Birbirine benzeyen gazeteler ve hep aynı şeyler yazan yazarlar.. ‘İlişki ve yalakalık ağları’ eleştirisi…

15

Geçmiş zaman, medyadan önemli bir isimle sohbet ederken, bizler gibi dışarıdan bakanların fazla fark etmediği bir baskıyı üzerlerinde hissettiklerini ondan dinledim. O kişi, benim o günlerde yazdığım gazetenin adını anarak, “Bizim gazetenin de ona benzemesi isteniyor” dedi.

Hatırlar mı bilmem, ama ona şu kısa cevabı verdiğimi dün gibi hatırlıyorum: “Herkesin benim yazdıklarımı yazdığı bir ülkede yaşamayı en başta ben istemem…”

Her alanda farklılıklar herkes için hayırlıdır. Tek tip yaklaşım ve hep aynı görüşün hakim olduğu ortam kısırlık yapar. 

Basılan gazete, okunan gazete

Gazeteleri bayiden alıp sayfalarını çevirerek okumayalı neredeyse beş yıl olacak; her gazeteye internet üzerinden erişiyor ve yazarları da yine dijital ortamdan okuyorum. Bu sebeple de içine düşülen vahametin tam farkında olduğum söylenemez. Sonuçta basılı gazetelerde yazarlar olduğu gibi, yalnızca internet üzerinden ulaşılabilen farklı görüş sahibi yazarlar da var. 

İnternet ise farklılığı, çeşitliliği, renkliliği sağlıyor.

Anlaşılan gerçek internette olduğundan daha farklı.

Bunu da, kendisini başkalarından farklı bir zemine oturtmaya çalışan bir köşe yazarının bugün yazdıklarından öğrendim.

Reklam

En iyisi birlikte okuyalım:

“Bizim tarafın sorunu da doğru pozisyonu alıp doğru yalakalık ilişkileri kurduktan sonra 1 kişinin bile okumayacağı yazılar yazsanız da çok okunan bir yazarla aynı kefeye konmanızdır. Sıfıra yakın reyting de alsanız programınızın aynen devam etmesidir. Yani yeteneksizliğin ve korkaklığın ödüllendirilmesidir. Okunmak ve izlenmek değil, ilişki ve yalakalık ağları kriter olmuşsa orada iş biter. Hatta çok okunan ve çok izlenen, yani toplumun merak ettiği biriyseniz başınıza bela gelme olasılığı daha fazla. Nitekim medya tarihinde böyle olaylar da yaşadık. O yüzden bizim kanatta da köşe yazarları ‘Yaşayan ölü’ olmayı tercih ediyor. Birey olarak yok hükmündeler.”

Aslında bu satırlar bir yıl öncesine aitmiş, ancak köşe yazarı bir yıl önceki bu satırlarını “Nasıl, dediğim doğru çıkmadı mı?” demek için bugün de tekrarlama ihtiyacı duymuş.

“Hürriyet elimizde tamamen bitti” de diyor yazar.

Allah, Allah…

Üzücü bir durum bu. Bir zamanlar ‘Babıali’nin amiral gemisi’ diye anılan bir gazetenin bugün okurlarını büyük çapta kaybetmiş bir iç haberleşme ceridesi durumuna düşmesine sevinenler vardır belki, ama ben onlardan değilim.

El değiştireli çok olmadı; kendisini ‘bizim taraf’ dediği iktidar yanlısı bir cepheye atfeden yazarın dediği doğruysa, satış için ayrılan kaynağa yazık edilmiş oluyor. Gazeteler itibarlarıyla ayakta durur çünkü. Onu kaybettiğinde sadece görüntüsü ucuzlamaz, maddi değeri de düşer.

Bazıları “Bu dönemin amiral gemisi Sabah gazetesi, bu sebeple yeni satın alınanların gözden düşmesi fazla önemsenmiyor” iddiasını ileri sürse bile, sonuçta sahibi açısından değeri düşen bir gazeteye sahip olmak ekonomik açıdan da tahammül edilebilecek bir durum değildir.

Reklam

Gazetelerin kimlikleriyle fazla oynanmamalı.

Oynanırsa iyi olmaz.

Eleştirilerden haberdar olsunlar diye

Makinadan çıkan bir gazeteyi bütün tazeliğiyle ele alıp mürekkep kokusunu içine çeke çeke sayfaları çevirmenin keyfini yaşayan bilir. Acaba gazeteleri çıkaran kadrolar bugünlerde de aynı keyfi yaşıyorlar mı? Yoksa, sayfalar makinaya verildikten sonra baskıdan çıkan nüshayı beklemek içlerinden gelmiyor mu?

Bu son soru beni günümüzün gerçekliği olan ve medyada farklılığı sağlayan basılmayan gazetelere yönlendiriyor; yalnızca internet üzerinden yayın yapılan sitelere…

Vaktiyle bildik gazetelerde yazan pek çok meslektaş bugün yine yazmayı sürdürüyor, ama bu imkanı onlara internet üzerinden yayın yapan haber siteleri sağlıyor. Ayrıca, daha önce varlıklarının farkına varılmamış pek çok yeni isim de yine aynı siteler sayesinde görüşlerini geniş kitlelerle paylaşma imkanına kavuştu.

Bir yanda hemen her gün aynı konulara birbirine benzer üslupla yaklaşan yazılarla dolu basılı gazeteler, diğer yanda her biri diğerlerinden farklı görüşleri en taze yorumlarla anında okur önüne sunan haber siteleri…

Pek çok yeni ismin şikayete konu olan gazetelerde yazanlardan daha fazla okunduğunu düşünmem için o kadar çok sebep var ki…

Dikkate alınıyor ve tartışılıyorlar çünkü. 

OcakMedya sitemizin yazarlarının gördüğü ilgiden de biliyorum bu gerçeği.

Türün en iyilerinden t24 haber sitesi geçtiğimiz günlerde 10. yılını doldurdu. Kendilerini tebrik ediyorum.

İleride bu günleri yazacaklar için en sağlıklı malzeme haber sitelerinde bulunuyor.

Yukarıda alıntıladığım eleştirel satırlar bir yıl önce yazıldığına göre, orada yer alan eleştirilerin bu bir yıl boyunca hiç dikkate alınmamasını ilginç buldum.

Birbirlerini de okumuyorlar galiba.

Zaten bu yazıyı o eleştirilerden hiç değilse benim sayemde haberdar olabilsinler diye yazdım.

ΩΩΩΩ

15 YORUMLAR

  1. Doğrusunu söylemek gerekirse basın (medya) eskiden de pek iyi durumda değildi. O zaman askeri vesayet rejimi güçlü olduğu için ondan cesaret alarak sağ partilere ve özellikle aşırı sağa karşı oldukça ağır makaleler yazar, haberler yaparlardı. Bir süredir AKP=Erdoğan iktidar gücünü elinde bulundurduğu için basın (medya) bu sefer ağırlıklı olarak onun yanında yer aldı.

    Fakat samimi olarak ifade edeyim ki ben böylesi bir hadsizliğe şahit olmadım. Aradaki fark sadece haddini öncekilerden daha fazla aşmak da değildir.

    Basit bir örnekle ifade edersek, öncekilerin hadsizliği Akdeniz kadardı, bunlarınki Atlantik Okyanusu gibi oldu ve hatta Pasifik Okyanusu’na açıldılar.

    Yaşanarak görülen odur ki, sol ve sağ laik kesimlerin hadsizlikte bir kırmızı çizgileri varmış, ondan öteye geçmiyorlarmış. Fakat dinci-dinbaz kesimin (müşrik Müslümanlar) hadsizlikte kırmızı çizgileri yok, onlar sıkışırsa mızraklarının ucuna Kuran sayfaları bağlayıp savaşıyorlar.

    Fakat endişeye mahal yok, Türk Milleti gereğini yapacaktır, hatta yapmak üzeredir. 2010-2020 dönemi 10 dakikalık bir reklam arası olarak kalacaktır. “M.Kemal’e zerre muhabbeti olan cenazeme gelmesin, vasiyetimdir” hatta “Yunan kazansaydı daha iyiydi” diyen zihniyete övgüler düzenlerin zihniyeti M.K.Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nde kalıcı olamaz.

    M.K.Atatürk’ü giderek daha iyi anlıyorum. Eğer O devrimlerini yapmayıp zamana bıraksaymış, Türkiye bugün Suriye ve Irak’tan farklı olmazmış. Allah ondan razı olsun, ruhu şad olsun.

  2. Evet ,maalesef basının şeref ve haysiyeti yerlerde sürünüyor ! Ben okuyacak gazete bulamıyorum ;hepsi ideolojik ve taraflı ! Allah sonlarını hayrelesin ! Ben bu vesileyle biraz farklı bir konuya temas etmek istiyorum : Ne yazık ki bir çok köşe yazarı okuyucu yorumlarına yer verme tenezzülünde bulunmuyor ,bunların hepsini kınıyorum ! Kendileri çalıp kendileri oynuyor . Okuyucusuyla temas kurmayan bir yazarı doğrusu anlamıyorum; akıl akıldan üstündür ; kendilerini her konuda maşaallah profesör sanıyorlar !!1

    • yoruma tahammül bile edemeyenlerin yaptığı ‘kalemini silah gibi kullanma” hatta son trend: utanmaz trolcülük safhasına geçmesi ni biz tenezzül edip gözlemliyoruz. tarihin çöplüğünden yer ayırtıyoruz meraklanmasınlar..

  3. Çeyrek asır önce! Amiral gemısının temellerı atılırken kaptanın emrınde çalisacak ve karşı çıkmayacak, mürtabat yetiştirmek ve kendisininde aslında mesleğı kaptanlik olmamasına rağmen gemiyi tamamen emrine alabilmek için, düşman olarak gördüğü, dığer gemilerden, işin inceliğini öğrenebilmek gayesi ile yakın dostluklar kurdu.(Gülen ve Furkan cematlari)
    Daha sonra,maksadının işin inceliğini değil, saltanatıni kurmak olduğu için önce çevresine emrinde çalışabilecek ne kadar cahil hiç bir işten anlamayan menfatlari için en yakınlarıda olsa harcayan ınsanliktan haberi olmayanları topladi ve tam gayesine ulaştı.
    Bu sefer onun niyetini anlayanlari ve karşı cıkanları, engellemek istedi isede, o etrafindakileri coktan halletmiştı ve hirsinin zirvesinde her tarafi yakip yıkarkmasına rağmen hep mağdurlari oynadi.

    Kaptan, yetiştirdiği muratabatları muazzam bir şekilde ışınladı, ve ışinladiklarınin kumandasini eline alıp onlari ortaliğa saliverde.

    O, Işinlanlara değişik görevler verdei, onların arasinda her meslekten emrine emade trolleri var…!!!! Biz bunu biraz kıbarlaştiralım ve balikçilarin balıklari tuzağa duşurdukleri olta değil ağ olarak değiştirelim.
    Çünkü, onların gayesi insanlara toplu tuzak kuruarak hayatlarina son vermek.

    Konumuz medya olunca örnekde medyadan olsun.
    Işnlanmişlardan en fazla nasibini alanlarin başinda! Ocak Medya, ve Fehmi Koru gibi dürüst gazeticiler ve onlarin gerçek okurlari.

    F Korunun, sitesindeki trollere neler yazacaklari ve kime saldiracaklari emri gelir gelmez. O kadar saçmaliyorlarki aldiklari cevaplari dahi saptirip herkesi kendileri gibi zannederek komik duruma düşerek cahaletleri ortaya çıkiyor.

    Bu tip basitlikleri değişik birkac örnekl vererek yorumumu noktalıyayım.
    Burada yazilanlari okuyup haberdar olanlar aylar ve yillar sonra kendileri dunyaya gelmeden yazilmiş bilgileri doğmadan okumuş olmalari …!!!!!! Diğer birisi yoruma verecek cevap bulamayinca kalkip beni trol yapiyor ve işsiz kalanlara sevinmemi tavsiye ediyor.
    Ne olduğu teşhir edilince havuz televiziyonlarinda koştukları hakkindaki soruya cevap olarak saçmaladiğinin farkina dahi varmayacak cevap adi altinda olayi saptirmaya gayret ediyorlar.
    Çok bilmişler ya!

    Onu bunu bilmemde ister googldan isterlersede onlarin zalimlere desdekleri ile hayatlari karartilmiş insanlarin ellerindeki ve sitelerindeki bilgileri dahi silseler.
    Allahın hem burada hemde ebedi hayatta gazabindan kaçamazlar.
    Cünku Yaradanin iyi işinde kötü işinde yapanlarin kayitlarini kimseler silemez.

  4. daha dünkü tan, günaydın gazetelerini, o dönemin civcivli yazılarını, yazarlarını, etkilerini bilemiyoruz! haberimiz yok! cumhuriyetin ilk yıllarını, hatta osmanlının son dönem yazı dünyasını…
    namık kemlleri, halide edipleri, ali kemalleri, m. akifleri nasıl bileceğiz?
    geçmişi ni bilmeyen toplumlar, özellikle gençler doğruyu nasıl bilecek? nasıl bulacak?
    memlekete ayar veren gazete yazarı olur mu?
    siyasetçiyi pijamayla karşılayan patron varmış!
    yoksa; benim yazarım! benim şarkıcım! benim siyasetçim! aynı kişi mi?
    nayıırrr!!! nolamaz!!! allahımmm!!
    eğer böyle bir kişi varsa kaç tane sözleşme yapılmış olmalı? 3? 5?
    beşte yetmez 7 taneee ver allahım ver! ver!
    hele bir yazar varmış parti bile kurduruyormuş!
    hey allahım hey! hey!
    hele bir partonvari varmış ülkenin ekonomisini kurtarmış!
    özal zamanın da da vardı, çiller zamanında da vardı hepsini keşke aynı ansiklopedide birlikte yorumsuz okuyabilsek!
    hele bir hem gazeteci, hem tiii viii ci, hem bankacı, hem telekoncu, hem off be off sorcu, hem siyasetçi, daha bilinmeyen birçok meslekçi iş adamları vardı.
    bunların anılarını üniversiteler okutmayacak mI?
    bu kadar tecrübeler, birikimler boşa mi gidecek?
    size ne kardeşim particinin işinden?
    partici başka, hukukçu, başka, medyacı başka.
    senin işin bunlar arasında aganigi işleri organize etmek değil, öyle birşey olursa:
    ben kavede oturan işsiz garibana duyrmk ki;
    okey çeviriken iki çif laf konuşalım, memleketi kurtaralım değil mi ama?

  5. Birileri yanlış yapmaya köleler gibi mecbur ve mahkum ise, emrindekiler de yanlış yamaya mecbur ve mahkum.
    Hak-hukuk yolunda manevra alanın sınırsız olmasa bile oldukça geniştir.Sağa , sola dönebilirsin, özür dileyerek yada hatanı telafi ederek geri dönebilirsin durabilirsin, hızını ayarlayabilirsin.
    Hukuksuzluk yolunda ise saydıklarımın hiç birini yapamazsın. Bu yol tren yolu gibidir. Raylar nereye götürür ise oraya gidersin.Tarih daha sahil-i selamete götürdüğünü yazmamış.Bir de hızını devamlı arttırmak zorundasın.Haksızlığın dozunu devamlı artırmak gerekir.Eroin bağımlıları gibi. Azaltırsan yada kesersen ölürsün.
    Bu bağlamda medya da yalanın dozunu arttırarak devam etmek zorunda
    Bakalım günümüz Türkiyesi tarihi tersine çevirebilecek mi?

  6. Medya, Gazeteler ve yazarlar : Didem hm’in O haber kanalından aktardığı manzara, gazetelerdeki yazılar ve yazarlar, aynada ne kaldı ? gösteriyor. En çok okunanın – istemiyerek de olsa – sayısı -trajı- ne ?
    Şöyle de denebilir mi, acaba ? Hiçbir birikimi olmıyan, temin edemiyen, Osmanlı görgü ve Kültüründen zerre nasip alamamış, son temsilcilerini değil, onları görenleri bile görememiş insanların Kültür ve ahlak seviyelerini seyrediyor ve tahammül edene kadar okuyoruz. OKUYAN, SEYREDEN BİR KAZANÇ, katkı SAĞLIYOR mu ? Gerçekten, yolun sonu görünüyor… Bereket ki, magazin, spor ve müstehcenlik konu ediliyor !
    Bereket ki, Murat Bardakçı, Taha Akyol, Hayati İnanç, İlber Ortaylı … gibi birkaç tarih birikimi ve araştırması olan kişiler var. Beğenirsin-beğenmezsin o ayrı mesele. Önemli olan kalite, işkembe
    çorbası karın doyurmuyor.
    Herkes eğitimden şikayit ediyor ama….. Osmanlı, Cumhuriyetin İlk ve Menderes dönemleri ;
    hiç araştıran da yok ! galiba. Para, para, para ; yaşa,yaşa,yaşa. Kubur faresi hayat, meselesiz, çilesiz

  7. İnsanlar Bir Dünyaya Kulak Kesilmişse Öbürüne Sağır!

    Yalaka ve yandaşlık her zaman vardı olacak. Bu yazarlar okur tarafından ismen bilinip, kolayca farkedildikleri için çok da sorun yok aslında. Bu gün asıl tehlike bir tarafın kendi tarafını sütten çıkmış ak kaşık, dürüst gazeteci, gerçekleri yazan gazeteci, cesur gazeteci olarak tanımlaması öbür tarafı da kısaca “trol” yada “yandaş” olarak nitelemesi.
    İşçi ölümlerini sömürerek kendine yer eden bir gazeteci İBB önünde işten kovulan işçileri ziyaret eden ak partilileri eleştiriyor. “hava alanında gösteri yapan işçileri vatan haini gibi gösteriyordunuz diyor” Mağdur işçilere hiç değinmiyor. Tveetinin altında da işçilere söven binlerce yandaşı. Halbuki madem işçi haklarından yanasın, chp ye “gezide varsınız diyarbakırda (hdp nin yanında, yanlış anlamayın annelerin yanında değil) varsınız, havaalanında varsınız niçin ibb de işten atılan işçilerin yanında yoksunuz” demiyor da ak partililere niçin varsınız diyor.
    Sonuç olarak sosyal medyada herhangi bir tag altında 10 tane iktidar yanlısı tveet varsa 90 tane trol iktidar karşıtı var. Buna rağmen sesleri çok çıktığı için trol ve yandaş yakıştırmasını da karşı tarafa yamayabildiler.
    Aynı yazar makam aracı şovunun gerçeğini yazıp halkı aydınlatacak yerde araç kirası ile asgari ücreti karşılaştırıp suyu bulandırıyor. Mevcut ibb başkanı zembille gelmedi onun başkanlık yaptığı Beylikdüzü Belediyesine bakılsın bir araç kaça kiralanmış kaç araç var.

    Neyse lafı uzattım, basın camiasında sıkıntı bir değil bin. Yozdil diye bir yazar var daha kötü ne olabilir.

  8. Hurriyete ne olduğunu herkes biliyor. Bir muhalif susturuldu, susturabilmek için 15 yil ugrasildi, sonunda amaca ulasildi. Susturma sureci boyunca akli basinda yazarlar uc maymunu oynadılar…

  9. Uygarlık
    İnsanlar 60.000 senedir uygarlaşmaktadır. Toplayıcılık döneminde insanlar bize ateş ve teknikleri bıraktılar. Çok az bilgimiz vardı. Avcılık döneminde avlamak için taşlardan aletler yaptılar. Yığınla kültür var elimizde. Yazı icat edildi. Matbaa icat edildi. Şimdi bilgisayar icat edildi.
    Her yeni uygarlık yeni imkanlar sağlar ve bu yeni imkanlar yeni kurumları oluşturur. Bilgisayar çağına, yirminci yüz yılın ikinci yarısına geçmeye başlanmıştır. Bugün yeteri duruma gelmiştir. Henüz tamamlanmış değildir.
    Matbaa basını, bilgisayar basını haline gelmiştir. Henüz geçiş tamamlanmamıştır. Bize göre gelecekte günlük gazete olmayacaktır. Günlük haberleşme internetten sağlanacaktır. Bununla beraber hala basılı yayına ihtiyaç devam edecektir. Günlük gazete yerine haftalık dergi olacaktır. Yazarlar orada okurları ile buluşacaklardır.
    Bugün sadece internette yayınlanan gazeteler, haftalık dergiyi de çıkarmalıdırlar. Derginin özelliği raflarda saklanabilmesi ve yılda 52 sayıyı birleştirmesidir. 32 sayfalık bir dergi birikimi ile 1500 sayfalık cilt yapar. Belki boş yerlerine notlar da konmuş olur. 50 sene okur, 10.000 sayfalık hatırasını bırakarak ölür kişi. Bunlardan bir kısmı varisleri tarafından korunarak tarihe yazılı malzeme haline gelir.
    Çocuklar atalarını dergilerini sürdürerek aile tarihini yazmış olurlar.
    Yaşayan ölülerden on yazar bir araya gelir ve “Biz bu dergide yazarız.” derlerse, Akevler’in bu dergiyi finanse etmesi için ortaklarına öneride bulunabilirim.

  10. “411 el kaosa kalktı”,”Topyekun savaş”,
    “Gerekirse siah kullanırız”manşetlerini atan,uzun yıllar boyunca başörtülü memur,okullarda mescit avına çıkan,milletin tepesinde boza pişiren bir gazeteyi yöneten kişi hala o gazetede
    yazarlık yapıyorsa o gazetenin taraf değiştirdiğini zannetmek safdillikten başka bir şey değildir.

    Her gazete ayrı bir yol tutturabilir,her yazarın ayrı bir fikri olabilir.Olması gereken de budur.Herkesin aynı şekilde düşünmesi gerekmez.Yukarıda manşetlerinden bahsettiğim gazetenin yaptığı ayrı bir yol tutturmak değildi, ceberutluktu.Yerine göre hülümetler kurdu,hükümetler yıktı.Siyasetçilerin gözünü yıldırmıştı adeta.Kendi çıkarları için hükümetlere istediklerini yaptırıyorlardı.Uzun yıllar Türkiye’yi bunlar yönetti desek yeridir.

    Birileri bu gazeteyi kendi tarafına çekmek için bir kaynak ayırdı ise,Fehmi Bey’in
    dediği gibi ayrılan kaynağa yazık.Velakin
    halk ve hükümetler üzerindeki ceberutluğunun sona ermesi hayırlı olmuştur.Artık yazarlarını kaale alan yok.

    *****

    Fehmi Bey’in yazacak gazete,çıkacak ekran bulamıyorum diye yakınmasına hiç
    gerek kalmadı bence.Sanırım yakınmayı da bırakmıştır kendisi.Aksi takdirde bu yazısı anlamsız olur.Zaten yakın bir gelecekte kağıda basılan gazete kalmayabilir.

    Öte yandan gazetecilik diye bir meslek kalmadı desek belki biraz abartılı olur ama
    pek de yanlış olmaz.Eli kalem tutan, söylenecek sözü olan herkes olmuş
    bir gazeteci. Sosyal medyada, internette her türlü haber ve fikir hızlı bir şekilde dolaşıyor.Bu günün haberlerini
    okumak için yarının gazetelerini kim bekler?Evime gelen gazeteyi üst üste yığıyorum,bazan 15 günlük,1 aylık gazete
    birikiyor boş bir vaktimde hızlı bir şekilde
    gözden geçiriyorum hepsini.

    Hülasa gazetelerin de,gazetecilerin de bir havası kalmadı.Gazeteden maksat haberse millet gene habersiz kalmıyor. Gazeteciler sabah akşam “Gel ha gönül havalanma” türküsünü çağırsalar yeridir.

  11. Bazen adamı yerinden zıplatacak kadar iğneliyorsun ya Fehmi bey; okuduğunda bu yaklaşımına ne cevap verecekler bilemiyorum. Bari, “haklısın Sn. Koru” diye iç geçirdiklerini hissettirseler ya…

    Bu olmaz, olsa da boşuna olur, çünkü; istenen medya düzeni bu..doğruları gördükten sonra ve hele eleştirel yaklaştıktan sonra, aynı medya düzeni içerisinde devam etmeye ne demeli? Bu, söylediklerine/yazdıklarına kendilerinin de inanmadığının teyidi. “Yaşayan ölü” olmaya razı olmak…

    Kutuplu medya düzeninde birebir olmasa da yazarlardan benzer içerikli ve aynı muhtevayı yansıtan yazıları vakti zamanında sağ-muhafazakar basında da görmüştük. O zamanda aynı kanaate sahip miydiniz bilemem; hani şu “Herkesin benim yazdıklarımı yazdığı bir ülkede yaşamayı en başta ben istemem…” dediğiniz; hep bu ülkede yaşıyor olduğunuza göre onları da görmezden gelmişsiniz demek.

    Yok yok, bu benim dediğim nispi bir şey, hakkınızı teslim ediyorum; gerçekten bir süre ara vermeme rağmen 90’lı yıllardan beri sizi hep takip ederim; farklısınız! Farkınızın hakkını da teslim ediyorum ki, “medeni ölü” olmaya itildiğiniz günden beri yazdığınız “onuncu köy” marifetiyle giyotinden başınızı aldınız ya; benimle beraber binlerce okurunuz da sizi takip etmekle bu hakkınızı teslim ediyorlar zaten. Helal olsun.

    Ben de bir gazeteyi elime alıp, kağıdının/mürekkebinin kokusunu soluyarak okumayalı uzunca zaman oldu. Her hal, günümüzün trendi bu: Dijital yayıncılık..basılı yayın, gazeteler artık teberrüken yayımlanacaklar galiba..hani hatıra olsun kabilinden veya gazete kolleksiyonerleri için birer kaynak misali…Hem basımı için hem de ayakta kalabilmeleri için harcanan kaynağa yazık..hele çalışanları ile yazarların emeğine ne demeli?

    Yazık, çok yazık!

    Aslında hiç biri, şöyle gazeteyi eline alıp, yaprağını çevirirken hışırtısı eşliğinde yudumladığı çay veya kahve eşliğinde okunan gazetenin keyfini vermiyor; gözünü de yormuyor insanın.

    Yeniden aynı atmosferi yaşar mıyım bilmem!

  12. Dün akşam bir haber kanalında bir tartışma programı izlemeye çalıştım. Genel tavır karşındakinin cümlesini bitirmesine izin vermeden, aslında ne demek istediğini toparlamasına zaman tanımadan sözlerine müdahale etmek şeklinde, hatta sert tartışmalar, uzun süre aynı anda bağırışmalar arada hakaretler oluyor. Yurt dışını da sayarsak bu programları potansiyel olarak yüzmilyonlarca kişi izliyor. Bu katılımcılar milletvekili, gazeteci, hukukçu, araştırma şirketi sahibi, sivil toplum örgütü yöneticisi tamamı tanınmış kimseler. Merak ederim kendilerini izliyorlar mı diye. Toplumun bu kesiminde insanların birbiriyle iletişimi bu kadar sıkıntılı iken insan diğer kesimlerinde olanlara şaşmamalı. Bütün ailelerin yok olduğu trafik kazaları, dövülen hamile kadınlar, kadın cinayetleri, komşu kavgaları…
    Tartışma konusu istanbul belediyesindeki makam araçlarının durumu. Her gelen yönetim israfı konu başlığı eder, ediyor zaten. Bir öncekinin acıklı halini gözler önüne sermek ister. Akp de iktidara geldiğinde israf meselesinin altını çizmiş olmalı, bilenler, hatırlayanlar anlatsın. Lakin yönetimlerin geldiğinde ne yaptığına değil, giderken ne bıraktığına bakmalı değil mi? Türkiye de 115. 000 adet makam aracı varmış, bu rakam fransa da 2000, ingiltere de ise 90 imiş. Bir iki gündür olan yorumlarımı alt alta koyunca bu rakamlar bana makul geldi. Bu toplumdan bu rakam çıkıyor, o toplumdan o rakam çıkıyor yani herşey kendi doğası ile uyumlu. Kedi havlamaz, köpek miyavlamaz.
    Fehmi beyin bugünkü yazısına gelirsek neredeyse aynı cümlelerle aynı soruna dikkat çektiği belki 300 kadar yorumu var ama yazı dünyamızda değişen bir şey yok. Çünkü pekçoğunun topluma fayda üretme, hizmet etme, doğru bilgilendirme, kalkındırma gibi bir derdi yok, kendime ne fayda sağlarım, kime kaça giderim, orda ne kadar kalabilirim telaşı var. Belki nasıl olduğumuzdan ziyade neden böyle olduğumuz üzerinde durmalı/durmalıyız. Amaç çözüm olmalıdır. Neden üzerinde durmak çözüm için faydalı bir önceldir, aydınlar ve tabii hepimiz sorundan çok nedenler ve çözümler üzerinde tartışmalıyız. Toplumsal bir iyileşme seferberliği başlatmalıyız.

    • Didem hanım, yani çalışanın yıllık 51 bin euro ücret aldığı İngiltere’de 90 makam aracı varken çalışanın yıllık yaklaşık 8 bin euro alabildiği 9 milyona yakın da işsizin olduğu ülkemizde 115 bin makam aracı olması size makul mü geldi?

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız