‘Eldeki bulguru koruyalım’ derken sahiplenilen değerleri kaybetmek de var…

55
Reklam

Din ile siyaset ilişkisi ve o ilişkiye dayanan çelişkili yaklaşımlar sanki günümüzün bir sorunuymuş gibi ele alınıyor. Siyasilerin din ağırlıklı söylemleri, din adına konuştuğu varsayılan kişilerin iktidara yönelik sahiplenme veya eleştirel tavırları yüzünden çıkan tartışmalarda da, bu kabulün ağırlıklı bir yer işgal ettiği görülüyor.

Oysa gerçek farklı: Tartışma konusu, ilahi bildirime muhatap Hz. Peygamber’in üfulünün hemen ardından başlayan ve varlığını yüz yıllar boyunca hissettiren bir sürece aittir. 

“Tartışma” dedimse bunu müzakere veya görüş açıklama olarak da anlamamak gerekiyor. Din-siyaset ilişkisinin doğurduğu kanlı savaşlar yanında, konunun taraflarından kendisini karşı cephede yer alanlardan daha güçlü hissedenlerin muhataplarını zor duruma düşürecek çıkışları da var. Din adına konuşanlar siyasi hayat içerisinde yer alan muarızlarını dinden sapmakla itham ederken, iktidar sahipleri de kendilerine boyun eğmeyen, icraatlarına din adına karşı çıkanları işkencelere maruz etmiş, öldürebilmiştir.

Günümüzde de bu alandaki çatışmalar farklı cereyan etmiyor. İslam Dünyası içerisinde yer alan ülkelerin kendi gelenekleri ve özel şartlarının ağırlık taşıdığı çekişmelerde, tarih boyunca işitilmiş ‘fitne, fesat’ sözcükleri ve ‘dinden sapma’ ithamlarına karşılık, iktidardakilerin de siyasi rakiplerini ‘terörist’ ilan edip onları en aşırı mücadele yöntemlerine muhatap ettikleri görülüyor.

Siyasete ağırlık koyma yöntemini benimsemiş ve varlığını hissettirdiği son 100 yıl içerisinde değişik ülkelerde iktidarı elde etme çabasına girdiği görülmüş Müslüman Kardeşler (MK) örgütü sözgelimi, Mısır ve Körfez ülkelerinde ‘yasadışı terör örgütü’ muamelesi görüyor.

Mısır’da seçimle iktidara gelmiş MK’ya karşı askeri darbe yapıldı. En son Tunus’ta devlet başkanı MK etkisinde olduğunu ilan ettiği siyasi hareketi (En-Nahda Partisi’ni) sistem dışına itme sonucunu doğuracak bir girişimde bulundu.

İslam Dünyası’ndaki iktidar sahiplerini en fazla rahatsız eden dini gerekçelerle eleştirilmelerdir. O eleştirilerin iktidarlarına yönelik bir harekete evrilip iktidarlarını tehdit edecek bir eyleme dönüşebileceği endişesi hepsinde hakimdir. 

Suudi Arabistan’da 1979 yılında bir dini grup Kabe’yi basarak Suud ailesi iktidarını devirmeye kalkışmıştı.

Reklam

Dini gerekçelerle…

El-Kaide, IŞİD gibi örgütler ise din-siyaset ilişkileri alanının en çarpıcı yanlış örnekleridir.

Afganistan’da din eğitimi görülen medreselerde okuyan öğrencilerin örgütü Taliban sonunda ülkede iktidarı elde etmeyi de başardı.

Bu konuyu bizim ülkemizin de içerisinde yer aldığı bölgeye veya bu bölge insanlarının dini inancı olan İslam’a özel bir durum olarak da görmemek gerekiyor. [Aslında İslam’da diğer dinlerden farklı olarak din adına konuşma yetkisi kimsede yok. Ruhban sınıfı yok çünkü.]

Siyasete ilgi duyan çeşitli dinlere mensup dindar insanların son zamanlarda yaşadıkları ülkelerde yönetime gelme mücadelesi verdikleri bir global gerçeklik.

İsrail’de dini partiler var ve bunlar geçmişte de bugün de siyasi iktidarın birer parçası durumundalar. İsrail devletinin varlığına dini gerekçelerle karşı çıkan örgütler de var İsrail’de…

ABD’de ‘Evanjelik’ diye anılan Hıristiyan gruplar Donald Trump döneminde sisteme ağırlıklarını koyabilmişlerdi; şimdilerde yeniden aynı güce kavuşma mücadelesi veriyorlar. Ülkenin en geniş topraklara sahip eyaleti olan Teksas’ta, yerel yönetim, geçen hafta, hamilelerin altı haftadan sonra kürtaj olmalarını yasakladı. Yasağı çiğneyen doktorlar, hamile kadınları kürtaj olacakları kliniklere götürecek veya tıbbi müdahale olacaklara para desteği verecek olanlar da cezalandırılacak. Yasa dini grupların mücadelelerinin eseri.

En barışçı inanç sistemi olarak tanımlanan Budizm, Sri Lanka’da, Myanmar’da (Burma), iktidar sahipleri eliyle farklı dinlerden veya etnisitelerden olanlara karşı yok etme aracına dönüşebildi.

Reklam

Sözün özü, belli bir dine, belli bir coğrafyaya özel olmayan global bir durum, geçmişten taşıdığı izleri günümüzde de hemen her yerde hissettiriyor.

Türkiye’nin, bizim ülkemizin, bu güncel tablo içerisinde farklı bir yerde bulunması beklenemez. Nitekim bizde de din-siyaset ilişkisi her zaman ve zeminde tartışma konusu olagelmiştir. Bugünkü tartışmaları da bu genel çerçeve içerisinde değerlendirmek gerekiyor.

İktidarda dini hassasiyetleri bilinen bir kadro tarafından kurulmuş bir siyasi parti var. 20 yıldır iktidarda bu parti ve uzun bir süre daha iktidarda kalmak istiyor. Bunun kendisinin hakkı olduğunu düşünüyor ve böyle düşünülmesini de herkesten bekliyor. Onun bu beklentisine görüşleriyle destek veren kişiler olması da doğal. Nitekim, ‘eldeki bulgur’ metaforu üzerinden yürütülen güncel tartışma da bu merkezde.

Siyaset alanını ilgilendiren iktidar konusunun din alanından gelen desteklerle ele alınması doğru bir şey mi?

Bu sorunun cevabı, bu yazının başından itibaren anlatmaya çalıştığım global gerçekler ve tarihi arka-plan ile ilgili ayrıntılardan alınabilir aslında. Bu iki alan iç içe girdiğinde kaybeden hep din olagelmiştir. Bugünkü tartışmalarda da destek anlamına gelen çıkışa yöneltilen eleştirilere bakıldığında, aynı durum kendini hemen belli ediyor.

Din adına konuştuğu görüntüsüyle görüş açıklayanlar yine dinden kaynaklanan argümanlara muhatap ediliyorlar ve onlara cevap verenler ilk destek görüşünü açıklayan kadar kaynaklara vakıf insanlar.

Tartışmaları hayretle izleyen samimi dindar kitlelerin, siyasetin kendilerine dönük yüzünde fark ettikleri yanlışlıklara din adına sahip çıkılması sonucunu doğuran yaklaşımdan olumsuz etkilenmemeleri mümkün değil.

“Yolsuzluk ile hırsızlık ayrı şeylerdir…”

“İktidarlar yanlış da yapsalar, o yanlışları yapanlar dindar bilinen kişilerse, diğer dindar insanların o iktidarlara sahip çıkmaları şarttır.”

Bu tür değerlendirmeleri işitenler, onları savunanlara bakıp nasıl bir tavır alıyorlar dersiniz?

Kısa süre öncesinde “Aralarında dindar ailelerin çocuklarının da bulunduğu gençler arasında deizm yaygınlaşıyor” konusu tartışılıyordu, yeni tartışmalardan sonra gençlikleri geride kalmışlar arasından birileri de aynı kervana katılırlarsa şaşırmamak gerekiyor.

ΩΩΩΩ

Reklam

55 YORUMLAR

  1. Anıtkabirin maliyetini ve yapılış gerekçesini bilen var mı?
    Varsa milletin parasını yıllarca buraya gömen yöneticilerden bir hesap sormalı mıyız?
    Yolsuzluk denilen olay aleni ve zorbalıkla yapıldığında meşru, millete hizmet yolunda şehir hastaneleri, metro, hızlı tren filan yapıldığında da haram mı oluyor, nasıl bişeydir bu???

  2. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Kürt sorunu olduğu ve çözüm için de HDP’yi işaret etmesini sonucu konuşan HDP’li vekil İmam Taşçıer “Anayasanın ilk dört maddesi değişmezse, tartışılmaz” “Anayasanın ilk dört ile 40 ve 41’inci maddesi değiştirilmezse, bazı kanunlardaki çekinceler kaldırılmazsa, Kürt sorunu tartışılamaz. Kürtlerin talepleri de bellidir.” dedi.

    HDP’nin değiştirilmesini talep ettiği Anayasanın ilk 4 maddesi şöyle:

    I. Devletin şekli

    Madde 1 – Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

    II. Cumhuriyetin nitelikleri

    Madde 2 – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

    III. Devletin bütünlüğü, Resmi dili, bayrağı, milli marşı ve başkenti

    Madde 3 – Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Milli marşı “İstiklal Marşı”dır. Başkenti Ankara’dır.

    IV. Değiştirilemeyecek hükümler

    Madde 4 – Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2’nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3’üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.

    Buyrun Kemal bey. Çözümünüz nedir?

  3. Yahu ne deizme kayması ne panteizmi;
    yaşını başını almış çarşaflı yazarlar bakıyorlar ki piyasa kesat, alıcısı yok, başlıyor soyunmaya, başörtüsünü yere atıp üstünde tepinmeye:))))
    Piyasa neyi talep ediyorsa, rüzgar ne yönden esiyorsa ona göre tavır alıyorsunuz veya giyiniyorsunuz ya da “açılıyorsunuz” hepsi bu…
    Sebil beyin buyurduğu gibi; çarşafla entel olunmuyor şekerim!

  4. Dincilik ve milliyetcilik(hangisi olursa olsun) egemen olursa toplumu birlestiremez. Tam tersine boler, parcalar. Iste Iran, Afganistan, Pakistan ve de 20 senelik AKP Turkiyesi.
    Laiklik aslinda inananlarin, dindarlarin guvencesidir. Yoksa dini en iyi ben temsil ediyorum diyen bir cete diger dinlere, mezheplere ve inanmayanlara zulum yaparak toplumu parcalar ve catistirir. Sonucta insanlarin inanclari erir gider ve ateizm, deizm guclenir. Elinda kiliciyla liderin etrafinda pervane olan ve her yaptigina dine uygundur diye fetva veren bir kisiyi goren o dine inanir mi?

  5. Din ile siyaset ilişkisi ve o ilişkiye dayanan çelişkili yaklaşımların kaynağı din ile devlet, daha doğrusu “devlet ile din ilişkisi”nden kaynaklı olmasın?..

    Tabi ki yazının konusu, genelde halkı Müslüman olan ülkelerdeki günümüz din ile siyaset ilişkisi ise de, özelde ülkemizdeki “din ile siyaset ilişkisi” konuludur ve Sn. Yazarımız ülkemizi ilgilendiren tarafıyla konuyu işlemiştir. (bana göre).. İşte tam da burada bu soruyu sormalıyız; (ülkemizde) devlet ile din ilişkisi nasıldır?.. Devlet ile din arasında bir ilişki mevcut mudur.. varsa bu ilişkide çelişkili yaklaşımlar var mıdır?

    Baştan belirtmeliyiz ki; devletimiz bir din devleti değildir ve bunu da -“devletin dini şudur” gibi bir ifadeyi-anayasasına koymayarak belli etmiştir. (Kuruluş Anayasasında “devletin dini İslam’dır” ibaresi sonraki anayasalarda çıkartılmıştır. Bu böyledir diye devletin din ile ilişkisi sorgulanmalı mıdır; evet.)…

    Sormalı/sorgulamalıyız çünkü; netice itibariyle devlet, siyasetin sınırlarını Anayasa, Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Kanunu ile belirlemiştir. Buna göre siyaset kurumu din ve dine dair yaklaşımlarla siyaset yapamaz. (Pratikte durum tam tersidir.) Bu böyledir diye devletin din ile ilişkisi yoktur diyemeyiz.

    Devlet ile din ilişkisi -halkı Müslüman ülkeler için belirtiyorum- devlet/ler/in onu -dini- “yok sayması” gibi bir “ters orantılı ilişkidir” diyebilirim. Din ile zinhar bir ilişki kurulamaz modundadır devlet. İran İslam Cumhuriyeti ve son örneğiyle Afganistan Taliban’ı, aslında “din devleti” sıfatını kullanırken de bunu coğrafi ve kendi kültürel yapısına dini ram ederek, boyun eğdirerek din ile devlet ilişkisini müspet değil ve fakat menfi bir ilişki kurmakla devleti din ile ilişkilendirmektedirler.

    İslam’dan önceki -İlahi olarak- yürürlükten kaldırılmış ilahi dinleri bir kenarda tutarak -din ile siyaset ilişkisine konu olan din İslam olduğu için- söyleyeyim; İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in (s.a.v.) “devlet” anlayışı “Medine Şehir Devleti” ile Yahudilerle yapmış olduğu ve dünyanın ilk yazılı anayasası addedilen “Medine Vesikası” ile uygulamalarında görülür. Burada şu soru sorulabilir: “Peki, Peygamberin üfulünden sonra takipçileri onun devlet anlayışını neden devam ettiremediler.. Hz. Osman döneminde büyük anlaşmazlıklar ile Hz. Ali dönemlerinde bile iktidar için kanlı savaşlar yapılmıştır? diye…

    Ayrı bir araştırmanın konusu olmakla beraber kısaca şu söylenebilir: Dinin nasları (ana maddeleri/konuları) dışında kalan sosyal, toplumsal meseleler zamanın gereklerine ve istişare (Şura) ile, istişare heyetinin içtihatları/görüşleri ile çözülür. Savaşa, çatışmaya kadar varacak görüş ayrılıklarının sebebi, istişare heyetinin ehliyeti ve meselelere vukufiyeti ile doğru orantılıdır. Kaldı ki, dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir düzeninde çatışmaları/savaşları gerek içte ve gerekse dışta ilanihaye ortadan kaldırmak mümkün değildir; yaşayarak görüyoruz.

    İslam ülkelerinde devlet ve ona muktedir olanlar, gerçek -demokratik denebilir mi bilmem- bir “sivil anayasa” yapabilmişler midir? sorusuna verilecek dürüstçe cevap/lar, devlet ile din ilişkisinin irdelenmesi sonucunda, devlet ile siyaset ilişkisi ve ve bu ilişkiye dayalı çelişkiler hakkında bize yeterince bilgi sunacaktır.

    Artık şu soruyu sormayı hak ettiğimi düşünüyorum: “Gerçek laik” bir devlette halkın siyasete/yönetime katılımıortadan kaldırıp daha özgür, müreffeh bir ülkeyi vaat eder mi?

    Gördünüz mü; aklımıza ilk gelen (benim aklıma geldi) devlet demokratik “gerçek” laik bir yapıya sahipse “Evet”.

    Demek neymiş; “Devlet ile din ve o ilişkiye dayalı çelişkili yaklaşımlar “Din ile siyaset ilişkisi ve o ilişkiye dayanan çelişkili yaklaşımları” doğuruyormuş. Sebebi, devlet ve devlet adına hareket eden muktedirler/iktidarlar böyle olmasını istiyor da ondan.

    • Düzeltme: Artık şu soruyu sormayı hak ettiğimi düşünüyorum: “Gerçek laik” bir devlette, halkın siyasete/yönetime katılımı daha özgür, müreffeh bir ülkeyi vaat eder mi?

      • Laiklikle alakası yok bunun. Bir ülke laik olmadan da refaha kavuşabilir. Halkın yönetime katılımı demokratik ülkelere özgü bir durum ve bunun refahı artırdığı defalarca rakamlarla gösterildi. Halkın yönetime katılımı problemlerini daha kolay çözmesini, beraber yaşama azmini güçlendirmesini sağlıyor. Köle ve teba olarak görülen bir halkın kendini geliştirmesi ve ülkeyi refaha taşıması zor. Bu da defalarca gösterildi. Laiklik ise dinli, dinsiz insanların bir arada yaşanmasını garanti eden bir yönetim tarzı. Ülkeler tek tip insanlardan oluşmadığına göre bu da istenen bir durum.

  6. Bana göre problem,dini hassasiyeti olan insanların çoğunluğunun dini layıkıyla bilmemelerinden,bilgi sahibi olanların çoğunluğunun da bu bilgileri içselleştirmemelerinden yani irfana dönüştürmemelerinden kaynaklanıyor. Namazı,haccı,zekatı,başörtüsü takmayı,sakal bırakmayı birer ibadet olarak önemseyen insanların çoğu dinin adalet,hakka hukuka riayet,zulümden kaçınma ve zalimlere destek olmama gibi toplum hayatını düzenleme özelliği bulunan emirlerini layıkıyla bilmiyorlar veya bunları toplumu idare eden dindar diye bildikleri yöneticiler tarafından gerçekleştirilmesi gereken uygulamalar olarak değerlendiriyor, yöneticilerinin uygulamalarını da “yapıyorlarsa doğrudur” peşin hükmüne binaen onaylıyorlar.

    Dinin öğretilerini layıkıyla öğrenip iman haline getirerek içselleştirenlerden ve bunları amellerine gösteriden öte yansıtanlardan din bezirganlarının laklaklarına itibar gösterecek veya başkalarının (dinin de kabul etmeyip,düzeltmeye çalıştığı) yanlış uygulamalarına bakıp da hemen dine sırt çevirecek insan olacağına ben ihtimal vermiyorum.

    Özet:bilgisizlik yani cehalet,din hassasiyeti olan insanların çoğunluğunun ana problemi olarak görünmektedir.

  7. 7,21
    Bugün dolar 7,21 e inse, “milli bayram” ilan ederler.
    Kısa süre önce bu rakam patladı denilen bir seviye idi.
    Kış gelmeden millet iki kırağı yedi:
    1- Düğün dernekler,
    2- Okullar.

  8. “Yolsuzluk ile hırsızlık ayrı şeylerdir…”

    “İktidarlar yanlış da yapsalar, o yanlışları yapanlar dindar bilinen kişilerse, diğer dindar insanların o iktidarlara sahip çıkmaları şarttır.”
    yaaa,
    artık mızrak çuvala sığmıyor.
    yolsuzluk, arsızlık, aymazlık, israfkarlık inkar bile edilemiyor.
    yazık ki inkar edilemez boyutlarda.
    bari sahip çıkalım diyorlar
    dindar bilinen kişilere…
    peki ya dindar biliniyor ama dindar değillerse…

    dindar olma iddiasında olan kişi peygamber değildir, elbette yanlışları, eksikleri, hataları, günahları olur ama yetimin, dulun, emeklinin, evine süt götüremeyen insanların hakkına girecek kadar ahlaksız olamaz, onlardan alıp kendi lüksüne, debdebesine, şatafatına harcayamaz, başkalarının parasıyla keyif çatamaz, başkalarının hakkını yakınlarına akıtamaz, bu herseyden önce insanın kendi kimliğine ihanettir,
    bu mümbit topraklarda, bu güzel vatanda, ahlaklı insan yetistirmek neden bu kadar zor?

    • Maalesef bizde siyaset rant ve para uzerinden dönmektedir.
      Örnek merhum Rahmetli ecevit ın bakanlarına bakın
      merhum Rhmetli erbakan zamanında yapılan anlaşmalı ihaleler
      hepsi en dürüst bilinen liderlerden kaynaklandı.
      Sen yapmasan da vesile oluyorsan da vebal ve suça ortaksın .
      maalesef siyaset pis bir iş , herkese göre değil.

      • Ahmet bey “Maalesef bizde siyaset rant ve para uzerinden dönmektedir.” buyurmuşsunuz da;
        mesela “hindistanda siyaset ne uzerinden dönmektedir.” biraz açar mısınız?
        Ya da güney kıbrısta veya güneydeki herkesin sevdiği küçük ülkede?

      • dünün ihaleleri bugünün yanında zemzemle yıkanmış kalır, muhtemelen yarının ihaleleri bile.
        örnek dediklerinizin hiç biri
        en azından peygamber gibi konuşup firavun gibi yaşamıyordu.
        maddi çöküşler zaman zaman yaşanmış olsa da mânevî değerler bu denli zarar görmüyordu. ​
        bu son 20 yıl kardeşliğin, iyiliğin, adaletin, adil paylaşımın tesis edildiği zamanlar olabilirdi değil mi?
        bunca destek,
        bunca sevgi,
        bunca tezahürat…
        zengin kaynaklarımız hepimize yeterdi…
        yazık ki hak ve adaletin yerine yolsuzluk ve israfkarlık geldi, adil paylaşımın yerine talan. bu dönem böyle anılacak,
        talanlar dönemi olarak yazılacak.

        bugün kimi destekliyorsak vesileyiz ve vebale ortağız.
        durum bu kadar basit.

      • bu ülkede,
        her şeyi bir yana bırak,
        cumhurbaşkanının kendine kaç para maaş aldığına bak ve ülkede çalışanların yarısını olusturan asgari ücretliye kaç para maaş verdigine bak!
        dünyadaki cumhurbaşkanları ve asgari ücret arasındaki oranlara bak!
        ve bu kişi daha adil bir dünya mümkün diyor değil mi?
        peki sen?
        sen bu işin neresindesin?
        bir de kendine bak!

    • Bence de yolsuzluk ve hırsızlık ayrıdır iki nedenle;
      1-Bir yolsuzluk ile yüzlerce,binlerce hatta milyonlarca hırsızın çaldığı çalınır,
      2- Hırsızlıkta helalleşme fırsatın vardır. Yolsuzlukta böyle bir durum da yoktur. 83 milyon ile mi helalleşeceksin?
      Yolsuzluk hırsızlık değil, hırsızlığın danizkası, dikalasıdır.

    • Didem hanım yaklaşık 5milyon sığınmacı/mülteciye kucak açmış, kendi kursağından kestiği ekmeğini bana mısın demeden milyonlarca muhacirle bölüşen ve dünyada en fazla insani yardım organizasyonu yürüten civanmert türk milletini mi “ahlaklı” değil?
      Yoksa yedidüvel, bir garibanın bile elinden tutmak istemezken siz asil türk milletinin bu cömertliğini ahlaki bulmuyor musunuz?

  9. İslam akidesinde sonuca giden her yol mübah mıdır? Dahilde yapılan siyasi mücadele bir savaş mıdır? Savaş hile midir? Bu üç sorunun cevabı alınmadan Hz.Ali (RA) ve Muaviye (RA) gerginliği de dahil hiç bir sorunu İslam entelijansiyası çözemez.

  10. nokta atışı ile durumları tespit edebilsek! 🙂 aya 4 şeritli yol bile yaparız belki de..
    yiğidi öldür hakkını yeme, yerine, kol kırılır yen içinde kalır. yada yazarın tespit ettiği:
    “Yolsuzluk ile hırsızlık ayrı şeylerdir…”
    “İktidarlar yanlış da yapsalar, o yanlışları yapanlar dindar bilinen kişilerse, diğer dindar insanların o iktidarlara sahip çıkmaları şarttır.”
    (faiz hakkındaki iyileştirme! cümlelerini unutmuş ama 🙂 )
    gibi cümlelerle günümüzü gün etmeye başlamşsak eğer!…
    -yüzyıllardır yönetenler boğazdan görülebilecek yerlere camiler yapmışlar, gökdelen dikilebiliyorduda Kanuni’ mi yapmamış! acaba? (yapılmasını uygun görenler gerekli görmüşler demekki) (beğenmediysen sen de yıkarsın, belkide duble yol köprüleri satarsın)
    -karadan gemileri yürüten ecdat, iki deniz arasına nifak sokup bir kılıç darbesiyle kanal açmayı mı becerememiş dersiniz? 🙂
    Sonuç olarak, yapılan şeylere herşeye çarşı pardon karşı olmamak gerek.
    yanlış nerdeyse onu bulup, ifşa yeter desek!
    İslam’da öğreti: ”senin gibi biri bu dinden ise…” gibi bir gaflete düşülmemesi uyarısıdır. (bir yanlış yapan varsa müeyyidesi de vardır!)
    kimse iki hırsızlık bir yolsuzluk gördü diye ne dininden vazgeçer, nede örf adet gelenek göreneğinden. Doğrudan, iyi ve güzel olandan, haktan, hakikatten ayrılmyalım şaşmayalım.

  11. Sayın Koru
    Güzel bir yazı olmuş ancak anlamak istemeyenler yine anlamayacak.
    Herkesin dini kendine.
    Sonumuz Temel’in idam sephasına giderken söylediği son söz gibi olmaz inşallah.
    Saygılarımla

  12. Siyasi iktidarın yolsuzluklarını velhasıl bütün yanlışlığını ve çürümüşlüğünü görüp de ‘ aman eldeki bulgurdan olmayalım ‘ gerekçesiyle eleştiride bulunmamak , susmak , görmemezlikten gelmek aslında o iktidara iyilik yapmak değil kötülük yapmaktır !
    Ve en önemlisi de Peygamberimiz ile bütün mezhep imamlarının bu gibi durumlarda nasıl mücadele ettiklerini bilen bir din adamı için en hafifi tabiriyle bu davranış bir münafıklıktır !
    Başka bir şey söylemeye gerek olduğunu sanmıyorum !
    Herkese selamlar , saygılar

    • Namık bey tam olarak hangi yolsuzluklardan söz edersiniz, birkaç somut örnek veya kanıt sunabilir misiniz?
      Ya da bunlarla ilgili varsa bilgi ve belgeleri en yakın savcılığa ibraz ettiniz mi?
      Eğer etmediyseniz neyi konuşuyorsunuz???
      Efendim?
      Hıkmık, kemküm…
      Otur yerine!!!

  13. Din siyaset ilişkisi her daim vardı, var olacak. Anlayamayan birtek bu konuları bilmeyen, korkutulan bizim coğrafya insanı😠
    Muaviye yi, Endülüs’ü, alamanyayı, İsrail’i, Vatikan’ı… Hatta İslam tarihi ni bile bilemiyoruz aslında!!!!
    Çünkü bilirsen:kokunun alt noktalarının da acı belki zehirli kısmısını da çakozlayacaksın! İşte o zaman.. uyanacaklar uyutulan bizler.
    Eskiden hukuk yokmuş! İslam alimleri sonra kadılar vb ile, şimdi ise kanun kural ile.
    Yarın ne olacak acaba?
    İleriye mi geriye mi? İşte budur bence bütün mesele.

  14. aman saydığın korkular’ ! geri gelmesin diye göz göregöre hırsızlıklara , yolsuzlıklara ses çıkartılmasın , öyle mi !
    Bir de şu CHP zihniyeti ne menem , bitmez, tükenmez bir şeymiş , sanki maymuncuk mübarek!

  15. DİNİN SAHİBİ KİM?
    Lafı evirip çevirmeye sûre, ayet referansına gerek yok.
    Dinin sahibi de muhafızı da Allah’tır.
    Aksini iddia edenin dinle diyanetle İslam ile ilgi ve alakası yoktur. Ve doğrudan yada dolaylı “ilahlık” iddiasındadırlar.
    Kelime oyununa gerek yok.
    Haydi müslümansın anladık.
    Ancak “hele hele tekel iddiia etmek” kesinlikle şirktir.
    Allah’ın rolünden rol çalmaktır.
    Dini kurumsal şekilde ilk siyasallaştıranlar Emeviler.
    Ülkemizde de Emevi Camii’ni dillerine tespih edenler siyasal İslamcılar. Allah bu şekilde ipliklerini pazara çıkartıyor.
    “İkindi namazında Emevi Camii’nde namaz kılmak” demek, sabah Suriye’ye girecekler ikindiye kadar Emevi Camiinin olduğu yere kadar işgal edecekler.
    Yani 500 km gidecekler.
    Bulabildiğim en hafif kelime zır delilik.
    Bunların peşinden gidilir mi?
    Daha doğrusu giden olur mu?
    Öncelikle gidip durduklarını gözümüzle görüyoruz.
    Gözlerinin önünde yarılmış olan denize girenler, her yere gider.

  16. Maalesef din, ahlak üretemiyor. Bunu defalarca yaşayarak görüyoruz. Dini yapılanmalar, cemaatler, kurumlar, toplu ve bireysel olarak çok ciddi ahlaksızlıkları din adına, dava adına maruz gösteriyorlar. Yalan söylemek, adam kayırmak, yolsuzluk yapmak, çalmak ve hatta öldürmek din ve dava adına kabul edilebilir şeyler olarak görülüyor. Bunları iktidar bizzat desteklediği ve yol verdiği için artık herhangi bir düzeltme yapmalarını beklemek anlamsız. Muhalefet partilerinin birinci görevi bu ahlaksızlıkları deşifre etmek, sürekli hatırlatmak, başa vurmak ve halk nezdinde bunların kabul edilemez suçlar olduğu duygusunu ve anlayışını yaymak olmalı. Bir sonraki iş, iktidar alındıktan sonra, bu suçların yargılanması olmalı. Bir sonraki aşama ve daha önemlisi ise toplumun bir ahlak dersinden geçirilmesi olmalı. İlk okuldan üniversiteye yeni neslin ahlaklı olması için toptan ve kökten eğitimden geçirilmesi gerekiyor. Demokrasi dersi de mutlaka müfredata alınmalı.

    • Ender bey doğru yazmışsınız çok güzel olmuş.
      İlk önce aynı hataları yapmamakla başlamalıyız ise.Eli verir talkimi kendi yutar salkımı olmamalı.
      Bir açıklama bekliyorum sizden İETT ihaleleri ile ilgili.Konumuza açıklık da getirmiş olur.
      Saygilar

      • Yanlışa yanlış diyorum. Herkes demeli. İETT ile ilgili de şöyle yazdım. İktidarın elinde bütün mahkemeler ve kadılar. Gereğini yapsın. Hatta elinde fazlası var, nasılsa kayyım düzeninde yalıyoruz, İstanbula bir kayyım atasın da dedim. Elini tutan mı var? Gücü Mardin’e mi yetiyor da dedim. Yoksa iktidar yolsuzluk dengesi mi yapıyor da dedim. Yolsuzlardan tutarlı bir davranış beklemiyoruz ve olmaz da. Eninde sonunda bu yolsuzlar gidecek ve yaptıkları tüm yolsuzların hesabı da sorulacak. Hepimiz yolsuzuz demek yol değil. Önce herkes tutarlı olmayı öğrenecek. Kendine demokrat yada sahte demokrat değiliz.

    • “Din,ahlak üretemiyor.” Bu önyargınız,temeli olmayan boş bir laftan başka birşey değildir. Bu önyargınızın arkasından getirdiğiniz cümlelerin de bu önyargınızı destekleyen hiçbir yanı yoktur. Dindar görüntü verirken gerçekte dindar olmayanlara din mümafık diyor. Münafıkların yaptıkları da dinin kabahati değil mümafıkların kabahatidir. Dinin düzelmeleri için ikaz üstüne ikazlarına muhatap kalmış münafıkların, yani iki yüzlülerin kabahatini “din ahlak üretemiyor” diye dine yüklemek de nasıl bir mantık hatasıdır,gerçekten anlaması güç. Tarih,gerçek dindarların ortaya koyduğu ahlak örnekleriyle doludur ve bunu görmek için de sadece biraz insaflı olmak yeterlidir. En başta Peygamber efendimiz olmak üzere bütün peygamberler,güzide sahabeler, Yunus Emre,Mevlana,Veysel Karani,Hacı Bayram-ı Veli,Aziz Mahmud Hüdai gibi yüksek ahlakın binlerce yüksek temsilcisi örnek hayatlarıyla da önyargınızı tekzip etmektedirler. Buyurun siz de dini önemsemeyen insanlardan aynı ölçüde yüksek ahlak sahibi örnekler verin de bir görelim. Din,ahlak üretemiyor da,dinsizlik mi üretiyor gösterin bakalım.
      Doğrusu,dinsizlerin arasından da ahlaklı insanlar çıkabilir,ancak bunlar gerçek dindarların örneklerinin yanında devede kulak kabilinden azınlıkta kalırlar.

      • “Gerçek” din elbette ahlaklı olmayı öğütler. Ancak bugün din olarak bildiğimiz şey örgütlü bir toplumsal yapı. Diyanet gibi. Taliban gibi. IŞID gibi. Katolik kilisesi gibi. Bu yapılar ahlak değil elbette ahlaksızlık üretiyor. Dış görüntü öyle değil ama tüm örgütlü yapılar gibi örgütlü din de tarih boyunca ahlaksızlık üretti ve öyle de devam ediyor. Devlet de, en büyük örgütlü kurum, özünde insanlara hizmet için oluşturulan bir yapı. Gayet iyi biliyoruz ki çok az sayıda devlet ahlaklı. Diğer hepsi ahlaksızlık üretiyor. Din de olsa devlet de olsa denetlenmeyen her yapı, aile dahil :), ahlaksızlık üretme potansiyeline sahiptir. Bu kabulle örgütlü yapılara yaklaşmak lazım. Ahlak ancak denetleme ile mümkün. Ahlak polisi önermiyorum. Elbette herkesin özeli de olmalı. Ancak kimsenin ben özde ahlaklıyım deme ayrıcalığı yok. Peygamberler dahil. O yüzden herkes denetlenebilir, sorgulanabilir, test edilebilir olmaya hazır olmalı. Demokrasi bunu öneriyor. “Gerçek” demokrasinin ahlak da üreteceğini düşünüyorum. Dindar olmayıp, hatta dinsiz olup, insanlığa faydalı olan ve olmuş çok fazla ahlaklı insan var tarih boyunca. Onların insanlığa katkısı dindarlardan çok daha fazla. Örnekleri siz de hepimiz de biliyoruz. Dinle ölçmek doğru değil. Öyle bir önyargı yanlış.

        • “Ancak bugün din olarak bildiğimiz şey örgütlü bir toplumsal yapı. Diyanet gibi. Taliban gibi. IŞID gibi. Katolik kilisesi gibi”? Şu yazdıklarınız ancak sizin subjektif kabulleriniz olabilir. Dini sadece “örgütlü bir toplumsal yapı” olarak tarifleyip geçemezsiniz;böyle bir din tanımlaması yoktur. Bu anlatımlarınıza göre Diyanet,Taliban vs.din mi oluyor şimdi?

          Bence yazdıklarınızla siz,kendi kendinize ancak kendinizin anlayacağı kavramlar üretip,anlam veremediğim bu kavramlar üzerinden laf kalabalığı üretmişsiniz. Yine bu laf kalabalığı içinde bir de “örgütlü din ahlaksızlık üretiyor” gibi de bir cümle kurmuşsunuz. Örgütlü din’den hadi Diyanet,Taliban vs.yi kastettiğinizi anlamış olduk (ki kusura bakmayın ama bence bu tanımlama anlamsız bulduğum bir tanımlama) bir de örgütsüz din’i tarif ederseniz,belki ne demek istediğiniz konusunda daha esaslı bazı çıkarımlarda bulunabilirim. Mesela sizce İslam,Hristiyanlık örgütsüz din kapsamına mı giriyor? Bunu öncelikle anlayabileyim ki,gerçekte diğer yazdıklarınızla ne demek istediğinizi de bir nebze olsun anlama yoluna girmiş olayım.

          Yine sizin örgütlü din dediğiniz şey Diyanet,Taliban vs. ise (ki bence bunlar elbette ki din değildir!) bunların ürettiği kötülükleri,niye normal yani bizim kabul ettiğimiz İslam gibi dinlere yansıtıyorsunuz? Yansıtmıyorum diyorsanız,bu konuda birşey demeyeceğim;ancak bütün bu karışık ifadeleriniz bizi doğal olarak bu sonuca götürüyor. Yani örgütlü din diye ürettiğiniz kavramın örneği olarak bizim din olarak inanmadığımız Diyanet,Taliban’ı verip,kavram karmaşasında bizim din olarak inandığımız İslam’ı karambole getirip kötülük, ahlaksızlık üreten bir kurum olarak göstermeye çalışmıyorsunuz umarım.

          Anlayacağınız önce kavramlarda bir uzlaşalım,ne demek istediğinizi bir anlayalım,ona göre başka diyeceklerimiz de olabilir elbette. Fakat kavramlarınız herkesin anlayabileceği netlikte olsun ki,ona göre devam edelim.

          Son olarak,dinsiz olup veya dindar olmayan ancak dindarlardan çok daha fazla ahlaklı olan insanları örneklendirmenizi bekliyorum. Benim bunları çok iyi bildiğimi söylemişsiniz ki,benim böyle bir bilgim yoktur. Bu sebeple anlayacağım şekilde bana Hz. Peygamber, Hz.Musa, İsa,İbrahim,Nuh,Yakup,Yusuf …gibi Peygamberlerden, Hz. Ali,Ebubekir,Osman,Ömer …gibi sahabelerden,Yunus Emre, Mevlana,İmam-ı Azam,İmam Şafi…,Aziz Nikola gibi… (ki ben bunları buraya yazmakla bitiremem) erenlerden daha fazla ahlaklı olup ve de insanlığa katkısı olan dinsiz veya dini önemsemeyen (Victor Hugo,Goethe,Tolstoy,Dosdoyevski,Kant veya “dinsiz ilim kör,ilimsiz din topaldır” diyen Einsthein’i gibileri sayarsanız bunları kabul etmem,zira bu tarz kişiliklerin tamamı (ahlaken önceki yazdıklarım derecesinde daha yukarılarda olmasalar da dindar veya dini önemseyen kimselerdir) kişilerden buyurun örnek verin; kaçamak cevaplar benim için itibarsızdır,bilesiniz.

          • Wlkipedla’da bilim ve teknolojide ateistler diye bir sayfada yüzlerce ateistin listesi var. Oraya başvurabilirsiniz. Tarih boyunca ateistlerin listesini ise bilemiyoruz. Çünkü kendini ateist olarak tanımlamak yüz yıl öncesine kadar mümkün değildi. Akademide yer bulamazdınız. Bugün ise akademide olanların büyük bir çoğunluğu ateist. Bunu herhalde kabul edersiniz. Bunları ateizm övgüsü için yazmıyorum. Ateizmin iyi bir şey olduğunu da düşünmüyorum. Fakat dindarlar daha ahlaklıdır önkabulu yanlış diyorum. Dinle alakası olmayan insanlar da ahlaklı olabilir. Dünya dolusu böyle insan da var. Çin’de insanların 85%’i ateist örneğin. Ayrıca bugün örgütlü dini yapıların çok ciddi ahlaksızlıklar ürettiği de defalarca görülmüş bir gerçek. Kendi ülkemize bakmak yeterli.

      • “Buyurun siz de dini önemsemeyen insanlardan aynı ölçüde yüksek ahlak sahibi örnekler verin de bir görelim.”
        Saman bey müsaadenizle ender arkadaşa ben yardımcı olayım:
        Stalin, mao, lenin, hitler vs ateyizler insanlığın ahlak abidesidirler:))))

  17. AKP’ye tapanlar soruyor? Bu iktidar giderse yerine kim gelecek.

    Millet kimi isterse o gelecek. Tıpkı 20 senedir kimi istediğini getirdiyse. Endişeye mahal yok. İradei milliye.

    Bu iktidar giderse yerine bu Güzel Ülkenin yetiştirdiği evlatlar gelecek. Rüşvet yemeyen, ihale almayan, cep doldurmayan, hukuksuzluk yapmayan. Kim gelirse gelsin bu iktidardan iyi olacağı kesin.

  18. Dinler insanların hayatının her aşamasına (doğmadan başlayıp öldükten sonra süren) düzenlemeyi amaçlar. Bunun insanlığın yararına olmadığı rönesans ve reform hareketleri ile Hristiyanlık özelinde adeta kanıtlanmıştır. Kiliseye, bir anlamda dine “sen her işe karışma” denilmesinden sonra yeni buluşlar, yeni keşifler, yeni anlayışlar sayesinde insanların hayatları kolaylaşmış, güzelleşmiştir. Kara, deniz, hava taşıtları, üretim makineleri, telefon, sinema, tv, internet… 2000 lerde hayatı dinlere göre düzenlemeye kalkmak TALİBANLAŞMAKTIR. Kadına yer vermeyen, dikkate almayan her anlayış (her ne ad altında olursa olsun çağdışıdır). İnsanlık hayvan haklarını savunurken kadını yok sayan zihniyetler eninde sonunda yok olacaklardır. Bir anlamda insan hayatını düzenleme, kolaylaştırma, güzelleştirme amaçlı siyaset dine yaslanırsa kendi ayağına kurşun sıkmış olur. TC’de eski yeni tüm siyasiler bu yanlışa düştüğü için Dünya’nın kargası gibiyiz. Sorunlarımız hiç bitmiyor, karga gibi burnumuz. “Vaayy bak şurada dini kurallar geçerli, insanlar ne kadar mutlu” diyebileceğimiz tek bir dini topluluk yoktur. Deizmin yaygınlaşmasına, deist sayısının her gün artmasına hiç kimse engel olamayacaktır. Su gibi, sel gibi… Bazıları ya ahiret diyebilir, bu Dünya’yı kazanamayana öte Dünya verilemez.

    • Yahya Bey. Hangi yanlışınızı düzeltelim. Uydur kaydırlarınıza karşı yazıyoruz yazıyoruz, saplantılarınızdan bir milim oynatamıyoruz. Din düşmanlığına kilitlenmiş vaziyette kör,sağır bir halde sürekli hep aynı şeyleri defalarca defalarca kez ve hiç usanıp bıkmadan yazıp duruyorsunuz.
      Uzatmadan kısaca ifade edeyim; tahrif edilmiş Hristiyanlığın istismarcılarının kabahatini Hristiyanlığa kabahat olarak yüklemek mantıksızlık sınırlarının ötesinde bir mantıksızlıktır ve dahi sonra onu diğer dinlere teşmil etmek daha da büyük bir mantıksızlıktır.
      Yine itiraf edeyim,bu din ve dindar seviciliğinizle (geçenlerde ifade ettiğiniz üzere) Mekke’ye hacca gittiğinize ve orada terlik çalan hacılar gördüğünüze ilişkin beyanınıza ancak,oraya hacıların terlik çaldığını ispatlamak amacıyla terlik araklamaktan başka bir gayeyle gitmiş olduğunuzdan başkaca bir sebepten olarak ihtimal veremiyorum.

      • Her cümlemin arkasındayım adını bile yazmaktan aciz insan. Her cümlemi tek tek yaz ve neresinde yanlış var, doğrusunun ne olduğunu belirt. Yuvarlak laflarla sallama. Muhatabım değilsiniz, karşılık verdiğinizde de edepli olun. Kimseyi herhangi bir şeyle suçlamıyorum. Bir fotoğraf çekiyorum. Fotoğrafta kötü çıkanları rütuşlamak benim işim değil. Aynen din iyi de insanlar kötü yanıltmacasında (palavrasında) olduğu gibi. Hepsi de mi kötü ya… Beni hırsızlıkla suçlayacak kadar aşağılık olduğunuza göre akıntıya kürek çekiyorum.

        • Ağır ol bakalım edepli insan. Bir defa ben sizi hırsızlıkla itham etmiş değilim. Bunu yapabilmem için,öyle bir şey yaptığınızı gözlerimle görmem gerekir. Herşeyden önce şimdiye kadar ki söylemlerinizi bütün olarak göz önüne aldığımda sizin hacca gitmiş olduğunuza ben ihtimal vermiyorum.öBenim o yaptığım ise gerçekte sadece,sizin sırf dindarları kötüleyebilmek bahanesi olarak ürettiğiniz hacılara yönelik -olmadığına inandığım- safsatanızı ortaya koymak ve arkasındaki kötüniyetinizi vurgulamak için aynı türden bir karşılık vermekten ibarettir.

          Benim size yönelik olan asıl rahatsızlığım ise defalarca kere yaptığınız üzere sapları samanları birbirine karıştırmanızdan, yazdığınız bazı doğruların arasına sıklıkla mutlaka dini ve gerçek dindarları kötüleyen kalıplar ilave etmenizden kaynaklanıyor;siz yazdıklarınızla adeta yeryüzündeki var olan bütün kötülüklerin sebebini cahili olduğunuz dine yükler gibisiniz.

          Dün de yazdım dindar olmayan ancak dindar görünen insanların yaptıkları dine mal edilemez;bu çok büyük bir mantık hatasıdır ve hatta mantıksızlığın dik âlâsıdır. Ahlakı,tevazuyu,hırsızlık yapmamayı, kamu malını aşırmamayı,yalan söylememeyi,zina etmemeyi, dedikodu yapmamayı,alışverişte dürüst davranmayı, sözleşmelere ve verilen sözlere uymayı,fakirleri gözetmeyi,yetimlere sahip çıkmayı vs vs öğütleyen,”Ey İman edenler!niçin yapmadığınız şeyleri söylüyorsunuz!” gibi ikazlarıyla bağlılarını iyilik yolunda sürekli eğitmeyi hedefleyen dinimiz gibi bir dini,ne hakla kötülüklerin kaynağı olarak göstermeye kalkışıyorsunuz siz? Münafıkların, yobazların dinin tersine olan uygulamalarını ne hakla dine mal ederek dini ve gerçek dindarları suçlayabiliyorsunuz? Bilin ki,benim böylesi hakeratamiz,tahrikkar ve bilmeyenler yönünden tahripkar mantıksızlık ürünü yaklaşımlara karşı laylaylom deyip,gülerek geçiştirmem söz konusu olamaz. Doğru davranın,ona göre de karşılık bulun.Sözün özü;makul ve mantıklı şeyler yazın ki,biz de size karşı bir ses çıkarmayalım.

          Yine yazdıklarıma karşı tek tek cevap verin demişsiniz. Sürekli aynı şeyleri yazmak abes kaçıyor. Daha önceleri de bu sitede yorumcu olarak ben ve başka arkadaşlardan,benzer yazdıklarınızı tekzip eden yazıları çok yazan oldu. Bu söylediklerime bir örnek olarak,sizin daha önceki dine dair sataşmanızda verdiğim şu cevabı https://fehmikoru.com/bolgemizi-degistiren-abdyi-donusturen-dunyanin-kimyasini-bozan-eylemler/ tekrar vermek istiyorum. Ve bunu da sizin için değil,okuma ihtimali olan diğer okuyucular için yapıyorum. Çünkü siz cahili olduğunuz dine karşı kör bir saplantı içindesiniz ve görünen o ki ölene kadar da mahkumu olduğunuz aynı saplantıyla gideceksiniz… Buradan da anlaşıldığı üzere bizde laf yuvarlamak yoktur. Yazdıklarımıza karşı cevap niteliği olmayan mantıksızlık şahikası niteliğindeki laf yuvarlamak meziyeti ise ancak sizin gibi bilmediği konular hakkında ahkam kesen edepli insanlara mahsustur.

          Bir daha belirteyim ki din,sizin ısrarla vurguladığınız gibi hiçbir kötülüğün kaynağı değildir,Yahya Bey. Kötülüklerin asıl kaynağı bilmediği halde bilmiş numarası yapan dindar görünen yobazlar, istismarcı diğer din yobazları ve tüm dinsiz yobazlardır. Yobaz olmayan dinsizlere ise elbette bir diyeceğimiz yoktur;zira onlar dine sataşmadan,dini kötülemeden,dine haksızlık yapmadan kendi hallerinde yaşayıp giden insanlardır ve bu halleriyle de saygıyı hak etmektedirler. Siz de eğer bizim kutsal bildiğimiz değerlere karşı aynı saygıyı gösterir,bizim değerlerimizi yalan yanlış değerlendirmelerinizle haksız yere aşağılamaya kalkmaz,
          bilmezliğinizin farkında olarak edepli bir tutum sergilerseniz, biz de size aynı hoşgörüyü elbette ki gösteririz. Neticede neye inanıyorsanız veya inanmıyorsanız size aittir ve buna bir diyeceğimiz de olmaz,olamaz. Ancak gelip bizim değerlerimizi saçmasapan kıyaslamalarla yermeye kalkışırsanız,başkalarını saptırmak için kulp bulmak gayretiyle ne idüğü belirsiz din cahili istismarcıların uygulamalarını dine mal etmek gayreti şeklinde tezahür eden densizliklerinize devam edip durursanız, layık olduğunuz karşılıklara muhatap kalmanız da elbetteki makus kaderiniz olacaktır;hiç hoplayıp zıplamayın,ağlayıp, sızlanıp durmayın öyle…Böyle de biline…

          • 1- Gerçek adınızla burada yazma cesareti gösteriniz.
            2- Dinler insanların hayatının her aşamasına (doğmadan başlayıp öldükten sonra süren) düzenlemeyi amaçlar. mı? (evet/hayır)
            3- Kiliseye, bir anlamda dine “sen her işe karışma” denilmesinden sonra yeni buluşlar, yeni keşifler, yeni anlayışlar sayesinde insanların hayatları kolaylaşmış, güzelleşmiştir. (evet/hayır)
            4-“…Kadına yer vermeyen, dikkate almayan her anlayış…” Kuran’da kadına bir erkeğin yarısı kadar miras payı vermekte midir? (evet/hayır) Yine Kuran’da “Bir erkek yoksa iki kadını şahit tutabilirsiniz” denilmekte midir? (evet/hayır) Erkeğe kadını dövebileceği Kuran’da yazılı mıdır? (evet/hayır)
            Edebiyatı, laf kalabalıklığını, trollüğü bırakınız böyle ele avuca gelecek yanıtlar veriniz. İstisnasız tüm Müslüman ülkelerde yöneticilerin zengin, halklarının mutsuz ve fakirdir. Adaletten ve insan haklarından söz edilemez. (doğru/yanlış)

          • 1- Gerçek adımla yazıp yazmamamın ne sizi ilgilendiren bir tarafı,ne de cesur olup olmamakla ilgili bir yönü yoktur. Bu bana ait bir tercihtir ve birinci saptırmanızdır.

            2-Öncelikle izahsızlığınızın,mantık hatalarınızın üzerini örtmek için evet/hayır şıklarını benim önüme dayatmanız demagoji yapmaktan başka bir şey değildir. Yazdıklarınızın sebep sonuç ilişkisinde sıkıntı,mantıksızlık var;mantıksız bir şeyi evetle/hayırla bir sonuca bağlayamazsınız,izah getirmek zorundasınız.

            Yukarıya linkini verdiğim 11 Eylül tarihli yorumlarımdan ilkinde “İstisnasız tümü çağdışı kalmış dinlerle insanların ilerlemeleri,huzur ve mutluluğa kavuşmaları mümkün değildir.” cümlenize karşılık olarak şunu demişim:”Diğer kabul edilebilir yazdıklarınızın arasına din düşmanlığını sıkıştırdığınız iki cümlenin konuyla bağlantısını kurmaktan aciz kalmışsınız. Dinleri sömürenler vardır ve bu da dinlerin suçu değildir.”

            Bu,”diğer yazdıklarınıza bir itirazım yoktur,fakat yazdığınız doğruların arasına olumsuzlukların sebebi olarak dini sıkıştırmanız,anlamsız,haksız ve mantık kurgusu olarak da yanlıştır” demek oluyor.

            Bu kapsamda “Dinler insanların hayatının her aşamasına (doğmadan başlayıp öldükten sonra süren) düzenlemeyi amaçlar. mı? ” sorunuza cevabım (evet/hayır değil) elbetteki amaçlar olur. Şimdi dinin insanların hayatının her aşamasını düzenlemek istemesinde ne anormallik var,buyurun kıvırtmadan siz izah edin bakalım? Ahlak kuralları da,toplumsal kurallar da hayatın her aşamasını düzenlemek gayesindedirler,ne olmuş yani. Bu durum dinlerin veya ahlakın veya toplumsal kuralların anlamsızlığını mı ortaya koyar? (MANTIK HATASI)

            3-Kilise din değildir (MANTIK HATASI),kilise kilisedir. “Kiliseye bir anlamda dine”diyerek kiliseyi diğer dinlere teşmil etmek de ayrı bir MANTIK HATASIDIR.
            Rönesans ve Reform hareketlerinin esas temelinde Haçlı seferleri sırasında İslam dünyasından öğrenilen ilim,bilim kalıpları vardır ve İslam dünyasındaki din anlayışından öğrendikleri,onların kiliseye karşı çıkmalarını da beraberinde getirmiştir. Sebep sonuç ilişkisini kıvırtmadan,mantık hatalarına düşmeden kurun;evetmiş.hayırmış olanca muhakemesizliğinizle,izahsızlığınızla çocuk mu kandıracağınızı sanıyorsunuz siz?

            Dünkü yazdığımı bir kez daha tekrar edeceğim:tahrif edilmiş Hristiyanlığın istismarcılarının kabahatini Hristiyanlığa kabahat olarak yüklemek mantıksızlık sınırlarının ötesinde bir mantıksızlıktır ve dahi sonra onu diğer dinlere teşmil etmek daha da büyük bir mantıksızlıktır.

            4-4.başlıkta yazdığınız saptırmalarınızın izahlarını yapan işinin ehli birçok din bilgini var,sorularınızın cevaplarını biraz iyiniyetli bir yaklaşımınız varsa ayrıntılarıyla oralarda arayınız. Evet/hayır sizin demagojik mantığınızın işine gelen bir tarzdır. Oysa sorular izahlı cevap ister.Kötüniyetli olduğunuz için anlamayacaksınız ama ben yine de kısaca bir izah yapacağım.

            Miras payındaki yaklaşım bir hukuk anlayışını yansıtır;kadına değer verilmediğini değil,izahları var ayrıntılı kaynaklara başvurunuz. Kadının şahitliğine ilişkin kısım ticari hayata münhasırdır, o da o dönemde kadınların ticari hayatın içinde bulunmamalarından kaynaklı olarak (unuturlarsa birinin diğerine hatırlatması için denilerek) bir hukuk güvencesi olarak getirilmiş sağlam bir teminat hükmüdür. Ticari hayatın dışındaki hayattaki şahitliklerde bir fark yoktur ve hatta bazı durumlarda sadece kadınların şahitliği nazara alınır;insafınız,iyiniyetliniz varsa izahlı kaynaklarına müracaat ediniz. Yine din kadını dövün demiyor,Peygamber’in bu konuda getirdiği izahlar ve yasaklamalar kaynaklarında teferruatıyla anlatılıyor. Serkeşlik yapan kadına karşı mecbur kalındığında üçüncü aşamada hafifçe dokunun mealinde bir tavsiyede bulunuluyor,yani illa da bunu yapın diye dini bir hüküm olarak emredilmiyor.

            Kısacası olanca bilgisizliğinizle,aklınız sıra bulduğunuz bir açıktan istifade etme gayreti içindeki haliniz Bektaşi’nin abdestsizken sözünü atlayıp “Kur’an da namaz kılmayın” dendiği için namaz kılmıyorum,dediğine benzer bir haldesiniz.Dinin güzel ahlakı öğütleyen,her türlü kötülükten men eden,adaleti tavsiye eden bütün hükümlerini görmezden gelip,aklınız sıra bulduğunuz bu hükümlerle dini tekfir etmeye kalkmak ancak sizin gibilere mahsus bir mantıksızlıktır zaten.

            5-Mantık izah ister. Ben izah getiriyorum. İzah getirmek bilgi ister. Bilginiz olmadığı için de saçmasapan kıyaslamalarınıza karşı getirdiğimiz makul izahlara edebiyat yapma yakıştırmasını yapmak da ancak sizin gibi izahsız,mantık fukarası birine çok da yakışan bir meziyet olmaktadır.

            Don olarak;yukarıdaki size yönelik tespitimi bir daha tekrar edeceğim:siz cahili olduğunuz dine karşı kör bir saplantı içindesiniz ve görünen o ki ölene kadar da mahkumu olduğunuz aynı saplantıyla gideceksiniz…

  19. dimyata pirince giderken evdeki bulgur meseli.
    evdeki bulgur bozulmuş, küflenmiş ise sağlığımızı bozmak yerine en iyisi pirinç seçeneği üzerinde durmaktır.
    devamı sonra…

  20. Söylenen özetle şu. Akp evet yolsuz bir iktidar. Bunu artık kendi en yüksek hocaları da itiraf etmiş oluyor bu tartışma ile. Ancak diyor bu hoca, her ne kadar yolsuz olsa da, yanlış yapsa da, biz bu iktidara sahip çıkarız, çünkü o bizim iktidarımız. Mantık şu: Diğer çoğunluk vatandaşlar ve partileri düşmandır. Bizimkiler ne kadar hırsız ve yolsuz olsa da sonuna kadar destekleyeceğiz. Hatta bir seçimde Akp’li bir siyasetçi/taraftar “hırsızsa da bizim hırsızımız” diyerek adaylarını savunmuştu hatırlarsanız.

    Son derece çarpık, antidemokratik ve nihayetinde Talibancı bir zihniyet bu. Artık yüzsüzlük boyutunu aşmış, ahlaken çökmüş bir profil ile karşı karşıyayız. Hatta suçun övülmesi söz konusu. Kanunen de suç. Ayrıca toplumsal bir düşmanlaştırma söz konusu. Halkın din bağlamında bölünmesi ve ayrımcılık var. Nereden bakarsanız çağ dışı, son derece çarpık bir zihniyet.

    Vatandaşlar ve aklı selim insanlar, tüm demokratlar olarak bu akıl dışı zihniyeti kınamak ve sürekli deşifre etmek zorundayız. Bu kadar yüzsüzlüğe prim veren Akp-MHP iktidarı da her gün eleştirilmeli, iktidar koltuğundan inip yargılanana kadar.

  21. DEİZM YE İZM

    Kazanımların korunması denilen şey islamın korunması değildir, müslümanların zülme uğramasını önlemektir. “Sıkmabaşları” üniversiteye almayıp ikna odaları kuran zihniyetin geri gelmesini önlemektir. Başörtülü hakimi, doktoru, memuru o kötü günlerin geri gelmesinden korumaktır. hasekide namaza giden hemşireyi kovalayan zihniyet ölmedi, dipdiri yaşıyor. Ecüc ü mecüc gibi kinlerinden kıpkırkımızı olarak sindiklerin köşelerinden chp iktidarında ağızlarından salyalar akıtarak saldıracaklar.
    Şirinlik abidesi, liyakata göre seçim yapılsa 18 milyonluk istambulda 18 milyonuncu kişi olacak ibb başkanı gençlik konserlerinde sınırsız bira hizmetini çocuklarımızın ayağına kadar getirmiş, Tribüşon parası bile almamış.
    Anlamadığım chp zihniyetini bildiği halde bu değirmene taş taşıyan muhafazakar bildiklerimiz. Galiba “Tayyip gitsin de isterse deizm gelsin” e kadar vardı iş.

    • Hacı, bu iktidar giderse bizi kim yemleyecek, diye soruyor galiba.
      Yem dedimse illa akçeli olması gerekmiyor.
      Tarikatların görünür kılınması da, Ayasofya’nın açılması da, her yerde sarıklı memurla görüntü vermek de bir yemdir.

      Karaman, hırsızlık-yolsuzluk yok diyemiyor.

      Tam tersine “var” diyor. Var ama yeni değil, bizim bütün tarihimizde vardı, diyor. Gemi çürük, diyor; ama gemiyi çürüten sebepleri söylemeyin, HACI MURAT olun, diyor.

      • İşte dikkat çekmeye çalıştığım 2023 te iktidara gelecek zihniyet. Sizin ne söylediğinizi anlamaz tek gündemi sizi ezmek olan kemalist teolojik diktatörlük sevdalıları.

        • Sen kendinden sorumlusun doğru işlerle yükümlüsün Allah’a Güven

          Sen doğru kişiler kimse ona oy ver Yok bulamadım diyorsan hiç oy verme.
          Allah bu millete neyi layık görüyorsa onu verir.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız