Dünya değişiyor; en büyük sıkıntı, güçler arası dengenin bireyler aleyhine değişmesi.. Çözüm nerede?

8

“Babası değil mi, döver de söver de” sözü bizim neslin kulaklarındadır. (Aynı sözün “Kocası değil mi…” diye başlayan bir versiyonu da var). Bizim nesil eğitim hayatına ilk adımını “Derisi senin, kemiği benim” uyarısıyla atardı.

Dün, Kıbrıs’ta bir mahkemede yargıç, küçücük (3,5 yaşındaymış) kız çocuğunu uyumuyor diye hastanelik edecek kadar döven babayı iki yıl hapse mahkum etti; adamın kendini savunmak için sığındığı gerekçelerin hiçbirini de kabul etmedi.. Eşini dövmeye kalkan, ya da öğrencisine hafif de olsa şiddet uygulayanlara da mahkemeler çoktandır cezalar yağdırıyor.

O sözlerin çağrıştırdığı devirler geçmişte kaldı, bugün bambaşka bir dünyadayız ve bu dünyanın geçmişten çok farklı değerleri var. Bu yeni değerler de, bizler beğenelim veya beğenmeyelim, yasalarla korunuyor.

Çevre hassasiyeti de yeni değerlerden; “Tapulu malım değil mi, kim ne karışır, hem devletten izin de aldım” meydan okumasıyla girişilecek hassasiyeti zedeleyen her uygulama, karşısında önce konuya duyarlı insanları, sonra da yargıyı buluyor günümüz dünyasında.

Örnekleri çoğaltmak mümkün, ancak nelerin zaman içerisinde değiştiğini tek tek sıralamak istemiyorum. Meramım, zamanla birlikte kabullerin -hatta değerlerin- de değişime uğradığı ve herkesin buna uyum sağlaması gerektiği…

Kurban bayramının ilk gününde yaşananları benim neslim farklı hatırlar. Kurbanlık koyun birkaç gün önceden alınır, eve yakın bir yerde veya bahçede yem verilerek beslenir, günü geldiğinde ya daha önceden ayarlanmış veya o sırada kapının önünden geçmekte olan kasap çağrılarak kesim işlemi herkesin gözü önünde yapılırdı. 

Şimdi öyle yapın da göreyim.

Değişimin her zaman olumlu yönde olduğu iddiasında değilim; bazen benim de canımı sıkan güne özel sözler ve davranışlar oluyor, bazen ‘değerler’ diye karşıma çıkan yeni anlayışlardan rahatsızlık da duyabiliyorum; ancak yine de değişimin getirdiği farklı kurallara ayak uydurmam gerektiğinin farkındayım. İtirazımı ifade etsem de, günlük hayatımda yeni değerlere aykırı hareket etmemeye çabalıyorum.

Reklam

Bu arada güzel alışkanlıklarımız da zamanla unutulur veya uygulanmaz hale geldi.

Örneği dün akşam bayram sabahı küçük yakınlarımıza verilecek hediyeler üzerinde konuşurken kızım hatırlattı. Annem, günler öncesinden mendiller alır, onlara bayram harçlığını mendil içerisinde verirdi. Kendilerine ve etraftakilere göstermeme amacıyla…

Hiçbirimizin aklına o geleneği günümüzde de devam ettirmek gelmedi.

Benim bulabildiğim mazeret, “Kızım, o zaman bizler cebimizde mendil taşıyorduk, şimdi mendil taşıyan mı kaldı?” itirazı oldu.

Çoğu aileler, bazen dokuz-on güne uzatılan bayram tatillerini kendi muhitlerinde eş-dost-akraba ve yakınlarıyla geçirmiyor; kapağı turistik beldelere, imkanları olan da yurtdışına atıyor. Evde ziyaretçi beklemenin nafile bir iyimserlik haline dönüştüğü günlerde yaşıyoruz. Eskiden biz çocuklar ‘bayramyeri’ denilen salıncağın ana oyuncak olduğu mahallere götürülürdü, şimdi herhalde aileler kendilerine “Acaba falanca AVM açık mıdır?” sorusunu soruyordur.

Kısacası, bir yandan yanlış uygulamalarımız zaman içerisinde biraz da zorlamalarla değişime uğruyor, uğratılıyor, bir yandan da hayatın dayattığı şartlar eskiden alıştığımız türden yolumuza devam etmemizi imkansız hale getiriyor.

İyi uygulamalar da yanlış uygulamalarla birlikte tarihe karışıyor.

Kendi hesabıma ben, günümüzde, sözgelimi internetin kötü niyetlerle kullanılmasından, birilerinin trolleşerek haysiyet cellallığına soyunmasından ve bunun bir mesleğe dönüştürülmesinden rahatsızım ve gönüllerini onları ziyaret ederek okşamak yerine bunu yapanların azarlanmalarından yanayım.

Reklam

Öyle olmuyor ama.

Değişime direnecek miyiz?

Etrafta direnmeye çalışanlar veya babalık-kocalık-hocalık gücünü hala karşısındaki üzerinde kullanmak isteyenler, kişisel veya siyasal iktidar alanlarını kendi belledikleri biçimde sürdürmeyi yeğleyenler çıkabiliyor. Toplumda yaşanan bireysel veya kitlesel sıkıntıların önemli bir bölümü bu yüzden. 

Özellikle güç sahibi bilinen devletler, seçimle gelmiş krallar, bir biçimde gücü eline geçirmiş geleneksel unsurlar hala eskinin alışkanlıklarıyla hareket edebiliyorlar. Kanlar akıyor, hayatlar sönüyor, göçler yaşanıyor, huzursuzluklar artıyor.

Bunun sebebi de, baskıcı davranışlarla rahat ve huzuru kaçırabilen güç odaklarının karşısında bireylerin onları dengeleyecek bir güce hala sahip olamamalarıdır. ‘Demokrasi’, ‘sivil toplum kuruluşları’ ve ‘bağımsız medya’ ile bu güç dengesi oluşabilir sanılıyordu; o denge bir türlü oluşamadı, oluşacağa da benzemiyor.

Yapılması gereken, var olan güç dengesini bireyler için takviye edecek yöntem/ler bulmaktır. 

Galiba bunun yolu da yine siyasetten geçiyor. Olumsuzu olumluya, yanlışı doğruya çevirecek süreç yine siyaset eliyle yaşanabilir.

Demokrasi de lazım, sivil toplum da, bağımsız medya da. Bunları şimdiki durumlarından daha ileriye taşımak şart.

Bana öyle geliyor.

Kutladığımız bu bayramın günlerini biraz da bu konu üzerinde düşünerek geçirelim istedim.

Hepinizin Kurban Bayramınızı en içten duygularımla kutlarım.

ΩΩΩΩ  

8 YORUMLAR

  1. Dünyanın değiştiğinin en bariz örneği hemen karşımızda, dünkü ve bugünkü makaleniz. Arefe ve bayram yazısı böyle mi olmalıydı, dün çok garipsemişdim, bugün de üzüntü ve hüzünle karşıladım. Saat 23 ve sadece 7 okur yazmış! Garipleşiyoruz, yalnızlaşıyoruz, uzaklaşıyoruz, kıyılıyoruz! Gelen nesiller evlatlarımız ne olacak? Kör bir siyasetin ve iktidar ve dünya mücadelelerine ne güneşler batıyor!
    Sizin ve müslüman okurların kurban bayramı mübarek ve hayırlara vesile olsun. Hac yapan kardeşlerimizin hacları makbul ve hayırlı olsun. İnim inim inleyen islam dünyasına kurtuluş nasip olsun. Eyvallah.

  2. Bayram Tebriği

    Bayramlar yıllık kongrelerdir. Ramazan bayramında öneriler yapılır, bütçeler hazırlanır. Kurban bayramında uygulamaya geçilir. Ramazan bayramında toplantıda yemek fitre müessesesi ile, kurban bayramında ise kurban müessesesi ile karşılanmaktadır.

    Islamiyette dini ayinler eğitim kurumudur. Kurban eğitimini bize vermektedir.

    a) Öncelikle kurban müessesesi hayvan yetiştiricilik eğitimini verir.

    b) Hayvanların satılması ve alınması kurumunu oluşturur.

    c) Hayvan kesimini öğretir. Herkes sıralanır. Birlikte tekbir alınarak kesim yapılır. Herkes kendi kurbanını kendisi kesmelidir.

    d) Kurban aynı zamanda savaş eğitimidir.

    e) Kurban kirlenen sokakların nasıl temizleneceğini öğretir. Sokaklar kirlenir. Kan akar ama akşam üstü birlikte tertemiz yapılır.

    f) Bütün çocuklar, kadınlar ve hastalar bayramda bir araya gelir. Birlikte olma ve topluluk ferdi olma eğitimini alır, zevkini duyarlar.

    g) Yıllık kongrelerde alınan kararları herkes resmen duymuş olur.

    Bugün dini ayinler fonksiyonlarını yitirmiş, sosyal geleneklere dönüşmüştür. Hayatla çelişki halindedir. Topluluklar dini ayinleri birer eğlence aracı yapmışlardır.

    Nasıl çözülecek?

    Yüz lojmanlı apartmanlarda yerleşen insanlardan bir kısmı çıkacak Kur’an’ın öğrettiği bayramları kılacaklar. Bu bayramları kılanlar sosyal düzene kavuşacak, maddi refaha erecek. Bunu gören semtler, onlar da kendilerini yenileyecekler yahut yok olup gidecekler.Yani semtler iflas edecektir.

    Kimsenin bayramını tebrik etmiyorum. Gerçek bayramların kılınması için dua ediyorum.

  3. İslam alemınin Mubarek kurban bayramini en içten dileklerimle kutlar, Alemlerin yaraticisindan, bütün insanliğa bariş ve huzur gelmesine, dilerim.

    Hepimizin her günümüz bayram günleri gibi mutlu doğdugumuz gün gibi tertemiz ve saglıklı olur InşAllah.

  4. “Yapılması gereken, var olan güç dengesini bireyler için takviye edecek yöntem/ler bulmaktır. ”

    En sevdiğim “adalet”tanımı;son derece veciz ve alabildiğine kapsamlı olan “Adalet,her hak sahibine hakkını vermektir”şeklinde yapılan tanım.Toplumun her katmanındaki varolacak adalet bilinci bana,
    toplumun bütün ana problemlerini çözecek kuvvette görünüyor.

    Çünkü;birey,adalet bilincine sahip olduğunda kendi dışındaki her ŞEYİN her türlü hakkını gözetip hak sınırlarını aşmayacaktır.Çoğunluğu adalet bilincine sahip bireylerden oluşan halk,genel adaleti gözettiğinde “yöneticilerini”kendi hak sınırlarına çekmeye zorlayacaktır.İdareci,adalet bilincine sahip olduğunda yönetiminden sorumlu olduğu her ŞEYİN her türlü hak sınırlarını gözetip hakkını vermeye çalışacak,en ufak bir suistimalinin haksızlık olduğu bilinciyle hareket edecektir.Hukuk uygulayıcısı sistemin kendisine verdiği her yetkinin,her hak sahibinin HAKKINI GÖZETMEK ve YERİNE GETİRMEK hususunda kendisine verilmiş bir SORUMLULUK olduğunu bilerek ,sorumluluğunu ihlalin de başlı başına haksızlık olduğunun bilinciyle hakkı tesis etmeye gayret gösterecektir.

    Her türlü yönetim bir güç demektir ve gücün de güç sahibini bozan bir özelliği vardır.Bu gerçek Nisa Suresi 128. ayette bir dünya imtihanı olarak “Nefisler menfaatlerine düşkün olarak yaratılmıştır!” şeklinde ifade edilmiştir.İktidarın bozucu etkisine karşı da ;
    -adalet bilincine sahip halk çoğunluğunun kamuoyu baskısı,
    -seçimlerde seçmen iradesinin tezahürü
    -ve tabii sorumluluğunun bilincindeki hukuk mekanizmasının denetimi
    her türlü yönetim kadrolarının hak ve sorumluluk aşımını sınırlayacak en önemli karşı etkilerdir.

    O halde sağlıklı bir toplum için en önemli unsur adalet bilincinin ve uygulamasını gözetme hassasiyetinin yerleştirilmesidir.Bireyler bilinçlendirildikçe kendi haklarının da,toplumun haklarının da gözeticisi olacaklardır.

    Bu yazılanların gerçekleştirilmesi mümkün mü?Sadece güç kullanmaya,menfaata alışmış hırs sahiplerinin mukavemeti dahi tek başına büyük problem…Ancak hak bilincinin topluma yayıldığı oranda toplum huzuru da artacaktır.Bu yönde gayret göstermek gerekiyor.Herkese iyi bayramlar diliyorum.

  5. öncelikle herkesin bayramını kutlarım.
    – güç dengeleri birey aleyhine bozuluyor çünkü artık yaşam daha bir toplumsallaştı. Eskiden, hem yaşam, hem de üretim daha bireysel iken, bugün daha karmaşık ve toplumsal bir hal aldı. Mesela, tarlaya nerden, nasıl ve ne zaman gideceğine kendin karar veriyordun. fakat şimdi, neyi, ne zaman, nasıl yapacağın konusu, büyük ölçüde toplumsal bir nitelik taşıyor. Otobüsle giderken, hem pekçok insanla birlikte gidiyorsun hem de o otobüsün gitmesi, daha büyük bir organizasyonun bir parçası vs.
    – Toplum yaşamının daha toplumsal bir niteliğe kavuşmasının ilk yıllarında, yani kapitalizmin ilk yıllarında, bu toplumsallaşma ile birlikte, toplumun bireyleri, daha toplumsal, global düşüncelere, duygulara, değer yargılarına yöneldiler. Ulusalcılık, liberalizm, sosyalizm vb. gibi.
    – Bir dönem, yeni ortaya çıkan toplumsal oluşumlar, gruplar (sosyalizm, ulusalcılık, vb. vb) içerisinde kendisini ifade eden birey, yaşamın daha bir toplumsallaşması ile birlikte üretici güçler ve üretim araçlarının daha bir çeşitlenmesi, yaşamın daha bir çeşitlenmesi, çağın yeni sorunlar getirmesi nedeniyle, kapitalizmin ilk yıllarında ortaya çıkan düşünce, duygu ve değer yargılarından farklı düşünce, duygu ve değer yargıları edinmeye başladılar.
    – İşte, toplum bireylerinde, birey olma olgusu, toplumsal gelişmenin bu aşamasında ortaya çıktı. Ve tabii, demokrasi talebi de…
    – Çünkü, yeni dönem toplumsal ve bireysel yaşam, eski dönemin toplumsallaşma ve yaşam kalıplarına sığmamaya başladı.
    – Eskiden (kapitalizmin ilk yıllarında), ortaya çıkan toplumsal hareketlerde yer almayı, kendisini ifade açısından, haklarını savunma açısından, düşüncelerini, değer yargılarını gerçekleştirme açısından yeterli gören birey, yeni dönemde, daha çeşitli, daha farklı örgütlenmeler, gruplaşmalar, aktiviteler içine girme gereği duydu. Bir tarafta, bir sendikaya üye olan işçi, diğer tarafta, artık kanaryaseverler derneğine üye olma, bir başka yerde de, başka alanda, başka bir örgütlenmeye, harekete katılma ihtiyacı duyar oldu.
    – Değişen toplumsal yaşama uygun olarak değişen birey (kavram olarak birey olabilmiş kişi), değişen güç dengeleri içerisinde, kişi olarak var olabilmesinin önkoşuludur.
    – Yani, eski dönem kültürü ile, değişen güç dengeleri arasında kişinin, kendisini birey olarak ifade edebilmesi mümkün değil.
    – Tabi bu zeminin üstünde, demokrasi gelir, hukukun üstünlüğü gelir, laiklik gelir, insan hakları gelir, çevreye duyarlılık gelir vb.
    – Siyaset, kişinin, toplumsal yaşamda kendisine yer bulabilmesi açısından en az etkiye sahip unsurlardan birisidir.
    – Tekrar edecek olursak:
    – Esas olan, kişinin, “ilmi hür, irfanı hür, vicdanı hür” olabilmesi, hatta bu tanımlamayı da aşacak şekilde, birey olabilmesidir.
    – Bundan sonra da, demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları, laiklik vb gibi, çağın önemli yapılanmasının, değer yargılarının hakim olmasına vb. ihtiyaç vardır.
    – Siyaset, yeni yaşama uygun toplumsal örgütlenmelerin oluşturulması noktasında, mesela, türkiyede, denge ve denetleme mekanizmaları ile bir yönetim şekli kurulması vb. noktasında bir işleve sahip olabilir. daha fazla değil.

    Bu arada, insanlar, halklar, toplumlar, internet ve globalizme uygun kültürel yeterliliğe ulaşmadılar. Trumpın amerikada kazanmasında da, ingilterenin avrupa birliğinden çıkış sürecinde de, pekçok ülkede popülistlerin iktidarı ele geçirmesinde de bu olgunun, yani, toplumların, henüz, çağın gerektirdiği yetkinlikte olmaması olgusu etkili.
    – Belki birgün bu konuyu da ayrıntılı olarak işlerim.

  6. Önce…
    Bugünkü köşe yazımın girizgah bölümü:
    “Önce, KURBAN BAYRAMI MÜBAREK ve nice hayırlara vesile olsun. / İki bayram yani Ramazan ile Kurban Bayramı arasındaki yetmiş günde yapılması gereken muhasebe ve planlamaları, alınması gereken kararları, her sene detaylarıyla yazdım; bu sene ve bu bayram vesilesiyle sadece bu kadarını hatırlatmış olayım… / Sonra sadede gelelim ve yarım kalan konumuza kaldığımız yerden devam edelim. / Konumuz neydi? “Refah Partisi’nden bambaşka bir AK Parti’ye…” / Öncesinde ne dedik? “Okumak, öğrenmek, çalışmak, üretmek ve ümit(lenmek)”. / Sonra ne dedik? / “TEŞHİS… TEDAVİ… ADİL DÜZEN… ADİL EKONOMİK DÜZEN… / ADİL DÜNYA DÜZENİ, ADİL DÜZEN İNSANLIK ANAYASASI” dedik…”
    Bu kadar!
    *
    Daha ötesi…
    İSLAM/BARIŞ DÜZENİ…
    Ve’s-SELAM/BARIŞ…

  7. Mübarek Kurban Bayramınızı en hasbi duygularımla tebrik ederim. Aklımıza üşüşen sorular ve sorunlardan gayrı bu zamanda aynı merkezden beslenen bir şer hareketi dünyayı ateşe vermek ve insanlığın rahat ve huzur görmesine engel olmak için derin bir desise ile islam toplumlarında daha ağır şekilde hissedilen çocuklardan başlamak kaydı ile sonrasında aileye sirayet eden oradan bütün toplumu ve hayatı içtimaiye içinde bir zehir hükmünde ferdiyet ve enaniyet merkezli bir yaşam tarzını teşvik ve tergib etmektedir. Ahir zamanda Bediüzzaman için en ehemmiyetli bir toplumsal hastalık olarak ifade ettiği bu konu için: ”Hem biliniz ki, şu asırda ehli dalalet eneye binmiş, dalalet vadilerinde koşuyor. Ehli hak bilmecburiye, eneyi terk etmekle hakka hizmet edebilir. Enenin istimalinde haklı dahi olsa, madem ki ötekilere benzer ve onlar da onları kendileri gibi nefisperest zannederler, hakkın hizmetine karşı bir haksızlıktır. Bununla beraber, etrafına toplandığımız hizmeti Kuraniye, eneyi kabul etmiyor, nahnü istiyor. Ben demeyiniz, biz deyiniz, diyor. ” 29. Mektub

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız