Tartışmak iyi de bazıları konuyu farklı yönlere çekmeseler çok daha iyi olacak…

33
Reklam

Konuya ilişkin çıkan her yazıyı okuyabildiğimi, ekranlara yansıyan her yorumu izleyebildiğimi söyleyemem; buna rağmen zamanında (2023 Haziran ayında) veya erkene alınmış bir tarihte yapılacak seçimde cumhurbaşkanı adaylarının kim/ler olacağına yönelik tezimin geniş yankı bulduğunu biliyorum.

Yazılarım ilgi gördü, çünkü tezim o ana kadar veri sayılmış bir kabulün yanlışlığına dayanıyordu.

İktidar cephesi nedense Millet İttifakı’nın kimi aday göstereceğini merak ediyor, iktidarın itibar ettiği kalemler aday ismi bile teklif ediyorlardı. Oysa esas merak edilmesi gereken, Cumhur İttifakı’nın kimi aday göstereceğiydi.

MHP tarafından açıklanmış, AK Parti’nin ise doğal saydığı Tayyip Erdoğan’ın adaylığının önünde anayasal engel var. Anayasaya göre (m. 101) iki defa seçilmiş cumhurbaşkanı üçüncü kez aday olamıyor. Bunu aşmanın tek yolu TBMM’nin seçim tarihini erkene alması anayasaya göre (m. 106). Ancak her yeni kamuoyu yoklaması AK Parti ve MHP’nin toplam oyunun yeni sistemin aradığı ‘yüzde 50+1’ oyun uzağına düştüğünü gösteriyor. Anayasal engel zorlamalarla aşılsa bile, Tayyip Erdoğan’ın kazanamayacağını gördüğü bir yarışa girmeyeceğini, kendisi aday olup kaybedeceğine yerine seçilebilecek birini aday göstereceğini sanıyorum. 

Bu akıl yürütmenin sonucu olarak aklıma gelen soruyu yeniden tekrarlayayım: Cumhur İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Tayyip Erdoğan olmayacaksa kim olacak?

Tezimin temelinde Erdoğan’ın sağlık durumunu akla getirecek bir gerekçe yer almıyor. Oysa, konuyu tartışılmaya değer bulanların bir bölümü, ne hikmetse, gerekçeyi gerçekliği bilinmeyen böyle bir ihtimale çekmeyi tercih eder göründüler.

Millet İttifakı için iktidar cephesinin ısrarla ortaya attığı ve sonunda CHP içinden bazılarının da aklını çelmeyi başardığı bazı isimler var. O isimleri fazla gerçekçi bulmuyorum. Sistemin seçilebilmek için ‘yüzde 50+1’ oy gerektirmesi adayın profilini belirleyici bir unsur. İlk turda veya ilk turda sonuç alınamazsa ikinci turda, seçmen kitlesinin en az yarısının oyunu alabilecek niteliklere sahip olması gerekiyor belirlenecek adayın.

O niteliklerle ilgili iki değerlendirme var.

Reklam

İlki CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na ait: 

“Millet İttifakı’nın adayı, nefsini terbiye etmiş biri olmak zorunda. Başkanlığın verdiği muazzam yetkilerle yozlaşmayacak, gücünü hızlıca Meclis’e ve Başbakan’a teslim edecek bilgelikte biri olmalı. Ülkeyi cumhurbaşkanı değil, başbakan yönetecek. Bu tarihi adıma ancak nefsine hâkim olabilen ve kendinden önce ülkesini düşünen bir cumhurbaşkanı vesile olabilir.”

Aday belirlemede öngörülen nitelikler konusunda ikinci değerlendirme ise bana ait: 

‘‘Millet İttifakı içerisinde yer alan partilerin tabanlarının yadırgamayacağı, arayış içerisinde olduğu görülen AK Partili seçmene de çok sıcak gelecek, ülkeyi tek adam zihniyetiyle yönetmeyeceğine kesin inanılan, parlamenter sisteme dönüş için kararlı olduğu bilinen denenmiş bir isim…’’

Şu ana kadar kamuoyuna intikal eden Millet İttifakı’na yakıştırılan aday isimlerinden biri bu niteliklere cevap veriyor mu?

İşte ben de bu sebeple ileri sürülen aday isimlerini gerçekçi bulmuyorum.

Bir televizyon programında isim vermem istendiğinde aklımda herhangi bir isim bulunmadığını söyledikten sonra “Abdullah Gül gibi biri” dedim.

Türkçede ‘gibi’ denildiğinde örnek olsun diye ismi verilen kişinin niteliklerine sahip başkaları kast edilir. 

Reklam

Oysa günlerdir konu “Abdullah Gül aday olacak mı, hangi ittifaktan aday olacak?” ekseninde tartışılıyor.

Tartışılmasında hiçbir mahzur yok, senaryo yazmaya kalkmamak şartıyla…

Konuyu Abdullah Gül ile bizzat Tayyip Erdoğan’ın veya iktidar cephesinden başka isimlerin görüştüğü uydurmasına kadar vardıranlar çıktı.

Tartışmalar sırasında Abdullah Gül’ü oy kaybeden AK Parti’yi kurtaracak kişi haline dönüştüren akl-ı evvele bile rastlandı. 

Senaryo bol. Biri Gül’ün benim yazımla Erdoğan’a mektup ilettiğini, tezi dört-beş kişilik bir toplantıda kotardıktan sonra kaleme aldığımı yazdı.

Çok bilmiş edalarla yazılıyor gerçeklerle hiç ilgisi olmayan bu tür iddialar.

Oysa ben tezimi teşkil eden basit soru eşliğinde belirlediğim aday nitelikleri ve isim istendiğinde verdiğim “Abdullah Gül gibi” cevabımdan sonra, konu eğer üzerinde kalem oynatmaya, yorum yapmaya değer bulunacaksa, bunu yapacak olanların, örneğe uygun yeni isimler ortaya atmalarını bekledim.

Yine bir TV programında, bana “Abdullah Gül gibi sıfatına uyan aday isminiz var mı?” sorusu yöneltildiğinde, soruya sevindiğimi belli edecek bir neşeyle “Benim yok, ama ben de o isimlerin telaffuz edilmesini bekliyorum” cevabını verdim.

Kendisini aday gösteren ittifak partilerinin tabanından alacağı oylara ek olarak, karşı ittifakın seçmenlerinin bir bölümünden de oy alabilmeli her iki ittifakın adayı…

Cumhur İttifakı adayı Millet İttifakı tabanından da oy alabilecek biri olmak zorunda…

Millet İttifakı’nın adayı da Cumhur İttifakı seçmenlerine oy vermeyi düşündürecek kadar sempatik gelen biri olmalı…

İsim zikredildiğinde “Ama ona falancalar oy vermez” diyenler çıkıyor ya, onlara da cevabım şu oluyor: Herkesin oy vermesi gerekmiyor, öyle bir durumda ‘yüzde 100’ şartı gerekirdi; oysa seçilebilmek için ‘yüzde 50+1’ oy yeterli. Falancaların oy vermediği adaya filancalar verebiliyorsa ve oylar yüzde 50’nin üzerine çıkabiliyorsa, aday o kişi olmalı.

Elbette “Abdullah Gül gibi biri” dediğimde bunu ‘gibi’siz olarak algılama eğilimi gösterenleri de anlıyorum.

Sebebi belli: Öyle birini bulmakta zorlanılıyor. Kılıçdaroğlu’nun profil tanımı ile benim belirlediğim niteliklere uygun biri/lerini ara da bulasın. O zaman “Örnek olarak ismi verilen kişi -Abdullah Gül- neden olmasın?” diye düşünülüyor.

Eskiler böyle durumlarda ‘kaht-ı rical’ deyimini kullanırlardı. 

Ne demişler: Her aranan illa bulunacak diye bir durum yok, fakat arananı bulacak olanlar arayanlardır…

Kemal Kılıçdaroğlu yakın zamana kadar seçim tarihinin erkene alınacağı beklentisindeydi -ben de o görüşteyim-; son açıklamasında ise partisinin tabanının ‘baskın seçime’ hazır olmasını istedi. ‘Baskın seçim’ palas pandıras gidilen seçim demek.

AK Parti genel başkanı da olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Balkan gezisi dönüşü yolda seçim barajının yüzde 7 olarak değiştirilmesi konusunda MHP ile anlaştıklarını söylemiş…

Herhalde bu açıklama da seçimin zamanından önce yapılacağı biçiminde yorumlanacaktır.

“Seçime daha çok var, şimdiden bu tartışmayı açman iyi olmadı” eleştirisinde bulunanların varlığından da haberdarım. Gerçekten ‘baskın seçim’ olursa bu eleştirileri yapanların yüzünü görmek isterim.

ΩΩΩΩ

Reklam

33 YORUMLAR

  1. Dur yolcu!
    “birde ysk olmaz derse ne yapılabilir ki?”
    demişsin;
    bu gayet yerinde bir uyarı olmuş,
    sadece ysk değil ondan önce aym de bir yargı darbesine kalkışacaktır,
    hele ki hdp kapatılmamış olsun…
    Seçim kanununda hırsızlama değişikliklerle iş görmeye çalışmaktansa darbe mahsülü bu iki vesayet kurumu tez elden kapatılıp tasfiye edilmelidir!
    Her ikisinin görevleri de aslında yargıtayda olmalıdır;
    yoksa seçimlere kadar daha çok işler gelir sağ olan başa!!!

    • Size akıl verenler, akil olsa 20 yıldır memleketi 12 Eylül cunta kurumları ve yasaları ile adalet ve kalkınma ile yönetenlerin bu şekli neden benimsediklerini de anlatırlardı. Halbuki akıl daneleriniz içinde akil olmadığı için işine geldiğinde deve, işine geldiğinde kuş olmayı tercih edip kötü neticeler cunta yasalarına, iyi neticeler siyasi dehamızdan sadır diyerek milleti kandırarak iş gördünüz şu güne kadar. Ancak Erdoğan Bayraktar’ın bile çileden çıkıp salvo atış yaptığı günlerdeyiz, sanıyorum Akgandalf daha dönmeyecek ve safi ümitlerini kararttıklarının çabası ile sezon finali gelecektir.

  2. Mehmet Behiç Erkin ( 1876-1961 , asker, siyasetçi ve diplomat ) ; Kurtuluş savaşı döneminde DDY genel müdürüdür.DDY nı hem ilk Gn.Md. ü ve kurucusudur, demiryolların banisidir .
    Kurtuluş Savaşının en kritik bir döneminde , askeri lojistik sevkiyattaki aksamalar nedeniyle M.Kemal Paşa ,Gn.Md. Behiç Beye , sevkiyatın azami hız seviyesine çıkartılmasını , bu konuda aksaklıkların derhal giderilmesini ve kusuru görülenlerin idamla yargılanacağını bildiren çok sert bir telgraf çeker!
    Bu konuda elinden gelen her şeyin fazlasını yapan , bütün imkanlarını seferber eden , kendine göre değişik buluşlarla varını yoğunu ortaya koyan Behiç Bey bu telgrafa gecikmeli olarak şöyle cevap verir,
    – Paşam , mümkün olan her şeyin yapıldığına lütfen inanın .Bu hatlar daha fazla sürati asla kaldırmaz ; sevkiyatı hızlandıralım derken tamamını kaybedebiliriz !
    Şimdi ikinci telgrafınızı bekliyorum !
    M.Kemal Paşa çok sevdiği Behiç Beye hak verir ve çaresizlikten gözleri dolarak şöyle cevap yazar ,
    – Peki Behiçciğim, sen nasıl uygun görüyorsan öyle yap !
    Selamlar, iyi günler

  3. Siz hiç RTE nin seçim kaybedecek diye çekildiğini gördünüz mü ,çekileceğine inanıyor musunuz
    Geriye dönüp hiç mi bakmazsınız
    Siz sırf algı içim bunu yazın ama insanlarda bu algıya sadece sizin istediğiniz gibi tartışsın
    Amaç algı olursa tabii ki senaryolar başlar ve tüm senaryoları da size yazdırmazlar bir zahmet

    Cumhuriyet ittifakı %50 nin altına düşmüş bu ölçekte bir salgın ve ekonomik durgunluğun ardından ama karşısında %50 ye yaklaşan var mı nerde .HDp yi direk millet ittifakından sayıyor ve onu bu ittifaka katmanın bedeli nedir formülü nedir en ufak analiz yok
    Hem CHP hem IP hem HDp hem biraz AKP nasıl aynı potaya sokulur boşver rte girsin bakarız o yüzden sadece adayın özellikleri sayılıyor kendi tok buna algı değil analiz derseniz Bir diğer kişi de bu analizinşze analiz katar

    Güle bakıyorsunuz tüm anketlerde RTE ye karşı en az oyu alan adam (ekrem ,Mansur Meral hepsinden az )
    20 yıldır felaket olarak nitelenen serüvenin her tarafında var ama tek laf edecek cesaret yok bu adam kuyudan çekip çıkaracak nitelikleri ise tam istenilen nitelik
    Aday olduğunda CHP kiler ak partililer HDp kiler koşup oy verecek tek kelimesini duymadan

    Ağam benle kafa bulir diyeceğim

  4. Bugün 30 ağustos 2021. Sayın Koru’dan bu önemli gün uzerine kaleme alınmış bir yazı beklerden maalesef sayın Fehmi Koru kısır slyasi çekişmeler üzerine yazı yazarak bence kalemini heder etmiştir.

  5. İsim yok, isim yok! aAkyoz icraatları ilk farkedip başarılı bir maliye bakanı iken iftira, çamur her türlü trol karalamasına maruz kalıp genç yaşta siyasete devam etmek için uzlaşma kültürünü benimseyerek hainlik ithamlarına göğüs gererek muhalif kanatda yer alıp siyaset yapan Abdüllatif Şener veya bağımsız adaylık teşebbüsünde bulunup, vazgeçen mahallenin içinden uzunca bir süredir doğru tespit ve uyarılarda bulunan aklı selim gazeteci Levent Gültekin veya ilk başkanlık seçiminde gelecek durumun vehameti fark edilmediği için yeterince muhalefet seçmeni tarafından destek görmemiş Prof Ekmeleddin İhsanoğlu gibi onlarca isim sayılabilir hatta günü gelince daha çok isim ortaya çıkacaktır. Bu ülke dış siyaseti perinçekçi doğuya, ekonomi icraatları iktisat teorisini bilmeyen, hatta bilmediğini de bilmeyen ekonomi bürokrasisine emanet edilemeyecek derece ehemmiyetlidir. Hatta yaşı başı var demeden,
    Malezya’da olduğu gibi Necip Rezak rakip olarak nasıl 90’lık mütekaid Mahathir Muhammed’e ümit bağlayan muhalefet uzlaşmış ve netice hasıl olmuş ise Temel Karamollaoğlu dahi millet ittifakının başkan adayı olarak seçimi açık ara kazanır ve olası bir parlamenter sisteme geçiş dönemecinde bilgi birikimi ve siyasi nezaket üslubu ile ciddi bir sorun olmaksızın bu geçişi sağlar. Teemmel

  6. Ford otomobilinin mucidi Henry Ford un meslek  hayatının zirvesine ulaştığı bir zamanda , bir komplo ile firmasının elinden alınarak tefecilere aktarılması hususunda dehşetli gayretler sarf edilmekte olduğunu görmüş. Ford a göre bu kirli işlere alet olan kişileri kudretli Yahudi patronlar idare etmekteydi. Tanıdığı en yetenekli araştırmacıları davet ederek Uluslararası Yahudileri bütün yönleri ile araştırmaları ve hazırlayacakları Raporun o zaman ki Ford Motor Co. nun yayın organı olan “The Dearborn Independent” gazetesinde yayınlanması hususunda amlaşmaya varıyorlar.

    Yahudi problemlemi ile ilgili ilk ataştırmalar gazete ve kitaplarda yayınlanınca Amerika ve yahudiler arasında kıyametler kopmuş ve Ford a karşı atağa geçilmiş.

    Yayınlanan rapora göre:

    1897 yılında Dr. Theodor Herzl’in başkanlığında I.Siyonist Kongre’de İsviçre’nin Basel şehrinde gerçekleştirimiş. Yahudilerin izleyeceği prensipler tartışılmış ve karara bağlanmış. Raporda karara bağlanan  protokollerin 24 tanesine ulaşılmış. Theodor Herzl in sözleriyle protokoller karara bağlanmış

    1.protokol

    “Beyan edeceğim şey, sistemimizin iki görüş noktasından  hareket ettiğidir: kendimiz ve yahudi olmayanlar.

    Dikkate alınması gereken bir nokta  , kötülük içgüdüleriyle dolu olan insanların sayısının, iyilerden çok daha fazla olmasıdır. Bu yüzden  onları yönetirken en iyi  sonuçlar, mücerred (Uy.:soyut) ilmî tartışmalarla değil şiddet ve yıldırma politikalarıyla elde edilir.

    Siyasi hürriyet bir fikirdir, fakat gerçek değildir. Siyasi iktidarı elinde bulunduran bir partiye baskı yapmak amacıyla halk kitlelerini bir diğer partiye yöneltmek gerektiği zaman, bu fikrin bir yem olarak nasıl kullanacağı bilinmelidir. Eğer karşı taraf da liberalizm olarak da anılan bu fikrin etkisi altına girmiş ve bu uğurda iktidar gücünün bir kısmından feragat etmeye gönüllü ise,  görev çok daha kolaylaşır.

    2.prorokol

    Günümüzde Liberal Yönetimin Gücü yerini Servetin Gücüne bırakmıştır. Bir zamanlar İman Gücü hükmetmişti. Hürriyet fikri gerçekleştirilmesi mümkün olmayan bir fikirdir. Çünkü hiç kimse onu aşırıya kaçmadan nasıl kullanacağını bilmez…  

         Eğer bir devlet kendini, kendi içindeki krizlerle tüketirse, ya da kendi içindeki ihtilaflar onu dış düşmanlar karşısında zayıflatırsa, telafi edilemeyecek kayıplara uğramış ve bizim hakimiyetimiz altına girmiş demektir. Tamamıyla bizim ellerimizde olan Sermaye Despotluğu, ona bir saman çöpü uzatır. İster istemez çöpe sarılacaktır, aksi taktirde tamamen dibe vurur.   

    Liberal fikirlere sahip birisi çıkıp da yukarıda kastettiğimiz fikirlerin ahlâk dışı olduğunu ileri sürerse, ben de şu soruları sorarım: Eğer her ülkenin iç ve dış iki düşmanı varsa ve eğer harici düşman üzerinde duracak olursak, bunun her türlü mücadele yöntemini kullanmasında sakınca görülmüyor. Mesela: gece karanlığında ya da sayıca çok üstün bir şekilde saldırması ve ahlâk dışı olduğu düşünülmüyorsa, toplum hayatını paramparça eden, kamu yararına olan her şeyi çökerten çok daha kötü bir düşmana  karşı aynı yöntemleri kullanmak, nasıl olur da ahlâk dışı ve izin verilemez olarak adlandırılır.

    3.protokol

    Hükmetmek isteyen  kişi hem kurnaz hem de yapmacıklı olmalıdır. Açık sözlülük ve dürüstlük gibi üstün insani nitelikler siyasette kusurdur. Çünkü bunlar yönetimleri en güçlü düşmanlarından daha etkili ve kesin bir şekilde alaşağı ederler. Bu nitelikler, Yahudi olmayan yönetimlerine ait vasıflar olmalıdır. Ve biz, bu vasıfları kendimize kat’iyen rehber edinmemeliyiz. Netice, yöntemleri haklı kılar. Bu durumda, planlarımızı yaparken dikkatlerimizi, iyi ve ahlâka uygun olandan çok, gerekli ve faydalı olana çevirelim.  

    4.protokol

    Hürriyetin getirdiği hakların aşırı kullanılması neticesi, alkolden aklı karışmış, alkol yüzünden düşünme kabiliyetini kaybetmiş alkolik hayvanlara bakın. Bu bize göre değildir ve bu yol bizim yürüyeceğimiz yol değildir. Yahudi olmayanlar, alkol yüzünden düşünme kabiliyetlerini kaybetmişlerdir.
    Çocukları da klasizm ve ilk çağ ahlâksızlıklığı ile aralarına soktuğumuz hususi ajanlarımız olan öğretmenler, hizmetçiler, zenginlerinin evlerindeki mürebbiyeler, katipler ve Yahudi olmayanların sıkça gittikleri sefahat yerlerindeki kadınlarımız vasıtasıyla zehirlenerek birer ahmak olarak yetiştirilmişlerdir. Bu son söylediklerimin arasına sefahat ve çürümüşlük içinde yaşayan, diğerlerini gönüllü olarak takip eden ve kendilerine ‘sosyetik hanımlar’ denilen kimseleri de dahile edeceğim.  

    5.protokol

    ‘Hürriyet, kardeşlik, eşitlik’ kelimelerini çok eski zamanlarda, halk kitleleri arasında ilk bağıranlar bizlerdik. Bu kelimeler o günlerden bu yana dünyanın her tarafında, bu yeme takılan budala papağanlar tarafından tekrar edildi. Ve, bunlar sayesinde, önceki zamanlarda, halkın baskısına karşın çok iyi muhafaza edilmiş olan ‘Dünya Refahı’ ve ‘Gerçek Ferdi Hürriyet’ fikirleri her tarafa taşındı. Yahudi olmayanların, sözüm ona zeki fertleri ve bilginleri bu sözlerin içindeki hakiki anlamları çıkaramadılar, birbirleriyle olan münasebetlerindeki ve mânâları arasındaki çelişkilere dikkat etmediler, tabiatta hiçbir şekilde eşitlik olmadığını, hiçbir şekilde hürriyet olamayacağını, tabiatın bizzat kendisinin zekayı, seciyey (karakteri) ve kabiliyeti farklı meydana getirdiğini göremediler. Halk kitlelerinin kör olduğunu göremediler”

    6.prorokol

    Bırakın onlara bilimin emrettiği şeyler olduğunu inandırdığımız nazariyelerimizin (teori-kuram) başrolünü oynasınlar. Bunu basın organlarımız vasıtasıyla devamlı şekilde, bilimin gereği olarak gündemde tutmamızdaki amaç, nazariyelerimize olan körü körüne güvenlerini canlı tutmaktır. Yahudi olmayanların bilim adamları, bilgileri ile şişinecekler, fikirlerini kendi istediğimiz doğrultuda eğitmek amacıyla, uzman ajanlarımızın kurnazca bir araya getirdiği parçaları hiçbir mantıkî sorgulamadan geçirmeden ilmi sonuçlar olarak uygulayacaklardır.
    Bir an bile bu söylenenleri boş şeyler olarak değerlendirmeyin. Planladığımız Darvinizm, Marxsizm ve Nietzscheizmin başarılarını dikkatlice düşünün. Her sınıftan biz Yahudiler’in bu emirlerin Yahudi olmayanların düşünceleri üzerinde yaptığı bölücü etkiyi açıkça görmesi zor olmasa gerektir.

    7.Protokol

    Günümüzde devletler, halkın fikirlerini harekete geçiren çok büyük bir güce sahipler. Bu gücün ismi “Basın”. Basının rolü, ihtiyaçları zaruriymiş gibi göstermek, halkın şikayetlerini dile getirmek ve hoşnutsuzluk meydana getirmektir. İfade hürriyeti basın sayesinde vücut bulur. Fakat Yahudi olmayan devletler bu büyük gücü nasıl kullanacaklarını bilemediler ve bu muazzam güç bizim ellerimize geçti. Basın sayesinde kendimizi perde arkasına gizleyerek halkları etkileme gücüne kavuştuk. Her ne kadar okyanuslar gibi  kan ve gözyaşı döktüysek ve birçok insanımızı kurban verdiysek de  basın sayesinde altını elde ettik”

    9.prorokol
    Görünmeyen bir gücü kim ya da ne gibi bir durum yıkabilir?Bizim gücümüz tam anlamıyla böyle bir güçtür. Yahudi olmayan masonluk, bize ve amaçlarımıza körü körüne bir paravan gibi hizmet eder. Bu sayede gücümüzün hareket planı hatta asıl hedefi, bütün halk için bilinmeyen bir sır olarak kalır.  Bütün inançların altını oymak, Yahudi olmayanların zihinlerinden Tanrı ve maneviyat düşüncelerini tamamen çıkarmak ve onların yerine matematik hesaplamalar ve maddi ihtiyaçları yerleştirmek bizim için mecburiyettir.    Yahudi olmayanlara düşünme ve anlama fırsatı vermemek için, ilgilerini tamamen ticaret ve sanayiye çevirmeliyiz. Böylece bütün milletler, kazanç peşinde birbirleriyle yarışırken, müşterek düşmanlarının farkına varamayacaklar ve tamamen yutulmuş olacaklardır.

    10.protokol

    Ülkemizde sorumlu mevkilere Yahudi kardeşlerimizi getirmemizde herhangi bir sakınca kalmadığı zamana kadar, bu mevkileri bir süre için, geçmişi ve şöhreti halk ile arasında uçurumlar oluşturan kişilere teslim edeceğiz. Bunlar, emirlerimize karşı gelmeye yeltenirlerse cezaî müeyyideler ve ortadan kaybolmalarla karşı karşı kalacaklardır. Bütün bu tedbirler, bu kişileri son nefeslerine dek çıkarlarımızı korumalarını sağlamak içindir.

    • Bu Yahudi karşıtı mesajların kime ne faydası var ve neden burada uzun uzun alıntı yapıyorsunuz? Başka işiniz mi yok ve Yahudilerle ne alıp veremediğiniz var? Bu ülkede kalan bir kaç bin Yahudiden ne zarar gördünüz. Hepsini varlık vergisi gibi zorbalıklarla bu ülkeden kovdunuz, 6-7 Eylül icatlarıyla mallarına mülklerine kondunuz. Daha ne alamadığınız kaldı.

      • Ender yorumda yahudi karşıtlığı yok. Yahudilerin 130 önce aldığı kararlar var. Okuduğunu bi anla be kardeşim. Adamlar çalışıyor ve ilerliyor.
        6-7 Eylül olaylarını ben de kınıyorum senin gibi. Ama orda da yahudi yoktu be kardeşim rumlar vardı.
        Dersim olaylarını da kınıyoruz mesala.
        Sen hiç Dersimi gündeme getirmiyon.
        Doğuda Ermeni katliamları oldu onu da hiç gündem yapmıyon.
        Demirtaş 6-7 ekim olaylarında 53 canın şehit edilmesini de kınamıyon. Gencecik Yasin Börüler şehit oldu mesela. Hendekçi kardeşleriniz doğuyu köstebek yuvasına çevirmişti onu da kınamıyon. Balkanlarda, Filistinde, Doğu Türkistandakilerin canı can değil mi bilader.

  7. Fehmi bey in Erdoğan aday olamaz tezinden hareketle bir iki haftadır gündem yapma yazılarını destekliyorum. Ne kadar çok gündemde tutarsa o kadar iyi.

      Bu yazılar kuluçkadır. ilerki günlerde bazı medya ve Chp atlayacaktır ve Türkiyenin gündemine girecektir. Aslında gündeme hemen getirirlerdi. Herhalde Abdullah Gül konusu kafalarını karıştırdı. Yoksa Erdoğan aday olamaz tezini niye işlemesinler. Fehmi bey biraz daha bastırırsa olacak bu iş.
    Anayasa hukukçusu Ersan Şen ne diyor Erdoğanın aday olamaz durumuna merak ediyorum. Uzun zamandır gözükmüyor. Bir an önce tartışma proğramlarında görmek isteriz.
    Bu konunun enine boyuna tartışılması gerekir. Destekliyorum yani Fehmi beyi.

  8. yorum yazacaktım ama sağolsun site yorumcu arkadaşlarım benden önce davranıp önemli başlıkların altını çizmişler.

    mesela yolcu,
    bize genç liderler lazım diyor.
    genç ve sağlıklı liderler önemli bir kriter.
    “makamımda öleceğim” inadı artık bırakılmalı.
    ülke, değişen dünyaya uyum sağlayacak, bilim ve teknolojiye önem verecek, kibir abidesi olmayan, ben bilirim zihniyeti yerine çoğulcu akla önem veren genç ve sağlıklı insanlara bırakılmalı…

    mesela hasan bey,
    devlet adamı kıtlığı var diyor,
    ben de uzun zamandır en büyük sorunumuz insan yetiştirmek diyorum. binlerce yıllık devlet geleneğin olsun ama devlet adamı sıkıntısı olsun. makamımda öleceğim inadının, tek adam ısrarının, ben bilirim bencilliğinin sonuçları kısır bir döngü işte. insanlara kaldıramayacağı güç verilmemeli. kontrol edilemeyen güç, güç değildir. nedir peki?
    zehirdir.
    insanı zehirler.

    mesela mert bey,
    son derece dikkat çekici söylem farklılığının altını çizmiş.
    dün afganistanda olmak ülkemiz için beka sorunu değil miydi? ille kalmalı değil miydik? ne oldu? bugün iyi ki döndük oldu. dün göçmen almaya devam edecektik, bugün göçmen ambarı değiliz oldu. açık açık göçmen istemiyoruz diyorlar.
    askerlerimizin dönmesi, göçmen ambarı olmadığımızın beyanı elbette sevindirici lakin bu topaç hızı da nedir? göçmen sorunu bana kalırsa ilk sırada görülen ekonomiden bile ki en çok altını çizdiğim konudur ama ondan bile büyük bir sorundur, ankara olayları benzeri olaylar provakasyonlara son derece açık, içinde etnik sorunların kaşınabileceği hatta din sosuyla insanların galeyana gelebileceği derin sorunlardır, hepimizin birlik, kardeşlik duygularıyla hareket etmesi gerekir. ülkemize gelen insanlar her ne kadar büyük yanlış yapılırsa yapılmış olsun her şeyden önce misafirlerimizdirler. misafire kabalık kabul edilemez. lakin suriyeliler başta dönme potansiyeli olan herkes için devlet aklıyla gerekli girişimler yapılmalı ve artık bir dönüş rotası belirlenmelidir. afganlar için de yapılmadığı söylenen anlaşmalar ışığında ülkeye genç afgan erkeklerin dolması engellenmelidir…

    mesela tek gerçek,
    yaşadığımız günler gerçekten Atatürkün ve kurtuluş savaşının ne kadar değerli olduğunun daha net anlaşıldığı günlerdir.
    atilla beyin dediği gibi,
    Destan yazan birinin koltuğuna onun kadar akıllı onun kadar vatanperver ve milletini herşeyin üstünde tutan birinin seçilebilmesi için uğraşan şu güzel yurdumuzun güzel insanları
    Zafer bayramı mız kutlu olsun.

    ben mustafa beyin yorumuna da katılıyorum,
    sayın erdoğan anayasaya göre aday olabilir mi, olamaz mı
    aman ne gam.
    ülkede hukuk mu var?
    dilbaz hukukçular ne güne duruyor?
    yazarbaz gazeteciler ne yapıyor?

    baran gibi millet ittifakının aday bulma sıkıntısı olmadığını düşünüyorum, cumhur ittifakında maazallah sayın erdoğan aday olmazsa ki ben bu ihtimali sağlık gerekçeleri dışında zayıf görüyorum kim olabilir? eski güçlü kadrolardan kimse kalmadı. mevcut neredeyse herkes her cümlesinin başında yüce devletlimiz alemin cumhurbaşkanı sayın erdoğanın yüksek müsadeleri ile başlayan cümle kuran takımından. serbest düşünen, serbest hareket eden biri de tercih edilmeyeceğine göre kim olabilir? bugünkü tablo akla oğul ya da damat getirebilirdi ama işler istenildiği gibi gitmemiş olabilir ama bakarsınız dönüşüm muhteşem olacak türküleri de söyleniyordur bir yerlerde, kimbilir???

    • Didem hanım lider ararken genç ve sağlıklı olsun diyorsunuz ama sözkonusu mülteci ve göçmenlerse zinhar gençleri kabul etmeyelim, öyle mi?
      Hasta ve yaşlıları bize, eli iş tutanlar almanyaya mı gitsin?

  9. Bu gün , dünya savaş tarihinde bir benzeri olmayan ve bir nevi MÛ’CİZE olan Türk Kurtuluş Savaşının bel kemiğini teşkil eden 30 Ağustos Zaferinin 99 ncu yıldönümü münasebetiyle; başta M.K.Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere , bütün şehitlerimize ve emeği geçip Hakkın rahmetine kavuşanlara Allahü Teala’dan rahmet ve mağfiret , tüm gazilerimize minnet ve şükranlarımızı sunarız.
    Herkese selamlar , saygılar

  10. seçim yasasında bir değişiklik yapılması halinde, en erken bir yıl sonra yapılabilir genel seçimler diye biliyorum. 2022’nin psikolojik eşik olduğu göz önünde bulundurulduğunda, baskın seçim iddiaları havada kalıyor. Muhalif Siyasi partilerin yarın seçim olacakmış gibi çalışmalarına engel nedir? Ellerini tutan mı var? Mesele AK Partiden oy tırtıklamak ise, bunu sağlayabilecek tek isim, tartışmasız Abdullah Gül’dür , gibisi fazla! Laik, ulusalcı, alevi, kürt ırkçılar vb kusura bakmayacak, gidip kuzu kuzu ona oy verecekler. İşte o gün bizler burada, Cumhurbaşkanlığı yönetim sisteminin parlamenter sistemden daha verimli olabilme ihtimalini farketmeye başlayan yorumlar ileteceğiz. Ha Gayret bey, içinden kıkır kıkır gülecek, ben ise esefle kafa sallamakla yetinecegim.

  11. ‘kaht-ı rical’.. Kıtlık, devlet adamı kıtlığı. Devleti yönetebilecek kriterlere uygun devlet adamı bulamamak.

    Ve yeni bir kriter “nefsini terbiye etmiş biri”… Kaht-ı ricali aşmanın bir yolu bulunmuş gibi.
    Nefis terbiyesi, nefsini tezkiye etmiş birini diğer sahip olduğu kriterlerle birlikte devleti yönetmeye aday kılmak.

    Oysa demokrasilerde sistem bellidir; “yönetim erkleri” kendi alanını ilgilendiren konularda devreye girer, kontrol ve denetim yoluyla erkleri dengeler, işi yoluna koyuverir.

    Demokrasilerdeki yönetim erkleri -Yasama, Yürütme ve Yargı- anayasa ve kanunlarla çerçevesi çizilen görev alanları içerisinde hareket eder ve görevlerini yerine getirirler. Bunu yapmazlarsa eğer, mesela, yargı gücünü kullanan yargıçları birde “nefsini terbiye etmiş biri” kriterine mi tabi tutacağız! Ya da meclise seçilen ve yasama faaliyetlerine katılacak her bir millet vekili için “nefsini terbiye etmiş biri” ölçeğini mi kullanacağız?

    Demokrasilerde bir de 4. Kuvvet (erk) olarak tarif edilen medya var ya, onun için nefis terbiyesi ne anlama gelir acaba!

    Ya ordu? Bir diğer güç olarak ordu, silahlı kuvvetler -hele ülkemiz demokrasisinde- canı çektiğinde nefsine yenik düşüp yönetime el koyan veya siyasi iktidarın belirlenmesinde masaya dipçiğini vuran, demokrasiyi inkıtaya uğratan silahlı kuvvetler, kurmay kadrosu için ne anlama gelir nefis terbiyesi?

    Rical-i Devlet için nefis terbiyesi işlevini yerine getirecek, eğitimini verecek bir kurum var mı, yeniden ihdas mı edilecek?

    Hem nefis dediğin ne ki, bugün başka, yarın başka. Onu tazyik eden şeytanların boş durduğu mu sanılır.

    Zor bir durum gerçekten.

    Devlet kurumlarının anlamını yitirdiği, işlevini yerine getirmediği, niteliklerini haiz görevini yerine getirmede görevlilerin baskı gördüğü ve otokrat, tek adam yönetimine maruz kalan bir sistemde idare etmek de edilmekte zor.

    O kadar zor ki; önümüzdeki seçimde devletimizi yönetecek bir/tek kişide aradığımız kriterler;
    – “nefsini terbiye etmiş biri olmak zorunda”…
    – “Başkanlığın verdiği muazzam yetkilerle yozlaşmayacak, gücünü hızlıca Meclis’e ve Başbakan’a teslim edecek bilgelikte biri olmalı”.

    -“ülkeyi tek adam zihniyetiyle yönetmeyeceğine kesin inanılan”
    – “parlamenter sisteme dönüş için kararlı olduğu bilinen denenmiş bir isim…’’ bunlar.

    Görüyor musunuz, geldiğimiz noktada sistem bize yine “tek adam”ı dayatıyor. Öncelikle o “tek adamı” seçeceğiz ve hiç yaptırımı ve güvencesi olmayan kriterleri ortaya koyup ona güven duyarak sistemin değişmesini bekleyeceğiz. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini…

    Oysa sorun sistemsel.

    Evet, sistem değişti ve yönetim erkleri anlamını, işlevini kaybetti. Tek adamın yönettiği bir sisteme evrildi. Ne garip ki, bunu aşmanın yolu da bize, yeniden “tek adamı” iş başına getirmemizi dayatıyor. Yani bir çıkmaz hal içeresindeyiz. Kendine özgü sistemin, Bahçelinin deyimiyle “Türk Tipi Başkanlık Sisteminin”, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin bizi içine sürüklediği sistem malesef bir “SİSTEMSİZLİK”.

    Çık çıkabilirsen içinden.

    Herkesin kendine göre ihdas ettiği kriterler bu sistemsizlik içinden çıkmaya bir can simidi gibi gözükse de asıl elde edilmesi gereken parlamento çoğunluğunu sağlayabilmektir. Sistem değişikliğini öneren ve mecburi kılanlar önümüzdeki ilk seçimde parlamento çoğunluğunu elde etmeye bakmalılar ki etkili olabilsinler.

    Bu arada aklıma gelen soruyu sormadan da bitirmiş olmayayım: Yukarıda anılan nefis terbiyesi kriteri bütün siyasi parti yöneticileri, kadroları için gerekli olduğu kadar bütün seçmenler için de gerekli değil midir? Netice itibariyle sistemi dönüştürecek olan seçmenlerdir.

  12. 1492 senesinde, İspanya başhahamı (Chemor), merkezi İstanbul’da bulunan Yahudi Parlamentosu’na (Grand Sanhedrin) İspanyol kanunundan dolayı kendisinin kovulmak üzere olduğunu yazar ve ne tavsiye edeceklerine dair bir mektup yazar.   
    Şöyle bir cevap alır:   
    “Musa’nın yolundaki aziz kardeşim, katlanmak zorunda kaldığın talihsizlikleri ve endişelerini aktardığın mektubu aldık. Bu duyduklarımızın acısı içimize işledi.  

    Büyük Baba ve Hahamın tavsiyeleri şunlar:   
    1-İspanya Kralının seni Hıristiyan olmaya mecbur  ettiğini yazdığına gelince, onun istediğini yap, aksi taktirde daha sonra istesen de yapamazsın.  
    2-Mallarını yağma etme emrine gelince: evlatlarını tüccar yap, onlar da küçük küçük, Hıristiyanların mallarını yağmalasın.   
    3-Canına kastetmek istediklerine gelince, evlatlarını doktor ve eczacı yap, onlar da Hıristiyanlar’ın canlarını alsınlar.   
    4-Sinagoglarını tahrip etmek istemelerine gelince; evlatlarını rahip ve kilise üyeleri yap, onlar da Hıristiyanların kiliselerini tahrip etsinler.
    5-Şikayet ettiğin birçok sıkıntı verici olaylara gelince, evlatlarını avukat ve hukuk adamları olarak yetiştir ve onların devlet işlerini karıştırdıklarını ve Hıristiyanları senin boyunduruğun altına sokarak, dünyaya hakim olmanı ve onlardan intikam almanı sağlamalarını izle. 
      6-Sana verdiğimiz bu tavsiyelerden sapma, çünkü bunları yaparak, senin ne kadar utanç verici durumlara düştüklerini göreceksin ve gerçek güce ulaşacaksın.
      (İMZA) İstanbul Yahudileri Prensi” (Nilus, 2004: 128-129).

  13. Devlet Bahçeli:
    Türkiye’nin Afganistan’daki varlığı meşrudur, dostanedir, barışçıdır, bu ülkenin istikrar ve güvenliğine destek mahiyetlidir. Bu nedenle askeri unsurlarımızın Afganistan’ı terki düşünülemeyecektir.
    Afganistan’dan dönmek demek Anadolu coğrafyasını tehlikeye atmak demektir.
    Kabil emniyetli değilse Ankara güvende olamaz.
    Ve dün;
    Askerimizin tahliyesi doğru bir tercih, yerinde bir karardır.
    Son birkaç günde söylenenler bunlar. Bizim adayımız falan filan demesine çok ta takılmamak lazım. Her an herşey mümkün…

    • Ulusumuzun milli mücadele sürecindeki en büyük adımı;
      30 Ağustos Zafer Bayramı’nı, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ü ve ordumuzun elde ettiği zaferi bir kez daha gururla kutluyoruz.
      “Türk vatanı bölünmez bir bütündür, parcalanamaz.”
      Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK.

      • 1. Mesaj ile 2 .mesaj arasında ABD nin bile beklemediği en az birkaç yıl sürer dediği 300 bin kişilik ordunun 1 haftada yok olması var
        Orada ABD güdümünde bşr hükümet varken sahadan çekilme ile şu anki durum arasında 180 derece fark var
        Yokmuş gibi şartlar değişmemiş gibi mi yapsaydı aynı şey havaalanı işletmesi içinde geçerli
        Kapiş

  14. Yazarın okunma rekoru kıracak bir yazısı bugünün özel bir gün olmasına binaen de Zafer lerinden biri olacak belkide.
    Adayın kim olacağı yada hangisinin kazanacağını siyeset üstü insanlar çoğu zaman bilir, çoğu için de hiç farketmez kim olacağı.
    Zaferlerin kümülesini bu bir gün içine sığdırmaya çalışan bizlere bir köşe yazısına iki satır yorum yazarak katkı sağlamak düştü bu önemli günde.
    Destan yazan birinin koltuğuna onun kadar akıllı onun kadar vatanperver ve milletini herşeyin üstünde tutan birinin seçilebilmesi için uğraşan şu güzel yurdumuzun güzel insanları
    Zafer bayramı mız kutlu olsun.

    • Atilla bey “Adayın kim olacağı yada hangisinin kazanacağını siyeset üstü insanlar çoğu zaman bilir,” buyurmuşsunuz; elhak öyledir!
      Sizin bu tespitinizin gerçekte bir karşılığı olsaydı; ilhan kesici şimdiye kadar en azından birkaç kez başbakan ve birkaç kez de cb olmuştu ama neyse…

      • Bilir ile Belirler kelimeleri arasında dağlar tepeler ovalar taşan nehirler kurumuşta olsa göller var Hayrettin bey.
        Ben bilsem bilsem tahminini söylerim anca. (senin de sormak öğrenmek istediğin aslında🤔)
        Bende söyleyebileceğim oturduğu koltuk numarası olur sadece.
        O da şartlar şu olursa bu olurdan hatta aday gösterecek kimseyi bulamadılar tespitinden sonra!
        Not, bazan kazanmak için tankın üstüne çıksanda, içgüveysi olsanda kimse oy vermez sana.
        Sosyal medyadan bir gülücük yada bir salvo yollarsın… (Çünkü herkes bakar ne diyeceksin diye! sana).
        İşte aranan adaysın!
        Hala mı bulamadın? 600 vekil seçtik daha niçin dışarda ararsın?

  15. Anayasa’ya göre RTE’nin aday olamayacağını söylüyorsunuz. Ancak Anayasa kaç kez rafa kaldırıldı? Seçimde yengane karar mercii YSK ve onun hiçbir kararına itiraz yolu yok. YSK aday olabilir derse ne yapılabilir ki?

  16. Yazdığım kelimelerin otomatik klavyeden kaynaklı değişimini sonra farkettim.

    Millet ittifakının aday bulma diye bir sorunu yok ki, birincisi herhangi birini aday gösterseler ismi zikredilenlerden çok daha fazla oy alır, ikincisi Cumhurbaşkanlığına tam liyakati olan tam bir irade adamı üstelik müthiş, engin bir öngörüye sahip iyi eğitimli, üstelik de ak partinin Günahlarından kendini koruyabilmiş deha sahibi tam bir lider vasfına sahip isimler var.icinde bulunduğu siyasi kanadin tehlikeli hayaller kurallarını farkettiginde oturduğu koltuğun büyüklüğüne bakmazsızın makamını elinin tersiyle itip o ortamı terkeden biri… Mesela ben birinden çok eminim. Günü gelince onun ismi mutlaka ön plana çıkacaktır diye tahmin ediyorum. niyeti eş dost, ahbap kayirmaciligi olmayıp da gerçek adalet kaygısı olanlar, konuşurken adaletli konusanlar ülke ve milletin menfaatlerini ahbap çavuş menfaatlerinin daima önünde tutanlar mutlaka o ismi ön plana çıkaracaklardir.

    Adalet için söyleyin ismi zikredilenlerden hiç biri bu vasıflara sahip mi?

    Çok Ucuz tartışmalar bunlar.

    • Ahmet Davutoğlu mu Baran Bey? Fehmi Bey’in tanımındaki her ifade tamam da bu ‘denenmiş’ kelimesi beynimi zonklatıyor, uykularımı kaçırıyor, doluya koyuyorum almıyor, boşa koyuyorum dolmuyor ve elimde kala kala Ahmet Necdet Sezer ve Ahmet Davutoğlu kalıyor. Daha önce mizah yeteneğimin Sayın Fehmi Koru’dan daha iyi olduğunu Ha Gayret Beyefendi’ye söylemiştim. Ama ciddiyetten uzaklaşmama kaygılarım bir de eski bakanlardan Prof. Dr. Mehmet Aydın’ı aklıma getirmiyor değil. Hasıl-ı kelâm, netice-i meram bu ‘denenmiş’ ifadesi beni benden alıyor. Sayın yazarımız Fehmi Bey, bu ‘denenmiş’ ifadesini ilave bir yazısıyla daha da açarsa çok memnun olmaz mıyız?

      • Hocam Üstad siyasi tıkanmışlık üzerinden ak partililerin yaptıkları gibi kişiye has iş ilanı yayınlıyor kendi sitesinde. Yani Cumhurbaşkanlığına aday ararken öyle bir aranan şartlar hazırlamış ki başka hiç bir ismin akla gelmesi mümkün değil. O kişi de ismi olumsuz manada en çok konuşulan malum isim yani siyasal İslamcı kavramının içini dolduran familyadan biri kastettigi aynı familyadan en yakın dostu Abdullah Gül. Abdullah Gül Türk yakın siyasi tarihinin kırılan en büyük fay hattının tam üzerinde oturuyor dolayısıyla Millet ittifakının adayı olamaz. Aynı familyadan başka bir isim de millet ittifakının adayı olamaz aynı sebepten dolayı. O zaman Fehmi Bey neden böyle bir tartışma açtı? El cevap 1) akp yi sıkıştırmak için 2) evde otururken can sıkıntısından yar bana bir eğlence diye söylenirken bulduğu bir eğlence işte. 3) Hulusi aktarın Abdullah Gül ile iki defa görüştüğü söyleniyor, açıkçası bu söylenti bana makul gibi görünüyor.

        Benim adayım ise tamamen günlük tartışmalardan uzak aklın gereği milletin menfaatine en uygun bir ismin konuşulması gerektiği ki bu manada çok kaliteli bir cok isim sıralayabilirim. Benim kriterim liderlik vasıflarının tartışılması.

      • Öyle biri yok hepsi üfğrüyor suyu bulandırıyor
        Su bulansın son dakika bir danışman aracılığı ile hokus pokus
        Sonra gelsin yalan dolan haber siteleri ,CIA in kuluçkaya yatırdığı gönüllüleri
        De hadi çıksın bakalım o aday

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız