini sağladıklarının her birinden partisinden asla ayrılmayacağına dair yeminli ifadeyi yazıya dökmelerini de isterdi.

Reklam

Buna rağmen, onun kendi elleriyle seçtiği ve milletvekili olmasını sağladığı kişiler, hiç değilse büyük bölümü, sonraki dönemde daha cazip gördükleri partilere geçerlerdi.

Osman Bölükbaşı, “Benim göğsüm Karacaahmet mezarlığı gibidir” demesiyle meşhurdur.

Geçimi zor biri olduğu için ‘ihanet’ sözcüğü onun yol arkadaşları için bile kullanılırsa yanlış olur.

CHP’ye, İYİ Parti’ye, AK Parti’ye, çizgilerine yakınlık duyduğu veya diğer partilere olan sevgisizliği sebebiyle girmiş, girdiği parti içerisinde görevler üstlenmiş, makamlara sahip olmuş kişiler, çeşitli sebeplerle aynı parti içerisinde kalmak istemez ya da kalmamaları istenir ise ne yapsınlar?

Özellikle de siyaseti ülkeye hizmet yolu olarak görüyor ve siyasetten ayrılmayı doğru bulmuyorlar ise?

AK Parti kuruldu da fena mı oldu?

Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Bülent Arınç ve diğerleri 1999-2000 dönemecinde bu soruyu kendilerine sormuş ve cevabını vermekte fazla zorlanmamış olmalılar.

AK Parti o sorunun cevabı olarak kurulmuştu.

Yakından gözlediğim için eski partilerini terk etmelerinin onlar için ne kadar iç burkutucu olduğunu biliyorum. Ancak görebildiğim kadarıyla, hiçbirinin aklından “Davaya ihanet ediyor muyum?” kuşkusu geçmemişti.

Geçen olduysa bile ben haberdar değilim.

Yeni parti oluşumuna omuz verenlerin bir bölümü de Gül-Erdoğan-Arınç’ın içinde yer aldığından farklı partilerden gelmiş siyaset adamlarıydı; onlar da yıllarını verdikleri siyasi çizgiyi terk edip ülke için daha doğru ve zamana uygun bir formül olduğuna inandıkları AK Parti çatısı altında buluştular.

‘Ortak akıl’ diye anılan bir sürecin parçası olmak amacıyla…

İyi de yaptılar.

Bugün bazıları artık AK Parti içerisinde değiller veya içinde olsalar bile gözleri dışarıdaysa acaba neden?

Siyasi hayat içerisinde yer alan insanları makam ve mevki dışında da motive eden bazı değerler olamaz mı? O değerleri kaybetmememe arzusu da yeterince bir motif sayılabilir.

Zaman ve seçmen en iyi hakemdir, unutmayalım.

ΩΩΩΩ

51 YORUMLAR

  1. ” Bekle-gör , kendi partinin ayağı sürçerse bulanık suda balık avla” metodunu kullanmaya niyetli kişilere, ihanet eden yerine “namert” sıfatı daha yakışır görüşündeyim. Mert olan, parti içinde kalıp fırsat kollamak yerine delikanlı gibi çıkıp derdi neyse anlatmalıdır. Çünkü toplumda karşılığının olduğunu düşünen bir hareket sütre gerisinden , el altından çalışma yapmaz. Çıkar , yeni parti mi her neyse kurduğunu anlatır. Milletin oyuna talip olur. Bu ayıp bir şey değildir ; ama yürek gerekir.
    Prestiji sarsılmasın diye dikensiz gül bahçesi bekleyenlerden bu ülkeye hayır gelmez.Onlarda lider kumaşı yoktur.Olsa olsa verilen görevi yerine getiren yönetici olurlar. Bu ülkede yöneticilik yapacak yetişmiş çok insan var. Ama ülkeyi idare edecek kıratta ” lider ” yok. Bir tane var ; onu da başa geçtiğinden beri indirmek ,yıpratmak için yapılmadık kalleşlik kalmadı. Eski dönemleri bilmeyen genç nesle anlatmak faydalı olur. Bu ülke, gece yarılarına kadar memleket işi harici faaliyetlerde bulunup ertesi gün öğle saatinde Başbakanlığa gelen yöneticiler gördü. Seçim öncesi açık oturumlarda ” topluma vaat ettiğiniz projelerinizi açıklar mısınız ” sorusuna , ” açıklayayım da rakiplerimiz kopya çeksin değil mi ” diyen ana muhalefet parti başkanlarını seyretti. Tarihimiz – padişahlar da dahil – kifayetsiz ülke yöneticileriyle dolu.Ne zaman liderlik özelliği bulunan bir ülke sevdalısı insan başa geçtiyse her bakımdan yükselişe geçtik. Onun için “Lider”e yardımcı olarak hata ve eksiklerin giderilmesine katkıda bulunmak bugün çok daha yararlı bir iştir.
    Türkiye , “küçük olsun , benim olsun ” anlayışıyla kurulan o kadar çok ” lidercik” partisi gördü ki , saymak zor. Milletin enerjisini boş umutlarla harcamak bugünlerde adı ortalarda dolaşan kimi zevata vebal olarak yeter. Ha,
    bir taraf ille de parti kuracağım , muhatabı olanlar da “patates – soğan / biber – patlıcan ” aşkına destekleyeceğim derse , hayal kırıklığına uğradıklarında kafalarını vurmak için büyük taşları şimdiden hazırlasınlar vesselam.

  2. Roger Garaudy hastalığın tanımını şöyle yapıyor: “Eğer ben mutlak hakikatin kendi tekelimde olduğuna inanıyorsam benim gibi düşünmeyen her birey ya tımarhaneye kapatılması gereken bir ruh hastası ya da hapsi veya ölümü hakeden şuurlu bir asidir.”
    Kimse trenden inmedi. Atıldılar. Gül, CB görev süresi bitince “Partime döneceğim” demişti. Partisine dönmesin, trene binmesin diye her şey yapıldı.
    “Biz dava arkadaşı değil miyiz!” Demek ki değilmişiz. Dava, senin bin odalı sarayda ölene kadar yaşaman mıydı? Yola saraylarda yaşamak için mi çıkmıştınız! Necip Fazıl’ın “İbrahim Ethem” adlı eserini okumamış olamazsınız. Kitabın ana fikri sarayda yaşayan birinin Allah’ı yoktur şeklinde özetlenebilir!
    Yandaş medyanın “içerik” üretememesi gibi İktidar da yeni söylemler üretemiyor. Söyleyecek laf bitti. Geriye sadece karalama kaldı. İktidarın lafları “tesiri yok” hükmündedir o yüzden bundan sonraki lafları kara çalma, aba altından sopa gösterme, şantaj ve tehdit içerikli olacaktır Kucaklayıcı değil, ötekileştirici ve kutuplaştırıcı olacaktır. Sözleri “güzel” değil “kem” olacaktır.
    İhanet ciddi bir suçlamadır. Ortada ihanet yoktur. CHP ve İyi Parti’ye Fetö ve PKK çamuru atılamaz. Fetö ve PKK ile mücadeleyi Devlet (Ordu ve İstihbarat) gayet başarılı bir şekilde yürütüyor. Muhalefete “Gayrı Milli” şeklinde bir eleştiri de yöneltilemez. İktidarın elinde ve dilinde sadece çamur vardır.
    Trenden atılanlar yeni bir parti kurmak için geç bile kaldılar. Zararın neresinden dönülse kârdır. Trenden atılanlar değerli bir toplam oluşturuyorlar. 2023’e şimdiden hazırlanmak lazım. Kınayanların kınamalarına aldırmadan… Ağızlarını hiç bozmadan… “Cehennem olsa gelen göğsümüzde söndürürüz…” kararlılığı ve sağlamlığı ile… Yolları açık olsun. Parti ismi olarak “Büyük Kurtuluş” ismini öneriyorum. Yani BKP.

    • Sn Erdoğan eskiden böyle değildi sanıyorum. Hata yaptıkça, ona hata üstüne hata yaptırmak isteyenlere yakasını kaptırınca işler bu hale geldi. Üretime dayalı ekonomiyi geliştirmek yerine şaaşalı saray türü ölü yatırımlar hatalardan sadece biridir. Başlangıçta benimsenen “Adalet ve Kalkınma Partisi” gayet güzel bir isimdi, ama işler zamanla ne hale geldi. Yani, ismin ne olduğu çok önemli değildir. Sorun, insanın dejenerasyon sorunudur. İkinci bir hata damadın Bakan yapılmasıdır. Başkanlık dönemine geçerken, etik değeri olmayan bu konu Türkiye’ye kakalanmış bir haldir. Gücü elinde bulunduran, bunu istismar ettikçe gücünden düşer. Beraberinde ülke de gücünden düşer (ona hata üstüne hata yaptıranlar da kenarda kıs kıs gülerler…). Bilmem bu saatten sonra özeleştiriyle hatalar kabul edilip, toparlanma olabilir mi. Çok zor gibi görünüyor. Ancak benim yeni geleceklere de çok fazla güvenim yok. Olacaksa, yeni isim “Büyük Kurtuluş” olmasın da “Kurtuluş” olsun; millet ona razıdır, yeter ki bunların da bir süre sonra benzer hatalarla ülkeyi daha da bir çıkmaza sokmasınlar. Şahsen pek iyimser değilim. Türkiye’de özellikle siyasete girmişler arasında kaliteli insan sorunu vardır. Zaman, iradesi zayıf, nefsine tapanları tek tek gösterecektir, rezil edecektir. Sn. Bülent Arınç, oğlunun kendini iş hayatında isbat etmeden kolaycana milletvekili yapılması da etik olmayan bir durumdur. Torpille TEPAV’da siyaset danışmanı kadrosunda bulunmuş. Toy yeni mezun birinin danışman olması olacak iş değildir. Türkiyede olabiliyor! İşler ehline verilmeli; arkaba ilişkileri bir faktör olmamalı.

        • Sizin de bilmediğiniz şey yok gibi yani H. Gayret Bey, maşallah ayaklı ansiklopedi gibisiniz. . . Dinazorlar uykudan uyandıktan sonra ayçekirdeği niyetine çekirge mi yoksa akrep mi avlarlardı tadında kıymet-i harbiyesi olmayan, ama belki makul düzeyde ilginçliğe sahip bir ayrıntı olarak kısaca hafızanızı doğrulamış olayım: Doğru hatırlıyorsunuz, Kurtuluş isminde sol bir örgüt vardı. Birkaç yıl önce partisinin rutin toplantısına giderken metro istasyonunda kalp krizi geçirerek yaşamını yitiren, sosyalist soldan “Yetmez Ama Evet” sloganıyla Anayasa referandumunda Evet cephesinde yer alan tek sol parti olan DSİP kurucusu Doğan Tarkan, bugünün HDP sözcüsü Saruhan Oluç köken olarak Kurtuluş tayfasından gelir -ayıptır söylemesi, ben de öyle. Berlin Duvarı başımıza çöküp hanyayı konyayı gördükten sonra, biraz aklı çalışanlarımız Troçkist oldu “Ulen bize sosyalizm diye yutturulan bu devletlerin Çin’den Sovyet Rusyasına alayı meğer devlet kapitalisti azgın diktatörlükler, Stalini Fidel Kastrosu katil manyaklar sürüsü imiş, iyi mi!” diyerekten tövbekar oldu. Ben o can havliyle orada da durmadım, tövbekarlığımı “Ulen yıllarca seküler vesayetin ayak oyunlarına gelmiş halde İslamcısına dindarına küfreterken ne salak insanlarmışız, inanılır gibi değil. . .” yazıklanması ve utancı içinde, işi günde beş öğün Etyen Mahçupyan, Cemil Meriç, Ahmet Altan, Hilal Kaplan, Fehmi Koru vd. okumaya kadar vardirdım.
          Biliyorum, yazdıklarıma bakıp, “Yetmez Ama -Kimi Sapıtmaların Olmasa-Evet” cephesine sallarsınız beni, ama ne yapalım, uykudan uyanış geç oldu, aha bu kadarına muaffak olabildik. 🙂

  3. İlginç buldum, Sn Karagülle demiş ki: “…Daha da ileri giderek biz tüm ilahi dinleri hak kabul ediyor ve onların cennete gideceklerini savunuyoruz”. 26 Şubat 2019 at 10:11
    Sn hocam genelde yorumlarınızı okurum, ve çoğunla da hemfikirim. Ancak, birilerinin cennete gitmesini “savunma” işini pek anlayamadım doğrusu. Böyle bir teklifte bulunmak, kimin haddine? Allah’ın bileceği bir işi, hükmün O’na bırakılmış olmasıyla üzerinde pek konuşulmaması gereken bir işi sizin savunmanız tuhaf geldi.
    Cehennem kötü bir yer. Gönül, herkesin cennete gitmesini arzu eder. Ancak, hak dinler dediğiniz dinler konusunda, akla ilk gelenler bugün “yahudi ve hristiyanlık”. Bu konuda sanırım herkes hemfikirdir. Dünyanın sermayesi onların elinde. Bu sermayeyi kullanarak keyiflerinden hiçbir taviz vermeden dünyayı istedikleri gibi karıştiran onlar. İnsanların çoğunun tabi olduğu “para ve piyasa tanrısı, ppt” onlara çalışıyor! Biz müslümanların vahiy geldiğine inanmış olduğumuz Peygamber (Hz. Muhammed, sav)`i onlar kabul etmiyor. Onların gözünde biz, aldatılmış, yalancı bir peygamberin peşinden giden ikinci sınıf dünya vatandaşlarıyız. Üçlü (trinity) prensibi ile kendilerini “Şirk”ten kurtaramamış olmakla kendilerini fasulye gibi nimetten sayan (Tanrı’nın kulu olmak yetmiyormuş gibi Tanrının oğulları onlar!). Müslümanlara Ortadoğuda eziyet eden zalimler onların arasından çıkiyor hep.
    İsteseler, Ortadoğu – Türkiye ve hatta bütün dünya 2-3 yıl içersinde güllük-gülistanlık olur (Bu kadar güçlüler). Siz bu “hak din” mensuplarının bir de cennete gitmesini mi savunuyorsunuz? O zaman bizim müslümanlar olarak hiç bir iddiamız ve sorumluluğumuz yok. Kuru kuruya da olsa, Peygambere/Kuran’a inanıp dünya işlerinde körkütük “Yahudi ve Hristiyanlardan yana olmak”, onların her yaptığını onaylamak bizim için en doğru yol mu yani? Bu din mensupları arasında İslamiyet konusunda zannın kurbanı olmuş, Tanrı’ya inanan iyi insanlar var şüphesiz. Bunların cennete gideceği konusunda iyimser olabilirsiniz, “çok iyiler çok başarılılar, öyle sanıyorum, cennete gidecekler” diyebilirsiniz. Ancak, genelleme ile cennete gitmelerini savunmak bambaşka bir olay! Bu konuda bir yazım hatası yoksa, bu “genel savunma”nızı dayandırdığınız Kur’an ayetleri varsa yazın öğrenmiş olalım.
    Genel bir ifadeyle “savunma”, Akıl*İman Sentezindeki bakış açıma doğrusu epey ters geldi. Tabi, aynı bakış açısından yahudi ve hristiyanların cehenneme gitmesini “savunuyorum” anlamı çıkmasın. Bu tamamen Allah’a kalmış bir husustur. Akıl*İman Sentezi bakış açısından, “Dünyalık” (bilim-teknoloji-sanat vs.) işlerde başarılı olmaları “cennet”e gitmek için yeterli bir husus değildir.

  4. Ikinci evlilik ihanet olur mu?
    Yorumculardan bir, “…peki ya kişi evliyken yeni arayışlara girmek ihanet olur mu???” diye sormuş
    El cevap: Olmaz. Islamda, ittifakla kabul edilen görüşe gore, şartlarıni yerine getiren kisi ikinci, (ya da ucuncu veya dorduncu evliliğini yapabilir. , Bunu onceden esine haber vermesine gerek yoktur. Hatta, haber vermeden yapması tavsiye edilmiştir.

  5. Muhalefetimizin içler acısı hali bütün absürdlüğüyle gözlerimizin önünde duruyor: ilke ilke diyerek ilkesizliğin, ahlaksızlığın dibine vurdular. Açıktan ya da gizliden sürekli bir ihanet sarmalı içersinde, kapana kısılmış bir yaban hayvanı gibi ordan oraya başlarını çarpıp duruyorlar. Daha önceden hangi partide ya da görüşte bulunmuş olurlarsa olsunlar, legal veya illegal farketmez hepsi birbirine kuyruk sallayıp sarmaş dolaş oluyorlar. Herkes kendi türüne uygun olanı buluyor: itse it, kurtsa kurt! Kabaca imf partileri ve ulusalcı blok diyebileceğimiz akp/mhp/bbp… partilerinden oluşan bir saflaşma söz konusu. Memleketimizi imf memurlarına teslim etmekten başka hiçbir görüşü olmayan mankurtlara yine derslerini verelim diyorum.

    • Toplumsal-siyasal süreçleri gözleme ve analiz beceriniz, daha önceleri de içtenlikle dile getirdiğim nüktedanlık konusundaki becerinizin gerisinde kalıyor, H. Gayret Bey. Bence, gözlenmek istediğinde pekala şimdiden görülebilir olan yalın gerçeği gözden kaçırıyorsunuz -ve Sayın Koru’nun dikkatsiz bir okuru olduğunuzu düşündürüyorsunuz bana.
      AK Parti’nin ve lideri Erdoğan’ın kaçınılmaz siyasal yazgısı ile muhalefetin çapsızlığı, muhalif partilerin kiminle ne türden işbirliği içinde olduğu, yerel seçimlerden Cumhur İttikakı’nın mı yoksa Millet İttifafkı’nın mı daha karlı (ya da yıpranmadan) çıkacağı arasında çok, ama gerçekten çok cılız bir ilişki var. AK Parti’nin benim kaçınılmaz olduğunu ileri sürdüğüm yazgısı şu: İki seneyi bile bulmayan bir zaman dilimi içinde, AK Parti, sadece ve sadece militan bir “Erdoğan severler partisi” olarak, oyları yüzde 20’lere kadar gerilemiş bir parti konumuna sürüklenecek. Nasıl beraberinde sistem değişikliğini de getiren Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan’ın kazanacağını, ama bunun AK Parti’nin yazgısı üzerinde bir değişikliğe yol açmayacağını söylemişsem, bugün de aynı şeyi söylüyorum: AK Parti ve MHP (ki yerel seçimlerde Ankara’da hiç, ama hiç şansları yok) İstanbul’da (en fazla yüzde 3 farkla kazanabilir -az da olsa İstanbul’u kaybetme riski bile var), Antalya, Mersin, Adana ve Bursa’da belediye başkanlıklarını alsa dahi, Erdoğan iktidarını iki yıl dahi sürdüremeyecek. Çünkü, seçim(ler), AK Parti/Erdoğan ile muhalefet partileri arasında değil (dolayısıyla yorumlarınızda muhalif partilerin -benim de hemfikir olduğum- ebelek gübelekliğini tekrar tekrar gözümüze sokmanızın pek öyle stratejik bir değeri yok). Seçim, AK Parti ile 17 yıl gibi her siyasal partiye kolayca nasip olmayacak bir teveccühle onu iktidarda tutmuş olan AK Parti seçmenleri arasında.
      Erdoğan’ın muazzam bir siyasal stratejist, eşsiz bir siyasetçi olduğu söylendi durdu. Oysa, Erdoğan, muazzam değil, sadece iyi bir siyasetçi ve çok karizmatik bir lider. Mükemmel olsaydı, bu yerel seçimlere giderken stratejisini muhalefetin çapsızlığı, beş para etmezliği üzerine kurmaz, durumdan hoşnut olmasa da AK Parti seçmeninin gidecek kapısı olmadığı inancı üzerine kurmazdı. Doğru, AK Parti seçmeninin gidecek kapısı yok gerçekten; ama, hem Erdoğan’ın hem sizin pek akla getirmek istemediğiniz şey şu: Siyasal tarihimize biraz aşina olanlar, halkın kendisine gidilecek kapı bırakılmadığı noktada kendi kapısını (yeni siyasal parti) şaşılacak kadar kısa sürede ve dramatik bir reaksiyonla inşa ettiğini bilir.
      AK Parti ve Erdoğan’ın kan kaybı, yerel seçimler Erdoğan’ın bile ümit edemeyeceği kadar olumlu sonuçlansa bile, hızlanarak devam edecek ve bu parti ve lideri 2020 yılı sonlarını bile zor görecek. Kaybedenin AK Parti ve Erdoğan olacağı yakın dönem siyasal sürecin kazananı ise ne CHP, ne İyi Parti, ne HDP ne de Saadet Partisi. Halk, kendi kapısını kendisi inşa edecek -Karar Gazetesi’nin kimi yazarları ve A. Davutoğlu etrafında kümelenmiş insanlar hiç, ama hiç heveslenmesinler, çünkü o kapının üzerinde Davutoğlu ya da A. Gül ismi olmayacak.
      “Muhalif partiler teröristlerin değirmenine su taşıyor.”
      “Ucuz domates, biber ve patatesten sonra alın size ucuz mercimek, ucuz nohut!”
      “Meselemiz ülkemizin beka sorunudur ve sizler bunun böyle olduğunu biliyor, görüyorsunuz.”
      Erdoğan pek farkında görünmüyor: (1) Kendi seçmen çoğunluğu başta olmak üzere, halk çok ciddi boyutlara ulaşmış bir geçim sıkıntısı yaşıyor ve böyle bir konjonktürde Erdoğan’dan bu sıkıntının giderileceğine yönelik umut veren şeyler duymak isterken, “muhalifler teröristlerle işbirliği içinde”, “ülkemiz beka sorunu yaşıyor” söylemleri beklenen etkiyi yaratmaz. (2) İşsizlik, daha şimdiden yakıcı bir sorun, korkarım daha da yakıcılaşacak ve iş bulamayan, işten çıkarılan insanlar DHKP-C’nin Türkiye sorumlusu üç militanının yakalanmış olmasından, yeni FETÖ operasyonlarndan çok fazla etkilenmezler; (3) AK Parti seçmeninin çok büyük bir kısmı, “adalet” dendiğinde aklına cezaevlerinde tutulan Nazlı Ilıcak gibi yazarları ya da Abdullah Kuytul’u getirmez (çoğu haberdar bile değildir, ama olsa da umurunda değildir), ama, kamu kurumlarına, belediyelere girebilmede sadece parti aracılığı ile işini uyduranların şansa sahip olmasına yönelik bilgi ve haklı yakınma, giderek daha da zenginleşen parti bürokratlarının rahat ve vurdumduymaz tavrı, “adaletsizlik” algısının yavaş yavaş partili seçmenlere bile siyaret ettiğinin güçlü işaretleri var; (4) Halkımız, devlete kutsal bir paye biçer, ama, çok paradoksal bir biçimde, devletle özdeşleşmiş olarak algıladığı parti ile arasına mesafe koyar, bugün AK Parti ve Erdoğan dertlinin derdiyle dertlenen bir parti olarak algılanmıyor artık (hal bu iken, genç, dinamik, yerel aktörleri öne çıkarmak dururken tutup devlet yöneticisi algısını kışkırtan yaşlı iki bürokratı İstanbul ve Ankara’ya aday göstermek vasat bir stratejistin bile düşmeyeceği çok açık bir hata).
      (5) Bu bir soru olsun: Halkın, iş, aş, adalet, huzurlu bir toplum, zorlanmadan erişilebilir gıda ve hayvansal ürünler, fiyatı bir aydan diğerine değişmeden sabit kalan temel tüketim mal ve hizmetleri (elektrik, gaz, taşıma, ev kirası, markette alışveriş giderleri), felaketten rezalete yol alan eğitim meseleleri gibi temel konularda önümüzdeki bir kaç yıl sonrasına umutla bakıp sabır etmesi için Erdoğan ve H. Gayret Bey bize ne söylüyor?

      • https://youtu.be/5SWq2RFWCkE
        Linkteki halk TV programına konuk olan Veysi Dündar yeni parti ve lideri hakkında önemli açıklamalar yapıyor.
        Bu yeni Parti’nin ‘yeni bir parti.org’ sitesiyle bir ilgisi varmı bilemem.
        Sitede yer alan parti programının alelacele yazılmış görüntüsünün sebebini, ‘kurucu isimler açıklanana kadar tartışılması ve önerilerin toplanıp programın son halinin verilmesi için’ diye açikliyor site.
        Ben siyasetten hiç anlamam ama bana da vatana millete hayırlı olsun demek düşer.

        • Bende uyanan güçlü izlenim o ki, söz konusu sitenin A. Gül, A. Davutoğlu vb. isimlerle uzaktan yakından ilgisi yok. Kaldı ki, bu iki isim Twitter’da kendilerini aynı isimle takibe alan bu sitenin takipçiliğini engellemişler.
          Kim bilir, belki sayın F. Koru söz konusu sitenin Boğaziçi’ndeki yalılardan birindeki bir ofiste pişirilen, kurulması muhtemel partiyi itibarsızlaştırmaya yönelik bir oyun olduğunu ima eden bir değinide bulunur önümüzdeki günlerde.
          Yeni partiyi her kim kuracak ise, böylesine tuhaf mı tuhaf, böylesine gizemli yollara neden başvursun? Yakında halkın karşısına çıkacaksınız, ve ama böylesine insana tuhaf ve itici gelen bir gizem örtüsüne bürüneceksiniz. . . Sizlere de tuhaf gelmiyor mu bu?
          Bugün yarın A. Gül ve adı sıkça geçen diğerleri söz konusu site ile hiçbir ilişkilerinin olmadığını söylerlerse şaşırmam hiç.

      • Sn.Bernar; siz de takdir edersiniz ki mizah ve hiciv/tenkit çoğu zaman eleledir ve en az politik öngörüşlerde/kestirmelerde bulunmak kadar donanım gerektirir:) esasa girmeden önce belirteyim ki böylesi müeddep bir nameyi bana değil de necipbeye yönlendirseydiniz isabet olurmuş. İşin açıkçası ben saldırganca olmayan küfürsüz, hakaretsiz içeriklere yanıt vermeye pek alışkın değilim:) hem kendisinin siyasi belagati de size cevap vermeye daha müsaittir. Geneli itibariyle tespitlerinize katılıyorum: iktidar yıpranır, şahıslar gelip geçicidir. Elhamdülillah hepimizin hem anası hem babası olan asil türk milleti; içinden daha nice babayiğitler çıkarabilecek üretkenliktedir. Biz de günebakan çiçeği gibi karahalkımız ne yana meylederse/yüz çevirirse o yana doğru omuz veririz. Karizmatik liderimiz ve kader yoldaşı bahçelinin gayretiyle geliştirilen başkanlık sistemi milli iradenin elini gerçekten güçlenmiştir. Ekonomi politik bilmem ama hafızam iyidir: türkiye her anlamda 1040tan beridir ki en güçlü dönemini yaşıyor. Maarif meselesinde maalesef bir türlü yaprak test ve memur kafasından çıkılamadı(ama ne hikmetse yunan adaları ve meriç sahillerinde koltuk altlarındaki şişme botlarla dolanıp duran badem bıyıklı mutemetler hep iyi eğitim almış/iyi yetişmiş beyingöçü bilmemnesi oluyor..:) fetöcü dersane mafyasının elinden kurtarabildiğimiz kadarıyla artık maarifte umudumuz; yeni bakanımızdır, allah yardımcısı olsun… Dar yol kaygan geçitte bizlere düşen, yağma çapul değil; türk toplumunun ilerici gücü ulusalcı bloka destek olmaktır! Milli Dayanışma demek kendi siyasi görüşünden vazgeçmek demek değildir; ihtiyaç(beka) anında siyasi rakibinden/düşmanından bile yardım isteyebilmektir. Yoksa çemişgezek belediyesini kimin kazandığı teferruattır:) selamlar

        • Aleyküm selam, H. Gayret Bey – *samimiyetle*
          Aklımdayken: “Ne o, ortadan sıvışmıştın bir süredir, memleket seçim sath-ı mealine girdiğinde yeniden peydah oldun, muhalif-trol olaraktan klavye başına kuruldun yine!” gibisinden neşeli bir takılma bekliyordum sizden, nedense gelmedi. Bu ikinci paragrafı ekleyerek bir davetiye çıkarmış olayım 🙂

        • Necip Bey bir zamandır buralara uğramıyor, H. Gayret Bey. “Belki de yeni partinin kuruluş çalışmalarından başını kaşıyacak vakti yoktur. . .” diye aklımdan geçirmeye yeltensem beni alışık olduğu üzere topa tutar mısınız? Bütün dikkatiniz ve zamanınız Didem Hanım’ın yorumlarına gösterdiğiniz uzun uzun teveccühlere gidiyor, beni topa tutmayı ihmal ediyor, radarınıza giremez görünüyor ve üzülüyorum inanın 🙂

  6. Ülkenin yeni bir oluşuma kesinlikle ihtiyacı var. Fakat mevcut iktidar bütün yolları tıkadı.iyi parti kuruldu fetocu denildi, A.Gül ekibi ne yönelik davamıza ihanet edener yakıştırması yapıldı. Maşallah her yeni kurulan bir oluşuma bir bahane hazır.Halkın yöneleceği alternatif oluşumlar nasıl gelişecek bu ülkede. Hem Akp’den başka parti mi var diye söylen hemde yeni oluşan her siyasi oluşuma çamur at. İktidar destekçisi milletin derdi ülke falan değil Akp’nin bekası sadece. Tespitiniz çok başarılı Fehmi bey. Erdoğan’da yeni parti kurarak yeni bir oluşum geliştirirdi. Kendi deyimlerine göre onlarda kendi davalarına ihanet ettiler.

    • İktidarın bütün yolları tıkayacak gücü yok bence, Abdullah Bey. Çok söylenir (ve bence doğrudur): Devlet bürokratı ve politkacı, siyasal yönelim konusunda ayrıcalıklı bir koku alma becerisine sahiptir. Burunlarına gelen koku keskinleştiğinde, ne dava kalır ortada, ne de tutarlık. Yakın gelecekte, trene sonradan ve heyecanla binenlerin aktarma istasyonunda benzer bir heyecanla o trenden inip istasyondaki bir başka trene birbirlerini ezercesine doluştuklarını göreceğiz -“İki silahım var, sonuna kadar Erdoğan’ın yanındayım!” diyen jöleli, ulusalcı ekonomi cahili adam dahil. (Numan Kurtulmuş, S. Soylu, D. Bahçeli ilk akla gelen tren yolculuğu aşıklarıdır, hatırlayalım)
      Dün el üstünde tuttuğun Nazlı Ilıcak, Ahmet Altan, bugün müebbet hapislik terör örgütü işbirlikçisi;
      Dün birlikte iş gördüğün HDP’liler değil sadece, bu partinin seçmenlerinin alayı terörist;
      Gülen’i besleyip tüm kapıları açan siyasetçiler partinin ve bürokrasinin tepesinde, İyi Parti bir FETÖ projesi;
      Saadet Partisi dahil muhalefet partilerinin alayı teröristlerin değirmenine su taşıtan “zillet partileri”;
      Yeni bir parti ve kurucusu olacaklar da FETÖ kumpası;
      Depocu, kabzımal gıda sektöründeki teröristler, hainler;
      Halk yoksullaşır, işsizlik almış başını giderken söyleyebileceğin tek bir cümle yok, tek yapabildiğin bilmem kaç yıl önceki Gezi olaylarını ısıtıp yeniden pazarlamak;
      Suçladıkça, itham ettikçe inandırıcılıkları kendi seçmenlerinin indinde bile aşınıyor, farkında değiller. Bütün bunlar, bütün bu beka sorunu söylemleri, halk yığınları yoksullukla sınanmadığı, adaletin adalet olduğu zamanlarda iş görür.
      AK Parti ve Erdoğan’ın elinde kala kala beka sorunu, FETÖ kumpası partilerle terör destekçisi muhalefet, gıda teröristi depocu ve marketçilere karşı tanzim satış çadırları, büyük kentlerdeki belediye başkanlıklarına ağır-top parti bürokratlarının ‘gönüllerin belediyeciliği’ kaldı.
      Bu parti mi bütün yolları kapatma gücüne sahip parti?

      • Yazınız için çok teşekkürler çok beğendim, fakat halkın cahilliği ve ellerindeki medyanın gücü düşünülünce maalesef rakip olarak çıkan veya çıkabilecek partileri yıpratma imkanına sahipler ( şu an için). Ha ilerde gemileri iyice su alır ki gidişat o yönde artık milleti ellerinde tutacak güç-malzeme kalmaz iyice çatırdarlar, belki o zaman dediğiniz şekilde alternatif oluşumların yollarını tıkayacak dermanları kalmaz.

  7. ben başkalarının yorumlarını dikkate alıyorum da başkaları benim yorumlarımı dikkate alıyor mu? okuyor olabilir de anlıyor mu?
    bazıları anlamıyor.
    anlamak istemiyor.
    bir partinin içinden başka parti çıkmasına karşı değilim. parti içinde olan kimselerin başka partilere geçmesine de karşı değilim. makam mevki çıkar hizmet vatan millet sakarya ne amaçla olursa. kimsenin kalbini yarıp içine bakacak değiliz. bu siyasilerin ve seçmenin en doğal demokratik hakkıdır.
    partiyi birlikte kurmuş, aralarında gönül bağı, birlik beraberliği olan kişiler söz konusu olunca durum biraz daha farklı olmakla beraber yine de iş pazara kadar sürebilir, mezara kadar olacak diye bir ahit yoktur herhalde…
    şimdi refah partisi kapatılınca fazilet partisi kuruldu, ancak Erbakan hocanın başında bulunamadığı parti heyecan yaratmadı, parti içinde yenilikçiler ve gelenekçiler diye iki kanat oluştu kim nerede duruyor, ne düşünüyor, ne istiyor kimlerle beraber BİLİNİYORDU değil mi??? açıktı yani…ortadaydı…sayın erdoğanın da başarılı belediyeciliği, hapse girmesi, doğal liderliği ve popüleritesi vardı. gelenekçiler Recai kutan başkanlığında saadet partisini, yenilikçiler ise Erdoğanla akp yi kurdu ve Erdoğan parti başkanı seçildi…
    saflar da belliydi, kimlerin saflarda durduğu da belliydi…
    şimdi herkes muğlak ifadelerden, gizli saklı görüşmelerden bir şey anlamaya, bir şeyler yakalamaya çalışıyor. doğruyu, güzeli, iyiyi, vatana millete hizmeti akp güçlüyken söyleme/yapma cesareti gösteremeyenler, karşısına geçemeyenler, daha yenilikçi bir kanat oluşturamayanlar bunca küskün geçen yıllar boyunca durup bir köşede sotelenip, şimdi seçimlerde oy/kan kaybetmesini mi bekliyorlar, daha önce bu yanlıştı deme cesareti olmayanlar, akp oy kaybederse seçim sonrası diyebilecekler. bizde bu cesur adamlara oy vereceğiz.
    akp oy kaybetmezse ne olacak?
    erdoğanın karşısına çıkma cesaretleri yine olmaz,
    vatana, millete hizmet aşkı biraz daha bekler,
    işler yine sinsiden yürür,
    umutlar ise başka bahara kalır mı dersiniz???
    ilgili şahışların dikkatine diyeyim, ne diyeyim…

    • Didem hanım, özgün ve önemli görüş ve değerlendirmelerinizi bizlerle paylaştığınız için; ayrıca zarif üslubunuz ve akıcı anlatım tarzınızdan dolayı çok teşekür ederim. Güneş gibi aydınlatıcı/yakıcı ve su gibi berrak düşünceleriniz karşısında ayak sürümek ancak nasipsiz bir yalçın kellenin harcıdır. İş ki daha birkaç yıl sonra sayın koru ve okurlarının yorum köşesi doktora çalışmalarına konu olduğunda; bu kadar hezeyan arasında aklıbaşında kimi paylaşımları görebilecek araştırmacılara bırakılmış nadide hatıralarınız oluyor bir bakıma..:) saygı ve sevgilerimle…

    • Şöyle yazıyorsunuz, Didem Hanım: “şimdi herkes muğlak ifadelerden, gizli saklı görüşmelerden bir şey anlamaya, bir şeyler yakalamaya çalışıyor. doğruyu, güzeli, iyiyi, vatana millete hizmeti akp güçlüyken söyleme/yapma cesareti gösteremeyenler, karşısına geçemeyenler, daha yenilikçi bir kanat oluşturamayanlar bunca küskün geçen yıllar boyunca durup bir köşede sotelenip. . .”
      Size, AK Parti’nin güçlü göründüğü, ama kuruluş ilkelerinden uzaklaşma eğilimlerini belirgin biçimde gösterdiği dönemlerde, “Bu gidiş gidiş değil. . .” demeğe getiren parti yöneticilerinin, gazetecilerin başlarına neler geldiğini hatırlatmak isterim. Söyler misiniz, partinin kurucu lider kadrosundan geriye kimler kaldı? Fehmi Koru’nun, bugün Karar Gazetesi’nde yazan, bir dönemlerin en revaçtaki bir düzine yazarının hangi yıllarda her türlü basın organından ve medyadan tasfiye edilip susturulduklarını hatırlatmamı ister misiniz?
      AK Parti’nin, kuruluş ve yükseliş yıllarındaki siyasal kimliği ve niteliği, Erdoğan liderliğindeki kurucu kadrolara yaslanan, müteyeddin dünyanın kendi içinden çıkardığı, eski köhnemiş vesayet rejiminin kurulu düzenine baş kaldırmış halkın demokratik kitle partisiydi. Ama Erdoğan bununla yetinmedi; onun tek adam olması pahasına, kurucu lider kadrolar, trene sonradan binmiş seküler dünyanın fırsatçı tipleri eliyle, son derece ahlaksız ithamlarla birer birer tasfiye edildiler ve bu kitle partisi hızla Erdoğan kültü etrafında yeniden yapılandırılmış bir lider partisi durumuna getirildi, kurucu liderlerinden gazete yazarına istisnasız herkes gizli FETÖ yandaşı başta gelmek üzere en olmadık ithamlarla itibarsızlaştırlıp kenara itildi, düne kadar küfürleştiği parti liderini yeni yol arkadaşı seçti. İlkin bunu bir kenara not edelim.
      Sizin bilerek ya da farkında olmadan hiç dikkat edilmemesini istediğiniz, yukarıdakinden bin kere daha önemli olan husus ise şu: Yeni bir siyasal parti, gönlü kırılmış ya da istediğini alamamış üç beş tanınmış siyasetçi var diye kurulmaz (kurulmuş olanların kepazeliği ortada zaten). Halk, ikitdar partisi ya da partilerinin ülkeyi ARTIK iyi yönetemediğini, iyi yönetme konusunda umut vermediğini düşündüğü ve kendi seçeneğini kendi içinden çıkarma refleksini gösterdiği zaman kurulur.
      Yeni bir parti kurulursa, bu öyle Davutoğlu, Gül vb. küstürülmüşlerin hatırına ve onların paşa gönlü öyle istedi diye değil, halk bir seçenek arayışına girdiği ve öyle buyurduğu için kurulur.
      İstediğiniz kadar kurulması olası görünen yeni bir kitle partisinin kenarda köşede pusuya yatmış üç beş kişinin bir girişimi olacağı mesajını vermek isteyiniz. Gerçek şu: Ben dahil pek çok eski yeni AK Parti seçmeni, yeni bir partiye ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz, o partide Gül’ün mü bilmem kimin mi olacağı pek umurumuzda değil. Bu büyük ülke, esnafı emeklisiyle, girişmcisi işçisiyle, ülkeyi iyi yönetemeyen, işsizlik, eğitim, tarım ve hayvancılık, yaşanılabilir kentler, makul geçim standartları sağlayan ücretler, zorlanmadan ödenebilir ev kiraları ya da elektrik doğal gaz faturaları gibi konularda çözüm üretemeyen, liderinden başka ayakta kalma gücü kalmamış AK Parti’ye de güven duymuyor, mevcut muhalefet partilerine de.
      Yeni partinin halkın arzusu ve iradesi sonucu kurulacağını, ülkenin siyasal iktidarına kimin terörist, kimin hain olduğunu tespit etmek için değil, temcit pilavı gibi beka sorunu öyküleri anlatmak için değil, ekonomiden eğitime, tarım ve hayvancılıktan birbiriyle barış ve saygı temelinde yaşayan bir topluma kadar yaşantımızı doğrudan ilgilendiren meselelerde başarılı olmak için gelindiğini hatırlatmak isterim.
      Lider partisi istediniz, halkın ne istediğini ise hep birlikte göreceğiz bir ya da iki yıl içinde. . . Madem ülke Erdoğan liderliğinde pekala iyi yönetiliyor, o zaman bu tedirginlik, daha doğmamış partiye don biçmek niye? Bırakın efendim, umurunuzda bile olmasın -Abdülltif Şener gibi adını kimsenin hatırlamadığı bir parti olarak doğar dünyanın kaç bucak olduğunu görürler. Yok ama ülke sizlerin göstermeye çalıştığının aksine hiç, ama hiç iyi yönetilmiyor, sorun çözmek şöyle dursun, birbiri ardına sorun üretiyor ve giderek kendisi sorun haline geliyorsa, zamanın ANAP’ı ya da DSP’sinin başına ne geldiyse gelir, Türkiye’nin siyasal tarihi kitaplarında yerini alır, geleceğin doktora tezlerinin konusu olur. . .

      • eski hukukumuz var, bir selamla söze girilebilir, biz de bir hoş geldin diyebiliriz ya, insanlar en ufak bir nezakete bile aldırmaz oldular.
        fikirler yerine zanlar konuşur oluyor, belki ondandır.
        düzinelerce tasviye edilmişe karşın düzinelerce tasviye edilmemiş var, fehmi korunun neden yazamadığı da malum. medyada yer alan herkesin sonsuza kadar yerini koruması gerekmiyor, gitmeyen siyasilere söylemedik laf bırakmadık değil mi?
        her iktidar kendi varını ve kendi yoğunu yaratır, bu eşyanın tabiatı gibi bir şey neredeyse. istisnasız herkes itibarsızlaştırıldı derken olmadık ithamlara bir yenisini siz eklemeyin derim. ben de hak etmeyen kimse itibarsızlaştırılmadı diyeyim o zaman madem mübalağa edeceğiz…
        bir yerde ki bu mahalle gönüllüleri derneği olsun etkin bir başkanı yoksa o topluluk çekişmelerden başını alamaz. dolayısıyla lider partisi olduğu için akp kimseye nasip olmayacak bir süre iktidarda kalabildi. demokratik ya da değil, doğru ya da yanlış olmaktan bağımsız bizler lider etrafında toplanma genleri taşıyan kimseleriz. yeter ki doğru lider bulunsun.
        tanınmış üç beş siyasetçi var diye parti kurulmaz diyorsunuz da türkiye böyle kurulmuş partiler mezarlığına dönmüş durumdadır. son iyi parti de yaşama savaşı vermekte, kurucu ilkelerine tutunamadığı için tanınmış kurucu üyeler de bir bir partiyi terk etmektedir.
        iktidar partisinin artık iyi yönetemediği ve umut vermediği konusunda bir farkla hemfikirim. bence hep iyi yönetemedi. kuşkusuz iyi bahaneleri, geçerli sebebleri, itiraz edemeyeceğimiz mecburiyetleri elbette vardı, yeri geldikçe bunları önceliyorum lakin onulmaz hataları da hep oldu.
        ben yeni bir kitle partisinin kenarda köşede pusuya yatmış üç beş tanınmış kişi olup olmadığı derdinde hiç değilim. lakin eleştirdiğiniz iktidarın bizleri bugüne getiren çoğu yanlış politikalarında imzaları olan kişileri kurtarıcı görmek te başka bir tartışma konusu şüphesiz.
        akp elbette gidecek, yerine başka partiler gelecek, bu bizleri neden telaşlandırsın ya da endişe kaynağı olsun. herkes olumlu fikir mi beyan etmeli, topluca gözümüz yollarda kalmıştı mı demeli…hepimiz aynı renk te giyelim mi… görüşlerimizi neden katagorize ediyorsunuz, herkes sizin gibi eski türkülerden heyecan duymak zorunda değil. bir parti kurulurken beğeneni olur, beğenmeyeni olur. beğenen destekler, beğenmeyen eleştirir…bırakın eleştirelim efendim, umurunuzda bile olmasın. güneş balçıkla sıvanmaz der geçersiniz. güneş parladı mı herkes aydınlanır, benim yanılmak istediğim çok konular vardır. herkesin öncelediği, oyunu yönlendiren bir bakış açısı var, iktidarın iyi yönettiğini düşünen iktidara verir, düşünmeyen vermez. demokrasi böyle bir şey.
        selamlar…

  8. AK Parti’nin geldiği durumu çok iyi özetlemişsiniz Fehmi Bey. Yazdıklarınıza tamamen katılıyorum. Ancak Tayyip beyi de anlamamız gerekir. İktidar zor durumda. Ayakta durabilmek için bir başka partinin koltuk değneğine ihtiyacı var. Şimdi daha da zor bir aşamaya gelindi. Tek koltuk değneği yetmiyor; Ak Parti içinde görünmekle birlikte mutlu olmayan kişilere gözdağı veriyor. Tüm muhalifleri şer birlikteliği, hatta “Zilet ittifakı” olarak tanımlıyor. Aslında hepimizin bu hareketin son dönemini yaşadığını görmemiz gerekiyor. Keşke Ak Parti kuruluşunda öngördüğü gibi belli bir süre sonra dönüşümünü gerçekleştirebilseydi. Ancak ne yazık ki, bunu yapacağına iktidar sarhoşluğu ile farklı bir yolu tercih ettiler ve bugünlere geldik. Uzun yıllar destek verdiğimiz bu hareketin geldiği noktayı izleyip şimdi üzülüyoruz.
    Yeni bir hareket tabii ki çıkacak. Çıkmak zorunda. Yoksa önümüzdeki yıllarda gelecek nesillere anlatacak güzel bir öykümüz olmayacak. Umarım, “biz bu gidişata karşıydık; nitekim bunun gereğini yapıp yeni bir oluşum altında birleştik ve bu anti demokratik gidişata hayır dedik” diyebiliriz.

    • Çıksın ama içerde olup 5 yıldır başkasına çatı aday olmasın ilkesiz olan parti kurmak değil içerde olup dışarıya çatı aday olmaktır.

  9. DİDEM HANIMIN DİKKATE ALMASI ÜMİDİYLE tayyip bey de ayrıldığında erbakan la evli sayılırdı bülent arinc abdullah gul latif şener etme bulma dünyası diyorum kimse yok ki ettiği ni çekmesin buğday eken buğday biçer …………………………………………………………….Sayın fehmi bey teşekkür ederim gerçekten benim hislerimi n tercümanı oldunuz

  10. Sn Koru tam da gerçeği söylemişsiniz.
    Başka parti kurmak ve ayrılmak (veya parti içinde mücadele) ihanet değildir.Aksine onurlu bir davranıştır.
    Bunu da muhtemelen Sn Gül’ün ön verdiği ve kumanda ettiği tayfanın önünü açmak için yazıyorsunuz.

    • 3 yıldır içerde olup başkasının çatı adayı olmak ihanettir. Aksine ayrılıp parti kursa ne güzel olacak.
      Daha önce Faziletten ayrılıp gayet güzel parti kurmuşlardı.
      İlkesiz olan 5 yıldır içerde olup ,Kendi partisinin ayağının kaymasını beklemeke ve hatta kayması için elinden gelebi yapmakdır.
      Bir an önce parti kursunlar lütfen

  11. sayın koru siyasetin evlilikten farklı yönünü yazmış, doğrudur, benzer olarak ise diyebiliriz ki kişi boşanmışsa yeni arayışlar içerisine girmesi ihanet olmaz ya soru şu, peki ya kişi evliyken yeni arayışlara girmek ihanet olur mu???
    ben öncelikle görüş birliği dağılmış kişilerin bir arada kalmasından yana değilim. tam tersi itirazım bu kişilerin bir arada kalmasınadır. hem bir arada kalıp hem de sinerji yaratacak bir fikir ayrılığı yerine sıkıntı yaratacak bir fikir ayrılığına düşmelerinedir. çünkü ben siyaset olsun başka birliktelikler olsun, iş olsun sosyal bir girişim olsun bir arada yürüyecek insanlar arasında güven, saygı, dürüstlük, bağlılık olması gerektiğini düşünürüm. bunlar yoksa yine yekten açıktan gizleyip saklamadan muğlak ifadeler kullanmadan mertçe dürüstçe ayrılmak gerekir.
    şimdi aydınlar çıkıp siyasette dostluğa yer yoktur diyorlar, kişiler bugün buradaysa yarın başka yerde olabilir bugün seninle yarın onunla veya başkalarıyla olunabilir diyorlar, güven sadakat paylaşım siyasette olmaz diyorlar. birbirinin arkasında durmak kollamak yerine arkadan iş çevirmek gizli saklı örtülü ödenekli işler olabilir diyorlar. bunlar neden ihanet olsun diye soruyorlar…
    gezi olayları ile başlayan bir süreç var. 17/25 süreci var. 15 temmuz var. başkanlık seçimleri var. sayın erdoğanın ve partisinin zorlandığı bu süreçlerde kardeşim dediği ve yakın çalıştığı, partiyi birlikte kurup davaya birlikte omuz verdiği kimselerin tavırlarına bakmak , fikir ayrılıkları nerden çıkmış nerede yollar ayrılmış anlamak lazım.
    şimdi akp küskünleri yeni bir parti hazırlığındalar ise ben hayırlı olsun diyorum. bir partinin yaşamasının olmazsa olmaz şartı bir lidere sahip olmaktır. partililerde insanlarda güçlü bir lidere gereksinim duyarlar. etrafında toplanmayı önemserler. bana kalırsa partiye düşen iyi bir lider bulmaktır, lidere düşen de kendini arkadan vurmayacak doğru- dürüst- sadık çalışma arkadaşları seçmektir.

  12. Sayın Koru sizin bu düşünceniz Demokrasinin olduğu ülkelerde normal karşılanır da bizde ki bu başkanlık sisteminde malesef başkaldırı hiyanet gibi eleştirilerle karşïlık buluyor bu durumda üzülerek söylüyorumki demokrasiye büyük zararlar veriyor.Rahmetli Menderes ayrılarak parti kurmadımı sayın cumhurbaşkanı arkadaşlarıyla ayrılarak parti kurmadımı biraz geriye bakıp düşünürsek iyide yapmışlar her ikiside uzun süre iktidarda kalarak hizmetler etmiślerdir.O zaman neden yeni olüşumlara karşı çıkıyoruz neden farklı fikirlerden çekiniyoruz eleştirilerden korkuyoruz.Bence korkanlar kendilerinden emin olmayanlardır diye düşünüyorum.Yorumları okuduğumda acaba diyorum yazarımızın yazılarını okumuyorlarmı sadece yorum yazmak içinmi gu sayfayı kullanıyorlar diye düşünüyorum.Sayın koru kalemine sağlık iyiki varsın hergün kalkarkalkmaz ilk yaptığım şey senin yazını okumak oluyor.Her yazdığın yazıyla ufkum genişliyor Allah razı olsun Allaha emanet ol.Saygılarımla

  13. Cumhurbaşkanı o sözleri Yozgat’ta söyledi, Tokat’ta da söyledi mi bilmiyorum. Mevcut Ak Partili Belediye Başkanı Kazım Arslan aday gösterilmedi, yerine Ak Parti İl Başkanı Celal KÖSE aday gösterildi. Kazım Arslan’da bağımsız olarak aday oldu, Cumhurbaşkanı da onun için söyledi.

  14. Süleyman Soylu :”Tayyip Erdoğan’a gününü göstereceğiz” ”Akp hükümeti bayramları bile millete zehir etti ,insanlarımız gülmeyi unuttu,bunlar beceriksiz,yetersiz ,yolsuzluk paçalarından akıyor.Türkiye’yi yolsuzluk çukuruna batırdılar,ihale ve yandaş belediyeciliği yapıyorlar,tüyü bitmemiş yetimin üzerinden siyaset yapıyorlar,EYYY Recep Tayyip Erdoğan at üstünde duramayan kişi ülkeyi yönetemez.” ”AKP mensupları genel bşkanlarını padişah olarak görüyorlar ,kendisi de kendisini padşah olarak görüyor,bu hükümete zıkkımın kökünü göstereceğiz.” ”Eyyy RTE gidiyorsun İsrailli Olmert ile görüşüyorsun,ertesi gün Filistin’de katliamlar oluyor,boyun eğdin,emireri pldun ,bayan döküldü.” diye gidiyor.Biraz da Numan Kurtulmuş’tan : ”Mesela Kemal Devriş’in bıraktığı proğrama harfiyen uyuyorlar.’ ”AKP’li arkadaşlar BOP’u bir demokrasi projesi olarak gördüler,şimdi anlıyorlar ama Üsküdar’da sabah oldu” Başbakan’ın kalbi ”Ali”diyor dili ”Muaviye” diyor,İsail en büyük zaferini AKP sayesinde kazandı.” Bilmem başka söze ihtiyaç var mı? Demekki Süleyman Demirel rahmetlinin dediği gibi ”üreceksen karşıdan değil yanızmızda ür ” mü deniliyor siyasette.

  15. TERK EDENLERİ HAİNLİKLE SUÇLAYANLAR DA BİR ZAMANLARIN TERK EDENLERİ İDİ.
    Akıllı insanlar söylediği söz acaba nereye gider düşünendir.
    Kendisi yapınca mubah, başkalarına haram zihniyeti var oldukça iflah olmayız.
    Ah şu fani dünya.
    Eskiden sözleri kayıt edemezdik.
    Şimdi görüntüler bile kayıt altında.
    Adeta cansız nesneler dile gelip eskiye ait ne varsa gözümüzün önüne getirme fırsatı var.
    Buna rağmen bu imkanlar yokmuş gibi nasıl utanmadan konuşabilir akıllı bir insan.
    Benim teklifim.
    SEÇECEĞİMİZ KİŞİLERİN GEÇMİŞTE SÖYLEDİĞİ BÜTÜN VİDEOLARI TV DE GÖSTERSELER; SEÇİMDE EN DOĞRU İNSANLARI SEÇME İMKANI BULURUZ BELKİ.
    En çok yalan söyleyenle,en az yalan söyleyeni görürüz belki.
    Aslında değişen pek bir şey olmayacak.
    Değişen sadece iyileri seçtiğimizde artı yüzde beş;kötüleri seçtiğimiz de eksi yüzde beş ,kaybımız olacaktır.
    İyi ile kötü arasında yüzde on luk bir fark aslında çok önemlidir.
    Bundan fazlasına devletin dokusu zaten ayak uyduramaz ve BÜNYESİ KABUL ETMEZ DE.
    En iyisi kendimizi değiştirmek.
    Daha eğitimli,yetenekli,üretken,akıllı,empatı yapabilen çevresine pozitif enerji yayan biri olmak.
    TOPLUMUN EKSERİYETİ İYİLERDEN OLURSA YÖNETİCİLERİ O TOPLUMUN EN İYİLERİ OLUR.
    TOPLUMUN EKSERİYETİ KÖTÜ OLURSA O TOPLUMUN YÖNETİCİLERİ EN KÖTÜLERİ OLUR.
    İyileri en iyiler yönetir.
    Kötüleri ise en kötüler yönetebilir.

  16. Gerçek Demokrasi
    Tarihte en demokratik çalışma İslamiyet’in üçüncü ve dördüncü asrında oluşmuştur. Fıkıh mektepleri oluşmuş ve İmam Malik Medine’de, Ebu Hanife Kufe’de ekoller kurmuşlardır. Şafii bu ekolleri sentez ederek yeni ekol oluşturmuştur. Ebu Hanife’nin 400’e yakın öğrencisi olmuştur. Hanefi ekolünde dört görüş tartışılmıştır. Ebu Hanife, İmam Muhammed, Ebu Yusuf ve İmam Züfer. Bunlar ayrı görüşten diye birbirinden ayrılmamışlardır. Mutezile bu ekolu terk ettiği için üzülmüşlerdir. Farklı görüşün ekolde olmasını istemişlerdir.
    Bugün de dört mezhep mensubu aynı imamın arkasında namaz kılar ve farklı hareket ettikleri halde “Sen neden böyle yapıyorsun?” diye biri diğerine sormaz. Akevler ekolünde Şiiler, Sünniler, Türkiye’deki Aleviler de hoş karşılanmış ve beraberlik sağlanmıştır. Daha da ileri giderek biz tüm ilahi dinleri hak kabul ediyor ve onların cennete gideceklerini savunuyoruz.
    Bir devlet başkanına saldırılırsa, onu indirmek milli dava haline getirilirse o da kendisini savunmak için partisindekileri orada tutmak ister. Ekseriyet sisteminde demokrasi olmaz. Ekseriyet sisteminde parti değiştirilmez. Görüş ayrılığından çok istikrarsızlığın kaynağı olsun diye parti değiştiriliyor.
    Yeni parti kurulmalıdır ama mevcut düzende iktidar olmak için değil düzeni değiştirmek için kurulmalıdır. Erbakan’ın hatası bu olmuştur. Mevcut düzende İslamiyet’i yaşatacağını sanmıştı. Biz bundan dolayıdır ki kuruluşta siyaset yaptığımız halde iktidar olunduktan sonra 73’te siyaseti bıraktık.

  17. Cesur olsunlar, anlatacak bir şeyleri varsa aslan gibi çıksın ortalıklara.. Yeni parti kuruluyor, kimin kurduğu belli değil… Akıllarınca kendilerini siyaseten korumaya alıyorlar…anlaşılan sadece akp nin tökezlemesini bekliyorlar pusuya yatmışlar… Eee böyle siyaset yapacaklarsa hertürlü eleştiriye hazır olacaklar… Şu andaki tarzları ileride ne yapabilecekleri hakkında fikir veriyor zaten… Hayırdır Fehmi Bey siz baya bu durumlara işkilleniyorsunuz var mı bi durum…. Bence sizde saklamayın net olun…

  18. İhanet Hidayet Bidayet
    Bir dava için yola çıkanlar, yahut daha yalın olmak üzere bir yola çıkanlar bidayette amaçlarını sarih bir şekilde belirlemiş olanlar içinde bulundukları vasıta ile bu amaçlarına ulaşmanın mümkün olmadığı sarih bir şekilde ortaya çıkarsa tabi ki yeni vasıtalar aramakta mazurdur. Hicaz’a yola çıkan kervan Kayseri’de Çin’den gelen kumaşlar olduğunu, buradan alıp İstanbul’da satmanın iyi kar getireceğini duyup yönünü doğuya çevirdiyse helalleşip yoluna devam edenlere kimsenin bir diyeceği olamaz.
    Lakin kervandan beklentisini elde edemeyenler, kervanbaşılık umanlar bu amaçları gerçekleşmeyince kervandan ayrılıp şakilerle anlaşırsa başkalarının bilmediği ama onun iyi bildiği bir zamanda, bir yönden kervana baskın vermeye yeltenirse bu kişiye hain denir.
    Bir grup içinde olanlar hemde uzun zamandır birlikte olanlar ister istemez sırlarını zaaflarını paylaşıyor, bir gelecek planı içerisinde oluyor. Sadece beklenen koltuk verilmedi diye muarızların safına geçmek, zamanında kendisinin de içinde olduğu iş ve işlemleri hedef konusu yapmak hiçbir coğrafyada hoş karşılanmaz.
    Özelde Ak partiden ayrılanların söylemine dikkat edin, Türkiyenin sorunlarına taze çözüm ve cevaplar mı veriyorlar, eskiden sık sık yakındıkları karşı partilerin laiklik, özgürlük, kalkınma hakkındaki görüşlerini hale eleştiriyorlar mı? Yoksa varsa yoksa eski partilerini yakın tanımaktan doğan bir eleştiri dili mi tutturmuşlar. Bu ayrılanların sui generis bir kıymeti harbiyeleri yok yeni dostları nezdinde. Tek değerleri içini iyi bildikleri kalenin eksiğini gediğini göstermek.
    Kendisini bakan yapmış, Cumhurbaşkanı yapmış bir hareketin karşısında yeni bir oluşum kurmaya niyetlenenler neyi neye rağmen yapamadıklarını, neyi kimlerle nasıl yapacağını açıkça anlatabilirlerse kimsenin bir diyeceği olmaz.Ben daha gencim içimde yarın kalan şahsi hevesler var diyerek yola çıkanlar, tek sermayesi dostlarının mahremini satmak olanlar tabiki hain damgası yer.

  19. Yazı okurken bir an Osmanlı Dönemine gözümde canlandı. Osmanlı Devleti Hanedanla yönetilirdi. Yeri geldi kardeş kardeşi öldürdü, geri geldi baba oğlunu, oğul babasını öldürdü. Sırf bunlar hanedanlık istikrarlı devam etsin diye.. İktidar da bunu istiyor demek ki… Ama unuttukları bir şey var: Demokrasi…
    Demokrasi de yöneticiler değil de halk etkin rol oynar; Halk kimi seçerse ya da kimi tasvip ederse o kazanır. İktidar 17 senedir istikrarlı devam ediyor ama; Ülke tam anlamıyla ekonomik yokuşa sürülüyor. Asıl beka sorunu ekonomidir. Üretim yok, tüketim en üst seviyede.. Bakanlar çıkıyor: Tarım ve hayvancılıkta Türkiye 1. sıradadır diyorlar. Dünya Haritasına baktım da acaba başka bir Türkiye daha mı var? Hepimiz biliyoruz ki; tarım ve hayvancılık dibe vurmuş. teknolojinin gelişmesi ile halk artık bu tür seçim propagandaları yemiyor. İşte bu yüzden alternatif partiler kurulacaktır. Parti üyeleri AKP’den var saadetten de var MHP’den de kesimler var. Yani sadece Erdoğan’ın treninden inenlerden ibaret değildir.

  20. Fehmi Bey’in gözlerden ırak tuttuğu nokta şu: Yeni partiyi kuracaklar arasında adı geçenler Ak Parti’den ayrılmış değiller. Partinin içinde dururken partinin zayıflamasını,tökezlemesini bekliyorlar.
    Muhalefetle görüşmeler yapıp taktik veriyorlar.Haydi ihanet demeyelim buna.
    Pekiyi,bunun adı ne?

  21. Demek ki Yeni parti kesinleşti. Hadi vatana millete hayırlı olsun, Sayın Erdoğan’ın o şekilde konuşması normal günde 18 saatini partisine ve ülkesine harcadigi söyleniyor dolayısıyla yeni Parti’nin kurulmasını anlayamiyor yada kaldiramiyor. Yeni partide gün gelecek yıpranacak O zamana şahit olurlarsa şimdinin akpartili gençleri sevinirler. Hem Akp
    liler öfkeleneceklerine oturup yaptıkları hataları nasıl duzelteceklerini düşünsünler. Hata yaptık demekle olmuyor öyle işler şahsen bu zamana kadar AK partiyi hep savundum ama ekonomiyi yönetemeyenden yönetici olmaz. Seçim geldi diye tanzim satışı yap vergiyi ödeme, belediyenin araçlarını parasını kullan ucuza mal sat esnafı zarara uğrat( esnaf değilim)bizlere araba, uçak uretecegiz derken patates soğan satışında görüyoruz devleti. Hem gecim darlığı yaşadığımız için dertliyiz, hemde bunlar sayesinde gülüyoruz (özellikle sayın ekonomi bakanimizin aciklamalari evlere senlik). Ben anlayamadım bu siyaset tarzını anlayan varsa beri gelsin!

  22. Bu gün doğru dediğine yarın eğri diyorsan,Dün sövdüğünü bu gün övüyorsan,,kuralları çıkar icabı sürekli değiştiriyorsan,kutsal ve değerler senin için araçsa bunun adı iki yüzlülük çıkarcılıktır.İnsanın kendi yaptığı bir şeyle başkasını suçlaması ahlaki değildir.Yani ele verir talkını kendi yutar salkımı ve bizim maalesef sürekli gördüğümüz manzara bu

  23. Bir siyasi partiden ayrılmak elbette ihanet değildir.Fakat ayrılılan taraf bunu her zaman böyle tarif eder.Buda siyasetin doğasıdır.Özellikle dava partilerinde.Erbakanda Ak partiyi kuranlara hain diyordu.Eğer Davutoğlu ve/veya Babacan Akparti üyesiyken başka parti kurmaya çalışıyorlarsa bu ilkesizliktir.Doğrusu Şener’in yaptığıdır.Gitti Myk toplantısında eleştirdi helalleşti ve ayrıldı sonra partisini kurdu.Erdoğan ve arkadaşlarıda fp kapatılınca kendi partilerini kurdular.Hatta Arınç’ın anlattığına göre Rahmetli Erbakan Bülent beyin Genel Başkanlığını kabul etseydi ayrılmayacaklardı.İnsanların olaylara bulundukları noktadan bakması normaldir.Demirel için Özal haindi.Veya Başbuğ Türkeş için ANAP’a giden ülkücüler.

  24. siyaset din değil, dava değil, ibadet hiç değil olsa olsa amatör ruhla yapılan profesyonel maaşlı bir iştir demek geçiyor içimden yada en azından menfaat üzerine dönen siyaset canavarlıktır deyip susmak….

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız