Cumhurbaşkanı dünya kupasında, el-Sisi ile aynı fotoğrafta… Ve benim gözümde Hıncal Uluç…

29
Reklam

Sadece bir hafta önce, G-20 zirvesi için Bali’de bulunduğu sırada, G-20’nin aynı zamanda NATO üyesi olan ülkelerinin liderleri ABD başkanının davetiyle yan bir toplantıya çağrılırken kendisinin dışarıda bırakılmasını, “Ben önemli toplantılara katılırım” gerekçesine bağlamıştı Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan

Dün bir baktım, dünya kupası açılış törenini izleyenler arasında yer alıyor…

Gençliğinde yarı-profesyonel futbol oynadığı için dört yılda bir yapılan önemli turnuvaya katılmasını hiç yadırgamadım.

Türk milli takımı kupa için yarışan 32 ülke takımları arasında bulunmasa bile…

Bugün gazetelerde yer alan diğer futbolsever devlet başkanlarıyla orada görüştüğüne dair haberler ise beni biraz şaşırttı.

Mısır devlet başkanı Abdülfettah el-Sisi ile el sıkışmış Cumhurbaşkanı Erdoğan

Hayır, el sıkışmasını doğru bulmadığım için değil şaşırmam, iki ülke arasında on yıla yaklaşan soğukluğu ortadan kaldıracak her girişimi olumlu karşılamaya hazırım. Önemsiz veya tesadüf gibi görünen karşılaşmalardan hayırlı gelişmelerin de çıkabildiğini ise geçmişin bazı tarihi olaylarından biliyorum.

Öyleyse?

Reklam

Davet sahiplerinden başka kimlerin daha katılacağı soruşturulmuş ve el-Sisi’nin adı öğrenilmiştir; böyle bir karşılaşmanın kaçınılmazlığı düşünülerek gitmeden önce ortamı yumuşatacak birkaç söz söylenebilirdi.

Keşke öyle yapılsaydı.

İki liderin el sıkışmasını haberleştiren gazeteler, hiç değilse bazıları, on yıl boyunca sarf edilmiş çok sayıda kırıcı açıklamayı hatırlatmadan duramamışlar.

Hiç kuşkusuz o sözlerle ilgili malumat Mısır tarafında vardır.

Türkiye’nin son on yıla damga vuran Mısır’la ilgili politikası duygusal bir zemine oturuyor. ‘Arap baharı’ ile iktidarları sarsılan liderlerin yerlerini Türkiye’ye daha olumlu bakan yenilerinin alacağı beklentisi buna yol açtı.

Hüsnü Mübarek gitti ve yerine gerçekten de beklenti istikametinde biri hem de seçilerek geldi: Muhammed Mursi

Mursi’nin kısa süre sonra bir darbeyle devrilmesi Ankara’yı rahatsız etti.

Tepkiler yerindeydi, ama aşırıya kaçıldı.

Reklam

Sanıyorum bunda, Mursi’yi iktidara taşıyan halk hareketinin darbeyi hazmedemeyeceği hesabı rol oynadı.

Yanlış bir hesaptı bu.

Ortadoğu ve İslam Dünyası açısından merkezi öneme sahip Mısır’la bozulan ilişkiler Türkiye’nin geleneksel dış politikasına olduğu kadar, Tayyip Erdoğan’ın izlediği kişisel çizgiye de uyumlu değildi.

Mısır’ı önemsememe ve dargınlığı sürdürmenin Türkiye’ye faturası ağır oldu.

Çok daha önceleri bir yolunu bulup ilişkileri normal bir zemine oturtmak gerekirdi.

Bunda hiç kuşkusuz Mısır yönetiminin de en az Türk muhatapları kadar duygusal davranmalarının büyük rolü var. Kahire’nin de Türkiye’nin önemini doğru değerlendiremediği anlaşılıyor. 

Abdülfettah el-Sisi de, belli ki, kolay bir lider değil. 

Son on yılı belirleyen bölgeye dönük en önemli dış politika yanlışı, bugün ortaya çıkan Türkiye’nin öngöremediği yeni ittifakların oluşmasına yol açtı. Geleneksel dostlar düşman, geleneksel düşmanlar da dost haline geldi.

İki ülke arasındaki soğukluk yalnız dış politikayı etkilemiyor, Türkiye’nin dışa açılmış sanayici ve ticaret erbabı da ilişkilerin bozulmasından zarar görmekte.

Dünya kupası vesilesiyle Doha’da buluşan iki ülke liderinin karşılaştıklarında el sıkışmaları bir anlık bir sıcak görüntü olarak mı kalacak, yoksa daha çok Mısır’dan kaynaklanan, yakınlaşmayı Türkiye için yerine getirilmesi hayli zor şartlara bağlayan yaklaşımın ortadan kalkmasını sağlayıp yeni bir döneme kapı mı aralayacak?

Umarım, Mısır ile Türkiye, aralarındaki soğukluğu gidermeyi başarır.

[Bir kişisel not: Soğukluğun hüküm sürdüğü şu son on yıl, bizim çok önceden kararlaştırdığımız Mısır’ı eşim ve gelebilecek çocuklarımla aile olarak ziyaret edip yakından tanıma niyetimizin gerçekleşmesini de engelledi. İki ülke insanlarının birbirlerini daha yakından tanımaları gerektiğine inanıyorum.]

ΩΩΩΩ

Hıncal Uluç’un ardından

Aynı mesleği sürdürmemize, bazı dönemler aynı çatı altında -o yazar ve yorumcu ben TV’de programcı olarak- bulunmamıza rağmen herhangi bir dostluk ilişkimiz olmadı.

Türk medyasında hep yenilikten yana bir yazardı.

Öz yeğeninin –Prof. Ahmet Taner Kışlalı’nın- uğradığı suikast sonrasında genel geçer yaslı aile ferdi tavrını sergilemek yerine, gri beyin hücrelerini kullanarak, ciddi kuşkular beyan etmesi onu benim gözümde daha da değerli kılmıştı.

Sabah gazetesi Dinç Bilgin ve Turgay Ciner dönemleri sonrasında üç değişik yönetimin eline geçtiğinde, o yönetimde söz sahibi olanlar, her biri ayrı ayrı, bana “Ne yapmalı, ne yapmamalıyız?” sorusunu yöneltmişlerdi. Üç söz sahibi kişiye de, görüşmelerimizde, “Hıncal Uluç’u küstürmeyin” tavsiyesinde bulunmuştum.

Hastalığını atlatamamış ve vefat etmiş.

Allah’tan kendisine rahmet diliyorum.

ΩΩΩΩΩ

Reklam

29 YORUMLAR

  1. “H. Gayret
    21 Kasım 2022 At 13:11
    Evet yahya bey, en basit omurgasız bir canlı bile önünü ardını düşünmeden yaşamını sürdüremezken insan gibi en azından iki ayağının üzerine dikilebilecek kadar evrim geçirmiş bir mahlukun anı yaşayabiliyor olması gerçekten hayret verici:)

    Yorumu Cevapla
    Yahya Özal
    21 Kasım 2022 At 18:59
    Şu yazdıklarınızı kısa ve net cümlelerle yazıp anlamamı sağlarsanız sevinirim. Ne demek istiyorsunuz? Bir aptala anlatır gibi yazar mısınız? En basit omurgasız canlı nedir?(DENİZ DİPLERİNDE GÖRÜLEN KEMİKSİZ YUMUŞAKÇALAR…) Neden yaşamını sürdüremiyor?(BİR ANLIĞINA ‘ANI YAŞAMAYA KALKTIKLARINDA’ HEMEN DİĞER BİR ANI YAŞAYAN DENİZ CANLISINA YEM OLUVERİRLER DE ONDAN:) İnsan iki ayağı üzerine dikilebilmek için evrim mi geçirmiş?(BACAKLARINIZA VE ÖN AYAKLARINIZ OLAN ELLERİNİZE İYİCE BAKIN, HENÜZ DÖRT AYAK ÜZERİNDE DOLAŞAN BEBEKLERİN ELLERİ VEYA AYAKLARI BİRBİRİNE BENZER, AYAĞA KALKINCA BACAKLAR GELİŞİR VE UZAR, ELLER GÜDÜK KALIR:) (İlk evrimi Adem babanız mı geçirdi?) (ADEM ATA ÇAMURDAN YAPILDI, ANADAN DOĞMADI, BABADAN GELMEDİ…) Mahluklar anı değil de neyi yaşıyor?(HER AN BİR ÖNCEKİ VE SONRAKİ ANA GÖRE O ANDIR, ANI YAŞAMAK FİZİK OLARAK MÜMKÜN DEĞİLDİR, YANİ AYNI SUDA İKİ KERE DEĞİL BİR KEZ BİLE YAKANAMAZSINIZ!) Nesi hayretinize mazhar oldu?(EVRİME RAĞMEN SİVRİSİNEK GİBİ BİRÇOK İLKEL ORGANİZMANIN BUGÜN BİLE HALA VARLIĞINI SÜRDÜREBİLİYOR OLUŞUNA HAYRET ETMEMEK MÜMKÜN DEĞİL.) Kimseden çekindiğim yok.”
    ANLAŞILDI MI?

    • Dediklerinizi değil gerçekten aptal olduğumu anladım. Ne demek istediğinizi çözemedim çünkü. Sizin için bir şey yazamıyorum. Açıklamalarınız için (anlayamasam da) teşekkürler.

  2. Dış politika ve hiç bir konu tek adamın keyfine bırakılmamalı elbette. Bırakılırsa böyle hep zarar ziyan ve zikzak olur. Ülkenin stratejik hedefleri de ortak akılla belirlenmeli, tek adamların günlük keyfine ve meşrebine göre değil. Gece rüyasında görüp İstanbul sözleşmesinden çıkıyor. Kimsenin haber var mı belli değil. Yandaş havuz medya peşinden zikzak yapa yapa mevlevi dervişine döndü. Her alanda duvara toslamış bir enkazla uğraşıyoruz.

  3. …..
    Molla Kasım becermiş, gücü göstermiş yine!
    Düşünce özgürlüğü, ipe un sermiş yine!

    Nerede yazdıklarım, kafiyeli her yorum?
    Farkındaysan Fehmi bey! ne kadar ayıp durum!

    Her görüşe açıktı bu sitenin sahibi,
    Bugünkü durum sanki, kayyum atanmış gibi!

    Kayyum atayan fani, hesaba çekilecek,
    Kime hakeret var ki, makasını geri çek…
    …..

  4. Eğer Tilki, Çakal, Köpek ve Domuz Aynı Kümese Girmiş İse;
    Dışarıda Güçlü bir Aslan Vardır.!

  5. Allah rahmet eylesin.Çok renkli bir kisiydi yazilarina da yansitirdi bu renkliliğini.

  6. İZAFİYET TEORİSİ
    Fizikçi değilim.Sadece Üniversite sınavında lisemizin en yüksek fen puanını aldım.
    Anlayabildiğim Albert Einstein’ın genel izafiyet teorisine göre:
    –Uzay
    –Zaman ve
    –Hareket
    mutlak değil birbirleriyle bağlantılı şekilde ölçülebilir.
    Bu haliyle izafidirler.
    Günümüzde ise artık kuantum fiziği var.
    Kuantum fiziğinin tek kesin olanı, hiçbir şeyin kesin olmadı.Zamanın varlığının kabulü en büyük yanılgımız olabilir.Zira “kuantum dolanıklığı”ndaki aralarında binlerce ışık yılı mesafe olan ve “anlık” şekilde birlikte hareket eden parçacıkların ışık hızından daha hızlı bir hızda haberlerleştikleri bu durumda en yüksek hızın ışık hızı olduğuna dair klasik fizik görüşünün çöp olduğu düşünülür iken, yapılan deneylerde bu kez “zaman”ı da çöpe atmadan bahsedilmeye başlandı.
    Zira senkronize parçacıklar gelecekte de uyum sergiliyor.Zaman farkı oluşturabildiğinde bundan da etkilenmiyorlar.
    (Zaman farkına dair deneyin ayrıntısını hatırlayabilecek fizik bilgisine sahip değilim.)
    Bu kadar fizik yeter.
    Benim devreler zorlanmaya başladı.
    Gelelim fizik kuramlarının siyasete uyarlanmasına:
    Klasik fiziğin Genel İzafiyet Teorisini merhum Süleyman Demirel siyasete”Dün dündür, bu gün bu gündür” olarak uyarlamış idi.
    Kuantum fiziğinin kuralı neydi?
    Hiç bir kesinlik yoktu. Herşey anlıktı. Hatta zaman en büyük yanılsamaydı.
    Kuantum fiziğinin eşi bulunmaz siyasete uyarlaması ise şunlar olacaktı;
    –Kardeşim Esad,
    –Katil Esed.
    –Gel bu hasret bitsin,
    –Terör elebaşı.
    –Darbci Sisi,
    –Dostum Sisi(yoksa Pisi mi olacaktı benden bu kadar)

  7. Sayın yazar türkiyede yeterince arap turist yokmuş gibi bir de mısır tatiline çıkmayı mı planlıyorsunuz? Ama şarmelşeyhin bulanık sularında çamur banyosu filan yaparız diyorsanız o başka tabii…
    Şaka biyana kaplıca için afyon ve denizli de çok güzel termal tesislerimiz var yani…
    Haa, illaki arabesk bir çevrede tatil yapmak isteniyorsa antakyaya buyrun, dünyanın en güzel turizm beldesidir!

  8. İSTİKLÂL’DE DALGA GEÇENLER
    Ülkenin haline bakarmısınız?
    İstiklâl caddesinde güpegündüz Arapça konuşan biri poşeti açar gibi yapıp patlama hareketi yaparak patlayan bomba ile alay ediyor.
    Hali ve görünümü Anadolu tabiri ile:
    “Zındık gibi”
    Tam bir besleme.
    Bizim bebeklerine veremediği için intihar eden annelerin bulamadığı mamalar ile beslenmiş hali var.
    Hatırlarsanız sığınmacıların bebekleri için verilen mamaları büyüklerin yediği haberi vardı.Görünüşü bu haberleri doğruluyor.
    Mottomuz neydi?
    Yaparsa kim yapar idi?

  9. muhalefet, suriye, mısır başta olmak üzere ülke çıkarları için üst düzeyde konuşulup sorunlarımızı çözmemiz gerektiğini söylediklerinde hem iktidar hem medyası tarafından hain diye yaftalanmışlardı.
    akp nin suriye politikasının pek çok şehitler verdiğimiz gerçeği başta, milyarlarca doların heba olması, milyonlarca göçmenin ülkeye dolması, ülkenin güvenlik sıkıntılarının artması ve diğer ekonomik zararlar benzeri büyük sorunlar ve devasa faturalar çıkarması gibi mısır politikası da akdeniz başta ekonomik ilişkilerdeki sorunlara kadar en az suriye gibi büyük sorunlara ve devasa faturalara yol açmıştı. yandaş basının “uçuyoruz kaçıyoruz sınırlarımızı aşıyoruz her masada varız” gibi traji komik tınılı ifadeleri bu politikayı “dik duruyoruz” diye satıyordu.
    peki şimdi N’oldu?
    neden artık yandaş terminolojisiyle dik durmuyoruz?
    neden şimdi bae ile kucaklaşıyoruz,
    neden şimdi suudi prensle öpüşüp sarılıyoruz,
    neden simdi sisiyle el sıkışıyoruz,
    neden şimdi esedle barışmaya hazırlanıyoruz?
    bunca büyük sorunlar yaşadıktan ve devasa faturalar ödedikten,
    kimsenin iç işlerine karışacak halimiz ve gücümüzün olmadığını anladıktan,
    ekonomimiz onarılması güç yaralar aldıktan,
    hazinemiz boşaldıktan,
    itibarımız neredeyse hiç kalmadıktan
    herkesle ve tüm komşularla büyük sorun yaşadıktan sonra,
    bunca yanlıştan artık ve nihayet dönülüyor mu?
    iyi tabii ama neden şimdi???

  10. Allah rahmet eylesin. Millet ittifakı da kimlerle el ele kol kola bunları da bir irdeleyebilir misiniz?

  11. şimdi desem ki, batı bizim Mısır ve Esed’le İran Irak hatta Gürcistan Ermenistan ile el sıkışmamızı istemiyor!
    öyleyse bizde el sıkışalım!!!
    Bakın bir pencere açayım:
    aynısını ” batı ” kelimesini çıkarıp, Rusya İran…
    hatta Ukrayna! yazsak!?
    acaba onlarıda ‘batı’ sepetine koysak mı???

    • batı bizim mısır ve esedle el sıkışmamızı istemiyor diye mi yıllardır el sıkışmadık?
      bizde el sıkışalım tabi de madem neden yıllarca kaçındık,
      mısır çağrı yaptığı halde yıllarca olumlu cevap vermedik?
      bir sepette ülke çıkarları olur diğer sepete herşey konur, adına ne istersen onu diyebilirsin,
      bu pencere hep vardı, hep açıktı zaten, görene.

      • babasının gömüsünü bozdurup yediğini sananlar yüzünden olmasın Didem hn.
        evleri apartımanları tarlaları arsaları …
        yani babamızın fabrikalarını satıp satıp!..
        şimdi kasa tam takır kuru bakır.
        tahlili tarihçilere bırakalım,
        bundan sonraya bakalım👀.
        el sıkışmazsan:
        ırak suriyenin petrollerinden hava alırsın!
        oradaki garibanlara birde sen besler bakarsın!
        üstüne üstlük bir de bebek katili yavrucukların olur! onlara bir fiske vursan;
        “vaayy benim kuzucuklarıma badem gözlülerime haa..” diye …
        rusu amerikalısı binlerce km uzaktan gelir çadır kurar Şam ‘a Bağdat’a, sen gidemezsin komşuna Halep’e bile!!!..
        Suriye’den ıraktan geçip mal götüremezsin Mısıra, Suud a afrikaya!..
        siysetçinin şahsi işi değil bu işler!
        devlet ve halkın temsilcileridirler!
        küsmüs gibi işler oyun oabilir mi acaba?

  12. Rahmetli Hıncal Uluç’u kişisel olarak değil daha çok bir yazar olarak tanırdım; dobra dobra , dürüst , mertçe ve zevkle okunan yazılar yazardı.
    Allah rahmet ve magfiret eylesin , mekanı cennet olsun inşallah.

    • Evet ali bey, enseyi karartmayın, havuzmedyasında daha niceleri var, hıncallar ölmez!

  13. benim gördüğüm bu👀. Mısır yada diğer komşularımız, hepsi ile mesafenin aynı olması kadar doğal ne olabilir? Başkan lık sisteminin avantajları da ortadayken🤗.
    Mısır koca Afrika’nın kapısı!!!…
    TR daha kocaman Asya ‘nın!!!!!!!!!….
    hem ABD hem Rus hem de Avrupa ile eşit mesafede bir Türkiye!!!!!. (nokta)

  14. Hıncal Uluç’a Allah rahmet eylesin. 70 lerin ortasında lise yıllarımda okuduğum bir yazısı hayata bakışım konusunda etkili olmuştur. “Hayatı ertelemeyin, gününüzü değerlendirin. Okulu bitirince şunu yapacağım, askerden dönünce şunu yapacağım, işte şöyle olursa şunu yapacağım vb.gibi… O gün hiç gelmeyebilir. Anınızı değerlendiriniz. Kızgınlıklar, kırgınlıklar, düşmanlıklar unutulmalı, geçmesi için engeller uydurulmamalıdır” diye özetlenebilecek bir yazıydı.

    • Evet yahya bey, en basit omurgasız bir canlı bile önünü ardını düşünmeden yaşamını sürdüremezken insan gibi en azından iki ayağının üzerine dikilebilecek kadar evrim geçirmiş bir mahlukun anı yaşayabiliyor olması gerçekten hayret verici:)

      • Şu yazdıklarınızı kısa ve net cümlelerle yazıp anlamamı sağlarsanız sevinirim. Ne demek istiyorsunuz? Bir aptala anlatır gibi yazar mısınız? En basit omurgasız canlı nedir? Neden yaşamını sürdüremiyor? İnsan iki ayağı üzerine dikilebilmek için evrim mi geçirmiş? (İlk evrimi Adem babanız mı geçirdi?) Mahluklar anı değil de neyi yaşıyor? Nesi hayretinize mazhar oldu? Kimseden çekindiğim yok.

Comments are closed.