Sezgin Baran Korkmaz Viyana’da gözaltında… Hukuk en çok devlete lazım…

40
Reklam

Hukuk… Hukuk… Hukuk…

AK Parti iktidarının son yıllarda izlediği politik çizgiye yönelik iyi niyetli eleştirilerin hepsi aslında tek sözcüğe indirilebilir: Hukuk

Kamuoyu yoklamaları da yargıya güvenin neredeyse bütün kurumlardan daha az olduğunu göstererek aynı derde işaret ediyor.

“Hukuk herkese lazım” cümlesi yalnız bireyleri değil, kurumları ve özellikle devleti de içeriyor. Hukuk herkes gibi devletin saygınlığı açısından da temel unsur.

Örnek olay olarak: SBK

Günlerdir kamuoyunu meşgul eden Sezgin Baran Korkmaz (SBK) ismi ekseninde cereyan eden tartışmalar birdenbire yeni bir şekle büründü. Meğer SBK söylendiği gibi İsviçre’de değil, Kenya’daymış ve oradan ayağının tozuyla geldiği Viyana’da Avusturya makamları tarafından gözaltına alınmış…

[Kenya’dayken de gözaltına alınmış galiba SBK, ama -söylentiye göre- Türkiye’nin büyükelçiliği devreye girerek serbest bırakılmasını sağlamış.

“Benimle ilgili ABD’de açılmış herhangi bir soruşturma yok” iddiası da doğru değilmiş SBK’nın; Avusturya’da ABD’nin hakkında çıkardığı kırmızı bülten yüzünden yakalanmış…

Reklam

Türkiye haklı olarak yargılamak üzere SBK’yı Avusturya’dan talep ediyor. Haklılık, esas burada çok ve çeşitli ‘suçlar’ işlediği iddiaları bulunduğu için…

Avusturya’ya, “Verin, onu yargılayalım” diyen iki ülke var: ABD ve Türkiye…

Hangi ülkenin talebi yerine gelecektir?

İşte burada “Türkiye, yargı ve hukuk” başlıkları devreye giriyor.

Günlerdir SBK etrafında neleri tartıştık biz? 

Tek tek iddialara bakalım:

ABD’de çeşitli usulsüzlüklerle milyonlarca dolarlık büyük bir vurgun yapmış ‘Mormon çetesi’nin kara paralarının önemli bir bölümünün Türkiye’ye aktarıldığı ve SBK’nın da bu paraları ekonomik durumu zayıf olan şirketleri ele geçirmek -ve tabii vurgun paralarını ülkemizde aklamak- amacıyla kullanıldığını, değil mi?

Satın alınan şirketleri ihya etmemiş SBK, bazılarının fabrikalarında yangın çıkmış, bazıları satın alındıktan sonra kaderine terk edilmiş… 

Reklam

Üzerine çökülen bir otel önemli isimlerin koruma ve kollamasını sağlama amacının aleti yapılmış… Yargıçlar, siyasiler, gazeteciler orada ağırlanmış…

Bora Air havayollarına ve Kıraça Holding ile Karsan’a da elleri uzanmış SBK’nın…

Son bir tartışma vesilesiyle, SBK’nın medyaya da el attığını, bir televizyon kanalıyla da ilgilendiğini öğrenmiş olduk.

Vurgunu yapan yabancıların TC vatandaşı olmalarını da -iddialara göre- sağlamış SBK…

İddialar çok fazla, ancak bu iddialarla ilgili pek az şeyin yapıldığı da ortada.

SBK bütün bu işleri tek başına mı yapmış?

Konu tartışırken birkaç isim kendiliğinden gündeme geldi; SBK yolunu bulup kaçabildiği halde onunla birlikte hareket etmiş ülkemizden isimlerle ilgili herhangi bir girişimde bulunulduğunu hatırlamıyorum. 

Reha Muhtar üslubuyla sorayım: Nerede bu devlet?

Oysa daha ilk iddia ile birlikte yargının derhal devreye gitmesi gerekirdi.

Tartışmalar sırasında adları gündeme gelen siyasiler, bürokratlar, yargı mensupları görevleri başında kalmaya devam ediyorlar.

[Yakalanması ve ABD’nin kendisini talep etmesi üzerine kurumlarda bir parça kımıldanma fark ediliyor. İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü, ABD ve Ermenistan vatandaşı olan birine TC vatandaşlığı da verildiği iddiasının doğru olmadığını dün açıkladı. Birdenbire kokain baskınları da arttı.]

Oysa daha ilk iddiayla birlikte en başta yargı olmak üzere ilgili kurumlar harekete geçse, haklarında çeşitli yanlış icraatlar iddiası ve ithamlar bulunan kişilerle ilgili idari soruşturmalar açılsa, kamuoyunu iki aydır meşgul etmekte olan tartışmaların bu noktaya kadar gelmesi bile önlenebilirdi.

Daha da önemlisi, Avusturya’daki gözaltı sonrasında “Onu bize verin, yargılayalım” talebinde yalnızca haklı görünmez, dosyayı inceleyecekler gözünde haklı da bulunurduk.

Hukuk herkesten daha çok devletlere lazım.

Devletler, hele bir de anayasalarında ‘hukuk devleti’ vurgusu yapılmışsa, yargılarının bağımsız ve tarafsız olduğunu dosta-düşmana her an her gün ispatlamakla mükelleftirler.

Geç kalındı, ancak yine de bundan sonrası için yapılması gerekenler yerine getirilebilir.

Bu sorunu devlet olarak daha az zararla atlatmak için öyle davranılması gerekir.

SBK dosyası ve onun merkezinde bulunduğu diğer dosyalar açılmalı ve isimleri geçen her alandan şahıslar, şirketler ve kurumlar hakkında hukuk açısından ne gerekiyorsa yapılmalıdır.

Hukuk… Hukuk… Hukuk…

Kamuoyu SBK’nın Rıza Zarrab’tan sonra Türkiye’yi zora sokacak ikinci bir rehine olarak ABD’nin elinde tutulacağını tartışmaya başladı.

Zül değil mi bu?  

[ABD’de SBK hakkında savcıların kaleme aldığı iddianamede tarafların konuşmalarına yansıyan bir figür olarak ‘büyükbaba’ (‘grandpa’) diye anılan biri varmış. Bir zamanlar, SBK’den çok çok uzun yıllar önce, öyle birinden ‘Ejder’ diye söz edildiğini hatırlıyorum da ondan ilginç buldum.]

ΩΩΩΩ

Reklam

40 YORUMLAR

  1. Didem hanım, erdem bey “Yani yapmayacakları şey yok. Darbe bile yaptırabilirler bir daha” buyurmuş da; ne diyorsun?
    Öyle mi değil mi?
    Bu eleman gibi mi düşünüyorsun, iyi düşün????

  2. Sayın yk, umarım sn.bernarın seçim tahmini ve gündüz düşlerinden tatmin olmuşsunuzdur?
    Cumhurittifakı kaya gibi yerinde duruyor ve biyere gittiği de yokmuş, çünkü seçmenlerin maddi durumu iyiymiş!
    Z kuşağından da bi cacık olmazmış, en fazla sandığa gitmezlermiş…
    Medyaya bişey olmazsa hükümete hiç olmazmış(demek bu çok büyük altüst oluşlardan kastı kimi kıytırık gazetelerin mülkiyetiyle ilgiliymiş..:)
    Seçimler mi?
    Haa, bu yazda güzde bişey de çıkmaz ama gelecek bahara belki diyor; o da kesin değil yani, önce medyanın bi tepetaklak olması gerekiyormuş! Yani var biraz daha… ​
    Yahu, bu hükümeti medya mı kurdu/seçti de o götürecek?
    Madem öyle ne diye hdp binalarında eleman infazı yapacağız diye uğraşılıyor ki?
    Doğrudan kıytırık bikaç muhalif gazetenin il temsilciliklerini hoplatırsınız tamam; hem de üç büyük ilde eşzamanlı olsa tadından yenmez, özgürülkeciler bilir:))))

    • Bernar Bey bugün sene-i devriyesi olan 23 Haziran 2019 İstanbul seçimi için harfiyen şunu demişti: “AKP bu seçimi kaybetmeyecek, bozguna uğrayacak”
      Keza son mahalli seçimler olan 31 Mart 2019 seçim tahminleri de tam isabet.
      Bunlar da gündüz düşü mü?
      Peker’in bari bir uyarısını kaale alın: “Zekaya saygı duymayı öğreneceksiniz”
      Biz de ilave edelim: Emeğe, yeteneğe, akla….

  3. Bizde hukuk ; Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde ve tek parti döneminde , 27 Mayıs’da , 12 Mart Muhtırası döneminde ,12 Eylül askeri yönetim döneminde , 28 Şubat döneminde , 2007- 2010 Fetö’nün kumpas davaları döneminde ve nihayet bu gün hep ayaklar altında sürünmüştür!
    Osmanlı döneminde ise zaten hukuk hiç yoktu !
    Yine de bir ibretlik hukuk katliamını anlatmadan geçmek istemedim.
    Mithat Paşa (1822-1884 ) ; çeşitli eyaletlerde yıllarca valilik yapmış ,Ziraat Bankasının kurucusu , 1876 da Osmanlının ilk anayasasını hazırlayan ve yürürlüğe koyan, bir ara sadrazamlık da yapan büyük bir devlet adamıydı .Sultan Abdülaziz’in ölümüyle ilgisi olduğu iddiasıyla Abdülhamit tarafından Yıldız Özel Mahkemesinde yargılanır.Bütün iddiaları teker teker çürüttüğü halde , peşin hükümlü ve padişah adamı olan mahkeme heyeti tarafından ölüme mahkum edilir. Padişah tarafından göstermelik olarak ölüm cezası sürgüne çevrilir ve önce Cdde’ye , sonra Taif zindanlarına tıkılır . Ve nihayet Taif zindanında padişahın emriyle boğularak katledilir.
    Mithat Paşa’nın kemikleri daha sonra 1951 senesinde Türkiye’ye getirilir ve Şişli’deki Abide-i Hürriyet Meydanına ebedi istirahatgahına tevdi edilir .
    Bu dünyada gerçek anlamda hukuka kavuşmamız mümkün değil ! En şaşmaz adalet olan ilahi adaletle ve ancak öbür dünyada bu mümkün olacaktır !
    Selamlar , saygılar

    • Sayın matrakçı, bugüne kadarki en gülünç paylaşımınızı yapmışsınız diyebilirim, tebrikler:)))))
      “Osmanlı döneminde ise zaten hukuk hiç yoktu !

      Bu dünyada gerçek anlamda hukuka kavuşmamız mümkün değil ! En şaşmaz adalet olan ilahi adaletle ve ancak öbür dünyada bu mümkün olacaktır !
      Selamlar , saygılar”

      Yaa, demek öyle, vaybee!!!
      Sayın yk, ne dersiniz???

    • “fetö kumpas davaları” kumpasmıymış yoksa gerçek adaletin tecellisimiymiş? toplumun çok geniş bir kanadı o davalara destek verdi, akil insanlar heyecanla desteklediler türkiye bağırsaklarını temizliyordu çünkü. ama aralarında mahkum olanlarında olduğu kurmay zeka olağan üstü kampanya başlattı CHP davaların avukatlığına soyundu. kumpas söylemi yükseldiğinde akil diye bildiğimiz insanlar taker teker yan çizmeye başladılar. gaçetecilerin tutuklanması haksız mesleki dayanışma doğurdu. hep adaletle davrandım diyenler bile suçlularla aynı safta yer almış onların ateşine odun taşımış gazetecilere sahip çıkıyoruz diye davaları sulandırdılar. en günahsız olanlara bile bu günah yeter. onlar yüzünden en somut suçlular bile aklandı.ıslak imzalı darbe planlarını inkar etmek için imza tarihinde henüz olmayan sonra icat edilen bir makina getirip mahkemede bu imza bu makina ile atılmış sahte imza diyerek savunma yaptılar öyle aklandılar. sonraları ülkeye diyardan müdahale var diyerek bir kesimi ajanlık itham ederek soykırımlarına sebep olanlar bu gün dış müdahale yok sorun içerde diyorlar.

      o davalara konu olmuş bir kaç gazeteci için davaları sulandıranlar bu gün pisliğin içinde boğulan gazetecilerden şikayet ediyorlar. kimsenin şikayete hakkı yok millet layık olduğunu yaşıyor. işte İLAHİ adalet tam da bu.

      • Baran bey, darbe andıcına attığı imza ıslak mı kuru mu diye yıllarca kıvıran albay chpde milletvekili biliyorsun değil mi?
        Hem ergenekoncu hem fetöcü nasıl olunabiliyormuş anlamışsındır umarım!!!

        • adamı akladığınızı da itiraf adiyorsun. güzel.

          eh bende bazılarını anladım, mesela birinin mahkemede “evet darbeye katıldım, çünkü darbe yapılması gerektiğine inandım bana darbeci diyebilirsiniz hatta idam edebilirseniz de ama bana fetö cü diyemezsiniz” diye haykırdığı haberlerini okudum.

    • Yok canım o kadar da değil. 150 senede geldiğimiz nokta da fena değil. Sultan hapse atıyor keyfince hala, ama en azından boğdurtmuyor. Bu da bir ilerleme sayılır.

    • Osmanlıda hukuk yoktu elbette. En başta vatandaş yoktu. Hukuk sadece padişahın hukukuydu.

      Ancak adalet sadece öbür dünyada olur diyerek insanları haksızlıklara ve adaletsizliklere boyun eğmeye razı etmek maalesef bu ülkenin dinbazlarının milleti koyunlaştırmak için icat ettikleri bir yalan. Adalet burada lazım. Geç gelen adalet adalet değildir.

  4. Ülkemiz sadece hukuk değil her alanda, siyasi islamcı, mafyacı ve avrasyacı iktidar elinde çuvalladı. Bunu kendileri de biliyor elbette. Ancak iktidar gücü ile seçmen satın alabiliyor ve gündemi kendi istediği doğrultuda belirleyebiliyor. Peker ortaya çıkıp bunların pisliklerinin bir bölümünü ortaya saçınca biraz bozuldu görüntüleri ama bildikleri yolda devam edecekler. Yine karartma yapacaklar.

    Etyen Mahçupyan’ın son yazıları (serbestiyet.com) önemli bir tehlikeye işaret ediyor. Devlet (siyasi iktidarla) ittihatçı bir yola gidiyor diyor. İdeolojileri belirli ve bunu önce dışarda sonra içerde satma ihtimalleri yüksek diyor. Sebebi de demokrasi istenmiyor. Çünkü kurucu Türk kimliğinden taviz vermeyi gerektiriyor diyor. Muhalefet ise bu aşamada bir ideoloji sahibi değil ve bu belirsizlik sebebiyle kazanamaz, kazansa bile geçici olur diyor. Halk uzun vadede görebileceği bir geleceği tercih eder diyor. Muhalefete önerisi de önce bir dış politika belirlemesi ve devleti dönüştürecek ideolojiyi net bir şekilde bir tercih olarak ortaya koyması.

    Benim görüşüm, muhalefet partileri ve onların dayandıkları halk kitleleri bu tür demokratik bir rejim dönüşümünü yapacak cesarete ve kararlılığa sahip değiller. Tam tersine her olayda bütün muhalefetin ‘yerli ve milli’ çizgiye yani devletin ideolojisine döndüğünü görüyoruz. Bu demokratik dönüşüm ancak bir kaç yüzyılda olabilir bence. Eminim Bernar daha optimist bu konuda benden 🙂

    • Kesinlikle sizin kesif karamsarlığınızı paylaşmıyorum. Türkiye’nin içler açıcısı tablosuna bakıyor, AK Parti ve MHP’nin toplam oyunun hala yüzde 40’a yakın oluşuna anlam veremiyor, muhtemelen buradaki iktidar destekçisi yorumcuların militan tavırlarına, ipe sapa gelmez iddialarına, sokak ropörtajlarında geçim sorununu alabildiğine yaşadığı halde mikrofona eğilip avaz avaz “Ölümüne Tayyip!” diye haykıran tiplere bakıyor, bunların sizde yol açtığı duygusal düşkırıklığı ve öfke ile yazdıklarınızın birer çözümleme, geleceğe yönelik öngörüler olduğunu düşünüyorsunuz. Türkiye’nin geleceğine ilişkin karamsar köşe yazıları ve değerlendirmeler de, bu ruh ve duygu haliniz dolayısıyla, size muhtemel ve akla yakın görünüyor.

      Kaçınılmaz olarak gözden kaçırdıklarınızı sıralamaya çalışayım:

      (1) Ne buradaki iktidar yandaşları, ne de sokak ropörtajlarında can skıntısıyla izlediğimiz Tayyipçi tipler, AK Parti seçmen kitlesini temsil eden insanlar. Bugünkü diğer yorum metnimde dile getirdiğim gibi, bir kısmı, olanı pekala gördüğü halde, hiçbir şeyin farkında değilmiş gibi davranıp, Erdoğan iktidarının düzeninde sahibi oldukları ticari işleri tıkırında gittiği için iktidarı savunuyorlar. Diğerleri, iltimas, partili kayırmacılığı, hısım akraba korumacılığı sayesinde kamu kuruluşlarında iş sahibi olabilmiş insanlar. Çıkarları iktidarın devamını gerektirdiği için, yani kamudaki işlerini yitirme riski olduğunu düşündükleri için, iktidarı savunuyorlar.

      (2) AK Parti seçmenleri arasında “ideolojik seçmen” dediğimiz seçmen gurubu, yani, kişisel çıkarı olsun olmasın iktidarı savunup ona oy veren seçmen kitlesi, yüzde 14-16’nın üzerinde değil. Bugün AK Parti’nin oy desteğinin yüzde 30 olduğunu varsayarsak (ki ben ne bunun daha altında ne de daha üstünde olduğunu düşünüyorum), şu soruyu sormak gerekir: AK Parti seçmenlerinin “ideolojik seçmen” olmayan diğer yarısı hangi nedenle desteğini sürdürüyor? Bunlar, kendilerince haklı veya akla yakın gerekçelerle desteklerini sürdürüyorlar: Yaşı 50 ve üzeri olanlar, AK Parti öncesi dönemleri hatırlayıp bugünle karşılaştırıyor: emekli maaşlarının gününde ödenememesi, pislik içindeki hastahane kuyruklarında geceleme, kokuşmuş Haliç ya da İzmir sahiliniden yükselen iğrenç koku, otoparklardan sokaklara kadar hemen her yerde mafyatik yerel çetelerin gündelik hayat üzerindeki tahakkümü, dindarlığın her görünümüne savaş açmış ceberrut bir devlet aygıtı, hort-zortçu, iliklerine kadar siyasallaşmış bir yüksek ordu bürokrasisi, varlığı nedeniyle orta sınıf sekülerler tarafından aşağılanan, zengin semtlerde sokakta yürürken bile karşılaşılmak istenmeyen kent yoksulları, vb. Bunların önemlice bir kısmı, doğrudan tanığı olduğu o gerçekleri akılda tutuyor, kendi oğul ve kızlarına defalarca anlatıyor, hep birlikte, muhalefetin beş paralık değerinin olmadığı, pek çok sorun olsa bile o sorunların üstesinden ancak Erdoğan ve partisinin gelebileceği çıkarsamasına varıyorlar. Bunun cehaletle, gözü körelmişlikle, eğitim düzeyi ile ilgisi yok. Kendilerince pekala akla yakın, hatta haklı nedenleri var. Çünkü, AK Parti iktidarlarına topluca bakıp birbirinden farklı iki dönem algısından uzak olan bu insanlar gerçekten de haklılar. Çünkü, AK Parti, iktidarının ilk dönemlerinde, daha önceki dönemlerle karşılaştırıldığında, MUTLAK olarak İYİ olanı temsil ediyor. (Bu nedenle, ben de AK Parti seçmeni ve sokaktaki destekçisi durumundaydım.) Ben, siz, akademisyenler, köşe yazarları, AK Parti serüvenini birbirine benzemez iki döneme ayırabilir, buna göre siyasal tutumumuzu baştan aşağı değiştirebiiriz. Ama, gündelik hayatın telaşı içinde yaşayan genel AK Parti seçmen kitlesinden benzer bir çözümleme/değerlendirme becerisini beklemek hem doğru olmaz, hem de şımarıkça bir seçkinci tavır olur. İkitdara desteğini pekala akla yakın nedenlerle sürdüren insanların düşünce ve ruh haline, yine son derece akla yakın ve hayli ikna edici görünen şu gerçeği ilave edin: “Muhalefetin ne söylediği, hangi sorunu nasıl çözeceği belli değil. Bütün işleri iktidarın beceremediklerini söyleyip durmak. Bunlara mı gövenip oyumun rengini değiştireceğim?”

      (3) Türkiye’de insanların demokrasi aşığı olduklarını ileri sürmek pek gerçekçi olmaz. Aynı şekilde, Türkiye’de insanların otoriterlik düşkünü olduklarını ileri sürmek de gerçekçi olmaz. Genel kitlenin demokrasi, otoriterlik vb. meseleleri bizler gibi mesele etmediğini artık öğrenmek ve bunu kabul etmek zorundayız. Halk dediğimiz geniş insan gurubunun birincil kaygısı, siyasal açıdan şöyle veya böyle davranmasına yol açan şey, tamamen ekonomiktir. İşi varsa, iyi kötü istikrarlı bir gündelik yaşamı varsa, sağlık vb. kamu hizmetlerinden yararlanabiliyorsa, iktidar partisinin ideolojik sıfatından bağımsız olarak, iktidara destek verir (hemen her Batılı ülkede olduğu gibi). Türkiye’de seçmenlerin ideolojik davrandıkları, bu nedenle hep sağ partilere oy verdikeri koca bir seküler, beyaz Türk CHP zihinyeti yalanıdır. Kendi rezilliklerini örtmek için bu yalana sığınıyorlar. AK Parti ve lideri, “Türk milliyetçiliğini ayaklar altına alıyorum!” dedi. “Aha da bu ülkeyi Avrupa Briliği’ne tam üye yapacağım!” dedi. Nazım Hikmet dedi, Ermenilerin acısını paylaştığını söyledi. ‘Sağcı’ halkın “komünist” olarak bellediği Çetin Altan’a plaket ve onur ödülü verdi. Ne oldu? Yüzde 52 oy aldı.

      Türkiye’de seçmen pragmatik, yani faydacıdır. İdelojik değildir. Milli Görüş’ün temsilcisi partiyi birinci parti olarak çıkarır sandıktan. Birkaç yıl sonra, “Bizim Milli Görüş ile işimiz kalmadı, çıkarıyoruz o gömleği” diyen parti ve liderini tek başına iktidara getirir, Saadet Partisi’ni yüzde 2’ye mahkum eder.

      Seçmenler CHP’ye on yıllarca gün yüzü göstermemişler ise, bunun nedeni toplumun sağcı olup saücı partilere oy vermek istemesi falan değildir. CHP, dindar düşmanlığının, zengin, iyi eğitimli beyaz Türk’ün dindarı ve Kürdü aşağılayıp durmuş olması, dindarlar ve Kürtlerin ensesinde boza pişiren ordu ve yargı bürokrasisinin partisi olması dolayısıyladır.

      E. Mahçupyan’ı değerli bulmak, yazılarını ve kendisiyle yapılan söyleşileri sürekli takip etmek, onun her öngörüsü ile hemfikir olmayı gerektirmez. Mahçupyan’ın potansiyel tehlike sayıp sizin de paylaştığınız olasılık Türkiye’de yaşanmaz. Halkın demokrasi istemediği, devletin ittihatçı bir yola gidiyor olduğu tamamen isabetsiz değerlendirmeler. Türkiye ittihatçı yola girdiği günden itibaren ittihatçı iktidar partisi ve onun lideri hızla oy kaybediyor ve ilk seçimi muhalefetin tüm çapsızlığına rağmen açık ara kaybedecek. Türkiye, ittihatçı iktidarı devirme işini muhalefet partilerinden CHP’yi, İyi Parti’yi büyüterek yapmayacak. Demokratik, özgürlükçü, adaletli bir yargı düzeni üzerinde yükselen, yüzü açıkça Batı’ya bakan Deva Partisi’ni Türkiye’nin birnci partisi yapmak üzere ittihatçı Erdoğan iktidarını erken seçimde sandığa gömecek.

      E. Mahçupyan’ın okuması doğru değil, sizin endişe duyduğunuz tehlike gerçek değil.

      Türkiye, bir kaç yıl içinde, Deva Partisi liderliğinde, tam bir alt-üst oluş yaşayacak ve -olumlu anlamda- tanınmaz hale gelecek -tıpkı AK Parti iktidarının ilk dönemlerinde olduğu gibi.

      • Fazlaca optimist 🙂 Umarım öyle olur. Fakat son bir kaç yılda çok kolayca sistemin değişmesi, hiç bir itiraz olmaması, diğer otokrat ülkelerden birine hızlıca dönüşmemiz beni endişelendiriyor. İktidar bu kadar güce sahipken bundan vazgeçmeyecektir. Bunu da hesaba katmak lazım. Elindeki bütün kozları oynayacaktır. (Allah’ın lütfu) 15 Temmuz’u nasıl otokrasiye gidiş yolunda sonuna kadar kullandıysa, bu sefer de tüm gücünü buna harcayacaktır. Son seçimleri alabilmek için hazineyi boşalttığı daha yeni ortaya çıktı. Seçimleri iptal da ettirdi bir de. Yani yapmayacakları şey yok. Darbe bile yaptırabilirler bir daha 🙂

        • (1) Sistem -bir kaç yıl içinde değilse de- görece kısa bir zaman dilimi içinde değişti. Bu doğru. İnsanların buna hiçbir itirazı olmadığı savınız ise yanlış. Kasım seçimleri ve Başkanlık Sistemi, bir dönüm noktasıdır. AK Parti’nin parti hüviyetini yitirip Erdoğan’ın kendisini partinin yerine ikame etmesinden bu yana kaybettiği toplumsal destek (seçmen desteği) olağanüstü düzeydedir. AK Parti, ortada gerçek anlamda bir muhalefet olmamasına, bütün bir medya saray medyası haline dönüşmüş olmasına rağmen, Erdoğan rejimi boyunca sürekil oy kaybına uğramıştır. Erdoğan’ın otoriter rejimi, bir ara yüzde 52’yi görmüş, Mahçupyan dahil olmak üzere siyasal süreçleri kendi siyasal görüşünü işe katmadan değerlendiren akademisyenlerin oy potansiyelinin yüzde 60-63 bandında olduğunu söylemiş oldukları partiyi alıp birkaç yıl içinde yüzde 30-31’e kadar geriletmiştir. Erdoğan’ın tek adam rejiminde AK Parti’nin uğramış olduğu oy kaybı yüzde 20’nin üzerindedir. Muhalefet öylesine beş para etmez iken, muhalif seslerin medya görünürlüğü tarumar edilmiş olmasına rağmen böylesine muazzam bir destek kaybı yaşanmışken, siz nasıl olur da toplumdan hiçbir itiraz gelmediğini ileri sürme cesareti gösterebiliyorsunuz? Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi denilen garabete verlen toplumsal destek yüzde 26-27’ye kadar gerilemiş durumda: farkında mısınız?

          (2) “Bozuk bir saat bile günde bir kere doğruyu gösterir” ifadesini ne zaman işitsem, aklıma sıklıkla R. Çakır gelir. Aklını Gülen Cemaati nefreti ve özgürlükçü demokratlara yönelik nefretle bozmuş bu adamın tek isabetli tespiti, Erdoğan’ın gücünün muhalifleri tarafından abartıldığı tespiti. Sanırım siz de olmadık biçimde abartıyorsunuz Erdoğan’ın gücünü. Erdoğan, çok ama çok güçsüz bir durumda bugün. Ne seçmen desteği kaybının önüne geçebiliyor, ne de devlet aygıtı üzerinde bir kontrole sahip. Muhtemelen bir darbe korkusunu gündelik olarak yaşarken, kalkıp bir darbeye baş vurabileceğini düşünmeniz hiç akıl alır görünmüyor bana.

          (3) Sizin bu söylediğinizin aynısını İstanbul Seçimleri sırasında da gündelik olarak işitmiştik. Ne yapıp yapacak, tekraralanacak seçimi kazanmış görünmenin bir yolunu bulacaktı Erdoğan. Ne oldu?

          (4) Geniş dönem Türkiye siyasal tarihine pek aşina değil görünüyorsunuz. Kurulu düzene rıza üreteme kapasitesini yitiren parti ve lideri gider bu ülkede. Yerleşik sermaye düzeninin kendi siyasal krizini aşması, hep artık rıza üretemeyen partinin/partilerin tasfiyesi ile sonuçlanmıştır. Bunun en son örneği, kurulduktan hemen sonra tek başına iktidara gelen AK Parti’dir.

          (5) İnsanların yüzde 60’ı bu iktidara karşı. Ana muhalefet partisi denen CHP, düzene rıza üretme kapasitesi olmayan bir parti. İyi Parti’nin oyu, büyük ölçüde AK PArti ve Erdoğan yılgınlığından kaynaklanıyor. Yeni bir tarafı yok. Yerleşik düzen, düzene rıza üretme krizini zaten bu yeteneğini yitirmiş Erdoğan’la da, CHP ile de çözemez. Türkiye otoriterliği, kitle desteğini gerektiren bir otoriterliktir. Kitle desteğini yitirmiş bir Erdoğan’ın üç kuruşluk değeri yoktur sistemin gerçek sahipleri açısından. İpinin çekilmiş olduğunu söylememe izin verin ve buna inanın.

          Sermaye düzeni, otoriter popülizm ile gidebileceği kadar gitti, tıkandı. Kitleler yoksullaştı ve (iktidarı ve muhalefeti ile) bütün bir siyasal sisteme yabancılaştı. Bu, sermaye düzeninin tolere edemeyeceği bir durum. Sorunu daha çok otoriterlik, daha çok ittihatçılık ile çözemez.

          Mevcut siyasal düzenin tepeden tırnağa bozulup yeniden kurulması gerekiyor.

          “Herkes gözünü Deva Partisi’nin beklenmedik çıkışına çevirecek” demeğe getirirken, böyle bir değerlendirmeden yola çıkıyorum. Deva Partisi taraftarıyım, ama değerlendirmelerimin bununla bir bağı yok.

  5. Film Bitti

    Çok ilginç bu sbk olayı, En ilginç yönü de ak parti karşıtlarının kişiliklerini, yolsuzluklara bakışını ortaya koyan bir turnusol kağıdı. Bakar mısınız, çok okunan gazetenin bir yazarına diğer yazarı “kurduğun tv nin paraları nereden geldi” dedi de ortalık. Karıştı. Durun durun hemen hemen heyecanlanmayın, yolsuzluklar ortaya çıksın diye karışmadı. “Bizi düşman karşısında nasıl zayıflatırsınız, bir fırsat yakalanacak gibi oldu onu da mundar ettiniz” yollu serzenişler. Konuyu irdeleyelim, kim ne yapmış, kim suçlu diyen yok karpuz gibi yarılıp holigan gibi taraflara ayrılıp birbirlerine laf yetiştiriyorlar. Konu mankeni ismayil ise “tam iktidarı sorgularken birbirimize düşmek zamanımıydı” mealinde ağlaşıyor. Hani araştırmacı gazeteciydin, yolsuzlukları ortaya çıkarıyordun. Araştırsana olanlar doğru mu. İki yazarı madara olmuş gazete havaya bakarak ıslık çalıyor.
    Sayın koru da ünlü arşivini tarayıp “ben bu adamları tanıyorum, daha önce de benzer olayları gündeme getirmiştim” diye linklerini ve görüşlerini paylaşmak yerine yine ülke yarıştırıp hikaye anlatmış.
    O bu değil de yılmazı ne çabuk harcadılar ya. Yarında onun kaçak villa falan yaptığını keşfederlerse yandım gülüm Biden helva.
    Sonuçta erken veya geç seçimin sonunda göreceğiniz filmin fragmanını baştan seyrettiniz. Bizim yolsuzumuz iyidir.
    iyidir iyi

  6. Sayın yazarın “Devletler, hele bir de anayasalarında ‘hukuk devleti’ vurgusu yapılmışsa, yargılarının bağımsız ve tarafsız olduğunu dosta-düşmana her an her gün ispatlamakla mükelleftirler.”
    saptaması biraz fazla mı iddialı olmuş yoksa bu bahsedilen “mükellefiyet” her ülke için de geçerli midir?
    Eğer öyleyse; niye bazı ülkelerde hemen “otoriyeye saygılı olunsun!” deniyor da, bazılarına ise bostan korkuluğuymuş gibi bakılıyor?

    Bir de sürekli okyanusötelerinde biyerlerde birileri mahkemelik olmuş diye, niye sürekli biz gerim gerim gerilmek zorundayız onu da tam anlamış değilim?
    Rehin tutulan papazımızla ilgili de işletilmiş bir yargı sürecini hala duyamadık ama oralarda?
    Hukukmuş…

  7. burada fetö kokusu var.
    SBK dış güçlerin kutlu yürüyüşümüzü durdurmak için kullandıkları bir aparat.
    peker de bizi kıskanan almanyanın bir ajanı.
    döviz yükselişi abd nin oyunu.
    enflasyonu çin tetikliyor
    bizi kendi tarafına çekmek istiyor.
    merkel,
    l- yi at, tersten oku.
    oyun büyük, görelim artık.
    büyük bir yükseliş yaşarken iç ve dış mihrakların durup seyretmesi beklenemezdi zaten, saldıracaklar. her yönden.
    ama başarmayacaklar.

      • havuz medya yorumlarından aktardığım birbirinden değerli fikirleri “erkenci” bulanlar ilgili yorumlara müracaat etsinler, şişman kadın şarkılarını birlikte söyleyebilirler.

  8. Bu ülkenin onurlu dürüst yazar ve gazetecilerine “medeni ölü” diyenlerin ne kadar çukur yaratık oldukları hergün biraz daha su yüzüne çıkıyor lakin hala görmeyenler var. Yazık aynı havayı teneffüs ediyoruz…
    Herşeyin çivisi çıkmış..

    • Mert bey ister istemez aynı havayı teneffüs ediyoruz ama bunun çivisi çıkmış dediğiniz atmosferle ozon tabakasıyla bi ilgisi yok; aynı havaya daha uzunca bir süre mahkumuz maalesef.

  9. SBK için mahkemelerimizden, öce mallarına el koyma, tedbir kararı ve yurtdışına çıkış yasağı çıkmış, bir süre sonra aynı mahkemeler bu kararları kaldırmışlar.. Bu arada SBK yurtdışına çıkmış -ne kadar mal çıkarmış bilinmiyor-, ardından mahkemelerimiz SBK hakkında tutuklanma, mallarına tedbir koyma kararı çıkarmış, iyi mi! Şimdi onu yargılamamız için bize iade edin deniyor, nasıl ama?..

    Ülkemizde yaşanan bu yargısal(!) süreçten dış mihraklar(!) habersizler midir sanıyorsunuz?..

    Bu dış mihraklar, SBK’yı işlediği cürümlerden dolayı onu adaletin eline teslim edecekler ve onu adilce yargılayacaklar diye düşünürsek yanılmış olacağız.. Birinci öncelikleri, “biz malımızı da, hakkımızı da, (devlet) itibarımızı da sonuna kadar, kuruşuna kadar koruruz ve buna gücümüz de var” kararlılığını ortaya koymaktır.

    (Batı demokrasilerinde de mutlak adalet yoktur; Yargı erki, kamu düzeni ile
    devletin ali
    menfaatlerini korumak amaçlıdır. Sınırlarını aşan demokrasi ihracında Batı, girdiği
    ülkelere sefaletten başka bir şey hediye etmemiştir, oralarda da evrensel manada
    hukuk yoktur.)

    Devletlere hukuk lazımdır, evet; bazı gelişmiş ülkeler bunu iç hukukları açısından tesis etmiş olabilirler. Bazısı da uluslararası hukuk açısından nispeten, dünya ölçeğinde kısmi hukuk uygulamaları geliştirmişlerdir, bu kadar. Aksi gerçekleşmiş olsaydı -uluslararası (evrensel) hukuk işler durumda olsaydı- bunun en öncelikli etkisi, dünya mali hasılasının adil dağılımı ve hukuksuz savaşlar ile “devlet/ler terörünün” sonlandığı şekliyle gerçekleşirdi.

    Demek bütün dünya ülkelerinde hem evrensel hem de insani hukuk düzeni kurulmuş değildir. Gelişmiş ülkelerden bu standardı beklemediğimize göre az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerden onu beklemek boşuna olur.

    Dünyaya ders verme sadedinde geçmişine referans yaparak veya manevi değerlerine atıfta bulunarak kendini ya da ülkesini yüceltmek isteyen zevat kendi ülkesindeki uygulamaları başkalarının görmediğini mi sanıyorlar; böyleyse yanılıyorlar, değilse yalan söylemiş oluyorlar.

    Yalan, hukuksuzluğun en büyüğü olsa gerek. Çünkü yalanın temelinde inkar vardır da ondan.

    “Hukuk herkese lazımdır” sözü (bence de) eksiktir… Hukuk, eşyaya, nebatata, hayvanata, haşerata, hatta cemadata da lazımdır ki, bu gerçekleştiğinde, neticede, bunu onlar için gerçekleştirecek olan insanoğluna da hukuk tecelli etsin…

    “Güzel ahlaklı” insanoğluna…

  10. İranlı bir genç adamdı. Cumhurbaşkanı ve bir düzine AK Parti yöneticisiyle kameralara poz vermezden, dev bir Türk bayrağının önünde Yılın En Başarılı İş Adamı ödülünü Numan Kurtulmuş’un elinden almazdan, saray medyasında bilimum gazetecinin övgü ve yaltaklanmalarına mazhar olmazdan önce, daha önce ne yaptığı bilinmez bir adamdı. Milyarlarca dolarlık dalevere suçlamasıyla ABD’de tutuklandı. Mahkemede, elindeki fosforlu kalemle, devletle birlikte üç kağıtçılık işlerini nasıl organize ettiklerini tane tane anlattı. İtirafçı olduğu için, kabak onun başına değil, rüşvet çarkında hiç yer almamış bir banka müdür yardımcısının başında patladı.

    Karslı bir genç adamdı. İstanbul’a gelmiş, işportacı olarak sokaklarda tencere-tava satmış, pansiyona verecek parası olmadığı için parklardaki banklarda gecelemişti. Sonra bu adam da Cumhurbaşkanı, Ekonomi ve Maliye’den sorumlu bakan da dahil olmak üzere, en tepedeki devlet yöneticileri ile fotoğraf karelerine girdi. Yine, saray medyasında düzinelerce köşe yazarı tarafından allanıp pullandı. Meğer, devletin ve saray medyasının koyacak yer bulamadığı bu ‘değerli iş adamı’, ABD’de devlet vergi dairesini dolandırıp 520 milyon dolara yakın bir parayı cebine indiren, mahkemede suçlarını itiraf eden, biri 103, diğeri 30 yıl hapis cezasına çarptırılan 2 Amerikalı Mormon kardeşin Türkiye’deki suç ortağı imiş. Amerikalı bu iki kardeş, yasa dışı yoldan cebe indirdikleri yarım milyar doların en az 130 milyon dolarını Sezgin Baran Korkmaz’a vermişler. Bu da, kendisine aktarılan kara parayı aklamak için, devlet bürokrasisi ve savcıları da devreye sokarak, FETÖ suçlamasıyla vs. ile başka iş adamlarının mallarına çökmüş, bunların şirketlerini ucuza satın alıp başkalarına satmış. Böylece hem kara parayı aklamış, hem de milyonlarca dolar kar etmiş. Şimdi, bu da, İranlı gibi, ABD’de yargılanacak muhtemelen. Aynı suçu birden çok kez işlediği için, hakında 220 yıl hapis cezası istiyor Amerikalı savcılar.

    Ve, yine, 3’ü bir arada poşet kahve durumu: üst düzey devlet yöneticileri ve yüksek bürokratlar, maaşa bağlanıp soygundan nemalanan gazeteciler, ne idüğü belirsiz tipler.

    Onların hayırlı işleri, Türkiye’nin bir diğer uluslararası utancı.

    Soru sorana da, HDP, FETÖ, E. İmamoğlu falan filan anlatıyorlar. . .

    • Sayın Bernar!
      Kamu oyu yoklama ve tahminlerinde sizi ve Konda ( Bekir Ağırdır) yı tek geçiyorum.
      Şu anda mecliste mv ile temsil edilen partiler, hem kendilerinin, hem de diğer partilerin oy oranlarını günbegün, %1 bile yanılgısız bilirler.
      Ancak doğru açıklamazlar.
      Manipülatif açıklama yaparlar ve yapıyorlar.
      Sadede gelecek olursam, seçim süreci olmamakla birlikte, partilerin oy oranları ile ilgili son güncel tahmininiz nedir.
      Saygılar, selamlar.

      • Sayın yk “…partilerin oy oranlarını günbegün, %1 bile yanılgısız bilirler.” dediğiniz bu anket firmaları bir kez de
        “Manipülasyon için olsun doğruları açıklasalar.” olmaz mı?
        Yoksa gelişi güzel, öylesine sallıyor musunuz?

      • Merhaba Y.K. Bey. İlkin emin olduğum bir iki şeyi ifade edeyim.

        (1) Ne Avrasya Araştırma, ne de bunun başındaki Kemal Özkiraz isimli adamı ciddiye almamak gerek. Bütün derdi, “AK Parti ve MHP eriyor!” türü sansasyonel başlıklarla yayınladığı Youtube’daki kanalına yüklediği videoların izlenme oranını artırmak.

        (2) Yolsuzlukların ayyuka çıkması, hukuksuzluğun ve adaletsizliğin kör parmağım gözüne bir hal almış olması vs. ile geleneksel AK Parti seçmenlerinin oy verme davranışı arasında bir ilişki kalmadı. Yani, son haftalarda ayyuka çıkan rezaletler, önümüzdeki haftalarda bunlara eklenecek yeni rezaletler, rutin olarak AK Parti ve MHP’ye oy verenler üzerinde caydırıcı bir etki yaratmayacak. Enflasyon, işsizlik, yoksulluk gibi ekonomik nedenlerle, yolsuzluk, beceriksizkik, adam kayırma, çeteleşme gibi nedenlerle bu iki partiye oy vermekten vaz geçmiş olanlar çoktan bunların destekçisi olmaktan çıktılar. AK Parti ve MHP cenahı, bundan sonra, yalnızca işsizlik, geçim sorunu gibi nedenlerle, en çok yüzde 4 ya da yüzde 5 oy daha kaybeder ve orada sabitlenir. Ne daha aşağı iner, ne de yukarı çıkar. Bunun nedeni, bu partilere oy veren insanların olan biteni, kolayca gözlenir olanı göremeyen, havuz medyasının aklını aldığı insanlar olması vs. değil. Ezici çoğunluğu pekala görüyor ülkenin hiçbir biçimde yönetilemediğini. Ezici çoğunluğu bizler gibi görüyor devletin çivisinin çıktığını. Buna rağmen militanca iktidara sahip çıkıyorlar. Bunun nedeni, kişisel çıkar. Bir kısmı, buradaki işveren yorumcu arkadaşımız gibi, iktidar sayesinde gemisini yüzdürüyor. Erdoğan iktidarları döneminde, kamu kurumlarına alınan personel sayısı, bir önceki döneme kıyasla yüzde 115 dolayında arttı. 2,5 milyon insanı kamu kurumlarına yerleştirip sabit maaş alır insanlar haline getirdiler. Bunlar, bu nedenle, aileleri ile birlikte, dünya yıkılsa gidip yine AK Parti’ye oy verecekler. Bir de bunlara dul, yetim, özürlü gibi başlıklar altında sosyal yardım ödeneği alan kent yoksullarını eklemeliyiz. Aldıkları yardım ödenekleri dişe dokunur olmasa da, daha önce fillen yok sayılmış oldukları için, aldıkları üç beş yüz lira bunlar için anlamlı ve değerli olduğu için, AK Parti’ye oy vermeyi sürdürecekler.

        (3) İçinde bulunduğumuz dönemde, kararsızların seçim günü nasıl davranacaklarının tespitinin çok güç olduğu kanısındayım. Karasızlar gurubuna geçmiş C. İttifakı seçmenlerinin yüzde kaçı seçim günü partilerine geri döner?

        (4) Muhalefet oylarını hatırı sayılır ölçüde ileriye taşıyacağı söylenen Z kuşağının durumunun abartıldığını düşünüyorum. Bunlar arasında yer alan çok sayıda gencin seçim sandığına gitmeyeceği hissindeyim.

        Kişisel olarak, AK Parti’nin bugünkü oy oranının yüzde 30, MHP’nin yüzde 9 dolayında olduğu izlenimine sahibim. Eğer medya dünyasında yaşanacağını düşündüğüm deprem ve havuz medyasının TV kanallarının çöküşü yaşanmaz ise, bu yılın son baharı aylarına girildiğinde, AK Parti işsizlik ve aşırı yoksulluk nedeniyle yüzde 3 ya da 4 daha kaybeder ve yüzde 26’da demirlenir.

        MHP seçmenlerinin en az yüzde 3 kadarının Erdoğan’a oy vermeyeceğini düşünüyorum. Yani, Cumhurbaşkanlığı seçiminde, Erdoğan’ın oyu, AK Parti ile MHP oylarının toplam oyları olmayıp bunun 3 puan kadar gerisinde olur.

        Nihayet: Ben, yakın siyasal geleceğin bugünkü koşulların aynı kaldığı bir dönem olacağı kanısında değilim. Havuz medyasının çökeceğini, TV kanallarının el değiştireceğini, AK Parti gurubundan kopmalar yaşanacağını, MHP ile AK Parti’nin birbirine düşeceğini öngörüyorum. Bütün bunların da önümüzdeki 4-5 ay içinde yaşanacağı, ülkenin erken seçime gideceği kanısındayım.

        Sezdiğim olursa, muhalefet partileri TV ekranlarında boy göstermeye başlar, muhalefet partileri liderleri açık oturum vb. programlarda kendilerini ifade etme olanağı bulurlarsa, AK Parti 2 puan daha kaybeder, yüzde 24’e geriler. Deva Partisi seçimlerin oy patlaması yaşayan sürpriz partisi olarak en az yüzde 10-12 alır. Bir tür restorasyon dönemi sonrası yeniden gidilecek erken seçimlerden birinci parti olarak çıkar, CHP ile koalisyon kurulur. Bir parti hüviyetini çoktan kaybetmiş olan AK Parti dağılır. DEVA’nın öne çıkmasıyla merkeze yerleşmeye çalışan İyi Parti kan kaybeder ve Bahçeli’nin başından edildiği MHP ile birleşir.

        Bir yıldan az bir zaman içinde, AK Parti ve Erdoğan Türkiye siyasetinde hiçbir rolü olmayan, yoklukla malul aktörler haline gelecek. Bu tür partiler, gerçekte bir parti olmadıkları için, iktidarı yitirir yitirmez dağılırlar. AK Parti ve liderini bekleyen yazgı da budur.

        İster terör belasını yeniden ülkenin başına sarsınlar, ister kendileri açısından en ideal seçim sistemini getirsinler, mutlak yazgılarından kaçamayacaklar. Bir yıldan az bir süre içinde, AK Parti ve lideri sadece iktidarı yitirmekle kalmayacak, siyasi ömürlerinin sonuna gelmiş olacaklar.

        • Sayın Bernar,

          Görüşlerinize yüzde doksan katılıyorum 2 yıl öncesinden (ekonomi uzmanlarını okuyunca en geç 2 yılda dibi bulacağımız belliydi) açık bir şekilde gözle görülüyordu. yalnız oy oranı o kadar düşük olursa sürpriz olur. AKP ​+ MHP
          ​yüzde 40 alır bence başkanlık seçimine Sayın 2 yıl öncesinden Erdoğan aday olmayacak . Aday olacak kişi; aldığı her başarıya şükreden(kendisini başarılarıyla ispat etmiş) , halkı seven, halkın içine karışan onlarla dertleşen ve Komutan vasıflı birisi olmalı. Sayın Fehmi Koru anlamıştır. Anlamayanlarınız kendisine sorsun.

  11. İşin içinde “ejder” varsa buradan bir şey çıkmaz. Zaman içinde her şey küllerini altında kalır…
    Zaten öyle olmasa devlet mekanizması bu kadar ağırdan alamazdı.

  12. ejder ya da grandpa gerçek bir kişi olmayabilir kastedilen kişi cumhurbaşkanı olabilir. biri cumhurbaşkanının adını sanını kullanmadan ima ederek her tür suçu işleyebilir yakalandığında da beni cumhurbaşkanı azmettirdi de diyebilir. bunu dalillendirebilir de. ben cumhurbaşkanına çalışıyordum dese bu delil sayılır her halde.

    en büyük suçları işleyenler en milliyetçi, en vatan severler değiller mi?

    • Baran bey, en sona bıraktığın soruya eklemeyi unuttukların yok mu sence de?
      En dinci tarikat ve cemaatleri, hocaefendileri bir çırpıda atlayıvermişsin gurban…

      • suçun dini ideolojisi tarikati cemati olmaz.

        hukukun olmadığı yerde suçlu aranmaz.

        bu durum, topluma suç ile meşru olanı suçlu ile masumu ayırd etme kabiliyeti kazandırması için bir fırsattır. ama malesef hayatının son demlerine gelmiş insanlar dahi suç ile suçsuzluğu suçlu ile masumu ayırt etme kabiliyetini kazanmamakta hala diretiyorlar. neyin suç olup olmadığını ayırt edebilsek yeter aslında.

    • Basını ve gündemi takip ettiğim kadarı ile, benim SBK idiiasında’ki bilgilerim ve görüşûm.
      Sezgin B Korkmaz, olayı hiçte göründüğü gibi değil.
      Esas kara para aklayanlar onu koboy olarak kullanmışlar ve suçu onun üstüne yıkmak içın yazdıkları seneryoları birer birer uygulamaya koydular.

      $128 miliyar kimler tarafında el değıştırilerek nerelere yatırım yapıldığını ABD FBI sı herkesten daha iyi biliyor.
      SB Korkmaz’ın düblörlüğunu yaptığı veya yapmaya başladığı tarihler ile bizdeki sır küpu ve emir eri Diş işleri bakanının tercümanlığını yaptığ
      ABD bakanı ile Başabaş şu an saatını tam hatırlamiyorum fakat 4 saat falan olabilir, milletten ve hükümet üyelerinden gizli saklı satlerce baş,başa sır görüşme.
      2. Sır görüşmeyide sarayda sırf gizli saklı işlerinde tercüman olarak kullandıkları ABD vatandaşı tercüman, Biden ve Erdoğan’ın,SIR görüşmelerı’nin zamanlaması ve arkasından yaşanmış olaylara baktığımız zaman, KIMLERIN KURBAN SEÇILDIĞI kabak gibi ortaya çıkıyor.
      Bir soru, T Cumhurriyeti C Başkani milletine karşı hesap verme sorumluluğu yokmu? Hadı yok diğelım, peki devleti idare edenlerden neyi gizliyor? Gizlemeye hakkı varmı? vatandaş bilmesi sakıncalı olabilir ya Devlet görevlileri?

      R zaraf itirafçılığı bu davanın yaninda devede kulak dahı olamaz…
      !!!!
      Mafya ile devletler baş edemiyorki SBK baş edenilsin. Karsın Kürtlerinden mafya çıkmaz nadiren eşkıya çıkar.
      Yanız Mafya Eşkiyayı yalayıp yutar.

      Not: eşkıyalık tek başına yapılmaz, ekip halide, ve genelde zenginlerden zorla alır kendileri ile birlikte ihtiyaç sahiplerine’de dağıtırlar.
      Rus işgalı sırasında eşkiyalar gündüz dağda gecede köyler ve ruslara ait depoları basıp yağmalarımışler.

      ,

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız