Bir soru: “Neden yanlışlara ses çıkartılmıyor?” O soruya cevap arıyorum

39
Reklam

Fazla uzağımda olmayan AK Parti’ye sürekli oy vermiş kişilerin konuşmalarından kulağıma geliyor, görüntüler de zaten insana ister istemez aynı soruyu sorduruyor: AK Parti son zamanlarda kan kaybediyor, başta AK Parti genel başkanı da olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan olmak üzere neden kimse bu gidişi durdurmak için hiçbir şey yapmıyor?

Gidişi durdurmak için bir şeyler yapmak şöyle dursun, yetkili ve etkili isimler düşüş sürecini daha da hızlandırma sonucu doğuracak söylemler ve eylemlerle kamuoyu karşısına çıkıyorlar.

Örnek?

Başkaları da var ama ismini verdiğim için birkaç örneği Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan seçtim.

AK Parti tabanında en ağırlıklı kesim geçmişte ‘orta direk’ diye adlandırılan insanlar. Geçimlerini küçüklü-büyüklü ticari müesseselerden sağlıyorlar. Mahallede bakkal, zincir marketlerde çalışan olarak da görüyoruz bu insanları. Kebapçılık da yapıyorlar. 20 yıllık iktidarın büyük bölümünde düzenli bir gelirleri olduğu için şükreder, bunu sağladığını düşündükleri için AK Parti’ye oy verirlerdi.

Henüz kendilerine AK Parti’den ‘terörist’ sıfatı yapıştırılmadı, o şeref iktidarın küçük ortağına ait; ancak hayat pahalılığının faturası tek başına onlara çıkartıldı. Bakkal dükkanının, zincir marketin karşısına devlet eliyle rakip çıkartılıyor.

Kira yok, vergi derdini düşünmesi gerekmiyor devletin açacağı marketlerin; rekabetin böylesi pek çok kişiyi işsiz bırakabilecek.

Başarılı olması ticari ve ekonomik kurallara aykırı bu girişimin AK Parti’ye bir şey kazandırması mümkün değil.

Reklam

Türk siyasi tarihi öğrenci hareketleri konusunda hassas olunmasını getirecek olumsuz örneklerle doludur. Her olağanüstü gelişmenin hemen öncesinde sokakları hareketlendiren toplumsal olaylar yanında üniversitelerin karışması da vardır.

Gerçek buyken, Boğaziçi Üniversitesi’ne tepeden inme rektör atamaları yaparak, yurt eksikliği yüzünden ve artan kiralarla baş edemedikleri için barınma sorunu yaşayan üniversite öğrencilerini karşıya alarak yüksek öğretim kurumlarını hareketlendirmenin bir alemi var mı?

Huzursuzluklarını barışçı gösterilerle dışa vuran gençlere de iktidarın küçük ortağı ‘terörist’ damgası vurmaktan çekinmedi.

Merkez bankaları bütün dünyada ülkelerin ekonomi politikalarının en birinci uygulayıcısıdır. Aldığı kararlarla ekonominin dengede kalmasını merkez bankaları sağlar. Milli paranın yabancı paralara karşı değerinin korunması da merkez bankalarının görev alanına girer. Bu sebeple de merkez bankaları her ülkede yürütmeden bağımsız olarak çalışır.

Bizde de öyleydi, ancak son yıllarda bu değişti.

Şu anda Merkez Bankası’nın başında görevleri kısa sürmüş iki başkandan sonra o makama atanmış biri bulunuyor. Birkaç ayda üç başkan değişti.

Yukarıdan aldığı talimatı uygulamak zorunda olmadığı halde görevde kalmanın yolu ancak bu olduğu için son başkan da kendisini atayan makamın istediği gibi davranıyor.

Son beş-altı yıl içerisinde ne zaman Merkez Bankası’nın kısa süre önce ilan ettiği kararın bir benzeri alınmışsa, bunun hemen kendini belli eden etkisi TL’nin değer kaybetmesi olmuştur. Yine aynı durum yaşandı.

Reklam

Bir dolar bu karar üzerine tarihi rekorunu kırarak 9 TL’ye erişti.

Hukuk ve yargı alanında yaşananlar da önemli. Tayyip Erdoğan’ın kendisi zamanında yargı eliyle kurulmuş tuzaklara muhatap edilmişti. Kurucu kadrosu içerisinde ’28 Şubat süreci’ öncesi ve sonrasında hukuki görüntülü uygulamalar yüzünden mağdur edilmiş kişiler vardı. Bu sebeple de, AK Parti, iktidara gelir gelmez adaletin evrensel ölçülerde yerleşmesini sağlayacak tedbirler aldı.

En demokratik basın yasasını çıkardı söz gelimi.

Şimdi ise, AK Parti iktidarında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları mahkemelerce tanınmıyor. Yıllarını iddianamesi hazırlanmadan cezaevlerinde geçirenler var. Cezaevinde en çok gazeteci bulunan ülkeler sıralamasında önlerde yer alıyor Türkiye. KHK’larla insanlar işlerinden, gelirlerinden oldular.  

Fazla zorlanmadan hemen verebileceğim örnekler bunlar. Biraz zorlansam bunlara benzer sayısız başka örnekler bulabilirdim.

Marketlerin karşısına devlet marketleri çıkarmak, öğrenci hareketi tetikleyebileceği belli atamalar yapmak, TL’nin değerini yabancı paralar karşısında biraz daha düşürecek kararları zorlamak, yargıdan gelen aykırı seslere kulak tıkamak…

Hangi akla hizmetle yapılıyor bunlar?

Bu sorunun makul hiçbir açıklaması yok.  

En başta “Bu olup bitenlere AK Parti içerisinden birileri neden ses çıkarmıyor?” sorusunu sormuştum.

O sorunun cevabı yukarıdaki örneklerden anlaşılıyor.

Ses çıkarması bir tarafa gidişi durdurması için tavır koyması beklenen kişi/ler partisine zarar veren bu girişimlerin sorumlusu.  

Partinin içinde yanlışları görünce uyarıda bulunacak isimler vardı, onların hiçbiri bugün ortada yok. Trenden itildiler. 

Trenden itilmek istemeyenler de seslerini çıkarmıyorlar.

İktidarların fren mekanizması olmayınca olumsuz gidişler kaçınılmaz olur.

Geçmişte de iktidarlarını yanlış kararlarla zedeleyen yöneticiler olmuştu; ancak her iktidarın partide görev almamış, ancak lider düzeyindeki insanların güvendikleri için sözlerini dinlemeye kendilerini açık tuttukları birileri olurdu. Eski deneyimli siyasilerden, iş dünyasından, fikir adamlarından… Onlar fark ettikleri yanlışlıkları çekinmeden yöneticilere aktarırlardı.

Bu iktidarın o anlamda freni yok.

Danışmanları, danışma kurulları var, ara sıra bir araya da geliyor ve görüşüyorlar, ancak galiba kendilerinden beklenen görevi ifa etmiyorlar.

“Eğriye eğri” diyebilecek kalemlerin yerlerini görev tanımlarını ‘iktidarın her dediğini hemen desteklemek’ olarak belirlemiş köşe yazarları ve yorumcular aldı. “Bu yapılan yanlış” uyarısını onlardan beklemek fuzuli.

Daha ilk yanlışlar başladığında, burada, “Bundan böyle iktidar hep yanlış yapmaya mahkum” anlamına gelen değerlendirmelerim olmuştu. Olayların öyle gelişmesi benim için sürpriz değil; ancak fazla uzağımda olmayan pek çok kişi olumsuz ve yanlış gelişmeleri görünce şaşkınları oynuyor…

İlk seçime kadar bu böyle gidecek.

ΩΩΩΩ

Reklam

39 YORUMLAR


  1. Vahiy gelip bir anda
    “OKU” denmiş Kuran’da

    Roman, hikaye değil!
    Aklın önünde eğil!…

    “Akıl” ilahi araç,
    Kullanmayanlardan kaç!


    • Yaramaz, pislik saçar,
      Nerden baksan hep zarar!..

      Aklı kullanacaksın,
      Nankör olmayacaksın!

      Akıl güzel nimetken,
      Sen değilsen üretken,

  2. ….
    İnsan gibi bir yaşam
    Herkesin hakkı paşam

    Dışardan az tüketmek
    İçerde bol üretmek

    İsraf işi ilinti,
    Günah hem bu, tiksinti!
    ….

  3. Yakın demokrasi tarihimiz maalesef trajedilerle dolu. Şu anda yine bir belirsizlik içindeyiz. Acaba buradan çıkış olacak mı merak ediyoruz. Elbette enseyi karartmayalım diyoruz. Bu uzun erimli bir süreç. Hep böyle oldu. Sonuna kadar da mücadele etmek zorundayız. Umudumuzu koruyarak. Ancak geçmişin hatalarını görmek ve önümüzdeki tehlikeleri de bu bilinçle bertaraf etmek kaydıyla.

    Hala yakın geçmişin olaylarını doğru değerlendiremiyoruz. Son derece ideolojik gözlüklerle bakıyoruz olaylara. Bu da bizi kör ve duyarsız yapıyor. Sonuçta da aynı tuzaklara tekrar tekrar düşüyoruz. Yıldıray Oğur’un Yetmez Ama Evet olayını uzunca özetlediği bugünkü yazısı üzerine yazıyorum bunları.

    Son 10 yılda demokraside çok fazla geri adım attık. Bunlar bir günde olmadı. Yavaş yavaş bu çukura yuvarlandık. Her aktörün rolü ve payı büyük. Hep beraber geldik buraya. Eğer herkes sorumluluğunu kabul etmezse buradan çıkış da olmaz. Çünkü çıkışın tek yolu beraber hareket etmek.

    Yazıyı okuyunca aslında bu çukura düşmemizde en fazla rolü olan aktörü daha iyi görebiliyorsunuz. FETÖ elbette. Tek değil ama. CHP de önemli bir rol oynuyor. YARSAV da, laik cemaat de. Güzel tarihçe olmuş. Bazı detaylar daha açığa çıkmış.

    Akp liderliğinin nasıl otokrasiye evrildiğini de daha iyi görebiliyorsunuz. Aslında bu yola zorlanıyor iktidar. Çare kalmıyor. Saldırılar hiç durmuyor. Vesayetçi devleti yeniyorsunuz, arkasından başka vesayetçiler çıkıyor.

    Siyasetin doğası bu. Hep mücadele olacak elbette. Ancak bel altı vuruşlar, kuralsız ve hukuksuz siyaset sonunda yıkımı getiriyor. Herkes için. Akp demokrasi konusunda samimi olsaydı, parti liderliğini denetim altında tutabilseydi bu badirelerden daha güçlü çıkabilirdik. Öyle yapılmadı. Hep yan yollara ve illegal işlere kalkışıldı. Sonuç ise hüsran.

    Şu anda herkes kaybetmiş durumda. Kazanan var mı derseniz, aslında yine derin devlet kazandı. Eski düzene geldik. Yine hukuk yok adalet yok, yine yolsuzluklar dolup taşıyor, üstelik eskisine göre okyanus ötesi boyutlarda. Devlet tek söz sahibi, herşeye müdahil. Ülkenin sosyal ve siyasi yapısının toptan alt üst olması ve dev ekonomik problemler de cabası.

    Buradan tek çıkış yolu demokrasiye sarılmak. Maalesef bu aktörler heveslerinden vazgeçmiş değiller. Çözümü hala kendi nihai iktidarlarında ve vesayetçilikte görüyorlar. CHP bir tane değil. Kılıçdaroğlu uzlaşmacı ve demokrat bir lider. Ancak partisine oy verenlerin hepsi öyle değil. Kılıçla gösteri yapan MHP’nin anlayışı belli. Akp toptan ilk kodlarını kaybetti gitti, en devletçi ve vesayetçi onlar oldular.

    Bu çorbadan anlamlı bir düzene çıkar mıyız? Denemekten başka çare yok.

  4. Sayın H.K. soruyor:
    “Genel bir soru!: Bugünün Türkiyesinde ülkenin kaderini belirleme potansiyeline sahip şahsiyetleri(n/m)iz arasında hal ve hareketleri/ameliyle İslamın ruhunu taşıyan kaç tane(n/m)iz var?”
    Valla iranda olsakdık bu sorunuza kolaylıkla bir cevap verebilirdik;
    bütün ayetullah heyetini ve anayasayı koruma komisyonu azalarının size örnek gösterebilirdik!
    Ama bizde durum artık biraz farklıca;
    eskiden olsaydı size bütün kuwet komutanlarımızın adını bir çırpıda sayabilirdik ama artık hiçbirinin adını inanın hatırlayamıyoruz:)
    Asker tabakasından değil de molla takımından birini filan soruyorsanız o başka;
    sizin saydığınız “potansiyele sahip şahsiyetlerden bir tanesi” vardı sanki
    ama o da okyanusötesinde biyerlerde inzivaya mı çekilmiş neymiş…

    • Sn H. Gayret; “Orda burada olsaydık, eskiden olsaydı..” çaresizliği mevcut duruma yardımcı olamıyor. O değindiğin “Potansiyele sahip şahsiyetler” okyanusötesindeki tayfa iki paralık nefsleriyle iyot gibi açığa çıkmadı mı? Sanki mevcut bir numara aldığı onca oya rağmen “potansiyel” olarak geldi de n’oldu. O da pusulayı şaşırıp ezbere imanıyla iyot gibi açığa çıkmadı mı? Ortaokul/Lise ne varsa, “imam Hatip” okullarına çevirmekle “İş Başardım” zannıyla oluyor hep bunlar.

      Şekil-şemalci, kafa boşsa insanın,
      Amel yoksa, nerde kaldı imanın!?

      Yanlış işler yanlış ameller olunca da, oylarınız yüreğinizin yağları gibi erir her geçen gün!…

      Birliğe, bütünlüğe değer veren insanım,
      Bütüne hitab edemeyen “cüzi” kalır aslanım!

      Oy vermedim değil, verdim bir kaç kere! Ama, bir daha yok! Çıktım seyr-ü sefere. Oy verecek parti var mı ülkede!?…
      Elbet buluruz, hele bir seçimler gelsin…

  5. Bir soru: “Neden yanlışlara ses çıkartılmıyor?” O soruya cevap arıyorum diyen Zaman gazetesi eski yazarı Ahmet Dönmez devam ediyor yazılarına.
    Fethullah Gülen, darbeden 3 gün önce kendisini ziyaret eden Adil Öksüz ve Kemal Batmaz’a ne söyledi?
    34. bölüm, sesli yazı
    https://youtu.be/DCm-t-ssY2I

    • Nerede yanlışlara ses çıkarılıyor ki. Burası tek adamlar ülkesi. Akp’de tek adama ses çıkaracak birisi var mı yada MHP’de. Anında indirirler. Söze başlayan başkanım yağlaması yapıyor önce uzun uzun.

  6. Allah onların işlerini sarpa sarar yokuşa sürer buyurur yüce kitap sebebi açık sizden öncekilerin hikayelerini Allah size misal olsun ibret olsun diye anlatır kavimlerin ve milletlerin helakinin birçok sebebi vardır Adaletten ayrılmak yolsuzluk rüşvet adam kayırma torpil uyuşturucu devlet malının gasbedilmesi haksızlık zulmün artması iyiliklerin söylenmemesi kötülüklerin çoğalması yanlışlardan uzaklaşmak için uyaranlari olmaması din alimlerinin sultanlara yanaşmadı ve Ahlaksızlık vs. Bütün bunlar yaşanıyorsa oturun Allah’ın hükmünü bekleyin buyuruyor yüce Rabbimiz .,.

  7. Yalan üzerine bina edilen siyaset tabiatıyla millet de itibar etmiyor. İnandırıcılığını yitirmiş bir siyasi organizasyon var milletin huzurunda.
    Doğu Akdeniz davasında Yunanistan ağzıyla,
    Libya konusunda Fransa ağzıyla,
    Karabağ konusunda Ermenistan ağzıyla,
    S 400 konusunda Amerika ağzıyla,
    Suriye konusunda Esed ağzıyla konuşan ve kendi ülkesini suçlayan bir siyasi parti konumundalar.

    Devasa hastanelere demediğini bırakma, faydasını pandemi patlayınca anla.

    Teröre şehitler verilirken hükûmeti suçla, hükûmet terörü bitirirken teröristleri kurtarmaya çabala!

    Devlete sızan hainlerden şikâyet ediyormuş gibi yap, devlet hainleri temizlerken “Merak etmeyin, biz gelince siz de yerlerinize geri döneceksiniz” umudu ver!

    60 sene parlamenter sistemden çekmediğin kalmasın, bundan kurtulur kurtulmaz “Parlamentere dönelim” de!

    75’lik parti lideri, 67 yaşındaki Cumhurbaşkanını yaşı ve sağlığıyla vurmaya kalksın!

    Katarlı öğrenciler sınavsız üniversiteye girecek de ortalığı karıştır.

    Biden Erdoğan gizli anlaşma yaptı bir milyon Afgan göçmeni gelecek de sonra mala yat.
    Türkiye Afganların mülteci kampı oluyor de. Sonra kaybol.
     
    Herşey çok güzel olacak partisinin üyeleri gördü 3 senedir İstanbulun halini. Adam ortalıkta gözükmüyor. Yine gezilerde Yunanistan gezisinden sonra Hayay künefesini tatmış. Şimdilerde de  Karadeniz turunda. Bekle ki İstanbul Fatih görsün.

  8. MECBUR VE MAHKÛMLAR
    Yanlış(!) yapmaya değil.
    “En” yanlışı yapmaya.
    Sayın KORU!
    Daha önce de dile getirdim.
    Tespitiniz doğru.
    Ancak eksik.
    Tespitinizin başına, sadece “en” ilavesi yaptım.

  9. “H. Gayret
    9 Ekim 2021 At 15:26
    Yahya bey “Dünya’da geri kalmış sayılan ülkelerin çok büyük çoğunluğunu oluşturan devletlerin dini ne, liderleri ne…” diye sormuşsunuz da;
    bunu bir de kuzeykorenin başındaki tombul civeleğin yanındayken söylesenize, bakalım ne diyor???
    Bir de “çok büyük çoğunluğunu” derken iyi düşündünüz mü?
    Meksika, arjantin, brezilya, wietnam, hindistan ya da çin ya da bütün afrika… vs. nüfuslarının toplamından haberiniz var mı sizin?
    Karma nüfuslu olan ama gelişmiş ya da geri kalmış ülkeleri hangi tarafa yazsak acaba???

  10. Sahabelerden Hubap Bin Münzir, mümtaz bir şahsiyet ve yaman bir savaşçıdır .
    Peygamber Efendimizin bütün savaşlarına katılmıştır .
    Savaş stratejisi ve taktiği konusunda çok isabetli ve ileri görüşlü bir uzmandı.
    Bedir savaşındaki tertiplenmeyi ve taktiği doğru bulmaz , bunu Peygamberimize sorar,
    – Ya Resülallah , bu Allahü Tealanın emri midir yoksa sizin tercihiniz mi?
    Peygamberimiz kendi tercihi olduğunu söyleyince şu teklifte bulunur,
    – Biz düşmana en yakın olan kuyuyu tutalım, diğer kuyuları da kapatalım ki düşman susuz kalsın ,su içme imkanı bulamasın !
    Peygamberimiz bu teklifi çok yerinde bulur ve buna göre tertiplenmeyi değiştirir .
    Buna benzer bir durum Hayber’in fethinde de yaşanmıştır .
    Münzir ; yine Peygamberimize ,tertiplenmenin ,Allahın emri olup olmadığını sormuş , ‘değil’ cevabını alınca da orada mevcut olan bataklıktan ve düşmanın ok menzilinden uzakta bir yerde tertiplenmeyi önermiştir. Peygamberimiz bu teklifi de çok doğru ve isabetli bularak tertiplenmesini düzeltmiştir .
    Peygamberimizin bir hadisine ve bizim de dini inancımıza göre yanlışı/kötülüğü ya elle veya
    bu mümkün değilse dille düzeltmek , bu da olmuyorsa buğz edip oradan ayrılmak gerekir.
    Bütün bunları yapmamak , o yanlışa/kötülüğe ortak olmak demektir !
    Selamlar, iyi günler

    • Sayın namlu ortada iyi/güzel ve doğru bir şey/iş varsa o zaman ne yapmak gerekiyor acaba?
      Ona köstek olup bela mı okumalıyız, yoksa takdir edip destek mi olmalıyız?
      Efendim?
      Neye mi?
      Mesela mega projelerin açılışlarında din adamlarımız hayırdua için ellerini göğe kaldırıp bu eserleri yapan yaptıranlar için allah razı olsun dese; ona sövelim mi yoksa amin mi diyelim???

  11. Erdoğan’ın çevresini 3-5 maaşlı danışmanlar sardigindan çöküşü göremiyor.Dost acı söyler gel gör ki bugün etrafinda o aciyi söyleyecek dost kalmadi.Kalanlar tamam efendim,siz daha iyisini bilirsiniz efendim ler kalınca çöküş kaçınılmaz olacaktır.

  12. Ç Ö K Ü Ş
    Çöküş süreçlerinin üç temel özelliği, karakteristiği vardır:
    1- Liderin yakın çevresi, lidere, liderin duymak istediklerini söylerler. Liderin duymak istediği ise ” en doğrusunu yaptığı” dır.
    Liderin yakın çevresi “en yanlış yaptını düşünse bile” liderine ” en doğru” olduğunu söyler. Hatta bu kararları alabilmek için “asrın lideri, ümmetin lideri olmak gerektiğini” söylerler.
    Bu sonuca lider neden olmuştur. Doğru söyleyenleri kendisi yanından uzaklaştırmış, hatta cezalandırmıştır.
    Ülkemizde değil iktidar, iktidarın ortakları dediklerimizde de aynı tablo yok mu?
    Biraz daha ileri giderek ” hatta muhalefette” bile diyebiliriz.
    Yanlış zaten söylenemez de, “ben liderime yanlışını söyleyebilirim” diyebilecek bir kişi bile çıkamaz. İktidar ve ortaklarında bir kişi çıkamaz.
    Dediğim gibi yanlışı söylemek bir tarafa yanlışı tastik etmeseler bari.
    Ancak çok geç.
    Zira doğru söyleyenler için infaz timleri çoktan kurulmuş. Aforoz mekanizması acımasızca işliyor.
    2- Yanlışları düzeltmek için daha büyük yanlış yapmak. Yada bir yanlışı daha büyük bir yanlış ile düzeltmeye çalışmak.
    3- Milletin çıkarı yerine, iktidar bileşeni çetelerin çıkarlarını tercih etmek. Bu iki çıkar mutlaka çelişir. Ve karar ve tercih aşamasında mutlaka ve mütemadiyen çetelerin lehine, haliyle milletin aleyhine kararlar alınır.
    Bu üç yanlış, çöküş süreçlerini daha da hızlandırır.
    Sizce şu an ülkemizde bu “üç yanlıştan” yapılmayanı var mı?
    Sayın Koru’nun sorusunun cevabı tabii ki birinci yanlış.
    Sayın Koru’nun cevabı bilmediğine ihtimal veren var mı?

  13. Biliyorum bu pazar günü,
    “memleketin bunca sorunu varken” lobisinden
    yine epey dayak yiyeceğim…Ne yapayım, dayanamıyorum… Bir de böyle dayaklara şerbetliyim.”
    diyerek yazısına başlayan Ertuğrul Özkök ten öğreniyoruz boyle bir lobinin varlığını.

    Fehmi beyin son seneki yazılarına bakınca sanki bu lobinin asli üyesi gibi.Son beş yazısına bakınca CeHaPe den bile daha gayretli diyor insan. Önceleri Pazar günleri Erdoğan veya Akparti eleştirilerine araverir Netfilx, Amerikan filmleri veya Amerikan siyasetine dair yazılar yazar okuyucusunu dinlendirirdi, stratejik davranırdı. Sonra hafta içi devam ederdi. Şimdi o da kalmadı.

      Herhalde inandırıcılığını yitirmiş bir siyasi vaka olan Kılıçtaroğlu ve avanesinin yalan üzerine bina edilen siyasetinden çok etkilenmişe benziyor. Görüyormudur bilmem ama o kadar yalan, iftira, herşey yıkık ve virane, herşey çok kötü edebiyatına rağmen ana muhalefet partisi ne uzuyor ne kısalıyor. Aynı noktada patinaj yapıp duruyor.
    Yalan üzerine bina edilen siyasete tabiatıyla millet de itibar etmiyor.
    Kimse sorun yok demiyor ama memleketin herşeyi sorunlu lobisinin algı çalışmalarına da itibar etmiyor.

    Kılıçtaroğlunun Son açıklaması ise tam bir dış operasyonlara davetiye çıkaracak cinsten. Demişki hazretleri:
    *Karşı taraf gerilimi tırmandıracaktır. Siyasi cinayetten endişe ediyorum. Ben şundan eminim, eğer iş belli grupların ellerine silah alıp, belli kişileri öldürme yoluna gitmezlerse, bir gerilim olmaz..*

    Karşı taraf dediği kim. Akparti, Mhp, Büyük birlik partisi. Vay vay vay.

    Kendi tarafı kim.
    Terör sorununu kürt sorunu haline getirip, muhatap aldığı Hdp. Üstelik Pkk kurucularından Duran Kalkan geçen hafta AK Parti-MHP faşizmine karşı mücadeleyi sokaklara taşıyalım çağrısından hemen sonraya gelen açıklamasından sonra yapmıştı bu açıklamasını
    Kendi tarafı kim.
    Bütün Khk lıları işine döndüreceğiz dediği Fetö cemaati.
    Kendi tarafı kim.
    Erdoğanın gitmesini isteyen ABD, Fransız, Yunanistan, Ermenistan başta olmak üzere tüm Türkiye karşıtları. Onlar da Türkiyenin parlementer sisteme geçmesini istiyorlar. Koalisyon olan bir iktidarı daha rahat etkileyeceklerine inanıyorlar.
    Kendi tarafı kim.
    Gezi olaylarında kim varsa. Seçimle ya da başka şekilde’ diyorlardı ya işte bu başka şekilleri, TÜGVA’da olduğu gibi Boğaziçi rektörünün arabasının üzerinde tepinmekte olduğu gibi iktidarın meşruiyetini sorgulayan provokasyonlarda görüyoruz.
    Kendi tarafı kim.
    Fonlanan medya grupları. Sosyal medya teröristleri, trolleri. Sadece çok gürültü çıkaran kendi yandaş medyası.
    Kendi trafı kim
    CeHaPe nin iktidara geldiğinde kendilerinin iktidara geldiğini zanneden küskün muhalif muhazafakar kitle.
    Kendi tarafı kim.
    Hala askeri vesayeti özleyen vesayetçi, intikamcı, geldiğimizde göreceksiniz, bir daha gelmesinler diye köklerini kazıyacağız, korkutacağız, yıldıracağız, susturacağız” diyen modası geçmiş sosyalistler.

    Bunlar geçmişte siyasetin içine etmiş, siyasi provakasyonlara alet olmamış, sanki ülkede terör estirmemişler, ülkenin karışıklığa sebep olmamışlar, siyasi mühendslik yapıp cinayetler işlememişler, darbeler yapmamışlar. Sanki Bunlar saf Anadolu çoçukları.

  14. Sayın Koru ,
    Şöyle cevap verilebilir , Türkler asker bir toplum olmaları sebebiyle örgütsel davranışlar da yine otoritenin tayin ettiği şekilde olmaz ise önü kesilir.
    1980 öncesi üniversitelerdeki öğrenci hareketlerinin derin devletce tayin edilmiş kişiler tarafından harekete geçirildiğini biliyoruz. Bugün 212 üniversiteden sadece birinde atanmış rektöre karşı çıkan sayıca az bir zümre var.
    Market işi siyasi bir şov , patates tezgahları da açılmıştı hatırlayın , şimdi esamesi okunmuyor,
    Yargı konusu toplumun genelini değil sadece mağduru ilgilendiren bir konu. Kimsenin umurunda değil hatta mağdurun bile. Mağdur yok denmişti , abim sekiz ay yattı , sekiz ay ev hapsi , sekiz ay da karakola imza verdi. Sonra yargıtay beraatını onadı . Tazmin eden yok. Gitti il delegesi olarak oy kullandı. Stockholm sendromu mu diyorlar buna ?
    Geçen gün bir ilçe belediye başkanı ile ayak üstü caddede sohbet ederken , biri yanaştı ve iş taleb etti. Son belediye seçimlerinde iktidarın ortağı kaybedince çıkartılan 3000 e yakın işçilerden olduğunu söyledi. Başkan da neden örgütlenip hakkınızı aramıyorsunuz ? Toplanın gidin büyük şehir belediyesi önüne , hergün orada olun, polis te bir şey demez zira muhalefet belediyesi demesine rağmen işsiz vatandaştan hiç ses çıkmadı. Peki bu kişiler gerçekte iş yapan insanlarmıydı yoksa ifade ettiği gibi sigorta prim eksiğini tamamlamak isteyen bir taraftan maaş alıp hiç işe gelmeyenlerdenmiydi?
    Ferdi yanlışlar topluma şamil olmaz . Toplum
    vicdanı gereken değerlendirmeyi yapar.
    Fiyatların artmasından daha kötü olan şey rafların boş olmasıdır. Ücretlerde bir şekil de artacaktır.
    Merkez bankalarının fiyat istikrarı sağlama görevi , cari açık problemi olmayan ülkeler için geçerlidir. Döviz bulamazsanız raflarınız boş kalır. O zaman da kimseye bir şey anlatamazsınız.
    Adana dan yola çıkan sürücü Istanbul a iki depo yakarak ulaşıyormuş , yeni açılan Nigde Ankara otoyolunda bas basabildiğin kadar.
    Cuma ögleden sonra izin isteyen çalışanım gerekçesini 800 km uzaktaki öğretmen bacısını ziyaret olarak açıkladı. O kadar para harcanır mı dedim . O karşılıyor dedi .
    Neymiş , sizin yanlış gördüklerinizi toplum yanlış görmüyormuş ,!

    Not : Nadir kardeş iktidarı kötülemek yerine beğenmediğiniz icraatlarına yönelik müşahhas örnekler verirseniz daha anlaşılabilir olur . O çok beğendiğiniz Akşener hanım bu memlekette içişleri bakanlığı yaptı, en derin mevzulara vakıf oldu da ne tepki gösterdi ?

  15. Bu gösteriler mi barışçıl ( Boğaziçi Üniversitesi. ) ? Bende sizi tarafsız bir gazeteci sanıyordum da,yazılarınızı okuyordum.Söyle de; kaldırılan üniversite harçları içinde binaların üstüne çıksınlar,tepinsinler,harçlar niye kaldırıldı diye. Hani herşeye bir bahane uyduruyorlar ya ,yalan yanlış ülkeyi karıştırmak için.

  16. Dünden kalma kalp KAPAKÇIĞI!
    “H. Gayret
    9 Ekim 2021 At 15:11
    “YİNE HÜSRAN ,HER DAİM FERYAT FİGAN KALBİM !”
    Ali bey bu kafayla giderseniz maazallah kalpten de olursunuz:)
    “Ali Namlı
    8 Ekim 2021 At 21:42
    Fatih kardeşim , her şeyden önce ilginize teşekkür ederim .
    Benim gönlümde inanın hiç bir parti yok , ben biraz da adaylara bakarak oy vermeyi tercih ediyorum.
    (HADİ PARTİLERİN BİRBİRLERİNDEN FARKINI YA DA NE MAL OLDUKLARINI AYIRT EDEMİYORSUNUZ,
    PEKİ ADAYLARIN NEYİNE BAKIYORSUNUZ;
    KİLO YAŞ BOY?)
    Muhalefet hakkındaki görüşlerinize ben de katılıyorum , doğrudur , umut vermiyor .
    Ama 2002 seçimlerinde , AKP nin ; çok yeni, kadrosu ve teşkilatının tam olarak oluşmamış olmasına rağmen seçimi kazandığını da hatırlatmak isterim.
    (DEMEK Kİ “2002 seçimlerinde , AKP nin ; çok yeni, kadrosu umut veriyor”MUŞŞŞ!)
    Son olarak ben AKP nin ilk on senlik icraatının bazı hatalara ve acemiliklere rağmen genel olarak başarılı olduğunu ama son on senesinin ise maalesef
    kötü olduğunu belirtmek isterim .
    (NİYE Kİ? 10 YIL UZ GİTMİŞ DE SONRA DÜZ MÜ GİTMİŞ? 10’UNCU YILINDA KAFASINA BİRDEN GÖKTAŞI MI DÜŞMÜŞ?)
    Sizin de gördüğünüz gibi durdukça ülkeye zarar veriyor , kim gelecek , ne yapacak korkusuyla bu kötü gidişe razı olamayız herhalde , öyle değil mi !
    (NE GİBİ ZARARLAR VERİYOR BİRAZ AÇAR MISINIZ?
    UĞRUNA HER ŞEYE KATLANMAMIZI GEREKTİREN “bu kötü gidişe” BİRKAÇ ÖRNEK VERİR MİSİNİZ?
    NOT: MÜMKÜNSE ÇEMKİRMEDEN VE O KONULARDA AKPARTİ ÖNCESİNDEKİ RAKAMLARI DA PAYLAŞARAK!)
    Selamlar , iyi geceler efendim”

  17. “İlk seçime kadar bu böyle gidecek.” İlk seçimden sonra da önce tabela partisi sonra da araştırma ve değerlendirilmeleriyle sosyoloji ve tarih ilminin konusu hâline gelecek…Oysa hukuk usûlü dairesinde işlemiş olsaydı kendi içindeki birkaç ayıklama sonrasında hayatiyetini çok daha uzun süre devam ettirebilirdi.

    Hukuk sistemi tıpkı tereyağı gibi bir defa bozulmaya yüz tuttuysa içine girdiği her yemeği de bozar. Şu anki hukuk işleyişi de ilk seçime kadar böyle devam edecek. Sonra o da araştırma ve değerlendirilmeleriyle sosyoloji ve tarih ilminin konusu hâline gelecek. Sonra da kendine gelmiş ve düzgün işleyen yeni bir yargı işleyişine yerini bırakacak.

    Hakkında yolsuzluk ve rüşvet soruşturması başlatılan Avusturya Başbakanı istifa etmiş. Peşinden partisi de istifa etmez herhalde. Öyle ya,parti kurumsal bir yapı,bünyesindeki üyelerin kabahati ona niye yüklensin ki. Ve hatta güven ilişkisini zedeleyen davranışı münasebetiyle partiye zarar verme durumu olan birisiyle ilişkisini kesmenin kazancıyla daha da güçlenerek yoluna devam eder.

  18. Yanlış yola girer veya bir yalan söylersen bunu farkedince ya özür dilersin ya da bunların yanlış ve yalan olmadığına inandırmak için daha fazla yalan ve yanlışa başvurursun. Hele de arkanda her dediğini sorgusuz inanan çıkarcı kitle var ise. Bir süre böyle gider sonra kocaman bir çöküş. Bu kadar ah alıp hala da devam ediyor olmak… Nasıl açıklarsın? Son üç yılda 10.000 zengin 23.000 bilim insanı yurt dışına gitmiş. Pandora papers’a bakarsan devlete borcunu ödemeyenin yurt dışında milyar dolarları var. S. Peker’in açıklamalarını yalanlayan kimse yok. Ucuz diye poz verilen markette orta gelirlinin birşey alması neredeyse mümkün değilken dalga geçer gibi fiyatları çok uygun demek. Yaz yaz bitmez.. Zaten yazarsak soluğu nerde alacağımızı biliyoruz. Yakında bunların yanlışlarını yazanlara Yorumcu Terör Örgütü derlerse şaşırmam… Yaz yaz bitmez… Ama bunlar bitti gibi, çevremde pek kalmadı da…

  19. Tercih edilen yol bir yere götürür diye umulur hep! Cennet umulur cehennem unutulur. Ama, birde var ki yol:çıkmaz yol!
    Arafta kalırsın belkide uzun bir süre. Sığarmı okadar uzun süre bir ömre?
    Koskoca emperyaller bile pes ettiler, taktik değiştirdiler. Artık uğraşmıyor lar bile. Çek zinciri, geçemesinler haliç’e⛴️🚢🛳️
    Demem o ki, kalmadı gemileri karadan yürütmekten başka çare.
    Yani yeni bir kafa yeni bir beyin yeni parlak zihin
    -uzak doğuyu buraya mı getirirler, yoksa afganlar Suriyeliler gibi denizemi girerler..
    -sakla samanı gelir zamanı mı tercih ederler, yoksa günü birlik mi düşünürler..
    -yok ben karasabana koşarım öküzleri hadi silbaştan mı..
    -Atatürk’e gitmeye gerek yok, şurada şişmaan göbek taktiği vardı:dikerim ortadirek..
    *Yada, piramide devam, herkese selam..
    Derlerse sorun yok; Aleykümselam.

    • Şu anda doğru olanı yapmaya mı çalışıyorlar, yanlışı düzeltmeye mi?
      Önce durum tespiti yapmak gerekmez mi?
      Dr bile önce tespit sonra koyar teşhis ve tedavi..
      Doğru yapılıyor olsaydı, neler olurdu acaba:
      -Tarım, gıda, sanayi, hizmet, teknoloji…
      Söyletmen beni.
      -evlenme cüzdanı dahi alınmamışken, doğacak çocuğa don biçmek mi,
      Evde ekmek yokken pasta yesinler demek mi,
      Hangisi doğru ki?
      Gerçekten daha gidecek çook uzun yol var gibi..

  20. ….
    Dünyayı cennet eyle,
    Hak edeceksin böyle…

    Öyle ise, çalışmak!
    Aklen terle, sonun ak..

    Dünya bize emanet,
    Önce Dünya’da cennet!
    ….


    • Boşa geçmesin günün,
      Olmamalı virgülün!…

      “İki günü bir olan,
      Yerinde sayan insan”!

      Salık vermiş Peygamber,
      Çalışan vatanperver!
      ….

  21. …..
    Reva mı bu tecelli?
    Bir ibretse, teselli!

    Soralım ne gerekir,
    İlaç gibi, bire bir?

    Hem MiLLi hem DiNi hap,
    Zor değil, işte cevap!:


    • “Akıl*İman Sentezi!”
      Adam edecek s/bizi!

      Dünya’dır amelimiz,
      Cennet’tir emelimiz…

      Amelin en iyisi,
      «Akıl*İman», abisi!
      ….

  22. 1- İmam yellenirse cemaatin ne yapacağı belli olmaz
    2- Tahtadan maşa, aptaldan paşa olmaz
    3- Kaptanı usta olmayan gemiye her rüzgar kötüdür
    4- Bir şeye sahip olmak değil, layık olmak önemlidir
    5- Hazıra dağ dayanmaz
    6- Rüzgar eken fırtına biçer

    • ….
      Sen var ya sen! Kabe’de namaz kıldım diyordun!
      Sonra da dindarlar üzerinden sen de……

      Yirmi yıl önce gemi su alıyorken, kaptan kimdi?
      Hazin manzaralar yok muydu ula, söyletme şimdi!
      ….

  23. Konular hep alakalı. Kötü durumlardan çıkışlar arayan, kötü gidişatı sorgulayan konular. Dünkü kaçırdığım konuya devam bugünküne de uyar. Dün 300 yıllık hatalara ve bugün de hatalara ses çıkarılmamasına değiniliyor.

    Tevhide dayalı İslamı Allah’ın dini olarak kabul ettiğimize göre, ve Allah’a Kainatı yaratan/var eden/idame ettiren ezeli/ebedi kudret kaynağı olarak inandığımıza göre, İslamın ruhu zamanımızda da işlerliği/geçerliliği olan bir kaynak olmalı. Bu temelde:

    1) İslamın ruhu, damarları(n/m)ızdaki “asil kan” ile dost/kardeş olamamışsa, bir 300 sene daha geçse de değişen fazla bir şey olmaz (hangi partiye oy verilmiş olunursa olunsun). Son 20 sene bu işe AKP damgasını vurdu. Simetrik bir bakış açısıyla, 2) damarları(n/m)ızdaki asil kan, İslamın ruhu ile donanıp bir sinerji oluşturamadığı sürece bir 300 sene daha geçse, yine değişen fazla bir şey olmaz (hangi parti iş başına gelirse gelsin). Genel bir soru!: Bugünün Türkiyesinde ülkenin kaderini belirleme potansiyeline sahip şahsiyetleri(n/m)iz arasında hal ve hareketleri/ameliyle İslamın ruhunu taşıyan kaç tane(n/m)iz var? Böyle insanlar hiç yok değil şüphesiz. Olanlar kritik bir çokluğa ulaşamadığı için şu müslüman milletin hayrına önemli değişiklikler başarılamamakta. Bunlar çırpınıp bu millet/ülke için bir şeyler yapmağa çalışsalar da sonuçta etkili değil; karar mekanizması bunların elinde değil. Geriye kalan, perde önünde ve arkasındaki lidervari ekip ve etkilemeğe çalıştığı büyük kalabalığın İslamın ruhuyla alakası olmuş olsaydı zaten bu durumda olmazdık.

    Yani, ülkemizdeki (ve muhtemelen birçok “İslam” ülkesindeki) yanlış/eksik DiNi ve MiLLİ Eğitim yollarıyla bu alaka kurulamadığı için İslam şekil-şemal-sakal’a inananların tekelinde/esaretinde günümüze taşındı (hatta çokçası “öcü”leri oynayarak). Yani, ülkemizdeki büyük ekseriyet, yukarda değinilen 1) numaralı zafiyetten mustariptir ve o nedenle de mağdurdur (hatta acınacak haldedir). Halbuki, girişte değinilen bu ruh büyük ekseriyetçe değer olarak paylaşılabildiği sürece bu ülkede birlik/beraberlik/işbirliği/gelişim olabilir(di). Bu başıbozukluğaun Allah indinde vebali şüphesiz çok büyük! Son 100 seneye umutla girildi. “Mustafa Kemal Atatürk Paşa”mızın elinde eşsiz imkanlar ve fırsatlar ziyadesiyle vardı. O da ayrı bir telden, şekil-şemalci olarak bunu kullan(a)madı. Halbuki o kritik dönemde yapılması gereken çok daha temel ve önemli işler vardı. Tarihi süreç incelenirse 2 numaralı zafiyete haiz olduğu görülür.

    *******
    Dolandık ora bura
    Yorulduk sora sora

    Yoktu bir cevap veren
    Sakatlıkları gören

    Hep aynı numaralar
    Hep aciz manzaralar
    …..

  24. Uzun yıllardır İslamcılar üzerine araştırmalar yapan Ruşen Çakır da benzer şeyler söylüyor. Özellikle muhalif gördüğü dindar insanlara yaptığı hukuk dışı ve uluslararası insan hakları normlarına aykırı muamelelerle Ak Parti’nin tek parti döneminde dindar insanlara yapılanları solda sıfır bırakacak eylem ve işlemlere imza attığı anlamına gelecek ifadeler kullanıyor. Bunun İslami kesimde uzun yıllar kapanmayacak travmalara yol açtığını söylüyor.

    Daha geçen gün Anayasa Mahkemesi verdiği iki karar ile gözaltına alındıktan sonra işkenceye uğrayan iki kişiden dolayı devleti tazminata mahkûm etti ve ilgililerin yargılanması çağrısında bulundu. Hele olayın birisi inanılmaz. Gözaltına alındıktan sonra bir erkek hem işkenceye hem de tecavüze uğramış. Maalesef bu olaydan dolayı ilgililer hakkında soruşturma başlatmak yerine ilgili Bakan Anayasa Mahkemesini suçlayan bir konuşma yaptı. Anayasa Mahkemesi ne yapsın? Olayı reddetse aynı karar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden çıkacaktı. Yanlışa katlanmak da bir yere kadar. Hele hele aynı yanlışlar mütemadiyen tekrarlanıyorsa.

    En son olay da ibretlik. Ayşe Özdoğan 4. Evre kanser olmasına ve acil tedaviye ihtiyaç duymasına ve hakkında Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi doktor heyetinin 9 Temmuz 2021 “Hastalığı sürekli takip ve tedavi gerektirmektedir. Hayati risk mevcuttur. Hayatını yalnız idame ettirememektedir. Bu sonuçlara göre hükmün infazının tedavisi boyunca ertelenmesi uygun görülmüştür. Oy birliği ile karar verildi.” hükmüne rağmen hapsedildi. Hem de bu rapordan 3 ay önce alınmış Adli Tıp raporu ile.

    Toplumun tüm kesimlerinden vicdanlı insanlar yanında Saadet Partisi lideri Temel Karamollaoğlu da olaya değindi. Deva Partisi Başkan Yardımcısı Mustafa Yeneroğlu, CHP ve HDP’nin insan haklarına duyarlı milletvekilleri de olaya dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Basından diğerlerinin yanında İsmail Saymaz ve Ruşen Çakır da Ayşe Özdoğan’a yapılan muamelenin yanlışlığına değindi.

    Kamuoyuna bu kadar mal olmuş, vicdanları kanatan bu olay karşısında bile hareketsiz kalınması Ak Parti açısından hayra alamet değil.

    Millet Ak Parti ve ortaklarını sırtında taşımak zorunda değil. Hele hele de sayısız alternatifleri ortaya çıkmışken.

  25. İbni Batuta ile başlayıp kollapsokomik yazı ile günümü öldürmeye karar vermiş iken ben de alamancıların yaptığı gibi yuro ile maaş alıp, TR da yaşamasaydım bu müteakİT iktidarı nasıl görünür ve hoşuma gidebilirdi belki diyerek hayalen de olsa kendimi onlar gibi efsunladım. Sonra etrafıma baktım akraba eş dost hepsinin iyi okul bitiren çocuklarının yabancı dil kursları önünde kuyruk olduğunu ve hangi ülkenin daha kolay iş, eğitim imkanı sıraladığını temcit pilavı gibi incelediklerini gördüm ve hemen bu duruma üzülmeye başlayacaktım ki ” ya sev ya terk et” deyiverdim. Birden üzüntüm ve memleketim için kaygılarım sıfırlandı ve elim istemsiz kumandaya çarptı ve sürekli ayarlanmış Ha!TV kanalı açıldı. Birden gözüm gönlüm ışıldadı, ülkemi kıskananlar listesine en son Norveç, İsveç ve Kiribati adaları eklenmiş gururlandım ve gözlerimden bir iki damula yaş döküldü. Sonra mahallenin arka sokağında ki işkur önünde kuyruk olmuş genç, yaşlı bekleyenleri gördüm yanlarından geçerken kulak kabarttım kimi yeni gelmiş, kimi ise haftalardır gidip gelirmiş, bir tanesi gidip gelirken sırada bekleyenlere yakında ki üç harfli marketten su alıp satmaya başlayarak nasıl işkur tavassutu ile iş sahibi olduğunu hummalı şekilde anlattığını duydum. Derin bir oh! çekip yoluma devam ettim. Yol kenarında duran çöp konteyneri başında çöpü karıştırmak için sırasını bekleyenTürk Suriyeli geri dönüşüm emekçilerinin dayanışması bana ensar muhacir dayanışmasını hatırlattı ve burnumun direği sızlayıp, Asrı Saadet esintisini kokladım. Bu güzellikler ile başım dumanlı yürüyüp gidecek iken baktım vakit Ankara için öğle namazı vakti ezan ile birlikte yeni yapılmış ihtişamlı okçular tepesi merkez camisine koştum son 20 senede yetişmiş dindar nesiller ile sosyal mesafeli bir saf tutayım diyerek, bir de baktım ki imam ile birlikte iki mütekaid, bir de ben koca salatin camide huşu ile namazımızı kıldık elhamdülillah. Eğer bu bir rüya ise hiç ‘uyanmadan’ veya telefonun düzeltip düzeltip beni yönlendirdiği kelime olan ‘utanmadan’ böyle şaşkın yaşayıp gitsem alamanyaya avdet etsem diye düşünüyordum baktım o muazzam İstanbul hevalimanında bozdurup harcarım dediğim yuroları tümleteyim diye döviz büfesine girince güçlü ekonomimize güvenim arttı, deste deste liraları alan büfeci saymaya bile gerek duymadan karşılığında bir veya iki yaprak yuroyu, doları sanki dokunmakla incinir hassasiyeti ile sırada bekleyen bizlerin önüne bırakıveriyordu. Elbette teknofeast veya bakanın yapmaya gücümüz olmadığı için az bir paraya yaptırarak yedi düvelin hasedini patlattığımız şehir hastaneleri ve az Kırşehir yoluna doğru o sevimli şeker pembesi badanası ile şehir hapishanelerinin konfor ve ihtişamından bahis bile etmiyorum. İşte bir müzmin efsunlunun Münih’e dönmeden önce yaptığı bir kaç küçük gözlem diye düşünürken yolda aklıma alaman milli marşı takıldı “Deutschland, Deutschland über alles” biraz abartı dedim. Geçen ay 60 bin yuroya 2020 model aldığım benz EQC geldi aklıma, Saksonya balonu dedim 10 tanesi bir TOgg etmez. Çıkınca ilk işim satıp bundan almak olsun hem de ülkemin ekonomisine katkım olur. Dilimde Ha!Tv den alıştığım ‘ver mehteri’ tekerlemesi, ıslık çalarak yoluma devam ettim.

  26. Siyaset sistemimiz demokrasiden uzak. Dolayısıyla dönüyor dolaşıyor tek adamlığa ve despotluğa evriliyor.

    Akp’yi 20 yıldır izleyenler biliyor. Erdoğan’ın karşısına partide bir tane karşı aday çıkmadı bu kadar zamanda. Çünkü buna izin vermiyor siyasi partiler sistemi. Aday olabilecek kişiyi lider eziyor yok ediyor, partiden postalıyor.

    Akşener MHP’de lider olacaktı. Erdoğan, Bahçeliye koltuk oldu, mahkeme kararlarıyla genel kurul kararını iptal ettirdiler ve sonra da Akşener’i partiden postaladılar. Bunu yapan Erdoğan’dı.

    Aynı Erdoğan kendi eliyle getirdiği Davutoğlu partiyi kendine göre dizayn etmeye kalktığında o yurtdışındayken bir MKYK toplantısıyla yetkilerini elinden alıverdi, boşa çıkan Davutoğlu daha fazla rezil olmadan istifa ettirildi.

    Bu tür bir siyasi sistemde ancak kıral olur, sultanlar seçilir, biz de demokrasiyiz falan zannederiz. Bu yamuk sistemden demokrasi değil despotluk çıkar, arkasından da darbeler ve komplolar. Türkiye defalarca bunu yaşadı, yaşamaya devam ediyor ve değiştirmek için en ufak gayret de göstermiyor. Çünkü ülkemizde demokrasi yerleşmedi. Halkımızın demokrasi anlayışı sakat, kendine demokrat. Yani değil.

    Bunları görmeden seçimmiş değişimmiş falan konuşmak boşa bence. Bu sistemden demokrasi çıkmaz, refah ve huzur da çıkmaz. Aynı tiyatroyu tekrar tekrar izleriz.

    Değişim diyenler temel problemleri ortaya koymadan, sistemi hadi buradan öbürüne değiştirelim diyerek yeterli bir şey söylemiş olmuyorlar bence. Daha net bir problemleri tespit ve devamında değişim söylemi olmadıkça yapılanlar boşa çaba olacaktır.

    Erdoğan’ın seçimle indirilmesi çok önemli. Çünkü ülkede çok fazla kan kaybına sebep oluyor. Ancak bu yeterli değil.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız