Dün bir futbol maçı izlerken siyasi hayatımızla paralellikler keşfettim.. Nasıl mı?

42

Acaba bizde siyaset mi futboldan etkilendi, yoksa futbol mu siyasetten etkileniyor?

Garip bir soru, değil mi?

Yine de sormamı makul gösterecek bazı yönler var.

AK Parti 2002 yılı sonlarında iktidara geldi ve iktidarının ilk 10 yılında kendisine göz açtırmak istenmedi. Rüzgarlar, fırtınalar, kasırgalar yaşandı o ilk 10 yılda. Ülke hayrına olabilecek politikaları bile engellenmek istendi. “İktidar oldun, ama muktedir olamayacaksın” mesajı güçlü biçimde verildi. 

İstediği kişiyi cumhurbaşkanı yaptırabilmek için anayasayı değiştirmesi, seçim tarihini erkene alması gerekti.

Kapatılmanın eşiğinden döndü AK Parti, herhalde bunu kimse unutmamıştır.

Şimdi ikinci 10 yılında AK Parti, fena halde muktedir ve bu defa o kendisine karşı olanlara göz açtırmamak için elinden geleni yapıyor.

Muhalefet kolay değil günümüzde. Farklı söylemlere bile müsamaha yok gibi bir şey. Mahkemeler siyasi davalarla meşgul; mevcutlar yetmediği için yeni mahkemeler kuruluyor… Cezaevleri nüfusu da oldukça yoğun…

Reklam

İktidarın elinde çekiç var ve karşısına çıkan her şeye çivi gözüyle bakıp öyle davranıyor.

Ben ve benim gibiler, iktidarının ilk 10 yılında AK Parti’ye günyüzü göstermek istemeyen, bunun için çeşitli ayak oyunlarına başvuran, şapkadan tavşan çıkarır gibi bir sürü göz boyama yöntemlerini devreye sokan cepheye, demokratik hak ve özgürlükleri hatırlatma görevini yapmaya çalıştık.

Hem de kendimiz için herhangi bir beklenti içerisinde olmadığımız halde…

Şimdi, yani AK Parti’nin ikinci 10 yılında da, sayımız hayli azalmış olsa da, yine bizler, bu defa iktidara demokratik hak ve özgürlükleri hatırlatmakla meşgulüz.

Siyaset alanı böyle.

Ya futbol?

Dün doğup büyüdüğüm ilin süper ligdeki tek temsilcisi için önemli bir gündü. Bizim mahallenin takımı yine bizim mahalledeki sahasını baştan aşağı yeniledi ve iki yıldır kullandığı ödünç saha yerine kendi sahasına kavuştu.

Yeni sahasındaki ilk maçını dün İstanbul’un tarihi hayli eski bir takımına karşı oynadı. İyi oynadı ve maçı penaltıdan yediği bir gole karşı hakkıyla attığı iki golle 2-1 kazandı.

Reklam

Maç sonrası yorum yapılan bir program, hem yeni sahaya hem de evsahibi takımın oyununa hayranlık ifade edilerek açıldı. Program moderatörü, “Bize İngiltere ligi (Premier League) ayarında bir maç izlettirdiler” dedi.

O öyle dedi, ama biraz sonra açıklamalarını canlı yayınladıkları rakip takımın asbaşkanı sersem sepelek laflar etti. Hakem yüzünden kaybetmişler, öyle söyledi. Oysa, VAR sistemi de onaylamasına rağmen iddiaya girmeye hazırım, attıkları tek gol hakemin VAR tarafından da onaylanan yanlış penaltı kararı sayesindeydi. Premier League’de o pozisyona penaltı verilmez.

Aynı programın yorumcularından biri, “Takıma hakemler hep haksızlık yapıyor, bugüne kadarki sekiz maçta tam dokuz penaltısı verilmedi” gibi ayıp bir cümleyi defalarca tekrarladı.

Son sekiz maçının yedisini kaybetmiş bir takım bu durumunu bir türlü hazmedemiyor.

Aslında yalnız dünkü maçını izlediğim İstanbul takımı değil, İstanbul’un bütün takımları hakemlerden şikayetçi.

Hakemleri AK Parti yerine koyun, şikayetçi takımları da durumlarını kabule yanaşmayan siyaset erbabının… Ya da tersini de düşünebilirsiniz…

Futbolda bir türlü kabul edilemeyen yeni durumun sebebini biliyoruz: VAR

‘Video Assistant Referee’ (‘Video ile yardımcı olan hakem’ demek) sisteminin devreye girmesi…

Eskiden hakemlerin hep kendi lehlerine karar vermelerine alışmış takımlar, araya VAR girdikten sonra aleyhlerine daha fazla karar verilmesinden şaşkınlar…

Dünkü maçta VAR onlara çalıştı ve hakem evsahibi takıma daha kolay çaldı faul düdüğünü; ama yine de mutlu değiller, çünkü VAR İzmir takımına çok fazla haksızlık yapılmasına da müsaade etmedi.

Ligde puan durumuna baktığınızda, bir Anadolu takımının ilk sırada yer aldığını görüyorsunuz.

VAR sayesinde.

Geçen yıl devreye girdi VAR ve ülkemizin en eskilerinden bir İstanbul takımı -hasbelkader benim de tuttuğum takımdır- az kalsın Süper Lig’ten düşecekti.

Düdük çalan hakem artık kritik kararları tek başına veremiyor, gol olduğunda veya birine kırmızı kart gösterilmesi gerektiğinde, pozisyonları çok sayıda ekrandan izleyen bir başka hakemin de onay vermesi gerekiyor.

VAR bu demek.

Ayrıca VAR tavsiye ettiği karara ışık tutan görüntüleri de izleyicilerle paylaşıyor.

O sayede her türlü rüşvet iddiası da duyulmaz oldu.

Kurulu düzen ve ondan yararlananlar bu durumdan rahatsız.

Normalde rahatlık duymaları gerektiği halde…

Ellerinden gelse uygulamayı iptal ettirecekler; ama bunu gerçekleştiremeyeceklerini bildikleri için eski yöntemlerine başvuruyor, bu defa VAR hakemlerini de baskı altına almaya çalışıyorlar…

Dün maçı izler, bizim mahalleye kazandırılan yeni sahayla ve takımın oynadığı klas oyunla gurur duyarken, maç sonrasında izlemeye çalıştığım bir yorum programı bana bunları düşündürdü.

Kim kimden etkileniyor, gerçekten merak ediyorum.

ΩΩΩΩ

42 YORUMLAR

  1. Futbolda azda olsa adalet yerini bulmaya başlamıştır ama bundan rahatsız olanlar ve istemeyenler mutlaka olacaktır. Futbolda VAR sisteminin tam anlamıyla uygulanırsa ileride kimse itiraz edemeyekcektir. Görüldüğü üzere gümüz koşullarında her alan da uygulana kamera takip sistemi adalet sisteminde neden kullanılmasın. İşte gerekçeleri.
    VAR sitemi yargıda da uygulanmalıdır. Hatta bütçeden ayrılan ödeneğin en fazlası Adalet sistemine ayrılmalıdır. Neden mi Adalet olmayınca Sağlık olmaz, Adalet olmayınca eğitim olmaz, Adalet olmayınca teknoloji olmaz olur ama kullanamazsın,.. Neden uygulanmalı mı? Bizzat yaşadığım için karar verici savunma hakkı vermeyip üst mahkemeye ver dediği için, sikayetçi silahtan sayılmayan darpla ifade vermesine rağmen silahtan sayılan darpla hukuksuz bir kararla silahtan sayılan darpla karar verdiği içi VAR sistemi
    1- Hukuk İstemimiz Yorum ve Kanaatte dayalı olduğu için üç ihtimalli sonuçtan kurtulmalıdır. Bu da VAR sistemiyle kurtulur.
    2-Yargıya VAR Sistemi getirilmeli: Toplumun hata yapması suç işlemesi hayatın akışı içinde olan bir şeydir toplum hayatının da düzeni sağlanmasını da bizim tarafsız bağımsız şeffaf (sözde) adalet sistemi ile düzen sağlanmaktadır. Adalet sistemimizin doğru tarafsız ve şeffaf işlemesi için bazı kanıtlar sayesinde gerçekleşir. Karar vericilerin de toplumun bir parçası olduğuna göre onlarında hata yapması suç işlemesi keyfi uygulamaları da hayatın gerçeklerindendir. Vatandaşın yargılamasında kullanılan bütün deliller olayı aydınlatıyor fakat dava sürecinde vatandaş karar verici tarafından mağdur edildiği zaman (savunmanı üst mahkemeye ver dediği zaman) bunun ne itirazı nede ispatı mümkün oluyor. Bir olayın nasıl kamera kaydıyla aydınlanıyor ise bu olayda aynı yöntemle aydınlanır futbolda uygulanan VAR sistemi benzeri bir sistem olayı aydınlatır ve tarafsız bağımsız şeffaf bir yargılama ortaya çıkar vatandaşında yargıya güveni tam olur
    Teknolojideki yeniliklerden en son yararlanan yargı oluyor ne hikmetse şöyle bir baktığımızda bütün kurumlar teknolojiyi sonuna kadar kullanırken yargı şeffaflıktan kaçmak için özellikle kullanmıyor. Şeffaf olmayan yargıdan adalet beklenemezdi. Çoğu kurumlar kamera kullanıyor İçişleri bakanlığı TEDES Futbol Federasyonu futbol da VAR sistemi kullandığı halde toplum hayatının geleceğini, vatandaşların hayati öneme sahip adalet sisteminde neden kullanılmaz acaba ben iddia ediyorum ki yargı da futbolda kullanılan VAR sistemine benzeri bir uygulama kullanılsın karar vericilerin keyfi uygulamaları hukuksuz kararları kesinlikle son bulacaktır. Yargıya filimli cam şeffaflığı değil gerçek şeffaflık gelecektir
    Ben uzun zamandır Yargıda var sistemini hukuk sitelerinde gündeme getiriyorum. Sizden isteğim Yargıda VAR sistemini irdelemeniz ve bir yazıda sizin kaleme almanızı beklerim.
    Fehmi bey bir şey hatırlatmak isterim yazı başlığınızda paralel kelimesi geçiyor Elinde çiv mi var? Sonra başınıza bir iş gelmesin?

  2. Şüpheler bitmez, VAR hakemi de hata yapabilir. Veya esas hakem bildiğini okuyabilir. Neticede gördüğümüze inanacağız doğal olarak.

    Siyasi maçta kaç tane VAR var. AYM, Yargıtay, HSYK, TÜİK, RTÜK, BDDK, Bakanlıklar … say say bitmez. Bir de maçı sadece bir kanal vermiyor, havuzlar dolusu kanal var. Fakat VAR dediğini VAr yazarsan reaktif güç olur, kompanze edilmesi gerekir. Yani VAR var, VAr var. Daha neler neler var. Deprem var, Kanal İstanbul ve “İki Şehrin Hikayesi” (kanal etrafındaki akıllı şehirlermiş!) var. vARoĞluVAr veSSelam! Sahi bir de seçim VAR.

  3. Sayın yazarın bahsettiği duruma bakılırsa teknolojik bir uygulamayla futbola dayalı kumarda şike veya benzeri “sen, ben, bizim oğlan” tarzı ilişkilere bi engel getirilmiş anlaşılan. Yalnız o iş uzun gitmez, mutlaka biyerden kaçak yapar; çünkü kumar hilesiz olmaz ve fifa bu işlerin piridir. Özellikle monitör başında oturan hakemlerin kumar masalarındaki kurpiyer kızlar gibi maç boyunca değiştirilip dönüşümlü olarak görev yapmaları isabetli olur; yoksa türkçe olimpiyatları sponsoru da olan işadamımızın iyi eğitim almış badembıyıklı bikaç mutemede maçlardaki kritik sahneleri de rötuşlayabilecek bir yazılım ısmarlaması kanımca çok zor bir iş olmaz. Siyasette ise skoru tayin eden halktır, arızalı durumlarda ise ysk devreye girer. Eski türkiyede vesayetin tasvip etmediği kimi seçim sonuçlarına ysk nın lokal bazı müdahaleleri olmuşsa da toplamda bugüne kadar seçmen iradesini tümüyle yok saymış bi durum söz konusu değildir. Futbolda ve siyasette bir benzerlik varsa o da heralde; yenilen pehlivan güreşe doymazmış durumudur. Her seçimden sonra “benim oyum nerde?”diye nöbet geçirip kendini jiletleyen mağlubiyet bağımlısı muhalefet seçmeni kitleyle müstakbel cb adayı kulüp başkanımızın durumu birbirine oldukça benziyor. Her halükarda hile ve katakulliyle iş görmeye alışmış bu çevrelerin(chp nin tekparti yıllarındaki açık oy gizli sayım cingözlüğünü hatırlayın) aym kapılarında kapalı devre iş bitirdiği devirler her ne kadar eski türkiyede kalmışsa da uyanık olmakta fayda vardır; çünkü su uyur düşman uyumaz! Evet, başkanlık sistemi ve cb yi halkın seçiyor olması milli iradeyi güçlendirdiği gibi bu çetelerin de elini zayıflatmış, dalaverelerinin önünü kesmiştir ama tam da o yüzden muhalefetin tek hedefi de milletimizin bu demokratik kazanımlarını ortadan kaldırmaktır. Eh, parazit dediğinde zaten sorumluluk ne gezer..!

    • Siz ve benzerleriniz şuna güveniyorsunuz. “Şimdikilerden başka hiçbir otorite bunlar gibi zalim davranmaz. Onun için endişe edecek birşey yok” diye düşünüyorsunuz. Doğrudur ama yan etkiler bazen aslından daha etkili olabilir.

  4. Aslında bizdeki Siyasetçiler ve gazetecilerede “VAR” uygulamasi yapılsın diyecektim!
    “VAZGEÇTIM” gözlrimizin içine baka baka sahtakarlık yapiyorlar….buna rağmen miliyonlarca insan özeliklede çakma “Milliyetçiler” ve Çakma “Müslümanlar” iftira ve yalan seferberliği ilan edip ortalığa düşüyorlar.

    Bunlar herkesi kuş beyinli zannederek yakın tarihi dahı kendilerine göre değiştiriyorlar.
    Örnek: Güçyetiremediklerini Alpaslan Türkeş gibi Sürgüne göndererek etkisileştiriken T Aydemir gibilerinide ipe götüriyorlar.
    Bizde: yalancı, iftiraci ve yağcılar her dönem birilerini hain ilan etmesini iyi beceriyorlar.
    Tıpkı bugunlardeki gibi.11.Cumhur başkanına
    Yaptiklarıde yep yeni bir örnek.
    Hainler ve katiller Kendileri gibi hain ve katillerden hıç korkmazlar. Onların tek “KÂBUSLARI” ve korkulari Dürüst ve namuslu insanlardır…
    Bugün hepimiz bunlara şahidiz.

  5. Fehmi Bey’in ilk 10 yıl için anlattıklarına
    katılıyorum.Eksiği var,fazlası yok ilk 10 yıl hakkında söylediklerinin.Özetin özeti,çok kısa bir hatırlatmada bulunmuş o dönem için.

    Son 8 yılın değerlendirilmesi de yetersiz bence.Görülmeyen,görmezden gelinen, dikkate alınmayan unsurlar var. Son 8 yıl Fetö belası görmezden gelinerek değerlendirilemez.2012’deki Mit müsteşarı krizi,17/25 Aralık hukuk darbesi
    ve 15 Temmuz darbe kalkışması Türkiye’yi
    çok meşgul etti,enerjisini zayi etti.Fetö’nün
    Yargıya,Emniyete,TSK’ya ve tüm devlet kurumlarına sızmış olması Türkiye’ye çok
    büyük ayakbağı oldu.Ayrık otu gibi her tarafı saran bu zararlı unsurun ayıklanması kolay olmadı.Hala da tam ayıklanamadığı anlaşılıyor.Bugün şikayetçi
    olunan tüm konuların Fetö’den arınma mücadelesi ile bir şekilde ilgisi var.İşin garibi Fetö ile iltisaklı olup bundan dolayı bir pişmanlık duymayan, hatta Fetö’nün geri geleceğine dair umudunu yitirmeyen bir kesim şikayetçilikte başı çekiyor. Mağduruz diyorlar da daha bir şey demiyorlar.Mağdurlar mı,yoksa ettiklerinin cezasını mı çekiyorlar orası su götürür bence.

    Bütün bunlara rağmen bir çok iyileştirme,
    yasakların kalkması 2012 yılından sonra gerçekleşti.Yani son 10 yılda.Son 10 yılımız o kadar da kötü değil,her ne kadar milleti biraz fazla yorduysa da.

    • Evet son on yılda yine eskisi gibi vesayet kaptan geldi direksiyonun başına oturdu, reis de muavinlik yapıp paraları topluyor. Cemaatin hataları Erdoğan’ı haklı çıkarmaz, hepsi sınıfta kaldı. Hata yapanlar sırayla cezalarını çekti, şimdi sıra ençok hata yaptığı halde henüz cezasını çekmeyende.

  6. Sayın H Gayret
    Evet “seçimlerden önce” yani seçim yatırımı.
    Bir de köprüden geçme imkan ve ihtimali olmayan çok sayıda traktöre ceza kesildiği anlaşılınca.
    Herşeye rağmen hatadan dönülmesi bir erdem.

  7. Akşam Gazetesi,yandaş yazarlarından Ahmet Kekeç,bugünkü yazısında;
    Gazeteci İrfan Ülkü’nün “Büyük Oyundaki Türk, Enver Altaylı” adlı kitabını tanıtmış.Bu kitapta Talat Aydemir in darbe teşebüsündeki ortaklarından bahsediyor.Enver Altaylı cve Fetullah Gülen Talat Aydemir in ortaklarıdır.Enver ve Tlat asılırlar,Fetullah Gülen er olduğuniçin asılmaz.Talat Aydemir ,dayısı Çerkez Ethem gibi,İsmet İnönü nün karşısında yenilmiş ve yakalanmıştır.Harpokulu öğrencilerine ”Kavgayı kaybedeni asıyorlar.”demişti.1960 darbesinden önce darbeye hazırlık yapanalrın içindeydi,1959 da Kore ye gitti.!960 ta Kore de olduğuniçin darbeye katılmadı.1960 da geri döndü.
    Ankara’daki askeri birliklerin bir bölümünün katılmasıyla 22 Şubat 1962’de bir darbe düzenledi. Ama ordu İsmet İnönü’nün yanında yer alınca, yalnız kalan Aydemir hükümetle anlaşarak teslim oldu. Ancak mahkeme edildikten sonra idama mahkum oldu.
    5 Temmuz 1964 yılında Ankara Merkez Cezaevinde Albay Talat Aydemir idam edildi. Aydemir idam sehpasını kendisi itmiştir.Ahmet Kekeç yazısında Fetullah Gülen nin sözlerinden alıntılar yapmış.
    Gülen Bir konuşmasında (Youtube kanalından ulaşabilirsiniz) şunları söylüyordu: “İşte bu ehli dünya ahmaklar da bizi anlamadıklarından Türkiye’de iktidara talip olduğumuzu söylüyorlar. Deli mi bu adamlar… Böyle küçük şeylerle uğraşacağım… İktidar dediğin ne ki? Ben 20 yaşında onu devireceğimi, yerine başkasını koyacağımı planlamış bir insanım.”
    Gülen ,Latif Erdoğan’a dikte ettiği anılarında Aydemir darbesindeki rolünü şöyle anlatıyor: “Bir ay evvelinden hazırlıklara başlandı. Bize hakiki mermi verdiler. Son gece hepimiz pür heyecandık. Radyo evini bir onlar, bir bizim taraf teslim alıyordu. Önce ihtilâl ilan ediliyor, ardından ‘asiler bastırıldı’ deniyordu. 28. Tümen hükümet tarafındaymış. Üzerimizde uçaklar uçmaya başladı. Bizim taraf teslim oldu. Ceza olarak silahlarımızın mekanizmalarını aldılar. Elimizde sadece boru gibi bir demir parçası kalmıştı.”Ahmet Kekeç egöre ; Latif Erdoğan ,Fetullah Gülen için: “Bu adam hasta… Sürekli darbe düşünür. Bir darbenin lideri olmak ister. Hayatı böyle hayaller kurmakla geçmiştir. Bu adamı zapturapt altına alıp tedavi etmek lazım…”Demiş. Sonuç:AKP liler olarak madem herşey meydanda idi,herşeyi biliyordunuz,Fetullah Gülen i tanıyor,onun darbeci olduğunu biliyordunuz;ne diye onunla işbirliği yaptınız?Ne diye devletin en mahrem yerlerini onun cemaatına teslim ettiniz?Ne diye onun adamlarını devlet kademelerine ve devletin her yerine sızmasına destek oldunuz?Erdoğan ın yaveri bile Fetöcü çıktı.AKPliler yine de aldatıldık mı diyecek?Fetönün siyasi ayakları olduklarını hâlâ inkâr mı edecekler?Fetö siyasi ayağının mecliste araştırılmasına dair CHP nin önergesi,AKP/MHP desteğiyle ret edildi.Önergeyi ret edenler,Fetö siyasi ayağı mecliste araştırılsın diyenleri; fetö siyasi ayağı olmakla suçluyor ve güdümlü yargı silahını sallıyor.Kalkıp da Gülen şöyleydi- Gülen böyleydi,o hasta ruhluydu yorumları ve Fetö ile ilgisi olmayanlara güdümlü yargı silahını sallamakla ;Fetö siyasi ayağı bulunabilir mi?

    • Madem F.Gülen için: “Bu adam hasta… Sürekli darbe düşünür. Bir darbenin lideri olmak ister. Hayatı böyle hayaller kurmakla geçmiştir. Bu adamı zapturapt altına alıp tedavi etmek lazım..” denmiş, bu adamın bir gayesi olmalıydı. Ne yapacaktı darbeyle yönetimin kontrolünü ele almakla? Hadi onu anladık, ne yaptığını/yapacağını bilmiyordu, hadi onun tedaviye ihtiyacı vardı, peki daha önce yapılmış onca darbecilere ne demek lazım? (belki, hatalarına rağmen, Evreni biraz farklı görmek mümkün olabilir) Askeri darbecilerin amacı neydi? Darbelerin siyasi/idiolojik ayağı neydi? Bunu herkesin kendi kendine sorgulaması lazım. Bir takım siyasi/idiolojik ayaklarla bu ülkeye 10larca yıl kaybettirildi. Sadece, beş para etmez idiolojik bir inat uğruna, TR-C kurulalı beri “kendi kendini mahvetme” (self-destruction) moduna ayar edildi sanki Gelecek zamana bu mod ile salıverildi. M.K. Atatürk Paşa’mızın Avrupa marka (ecnebi) dans hocası getirtmeye aklı eriyordu bu modun ülkeyi mehterani bir tarzda iki ileri-bir geri bi gelişim modeline mahkum edeceğini göremedi mi?
      1. Kasti olarak bunu yaptıysa, vatanperverdi diyebilir miyiz?
      2. Hesabını bilmemezlik/becerisizlik, ancak iyimser bir zanla geleceği düşünerek yaptıysa neticede geldiğimiz durumları görerek kendisinin ileriyi-gören, iç-görülü, ileri-görüşlü ve akıllı bir lider olduğunu söyleyebilir miyiz?

      Bana öyle geliyor ki yaptığı hataların kendisi de farkındaydı (içi hiç rahat ve huzurlu değildi), muhtemelen onun için kendini biraz fazlaca içkiye sigaraya kaptırdı (self-destruction!). Emsalleri ondan 30-35 yaş daha fazla yaşadı….

      • – Yanlış hesap. Hz. Muhammed de 63 yaşında vefat etmişti!
        – Kimse kusursuz değildir, Atatürk de. Fakat o devrimleri yapmak zorundaydı ve o sayede Türkiye islam ülkeleri arasında açık ara öndedir. Allah ondan razı olsun.
        – Çıkan sorunların nedeni Mustafa Kemal Paşa’nın yaptıkları değildir. 600 yılda müslüman ahaliye ancak %5 okuma yazma öğretebilenlerdir. Samimi iseniz sorunun bu gerçek tarafına yönelmeniz gerekir.

        • Sn mim, tam da mukayese edecek kişiyi bulmuşsunuz. Şuur altından, benim peygamberim M. Kemal Atatürk Paşadır görüşü sırıtıyor gibi! İşte buydu çokçası TR’nin o günkü idiolojik terkibi. “Bize Çankaya yeter..” felan filan feşmekan, işte bu zihniyetti TR’nin o zamanki sahibi… Ancak, somut ve maddi anlamda bu yetti mi? eşikten geçmeğe yetmedi! Çünkü bize yakışmayacak bir takım sloganlarla yola çıkılmıştı. Hz. Peygamber’i örnek vermişsiniz. O dönemde ortalama ömür kaçtı diye sorarlar adama! taş çatlasa 40-45 yıl. Ortalama yaştan % 50 daha uzun süre yaşamış, fena mı? Ama, bizimki kendini içkiye, sigaraya vermiş! Önder olarak çok ender bir durum!

          Okuma-yazma oranının düşük olmuş olmasının üstünlüğünü savunan mı oldu burada? Bu seviye aslında muazzam bir fırsat oluşturmuş, daha ne! Eğitim seferberliği, bilim-teknik birinci derecede öncelik olmuş olsaydı keşke. Ancak, pusulayı şaşırmışlık gibi bir durum var.

          • – O dönemde ortalama ömür 40-45 yıl falan değildi. Ömür istatistikleri çocuk ölümleri dahil olarak yapılır ve eskiden çocuk ölümleri yüksek olduğu için ortalama düşük çıkar. Yoksa yaşayanlar bugünkü gibi ort. 80 yıl yaşıyordu.
            – Verdiğim örnekte bir sorun yok, teşbihte hata olmazmış. Sizde tam bir Atatürk takıntısı var. %5 okuma yazma olan bir toplumda bilim-teknoloji hayalleri kuruyorsunuz. O şartlarda olabilecek en iyisi yapılmış fakat sizde vefa duygusu yok.

          • Sn mim emin olun o’nun şahsına bir takıntım falan yok. Onun takıntıları ve hataları bu ülkeye pahalıya mal-olmamış olsa beni pek enterese etmez(di).

            Ortalama ömür neresinden bakarsanız bakın eskiden çok daha azdı. Şimdilerdeki ortalama insan ömrü uzunsa bu çocuk ölümlerinin az olmasıyla mı ilgili? Hayır! Bu konuyu biraz daha araştırın. Çocuk ölümleri yanısıra, kazalardan ölenler, hastalıktan, savaşlarda ölenler hep bir faktördür. Ancak söylediğim net durum yine geçerlidir. M.K.Atatürk Paşa savaştan mehmekçiklerin göğsünü siper etmesiyle sağsalim kurtulmuştur. Ancak alkol ve sigaradan kurtulamamıştır. Ülkenin, henüz kendi iradesini kontrol edemeyen birinin hata üstüne hata yapmasıyla düştüğü haller sizi rahatsız etmeyebilir… Her insan farklı!

          • Osmanlı’nın ve geleneksel-kültürel dinin yanlışlarını eleştirdiğinize şahit olmadık. Takım taraftarı gibi bir halet-i ruhiyeniz var. Yaşadığımız sorunlar M.Kemal’den 1 kaynaklanıyorsa Osmanlı’nın bıraktığı maddi-manevi mirastan 9 kaynaklanıyor. Sizin gözünüz ise hep o 1’de.

        • Sn mim eleştirmedim değil. Abdullah Serdar vardı kulakları çınlasın, görünmez oldu. Yadırgamıştı yazdıklarımı. Ancak, yeni bir senteze ihtiyaç olduğu noktasına gelmişti, sağolsun. Buranın müdavimleri hatırlar. Belki burada yoktun belki buradaydın da şimdi numara yapıyorsun. Daha önce de ifade ettim ama CeHaPe marka gözlük takınca hiç bi şeyler görmüyorsun. Tipik takım taraftarlığı seninkine denir. Sn mim Osmanlılar yanlışlıklarıyla zaten en ağır bedeli ödediler. Ancak, TR-C ye geçişte en büyük sorumluluk M.K. Atatürk Paşa’nın. Ağzının ucunla canım o da kusursuz değildi diyorsun ama bir tek sefer eleştirdiğine şahit olmadık. O işi burada benden başka yapan var mı?

          Elinde muazzam bir fırsat vardı, takıntıları yüzünden o fırsatları mahvetti. Eskiden kalma eksik ve yanlışlıkları birlik ve beraberlikle gidererek gerçek anlamda geleceği şekillendirme fırsatıydı bu. % 5 okuma-yazma oranı negatif yönde abartma ama, öyle diyorsan öyle olsun. Bu fırsatta hammadde olarak elinde böyle bir halk var(dı). Savaştan çıkmış gözünün içine bakan, bir dediğini iki etmeyen bir durum var(dı). Savaş yıllarında kendilerini feda etmiş insanların değerlerinin istismar edilmiş olduğu gibi bir durum var. O değerlerin içersinde şüphesiz DiN’in gelenekselleştirilmiş alışkanlıkları yanısıra orjinal hali de var, öyle değil mi? Akıllı ve iyi niyetli bir liderden böyle bir durumda bir komite kurması beklenir. Dil olarak Türkçe nasıl arındırılmağa çalışıldıysa, DiN de gelenekselleşmiş türevlerinden arındırılmağa çalışılabilirdi. Böyle bir şey yaptıysa söyle referanslarını ver, okuyalım hak verelim. Kuran’ın Türkçeye tercümesinin amacı bile şüpheli bir durum arzediyor.

          Manevi anlamda kendi inanç dünyası doğrultusunda “geneneksel-kültürel yanı Müslüman, birazı Ateizm, çokçası Deizm” boyunduruğunda laiklik formülü/kisvesi altında halka müdahele edeceğine içkiyi-sigarayı bıraksaydı, ve hiç değilse bir süreliğine bilim-teknike odaklansaydı daha iyi olmaz mıydı? Neymiş “sosyal devrim”miş’!… avrupa dans hocası
          getir. Önceliklere bak! Mentaliteye..

  8. Deprem mevzusunu çabuk geçti Fehmi Bey…. İlk 10 yıl vesayet…. son 8 yıl zaten parelel olan gün yüzüne çıkmış Fetö…
    O zaman Fehmi Bey Kontrollü darbe ve tiyatronun mimarı olan Enver Altaylı denen yaratığa bi el atsa… Tam Fehmi Koru’luk… Sonra, nasıl da es geçmişim diye özür yazısı hoş olmaz…

  9. Baran ın belirttiği gibi,Vatandaş iki dakikada özetlemiş vaziyeti.Vatandaş ancak ;kendine dokunan,cebine dokunan vakalar olunca uyanıyor.Bariz örneği,enflasyon,döviz kurlarındaki yükseliş,gıda fiatları-elektrik-doğalgaz-petrol -konut ve işyerlerinde kira fiatlarındaki artış,vergi oranlarındaki artış,ota boka ceza kesilmesi, memur-işçi-emekli aylıklarının düşük olması ve maaşlardaki düşük zamlar gibi; vatandaşın kendisine ve cebine dokunan faktörler arttıkça ,AKP oyları da düşüyor.Ceplerdeki problem=AKP deki oy düşüşleri.

  10. Şu anda muktedir ama iktidar değil.
    İstediğini yapabiliyor.Ancak sorunların çözümü adına ne yaptığını da ne istediğini de bilmiyor
    Bir trafik kazası ile deprem arasındaki fark ne?
    İkisi de o an için öngörülemiyor
    İkisinde de oranı değişmekle birlikte insan kusuru var
    İksinde de insanlar zarar görüyor.
    Sadece kazada zarar görenler sınırlı, depremde ise umumi.
    Nasıl ki kazaları önlemek için sürücü belgesi kontrolü, hız denetimi, alkol ölçümü yapıyorsan ki kayıpları önlemek yada en aza indirmek için yapılacakla da besbelli.
    Deprem bu ilahi taktir , yapabileceğimiz birşey yok sözünde samimi iseniz, tüm trafik denetimleri sona erdirin.Tahsil ettiğiniz cezaları geri ödeyiniz.

    • Sayın yk, geçen seçimden önce hatırladığım kadarıyla ödenmiş trafik cezaları da vatandaşlarımıza iade edilmişti… Gündemi iyi takip etmiyoruz anlaşılan..!

      • h gayret! akpden en beğendiğin yalanı seç. çünkü bu yalanın suyu çıktı. aynı ceza 2 kez affedildi. şimdi o cezaların tahsilatı için uğraşıyorlar.

        • H.Gayret! sana yazman için birkaç tane örnek vereyim.
          – Ispartada üniversite yoktu akp yaptı!
          – Esenboğa havalanını akp yaptı!
          – Türkler mağaralarda yaşıyordu, akp sayesinde evlerde yaşamaya başladı!
          – Televizyonu akp sayesinde gördü. hatta televizyonu ilk gördüğünde öbür dünyadan mı geldi acaba diye korktular!
          – chp’nin tek parti döneminin 45 kişilik sınıflarında eğitim gördük!
          – Kanal istanbuldan senede 5 milyar dolar kazanacağız!
          – hep 50 liralık benzin alırsanız hem dolar yükselse bile emperyalist ülkelerin büyük oyununu bozmuş oluruz, dolar yükselse bile bize birşey olmaz, hem de enflasyondan kurtuluruz!
          – aya 4 gidiş, 4 de gelişli toplam 8 şeritli yol yaptık!
          – Soyuyorsak sizi soyuyoruz, akpye oy vermeyenleri soymuyoruz. kime ne!
          – akp sayesinde ülke tarihinde ilk kez uçtu!

  11. OKYANUSUN BELİRLİ YERLERİNDEN NUMUNELER ALIP ANALİZ EDİLİRSE BU DEVASA SU BİRİKİNTİSİNİN KİMYASI HAKKINDA GENEL BİR FİKRE SAHİP OLUNUR.
    HACIM KÜÇÜLDÜKÇE DOĞRULUK PAYI ARTAR.
    TOPLUMLARDA AYNI ÖLÇÜDE KİRLENİYOR VEYA ARINIYOR.
    DÜNYANIN HASTALIKLARI HER YERE SİRAYET EDİYOR.
    Local anlamda devletlerin eşsiz propaganda ları sayesinde millet homojen hale getiriliyor.
    Hemen bütün alanlar üç aşağı beş yukarı aynı karaktere bürünüyor.
    Saymaya gerek olmayan dinlisi,dinsizi,meslekler,sınıflar v.b .birbirine çok benzer hale geliyor( çoğunlukla).
    Dünyada artık belli ellerin kontrolünde olan haber iletişim kaynaklarının izinverdiği ölçüde kamuoyu şekillendirilmeye çalışılıyor.
    İlerleyen zamanlarda bu şekilde gelişmeler devam ederse dünya kamuoyu da daha homojen hale gelecek.
    Devletlerin halkları üzerindeki eşsiz etkisi gün geçtikçe zayıflayacak.
    Herkes kendinden başlayarak aile,akraba,meslek grubu,mahallesi ,ilçesi,ili,bölgesi ,devleti ,kıtası ve dünyası
    ve belki sonraki aşama gezegen grubu ve galaksısı şeklinde aidiyetleri devam eder.
    Her şey bireylerin menfaatlerini maksimize etmek içindir.
    Herkes konumuna en uygun pozisyonu almakta ve bunu meşru gösterme durumundadır.
    Her kesimi birleştiren bir tek şey vardır .
    ORTAK DÜŞMAN VEYA ORTAK ÇIKAR.
    Bir grup varsa bu iki şeyden ötürü dostluk kurulmuştur.
    Yakın gelecekte dünya vatandaşlığı avam ölçeğinde gerçeklemesi için kimsenin kaçamayacağı bir tehlikenin veya düşmanın bulunması veya olması gerekir.
    Bu da dünya halklarının tek ortak kullanımında olan atmosfer yanı hava dır.
    Hiçbir ülke hava sını kontrol edemez.(hava hareketleri)
    Belki hava ve çevre tehlikesi insanlığı birleştirebilir.
    Devletler bu konuda ortak hukuk ve davranış mecburiyetlerine sokulabilir.
    Mahalleden başlayıp milli takıma giden aidiyetimiz yeni bir gezegende hayat bulununca da dünya milli takımı na giden bir aidiyet elde ederiz.
    Aidiyet duygusu ortak bir düşman veya menfaat ilişkisinin ürünüdür.
    Aidiyet duygusu kişi veya kesimleri hakkaniyet esaslaranın etkili olmadığı yerlerde holıganızm gelişir.
    Kendisini; hakkında karar verdiği kişinin yerine koyamadığın sürece adil kararlar vermen zorlaşacaktır.
    HERKESE HER KONUDA EMPATİ YAPMASINI DİLERİM.

    • Dünya milli takımının üstüne bir de kainat imamı kondurdun mu al sana mis gibi avam ölçeğinde homojen bir dünya devleti..! Devletlerin halkları üzerindeki etkisi azalırken(ne demekse artık?)sınır bölgelerine çekilen yüksek beton duvarlar filan da kalkacak mı acaba? Sen bunları güneydeki sevdiğimiz ülkede kosher simkart kullanıcısı müminlere de bi anlatsana ey awam..? Mehdi hazretleri ne alemde; geçende herkese biraz kırgın, geldi ama 15temmuzda geri döndü, okyanusötesindeki inzivahanesinde talebe filan yetiştiriyor dediydin, aynen devam galiba..! Hiçbir ülke hava sınırını kontrol edemez demişsin de; izinsiz girmeyi ya da çıkmayı bi denesene, havadan ama meriçten değil, bakalım dediğin gibi miymiş..?

  12. Erdoğan a 2002 de iktidar olduğunda,”iktidar oldun ama,muktedir olamayacaksın”dendiği için;kimseye göz açtırmıyor fikri tamamen yanlış ve algı saptırması olur.Erdoğan ve çevresindekiler zaten yıllarca baskı rejimi kurmaları için yetirştirildiler.Medreselerde,tarikat yurtlarında,basın yayın camiasında,edebiyatta,eğitim kurumlarında,siyasi yelpazede hep Türk İslam devleti hedefi doğrultusunda eğitildiler.Ama;kin,nefret,intikam,bu uğrda önlerine çıkan ne varsa yok etme taktkleri ile eğitildiler.Devletin t in en mahrem yerlerine sızmak,devlet içinde kadrolaşmak hamleleri ile başladılar sözde islam devleti müadelesine.Sağ partilerin sinsi ve art niyetli siyasi kollamaları yıllarca sürdü.Süleyman Demirel,Turgut Özal,siyasi alanda kısmen Necmeddin Erbakan,ne yazıkki belki aldatılmış olarak Bülent Ecevit tarafından kollandılar.Turgut Özal,şimdiki AKP rejiminin işbaşına gelmesi için, elinden geleni yaptı,onlara sitasi yollarını açtı.Erdoğan,iktidara gelme hesapları yaparken, zaten iltidar olmanın onlara yetmeyeceğini biliyor ve kimseye çaktırmadan muktedir olmayı yıllara yayayarak ulaşmayı düşünüyordu.Birden bire muktedir olmaya kalkarsa, partisinini kapatılacağını biliyordu elbette.Çocuk değil ya!Kimselere sezdirmeden,bazı kesimleri ürkütmeden yavaş yavaş hedeflerine ulaşmak tam da düşündükleri taktikti.Yıllarca ,15 temmuz dalaveresine kadar ,böyle gittiler.Baktlar ki,artık mutedir olma yolunda eğey ilerlediler,ancak şimdi fetö dedikleri işbirlikçileri muktedir olmalarına engel;onları ortadan kaldırmaya karar verdiler.İşte 15 temmuz dalaveresini bu yüzden sahneye koydular.Mukteder olmaları için, her sahanın kendi siyaset analayışı ve taktiklerini uymalarını istiyorlardı.Zaten Erdoğan zihniyetinde yetiştirilenler,savaş taraftarı idiler.Her sahada savaş prensibini uygulamanın taraftarlarını pek ziyade memnun edeceğini biliyorlardı.İşte bu yüzden spor ,özellikle futbol siyaseti ve taktiğini de kendilerine uyduruldular.Futbol bir savaştır prensibi ve ilkesine geçildi.Bunun futbolda yaygınlaşıp kök salmasında Erdoğan ın spor sahasındaki komutanı Fatih terim üstlendi ve uyguladı.Yok Erdoğan a muktedir olamayacaksın dediler,yok Erdoğan aslında böyle davranmak istememişti vs.gibi algı operesyonları,kimsenin uyanmaması içindir.Siyasi savaş prensipleri ;her saha da ,iç ve dış politikalarında tüm hızı ile sürüyor. Saygılar.

    • Ertav arkadaş, sahi 15temmuz demişken şu yunanistana askeri helikopterle firar eden bi grup opera sanatçımız mı dansözler mi ne vardı ya; onlar turneden ne zaman döncekmiş bi haber var mı..? Aksi gibi yunan mahkemelerinden de sığınma hakkı almışlar; anlaşılan yunan oyunculuğu da bayaa gelişmiş yani, ne tiyatroymuş arkadaş yaa, bitmedi gitti..!

          • Ben hiçbir zaman “Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi” demedim. Sen geçmişte demediğine yemin edebilir misin? Anlaşılan o ki samimiyetsizlik sizin için bir sorun değil .

  13. Doğru yaptığını sananlar… (önce tepki, sonra şikayet).
    A-niçin köprü, yol, şehir hastanesi yapılır?
    A-verin homini gırtlak yiyelim! deprem oldu trfikten şurdan şuraya gidemedik! ameliyat olduk kan bulamadık! bir film için taaa şehrin öteki ucuna gönderdiler; film makinei yokmuş, herşeye var bir film makinesi mi yok?
    B-bu mahk. bunu niye salıverdi? idam edilmeliydi!.. sallandıracaksın üç beş tanesini s.ahmet meydanında!..
    B-bu görevli bana niye kimliğimi soruyor? sormasın! özgürlüğüme müdahaledir bu!..
    B-Milletin gözünün önünde kaçtı suçlu, bu ülkede güvenlikçi yok mu? nasıl yakalanmaz!?!..
    C-ben apartmanın üst ktındayım istediğim gibi halıda çırparım, çarşafta silkelerim kim ne? bu benim hakkım kimse bana karışamaz, hele bir karışsınlarda görelim!
    C-bu apartmanda hukuk yok mu? komşuluk öldü mü!?!. asansörün bakım parsını alt attakiler ödemiyormuş, neymiş, o hiç asansöre binmiyormuş!..
    D-ben balkonumda sigara da içerim, nargilede, kim karışabilir? alttan duman üst kata gidiyormuş, yok niçin WC’de sigara içiyormuşum? üstekinin anası yaşlı, karısı hamile, çocuğu astım hastası!.. bana ne?
    D-üst kattaki gecenin 12’sinde müzğü açmış, bangır bangır bagırtıyor, , çocuğu sabahtan akşama tepiniyor koşuyor. sabah işe gidecem. yöneticimiz uyuyor muuu???..
    E- oy vermediniz, size hizmet te yok, gidin oy verdiğiniz size hizmet etsin!!!!…..
    E- bunlar benim bahçe duvarımı nasıl yıkar? kaçak teras çıkmışım, nolacak ki a benim canım?..
    F- Afetle ilgili bir yere, muktedir kızının kocasının eniştesinin kaynını atamış! helal olsun!..
    F- Afet oldu nerde bu çadırlar? kan lazım kan!. erzak lazım açkaldık!. bebeğimiz var ne yapacaz? yangın merdiveni binaya yetişe medi! sokaklardan itfaiye geçemedi ki yetişe bilsin! yıkıntının altında kalanı kim, hangi yetkili bilgili eğitimli insan çıkaracak?
    bilemedim şimdi!…

  14. Bana kalırsa VAR’dan müştekiler siyasetin 100 ve daha fazla yıllık geçmişi olanlara ve o zihniyettekilere tekabül ediyor. Sözün kısası, siyasete 2002 sonrası gelen iklim futbola VAR sayesinde ancak geliyor olmalı ki Anadolu takımları kapasitelerini gösterebiliyor.

  15. Herşeyi bilen, gören, kaydeden, herşeyin sahibi olduğunu bildiğimiz halde bazılarımız neden alenen yanlış karar verir ki? Yoksa inanmıyorlar mı? Uzun söze gerek yok, Vallahi ahiret var, hesap günü var…

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız