Bu bayram, konuşarak, tartışarak ve benim güncel siyasete bakışımı etkileyerek geçiyor… 

35
Reklam

AK Partililer seçime gidilen süreçte kendilerinin iktidardaki varlığı açısından en fazla kimden rahatsızlık duyuyorlar?

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’ndan mı? 

İsimleri ‘cumhurbaşkanı adayı’ olarak geçen bazı belediye başikanlarından mı?

Kamuoyu yoklamalarına göre oyları yükselen İYİ Parti’den ve lideri Meral Akşener’den mi?

Aynı araştırmalara göre oyları hala fazla kıpırdamaz göründüğü halde beklentilerin yüksek olduğu DEVA ile Gelecek partilerinden veya liderleri Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’dan mı?

Hayır, hiçbirinden değil.

Bayram vesilesiyle tanıklık ettiğim ortamlarda kulak misafiri olduğum konuşmalardan çıkardığım sonuç çok farklı.

İktidarın devamını isteyenler en çok Sedat Peker’den çekiniyor, onun gündeme taşıdığı konulardan rahatsızlık duyuyorlar.

Reklam

Çünkü, bayram buluşmalarında Kılıçdaroğlu, Akşener, Babacan, Davutoğlu isimlerinden daha çok Peker’in adı geçiyor ve onun gündeme taşıdığı iddialar tartışılıyor.

Öyle bir ortamda, kafasının tası atan biri, Sedat Peker’in ‘İslam hukuku’ açısından sözüne güvenilir bir şahit sayılmayacağını bile söyledi.

Ardından meydana gelen sesli gülüşmelerden sonra sözün sahibinin sessizliğe büründüğünü fark ettim.

Gözlemlerim bir anlam taşıyorsa, yazımın burasında, siyasi muhalefete bir uyarım olacak: Bulunduğum ortamlarda yapılan açıklamalar ve yürütülen tartışmalardan ‘6’lı masa’ diye anılan Millet İttifakı paydaşlarının her ay bir araya gelişlerini siyasete ilgi duyan insanların fazla önemsemediği sonucuna vardım.  

Etkisi o görüntünün yok denilecek kadar az.

Altılı görüntü iktidar cephesini hala geçerli bir seçenek kılıyor bile denebilir.

Biri ‘‘Sorunların üstesinden birbirine benzemez altı kişi nasıl gelecek, yanlış yapsa ve bugünkü sorunlara sebep olsa da, şikayetlere sebep olan o tek kişi yanlış yaptığı konusunda ikna edilirse, bugünkü durumdan çıkış daha kolay sağlanır’’ da dedi ve o söz ortamı etkiledi.

Görüşün sahibine itirazlar gelse de, altılı görüntünün yeterince desteklenmediği belli oluyordu.

Reklam

İktidar sözcülerinin her fırsatta kullandıkları ‘dış mihraklar’ gerekçesinin keskin muhaliflerin ağızlarında da yer ettiği gerçeği beni şaşırttı.

Muhalifler, hiç değilse bir bölümü, ‘dış mihrak’ diye andıkları bir gücün mevcut iktidarın devamından yana tavır alacağına inanıyor. ‘‘Altı liderin temsil ettiği muhalefet cephesinin iktidar olması durumunda Türkiye ile ilişkilerin çok daha karmaşık bir hal alacağı belli; dış mihraklar hal ve tavrını bildikleri, nasıl iş tuttuğundan haberdar oldukları tek kişinin devamını tercih ederler’’ dedi biri.

‘Dış mihraklar’ diye anılanlar neyse veya kimse, onların tercihlerini mevcut iktidara desteğe dönüştüreceklerini ve seçimden iktidarın devamını sağlayacak bir sonucun çıkmasını sağlayacaklarını düşünenler olduğunu anladım.

‘‘İyi de, seçimde iktidarı destekleyeceğini varsaydığınız o yabancı güç, sizin-bizim oyumuzu nasıl etkileyecek?’’ sorusuna kulak asan çıkmadı.

Laf bu noktaya gelince tartışma doğal olarak her ortamda ekonomiye kayıyor.

Bayram ziyaretlerinde en çok üzerinde durulan konu, ülkede her kesimi etkilediği belli olan hayat pahalılığı…  

Anladığım kadarıyla fiyatların dur durak bilmeden artması, iktidarı her hal ve şartta  desteklemeyi görev bilenleri bile suskunluğa sevk ediyor. Onlar da bu durumdan zarar görüyor besbelli.

Tek savunma hattı, asgari ücrete, maaş ve ücretlere getirilen okkalı zamlar…

‘‘Okkalı zam’’ diyenin ağzına lafının tıkıldığını müşahede ettim.

Zamların çözüm olduğunu düşünen yok gibi. ‘‘Verilen daha ele geçmeden market ve pazara yansıyan zamlarla sıfırlanıyor’’ görüşü yaygın kabul görüyor.

Yaygınlaşan yoksulluk yolsuzluğa bağlanıyor ve Sedat Peker ismi işte tam burada devreye giriyor.

Katıldığım her ortamda ters çıkışlarıyla varlıklarını belli eden iktidara desteklerinin devam ettiği anlaşılan kesim, Peker’in gündeme taşıdığı iddialar birbiri peşi sıra tekrarlandığında ne diyeceklerini bilemez hale geliyorlar.

Tek bir kişinin ağzından çıktığını işittiğim ‘İslam hukuku’ açısından ‘sözüne güvenilir şahit’ sayılıp sayılmayacağı gerekçesi yalnızca bir ortamda telaffuz edildi.

Hiç kimse o gerekçeyi tınmadı.

Tersine, ülkede yaşanan taban tabana ters pek çok olayın hatırlanmasına sebep oldu o gerekçe.

Bayramlarda misafirlere ikramlarda aşırıya kaçılır, bu defa aşırılıktan kaçınıldığı izlenimi edindim. Çukulata ve tatlı ikramından vazgeçilmesine sevindim.

Yarın bazılarımız için tatil devam etse de bayram bitmiş olacak; bu bayram kulak misafiri olduğum güncel siyasete dair görüşleri paylaşmayı uygun buldum.

İtiraf edeyim: Derlediğim ve buraya aktardığım görüşler bana yeni bakış açıları sağladı.

ΩΩΩΩ 

Reklam

35 YORUMLAR

  1. İngılterede 2 günde 11 kişi adaylığını açıkladı
    Bizim çapulsuzlar 4 senede bi aday bulamadı 😁🤣

    ingıltere ordan bunlarafa bi aday yollayın

  2. 5)************(5)
    ….
    Hasta adam çaresiz!
    Göklerden yardım ister,
    Başta okunan Kur’an,
    Kartala tesir eder!

    Kartallar yüksek uçar,
    Alçaktır akbabalar!
    Keskin gözlü bir kartal
    Ava son sürat dalar!
    …..

    • (7)************(7)
      ….
      Bu av neyin nesidir,
      Kartalın niyeti ne?
      Kurtlara göz dikse ya,
      Kahvaltı niyetine!

      Bulut olur kartallar,
      Sorti sorti üstüne,
      Hasta adam kımıldar!
      Sanki, gelmiş kendine….
      ….

  3. (1)************(1)
    Kartallar, akbabalar!
    Çökmüş ülke üstüne,
    Can çekişen hasta var,
    Kestirmişler gözüne!

    Hasta adam ölecek,
    Kuran okunur başta…
    Bir yandan da sırtlanlar!
    Çoluk combak her yaşta…
    ……

    • (3)************(3)
      ….
      Nevale peşindeler,
      Aç kalmışlar besbelli!
      Hasta adam çaresiz,
      Ne hazin bir tecelli!

      Parazit ve kurtlarla,
      Zayıf düşmüş bünyesi
      Hasta adam farkında,
      Belli değil künyesi!
      ….

  4. Bayramda eş dost akraba ziyaretlerinde güncel siyaset hakkında özellikle 6+1 maşalı ittifak hakkında yeni yeni şeyler öğrendiğimde ağzım açık kaldı. Yeni bir bakış açısı edinmiş oldum
    Ben yeni duydum onlardan. Mesela Meral Akşenerin ailesinin Diyarbakarlı olması konusu.
    Meral Akşener diyor ki:
    “Benim babamın ailesi de Diyarbakır’dan Yunanistan’a gönderilmiş, Küçükkadıköy ve Kadıhanlı diye iki köy var, oralı”

    https://youtu.be/7cth3gTezyo

    Devlete isyan eden ailesinin Selanik e sürgün edilmesi oradan tekrar İzmit e göç etmelerini yeni duydum.
    Osman Kavala nın öz kuzeni olduğunu duyduğumda da şaşırmıştım.
    Akşener’in niye Abdulhamit Han dan bu kadar nefret etmesini yeni yeni anlıyoruz.

    • “Post- gerçeklik, post- truth denen şey ne? Olayları, olguyu gerçekteki gibi değil, olmasını arzu ettiğimiz gibi anlatmak. Ne hakla? Şu hakla: Eğer kutsal bir hedefe gittiğinize inanmışsanız yalan mubahtır. Harpte hile mubahtır ya… Onun için doğrular önemli değildir. Bizi hedefimize götürecek doğru varsa ne âlâ. Yoksa? Yoksa uydururuz. Varmış gibi anlatırız. Tabii bu yalan üretimi işini kanaat önderleri yapar. Takipçiler bunları alıp tekrar ederler. Büyüklerin tartışılmaz gerçekleri varken hâşâ bir de onlardan şüphe mi edecekler?…. iki noktaya dikkat çekmek isterim. Birincisi “ırkçı-faşist” diye böğürürken çırılçıplak ortaya serdiği gerçek ırkçılık! O Yahudi, Yahudi’nin yanındaki de Yahudi! “Yahudiyse kötüdür!” anlayışı, Hitler’in falan eriştiği bir ırkçılık düzeyiydi. Bizim dinbazlar onu aşmış. Onlar için, “Kötüyse Yahudidir!”. Mesela Millî Mücadele’nin bütün kahramanlarının, sanayicilerimizin, gazetecilerimizin, yazarlarımızın çoğu Yahudidir. “Yahudi Darwin”i de gördüm. Bu açık ırkçılık ve bir nefret suçu; fakat o işlere bakan bir merci yok bizde herhâlde.” https://www.karar.com/yazarlar/iskender-oksuz/dinbaz-irkcilik-1593550

        • “Alnı secdeli” diyerek aynı menzile beraber yürüdüğünüz ne istedilerse verdiğiniz döngel artık bu hasret bitsin diye haykırdığınız Türkçe olimpiyatlarında salya sümük ağladığınız eski dostlarınızın metotlarını üsluplarını aynen devralmışsınız sevgili üstad o abilere övgüler düzenler pensilvanyadan icazet alanlar şimdi neredeler bir bak kuru cayırtılarla bu işler olmaz

  5. Ekonomik ve sosyal görüṣleri çok farklı olan 6 parti ṣu anda en doğrusunu yapıyor.

    6 partinin birlikte dile getirdikleri demokrasi ile ilgili sorunlar düzelmeden Türkiye’de ne ekonomi ne de sosyal sorunların çözümü mümkün.

    Devletin kurumlarının görevlerini tek adamın emirlerine göre değil anayasada yazılı olduğu gibi yapmayı öğrenmeleri lazım. Bu bir günlük iṣ değil.

    Bunun içinde temel demokratik konularda proğramları aynı olan 6 partiye ihtiyaç var.

    Seçim kampanyaları baṣladığında her parti kendi ekonomi ve sosyal politikasıyla seçmen önüne çıkarken, 6 Partinin demokrasi, adalet, insan hakları, anayasaya saygı gibi konularda tek bir dille konuṣması önemli.

    Bunun için de iyi hazırlanmaları lazım.

    Seçecekleri adayın bu proğrama uyması önemli.

    Tek adama göre kurulan sistemin Türkiye’yi nereye getirdiği ortada…

    • 5 Temmuz Financial Times’ın, ‘Erdoğan, çileden çıkaran, ama, vazgeçilmez bir müttefik’ başlıklı makalesinde, ‘Türkiye’yi NATO’dan neden atmıyoruz? Bu, harika bir fikir gibi duruyor..’ denildikten hemen sonra ‘Türkiye’nin NATO’dan dışlanmasının felâkete yol açacağı’ değerlendirmesine işaret olunuyor ve

      ‘NATO, Türkiye olmadan daha iyi olmaz mı? Kesinlikle hayır!. Türkiye’nin dışlanması, NATO andlaşmasına göre mümkün ama, stratejik bir felâket olur. Çünkü, Türkiye dışlanırsa, Orta Doğu’daki güvenlik dengesi de ciddî şekilde karmaşık hâle gelir.’ deniliyordu.

      Bu sözler, açıktı ki, ‘Türkiye’ye itibar etmek değil; ona (millet ittifakı)’çiftlik kâhyası’ rolü vermek’ mahiyetindeydi.

      Öyleyse, Türkiye, kendisine verilmek istenen bu, ‘Avrupa’nın kâhyalığı ve fedaîliği’ rolünü sürdürmeyecek bir yolda ilerlemek zorundadır. Esasen, Erdoğan’ın bu dikkatte olduğu, sözkonusu yazıda da itiraf edilmektedir.

      • Erdoğan’ın bu konuda dikkatli olduğu söylenemez. Türkiye’ye itibar edilecek bir diplomasi liderliği gösteremedi, malesef. Gösterebilseydi T.L. ve ekonomi oldukça kısa bir dönemde bu kadar tepetaklak gitmezdi. İstikrarsız rastgele davranışlarla ne itibar, ne de ekonomi yerine gelir. Erdoğan NATO için vazgeçilmez bir müttefik konumunu rastgele yakalayabildiyse, ğlke adına bundan istifade etmeli. Bundan sonra benimsenecek en uygun diplomasi Yunanistan ve Kıbrıs’a rağmen AB üyeliği yolunda atılacak olumlu adımlardır. Türkiye, Erdoğan döneminde bunu başarabilirse daha önceki dönemlerdeki teşebbüslerden çok daha iyisi başarılmış olur. Bütün yaşanılan olaylardan ve büyük tecrübelerden sonra AB’ye girişimiz Ortadoğu, Avrupa, Orta Asya ve hatta dünya barışına katkıda bulunacak bir dönüm noktası olacaktır.

      • Benim değil, ünlü bir Fütüristin sözü: “günümüzün en büyük sorunu bilgiyi yorumlayamama problemi.”

    • Almancı batının masallarını çok dinlemişsin sen. kırmızı başlıklı Meral burda uğraşmaz o işlerle.
      6 Parti’nin aynı dille konuşması da çok adama göre kurulan düzende doğu yakasına pek uymayabilir!
      Heleki batılı ağalar, doğulu aga tercih eder bu tarafta, kendileri oturtur bir kukla batıda masanın başına! (Avrupa ülkeleri hepsi sözde oturuyor bir masa etrafında mesela).😂😂😂
      Bırakalım hepsi çalsın ayrı telden! Ama, hedefe gitsinler hep beraber aynı yoldan!
      Halk anlar onları işte o zaman, bir yerden emir mi alıyorlar, yoksa asılıyor kendi mi bacağından?
      CB isterse aynı kalsın farketmez bize abicim😊.
      Zihinler, bakış açıları, hayaller, amaçlar ve hedefler delsin geçsin yeter!

  6. DÜNDEN KALAN KAPAKLIKLAR:
    “H. Gayret
    11 Temmuz 2022 At 13:27
    Sayın HB “Mustafa Kemal Atatürk takıntısından kurtulmak” demişsiniz de, hayırlısıyla ne zamana kısmetse?

    Yorumu Cevapla
    H.B.
    12 Temmuz 2022 At 02:40
    Benim hiç bir takıntım yok, şekerim!
    Ben yaptığı hatalara dikkat çekerim!
    Ülkece “ne zaman adam oluruz” dersen
    “‘Akıl*İman Sentezi’ sindirildiğinde” derim!

    Yorumu Cevapla
    H. Gayret
    11 Temmuz 2022 At 14:31
    Sayın HB “Hanedanı da korumasını bildiler.” dediğiniz ingilizler gibi biz de osmanoğullarından bir şehzade filan mı bulup çıkaralım başımıza nedir, biraz daha açar mısınız?
    Bir de “Sistem kurulduktan sonra Başbakan, Bakan, Başkan kim olursa olsun, hiç önemli değil.” derken buna imf mandası ve memurları da dahil midir?

    Yorumu Cevapla”

    • Ha bu son yazdığının kapağını n’ettin? İmf/mmf mi yoksa “züğürtlûk” mü onuruna dokundu?

      • Sayın HB “ne zaman adam oluruz” diye diye millete adamlık öğretmeye çalışanların akıldanelerine karnımız tok, milletin adamı başkomutanımızın önderliğinde yürüyoruz 2053e, ok?

  7. Sedat Peker’in anlattıkları malumun ilamı. Onun reisle bir derdi yok. Sadece reisi etrafındakilerle ilgili uyarıyor. Ben reisi tanıyorsam Peker’in anlattıklarını muhakkak dikkate alıyordur. Peker’in ifşaatlarındaki kişilerin defterini dürmek için de fırsat kolluyordur. O kirli insanları etrafında uzun süre tutmaz. Kullanır ve atar

    • Beni sümüklü bir mendil gibi atamazsınız bir kenara. Yada
      Siz benim kim olduğumu .. zaten genetik!
      Benim sayemde İstanbul’da partimiz/partiniz kazan madı mı!!!???
      (Bak burası çok önemli!😊🤗).
      Son söz: TR kanunları masa üstünde, siyasetçi koltuğunda tıngır tıkır oturduğu sürece,
      Mafya gıkını çıkarmaz! Çıkaramaz!
      Hele RTE ‘nin aleyhine!…
      Olsa olsa hizmet eder kendini …
      (Bundan ötesi beni aşar ).

  8. diye sormuş yazar.
    Cevap:
    “Onun da rızası vardı”
    😂😂😂😂😂😂😂

  9. Fehmi bey devamlı hayat pahalılığına değiniyor. Vatandaşın bu konuda genel sikayetlerinin ve duygularının tercümanı oluyor. Vazifesini yaptığı için, sağ olsun. Elinden gelenin desteklemesi gereken bir sorumluluktur bu.

    Hayat pahalılığının panzehiri ne yapıp yapıp yerli tüketime yönelik iç üretimi arttırabilmektir. Temel gıda maddelerinin ithal edilmesi sürdürülebilir bir halt değildir. Çünkü, hem eko-verimliiği ve hem de ekonomik verimliiği çok düşüktür. Genel ekonomiyi iyileştirme etkisi de o denli düşüktür. Ülke iklimi tarım üretiminin arttırılması için müsait. Su sıkıntısı eskiye nazaran sanırım daha az olmalı. Belediye sınırları içersindeki ekilebilir alanların tarıma kazandırılması için neler yapılmakta doğrusu araştırmış değilim. Bu karamsar ortamda ciddi anlamda pek bir şeyler yapılmadığını sanıyorum ve bu nedenle yazıYORUM.

    Hani, bir çocuk şarkısı vardır; koro halinde “Ali Babanın çiftliğinde…” diye başlar. Çocukluk zamanlarından kulağa hoş gelen bir klasiktir. Bundan esinlenerek şöyle de devam edilebilir. Ülkemizde Ali Babanın milletvekili çiftliğinde 600 adet maaşlı var…. (aslında bu da israfa girer). Ülkede herkes hayat pahalılığından şikayet ediyorken bunlar bu konularda ne yapar? Bu milletvekilleri siyaseten Ağustos Böceği gibi cırcır öteceklerine kışa hazırlık konusunda biraz çalışsalar maaşlarının hakkını verme konusunda somut birer adım atmış olamazlar mı? Neler yapılmaz ki…

    • Örneğin; değişik sebeplerle ekilmeyen araziler hiçbir ilave masrafa girişmeden Belediyelerin kendi kadro ve imkanlarınca ve vatandaş işbirliği ile ekilmeli. Bu konuda her bölgede olan ziraat kurumları ve ziraat fakültelerinin teknik imkanları harekete geçirilmeli (ki onlar da maaşlarının hakkını vermiş olsun). Mevcut ekonomi/enflasyon şartlarında oturup lak-laktan başka pek bir şey yapmayanları bu millet hasbel-kader verdikleri vergilerle beslememeli. Askeriyenin müsait birimleri (ki onlar da bu da bizden dercesine maaşlarının hakkını vermiş olsunlar), hatta gönüllü olarak, bu tür yerli üretime teknik/lojstik destek verebilmeli.

      Hazineye ait olup ta ziraate elverişli olmayan taş/toprak kayalık olsa dahi bunlar arasında müsait bölgeler taşeron veya ilave bütçe kullanmadan mevcut olanaklarla ziraate elverişli hale getirilmeli ve ekilmeli. Vatandaşlar bölge bölge gruplar oluşturarak bu ekili arazilerden randıman alınmasından sorumlu tutulmalı. En yüksek randıman almış olanlara yıl sonunda “enflasyonla mücadele-yerli üretim” madalyası verilmeli. Mevcut zor şartlarda bu tür basit şeyler yapılmıyorsa, millet bu tür temel ihtiyaçlarda bile bir takım partizan ithalatçı (bir o kadar da eko-verimsiz) tiplere mahkum edildiyse, bu ancak “Akıl*İman Sentezi” zafiyetindendir.

    • Sayın HB herkes sizin gibi doğruyu araştırıp bulamıyor hernedense.
      600 deyince aylığa zam! getiriliyor aklına insanın herneyse..
      Sayın üst düzey en yetkililer gidiyor tarım ilçelerine şehre yakın yere,
      Çiftçi sorunlarını anlatacağı yerde, yol yap bana deyiveriyor aklına destek yem ilaç mazot gelmeyince .
      Sonra şehre geliyor,
      Valla bir liralık maydozu getirmek için 4 lira mazot harcadım! 😯
      demezmi!!
      Töbe töbeee.

      • Sayın HB pandemi döneminde sivil dayanışma örneği vefa grupları yerine jandarma birliklerini işe koşalım diyordunuz, şimdi de sıra milli meclisin üyelerini mevsimlik işçi olarak istihdam etmeye mi geldi?
        Peki yasama faaliyetlerine kim bakacak, eski türkiyede olduğu gibi yine askerler mi baksın?

        “Belediye sınırları içersindeki ekilebilir alanların tarıma kazandırılması için neler yapılmakta doğrusu araştırmış değilim. Bu karamsar ortamda ciddi anlamda pek bir şeyler yapılmadığını sanıyorum ve bu nedenle yazıYORUM.”
        HEM BİLMİYORSUN, HEM DE ATIP TUTUYORSUN, HEM DERSİNİ ÇALIŞMIYORSUN HEM DE HERKESTEN ŞİŞMANSIN, NE İŞ?
        NE YAPALIM, REFÜJLERE BOSTAN MI EKELİM, YOKSA PARKLARI TRAKTÖRLE SÜRÜP BUĞDAY FİLAN MI EKELİM?
        YAV MİLLET TOPRAKSIZ SUSUZ TARIM TEKNİKLERİNE GEÇTİ, DRONLARLA HAVADAN ÇELTİK EKİYOR SEN HALA DAĞDA BAYIRDA HİÇBİR HALTA YARAMAYAN KIRAÇ ARAZİLERİ EKİP DİKMEKTEN FİLAN SÖZ EDİYORSUN,
        ALLAH AKIL FİKİR VERSİN EMİ!
        EBUCEHİLİN NESLİ…

        • Ben suçsuzum hakim bey!
          Mahkemede bütün seyirci ve gözlemcilere, ele güne karşı ulu orta büyük puntalarla yalan yanlış bağıran çığıran H.Gayret, ben değilim hakim bey!
          Madem “her taraf ekiliyor, susuz, topraksız havadan tarıma geçildi” milletin haberi yok nedir bu enflasyon nedir, bu hayat pahalılığı? Yalan söyleyen H. Gayret. Ben suçsuzum hakim bey!….

      • Eko-verimlilik genel olarak yerinde üretim ve tüketimi gerektirir. Toplu taşımacılık-kooperatifçilik de bu kavrama girer. Maydanoz gerekirse saksıda yetiştirilir. Balkon-bahçe, maydanoza saygılarını sunar! çiçek bizim neyimize?

  10. Bugünkü yaziyi okuyunca, siyaset adı altında yapılanların ne kadar tehlikeli ondüğünü düşündüm. O tehlike öyle bir tehlikeki insa ların iflahını söker, çünkü onun içinde kul hakkı var.

    Seneler önce benim çalıştığım iş yerinde emekli olan müdürün yerine ayni kıdemde bir müdür atandı.
    İş yerinin elamana ihtiycı olmamasına rağmen bizim müdür sürekli eleman alırdi kalabalık iş yeri olduğu için sadece yakın arkadaşların oğulari kızlar ve gelinlerini müdüre rüşvet vererek işe yerleştırıyorlardı. Hıç çekinmeden açık açık ne kadar rüşvet verdiklerini anlatiyorlardı.
    Zaten müdüründe arkası kuvvetliydi ve rüşvetide açıkca isterdi.
    Birlikte ayni işi yaptığimız emekliliğ gelmiş bir arkadaş da oğlunu rüşvet ile işe yerleştirdi.
    O zaman arkadaşlara yapmayın Allah kabul etmez ne kadar söylesemde çarasizlikten parayi bastırıp işe yerleştiriyordular.
    Arkadaşın oğlu ilk maaşını dahi alamadan hafta sonu denize gitmişler orda boğuldu. Başka birisinitn kardeşi 3 günlükü işçi iken öğlenden sonra iş başı yapmadı akşam kapılari kapatan görevli asansör boşluğunda cansız cesedini buldu. ikisinin haricindede ölenler ve sakat kalanlar çok oldu fakat benim kafamı kurcaliyan bizim müdüre harhangı birşey olmamsıidi Tam o arada oğlumun okulu çockları okuldan almları içi vilileri çağırdi bizim işerinden iki kişi almaya gidiyorduk. Otobüse bindiğimizde yanımdaki arkadaş genç bir kizı görünce hemen yanına gitti ve benide kızla tanıştırmak için çağırdı
    Müdür ile ailece görüşüyormuşlar kiz müdürün kızı ve çok üzgün göz muayenesinden geliyordu. Gözleri bir kaçr
    gün çinde görme niteliğini tamamen kayip edecekmış. Nitekimde öyle oldu.

    Böbürlenme kul senden büyük Allah var.
    Hayatım boyunca bu gibi olaylara çok şahit omdum.
    Bende o gibi hatalar düşmemek için çocukları yurt dışınada okutmaya karar vedim çok şükürki inşaat kontrol u olan babalarının bir kuruşunu dahı ne ben yedim nede onlar yedirdim.
    Çünkü oda devlette güye çalışiyordu. İnşaatları kontrol etmek yerine
    Akşama kadar orda burda geziyordu.

    Kul hakkı öyle bir çıkarki. Zaten bizim ülke insanlıktan çıkmış.
    Bunu yapanların vay hallerine.

    • Ben her zaman Allah’ın bizzat haksızlık hukuksuzluk yapan hırsız soysuzların kendisinden çıkarmasını,
      Çoluk çocuğundan çıkarmamasını diler, hep öyle dua ederim.
      Allah’ım bizzat kendisine cezasını bu dünyada ver, zavallı insanlara acı onlardan değil zalimin bizzat kendisine ver müsibetleride cezayıda.

      • Bırak bildiği gibi yapsın nurdan abla, işin ucu ayetullaha gayretullaha kadar filan bi giderse valla bu sefer dilin imlan değil komple oran buran kayar benden söylemesi…

    • “Sen işini kış tut, yaz çıkarsa bahtına!”
      Özetle…
      Üretken Türkiye, geleceğimizin teminatıdır!

  11. ‘İslam hukuku’ açısından ‘sözüne güvenilir şahit’ olmadığı iddia edilen kişi bir şey söylerse yapılacak belli. Hucurat Suresi 6. Ayete “Eğer bir fasık size bir haber getirirse onun doğruluğu araştırın” deniyor. Yani haberi getiren fasık diye onun haberini doğrudan çöpe atın denmiyor. Araştırın kimseye kötülük yapmayın deniyor. Peki bu yapılıyor mu? Tabii ki hayır.

    Mesela alınan 750 Milyon Dolarlık kredi ödenmedi iddiası var. Bu borcun daha sonra milyar doları da aştığı iddia ediliyor. Dar gelirlilerin küçücük borçlarının peşine düşüp doğrudan tahsil yapan sistem buna nasıl müsaade ediyor? Kredinin alındığı banka neden bu borcun ödenip ödenmediğini açıklamıyor. Özel banka olsa hadi ticari sır diyelim ama kamuya açık bir yerden alınan kredi ödenmezse ticari sır olabilir mi?

    Ev kredisi alıp ödemeyenlerin evlerine haciz geliyor ve ev elinden geri alınıyor. Neden aynı şey burada yapılmıyor?

    Muhalefet binlerce konuda dağılacağına tek bir konuya odaklansa daha etkili olacak ama beceremiyorlar. İddialar da ortada kalıyor.

    İddiaları doğru veya yanlış olarak kabul etmeden önce araştırmak gerekiyor. Araştırılmasına müsaade edilmiyorsa bunların doğruluğuna inanmaktan başka çare kalmıyor.

  12. Sayın yazar “İtiraf edeyim: Derlediğim ve buraya aktardığım görüşler bana yeni bakış açıları sağladı.” diye bitirmiş, elhak öyledir!
    Sadece bakış açınızda değil imlanızda ve belagatinizde de belli bir düzelme olmuş gibi…
    (“birbiri peşi sıra” kullanımınız hariç:)

    ‘‘İyi de, seçimde iktidarı destekleyeceğini varsaydığınız o yabancı güç, sizin-bizim oyumuzu nasıl etkileyecek?’’ sorusuna kulak asan çıkmadı.”
    Elcevap:
    Yazılarınızda adı geçen külhanbeyi ve benzeri ne idüğü belirsiz birkaç sergerdeyi daha yurtdışından güya iktidar aleyhinde öttürsünler, sizler de içerden bunlara çanak tutun, işte böylece dış mihraklar oylarımızı nasıl etkiliyor hepimiz görmüş oluruz…
    Hele de tam seçimlerden önce kavala takım taklavat diyerek avrupa konseyine üyeliğimiz hepten askıya alınsın,
    dış mihrak desteği neymiş siz asıl o zaman seyredin:)

    Sürekli aynı deneysellikler sürekli aynı sonuçları doğurur öyle değil mi?
    Durmak yok yola devam!

Comments are closed.