Demokrasiler ülkeleri yanlışa düşmekten koruma mekanizmalarına sahiptir; hiç değilse şimdilik…

40
Kremlin'deki Güvenlik toplantısından bir görüntü.. (RT kanalından.)
Reklam

Rusya’nın komşusu Ukrayna’yı işgale kalkışmasıyla başlayan savaşta 100 gün aşıldı. Dünya ile birlikte bizler de üzerlerine füze yağdırılan kentlerdeki yıkımı gün be gün izlemekteyiz. İki taraftan da insanlar ölüyor.

Böyle bir savaşın günümüzde çıkabilmesini anlamakta zorlanıyorum.

Ukrayna yalnız komşusu değil Rusya’nın, insanlarıyla Ruslar arasında yakın akrabalık bağları var. Kremlin Ukraynalıların aslında Rus olduğu iddiasında. Sovyetler Birliği döneminde Ukrayna da oranın sınırları içerisindeydi.  

Tarih ve yakınlık bir tarafa bırakıldı, ihtilaf savaşla çözülmeye çalışılıyor. 

Benzer bir durum tarafları arasında Suudi Arabistan ve İran’ın da bulunduğu Yemen’deki savaşta da görülüyor.

Din kardeşliğinin işe yaramadığını Yemen’de yaşananlardan çıkarmak mümkün.

Komşumuz Suriye’de de on yılı aşan bir süredir kardeş kardeşi öldürüyor.  

Bu gelişmelere bakarak dünyanın yarınları için karamsar olmamak elde değil.

Reklam

Ukrayna’da, Yemen’de ve Suriye’de gözlemlenen her yerde her zaman tekrarlanabilir.

Hassas insanlara geceleri uyku kaçırtan kanlı olaylar bunlar.

İzlerken, insan kanı dökülen, uygarlık eserlerinin yok edilmesi ve geleceğin karartılmasıyla sonuçlanacağı kesin olayların çıkabilip sürdürülmesinin yine insan eseri olduğu aklımdan hiç çıkmıyor.

Öldürme emrini bunu yapabilecek konumda olan insanlar veriyor. Başka insanlar verilen emri yerine getirmeyi görev biliyor. Onların emrindeki eli silahlı kitleler karşılarındakilerin kimliğine aldırmadan üzerlerine ölüm yağdırabiliyor.

Daha önceleri de bize fazla uzak olmayan coğrafyada kanlı olaylar yaşandığını elbette biliyorum. İnsanoğlu tarih boyunca ‘barış’ sözcüğü üzerine güzellemeler yaparken hep kan da akıttı. Milyonlarca insanın hayatını kaybettiği son büyük savaşın üzerinden henüz bir yüzyıl geçmedi. Sonrasında dünyaya ‘barış’ getirmesi beklentisiyle kurumlar ve örgütler oluşturuldu, fakat kan durmadı, durdurulmadı. 

Yine de Ukrayna, Yemen ve Suriye örnekleri sözgelimi 20 yıl önce bugünler üzerine ahkam kesilirken öngörülebilecek gelişmeler değildi.

İnsanın insana acımasızlığı yüzünden ileride kim bilir daha neler yaşanacak.

Yazının burasında zihnime birkaç ay önce Kremlin’den Rus televizyonu aracılığıyla dünya gündemine giren görüntüler üşüşüyor.

Reklam

Vladimir Putin Ukrayna’ya Rus askerlerini gönderdiğinin ertesi günü ülkesinin güvenlik konseyi üyelerini Kremlin’de toplamıştı. Erkek-kadın üyeler hepsine hakim bir yere koltuğunu yerleştirmiş Putin’in karşısında sandalyelerde oturuyorlardı. Tek kişilik kürsüde biri konuşuyordu. Konuşturulmuyor, Putin tarafından hesaba çekiliyordu adam.

Sergei Naryshkin. Ülkenin istihbarat başkanı. Diğer üyeler önünde azarlanıyor. Azarlandığı Rus televizyonunun canlı yayınında bütün ülkeye -bu arada dünyaya da- izlettiriliyor.   

Lider tek önemli kişinin kendisi olduğunun bilinmesini istediğini belli etmek üzere o toplantıyı ve canlı yayını kurgulamış olmalı.

O görüntülerin bir gün önce başlattığı savaşın kaderini Rusya lehine etkileyeceği hesabıyla…

Her zaman haklı olan o. Kendisi dışında hiç kimse -istihbarat örgütü gibi Rusya ve benzeri ülkelerde herkesin önünden geçmekten bile korktuğu bir gücü temsil eden kişi dahi- önem taşımıyor. 

Naryshkin belli ki alandan gelen istihbari bilgilerden hareketle başlatılan savaşın tehlikelerine işaret etmeye çalışmış. Liderin planladığının tersine çatışmaların kısa sürede kendilerinin üstünlüğüyle sonuçlanmayabileceği öngörüsünü paylaşmak istemiş. İki taraflı yıkımın, insan kaybının göze alınmaması gerektiğini de düşünmüş olabilir. Belki de, Ukrayna hamlesinin yalnız hedef ülkeyi ebediyen düşman haline getirmekle kalmayabileceğini, bu arada çevredeki başka ülkeleri de tarafsızlıktan vazgeçip NATO üyesi olmaya sevk ederek kendilerinin karşısında yer almaya yönlendirebileceğini de söyleyecekti adam. Muhtemelen, savaşın, doğalgaz zengini, yüklü yabancı para rezervine sahip Rusya’yı borç ödeyemez hale getirebileceğini de tahliline ekleyecekti.

Söyleyemedi. Lafı ağzına tıkadı Putin.

Putin onu dinlemek yerine, itiraza kalkıştığı ilk cümlesini Naryshkin’e yutkundurmaya kararlı görünüyordu.

Görüşünü onaylatmak için “Söyle, söyle Sergei, evet mi hayır mı?” diye sıkıştırıyordu onu.  

İstihbarat şefi, ne yapsın, eveleyip gevelemeye başlıyordu.

Canlı yayında izledik.

Rus televizyonu ekranında bu olayı izlerken aklıma gelen, aradan 100 günden fazla süre geçtiği şu günlerde de bana aynı şeyi düşündürüyor. “Acaba demokratik bir ülkede böyle bir olay yaşanabilir mi?” sorusunu…

Mesela bizim ülkemizde?

Cevabım o zaman olumsuz olmuştu.

Sebebi şu: İlk Körfez Savaşı sırasında (1991) Cumhurbaşkanı Turgut Özal ABD’nin o zamanki başkanı George Bush’un (baba Bush) Irak’ı işgal projesine Türkiye’nin de katılmasını istemiş, dönemin başbakanı ve hükümetin bazı üyeleri onun karşısında yer almış, genelkurmay başkanı onun bu niyetini engellemek için istifayı göze alabilmişti. Benzer bir durum, yıllar sonra (2003) ABD başkanı George W. Bush (oğul Bush) Irak seferine çıkarken Türkiye’nin bütününü 60 bin askerini konuşlandıracağı üs olarak kullanmayı ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin de Amerikan ordusu yanında işgalde görev almasını arzu etmiş, ancak çoğunluğu AK Parti milletvekillerinden oluştuğu halde TBMM onun bu arzusuna geçit vermemişti.

Demokrasilerde sonradan pişmanlık getirecek türden yanlışlıklar kolay yapılamıyor.

Rusya, Yemen ve Suriye demokratik ülkeler değil.

Yanlışlıkları önleyici mekanizmalar demokrasilerde hala çalışıyor.

Ancak bu gerçeği tersine çevirecek ve demokrasiyi kötüye kullanma sonucunu getirebilecek bir ortama geçilme eğilimini bugünün dünyasında hissetmemek de mümkün değil.

Şu son beş yıl içerisinde öylesine vahim bir gelişmeye dikkat çeken ve uyaran çok sayıda kitap yayımlandı. 

Konu neden şimdi aklıma geldi, onu da paylaşayım ve bu yazıyı öyle sonlandırayım.

AK Partililer bu hafta sonunu Kızılcahamam’da kampta ülke sorunlarını görüşmekle geçirdi. Milletin çektiği ekonomik sıkıntılar, iç ve dış politikada varlığı fark edilen yanlışlıklar, o zeminde, herhalde hiç çekincesiz katılımcılar tarafından dile getirilmiştir.

Demokratik ülkelerde olması gerektiği gibi.

ΩΩΩΩ 

Reklam

40 YORUMLAR

  1. RTE:
    ‘ Üzülme bu davanın sahibi Haktır,
    Hak olan davada zafer muhakkaktır ‘
    Itirazı olan?

    • Mucib bey benim bi itirazım yok ama izninizle küçük bir saplamada bulunmadan da geçmiim:
      Biz zaferle değil seferle emrolunduk!
      Başka sözüm yok.

      • Bazen öyle laflar ediyorsun ki gel taşı gediğine koy der gibi.

        Asker emeklisi köşe yazarları NATO’nun Suriye’ye sefere çık emri verdiğini ima yoluyla anlatıyorlar. Gerçi emrin kimden nereden geldiğinin bir önemi yok sizin için. Ne de olsa emir almaya alışkınsınız:))

  2. Dış Basın, bizim devletı idare edenlerin aldığı nefesden dahi haberleri var ve hıç çekinmeden belgeleri ile yayınlıyorlar.
    Buna rağmen Bizdeki başından çıt çıkmıyor.
    Muhalif basın haklı sesleri çıksa soluğu ışgence ve hapiste alırlar. Peki havuz niye yabancı basına yazdıklarından dolayı tek kelime laf etmiyor?

    Bir ülkede muhalif basını susturursanız! O ülkeyi batırır’sınız.

    İsveç ve Norveç’ın NATO üyeliği Veto kozunu ne için kullanmak isdedikleri
    Dışişleri bakanı Mevlüt Çavuşoğl’nun ABD ye geldikten sonra ortaya çıktı, ABD deki HALK BANK davası.

    Buların derdi PKK ve törör falan değilmiş.

    Rızanın Rüşvet listeleri’de dahil ABD yargısının elinde olan dosyaları ile birlikte Türk yargısına teslim ettirmek miş.

    Efendim Halk bank devlet bankası siz yabancí bir devletin bankasını yargılıyamassın’iz diye mahkemeye baş vurunca onlarda süç New York ta işlendığı ve ABD oarası kullanıldığı için ABD de yargılanacak demiş ve red etmişler.
    ABD nin en pahalı avukatlarına miliyarlarca dolar ödediler ve ödemeyede devam ediyorlar. Saat ücretleri 3000 dolar.
    Halen daha Türkiye’nin düşmanı
    Batı. Bu AKP neden İran’ın emri ile ülkeyi yõnetiyor?

  3. DEMOKRASİ NEYİ GARANTİ EDER?
    Demokrasinin en beğendiğim tanımları:
    – Organize olmuş azınlıkların, organize olamamış çoğunlukları yönettiği yönetim biçimidir.
    – Toplumların hak ettiklerinden daha iyi yönetilmesini garanti eden yönetim biçimidir.
    Demokrasi iyi yönetilmeyi değil, iyi yönetilmemeyi garanti eder.
    Bu garantinin seviyesi, toplumun total kalitesiyle birebir ilgilidir.
    Şayet bir toplumun eğitim, kültür ve üretim gibi toplam kalitesi sorunlu ise, bu topluma demokrasiyi getirir isen, demokrasi bu toplumun toplam kalitesini yükseltmez.
    Pekâlâ, bu handikap demokrasiden vazgeçmemize gerekçe olabilir mi?
    Otoriter ve totaliter rejimlerin riskleri göze alınabilir mi?
    Bu riskler göze alınamadığı için demokrasi şimdiye kadar bulunmuş mahzuru en az olan yönetim şekli olarak da tarif ediliyor.
    En iyi ve en mükemmel bir yönetim şekli olarak tarif edilmiyor.

  4. Hangi demokırası? Yanılmıyorsam bizde demokırasi ile yönetiliyor’uz.
    Yalníz özdemi yoksa “SÖZDE”mi onu bilemiyorum.

    Bildiğim tek şey! Senelerdir! bizim medyayı troller’in yõnettiği.

    6 yılı bu sitede olmak üzere AKP ‘nın ilk yılları hariç. Erdoğan’ın kurduğu ve elamanları’nıde sık sık değiştirdiği
    troller’den oluşan bir ordusunun olması.
    Bir örnek: 2011 seçimleri öncesi. Habertürk sitesindeki yorumcu hesaplarında 1 troll tarafíndan Binlerce oylar reise, oyumuz reise ailece oyumuz dünya liderine. Bende özelikle o sitedeki yorumları başlama saati ile bitiş saatleri arasında aynı kişi tarafından yazıldı’ğına şahit oluyordum.her 2 dakikada Ayn kelimelerin 1 veya 2 harfi değiştírılerek yazılıyordu.

    O zamandan bu zamana kadar
    troller hiç ara vermeden taktik
    ve bazende isim değiştir’erek her yerde mesayilerine devam ediyorlar.
    Sn, Korunun bu sitesinde troller’ın ne kadar sadık olduklarına şahit oluyoruz.
    Hiç utanmadan herkeside aptal yerine koyarak kendilerini buralarda rezil ettiklerinin farkına dahi varamiyacak kadar rakamlar ile oyniyorlar. Oynamayı bırakın.

    Birazda gidin Cem Uzan’ın bahs ettiği yandaşlara peşkeş çekilmiş ihalelerden kendisine aldığı 400 Miliyar dolar komisiyon’ü niye Kararda gizledikleri den bahs edin. Hiç değilse milleti aptal yerine koymamış olursunuz.
    Erdoğan’ın tükúrdüğü ekenomi’nin % bilmem ne kadar búyüdúğünú buralarda yazarken siz Sn.Korunun okuyucularını hepsini AKP seçmen’mi zannediyorsunuz?

    İsterseniz Dış işleri bakanının Norveç ve İsveç’in NATO’ya girmesini veto etmemek için ABD den ne istediğini yazın.
    Siz rakmlar ile bizi ikna etmeyei değil! Rıza Zarafın Túrkiyeyi nasıl batırdığını vede Halen daha Türkiye’den Zaraf’a gelen paraları yazın.Bu arada neden onun mal varlığına el konulmadığını yazarsanız o zaman sizeinanmak isteriz.

    Terörist darbeci ilan ettiğiniz Cemaatın bankasının önünden geçenleri dahi tutuklayıp hapise atarken.
    Rıza Zarafın kız kardeşi annesi ve abisi Türkiye üzerinden ABD ye gelip gidiyorlar onlara neden dokunamadıklarínı yazın. Sn, M S bey!

  5. Goygoycu bir tayfa kaldı Akp’de. Etrafında onu uyaracak kimseyi de bırakmadı tek adam. Dolayısıyla yalnız ve sırtını kollamaktan başka işi de yok. Akp’de karşısına rakip aday dahi çıkamaz artık. Parti içi demokrasi olmadığı için de yanlışlar kaçınılmaz olur. Hepsi ortada zaten. Bugün lidere itaat dışında Akp’lilerin bir özelliği kalmadı. Tek adamın adını anmadan basit bir iş dahi açıklayamaz hiçbiri. Bu tip yapılara parti denmez zaten demokrasilerde. Türkiye hala 12 Eylül darbesinden miras siyasi partiler yasası ile devam eden bir siyasi düzene sahip. Partiler lidere bağlı. Lider gider parti biter. Akp de lideri gibi siyasi ömrünün son baharını yaşayan partimsi bir şey. Erbakan şu kadar milyon üyemiz var, seçim yapmaya gerek kalmayacak mazbatamızı vereceksiniz derdi. Hangi partiydi o. Boş laflar elbette. Lider gider ortada tozu kalmaz.

    • Rakamlara fazla girmeden, Ankara kulislerindeki yorumların özetini vereceğim. “Muhalefet yetkilileri ne konuşuyor, iktidar koridorlarında neler var?” diye merak edenler için parti sıralaması gözetmeden yazıyorum:
      “YENİDEN REFAH/SAADET”
      Yeniden Refah Partisi’nin oy oranı Saadet Partisi’ni geçti. Saadet’in yıllarca kullandığı Balgat’taki merkezi şimdi Yeniden Refah’ın genel merkezi olarak kullanılıyor. İyi hamleydi. Burayı Rahmetli Erbakan Hoca yaptırmıştı. YRP’nin seçmen tabanının bir kısmı Saadet’ten kopanlardan oluşuyor. YRP şu an Ak Parti’yi yoğun eleştiriyor, ama Saadet gibi sırtını CHP/HDP’ye yaslamıyor. Görüştüğüm pek çok seçmenleri “Erdoğan” ismine sıcak bakıyor. Fatih Erbakan bunu kabul etmemişti, ama tabanda anti-sempati yok! İttifaklara ise dâhil olmak istemiyorlar.
      “DEVA/GELECEK/DP/VATAN”
      Ali Babacan’ın Deva Partisi’nin oy oranı Ahmet Davutoğlu’nun Gelecek Partisi’nin oy oranını geçti. Gelecek, “sıfır küsur” bandında seyir izliyor. Sayın Davutoğlu ve ekibi, “beklenen entellektüel özgün çizgiyi” tabana sunamadı. Deva’nın oranı da “sıfır küsür” ile “bir küsür” arasında gidip geliyor. Demokrat Parti’nin hâlâ rakamsal karşılığı yok, ama “masanın altılısı” olunca tanınırlık oranı arttı. Doğu Perinçek’in Vatan Partisi’nin oy oranı sabitken Perinçek’in özgül ağırlığı yeni kurulan tüm partilerin toplamından fazla!
      “MEMLEKET/ZAFER/TDP”
      Muharrem İnce’nin Memleket Partisi %3-5 bandında görüntü veriyordu. Fakat neredeyse Deva’nın gerisindeler. Sayın İnce’nin popülaritesi partisinden önde olsa da henüz “taban” toplayamadı. Ümit Özdağ’ın Zafer Partisi’nin oyları Millet İttifakı’nın paydaşlarına ait! Mustafa Sarıgül’ün Türkiye Değişim Partisi henüz beklenen sürprizi yapamadı; Sayın Sarıgül de partisinden popüler duruyor.
      “MHP”
      Milliyetçi Hareket Partisi’nin baraj sorunu/kaygısı yok, rahatlıkla aşıyor. MHP tabanı sağlam ve konsolide yapı gösteriyor. Devlet Bahçeli her ne kadar hükümete müdahil değilse de en büyük siyasi desteği veriyor. MHP ve Ak Parti tabanı bu dönem birbirine daha çok ısındı.
      “BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ”
      Mustafa Destici “net kararla” Cumhur İttifakı’na dâhil oldu. Kendi amblemi/listesiyle seçime girecek. “Siyasi ağırlıkları” yeni kurulan tüm partilerin önünde görünüyor.
      “CHP/HDP/İYİ PARTİ”
      HDP ve İyi Parti’nin oy oranları birbirine çok yakın; ama Sayın Akşener az daha önde! İki partinin de baraj sorunu yok diyebilirim. HDP’nin kapanma davası “oylarda trajik artış” olarak yansımıyor. HDP ve İyi Parti’nin toplam oy oranı CHP’den düşük; CHP ve İyi Parti’nin toplam oy oranı Ak Parti’den düşük!
      “AK PARTİ”
      19 yıllık iktidarın ardından hâlâ 1’inci parti! 2023 seçimlerinden sonra TBMM’de en fazla sandalye sayısına sahip olmaya devam edecek. Şu anki oy oranının 2002 seçimlerindeki oyundan daha yüksek olduğunu söyleyebilirim. Vatandaşın alım gücü sıkıntılarına rağmen “Yaparsa Erdoğan yapar, başkası daha iyisini yapamaz” diyenler konsolide vaziyette! Bunun yanında “milli güvenlik” kaygısı “ekonomik” kaygısından önde olanların çoğunluğu “terörle mücadele” noktasında Ak Parti ve MHP’den başka adrese gitmiyor.
      “2023/TBMM”
      2023 seçimlerinde barajı aşıp TBMM’de grup kurabilecek partiler yine Ak Parti, MHP, CHP, İyi Parti, HDP olacak. Vekil sayıları değişebilir ama meclis tablosu “gruplar açısından” aynı kalacak! 1’inci parti Ak Parti, 2’nci parti CHP olarak devam edecek. Bugünden 2023 sonrasına baktığımızda TBMM’de hiçbir ittifak “anayasayı değiştirebilecek sandalye sayısına” sahip olamıyor. Yani ittifaklar toplamda “400 vekil” alamıyor. TBMM seçimleri parti genel başkanlarını “tartışmaya açacak” orantısal değişim göstermiyor. Esas tartışma Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yaşanacak!
      “ORTAK ADAY?”
      CHP/İyi Parti’de “son/net karar” verilmedi. Tamamen belirsizlik, acayip bir “suskunluk” var. Sanki Cumhurbaşkanı adayı “bir yerlerden söylenecekmiş” gibi vakit geçiriyorlar. Başka anlam veremiyorum. İyi Parti, “CHP’li aday” istemiyor. Her parti kendi adayını da çıkarabilir. Denklem kargaşası hâkim! “Erdoğan gitsin” dışında ortak payda yok! “Güçlendirilmiş parlamenter sistem” ortak payda oluşturmak için üretilmiş “suni gündemden” ötesine geçemedi.
      “CUMHURBAŞKANLIĞI”
      İttifakların esas kuruluş sebebi TBMM değil; Cumhurbaşkanlığı seçimi!.. TBMM, irademizin tecessüs ettiği yer! Fakat ülkeyi TBMM değil; “Türkiye Cumhurbaşkanı” yönetiyor.
      85 milyonluk Türkiye’de an itibariyle tek bir “Cumhurbaşkanı Adayı” var; Recep Tayyip Erdoğan! Millet İttifakı aday açıkladı mı? Kılıçdaroğlu; “Masa isterse olurum” dedi, ama sinyal bile veren olmadı. Vatandaş diyor ki; henüz “Cumhurbaşkanı Adayı” bile çıkarmakta anlaşamayanlar ileride “çeşit çeşit konularda” nasıl anlaşacak? “Kaos” çıkmaz mı?
      Takdir sizin!
      SON SÖZ: Neye lâyıksanız öyle yönetilirsiniz! Milletimiz inşaallah en güzeline layık, vesselâm!…

      • Muzaffer bey çok güzel kulis bilgileri derlemiş, tebrikler, süper, bu sayfalarda rastladığım en güzel paylaşımları yapıyor kendisi, üstelik yazımı ve ifadeleri de gayet düzgün, türkçeye saygı 10 üzerinden 10.

        • Saadeti bırak sadede gel. Resmî enflasyon yüzde 70. Gayri resmî yüzde 170. Bunu nereye koyacaksınız. Bu sefil yolsuz iktidarınız ülkeyi buraya getirdi. Dış güçler değil. İçimizdeki sefil güçler.

    • Kötü liderler önceki düzeni bozar birlik beraberliği sağlayamaz. Ülkede kamu düzeni bozulur. İyi liderler kendilerinden önceki kamu düzenini muhafaza edip birlik beraberliği muhafaza ettirir kutuplaşmaya neden olmaz önceki dönemdeki hizmetleri devam ettirir az çok katkı yaparlar. Çok iyi liderler ülkeye muazzam hizmetler yaparlar halka yakın dururlar ancak kendilerinden sonra gelebilecek bir lider adayı olsun istemezler. Bu en büyük hatalardan biridir. En iyi liderler ise hem ülkeye muazzam hizmetler reformlar yapar hem de kendilerinden sonraki dönemlerde Ülkede huzur ve güveni sağlayacak liderler yetişmesini sağlarlar. Tarihte bunların örnekleri çok.

  6. Sayın yazarın
    “Acaba demokratik bir ülkede böyle bir olay yaşanabilir mi?”
    sorusuna cevap:
    Demokratik bir ülkede olması gereken tam da putin beyin yaptığıdır;
    yani seçilmiş bir liderin atanmış bir memuruna hesap sorabilmesidir, bizde ve demokratik olduğu bilinen her ülkede de böyle olmalıdır!
    Demokrasi demek;
    yuristokrasi, aristokrasi ya da bürokrasi demek değildir.
    İtirazı olan?

  7. Otokrat Liderlerden Baṣımıza Gelenler:

    Önce Ҫin dünyanın baṣına koronayı sardı.

    Ҫin’de ṣeffaf olmayan otokrat sistem, korona ҫıktığında doğruları söyleyen, dünyayı uyaran doktoru susturdu.

    Dünyada vaktinde gerekli tedbirler alınamadı.

    Milyonlarca insan öldü.

    Dünyada enflasyon yükselmeye baṣladı.

    Sonra Rusya’nın otokrat lideri Putin Ukrayna’ya saldırdı.

    Binlerce insan öldürüldü, milyonlarca insan evlerini bırakıp kaҫmak zorunda kaldı.

    Dünyada enflasyon daha süratle yükselmeye devam etti.

    Gelelim Türkiye’ye…

    Türkiye dahil dünyada enflasyon yükselirken, Erdoğan ısrarla faizleri indirerek Türk Lirasının değerini düṣürdü.

    Bilimsel kurallara uyarak faizleri yükselten ülkelerde enflasyon % 10’un altındayken Türkiye’de % 73,5 oldu.

    Tek ҫare, ortak aklın karar verebileceği demokratik sistem.

    • Abdullah Gül’ün “çatı adaylığı” İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e takılmıştı. Bir sürü hazırlık boşa gitmişti.
      Cumhurbaşkanlığı adaylığını bir türlü açıklayamayan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da benzer bir endişe içinde olduğu anlaşılıyor.

      Meral Akşener’in son dakikada “hayır” demesi Kılıçdaroğlu’nun tüm umutlarının bitmesi anlamına gelir ki, böyle bir ihtimal gerçekten var.

      Meral Akşener’in gücü neredeyse sadece “veto” kartını elinde tutmasından ileri geliyor. 6’lı masa ortaklığı Akşener’in ‘veto’ kartını elinden almıyor. Akşener ısrarla ‘kazanacak aday’dan yana. Ona göre kazanacak kişi de kendisinin aday göstermek istediği Ekrem İmamoğlu. Kılıçdaroğlu buna izin vermezse Akşener bir yere kadar sessiz kalır; ama Kılıçdaroğlu kendisini aday olarak 6’lı masanın önüne atarsa Akşener önce karşı çıkar, sonra da veto eder. Seçime ‘çoklu aday’ biçiminde gitme kararı alınır.

      Bu da Kılıçdaroğlu için sanıldığı gibi ‘iyi’ senaryo değil; aksine Meral Akşener, Kılıçdaroğlu’nun önüne geçecek bir aday bulup çıkarır ki, Kılıçdaroğlu için sonun başlangıcı olur. Kılıçdaroğlu, İYİ Parti’nin adayı olarak İmamoğlu’nu birden karşısında bulabilir!

      Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylık konusunda “6’lı masa karar verecek” demesi de o masadan hâlâ kendisi için ortak bir karar çıkaramamış olmasından kaynaklanıyor. Akşener’in Kılıçdaroğlu’na teslim olması zor görünüyor. 6’lı masa için ‘ortak aday’ formülü gittikçe ihtimal dışı kalıyor. Çoklu adayla seçime girip ikinci turu zorlamaya çalışacaklar. Bu arada kimin kime çelme takacağı ayrı konu. Bunlar olup biterken Erdoğan ikinci tura kalmadan birinci turda nakavt ederek seçimi alır. Görünen köy kılavuz ister mi?

      • Emek verip bir ҫok konuda bilgiler verdiniz ama, yazdıklarıma hiҫ değinmediniz. Herhalde yazdıklarımı siz de doğru buluyorsunuz.

        Erdoğan bugün “Kimse bizden şunu beklemesin; bu iktidar faizi artırmayacaktır; tam aksine biz faizi düşürmeye devam edeceğiz” dediğine göre bu platformdaki ҫabalarınıza karṣılık aldığınız paralarında alım güҫü azalmaya devam edecek.

        Merak ettiğim, size verilen zamlarda Tüik‘e göre mi hesaplanıyor?

        • İktidar yandaşlara dolar cinsinden para dağıtıyor ve alıyor. 5’li çetesi hep dolar çalışıyor ve çalıyor zaten. Alamazsak da Londra mahkemeleri diyorlar. Parayı kapan yandaşlar yüzer milyon DOLAR bağış adı altında mahduma paraları uçuruyorlar. Yolsuz vakıfları ABD’ye dolar olarak paraları kaydırıyor. Sonra? Dolara endeksli TL mevduatı diye bir şey uydurdular. Oradan da dolar bazında faiz veriyorlar. Güya faizi düşürüyorlar. Bilmiyorum daha nasıl salak yerine koyuyorlar milleti.

      • İster ister! kendi köyüne yerel gözle bakmak başka, uzaya doğru yükselip küresel bir bakış ile bakmak başka şey, siz köyünüze yerel gözle bakıyorsunuz. Dünyanın geri kalanını yok saymamalısınız. Yerel siyaset küresel siyasetten tamamen bağımsız değil, biri diğerinin içinde hareket ediyor.

  8. Sadece kendimiz için değil, Başta komşularımız için de demokrasi istemek gerek.
    Mesela barzanın peşmergeleri içinde Kerkük Türk leri içinde Ermenistan lılar içinde hatta Yunan (birilerinin esiri olduklarını bilmeselerde) halkı içinde demokrasi istemeliyiz. Onların hepsi bir zamanlar bizim Osmanlı ülkesinde birer millet fert idiler.
    Ak yada kara Halkın yada Hukukun partisinin dünyaya bakış açısı politikası beni ilgilendirmez.
    Barzani’nin Esed’in kendini özgür hissedebilmesi için ülkesinde demokrasiyi yaşayabilmesi için,
    *”Kendi halkının istemediği, seçmediği, beslemediği, kontrol edemediği hiçbir oluşumun” ülkesinde varolmaması gerektiğini!!!
    ANLAMASI ALGILAMASI GEREKİR.🤗🤗🤗
    Biz kendi ülkemizde zaten bu yolda hızla ilerliyoruz.😊😂

    • Bir ülkenin demokratik göstergesi de ekonomik görünümüde sosyal yaşantı skalasıda “ortadirek” kelimesi etrafında dikenli teller.
      Ortadireğin yıkılması ile çatıda çöker temelde gider. Haa zengin beşlilere bişey olmaz derseniz,
      Onlar da bir daha bir yerde iş alamayacakları, hazırdan yemeye başlayacakları için onlar içinde gerekli bir kelime demokrasi.
      Bitlikoyin çıktı bankacılık için de demokrasi bittıı!
      denilebilir gelecekte. Tarım gıda rus-ukr tekeline kalması teokrasi Bizans Roma İngiltere kraliçesi adeta!👑 diyen de çıkabilir.
      Bakın demedi demeyin, bırakın böyle kalsın. Demokrasi memokrasi nemize lazım?
      İnanmıyorsanız memnunların oranına bakın🤗

  9. Muzaffer Sever 5 Haziran 2022 At 22:53

    güleyim mi, üzüleyim mi bazen bilemiyorum,
    bu uçuyoruz, kaçıyoruz arabesklere inanan hatta yutan demeli çıkıyor mudur diye gülüyorum, bi dolu olduğunu görünce ülkemin haline üzülüyorum. 10 yıldan fazla süredir aynı şeyler yazılıp yarın düzelecek ekonomi vaatlerine, dolar 18 tl ye geldiği halde, enflasyon 3 rakamlı hanelere dayandığı halde, inanan olabilir mi,
    olabiliyor işte.
    hangi birini düzelteyim? ve daha kaç kere anlatmak gerekiyor?

    belki çok basitten başlamalı, kısaca anlatmalı;
    bir klavye de hangi tuşa basarsanız, ekrana o tuşun sembolü gelir. eğer A sembolünü tıklarsanız ekrana A karakteri gelir, ben ekranda Q sembolü görmek istiyorum diyorsanız eğer, bu sizin yanlış tuşladığınız anlamına gelir, üretici firmayı suçlayabilirsiniz ama pratikte bunun hiç bir anlamı yoktur, pek zeki olmadığınızı göstermek dışında.
    ekonomi bilinmez bir alan değildir, kendi içinde dönen çarkları, kendi dinamikleri vardır. hangi tuşa basarsanız, hangi mekanizmayı çalıştıracağınız bellidir, sonuçları tahmin edilebilir.
    petrol fiyatları artmış-mış, bizde de enerji fiyatları o nedenle yükselmiş-miş…
    dünyaya entegre bir ekonomimiz olduğuna göre kuşkusuz artan petrol fiyatlarından etkilenmemek mümkün değil, lakin biraz düşünebilenler dünyadaki artış oranıyla ülkemizdeki artış oranı arasında ciddi bir fark görecekler,
    kur artışından kaynaklanan dev fark,
    gecenin bir yarısı görevden alınan bürokratlar,
    MB başkanıma emir verdim beyanları,
    yaptım-oldu kararları,
    istikrarsız görünümün sonuçları…
    yüksek kur artışı…
    kur artışı enerji fiyatlarını tolere edilmez hale getirdi yazmıyorsunuz tabi.
    enerjiye ödediğimiz parayı çıkarınca-ymış,
    milletin zekasıyla alay ediyorlar.
    kirayı çıkarınca evinin aylık gideri de düşük görünür, ama faydası nedir?
    aramızdan su sızmayan rusyadan yakın dostum putinden petrolü neden iki katı pahalı aldığımızı “sorgulamak lazım” günaydın, asya ülkeleriyle aynı fiyata almayı beceremeyen bir iktidar mı bizi yönetiyor dersiniz? bahaneye gelince deniz kumu az kalır.
    efendim, ihracatımız artmış-mış.
    paramız dünyanın en çok değer kaybeden parası oldu, amiyane tabirle pul oldu. ihracatın göreli artmasından daha doğal ne olabilir, övünülecek bir şey midir? herkesin 5 tl ye sattığını sen 5 kuruşa satıyorsun, biraz fazla satman makul değil mi koca milletin kura bağlı fakirleşmesi pahasına. bu bir “iş” olsaydı bütün ülkeler parasını pul ederler, ihracatlarını arttırırlardı değil mi? ucuz ülke ucuz anlayışın sonucu maalesef, geldiğimiz noktaya bak.
    MB rezervleri artmış-mış,
    tüfe 2,98 artmış-mış
    ekonomi bilmemek kötü bir şey değildir, herkesin anlaması beklenmez.
    cehalet bilmemek değildir, cahil bilgisiz demek değildir. cahalet cehl kelimesinden gelir, araplar kaybolmuş deveye, başıboş gezen deveye cehl derler. cehalet neden-sonuç ilişkisini sağlıklı kuramamak, anlamayı denememek, araştırıp öğrenmemek, temyiz yeteneğini yani doğru yanlışı ayırma kabiliyetini işlevsiz bırakmaktır.
    bugün kim tuikin açıkladığı % 70 enflasyona inanıyor da,
    tüfenin 2,98 arttığı sonucunu çıkarabilelim? mümkün mü? kaç istifa geldi?
    fiyat istatistikleri daire başkanı acaba neden istifa!!!etti???
    hiç mi çarşı-pazar gitmiyor hiç mi evden çıkmıyorsunuz?
    hiç mi internete bakıp MB rezervlerini araştırmıyorsunuz?
    hiç mi izanınız yok?
    kopyala-yapıştırın bile bir şuuru olması gerekmez mi?
    chp kasımda erken seçime gidelim diye niçin yalvarıyor-muş?
    arabeske bakar mısınız?
    muhalefet ne zaman seçim istemiyor sanki, dolar 2019 5,6 tl iken seçim istemiyor muydu ki, şimdi 18 tl olmuş haydi haydi ister. kurun sadece kur korumalı mevduat gibi, geçici ve faydadan çok zarar verecek uygulamalarla kısa süreli düşüş dışında düzelme şansı yok,
    ülkeye yatırım gelmesi dışında hiç bir düzelme umudu yok,
    bu istikrarsız görüntü ile de yatırım çekme şansı yok,
    seçim öncesi göreceli düşüşler yaşanabilir, sonra halk bu faturayı şimdi olduğu gibi daha ve daha ve daha fakirleşerek öder.
    içinde bulunduğumuz kriz, bütün zamanların en ağır krizidir,
    halkı ezip geçtiği doğrudur,
    iktidarı da ezip geçeceğine kimsenin şüphesi olmasın.
    bizler kaleminden yalan, yanlış damlayanlara fırsat vermeyelim.

    • dünya savaşları başta, büyük ve uzun süreli savaşları ve iç savaşları hazırlayan sebepler neredeyse hep aynı siyasal, ekonomik parametrelere dayanıyor, dolayısıyla zaten son bir kaç yıldır yaklaşmakta olan bir büyük savaştan söz ediliyordu, potansiyel başlama noktaları vardı, rusya-ukrayna seçilmiş diyelim.
      kısa sürede biteceğini düşünmek saflık olur,
      yaz sonu işler daha da kötü bir senaryoya evrilebilir.
      büyük savaş dediğimiz bildiğimiz, anladığımız konvansiyonel bir şey değil kuşkusuz,
      yeni nesil bir savaş bu.
      barış getirmesi beklentisiyle oluşturulan kurumların başında, zaten bu savaşları çıkarmış olan zihniyet var çoğunlukla, heryerdeler, kanla besleniyorlar. dünyanın her yerinde zulüm var ve hepsi seyirci kalıyorlar.
      insan yaratılmış en mübarek varlıklardan biri iken, aynı zamanda en kanlı en cani varlık ta olabiliyor işte. hangi sistemle yönetilirse yönetilsin sonuçta niyet ve istidat kazanıyor, niyeti kötü olanların çok olduğu bir zamanda yaşıyoruz, bunun sonuçlarını da yaşıyoruz. o nedenle her zaman aynı şeyi savunuyorum, bir kişinin bile gerçeklere uyanması neler olduğunu anlamaya çalışması çok önemli, iyi olmayı seçmek çok önemli, kritik eşiği aşmak için herkes bir umut, dünyanın bu umuda ihtiyacı var. iyilerin çok olduğu bir dünyanın da sırası gelecek.
      çünkü devirler vardır.

    • Seçim tartışmaları başladı ve ortada muhtemel seçim tarihleri dolaşıyor. Kasım diyenler var ama kanun değişmeden zor. Bu hâliyle en erken 2023 Mayıs ayı gibi gözüküyor. Ancak tarih ne olursa olsun ülke seçim atmosferine hızla giriyor. “Seçimden sonra bakarız” anlayışı yakında her yerde hâkim olmaya başlayacak. Bu durumda ekonomiye ivme vermek için yeni kredi kampanyaları yapılabilir. Enflasyonun bu süreçte hızla düşmesi imkân dahilinde gözükmüyor.

      Kendi uygulamalarımızın yan etkisi olarak ortaya çıkan sorunların başında elbette uygulanan para politikası neticesinde hareketlenen kur etkisi sebebiyle kendi ellerimizle eklediğimiz enflasyon geliyor. Kur hareketlerini yavaşlatmak amacıyla rezervlerden yapılan satışlar, hazineye yük bindiren KKM uygulaması da yan etkiler meydana getiriyor elbette. Bireylerin ve firmaların stoklama eğilimi ve bozulan fiyatlama eğilimi enflasyonun yapışkanlığını artırıyor desem yanlış olmaz.

      Sorunları kaynak ve yaklaşım olarak bu şekilde tarif ettikten sonra çözümleri merak eden var elbette. Tek cevabım şu; “Anlık şartlara göre tepkisel değil, bilimin ve pratiğin gerçekleri doğrultusunda üretilen çözümleri taviz vermeden uygulamak.”

      Son olarak: İyi bir yönetici yapılmış bir uygulamanın sonuç ve yan etkilerini doğru değerlendirmelidir. Doğru yönetici ise uygulamayı daha hayata geçirmeden tecrübesi ve bilgisiyle yan etkilerini öngörür, ona göre karar verir. Arada büyük fark var.

      • bir kurt sürüsü fotoğrafı resmi var ekranda,
        önde 3 yaşlı kurt tek sıra yürüyor.
        sürünün hareket hızını bu kurtlar belirliyor,
        arkadan bir kaç genç ve güçlü kurt geliyor, sürüyü ön taraftan gelecek tehlikelerden korumak için.
        ortadaki grup, dişiler ve yavrular ve güçsüz olanlar,
        hepsi tamamıyla korunuyorlar.
        sonra tek sıra halinde yine sürünün genç ve güçlü olan kurtları geliyor,
        sürüyü arka taraftan gelecek tehlikelere karşı korumak için.
        en sondaki en arkadan gelen yalnız kurt,
        lider olan.
        sürüyü korumak için her yöne koşmaya hazır,
        sıkı ve aynı düzende ilerlemesini sağlıyor,
        ve kimsenin arkada kalmadığından emin oluyor.
        lider olmak demek,
        en önde olmak demek değildir,
        ekibine sahip çıkmak demektir.

        iyi yöneticilik dersi vermek için uzun yıllarınız vardı,
        keşke heba etmeseydiniz.

    • Yıkmak, harcamak, açığını aramak, ipliğini pazara çıkarmak, rezil rüsva etmek, madara etmek… Kağıt üstünde doğru olabilecek biz sözü, bir iddiayı, bir duruşu yanlışa düşürecek motivasyonlar… Kendimizde bu duyguların, bu yönelimlerin, bu motivasyonların azını ya da çoğunu her teşhis ettiğimizde, insanlığımızda bir güncelleme ihtiyacının hasıl olduğunu hatırlatmalıyız kendimize. Doğruyla doğrulmamış olmak çok temel bir arızaya işaret ediyor çünkü. Eğride doğru olmaz!

      • iyi yöneticilik dersi vermek için çok geç kaldınız ama,
        insanlığınızı güncellemek için hiç bir zaman geç değildir.

  10. Rusya, Yemen, Suriye demokratik değil dediniz de peki bu Suriye’de bir terör devleti kurmaya çalışan abd demokratik mi? Rusya’nın Ukrayna’yı işgali doğru değil bunu kimse tavsip etmemesine rağmen; Nato’nun Rusya’nın burnunun dibine kadar girip, Rusyayı tehdit etmesi demokratik mi? Yemeni karıştıran müdahale edenler demokratik mi? Dünyada savaşı yapanlar kadar savaşın çıkmasına neden olanlara da dikkat edilmeli. Türkiye’yi de Yunanistan’la bir savaşa sokmak istiyorlar. Türkiye’yi de Suriye gibi terör örgütlerinin cirit atacağı bir yere dönüştürmek istiyorlar. kurgu basit önce taşeron terör örgütleriyle yak yık nüfusu zorla göç ettir sonra o taşeron terör örgütlerini temizleyip sınırları yeniden çiz. Büyük Yunanistan, Büyük Ermenistan, Büyük İsrail…

    • Demokrat arkadaş
      “Rusya’nın Ukrayna’yı işgali doğru değil bunu kimse tavsip etmemesine rağmen; Nato’nun Rusya’nın burnunun dibine kadar girip, Rusyayı tehdit etmesi demokratik mi?”
      diyorsunuz ama
      avusturya, almanya başta olmak üzere birçok avrupa ülkesi değişik sebepler(çıkarlar)den dolayı Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini tavsip ediyorlar…
      Nato’nun Rusya’nın burnunun dibine kadar girdiği filan yok, nato eskiden de avrupadaydı şimdi de, hatta ukrayna natoya katılmak gibi bir talebi olmadığını da ilan etti!
      Öyleyse “Nato’nun Rusyayı tehdit etmesi demokratik mi?”
      Keşke etse, etmiyor ki, etseydi gayet de “demokratik” bir tavır olurdu bu…
      Aslında demokratik görünümlü bir tehdit biraz absürd gibi görünse de yakın geçmişte çevremizde birçok örneğini de gördük zaten:)

      • Tasvip etmiyor görüntüsü veripte savaşın devamını isteyenler yüzünden savaş bitirilemiyor zaten. Nato Rusyayı tehdit etmiyorsa öyleyse bu kadar askeri harcamanın amacı nedir? Barışı ve güvenliği sağlama amacindaki bir örgüt savaşı neden körüklüyor?

  11. Aslında on tane soruya falan çok gerek yok. Tek bir tanesi yeterli. Onu da Cumhurbaşkanı Erdoğan sordu. “Aday mısın?”
    Öyle ya! Lafı eğip bükmenin anlamı yok.
    Muhalefet partisi olarak “iktidar gitsin, göreve biz gelelim” diyorsunuz.
    Oy almak için de vatandaşı ikna etmeniz gerekecek.
    Daha iyisini yapacağınızı anlatmanız lazım.
    Mesela planlarınızı açıklarsınız.
    Temel ilkelerinizi sıralarsınız.
    Vaatlerinizi verirsiniz.
    Kadrolarınızı tanıtırsınız.
    Vatandaş da size teveccüh ederse iktidara gelirsiniz.

    • Kılıçdaroğlu be yapacağını söyledi iktidar olduklarında. 5’li çetenin milletten sorduklarını alıp millete vereceğim dedi. İktidar da olmaz Londra mahkemeleri karar verir dedi. Yani iki tarafın da projesi gayet açık. Ancak iktidar tekrar aday olamıyor. Son kullanım tarihi geçti (Tarkan’ın yetti gari düş yakamızdan şarkısını da hatırlatırım). Zannediyorum bir anayasa kuralı var bu konuda, hani en fazla iki defa seçilebilir kuralı. O yüzden iktidar yavaş yavaş bavulları toplasa iyi olur. 1000 odalı sarayı toplamak bayağı zaman alır gibi.

      • Siyaset öyle ya da böyle isimler üzerinden somut bir hal alır.
        İnsanlar o isme baktıklarında neye oy vereceklerini de kestirmeye çalışır.
        Ortada bir isim yoksa, zaten ne plan vardır ne de vaatler anlam kazanır.
        Belki de işte bu yüzden muhalefet bir adım ileri gidemiyor.
        Seçmenler arasında kararsızların sayısı artıyor olsa da muhalefete gitme eğilimi gösterse bile ortada bir isim bile yoksa neden gitsin o tarafa?
        Bu siyasetin özellikle Türkiye’de en temel ilkelerinden biridir.
        Ancak yıllar boyu siyaset üretmek yerine Erdoğan düşmanlığı siperine yatanların böyle bir kaygısı olduğunu artık düşünmüyoruz.
        Mesela ekonomiye dair bir plan varsa bu planın da en basitinden bir muhtemel faili olması gerekir.
        Yoksa inandırıcı olmasını kimse beklemez.
        İşte bu nedenle uzun yıllardır muhalefet vatandaş nezdinde bir arpa boyu yol gidemiyor.
        Tüm siyaseti toplantılardan, masalardan ve dizaynlardan ibaret hale getirdiler.
        Ortada gerçek bir lider olmadığı için parti içi veya ittifak içi çekişmelerle günleri geçiyor.
        O nedenle biz önümüzdeki günlerde çok daha fazla çekişme görebiliriz.
        Dönüp dolaşıp bütün hikâye aynı noktaya geliyor.
        Ortada gerçek bir lider olmadığı için bunca şamata çıkıyor.
        Bunca şamatanın içinden de güçlü bir aday çıkması imkansıza yakın.
        Muhalefetin kısır döngüsü budur.
        O nedenle Erdoğan en anlamlı noktaya parmak bastı.
        Aday mısın sorusunu biraz açacak olursak karşımıza şunlara çıkar.
        Eveleyip gevelemeyi bırak.
        Var mısın yok musun?
        Yoksan niye konuşuyorsun?
        Kimin adına konuşuyorsun?
        Rakip misin?
        Değil misin?
        Onu bile bilmiyoruz.
        Böyle siyaset olur mu?

        • Erdoğan da adayım demiyor dikkat ederseniz. Karşıma çıkın ben de aday olduğumu ilan edeyim diyor. Kılıçdaroğlu’nu da en kolay rakip aday görüyor. Çünkü pis bir siyaset izliyecekler orada. Kılıçdaroğlu’nun azınlık mensubu olmasını kullanacaklar. Kindar ve dindar bir siyaset izliyorlar. Bunu da açık söylüyorlar hep. Hala 70 yıl önceki CHP’yi anlatarak milleti kandırıyorlar. Kendilerinin bir politikaları var mıydı gelirken, yoktu elbette. Minareler miğfer, kubbeler kalkan diyerek, kılıç kalkan ekibiyle iktidara geldiler. Yapacakları yolsuzluk projelerini açıklayarak gelmediler iktidara. Yada mahdumlara kuracakları gemicik filolarını. Sonuçta ortada yolsuz bir iktidar var. Bu yolsuzluk sonucu iflas etmiş bir hazine ve ülke var. Enflasyon yüzde 70 resmî olarak, hiper enflasyona koşan çöp bir ekonomi var. Vatandaş elbette cebini iyi bilir ve son kararı o verecek.

          • Yahu bu kadar yalan mı olur.
            AKP sözcüleri onlarca kez adayımız Erdoğan diyıor.
            MHP koşulsuz erdoğan diyor.
            siz gözünüzü kırpmadan her türlü yalanı,algıyı söylüyrusnuz

      • ******
        “1000 odalı sarayı toplamak bayağı zaman alır gibi.”
        *******
        Oda sayısı 1000 değil 1150.
        Aslında ilk yapıldığı zaman ben 1111 olarak okumuştum. Bir kaç ay önce Sarayda çalışmış birisi yanlışlıkla kendi yakínı bir takipçisi diye isim benzerliğinden dolayı başka bir takipçisine özelden yazmış.
        Oda bana söyledi.
        Sõyliyen AKP li değil yalníz Erdoğan’ın kazanmasını isteyen biri.

  12. Kızılcahamam kampında, kapalı kapılar arkasında, ülke sorunları inşallah dile getirilmiştir.
    Tabii dile getirildiyse de ne kadarı dikkate alınır, ne kadarı nasıl uygulanır , bilemiyoruz.
    Kör topal da olsa demorasilerde iyi kötü sagduyu hakim olabiliyor , sonradan çok fazla bir pişmanlık duyulmaz veya duyulsa da katlanılabilir.
    Şu anda dünyanın çeşitli bölgelerinde devam eden
    savaş ve çatışmalar hür dünya için , özellikle büyük ülkeler icin tam bir yüzkarasıdir , insanlık için en büyük bir utanç nedenidir!
    Buna benzer bir rezilligi bir de korona salgını esnasında görmüş yaşamıştık.
    Ne yapalım ki dünyayı , dar kafalı, evrensel bakıştan yoksun, bencil ve basit , seviyesiz liderler yönetiyor!
    Insanlar gibi devletler de tarihten ibret almıyor, yazık!
    Selamlar saygılar

    • Sayın namlu “Kızılcahamam kampında, kapalı kapılar arkasında, ülke sorunları inşallah dile getirilmiştir.” bıyurmuşsunuz da;
      siz de bula bula “ülke sorunlarını dile getirmek için kapalı kapılar arkasında hamam sefasını” mı buldunuz?
      Tövbe tövbe…

  13. İster demokratik ister anti demokratik ülke olsun bu işlerin çözümü istifa kuralını uygulamaktır.
    Adam istifa etmiyorsa o liderden farkı yoktur hatta daha aşağı kademedir.
    Maalesef bizde laf çok ama icraat yok.Hukuga müdahale edildiğinde hiç istifa eden hakim gördünüz mü?
    Ama dert yanarlar.
    Maalesef.

  14. Ben bilmiyorum, Erdoğan’ın karşısında konuşma ona itiraz edebilecek cesareti olanların ak partide olup olmadığını bilmiyorum. Ama önümüzdeki seçimlerin yapılacağı günün ertesi günü itiraz edeceklerin olacağı gibi bir beklentim var ne zamandır. Aksi duruma ihtimal vermiyorum.

Comments are closed.