Kulis: İnan Kıraç’tan önce Can Kıraç radarımdaydı.. Cumhurbaşkanı olmasını nasıl önledim?

31
Reklam

Kıraç ailesinde kendisini yazılarıma konuk ettiğim ilk kişi İnan Kıraç değildi. Uzun yıllar Koç Holding’in en tepe yöneticisi olarak görev yaparken 1990’lı yılların başında birdenbire kendisini emekliye ayırmış -ve şimdilerde 95 yaşını sürdüren- Can Kıraç bir dönem ilgimi çekmişti.

Emekliye ayrılan Can Bey, çeşitli dergilerden bizzat kestiği resim ve fotoğraflardan ‘kolaj’ adı verilen türde çalışmalar yapıp onları tanıdıklarıyla paylaşarak kendisini meşgul etmekteydi.

Herkes bir gün emekli olur, Koç Holding’in tepe yöneticisi de emekli olmuşsa bu neden yadırgansın?

Başkaları gibi ben de böyle düşünürken siyasetin içinden görüşlerine değer verdiğim bir dostum ilginç bir senaryoyu benimle paylaştı.

Turgut Özal’ın cumhurbaşkanlığına gitmesiyle Anavatan Partisi erkenden zayıflamış, siyasi yasağı referandumla halk tarafından kaldırılmış Süleyman Demirel daha önce kurdurduğu Doğru Yol Partisi’nin başında meydan meydan dolaşmaya başlamıştı.

Elinde tuttuğu ve ‘Koskotas dosyası’ adını verdiği kağıtları sallayan Demirel, hedefini “Özal’ı Çankaya’dan göndermek” olarak ilan etmişti.

DYP iktidar olacak, başbakanlığa gelecek Demirel başka her işi bırakıp Özal’ı cumhurbaşkanlığından uzaklaştıracaktı.

Kamuoyu bu gelişmelerle meşgulken, dostum, Demirel’in zihnindeki senaryonun daha önemli bir ayrıntısı olduğu iddiasını kulağıma fısıldadı. 

Reklam

“Süleyman Bey Çankaya üzerine uyguladığı baskıyla Özal’ı yıldırıp sahneye çekme, ondan boşalacak adrese de Can Kıraç’ı gönderme hesabının içinde” demekteydi dostum. Ona göre, “Vehbi Koç, uzun yıllardır yanında bulunmuş ve aileden biri saydığı Can’ını Demirel’e ödünç vermekteydi.”

Koç ailesinin damadı İnan Kıraç’ın adı da yine aynı dost tarafından şöyle tanıtıldı: “Bu denklemde önemli kişi İnan Kıraç’tır; Can Bey’e saygı duyar Demirel ama İnan Bey’i dinler.”  

İş dünyasından ve Demirel ile DYP’ye yakın isimlerden senaryonun doğru olabileceğine dair bilgiler derledikten sonra, 11 Eylül 1991 günü, gazetede “Demirel’in cumhurbaşkanı adayı” başlıklı yazımla konuyu kamuoyuyla paylaştım. 

Medyamız konuyu önemli buldu. Henüz özel televizyonlar dönemi başlamadığı için yazdıklarımı gazeteler ve siyaset ağırlıklı dergiler işlediler. Ben de yazdığımın gerçeği yansıttığı iddiamı sonuna kadar sürdürdüm.

Gazetelerin en büyük reklam kaynağı olan Koç Holding sessiz kalmayı yeğledi.

O güne kadar aralarında ciddi rekabet bulunan ve gazetelerinde birbirleriyle alenen kavga eden iki medya grubunun –Hürriyet ve Sabah’ın- patronlarının Can Kıraç tarafından bir sofrada buluşturulduğu ve o yemekten kardeş kardeş ayrıldıkları da yine benim tarafımdan kamuoyuna duyuruldu.

Can Kıraç, cumhurbaşkanlığı adaylığı konusu kendisine soru olarak yöneltildiğinde, iddiayı ciddiye almaz bir edayla cevaplar veriyor, gönderdiği mesajlarda kendisini gündeme taşıdığım için bana teşekkür etmeyi de ihmal etmiyordu.

Ancak emeklilik keyfini sürdüren yaşlı birinin herkesle kafa bulması gibi bir tavırla…

Reklam

Can Kıraç’ın Demirel tarafından cumhurbaşkanı olarak düşünüldüğüne dair ilk yazım 11 Eylül (1991) tarihinde çıktı; kendisi tam bir ay sonra, 10 Ekim 1991’de gönderdiği hayli nazik mektupla adaylıkta gözü olmadığını bana bildirene kadar konu tartışılmaya devam etti.

Mektubunda “Kendisini önemli hissetmesini sağladığım için” bana teşekkür ediyordu Can Bey… 

Gerçeklerin mutlaka ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır. 

Nitekim, aradan uzun yıllar geçtikten sonra, 2017 yılında, Can Kıraç, benim ta 1991 yılında yazılarıma konu ettiğim “Demirel’in cumhurbaşkanı adayı olma” senaryosunu bizzat kendisi ifşa etti.

Gazeteci Mehmet Gündem’le 90 yıllık anılarını yayınlanmak üzere paylaştığı ve sonradan ‘Eldivensiz Adam’ ve ‘Antika Adam’ adlı iki ciltte toplanmış nehir söyleşisinde…

Anlatımına göre, Süleyman Demirel kendisini aramış ve teklifini bizzat iletmiş:

“Partinin vitrinini güzelleştiriyorum, Tansu Çiller Hanım aramıza katıldı, seni de bekliyorum ve sana başkanlık teklif ediyorum.”

Teklif sonrasında yaşananları da anlatıyor Can Kıraç:

“Bu teklif karşısında nasıl şaşırdığımı ve sevindiğimi tahmin edemezsiniz. Şaşkınlığımı belli etmeden Süleyman Beye benim için ne biçim bir ‘başkanlık’ düşündüğünü sorma cesareti bile göstermiştim! O da bana, ‘Can Bey kardaşım, seni ya Meclis Başkanı ya da Cumhurbaşkanı yapmayı düşünüyorum!’ diyerek şaşkınlığımı bir kat daha arttırmıştı.

Heyecandan neredeyse küçük dilimi yutacaktım!

Bu teklifin altında ne var acaba diye düşünürken, Süleyman Demirel konuşmasını şöyle sürdürmüştü: ‘Meclis Başkanı olmak için milletvekili seçimini kazanmak gereklidir. Cumhurbaşkanlığı için Meclis dışından da seçilmek mümkündür! Kararı sana bırakıyorum ve iyi şanslar diliyorum!’. 

Artık benim seçim sonuçlarını beklemekten başka çarem kalmamıştı.”

Demirel’in teklifini ciddiye almış ve Rahmi Koç’un “Bir yıl daha kal” tavsiyesine rağmen apar topar Koç Holding’teki görevini bırakmış.

Peki, ya daha sonra… Neden teklif hayata geçmemiş, neden cumhurbaşkanı olamamış?

Onu da anlatıyor:

“Seçimler yapılmış, Süleyman Demirel, Erdal İnönü’yle ‘olağanüstü koalisyonunu’ kurmuş, ben de Ankara’dan haber beklemeye başlamıştım… Ses seda çıkmayınca Demirel’i ben aramıştım. Süleyman Bey mahcup bir eda içinde bana şunları söylemişti:

‘Biliyorsun biz tek başımıza iktidar olamadık. Dün dündür, bugün bugündür! Binaenaleyh, senin başkanlığın için bir süre daha beklememiz gerekecektir. Sabırlı olmanı bekliyorum. …

Durumu Sayın İnönü’yle görüşürken bana şöyle bir açıklama yaptı: ‘Can Kıraç hâlâ ülkemizin tarımla kalkınacağını savunuyor, biz ise kalkınmanın sanayiyle gerçekleşeceğini iddia ediyoruz. Bu açık görüş ayrılığı varken Sayın Kıraç’ın cumhurbaşkanlığını parti teşkilatıma kabul ettiremem!’.

Erdal İnönü’nün bu haklı itirazı karşısında köşeme çekilmekten başka çarem kalmıyordu…”   

Ben ise, bu satırları okuyana kadar, Can Kıraç’ın cumhurbaşkanlığına ısrarlı yazılarımla kendimin engel olduğumu düşünüyordum.

Meğer Erdal İnönü engellemiş, Can Bey’e göre…

O gün bugündür, senaryonun, Koç Grubu’nu ve bu arada Can Kıraç’ın önemli bir unsuru olduğu güç odağını yanına çekmek amacıyla irtibatlı olduğunu düşünmüşümdür.

İnan Kıraç’ın da ağabeyinin yaşadığı o olaydan sonra her önemli olayın içinde olsa bile gölgede kalmayı özellikle tercih ettiğini…

ΩΩΩΩ

Reklam

31 YORUMLAR

  1. Sayın Koru’nun 11 Eylül 1991’deki yazısından tam 1.5 yıl sonra Turgut Özal Asya cumhuriyetlerine yaptığı seyahat sonrası evinde şüpheli bir şekilde öldü.

    Yazar bu yazısıyla başka bir şey mi ima etmek mi istiyor acaba 😉

  2. (3)……
    …..
    Ey kraldan fazla kralcılar, bu benim umurumda,
    Ey Kemalistler! o, rüyada beni buldu sonunda!

    Durumu görüp hatalarıyla kabul ettim onu,
    Mesaj var! güzel bitti sayılır bu rüyanın sonu!
    ….

    • (5)…
      ….
      “Nereden çıktı ya! bir bu deli eksikti” demeyin
      Ya küfredip çekip gidin, ya da oturup dinleyin!
      ….
      Dinleyecek olanlar, öncelikle “hayrolsun!” desin,
      Pür dikkat, sabırsızlıkla, can kulağınla dinlesin!
      ….

  3. (2)….
    …..
    Öyle kutuplaştırıldı ki ülkenin bireyleri,
    Kader mahkum etmiş adeta, böyle korkunç şeyleri..

    Ne Akif’i anlayabildi “elitler”, ne Yunus’u,
    Hoşgörüsüzlük milli marka, bu ülkenin kabusu!
    …..

    • (3)….
      …..
      …..
      Mustafa Kemal Atatürk Paşamızdı kutup başı,
      Nasıl bir miras bıraktı göremedi, yetmedi yaşı…
      ….
      Gördüğüm kadarıyla sıkıntıda bu büyük asker,
      Kullanan kullanana, kimin umurunda ki beşer!
      ….

  4. “H. Gayret
    31 Temmuz 2022 At 00:56
    Aynı dönemde almanyada kaç faili meçhul var, onu da bi yazarsanız iyi olur?

    Yorumu Cevapla
    Almanyalı
    31 Temmuz 2022 At 10:35
    Faili meçhuller Almanya’da da varsa, Türkiye’de olması sizi rahatsız etmeyecek galiba.

    Siz robot musunuz, insan mı?”
    TÜRKÜM.

  5. Gizli CB adayı 😯
    Bilinmeyen BB🙂
    Zorla kendini seçtiren BBB 😂
    Kendi olmak istemeyen Bay Başgan😂😔
    Şimdi de emekli bir parti başganı😭😭😭

  6. UFAK TEFEK KAPAKLAR:
    “H. Gayret
    30 Temmuz 2022 At 20:29
    Çok bilmiş kimi allamelerin buralara gelip sıkça karalayıp durdukları bir safsata vardı;
    “gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu varmış!?” diye…
    Sadece bugünkü yazıda bahsedilen muammalar değil, benzeri daha birçok vakayla ilgili bugüne kadar zerre kadar bir gerçeklik/hakikat ortaya çıkmış mıdır, çıktıysa buyrun yazın, biz de abad olalım, şerefyab olalım, aydınlanalım???
    Gerçekler gelip suratınıza otursa acaba tanıyabilir misiniz???
    Birkaç gündür adını yazmaya bile çekindiğiniz fb cumhuriyeti başkanının beslemesi holiganların sergilediği stadyum hayvanlığının dumanı üstünde tüterken;
    sözüm ona burada muhalif geçinen tosuncukların niyeyse ağzını bıçak açmıyor, nooldu, boğazınıza ejder meyvesi filan mı kaçtı, ıkının biraz çıkar:)
    HAKSIZ MIYIM SAYIN YK????

    Yorumu Cevapla”

    • Veryansın tv, oda tv, Sözcü yazarları, cumhuriyet yazarlarına söylemelisin bence bunları. Soner Yalçın tarımın kahramanı diye göklere çıkardığı İnan Kıraç’ın babası Ali Numan Kıraç için dediği gibi “Ali Numan Kıraç’ın hayatını anlamak Cumhuriyet Türkiye’sini anlamaktır” hakikaten de öyleymiş. Sabahtan beri Kıraç ailesi hakkında internet arşivinde olan haber yorumları okuyorum da Atatürkçü ve Kemalistleri şimdi daha iyi anlıyorum. Kemalist ideolojinin kökenine inmiş hissediyorum:))

  7. DÜNKÜ KAPAK:
    “H. Gayret
    30 Temmuz 2022 At 17:21
    Her ne kadar o yıllardan bugüne ülkemizde çok şey değişti deseniz de sizin ezberlerinizde değişen pek bir şey yok anlaşılan?
    Günümüzde “Araçlar, şahıslar değişmiş olsa da” derken nelerden söz ediyorsunuzdur bilemiyorum, sanki araçlar da şahıslar da yerli yerinde gibi. Şöyle ki;
    artık 90 model beyaztoroslar ya da 28şubatın damperli kamyonları revaçta değil belki ama faili meçhul dönemin içişleri bakanı olan madam hala kanlı canlı aramızda yani?
    90lı yıllarda, güvenlik güçlerince kürt köylerinin yakılması/boşaltılması, özellikle kürt kökenli işadamı ve bürokratlara yönelik infazların tadı damağında kalmış olmalı ki bugün de “ben başbakan olacağım!” diye ünleyip duruyor ortalıkta…
    Hatta aynı yılların mağduru olduğu savlanan kürtçü terörün siyasi kanadı hdp/shp koalisyonu bugün dahi elele kolkola değil mi?
    Değişen tek şey de artık aralarına aldıkları madamla birlikte halay çekiyorlar, hepsi bu!
    NE DERİN MAHFİLİ, NE MESAİSİ, HER ŞEY KABAK GİBİ ORTADA DEĞİL Mİ?
    BÜTÜN TÜRK DÜŞMANLARI GİZLENMEYE BİLE GEREK DUYMADAN AYNI ÇATININ ALTINDA TOPLANMIŞ(ZİLLET İTTİFAKI) KİMİSİ MECLİSTE HER GÜN TÜRK IRKINA SÖVÜP SAYIYORLAR, KİMİSİ DE DAĞDA, ELİNDE SİLAHLA KAHPECE SALDIRIYORLAR!
    EĞER BİR MAHFİL ARIYORSAN ÖNÜNE BAK YETER!!!!
    “Bir an “KULSİ”i okuduğumuz 90’ı yıllara yelken açmış oldum. Köprünün altından çok sular aktı, bir çok şey, hemen hemen her şey değişti ülkemizde; değişmeyen tek şey kaldı, o da, derin “KULİS”lere konu olan “Derin Mahfiller”deki mesai… Araçlar, şahıslar değişmiş olsa da değişmeyen tek şey ülkemizin siyasi, ekonomik gidişatına, “özüne” gem vuran derin mesainin devam ettiğidir.

    Yorumu Cevapla”

  8. Rahmetli Demirel in karnında kırk tilki dolaşır, kırkınında kuyruğu birbirine değmezdi.
    Bir de şimdikine bakın!
    Bu arada Rusya bizi Nükleer santral işinden çırak çıkarmış. Murat Yetkin in yetkinreport.com daki yazısını tavsiye ederim okuyun.

  9. Sayın yazar “Gerçeklerin mutlaka ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır.” diyor, elhak öyledir!
    Hazır eli değmişken v.koçun cesedini mezarından çalıp köşebucak gezdirdikten sonra getirip yine mezarlığın kenarına atıp kaçanları da sevabına bir açıklayıverse!
    O konudaki gerçeklerin ortaya çıkma zamanı da gelmedi mi sizce?
    Yoksa işin ucu sazlı sözlü fasıllarınızın müdavimi eski medya patronuna filan dokunur diye mi çekiniyorsunuz?
    Hayır, tam da dün bizim eski yorumculardan biri DERİN MAHFİLLERden filan söz ediyordu, o yüzden şeyettim…

  10. İnan Kıraç, Süleyman Soylu, Sezgin Baran Korkmaz, Mehmet Ağar, Levent Göktaş, Sedat Peker, Mesut Yılmaz, Mehmet Cengiz…

    Listeyi çok uzatmak mümkün.

    Listedeki insanlar arasındaki iliṣkiler ülkenin onlarca yıldır içine düṣtüğü durumu gözler önüne seriyor.

    Durumun gözler önüne serilmesinde büyük katkısı olan Sedat Peker’in açıklamalarını unutmamak lazım.

    Bugün devletten çıt çıkmasa da yarın durum değiṣebilir.

    • Almancı arkadaş “Listeyi çok uzatmak mümkün.” derken;
      koçun gönlüne girebilmek için kucağında kasalar dolusu ananasla kapısının önünde bekleşen kainat imamı ve mutemetlerini mi kastediyorsunuz?
      Eğer öyleyse en son yapılan türkçe olimpiyatlarının sponsorluğunu nereye koyalım???

        • Hayret yaa! muhalif görüşün heybesinde tam bir klasik oldu bu laf `ne istedilerde vermedik`. Yaa bu laf siyasi Milatdan önce söylenmiş bir laf. Milattan sonra milletim beni affetsin dedi ya. AK partinin siyasi Milatı 15 Temmuz.

  11. “Partinin vitrinini güzelleştiriyorum, Tansu Çiller Hanım aramıza katıldı, seni de bekliyorum ve sana başkanlık teklif ediyorum.”
    DOĞRUDUR, İŞTE ESKİ TÜRKİYEDE CB MAKAMI, BÖYLE AĞZI İŞKEMBE ÇORBASI KOKAN VE KARŞISINDAKİNE “KARDAŞIM” DİYE HİTABEDENLERİN BİRBİRLERİNE DOĞUM GÜNÜ HEDİYESİ GİBİ ALIP VERDİĞİ BİR MAKAMDI, YANİ MİLLETİN CB SEÇME HAKKI YOKTU!
    YENİ TÜRKİYEDE İSE CB MAKAMINA OTURACAK KİŞİYE SADECE MİLLETİMİZ KARAR VERİYOR, ZİLLET İTTİFAKINA RAĞMEN ELDE ETTİĞİ BU HAKKI DA CANI PAHASINA KORUYOR!
    BAKIYORUM KAÇ GÜNDÜR HAŞHAŞİ ARKADAŞLARDAN SES SOLUK ÇIKMIYOR, TÜRKÇE OLİMPİYATLARI BİTTİ KARDAŞIM, SPONSORU ÜRKÜTMEKTEN ÇEKİNİYORSANIZ EJDER YUMURTASI YİYİN KOÇLAR, CESARETİNİZİ ARTTIRIR:)
    HAKSIZ MIYIM SAYIN YK?

  12. İnan Kıraç tam da 11 Eylül Amerika’da gökdelen kulelere yolcu uçaklarıyla yapılan saldırı zamanlarında Amerikan başkanı Bush’un harıl harıl müslüman ülkelerde terörist aradığı bir dönemde MİT başkanına Türkiye’deki tehlikeli grupları listeleyen bir rapor hazırlatıp Başkan Bush’a ulaştırdığı bilgisini gazeteciler anlatılıyor.

    Kendi ülkesinin insanları hakkında üstelik gruplar halinde yalan yanlış bilgi toplayıp Amerikan başkanına rapor olarak ulaştırma…

    niye yapmış bunu? sırf elinde tuttuğu ekonomik gücü başka kimseye kaptırmamak için. Vay vay vay…!

    Casusluk nasıl bir şey acaba?

    • Baran bey o işleri okyanusötesine kapağı atmış münzevi dervişlere filan sorun, malikaneyse malikane, paraysa para hepsi onlarda var…

      • Adamların her şeylerini gaspettiniz hala doymadınız! Dünyayı yeseniz doymazsınız. Aç gözlülüğün sonu Koç’a kurban gitmez umarım!

      • Kendi evinde haksızca hukuksuzca canlarına kastedilen insanların dışarıya sığınmasını kimse sorgulamaz. Peki sizin canınıza malınıza kasteden mi oldu da dışarıdan yardım dileniyorsunuz?

  13. (1)…….

    Halk içinde muteber bir nesne var mı “insan” gibi,
    Hele de dosdoğru, tertemizse o insanın kalbi?!…
    ….
    Hasbel kader yetişmiş bu insanlarımıza yazık!
    Durum vahim! hem ülkeye, hem canlarımıza yazık!

    • Sayın HB asıl sana yazık!
      “Dünkü yazı üzerine internete girip adı geçen şahıslar hakkında biraz bilgi araştırdım. Neyin n’olduğu belli değil.” diyorsun ama
      daha elifi bile görmeden merteğe yapışmışsın!
      Bu yazıda anlaşılmayan ne var ki?

      • Her yoruma nane-maydanoz, sayın H. Gayret, lütfen söyle bana niye yazık olsun? Ölene/öldürülene yazık. Nihai analizde öldür(t)ene de yazık. Çünkü cehennemin orta göbeğinde yerlerini ayırtmış olduklarını bilmiyorlar. Bu dünya hayatı nasıl olsa geçer; insan kazaya gidebilir, katledilebilr ve hatta katil olarak bir süre daha ortalıkta gezinebilir, korunabilirler de. Ya sonrası? olayla tüm ilgililerin ayrı ayrı ödeyecekleri bedelin azabı? “Yok, ben kandırıldım, beni kullandılar” mı diyecek? Herkes payını alacak sonsuz azaptan. Öldür(t)enler ve bunları koruyanlar ne yaptıklarını biliyorlar, ne de işin vehamatini.

        …..
        İşin vehametini düşünebilseler bir saniye…
        Yazık yazık! “Yazıkistan”a döndürüldü Türkiye!

        Öldür(t)enlerin hesabı “Mahşer”e de kalıyor,
        Yok, yok yok! ezberine “din-iman”la bu olmuyor!
        ….
        İşte onun için beyim, “Akıl*İman Sentezi” gerek!
        Yoksa yazık! bazen insan yılanlardan engerek!
        …..

  14. Fehmi bey “11 Eylül 1991 günü, gazetede “Demirel’in cumhurbaşkanı adayı” başlıklı yazımla konuyu kamuoyuyla paylaştım” diyorsunuz. O zaman çalıştığınız gazete ne idi bilemem ama bir dostunuzdan aldığınız fısıltılara dayalı olarak gündeme taşıdığınız yazınızla Can Kıraç’ın Cumhurbaşkanı olmasını nasıl önlediğiniz yukarki yazınızda açıklanmıyor. Okuyuculara mı soruyorsunuz bu soruyu? Erkenden topa tutup yıpratma taktiği mi var(dı) işin işinde?

    Dünkü yazı üzerine internete girip adı geçen şahıslar hakkında biraz bilgi araştırdım. Neyin n’olduğu belli değil. Kafa karıştıran, her yöne gidebilecek gizemli belirsizliklerle dolu bir sürü haber, video klibi… Aman Allah’ın dedirten cinsten!

  15. Önce geç gördüğüm için dünden kalan konu:

    Mahir Kaynak’tan bu yorum sayfalarına aktarılan bir alıntı vardı. “Bir olay olduğunda mantıki düşüneceksiniz, ortaya çıkan sonuçtan kimin yararı varsa o olayı o çıkarmıştır” şeklinde bir anlam ifade ediyordu.

    Bu konuda tarihe not düşmek gerekirse, ortaya çıkarılamayan olayların faturası da devlete kalır. Daha doğrusu devletin başındaki iktidara. Devlet kalıcı, iktidarlar geçici olduğuna göre en azından iki şık vardır. 1) Adam sendee, bu konu beni aşar. Bu geçici dünyada hükmümü sürer, keyfime/işime bakarım, 2) Sorumluluğu aldık, millete devlet olduk. Devleti töhmet altında bırakamayız. Faturaları ödeyelim. Ya bismillah!

    Devlete olan güven konusunda çok şıklı bir soru:

    Yukardaki iki iktidar tipi/devlet şekli arasında 1. ile 2. arasında evrilme süresi ne kadardır?
    (not: Seçilen şıkkın sebebi de iki satır cümle ile izah edildiğinde alınacak puan ikramiye olarak ikiye katlanacaktır)

    a) Bir fark yoktur, devletimiz güçlüdür
    b) 1 iktidar süresi
    c) 50 yıl
    d) Sittinsene
    e) Yukardakilerden hiçbiri

  16. “Durumu Sayın İnönü’yle görüşürken bana şöyle bir açıklama yaptı: ‘Can Kıraç hâlâ ülkemizin
    *tarımla kalkınacağını savunuyor,
    biz ise kalkınmanın
    *sanayiyle gerçekleşeceğini
    iddia ediyoruz. “

    • Yav memleket kalkınsın da, ağalar isterse biz rençberlik de yaparız marabalık da, lafı mı olur!
      Şehzade inönünün dediği gibi sanayiyle kalkındık da fena mı oldu?

  17. Fehmi Bey ,bu gün , pazar olması hasebiyle nostaljik bir yazıyı uygun görmüş; olabilir tabii , neden olmasın.
    Ben de bu yazıdan , siyasetimizin kalitesine dair ve entrikalarla ilgili bazı sonuçlar çıkarmaya çalıştım.
    Iyi ki bu düşünce gerçekleşmemiş! Zira ısmarlama bir ‘ Sarışın hoş ve boş bir başbakan ‘dan başka memleketin bir de bu kişi yüzünden anası ağlayacaktı !

Comments are closed.