Delinecek yasaklar.. İşitmezden gelinen iddialar.. Halkın güveni zedeleniyor beyler…

28
Reklam

Bir ay kadar oluyor. İzmir’deyim. Öğle saatlerinde bir yerlerde karnımızı doyurmak icap etti, ama lokantalara yalnızca evlere servis serbestisi tanınmış. Ne yapacağız? Tam o sırada önünden geçtiğimiz bir lokantanın kapısından işmar geldi. Kapısını açıp içeriye girdiğimiz mekan mesafeye dikkat edilerek yeniden düzenlenmişti ve oturulabilecek bütün masalar müşterilerce işgal edilmekteydi.

“İzmir yasağı delmiş” diyen yakınıma “İstanbul da buradan farklı değil” dedim.

O yakınım ertesi gün “Meğer burası da İzmir gibiymiş” demek için Ankara’dan aradı.

Yasaklar anlamsız ve zarar verici olduğunda deliniyor.

Türkiye’nin yaklaşık bir hafta sonra, 1 Temmuz gününden başlayarak, normale döneceği bakanlar kurulu toplantısı ardından Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından açıklandı. Hemen bütün kısıtlamalar kalkacakmış. Tek istisna eğlence sektörüne getirilmiş. Müzik yayını saat 24.00’da kesilecekmiş…

Müzisyenler ve müzik sektörü ayakta.

Korona günlerinde uygulanan yasaklardan en fazla müzisyenler etkilendi. Kapanma süresince hiçbiri iş yapamadı. Ünlü isimlerin dayanabilmelerini sağlayan birikimleri olsa bile, çoğu müzisyen, o gün kazandığını aynı gün yiyen cinsten. İşleri birden durunca ne yapacağını bilemez hale geldiler.  Pek çoğunun kuryeliğe soyunduğu biliniyor.  

Beklenen normalleşme geldi, fakat müzik yayını için öngörülen saat kısıtlaması doğrudan onları etkiliyor.

Reklam

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Kimsenin başkalarını rahatsız etmeye hakkı yok” gerekçesi kulağa hoş gelse bile, tatil beldeleri için bu kısıtlama fazla anlamlı değil.

Madem her alanda normale dönülüyor, korona öncesi şartlar müzisyenler için de geçerli olmalı.

Kapalı olmaları gerektiği halde kapılarını yarı aralık tutup müşteri kabul eden lokantalar gibi, gece yarısı sonrasına sarkan müzik yayını gerçeğiyle karşılaşılabilir, eğlence yerlerinin kapısına gelecek görevlilerle yersiz takışmalar yaşanabilir.

Yasaklanan müzik yayını olunca, bunu AK Parti’nin ‘ideolojisi’ ile irtibatlayıp itirazlarını bu yolda yapanlar var. Oysa Külliye’de verilen davetlerden biliyoruz; en kalabalık davetli grubunu şarkıcılar teşkil ediyor. 

Bu işte bir yanlışlık olduğu kesin.

Lokantaların tavrının müzikhollerde de baş göstermesi, yani gece yarısı müzik yayınının kesilmesine dair yasağın bir yol bulunarak delinmesi, daha doğrusu insanların buna zorlanması, yasağı koyanlar açısından sakıncalı. 

Konulan kısıtlamaların akla ve mantığa uygun olması ve herkesin onlara uyması ülkede düzeni sağlar; var olan yasakların uygulanmaması ise kaos doğurur.

İnsanlar akla ve mantığa uygun yasaklara da meydan okumaya başlayabilirler.

Reklam

Güven yıkılırsa..

Bir ayı aşkın süredir toplumu meşgul eden iddia ve ithamlar da zihinleri bulandırıyor. Yayınlanan videolar, atılan twitler ile bunlar üzerine yapılan/yazılan yorumlar devlete yönelik güveni zedeleyebilecek ciddiyette. 

Buna karşılık, iddia ve ithamlar havada uçuşurken, onların muhatabı olan kişi ve kurumların suskunluğa bürünmeleri devlet ciddiyetiyle bağdaşmıyor.

Suçlanan kişi ve kurumlardan devletle ilgisi bulunmayanlar -örneğin, medyadan isimler ile basın örgütleri- kendilerine yönelik iddialara cevap vermek için çaba gösteriyor, kurumlar da yanlış yaptığına inandıkları mensuplarıyla ilgili soruşturma açıyor, gereğini yerine getiriyorlar.

Medyada kıyasıya bir hesaplaşma sürüyor. Aynı gazetede yazan, aynı kanalda programı bulunanlar bile, yanlış yapana sahip çıkmak şöyle dursun, onu kendileri deşifre ediyorlar.

Devlet ile devlet çatısı altında yer alan siyasiler, bürokratlar, onların yakınları ise kendilerine yönelik ithamları işitmezden geliyorlar.

Herhalde toplumun bu yayınlardan bıkacağı, iddia sahiplerinin susacağı veya susturulacağı, şimdilerde kamuoyunu meşgul eden konuların zaman içerisinde unutulacağı düşünülüyor.

Olabilir. Bıkma, susma veya susturulma söz konusu olabilir, ancak gündemi derinden etkileyen iddiaların unutulması biraz güç.

Ne gördük şu bir ayda; 1996’nın‘Susurluk skandalı’ unutulmuş mu? 

Tam tersine, geçmişte öyle bir olayın yaşanması, Susurluk’taki kaza sonrası ortalığa dökülen pislikler, şimdi gündeme gelen iddiaların kabul edilmesini kolaylaştırıyor.

Konulan, ancak akla ve mantığa tam uyumlu olmadığı için uygulanamayan yasaklar ile suskunlukla geçiştirilmeye çalışılan vahim iddialar, herkesten ve her şeyden daha fazla, siyasi iktidarın aleyhine. Ufak tefek hataları içine sindirmede zorlanmayan, ‘dış mihraklar’ gibi basit gerekçeleri kabul edebilen bir kitlesi var AK Parti’nin; ancak şu sıralarda üzerlerine yağan iddialar çamuru onların da tahammül sınırlarını zorlamakta.

En fazla etkilenenler muhalif partilerin seçmenleri değil, onlar zaten iktidardan herhangi bir olumlu tasarruf gelmesini beklemedikleri için aleyhte kanaatlerinin pekiştiğini düşünüyorlar; ancak iktidarın yanlışlarını görmezden gelmeye alıştırılmış AK Parti seçmeninin güveni sarsılıyor.

“İyi ya, muhalefet bundan yararlansın” demek de hata. Seçim olsa, yöneticiler değişse bile, iktidarı teslim alacak kadrolar siyasete ve siyasilere güvenlerini yitirmiş bir halkla muhatap olacaklar.

Güven yitirilince toplumsal mutabakat da zedelenir.

Türkiye böyle bir tehlikeyle karşı karşıya.

Lafı uzatmakta bir yarar yok. Hükümet akla ve mantığa aykırı yasaklar koyarak uygulamada yan yollara sapılmasını kolaylaştıracak yanlışlıklara düşmemeli. Siyasiler kendilerine veya yakınlarında bulunanlara yönelik iddia ve ithamları ciddiye alıp gereğini yerine getirmeli. Yönetimde yer alanlar halkın güvenini zedeleyecek davranışlardan kaçınmalı.

Aksi halde?

Düşünmek bile istemiyorum.

[“Aksi halde ne olacağını düşünmek bile istemiyorum” dedim; dedim ama düşüncemi paylaşmadan da edemiyorum: Aksi halde, varlığı sırıtan zaaflardan yararlanmak isteyen başkaları devreye girer. ‘Dış mihraklar’ işe el atar. Bizde görmezden gelinen iddiaların muhatabına yabancılar el koyar ve ülkeyi bugünkünden de zor duruma düşürecek bir süreç başlar. Olmaz mı? Oldu bile. SBK’nın kayda aldığı görüşmede isimleri geçen gazetecilerin kimler olduğu onun tarafından açıklanmadı, ancak ABD’de savcıların hazırladığı iddianamede o isimler yer alıyormuş. Acaba daha başka ne ayrıntılar var o iddianamede?]

ΩΩΩΩ

Reklam

28 YORUMLAR

  1. Ender arkadaş, senin avrupa bilgin biraz arızalı sanki, sorması ayıp, nerelerini gezdin ki sen bu memleketlerin? Umarım sn.bernar gibi belli sokak veya mahallerini değildir:)

  2. Koru fanlarına:

    Tatlı dile güler yüze
    Doyulur mu doyulur mu
    Aşkınan bakışan göze
    Doyulur mu doyulur mu

    Doyulur mu doyulur mu
    Canana kıyılır mı
    Cananına kıyanlar
    Hakkın kulu sayılır mı

    Zülüflerin dökse yüze
    Yar badeyi sunsa bize
    Lebleri meyime meze
    Doyulur mu doyulur mu

    Doyulur mu doyulur mu
    Canana kıyılır mı
    Cananına kıyanlar
    Hakkın kulu sayılır mı

    Hem bahara hemi yaza
    Yarın ettikleri naza
    Yar aşkına çalan saza
    Doyulur mu doyulur mu

    Doyulur mu doyulur mu
    Canana kıyılır mı
    Cananına kıyanlar
    Hakkın kulu sayılır mı

    Garibim geldik gitmeye
    Muhabbetimiz bitmeye
    Yar ile sohbet etmeye
    Doyulur mu doyulur mu

    Doyulur mu doyulur mu
    Canana kıyılır mı
    Cananına kıyanlar
    Hakkın kulu sayılır mı

  3. Ordu’ya silah üreten MKE:

    MKE’nin ‘şirketleşmesi’ teklifi çalışanları ayağa kaldırdı, miting düzenlendi

    Değişik unvan ve statüler altında 15. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu dönemine kadar inebilen tarihi bir geçmişe sahip olan Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu’nun şirketleştirilmesi için AKP’lilerin verdiği kanun teklifi çalışanları ayaklandırdı. Ankara’da çalışanlar MKE Genel Müdürlüğü önünde toplandı. Kırıkkale’de ise birçok siyasi parti temsilcisinin de katıldığı geniş katılımlı ‘MKE’ye sahip çık’ mitingi yapıldı.

    https://www.sozcu.com.tr/2021/gundem/mkenin-sirketlesmesi-teklifi-memurlari-ayaga-kaldirdi-miting-duzenlendi-6498789/

  4. İslam gençlerin omuzunda yükseldi

    İslam hareketini asıl yönlendiren ve

    onu Arap toplumunun yeni kimliğine uygun hale gelmesinde

    canla-başla destekleyerek Hz. Peygamber’e yardımcı olan

    geniş bir idealist gençler grubu vardı.

    Müslüman olduklarında bunların çoğu 30 yaşın altında bulunuyorlardı.

    Bu anlamda İslam’ın bir gençlik hareketi olduğunu söylemek mümkündür.

    İslam’ın gençleri arasında;

    * Hz. Ali (10 yaş),

    * Zeyd bin Harise, Talha (15-17 yaş),

    * Abdurrahman bin Avf (17 yaş),

    * Sa’d bin Ebi Vakkas (17 yaş),

    * Abdullah bin Mesud (15 yaş),

    * Abdullah bin Ömer (13 yaş),

    * Zübeyr bin Avvam (16 yaş),

    * Mus’ab bin Umeyr (18-20 yaş),

    * Osman bin Afvan (24 yaş),

    * Ebu Huzeyfe (30 yaş),

    * Ebu Udeybe bin Cerrah (31 yaş)

    gibi isimler yer alıyordu.

    Genç erkekler gibi genç kız ve hanımlar da İslam’ı ilk seçenler ve Peygamber Efendimiz’in ilim ve irfan halkasına katılanlar arasında yer alıyorlardı. Fatıma binti el-Hattab (Hz. Ömer’in kardeşi), Hz. Ebubekir’in kızları Esma ve Aişe bunların başında gelir.

    Mus’ab bin Umeyr, zengin bir ailenin çocuğu idi. Mekke’de Kureyş gençleri arasında onun kadar müreffeh bir hayat geçiren bir başka genç yoktu. İslam’ı hiç itirazsız kabul etti. Müslüman olduğunu öğrenen ailesi onu yakalayıp eve hapsetti.

    Hz. Muhammed (sas) henüz 21 yaşında iken Muaz bin Cebel’i Yemen’e vali tayin etmiş, ona vefa ve sevgi duyguları içerisinde davranmıştı.

    Yine başka bir genç olan Ebu Huzeyfe, Kureyş liderlerinden inançsız olarak ölen Utbe’nin oğluydu. Babasından sonra Kureyş liderliği kendisini bekliyordu. O bütün servet, itibar ve rahatlığı terk ederek, İslam’ı, birlikte çileyi ve fakirliği seçti.

    Medeniyetimiz, bir gençlik medeniyetidir. İslam, bir gençlik hareketidir ve gençlerin omuzlarında yükselmiştir. Peygamberimiz İslâm toplumunun şekillenmesinde, İslâmî değerlerin yaşanmasında ve yayılmasında gençlere büyük görevler vermiştir. Gençlerin eğitimiyle yakından ilgilenmiş, onların her bakımdan iyi yetişmelerini istemiştir. Vahiy kâtiplerini genellikle gençler arasından seçmiş, İslâm’a davet mektuplarını da gençlere yazdırmıştır. Bazı gençleri de, o gün için çok ihtiyaç duyulan yabancı dilleri öğrenmeye teşvik etmiştir. Gençleri sürekli eğitime tabi tutmuş ve bu eğitim çerçevesinde kaydettikleri mesafe ile birlikte gençler, İslam’ı yeryüzünün bütün bölgelerine taşıma görevini üstlenmişlerdir.

    Tarihte başarılmış pek çok büyük işin kahramanı gençlerdir. Onlardan biri olan Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’u 21 yaşında fethederek Fâtih unvanını almıştır. İstanbul’un fethi bir gençlik hareketidir. İstanbul’un fethi, genç bir adamın azim, kararlılık ve ön açıcı liderlikle çağ açıp çağ kapatan nitelikte büyük bir başarıya imza atması demektir. Fatih Sultan Mehmed, kişiliği ve başarılarıyla gençliğin önündeki rol modeldir. Çok iyi bir eğitim almış, çağının bütün teknik ve mühendislik bilgisine vâkıf, kitaba ve kütüphaneye âşık, İtalyanca, Latince, Fransızca, Arapça ve Farsça bilen, Avnî mahlasıyla değerli şiirler yazan son derece donanımlı bir hükümdardır.

    • Ne başarı ama; Dünya mültecilerinin yarısı Müslüman ve Müslüman olmayan ülkelere kapak atma derdindeler, İstisnasız çoğunluğu Müslüman devletlerin tüm yöneticileri zengin, halkı mutsuz, insan hayatını kolaylaştıran her icadın altında bir gayrimüslimin imzası var, önlenen hastalıkların ilaçlarını, aşılarını bulanlar da nedense hep gayrimüslim, en özgür, en insan ve hayvan hakaları savunucuları da öyle, doğayı koruyanlar da. Dünya ölçeğinde tek bir başarı örneği, insanlık yararına bir şey söyleyiniz. Söyleyiniz de utanalım.

      • Biontech aşısını duydunuz mu yahya bey, kimler bulmuş acaba, hmm, duyamadım???
        Dünyada başka virolog yokmuş gibi bir çift müslüman türk evladı üretmedi mi bu aşıyı???

        • ÖZLEM TÜRECİ KİMDİR?

          Doğum tarihi: 1967
          Kaç yaşında: 53 yaşında
          Nereli: Lastrup, Almanya
          Babası İstanbul’da bir doktor olan Türeci’nin ailesi, doğumundan önce Almanya’ya göçmüş.
          —————————————————-
          UĞUR ŞAHİN KİMDİR?

          Prof. Dr. Uğur Şahin, 19 Eylül 1965 İskenderun doğumlu. 4 yaşında ailesiyle Almanya’ya gitti.Ailesi Köln’de Ford fabrikasında çalışıyordu. Prof. Şahin, daha genç yaşlarda bilimsel araştırmalara ve deneylere duyduğu ilgiyle dikkati çekti.
          ————————————————————-
          İmam hatip okullarında veya kuran kurslarında aldıkları engin bilim sevdası nedeni ile ilim ve bilime büyük önem vermişler tahsillerini bu yönde yapmışlardır.

  5. Sayın yazarın tek terdi
    “Aksi halde, varlığı sırıtan zaaflardan yararlanmak isteyen başkaları devreye girer. ‘Dış mihraklar’ işe el atar. Bizde görmezden gelinen iddiaların muhatabına yabancılar el koyar ve ülkeyi bugünkünden de zor duruma düşürecek bir süreç başlar. Olmaz mı?”
    bunlar olsun!
    Bırakın karanlıklar aydınlığa çıksın, bırakın hak hakikat kirli çamaşırlar ortalığa saçılsın, bu durumdan niye tedirgin oluyorsunuz ki?
    Ciner medyası ve başındaki araba yazarı düşünsün, dut yemiş bülbüle dönen, birer ikişer yıllık izne ayrılan aynı yaş grubundan kadın yazarları düşünsün, size ne ki?
    Yoksa, yoksa, siz de mi????

  6. Hasan bey şöyle yaziyor!
    “Benim tek bir cevabım var: Devlet, olabildiğince şeffaf olursa halkı da ona o derece güvenir.”

    Hasan bey Hamd olsun devletimiz çok şeffaf.
    Gündemı çarpıtma konusunda kimseler onların ellerine su dökemezler.

    Tabii bu Türkiye için geçerlı. Yoksa Bütün bunları Dünya’nın iş merkezi ABD’ye yutturmaya kalkarlarsa bir Deniz değil bin denizi dahı öldurseler ABD’nın parası ile yaptıkları soygun ve yolsuzlukların üstünü kapatamazlar.
    Ha bıraz erteliye bilirlet.
    Nasılmı? Diplomatık dokunulmaz sıfatını öldür süçü ölene at böl parçala, taktiği ve iftira yôntemleri ilev uzatabilirler.

    Ne yaparsalar yapsınlar, ABD bunların kırlı işlerini kapatmaz ve sonunda kazanır.
    Peki kayıp eden Kım olur? Türkiye ile birlikte kendileri olur.

    Bahçelının konuşmasın’nın bir böluümünü okudum, bu kadar cahil, gözünü kin bürümüş adeta nefret ve kin bombalarını ülkenin temeline yerleştırıyor ve kiprıtı çakiyor.

  7. Doksanlı yılların başında , kışlamızdaki bir birlikten bir tüfek kaybolur .Bütün gün devam eden araştırma ve soruşturmadan bir netice çıkmaz ,Durum , bir yandan adli/idari işlemler devam ederken aynı zamanda o şehirde bulunan Ordu K. na arz edilir.Ordu K. nı , verilen bilgileri yeterli görmeyerek ‘Başka ne yaptınız ‘diye sorar. Yapılacak başka bir şey kalmamasına rağmen ‘ Araştırma ve soruşturmaya devam ediyoruz’ diye bir cevapla durum savuşturulmak istenir. Ancak Ordu K. tatmin olmaz ve tekrar ‘Başka başka ne yaptınız ‘diye üsteler . Haliyle bir cevap alamayınca da şu emri verir,
    – O tüfek bulunana kadar bütün o kışla hapistir ! Anladınız mı !
    Yani normal hizmetler devam edecek , acil ihtiyaçlar dışında dışarı çıkılmayacak ve Sb/Astsb .lar geceyi kışlada geçirecekler .
    Tüfek bulunamadı .Aradan 14 gün geçtikten sonra bir plan tatbikatı için kışlaya gelen Ordu K. önce tüfeğin akıbetini sordu .Bulunamadığını öğrenince de ‘Canınız sağ olsun , yapacak bir şey yok ‘ dedi ve bizlere dönerek şunları söyledi,
    – Benim başıma daha önce de böyle bir olay geldi . O zaman hapsettiğim kışla iki gün içinde silahı buldu .Burada önemli olan sadece yasaların gereğini yapmak değildir , onu zaten yapmak zorundasınız ve yapmazsanız suçlu olursunuz .Burada önemli olan yasaların ötesinde sizlerin kendinizi zorlayarak bir şeyler yapmanız , bir gayret ve çaba içinde olmanızdır !
    NOT: Komutanımız çok sert ve fakat asla kimsenin ekmeği ile istikbaliyle oynamayan, mert, dürüst ve çok çalışkan bir insandı ;Allahü Teala rahmet ve merhametini esirgemesin inşallah !
    Herkese selamlar ,saygılar

  8. Trol leybus

    Dün ekonomi kanallarında dünyadaki dış yatırımların seyri anlatılıyordu. Dünyada dış yatırımlar %35 düşmüş Türkiye’de bu düşüş sadece %15. Yani sayın yazar ve ahavatikum “Türkiye ye kimse gelmiyor, gelen kaçar herkes yurtdışına kaçmaya çalışıyor” İddiaları doğru değil. Ali Koç’un futbol takımına yönetici bulamamasının nedenini de ülkenin imajına bağlamak konuyu bilmemektir. Koçların bir özelliği de ucuza kapatma isteğidir. Aklınca takımın parasını koruyup aferin alacak. Halbuki futbolla uzaktan yakından ilgilenen herkes bilir ki bütün futbolcu-futbol adamlarının birinci tercihi avrupalı takımlardır. Eğer Avrupa’da bir takımla anlaşamazlarsa boşta kalan sürelerini değerlendirmek için Türkiye’ ye gelirler.
    Bunu yıllar önce yerli bir spor adamının söyleşisinde okumuştum.
    Bilim adamlarının kaçtığı gelmediği iddiasını ise ilgili bakan varank geçenlerde bir söyleşide yalanladı. Gelenlerin sayılarını verdi.
    Son günlerin ayyuka çıkan gençler yurtdışına gidiyor hatta kaçıyor geyiğide tamamen uydurma. Bu eğilim hep vardı. Şerif Mardinler, şimdi nobel alan bilim adamı, aşıyı bulanlar, Fuat sezginler ak parti döneminde mi gitti sanıyorsunuz.
    Yolsuzluk teraneleri de aynı babtan. Sözcü gazetesinin yazarları birbirine girmiş, zaten sayın fehmi koru yıllar önce bu kişi hakkında benzer iddiaları dile getirmişti, sonradan unutuldu. Kaz dağlarında, bodrumda, çeşme de kadıköyde bakırköyde, bahçeşehirde vesair kaymak tabakasının bulunduğu yerde ak partililer mi oturuyor sanıyorsunuz. Ege adalarında ahtabot kızartmasının yanında içtikleri uzinin (uzo do olabilir, buşon parası gibi yabancı terimlere aşina değiliz) tadını anlata anlata bitiremeyenlerin yolsuzluktan falan bahsetmesi inandırıcı değil.
    Dünkü yorumum tepki toplamış, tamamen yanlış anlaşıldım:)) Bana ak parti dönemindeki yolsuzlukları falan sormuşlar, bütün gazetelerde yer alan haberlerin linkini istemişler. Arkadaşların anlamadığı ben de onlar gibi 2023 de iktidarın değişebileceğine inanıyorum ve soruyorum. Bırakın üst yöneticileri, büyük müteahhitleri onlar iktidar değişikliğinden sonrada sizinle kolayca iş tutabilecekler, kimse kimseyi kandırmasın. Benim endişe ettiğim mütedeyyin halk, başörtülü öğretmen, hakim, memur. bunlar iktidar değişikliğinden sonra görevlerine devam edecekler mi, sanmıyorum. Bu kesimin önde gelenlerinden Fikri sağların beyanlarını okumadınız mı?
    Acaba göreve geldiği gün gençlere insansız hava araçları eğitimi veren Bayraktarı istanbul belediyesinin mülkünden kovan imamoğlu iktidara geldiği gün ihaları sihaları yaptıkları için Türkiye’den kovacak mı? İhalesiz devlete mal satmışsınız diye onları hapishane atacakmı ?Yaptıkları yapacaklarının teminatı olduğundan çok korkuyorum.

  9. Size Genç , Dinamik, Vizyon sahibi işin ehli. planlı çalışan israf etmeyen halkın parasını halka harcayan birisimi lazım.

    Ekrem İmaaoğlu , Durmak yola devam.

    Ekrem İmam oğlu Müzisyenlere nasıl destek oluyor.

    https://www.youtube.com/watch?v=73-nMuH2p4E

    İslam gençlerin omuzunda yükseldi.

    * Hz. Ali (10 yaş),

    * Zeyd bin Harise, Talha (15-17 yaş),

    * Abdurrahman bin Avf (17 yaş),

    * Sa’d bin Ebi Vakkas (17 yaş),

    * Abdullah bin Mesud (15 yaş),

    * Abdullah bin Ömer (13 yaş),

    * Zübeyr bin Avvam (16 yaş),

    * Mus’ab bin Umeyr (18-20 yaş),

    * Osman bin Afvan (24 yaş),

    * Ebu Huzeyfe (30 yaş),

    * Ebu Udeybe bin Cerrah (31 yaş)

    Morukları artık dinlendirin, Bak mahşer var Hesap var diyin biraz Nefsinizin hesaba çekmeniz için size Mühlet veriyoruz iyilik yapıyoruz diyin.

  10. Son yerel seçimler sırasında, zenginlerin ve bilimum yolsuzların azınlık iktidarının İstanbul seçimlerini tekrarlatmak için akla ziyan iddia ve gerçekçelerle gündemi “Hiçbir şey olmamış olsa dahi mutlaka bir şeyler oldu” şarlatanlığına teslim ettiği günlerde, burada şuna benzer bir şey yazdığımı hatırlıyorum: Artık ahlaksızlık suçlamasını kabul edip bunu suskunlukla karşılamadan bu iktidarı savunmak mümkün değil.

    İstanbullu seçmenlerin yarım milyona yakın bir kısmı da bir kaç hafta içinde meselenin yerel seçim olmaktan çıkıp ahlak ve ahlaksızlık arasında bir seçim haline geldiği kanısına varmış olmalı ki, tekrarlanan seçimde muhalefet adayı bu kez açık ara farkla seçimi yeniden kazandı.

    Yerel seçimlerin yerel seçimler olmaktan çıkıp ahlak ve ahlaksızlık arasında bir saflaşmaya dönüşmesinden, kendisine “siyaset” dediğimiz kamusal yaşam alanının ahlak ve ahlaksızlık arasında bir saflaşmaya dönüşmesi haline geldik. Bugün, kışkırtıcılık, hamaset, yine halkın büyük çoğunluğunu dış güçlerle işbirliği yapmak gibi artık inandırıcılığını çoktan yitirmiş ergen ağızına geri dönüş dışında çıkınında hiçbir şey kalmamış bu azınlık iktidarının taraftarlarıyla tarım, ekonomi, eğitim vb. siyaset temaları üzerinden bir tartışma yürütmek anlamsız. Çünkü, mesele, akla dayalı, ayağı yere basan, gücünü hakikatten alan argümanlarla bir diğerini ikna etme meselesi değil. Mesele, ahlak ile ahlaksızlık arasında bir seçim yapma meselesi. Kimin hangi tercihte bulunduğu ise çok açık.

    Bunun kadar açık olan bir diğer hakikat ise şu: “Yahu tamam. Gerçekten yolunda gitmeyen şeyler var. Ama, bu noktaya gelinmiş olmasından hepimiz sorumluyuz. Şimdi, hep birlikte, sorunlarımızı nasıl aşabileceğimiz konusunda fikirler üretmeliyiz. Var mısınız?” yollu uyanıklıklara girişerek bu azınlık iktidarının sefalet ve ahlaksızlıklarının sorumluluğunu herkese paylaştırma, bu şekilde aradan sıyrılma taktiklerinin de artık işe yaramayacağı.

    Mesele, ahlak ile ahlaksızlık arasında bir mesele.

    Ahlaksızlık kaybedecek.

    Ahlak ve hakikat kazanacak.

  11. sigara sağlığa zararlıdır, değil mi?
    her nefeste yüze yakın zehir solunup, ciğerlere çekiliyor.
    insanlar yine de içiyorlar.
    günde bir iki tane içen ufak tefek yanlış yapıyordur lakin bünye bunu tolere edebilir.
    günde iki, üç paket içene gelince bunun adı artık yanlış değildir, bünyenin bunu tolere etme imkanı da yoktur, kişi içerden çürümekte ve organizma ölmektedir.

    Ufak tefek hataları içine sindirmede zorlanmayan, ‘dış mihraklar’ gibi basit gerekçeleri kabul edebilen bir kitlesi var AK Parti’nin;
    diyor sayın koru.
    hangi ufak tefek hatalar???
    ekonomi perişan,
    giderek kötüleşiyor,
    tarım desen her geçen gün geriliyor,
    yargı, hak, hukuk hiç olmadığı kadar sıkıntılı,
    milli gelir sürekli düşüyor,
    herşey geriliyor mu?
    döviz kurları yükseliyor,
    enflasyon da,
    gelir eşitliği de,
    yolsuzlukta,
    aymazlık ta…
    her şeyin sorumlusu dış mihraklar.
    ama nereye gitsen zaten görevi olan yapması gereken iş karşılığında rüşvet pardon hizmet bedeli istiyor. hiç biri abd li ya da hintli değil hangi mihrak? şikayet etsen kimi kime şikayet edeceksin.
    millet işi çözülsün diye gazetecilere koşuyormuş meğer.
    onlardan biri, bazı önemli yerlerde klikler var, onlar senin işini görür, ama 10 milyon euroya diyor. sonra gözümüzün içine bakıp 10 milyon euro almadım diyor, adam vermemiş ki alsın. ses kaydı var, yine inkar ediyor. yargıya gidecekmiş, önemli yerlerde klikler var ya, gider tabi…
    diğeri binlerce khklının işini çözmüşmüş, serbest kalmasına neden olmuş, iyi mi?
    rahici bilmiyoruz.
    isimleri kaç tl pardon kimse tl ile iş görmüyor, kaç euro karşılığı listeden çıkıyor kimbilir?
    ahlakın olmadığı yerde güven mi olur?
    dinin esamesi mi bulunur?
    din eşittir ahlaktır.
    dinin efendisi ben güzel ahlakı tamamlamak için geldim diyor.
    açık ki herkes kendine göre bir din edinmiş.
    ama bazılarının dini çok kolay bir din.
    içinde değer olarak sadece türban var.
    nasıl bir akıl tutulması ile karşı karşıyayız,
    insan gerçekten düşünmek bile istemiyor…

    • bir dönem ekonominin başına geçmesi konuşulan

      “Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden (MIT) Prof. Dr. Daron Acemoğlu, Türkiye yanlış bir şekilde ekonominin durumu çok kötüye giderken, Merkez Bankası rezervlerini kullanmaya başladığını ifade ederek, Türkiye’nin bu rezervleri kullanarak, ekonomik reformları yapmak yerine anlaşılması zor olan politikalara yöneldiğini vurguladı.
      Acemoğlu, “Bunun üzerine yurtdışından gelen sermaye çekilmeye başlayınca Merkez Bankası daha fazla rezerv kullanmaya başladı. Bunu çok uzun vade sürdüremezsiniz. Zaten bu yüzden ekonomi kurumlarında değişiklikler yapıp başka politikalara yönelmeye çalıştılar. Ama bunların hiç birinin kredibilitesi yok. Hiçbiri de doğru politikalar değildi. Demokratik kurumlar zayıflayınca her ülke keyfi ve yanlış politikalara yöneliyor. Ekonomi bürokrasisinde hemen hemen hiç nitelikli insan kalmadı. Bu durum belirsizliği ve krizi artırıyor. Türkiye her şeyi doğru yapsa bile Merkez Bankası rezervlerin aynı seviyeye gelmesi çok zor” diye konuştu.
      Türkiye ekonomisinin son 15 yıldır kalitesiz büyüdüğünü dile getiren Acemoğlu, “Sürekliliği olmayan bir büyüme bu. Üstüne uluslararası gelişmeleri de eklersek ekonominin geleceği parlak değil. Çok daha zor zamanlar bizi bekliyor” uyarısında bulundu.
      – 2010’da büyümenin pozitif yönü istihdam yaratıyordu. Ama artık istihdam artışı da yok. Genç işsizliği yüzde 25’ten inmiyor.

      – Türkiye’de 2008’den sonra ekonomik kurumlar açısından ciddi gerileme var. Yolsuzlukta ciddi artış var. Demokrasiden uzaklaşıldı. Türkiye en çok gazetecinin hapiste olduğu ülke.

      – Türkiye’de kurumsal gerileme 14 yıldır sürüyor. Bağımsız özel kuruluşların elden alınması 2006’da başlıyor. Buna rağmen 2010’da Türkiye’ye ciddi yatırımlar geldi. Türkiye’ye yatırımda bulunanlar kendi taleplerini yaratıyorlardı. Bence yabancı sermaye Türkiye’deki kurumsal kötüleşmeyi ya zamanında görmedi ya da görmemeyi tercih etti. Yabancı sermaye daha sonra kısa vadeli yatırıma geçti. Ama artık çok yüksek faiz almadan yatırıma gelmek istemiyor. Bu da politik sistemin değişiminden kaynaklanıyor.

      – Türkiye’de işçi hakları çok düşük. Bunların Avrupa ve ABD düzeyine gelmesi çok önemli.

      UFAK TEFEK HATALAR!
      DIŞ MİHRAKLAR!

  12. Yorum yapasimız yok. Sükut ikrardan gelir denilmiş hep. Inandik ki suçlular ve suçluları koruyorlar . Gerçekten ama gerçekten tiksindirici bir yozlaşma.kibir, üstünce bakış, halkı aptal yerine koyma, adam kollama, kendi zenginini ve yargısını oluşturup akılları sıra yarın hesap vermememeyi garantilemeye çalışmak, karanlık ilişkiler, kör ve satırı oynamak,…YETER.. BIKTIK.

  13. Tüm yasakları kaldırırsan
    İnsanlar özgür olduklarını düşünürler.
    Hukuk devletinde falan yaşadıklarını sanırlar.
    Mazallah.
    Çok sakıncalı.

  14. Siyasilerle bürokratlar hakkındaki ayyuka çıkan iddialar hep başından beri olagelmiştir; yoksa Sn. Yazarımız, bu iddiaların son zamanlara dair olduğunu mu biliyor, ya da son yaşadıklarımız en kallavisindendir de ondan mı endişesi tavan yapmış? Bence ikincisi…

    Sn. Yazarımız bundan önceki üç yazısını sırasıyla;

    – “Aksi halde yenilgi kaçınılmaz.”

    – “Ülkeye yazık oluyor.”

    – “Aklımızı başımıza devşirmeden ve en önemlisi kişisel yararı bir tarafa bırakıp toplumsal çıkarı, ülke hayrını ön plana çıkarmadan bunu başaramayız.” hüküm cümleleriyle bitirmiş.. Bugünkü yazısını da “Aksi halde? Düşünmek bile istemiyorum.” diye…

    Düşünelim hep birlikte; ülke meselelerine gecesini gündüzüne katarak kafa yoran, araştıran ve hep okuyan ve ara vermeden yazıya döküp kitleler ulaşmasını sağlayan ve kendince sorumluluğunu idarecileri de uyaracak şekilde yerine getiren Sn. Koru’un halet-i ruhiyesini…

    Üst üste ve belki de aralıklı olarak ülkemiz adına bu kadar olumsuz havayı solumak onun uykularını kaçırıyordur.

    Umursuzlar.

    Gerçekten de bu denli aymazlık olmaz, olamaz.

    Olamaz diyoruz ama oluyor işte.

    Utanma mı kalmamış, ar ya da haya. Ar damarı çatladı da yöneticilerin, farkında mı değiliz. Hiç kimse sorumluluk üstlenmiyor ya da sorumluluğunu yerine getirmiyor. Ar damarı çatlamış kişi/ler/den ne beklene bilir ki?

    Sezgin Baran Korkmaz, ikinci Reza Zerrab olayını açtı ülkemizin başına galiba. Zerrab, istifa edecek değildi, çünkü böyle bir pozisyonu yoktu ama “itirafçı” olarak ancak yakamızdan düştü; yakamızdan düşmeseydi kim bilir daha ne filmler çevirecekti. Belki, konfor içinde yaşadığı ABD’de ki hayatında bir Hollywood yıldızı çıkar ondan. Şimdi SBK sahne almış vaziyette ve sanırım o da itirafçı olarak ABD’de mesut bir hayat yaşama planları yapıyordur.

    E, bu kadarı yetmez mi; ödüllendirilen aktörler.. ABD’de müreffeh bir hayat yaşamak adına devlet idaremizin iliklerine kadar sızmış bu zevat, bu hayatı kazanmanın karşılığında ve ABD’nin bunu satın alacak ve yeri geldiğinde ülkemizin aleyhine kullanacak, elini kolunu bağlayacak kadar hangi önemli belge ve bilgiyi onlara ulaştırmış olmalılar ki?

    Şimdi asıl sorumuzu saralım artık: Devlete güvenmek nasıl olur? Şöyle de sorulabilir; Devlet, halkının ona güvenmesini nasıl tesis eder?

    Benim tek bir cevabım var: Devlet, olabildiğince şeffaf olursa halkı da ona o derece güvenir.
    Şeffaflık ise hukuk içinde kalınarak sağlanır. Hukuk da adil yargıçlar eliyle gerçekleşir.

    Şimdi, devletimiz ne zamandan beri hukuka ne kadar bağlı kalmıştır, bunun bir sağlamasını yapalım.

    Yaklaşan 100. yılında devletimizin vatandaşı olarak yaşının 70’ini devirenler, şahit olduklarıyla, görüp geçirdikleriyle, araştırma ve bilgileriyle devletin hukuka bağlılığının sağlamasını en iyi yapan kişiler olacaktır.

    • Hasan bey, bir paragrafta peşpeşe bu kadar amerikan konformizmi vurgusu biraz fazla olmuş sanki; dervişin fikri neyse zikri de oymuş, ne iş???
      “Belki, konfor içinde yaşadığı ABD’de ki hayatında bir Hollywood yıldızı çıkar ondan. Şimdi SBK sahne almış vaziyette ve sanırım o da itirafçı olarak ABD’de mesut bir hayat yaşama planları yapıyordur.”
      “ABD’de müreffeh bir hayat yaşamak adına…”

  15. “Acaba daha başka ne ayrıntılar var o iddianamede?

    Fehmi bey! Aslında ayrıntıları Taha Kıvanç herkesten daha iyi bılır.
    Zaten Balık baştan koktuğuna göre, suçluda odur.
    Yazının bundan sonrası
    ×××××××××
    odur.
    ABD’den Sezgin Baran Korkmaz Açıklaması
    Sezgin Baran Korkmaz’ın ABD tarafından Utah’da yargılanmak üzere iadesinin isteneceği belirtildi.

    Amerika’nın Sesi internet sitesinde yer alan habere göre ABD Adalet Bakanlığı, Avusturya’da 19 Haziran’da ABD’nin talebi üzerine tutuklanan işadamı Sezgin Baran Korkmaz hakkındaki suçlamalarla ilgili açıklama yaptı. Utah’da yargılanmak üzere Korkmaz’ın iadesinin isteneceği belirtildi.

    Yapılan yazılı açıklamada, Utah’da hazırlanan iddianamede Sezgin Baran Korkmaz’ın kara para aklama ve on ayrı para transferi dolandırıcılığı ve resmi işlemleri engelleme suçlarıyla itham edildiği belirtildi.

    İddinamede Korkmaz’ın Türkiye ve Lüksemburg’daki banka hesapları üzerinden 133 milyon dolardan fazla parayı akladığı belirtildi.

    Yapılan bu işlemlerin Jacob Kingston ve Isaiah Kingston adlı kardeşler ve Lev Aslan Dermen’in Utah’da bulunan biyodizel şirketi Washakie’nin satışı ve üretimi için 1 milyar dolarlık yenilenebilir yakıt vergi iadesi almak amacıyla yalan beyanda bulunarak ABD Hazinesini dolandırma planıyla bağlantılı olduğunun iddia edildiği kaydedildi.

    Adalet Bakanlığı’nın açıklamasında Sezgin Baran Korkmaz ve suç ortaklarının dolandırıcılıktan elde ettikleri paraları Türk havayolu şirketi Borajet, Türkiye’de ve İsviçre’de otel, Queen Anne adında bir yat ve İstanbul Boğazı’nda villa ve apartman dairesi satın almak için kullandığı iddia edildi.

    İddianamede Korkmaz’ın Kingston kardeşleri dolandırmak amacıyla, ismi verilmeyen hükümet yetkilileri aracılığıyla, federal jüri soruşturmasından ve sivil davalardan koruma sağlayabileceği yönünde yalan beyanda bulunarak bir plan tasarladığı iddia ediliyor.

    Açıklamada Korkmaz’ın Utah Bölgesi Yargıcı Jill Parrish’in karşısına çıkarak yargılanması için ABD’ye iadesinin isteneceği belirtildi.

    Sezgin Baran Korkmaz’ın suçlu bulunması halinde para aklama suçundan 20 yıla kadar hapis, havale dolandırıcılığı suçlarının her birinden 20 yıl hapis cezası alabileceği belirtiliyor.

    ABD’nin İç Gelir Dairesi IRS’in Cezai Soruşturma biriminin, Çevre Koruma Dairesi Cezai Soruşturma Bölümü’nün ve Savunma Bakanlığı’na bağlı Cezai Soruşturma biriminin davayı incelediği ve Adalet Bakanlığı’nın Uluslararası İşler Ofisi’nin de önemli düzeyde soruşturmaya destek verdiği belirtildi
    ××××××

  16. Mafyatik yolsuz iktidar artık ne yapacağını şaşırmış vaziyette oraya buraya saldırıyor. Güya yasaklar kalkacak, verilen iki müjde ilginç.

    Gece 12’den sonra müzik yayını yasak, yani eğlence mekanları kapanacak. Ne alaka? 12’den sonra korona yayılmaya mı başlıyor? Kafası yasaklara iyi çalışan iktidarın son yumurtladığı yasak bu. Alkol satış yasağı gibi.

    İkincisi, HES uygulaması son gaz devam edecek. Bunda bir bit yeniği var elbette. Çin’den öğrendiler bu fişlemeyi. Halkı, yada tehdit etmek istedikleri kişileri, daha yakından takip etmek istiyorlar. Kim nereye giriyor çıkıyor. Anayasaya aykırı her türlü uygulama bunlarda var. Büyük birader sizi izliyor yani. HES uygulaması ile koronaya dizgin vurduklarını göremedik, ama bunu başka bir şekilde kullandıkları kesin. Mafyayla içli dışlı içişleri bakanı hep diyor ya, GBS yapıyorum diye. Yani genel bilgi sorgulaması. İnsanlar nereye giriyor çıkıyor, kimlerle görüşüyor, kim kimin akrabası, her türlü bilgiyi büyük bir veri bankasında topluyorlar. Peker’in dediği sinyallere bakın sinyallere gibi bilgiler izinsiz toplanıyor. İllegal olarak tabii. Anayasada tamamen yasak olan işler. Ama bunlar ne anayasa ne kanun tanıyor, tam bir mafya hükümeti.

    İçişleri bakanının elinde ne kadar bilgi var demek ki, mafya ile el ele kol kola olmasına ve bu kadar rezaleti çıkmasına rağmen, yerinden kıpırdatamıyorlar. Zaten son tv yayınında tehdidi de bastı. Hani o para sayma makinaları çıkan rüşvetçi bakanlar vardı ya gibi. Yani neymiş? 17/25 bir komplo değil miymiş yoksa? Bunu akp içişleri bakanı mı diyormuş? İlginç.

    İletişim başkanlığı bir kararname çıkarmış bunun üzerine, bu bilgileri istediğim kişi ve kurumdan alırım demiş. Bak bak. Beştepe de ortak olmak istiyor bu bilgilere. Acaba?

    Erdoğan sonrası için kavga büyük. Elinde en sağlam istihbarat olan Süslü gibi duruyor. Dokunulmazlık zırhı olan bir tek o. Dokunan yanıyor gibi.

    Ak troller ne iş bu?

    • Ender bey istersen yazlığında gece 12den sonra da yüksek desibelli müziğe devam edebilirsin, nasıl olsa meydan boş; yalnız, komşulara dikkat et, postu deldirmeyesin!
      Dğnyanın neresinde gördün sabaha kadar yüksek seste müzik???
      Bodrumda marmariste insan olan kaç saat dayanabilir o gürültüye?
      Avrupada herhangi bir saatte sebepsiz, yersiz ve vakitsiz bir gürültü çıkar bakalım, kaç yğz yuroya kapanıyor konu:))))
      Özgürlüklere buyrun, buyursunlar!!!

      • Genelde Avrupa gibi medeni yerlerde müzik ve eğlencenin olduğu yerler şehrin ayrılmış belli bölgelerinde oluyor ve 24 saat usulü çalışıyorlar. Bizdeki gibi apartman altı eğlence mekanları olmuyor elbette. O yüzden medenice isteyen gidiyor sabaha kadar orada mekan mekan geziyor. Şimdi bizim hiç bir işimiz düzgün olmadığı için elbette eğlenceden de bir şey anlamıyoruz. Klasik mafya düzeni çalışıyor burada. İsteyen istediği yere çöküyor, ilgilileri rüşvete bağlıyor, savcı hakimleri bedava ağırlıyor. Ülkemiz bir tür muz cumhuriyeti maalesef. Paramount otelden geçen ünlü konukların listesine bakınca anlıyorsunuz zaten nereye geldiğinizi. Başbakanlar, hakimler, gazeteciler, her türlü mafya yok yok. Devam et reis, bir tripodluk işleri kaldı. Gözümüz yollarda kaldı 11. videoyu beklerken.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız