“Dün dündür” der politikacı.. Aynı sözü kalemler de söylemeye başladıysa? – Bu bir medya eleştirisidir…

19

Kıdemli bir meslektaş kendisinden daha kıdemli bir başka meslektaşa atfettiği bir benzetmeyi bir ara sıkça hatırlatarak gazeteci-politikacı ilişkisi hakkında tarafları uyarırdı. Benzetmesi şuydu: “Gazeteci ile dostluk bir numara küçük ayakkabı giymek gibidir; arkadan vurur.” 

Bu iki meslek, görev tanımları gereği, dostluğu kolay kaldırmaz.

Siyasetle ilgilenen, o alanda görevler üstlenmiş kişilerin her birinin dağarcığında, ‘dost’ bildiği bir veya daha fazla gazeteci tarafından kendisine yaşatılan hayal kırıklıkları vardır. Mutlaka vardır. 

Ayakkabı iki tarafta da arkadan vurur

Peki ya gazeteci milletinin yaşadığı hayal kırıklıkları?

Her insan gibi ‘gazetecilik’ mesleği mensuplarının da siyasi eğilimleri vardır, bu da yazılarına bir biçimde yansır. Eğilimlerini temsil ettiğine inandığı partiyi veya kişileri diğerlerinden daha fazla kendisine yakın bulur gazeteci, bunu haberlerinden veya yazılarından anlarsınız.

Çoğu kez politikacılar da kendilerine inanan, güvenen gazeteci ve yazarları hayal kırıklığına uğratır.

Süleyman Demirel cumhurbaşkanı olduğunda, siyasi hayata girmesine ve lider arayan Adalet Partisi’ne genel başkan seçilmesine haberleri ve yazılarıyla vesile olmuş eski gazeteci dostu Cüneyt Arcayürek’i kendisiyle birlikte Çankaya Köşkü’ne taşımıştı; basın müşaviri olarak… Cüneyt Arcayürek orada geçirdiği yıllarda bizzat tanığı olduğu olayları sonradan çok sayıda kitabına malzeme yaptı.

Reklam

Demirel bir numara küçük ayakkabı giymiş gibi kendisini hissettiğini belli etti kitaplar birbiri ardına raflarda yerini almaya başladığında…

Ancak Arcayürek’in kitaplarına sinmiş havayı koklamasını bilenler, ikili ilişkide esas hayal kırıklığı yaşayanın yazarın kendisi olduğunu mutlaka fark etmiştir. 

İkili ilişkide kantarın topuzu her zaman gazetecinin aleyhine çalışır.

Hakkında hep iyi hisler beslediğim şimdi rahmetli olmuş bir politikacı bana da büyük bir hayal kırıklığı yaşatmıştı. Hakkında ciddi ithamlar taşıyan bir haberi mahkemeye taşımıştı o politikacı; değerlendirmenin kaynağı olan yabancı yazarın güvenilmez biri olduğunu yargıca kabul ettirmek istiyordu. O yabancı kaynağın ne kadar güvenilmez olduğuna dair geçmişte bir şeyler yazmıştım.

Bir gün randevu alarak bir avukat yanıma geldi. O politikacının avukatıydı ve istediği de kaynakla ilgili yazılarımı mahkeme heyeti önünde tekrarlamamdı. 

“Elinizde yazılarım var, onları mahkemeye sunun” dememe “Sizin mahkeme heyeti karşısına bizzat çıkarak onları tekrarlamanız önemli; müvekkilim sizden bunu bekliyor” cevabı geldi.

Daha önce zaten bildiğim gerçeği o gün bir kez daha anladım: Politikacı için en önemli değer kendisiydi; gözünde başkalarının zerre kadar değeri yoktu. Herkes, en yakın bildiği insanlar bile, kullanılması gereken birer piyondu onun gözünde.

Hayal kırıklığımın derecesini anlatamam.

Reklam

Bugün ve basınımız

Bugün neden bu konu?

Şundan: Günümüzde görev tanımlarını ‘yakınlık duyduğu politikacıları övmek’ olarak belirlemiş geniş bir kitle var medyamızda. Politikacıların her sözünü mutlaka sahip çıkılması gereken düz ve temiz bir çizgi olarak değerlendiriyor bu kişiler. Geçmişte yazdıkları ve yaptıklarıyla taban tabana zıt tavırlar sergileyebiliyorlar. Bir zamanlar politikaya soyunmuş ‘liberalin en hası’ iki kişinin hemen yanı başında yer aldığını hatırladığım bir yazar sözgelimi; bugün tam tersi politikaları hararetle savunabiliyor…

Yukarıdaki paragrafı okuyunca “Acaba beni mi kast etti?” sorusunu soracak birden fazla kişi çıkacaktır.

Hadi onun çelişkili tavırları arasında birkaç on yıl var; bazıları fazla uzak olmayan geçmişte yazdıklarını şimdi yazdıklarıyla yalanlayabiliyor. Hatta, geçen hafta “Ne iyi” diye övdüğü bir politik çıkış bu hafta politikacı tarafından atılan geri adımla boşa çıktığında, bu defa o geri adımı “Aman ne iyi” diye yere göğe koyamayanlar da var.

Bugünkü gazeteler bile o tavrı sergileyen yazılarla dolu.

İktidara yakın olanlar arasında da var böyleleri muhalefete yakın olanlar arasında da.

Yazıların hepsi arşivde yerini alıyor doğal olarak.

Bir numara dar ayakkabı her gün iki taraflı olarak arkadan vuruyor.

Kitaplığımda hep en görünür yerde tuttuğum ve gözümün önünden ayırmak istemediğim kitaplar arasında en başta darbeler öncesi ve sonrasında bizim basınımızda çıkmış ibretlik yazıları toplayan eserler bulunur. [Hayati Tek’in ’Darbeler ve Türk Basını’ ile Mine Söğüt’ün ’Darbeli Kalemleri’ bu alanda birer başyapıt sayılabilir.] 27 Mayıs’tan (1960) 28 Şubat’a (1997) kadar her darbe basınımızdan şöhretli pek çok kalem için birer utanç galerisidir. 

İleride bugünleri yazacak olanların da elinde çok malzeme olacak.

Ne yazacaklar?

ΩΩΩΩ

19 YORUMLAR

  1. Dünkü konu ile ilgili üçüncü yorumum gecikti.
    Öncelikle, ak partinin görevden almaya ilişkin gerekçesinden başlamak gerekirse, tamamen uydurma.
    – Çünkü, eğer, bu adamların bir suçu varsa, polis, mit, savcı ve hakimleri var. mahkemeler böyle bir suç işlediğini sabit görürlerse (gerçi artık türk mahkemelerinin böyle bir kararı da tartışmalı olur ama..) adamlar gerekli cezayı alırlar. Böyle bir durum yokken, içişleri bakanlığı örgüte yardım ettikleri gerekçesi ile görevden alıyor. oysa polis ve jandarma da içişleri bakanlığına bağlı ve eğer herhangi bir suçu varsa, bunu çok kolaylıkla delillendirebilirler.
    – geriye akp partinin görevden almasının esas mantığını ve görevden almalara karşı ortaya çıkan tepkilerin değerlendirilmesi kalıyor.
    – Öncelikle, ak parti daha önce de hdpli belediyeleri görevden aldı. ayrıca da, seçimler sonrası bazılarının mazbatalarını vermedi vs. Ak partinin bu yasadışı, hukuksuz uygulamasına karşı, kayyım atanan illerde, hdp oyunu artırarak yeniden seçildi.
    – Yani akp partinin, kayyım atayarak ordaki halkı hdpden, ya da kendi ifadesiyle pkkdan uzaklaştırması mümkün değil. Uygulama tam tersi sonuç verecektir ve bunu derin devlet de, ak parti de iyi biliyor.
    – Ayrıca, bir önceki yorumumda, pkk ile ilgili bölümde, pkk’nın güçlenmesinin, şahin politikalar nedeniyle olduğuna ilişkin açıklamam var.
    – Yani, akp, böyle bir hareketle pkknın eline koz verdiğini ve pkknın kürtler arasında daha bir taraftar bulacağnı, çatışma yaşanacağını iyi biliyor.
    – Yine yani, olayın pkkyı bitirme gibi bir amacı olamaz. hem tarihte yaşananlar, hem de akıl ve mantık bunun böyle olmadığını, tam tersine pkkyı güçlendirdiğini ortaya koyuyor. yani akp, pkknın güçlenmesini, çatışmaya girmesini mi istiyor sorusu sorulabilir.
    – Kanımca, pkk ve hdpyi eylemlere ve çatışmaya sürüklemeye çalışan hükümet, hdpyi yasadışına itip, yasal olarak suç olmasa da, toplum nezdinde suçlu konumuna düşürmeye çalışıyor.
    – Bunu yaparak, karşısında tekvücut olabilmeyi bir şekilde başarmış muhalefeti köşeye sıkıştırmayı hedefliyor. muhalefetten hdpyi koparması akpnin iktidarının devamı açısından elzem.
    – Çünkü muhalefet, hdpnin de desteği ile belediyelerde seçimi kazandı ve hdpnin küçümsenmeyecek bir oy oranı var.
    – toplum nezdinde suçlu ilan edihlecek hdpye karşı, iyi parti, chp ve spnin cephe alması böylece bu cephenin bölünmesi hesap ediliyor.
    – Tabii akp ve mhp için ülkede ölecek insanların öneğmi yok. onlar kendi koltuklarını koruma derdindeler, çatışmalar olsun, insanlar ölsün, onların umurunda değil.
    – Maşallah, hdp ve pkklı yöneticiler de, ya zeka ve analiz yeteneklerinin düzeyinden ya da yöneticilerinin bizim derin devletle ilişkilerinden olsa gerek, akpnin bir dediğini 2 etmeyerek, çatışmaya yönelik çıkışlar yapıyorlar.
    – PKK için birşey diyemem, çünkü pkk ile hdp, uzun bir süredir, öyle iddia edildiği kadar sıkıfıkı değiller. hatta demirtaşın hapse atılmasını öcalanın istediği bile söyleniyor. Yani pkk, hdpnin denetiminin elinde olması için, hdpyi köşeye sıkıştırmaya yönelik politikalara (devletin politikasından bahsediyorum) bir şekilde destek veriyor.
    – Ancak hdpli yöneticilerin, bu oyuna gelmemesi, tabanını çatışma ortamında uzak tutması gerekiyor.
    – Diğer siyasi partilerin ve ülkede işleri düzelteceğini iddia eden kişilerin de, bu olaylar karşısında suskun kalmaması, seslerini daha bir gür çıkarmaları gerekiyor ki, kürtler pkknın kucağına tekrar itilmesin ve bu ülkede artık akp-mhp belası son bulabilsin.
    – “hdpliler ve diğer muhalif güçler uygulamayı sineye mi çeksinler?” diye bir soru sorulabilir.
    – Kuşkusuz sineye çekilmeyecek. zaten, herhangi bir tepki görmezse, ya da yeterince tepki görmezse, hükümetin sonraki adımın diğer iller olacağından hiç şüphe yok.
    – O nedenle de, yapılacak mücadelenin iyi belirlenmesi gerekiyor.
    – Böyle bir uygulamaya karşı yapılacak mücadele; yapılan işin yanlışlığının topluma anlatılması mücadelesidir. Bütün hdpliler, bütün chpliler, bütün spliler, bütün babacan ve davutoğlu ekibi, uygulanın yanlışlığını topluma anlatmalı. akp ve mhpnin oyununu bozacak olan budur. yoksa sokağa çıkıp gösteri yapmak olmayacaktır. sokaktaki gösterilen hdpnin toplum nezdinde suçlu gösterilmesinden ve kayyım atamasına haklılık kazandırmaktan başka bir anlam ifade etmiyor.
    – Yani, sokak gösterileri, akp ve mhpnin istediği ve hdpnin de uygulamaya koyduğu, pkknın da açıklaması ile yasadışı gösterileri zaten sahiplenip, hak arama mücadelesini terör örgütü ile ilişkilendirilmesini kolaylaştırması gibi akp-mhp iktidarına büyük hizmeti; kayyım atamalarını haklı kılacağı gibi, kayyım atamalarına karşı çıkışları da zorlaştıracaktır. Bu da, muhalefet çephesinde bölünmeye neden olacak, aynı zamanda hdpnin hak arama mücadelesinde başarısız olmasını getirecektir.
    – Artık bunu hdpli yöneticilerin idrak edebilmesi gerekiyor. İnsanlar, yıllardır siyaset yapıp da, basit gerçekleri nasıl kavrayamıyor bilemiyorum.

  2. Fehmi Koru’nun kıdemli sayılabilecek bir okuru olduğum için eski yazılarını ve polemiklerini biliyorum.
    Mesela Emin Çölaşan’la şiddetli bir polemiğe girmişti Fehmi Bey.Yazısının birinin başlığı “Yakışıyor Haspaya”
    şeklinde idi.Bu yazıyı kesip saklamıştım,yakına gelinceye kadar duruyordu.Şimdi bu yorumu yazmak istediğimde hala duruyor mu diye bir baktım,bulamadım.Sanırım bugün Emin Çölaşan’la Fehmi Bey aynı yerde durdukları için o yazı anlamsız hale geldiği için atmış olmalıyım.Hikmet Çetinkaya ile de polemikleri olmuştu. Hatta ikisi Siyaset Meydanı Özel’de birlikte ekranda da tartışmışlardı.Son zamanlarda Star’da çalışırken Ahmet Hakan’la giriştiği polemiği de takip etmiştim.

    Bugün Fehmi Koru eskiden polemiğe giriştiği kişilerle aynı yerde durduğu için bu polemiklerin anlamı kalmadı.Bunları yazmakla ne demek istiyorum?Şunu demek istiyorum:Demek ki “Dün dündür” meselesi yazarımız için de geçerli.

    • Bekir bey merhaba! Bu gün size ilkokul öğretmenimin sene kaybımdan dolayı anlayamadığım matematiği öğretme mücadelesini anlatacaktım aklıma senin dün yazdığın ” hep beraber düşünmeliyiz” cümlesi geldi gene, ne düşündüğümü anlatayım izninle.
      Bir zamanlar Türkiye’de tirajlar 5,5 milyonu gösteriyordu şimdi az önce baktım 3 milyonu görmüyor bile. 2,5 milyonluk farka ne oldu? Üstadın anlattığı sebeplerden ötürü küsüp okumaktan vaz mı geçti 2,5 milyon insan. (Kendi adıma ben ne senin bahsettiğin ne de üstad’ın bahsettiği yazarları okumuyorum. Tek sebep akıl sağlığımı koruma gayreti değil, asıl gerekçem ben ne kadar okumamak, duymamak için kaçarsam kaçayım onlardan sakınmam imkansız, bir şekilde yazdıkları konuştukları limitleri aşan yüksek volümde kulaklarıma çarpıyor zaten) Hayır vazgeçmediler, aksine sayılarına belki bir o kadar da ilave ederek okumaya devam ettiler. Sayıları bir hayli fazla olan başka dijital gazeteleri, haber sitelerini okumaya başladılar. Okuyorlar da kimi okuyorlar ne okuyorlar diye merak edersin şimdi( çok meraklısın ya ondan yani) hemen söyleyeyim örneklerle..

      Mesela Ragıp Duran’dan ” Türkiye’nin ne kadar büyük bir global güç olduğunu” okuyorlar sen de oku istersen:’Uruguay hükümet cephesi Frente Amplio senatör ve milletvekillerinden kınama:’ Türkiye başkanı Recep Tayyip Erdoğan ve O’nun İçişleri Bakanı tarafından bugün HDP belediyelerine kayyım atayarak yapılan saldırıları ve siyasi avı kınıyoruz’ haberini..

      Gene Ahmet Nesin den 15 temmuzun bilinmeyen gerçeklerini

      Mv. Sn.Ömer Faruk Gergerlioğlundan cezaevlerinde ki işkenceleri..

      Sn.Yıldıray Oğur’dan görevden alınan HDP li belediye başkanlarına atfedilen suçlamaların hukuki olmadığını çoğunun uydurulmuş suçlamalar olduğunu..

      Gene sn. Yıldıray Oğur’dan; “Avrasyacılık fikrinin ideoloğu Rus Aleksandr Dugin’nin 1997’de yazdığı Türkçe ye ‘Rus Jeopolitiği’ adıyla çevrilen ve Rus askeri akademilerinde okutulmuş kitabı The Foundations of Geopolitics:The Geopolitical Future of Russia adlı kitabında ‘Rusya’nın sekuler Türkiye ve vahhabi Sudi Arabistan’a karşı İran’la ittifak yapmasını’ teklif ederken ‘ Türkiye’nin Rusya, Ermenistan ve İran tarafından ortadan kaldırılmasını “şamaroğlanına çevrilmesi” gerektiğini yazdığını, bunun için de Rusya’nın Türkiye’deki Kürt Ermeni ve diğer azınlıkları isyana teşvik ederek Türkiye’de jeopolitik şoklar yaratması gerektiğini” söylediğini okuyorlar.
      Sadece okuyorlar mı? Aynı zamanda seyrediyorlar da. Türkiye’nin tokatlandığını tokatlayan elin de kime ait olduğunu izliyorlar.

      Başka..? Mesela Halil Berkay’ın en son tahlillerine dayanarak koyduğu teşhisi okuyorlar.( E ona da bir zahmet sen bakıver)

      Sonra..? Mesela Engin Aydın ne demiş diye bakıyorlar:( kayyım tartışmalarına dair)”… Burada Devlet Bahçeli yi bile aşan, devletin derinliklerinde oldum bittim sahibi ve Türk milliyetçiliğini savunan, Kürt halkını sürekli olarak isyan etmeye, Türkiye’yi bölmeye hazır olarak gören güçlerin bir ittifakı var. Kimilerine göre Erdoğan bunlarla buluştu, ama bana sorarsanız bunlar Erdoğan’ı esir aldı. Erdoğan’ın politikalarını bunlar tayin ediyor. Yine bazı kesimler de bu adımın Suriye’de atılacak adımların bir hazırlığı gibi yorumluyorlar. Ben buna pek katılmıyorum. Suriye’de o adımların atilamayacağı görünüyor.”

      Mesela asıl kayyım isteyenin THK başkanı emekli hava tümgeneral Boran Nogaylaroğlu olduğunu Sibel Hürtaş’tan okuyorlar. İçişleri Bakanlığından kayyım atamasını belediyelere istememiş kendisi başında olduğu kuruma istemiş.

      Şimdi, bunları ve daha ne konularla ilgili çok farklı haber kaynaklarından takip ederek biliyor milyonlar. O yüzden milyonlar gözlerini Reis kayyımı bakan Pakdemirli’ye mi yoksa THK’ya mi atayacagini merak edip gözlerini Reis’e çevirmiyorlar, çünkü biliyorlar.
      Başka kim biliyor?
      Leonard Cohen diyor ki; herkes biliyor.
      Everybody knows. İsteyen YouTube dan dinleyebilir.

  3. adamın biri aylardır tedavi görüyormuş çünkü kendini köpek sanıyormuş.
    bir gün bir dostu tedavisinin nasıl gittiğini sormuş.
    idare ediyorum demiş adam, tedavim sayesinde artık arabaların peşinden koşmuyorum…

    insan olamadıktan sonra ancak bu kadar ilerlenebilir, köpek olarak kalınır ve arabaları kovalamaktan vazgeçmek idare edilebilir bir durum olur.
    politikacı,gazeteci, doktor, aktar, işçi vs vs olmak teferruattır, insan olmak esastır.

  4. İkinci yorumum ise, kayyım olayı ile bağlantılı, ancak kayyım olayından önce, analiz edilmesi, değerlendirilmesi gereken bir konu var: o da kürt hareketi ya da kürt ulusal hareketi.
    – Kürt hareketi denilince, konuyu sürekliliği olması açısından pkk’nın sonrası dönem olarak ele alacağım.
    pkk 1978 yılında kurulduktan sonra, şiddet gösterdiği ve baskı altına aldığı kesim içinde hem kürt hem de türk solu da vardı. pekçok solcuyu öldürdü veya sindirdi. yöntemleri tam bir faşist yöntemiydi. Hiçbir aykırı düşünceye tahammül göstermeyen bir yaklaşım.
    – PKK’nın bu eylemleri, düşünce özgürlüğünü baskı altına almasının yanısıra, kürt ve türk solcularını öldürmesi nedeniyle de sola ve kürtlere zarar verdi.
    – PKK’nın esas güç kazandığı dönem ise, askeriyenin yoğun baskısının ve insanlık dışı uygulamalarının hüküm sürdüğü 12 eylül dönemi oldu. 1984 senesinde pkk, bir karakola saldırarak askreri dönemde ulaştığı gücü herkese gösterdi. Ondan sonra da bu güç ortadan kalkmadı, kaldırılamadı. Belki zaman zaman biraz geriledi, zaman zaman ise daha da güçlendi.
    – burda, özellikle kürtlere yönelik baskıların pkk’yı olağanüstü güçlendirdiğini ve bu politikaların pkkyı bitirmekten çok, güçlendirdiğini vurgulamak gerekiyor. yaşanan süreç, olayın aynen bu şekilde olduğunu, yani kürtlere yönelik baskıların, pkkya güç kattığını, sorunun daha da çözümsüz hale geldiğini gösteriyor.
    – bu süreç içerisinde, kürtleri ve sol aydınları öldüren ve farklı düşünceleri baskı altına alan pkk, kürtlerin gelişiminin önünde engel olmasının yanında, öğretmenlere ve diğer sivillere yönelik saldırıları ile, hem kürtlerin eğitimsiz cahil kalmasına neden oldu, hem de ekonomik olarak güçsüzleşmesini sağladı.
    – Yani pkk, bir taraftan muhalif olduğu için birçok kürdü öldürürken, diğer taraftan da, kendisine yönelen kürtleri çatışmalara sokarak, onların ölümüne neden oldu, ailelerinin, yakınlarının da acı çekmesine neden oldu. Türkiyenin yaklaşımı da kürtler açısından bu acıyı katmerleştirdi.
    – Eskiden, kürtlerin türkiye toplumunda bir ağırlıkları vardı. kürt sanatçılar, kürt işadamları, kürt gazetecileri vb. vb. şimdi ise bu ağırlıktan sözetmek mümkün değil. Çünkü pkk, kürtlerin gelişmesinin önünde engel oldu. En büyük zararı kürtlere verdi. –
    – çatışmalarda ölen 50 bin civarı kürt, yolsullaşan ve cahil kalan kürtler, özgür düşüncenin baskı altına alındığı kürt halkı pkknın eseridir.
    – bunlar karşılığı olarak pkknın kürtlere kazandırabildiği (bu kazanımların pkk sayesinde olduğu epey tartışılır. çünkü farklı bir yöntem izlenseydi bu kazanımlar çok çok daha fazla olacaktı), kürtçe yayın yapan televizyon ve gazete ile kürtçenin devlet nezdinde kabul görmesi. 41 yılldır kürtlerin çektiği acıların, geri kalmışlığın, cahilliğin, yoksulluğun karşılığı olarak gülünç bir kazanım.
    – Kürtlerin artık pkk konusunu ciddi olarak düşünmesi, çatışma ve kaos ortamının, şiddet ve baskının kürtlerin aleyhine olduğunu kavraması ve şiddetten yana olanlarla arasına mesafe koyması gerekmekte. Kürtler, bu mesafeyi koyabildikleri ölçüsünde hem türkiyeden destek (burdaki türkiye türk devleti değil. bunu özellikle vurgulamak istiyorum. çünkü türk devletinin karanlık adamları pkknın savaşmasını istiyorlar. onlar o şekilde bedavadan yaşıyorlar) görürler, hem de, oluşacak özgür ortamla daha az yoksul olurlar, daha eğitimli olurlar, türkiye yaşamında daha fazla yer edinirler, daha eğitimli, daha ferah yaşama imkanı bulabilirler.

      • uğur bey, açık olan birşeyi çarpıtmanın, aklamaya çalışmanın adını ben o şekilde koyabildim. kibar olarak…
        – adalet, sadece mahkemenin kararında aranmaz. adalet, kişilerin olaylara, kişilere yaklaşımında da aranır, aranmalıdır.

  5. Bugün birkaç tane yorum yazacağım. bir tanesi medya mensupları hakkında, diğer ikisi ise, dün yazmak istediğim ancak durumum uygun olmadığım konu ile ilgili olacak.
    Basın konusunda fehmi bey, herne kadar havuz medyası diye belirtmese de, havuz medyasına yönelik eleştiri yapıyor. Fakat bence, bu yaklaşım, medyanın sorumluluğu konusunda eksik kalıyor. çünkü diğerlerinin tutumları da, ülkemizin bugüne gelmesinde önemli.
    Bugün Karar gazetesinden ahmet taşgetirenin yazısı, bu noktada ele alacağım.
    Taşgetiren, yazısının bir bölümünde aşağıdaki ifadeleri kullanıyor:
    “Ak Parti bu alana devletin klasik yaklaşımından farklı davranarak, bir “Çözüm arayışı” içine girdi. Yer yer terör örgütü ile pazarlık görüntüsü kazanan bu süreçte yanlışlar da yapıldı. Daha sonra ise işe, Amerikan fitnesi başta olmak üzere deyim yerinde ise Ecinniler karıştı ve bu süreç akamete uğradı. Üstelik sürece Suriye fitnesi eklendi. Bunda Ak Parti’nin kabahati yok.”
    – Böyle bir yorum yazan bir insan, gerçekleri gizliyor demektir. havuz medyasındaki herhangi bir müsveddesinden bir milim ileri bir yorum değil.
    – Akpliler bile, çözüm sürecinin bitmesi konusunda bu kadar aklama yapmamışlar, urfada 2 polisin öldürülmesi nedeniyle sürecin bittiğini savunmaya çalışıyorlardı.
    – Oysaki, öncelikle, pkk 2 polise gelene kadar, o süreçte pekçok kişiyi öldürdü. Yani 2 polisin öldürülmesi eylemini pkk yapmış olsa bile, daha öncekilerde hiçbirşey yapmayıp, hatta operasyonları engelleyip, sonradan böyle bir gerekçe ileri sürmesi, troller haricinde kimseyi ikna edemez. Ayrıca da, 2 polisin öldürülmesi ile ilgili olarak yakalandığı iddia edilen ve pkklı olduğu söylenilen kişiler, mahkemede masum bulundu.
    – Oysa, öncelikle çözüm sürecinde, dolmabahçe mutabakanın açıklanacağı toplantıda, erdoğanın yaptığı açıklama ile masanın devrildiği, tüm herkesin gözü önünde, televizyanlarda cereyan etti ve herkes bunun, yani çözüm sürecinin kesintiye uğramasının akpnin suçu olduğunu biliyor. Böylesine açık bir duruma rağmen, bir insanın, “bu işte akpnin suçu yok” diye akpyi aklamaya çalışması, dürüst bir yaklaşım değil.
    – Yine taşgetiren, suriye konusunda da akpyi temize çıkarmaya çalışıyor. Herhalde havuz medyasında kendisine yer bulmaya çalışıyor. Ben bunun, zeka ya da analiz yeteneği eksikliğinden olma ihtimali olmadığını biliyorum. çünkü herkesin önünde olan olaylar.
    – Suriyede içsavaşın çıkmasında birinci sorumlu abd ve türkiyedir. Taşgetiren, utanmadan, akpnin bu işte sorumluluğu olmadığını yazıyor. Utanmadan diyorum, çünkü herkesin bildiği bir şeyi aklamaya çalışıyor.

  6. Gazetecilik yönetenler ile yönetilenler arasındaki haberleşmeyi sağladığı için, ister istemez siyasetin bir parçası olan meslektir. Eskiden de bugün olduğu gibi gazetecilik (medya) mesleğinde ahlaki ve hukuki sorunlar vardı. Fakat eskiyle bugün arasında şu farklar var.

    Eskiden iktidarlar başarılı icraatlarının medyada olduğu gibi yansıtılmasını, başarısız işlerinin ise fazla abartılmamasını isterlerdi.

    Bugünkü iktidar ise başarılı icraatlarının 1 ise 3 (bazen 10) olarak yansıtılmasını, başarısız icraatlarının ise hasıraltı edilmesini veya bu mümkün değilse çeşitli gerekçeler ile başarılıymış gibi gösterilmesini istiyor.

    Eskiden iktidarlar eleştiride kantarın topuzunu kaçıran gazetecilere karşı, yandaşı olan gazetecilerin yazıları ile denge kurmaya çalışırdı veya halkın ferasetine güvenirdi.

    Bugünkü iktidar ise eleştiride kalemi kuvvetli olan yazarları havuz medyasında çalışıyorsa işten attırıyor, muhalif medyada ise haklarında tazminat davaları veya şaibeli ceza davaları ile susturmaya çalışıyor.

    Yani ayakkabı artık iki numara küçük geliyor ve ancak arkasına basılarak giyilebiliyor. Arkasına basılmış ayakkabı ile de ancak yürünebiliyor gerektiğinde koşulamıyor. Bu yüzden Türkiye yavaşladı, yol alamıyor.

  7. Gazeteci değil sistem suçlu
    Kur’an’a göre birinci dini kurum namazdır, ikincisi zekattır. Zekat bölüşüm kurumudur. Namaz da zekat için vardır. “Onlar zekat için faaliyettedirler” diyor Kur’an. Yani bütün fiilleri zekat için yaparlar.
    Marks da tüm kurumları üretime dayandırır. Sermaye yazara imkan sağlıyor. Yazar hayatını ona göre kuruyor. Sonra da istediğini yazdırıyor. Yazmayanı dışlıyor.
    Hayatını yazma ile kurmuş kişi ister istemez kimin arabasına binerse onun türküsünü söyler. Çözüm nedir?
    Ben çözüm önermediğim hiçbir yazı yazmam. Çözüm, yazarı kendi arabasına bindirmedir. Yazara okuyucusu nispetinde maddi imkan sağlamadır. Yazarı değil okuyucuyu desteklemedir.
    Bunun bir mahzuru vardır. Kaliteli yazarların okuyucuları az olabilir. Sütunların %20’si kaliteli yazarlara ayrılmalı, okuyucusu az da olsa onlara yazdırılmalıdır. Onun da demokratik olması şarttır. Adil Düzen’de ilmi dayanışma ortaklıkları bu sütunları istedikleri yazarlara bölüştürürler.
    Parti kurma zamanı değil, Kur’an’a göre bir basın yayın organı oluşturma zamanıdır. Bunun için bir kooperatif kurmalıyız. Yeni parti kuracakları davet ediyorum. Gelin hep beraber olalım, adil bir medya oluşturalım. Partiyi sonra ele alalım.

    • Hamaza bey, aşağıdakı yorumund anlattıklarının hepsı doğdu. Yalnız bılıp de yazamadıklarıde var. Henüz onları kımseler casdret edipde yazamaz….
      Zaten kendısının şu cümlelerı anlayanlar için pirlantadan daha kıymetli.

      “(burdaki türkiye türk devleti değil. bunu özellikle vurgulamak istiyorum. çünkü türk devletinin karanlık adamları pkknın savaşmasını istiyorlar. onlar o şekilde bedavadan yaşıyorlar)”

      Mehmet Emın Gencının 1996 veya 97 de radıyodakı bir programına, bır hanımın bağlanarak yaşanmış bır olayı anlatırken “hayır öğle bırşey olamaz” deyıp telefonu kapatması gıbı.
      Kendisi ile karşılaştığımda, bende şahıt olduğum bır olayı ona anlatıp ve o kadını neden konuştutmadan tel kapattınız? Diye sorduğumda.
      “Henuz bu olayları çarpıtmadan açık açık anlatacak bırsını bulamassınız,” ortaya çıkarmak isteyenlerın akıbetı Uğur Mumcu gıbı olur.” Demıştı.

      Aynı lafları Kanadaya sığınmış senelerce Dağlarda sürünmüş ve görevlı olarak sığınmacı kısfesı ile gönderılmış olanlardanda dınledım…. Hıçde mıllete anlatıldığı gıbı değil, tam tersı.

      Ne dersınkz özelikle 23 hazırandan önce olanlara rağmen. Bızım mıllet halen daha bırşey anlamadı ise demekkı kurbanlığı hak edıyor.

      Hamza bey! Tebrıkler, her zamankı gıbı yorumunuz zıhın açıcı.
      Yorumlarınız bazen sansüröenırse, sakın kızıp yorum yazmyı ıhmal etmeyın.
      Hoşca kalın.

      • teşekkür ederim nurdan hanım. Çocuklarımın daha iyi bir türkiyede yaşaması için uğraşıyorum. İlk çabam onlar için. sonra da diğer çocuklar, diğer insanlar için.

        • Hamza bey, Merhaba! Ben Sabahleyın sızın yazılarınızın tamamını vakit darlığından dolayı okuyamamıştım, şımdı okudum, ve hayran kaldım.

          Değerlendırmelerınızın hepsı yüzde yüz doğru.
          Elinize sağlık.

          Sıze Çocuklarınız olduğu kadar Türkıyenınde sız ve sızın gıbılere ıhtıyacı var.
          Sızınde her zaman yazabilmenız ve çocuklarınızın başında olmanız içinde başta sağlıklı olmanız lazım.
          Allah CC derdı verdığı gıbı dermanınide verıyor.

          Japon bilim adamlarının hastalar üzerınde gerçekleştırdıklerı ilaçlarla birlıkte su tedavısı o hastaları iyileştırmışler.
          Onlarla çalışan Müslüman bir doktor İslamı kuruluşlar aracılığı ıle internetten duyurmuştu.

          Bende kendımde denedım ve bir kaç yakınımada tavsıye ettım onlarda denedı sonuç harıka.
          Benımkısı dişçı ve doktorların verdıklerı hasardan meydana gelen sınır zedelenmesı idi. Beni iki buçuk senedır tedavi eden sinir uzmanı dış prof, ilaç tedavısını kabul etmedığım için kendisine bu tedavı şeklını sorunca hemen başla demişti. En son Nisan ayında gıttığımde muayene etti ve tamamen iyileştiğimi söyledı,. Hatta o suyu sürekli iç dıyede tavsıye ettı. Bende zaten içiyorum ve süreklıde içeceğim.
          Çünkü çok faydası var.
          Yapmasıde kolay ve basıt.
          Sabah aç karınına İki su bardağı ılık su içip 45 dakıka sonra kahvaltı yapılacak. Ne kadar süre içileceği Hastalığa göre 3 gün ile 9 ay arası değışıyor.
          Benım bir yakınım aç karnına kanser ilacını içmesı gerekıyormuş oda bu su ile birlikete alıyormuş.

          Ben şahsen çok faydasını gördüm alarjı reaksıyonundan dolayı uyumakta zorluk çektığım için hiç uyku uyumayı sevmezdım ve uyumazdım, 68 yaşından sonra hemen hemen o sorunum kalmadı ve uyku uyumayı sevmeye başladım.

          Sağlıklı ve mutlu kalın

  8. Bugünler er veya geç geçecek.Bugünkülerin yaptıkları fırıldaklıkları anlatmaya da kitaplar yetmeyecek.Bence o günler gelince Yılmaz Büyükerşen’in malmumu heykel müzesi gibi bir müze açılsın.Her fırıldağın heykeli de katran kazanına batırılıp üstüne de tavuk tüyü dökülüp o şekilde teşhir edilsin.Müzenin adı da “Oryantal Figürler Müzesi”olsun.

    Çocuklarına da “ebeveyn ret ve soyadı değişikliği” dava açma hakkı verilmesin diyeceğim ama çocukların ne günahı var değil mi?

    • Gelip geçen bir esinti üstteki cümleyi yazdırdı.Onlarda biliyorlar kendilerini eleştirenlerin kendileri gibi olmadıklarını ve vicdanlarını rahatsız edecek şeyler yapmayacaklarını;belki birazda bundan bütün bu hoyratça rahatlıkları.Kendilerinden kendi iç muhasebelerini yapıp kendi pişmanlıklarıyla dönüş yapmalarını bekliyorum.Düzelmeyecek insan yoktur.

      Öte yandan geçim kapısı diyerek insanlığa sığmaz işlere imza atılmasının bir nevi mazur görülmesi görüntüsünün verilmesi dahi doğru bir yaklaşım değildir.Geçimlerini adam döverek sağlayan veya başka türlü gayrimeşru işlerle sağlayan insanlar da var.Ne olursa olsun gayrimeşru kazançtan uzak durma ahlakını kazandırmalıyız böylelerine…

  9. GEMİYİ YÜZDÜRMEK.
    Her canlı hayatini en kolay,en güvenli,sürdürülebilir ve konforlu kılmak ister.
    İnsanlar canlıların tepe noktasında olduğuna göre en büyük mücadele insanların kendi arasında olmuştur,olmaktadır ve olmaya devam edecektir.
    En büyük savaş faydanın paylaşıldığı yerdedir.
    Savaşın zorluğu ve büyüklüğü faydanın büyüklüğü ile doğru orantılıdır.
    Tarih boyunca insanlığa insanlık kadar acı çektiren başka hiçbir şey olmamıştır.
    Dinlerin dinlere veya mezheplerin,etnik kökenlilerin birbirine verdiği acılar.
    Aynı faydayı(pasta)paylaşmak zorunda olan her canlı aynı mücadeleyi vermek zorunda kalıyor.
    Aynı mesleklerde bundan nasibini alıyor.
    Herkes gibi gazetecilerin yaptığı da farklı değil aslında.
    Yazı kalıcı olduğundan,gazeteciler kabak gibi ortada görünüyor.
    Okuyucu hafızasını kaybetmediği sürece rüzgara göre yelkenin yönününü değiştirenleri çok daha rahat hatırlar.
    Birde bunu meslektaşlarının hatırlatma isteğinin dayanılmaz cazibesi var.
    Rakiplerin ne mal olduğunu daha yakından görün hesabı.
    FAYDANIN PAYLAŞILDIĞI YERDE SAVAŞ VARDIR.
    Bu savaşta her türlü silahı kullanma mubah görülmüştür.
    Çoğu zaman faydanın bölüşülmesi ve herkesin daha büyük pay alma için verdiği mücadeleyi, faydayı büyütme uğruna harcanamaz mıydı diyede düşünmeden edemiyoruz.
    Belkide insani mutlu eden şey pastadan ihtiyaç kadar alma sevdası değil,insani mutlu eden şey emsallerinden daha fazla pay alma mutluluğu bence.
    İnsan tabiatında bu duygu var oldukça huzuru yakalaması imkansızdır.
    İmkanların artması mutluluğu artırmaz.
    Yakın ilişkide olduğumuz çevremizde ilerde olmak veya geride kalmaktır bütün mesele.
    Bir ülkenin gazetecisi neyse farklı işlerle iştigal eden bütün diğer kesimleri de üç aşağı beş yukarı odur.
    Toplum neyi hak ediyorsa lideri de,din adamı da,sporcusu da ,sanatçısı da,bilim insani da,işvereni de ,işçisi de,öğrencisi de,öğretim üyesi de ve daha sayabileceğimiz her çeşit toplumu meydana getiren bütün birimler aynı evsaftadır ;aralarında büyük farklar oluşmaz.
    Demem o ki ;bir toplumda neresinden bir numune alırsan al ve incelersen hep aynı hastalıklar karşına çıkacaktır.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız