Erdoğan’ın izlettiği videoyu kimler hazırladı? Bosphorus Global’e bir teklifim olacak…

33
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Bosphorus Global'i ziyaretinden..

AK Parti’nin genel başkanlığını da uhdesinde bulunduran Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, dün, partisinin grup toplantısında, 128 milyar dolar konusunu da etraflıca değerlendirdiği bir konuşma yaparak günlerce süren ve kendisi için rekor sayılabilecek suskunluğunu bozdu.

“128 milyar dolar nerede?” sorusunun mantıksız ve hukuki olarak da ‘suç’ teşkil ettiğini söyledi Cumhurbaşkanı Erdoğan.

Mantıksız? Buna itirazım olamaz. Mantığı nasıl tanımladığınıza bağlı olarak herhangi bir şeye ‘mantıksız’ denilebilir.

Fakat bir sorunun ‘hukuki olarak suç’ teşkil ettiği nasıl söylenebilir?

Soru -nasıl bir soru olursa olsun, herhangi bir soru- suç olmaz, ancak soruya verilecek cevapta suç teşkil edebilecek unsurlar bulunabilir. “128 milyar nerede?” sorusunu soranlar yabancı paralarla ilgili işlem yapılırken bir yanlışa düşülüp düşülmediğini, işlem yapanların ‘suç’ işleyip işlemediğini öğrenmek istiyor olabilirler.

Böyle bir niyetle sorulan soru neden suç olsun?

Konuşması sırasında “128 milyar dolar nerede?” sorusuna cevap teşkil etmesi hedeflenerek hazırlanmış kısa bir video da izletmiş Cumhurbaşkanı Erdoğan.

Pelikan Grubu diye küçümsenen grubun becerisi

Reklam

İzlemediğim için o video hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunamam; ancak önceki gün TRT-1 ekranlarında ana haber öncesinde dikkatimi çeken üç-beş dakikalık bir video oldu. Onu hazırlayanları tebrik edebilirim.

Harp okullarına giriş için öğrenci adaylarında aranacak özelliklerle ilgili yönetmelikte bir değişikliğe gidildi ve daha önce metinde yer alan ‘irtica’ sözcüğü kaldırıldı. Muhalefetin eleştirdiği bir konu bu. İzlediğim ‘Doğrusu ne?’ videosu, eleştirilerin yanlış olduğunu, kaldırılan o ibare yerine yeni metinle eskisinden daha ileri kısıtlamalar getirildiğini anlatıyordu. 

‘İrtica’ sonuçta tanımıyla oynadığınızda her yöne çekilebilecek bir sözcük; yeni metin ise kullanılmayan o ibareyi, irtica sözcüğünü, köşeli ifadelerle dört başı mamur bir biçimde tanımlamakta. ‘İrtica’ ile suçlanabilecek kimlik belirtilerinin hiçbirine geçit vermeyen bir keskinlikte hem de…

Herhangi bir cemaat yapısıyla ilişkisi bulunanlar bir yana günlük hayatında belirgin biçimde cemaat mensubu türü özellikler bulunan gençlere de, o yönetmelik, Harp okulları kapılarını kapatıyor…

Çok başarılı bulduğum bu durumu açıklayan videoyu, sonuna eklenen künyeye göre, ‘Boğaziçi Küresel İlişkiler Merkezi’ hazırlamış. 

Bir ara kamuoyunu bayağı meşgul etmiş ‘Bosporus Global’ grubu.

Hani, ‘Pelikan Raporu’ adıyla hazırladığı metinle bir başbakanı –Ahmet Davutoğlu’nu- yerinden eden grup.

Cumhurbaşkanı Erdoğan bir süre önce kendilerini merkez olarak kullandıkları yalıda ziyaret etmiş, mensuplarıyla hatıra fotoğrafı da çektirmişti.

Reklam

Gruba ‘kamu yararına dernek’ statüsü de tanındı.

Evet, ben de “Acaba yanılıyor muyum?” kuşkusuna düştüm ve Merkez’in internet sitesine girerek TRT ile böyle bir ilişkileri olup olmadığını öğrenmek istedim. Bilgi doğruymuş. TRT-1’de 19.40’ta yayımlanan, kamuoyunda konuşulan/tartışılan konularda iktidarın görüşlerini doğrulayan videoları hazırlayan ‘Bosphorus Global’ grubuymuş. 

Grup kendilerinin İngilizce ismini serbestçe kullandığı için ben de onlardan öyle söz ediyorum. 

Tartışmalara son vermek amacıyla hazırladıkları videolardan hareketle kendilerine buradan bir teklifim olacak: Becerilerini bizim dışımızdaki coğrafyalarda Türkiye ile ilgili konuşulan/tartışılan konuların ‘doğrusunu’ yabancılara anlatmak için de kullansalar iyi olacak. 

Her gün göz attığım yabancı gazetelerden özellikle Jerusalem Post, Haaretz, Arab News ve Şark’ul Avsat’ta ülkemizi yakından ilgilendiren, ancak bizim medyada hemen hiç sözü edilmeyen olumsuz haberler ile o haberlere dayalı yorumlar yayınlanıyor.

Yakın zamanlara kadar İngiltere’de çıkan Guardian-Observer ve Daily Telegraph’ta, ABD’de yayınlanan Washington Post ve New York Times’ta da açıklanmaya muhtaç haber ve yorumlara yer verilirdi; onlar nedense ülkemize duydukları ilgilerini şu yakınlarda yitirdiler.

Joe Biden ilgi göstermiyor, telefonla bile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı aramıyor ya, herhalde onlar da ülkemizi takibe gerek kalmadığı görüşüne vardılar. 

Dış basında çıkan itham ve iddialara da “Doğrusu ne” meydan okuması çekmek ‘Bosphorus Global’e yakışır.

Spor ve futbolu birleştiren felsefe

Son merakım şu: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın partisinin Meclis grubunda katılımcılara izlettiği ‘128 milyar dolar’ videosunu da aynı merkez hazırlamış olabilir mi? 

Aslında dışarıdan gelen yakışıksız takılmalara medyada cevap verilmiyor değil. 

Futbol camiasını Avrupa’da birbirine düşüren bir yeni gelişme yaşandı. 

Real Madrid’in başkanı Florentino Perez’in başını çektiği bir proje gece yarısı baskını yöntemiyle hayata geçirilmek istendi. İstenen, üç ülkenin (İngiltere, İspanya ve İtalya) öndegelen 12 takımının vücut vereceği UEFA dışında yeni bir ligin kurulmasıydı.

Kulüpler bu sayede Koronadan olumsuz etkilenen kasalarını dolduracakları umudundalar.

İçlerine almaya gerek görmedikleri yüzlerce takım? Onlar batarsa batsın…

Üç ülkede de taraftar kitlesi ayakta.

Aklı başında futbolsever herkes -oyuncular, teknik direktörler, kulüp yöneticileri- projeye karşı.

Bu arada ortalığı yatıştırmak için çaba gösteren Perez, “Merak etmeyin, Türkiye’den bir takımı bizim lige alacak değiliz” diye bir laf etmiş. 

Projeye karşı çıkmak yerine, bizim basın o söze öfke kusuyor.

Ben de işte buna gülüyorum.

İngiltere liginde şampiyonluğu şimdiden garantilemiş görünen Manchester City takımının teknik direktörü Pep Guardiala, futbola gece yarısı darbesine ilkesel bir karşı çıkışta bulundu.

Gazetede (Independent) karşıma çıkan şu sözü içimden bir kaç teli birden oynattı.

Okuyalım: 

“Çaba ile başarı arasında var olan ilişkiye dayanmayana, çaba ile mükafat arasında ilişki kurulamayana spor denmez. Kaybetmek söz konusu değilse o yapılan spor değildir. Kulüpler en yukarıya çıkma gayreti içinde oldukları halde başarı yalnızca bazılarına garanti ediliyorsa bu adil bir durum olmaz.”

Acaba benzer bir ‘çaba-başarı’ ilişkisi siyaset için de söz konusu edilemez mi?

Her ne pahasına olursa olsun kazanma üzerine oturan bir zeminde yürütülmek istenene siyaset denilebilir mi?

Bence Guardiola’nın sözünü ettiği o ilişki siyasette de geçerlidir ve siyasette de kazanmak kadar kaybetmek de işin doğasında vardır.

Tıpkı spor gibi.

“Yoktur” diyenler ve siyasetlerini bu kabule göre yürütenler yanılıyor.

ΩΩΩΩ

33 YORUMLAR

  1. Kitleleri etkilemek istiyorsanız, ortaya kocaman bir yalan atın. Ama çok büyük bir yalan olsun. İkinci kriter çok basit bir yalan olsun. Sonrasında da bu basit ve çok büyük yalanı sürekli tekrar et. Ve ardından kitlelerin o yalanı gerçekmiş gibi nasıl kucakladığını otur seyret

    Hangi yalanı önlerine atsanız havada kapıyorlar.

    “Yalanlara açız açız..” diye inliyorlar.

    Taktikleri Çok basit, çok büyük bir yalan ve sürekli tekrar…

    Her gün durmadan, yeni tehditler, çirkefliklerle “bu iktidar ömrünü tamamladı” korosuna katılıyorlar.

    Son olarak CHP Grup Başkanvekili Engin Altay’ın, “Umarım Erdoğan’ın da sonu Menderes’e benzemesin…” siyasî onursuzluğu tam da budur.

    Hem de emekli amirallerin gece yarısı üfürmesinden sonra…

    Bütün hedefleri, bir darbenin de gerekçesi yapılmak istenen, “Bu iktidar Türkiye’yi yönetemiyor” algısını, memnuniyetsiz kitlelerin beynine beton gibi dökmek.

    Hem de emekli amirallerin gece yarısı üfürmesinden sonra.

    Bütün hedefleri, bir darbenin de gerekçesi yapılmak istenen, “Bu iktidar Türkiye’yi yönetemiyor” algısını, memnuniyetsiz kitlelerin beynine beton gibi dökmek.

    • Beceriksizliğinizi o darbeyle örtmeye çalışmayın. Allah’ın lütfu darbe derken neyi kastettiğinizi gayet iyi biliyoruz. Beceriksizliğinizi, yönetemediğinizi tüm rakamlar ayan beyan söylüyor. Hesap veremeyecek damat tüydü gitti. Siz de kem küm darbe marbe dış güçlerle şimdiye kadar idare ettiniz. Ama hepimiz yarı yarıya fakirleştik şahane sisteminizde. Güya bizi uçuracaktı. Ne oldi? Burnunuzun üzerine çakıldınız. Hazine tam takır. Cepler boş. İnsanlar işsiz. Her yer kapalı. Saray ahalisi ise saraydan saraya hopluyor, uçak filoları ile tabii. Yani bu kadar rezilliğe kepazeliğe rağmen hala neyi anlatıyorsunuz. Milletin işi bitti sizinle. Şimdi efendi efendi toz olun.

      • Senin uslubun biraz birilerini hatırlatıyor. O hesabı kapatti toz oldu. Bi bakmışız trol Ender peyda oldu. Acaba bilin bakalım eski trol kimdi.

          • Devamlı yalan söyleyin mutlaka inanan çıkacaktır.
            Yalanı sürekli tekrar edin halk yalanın kime ait olduğunu unutacak, bi zaman sonra o yalanı kendi fikri gibiymiş söylemeye başlayacak.
            Sana yapacak bir şey yok, yalanlarınla başbaşa bırakalım seni.

        • Fatih bey bunlardan çok var, hepsi aynı yaveleri gevişleyip duruyorlar; ne mal oldukları, kurdukları iki kelimelik cümleciklerinden anlaşılıyor zaten:)

  2. Sayın yazar yankiler herhalde “ülkemizi takibe gerek kalmadığı görüşüne vardılar.” buyurmuşlar;
    Eh, bütün muhatapları birer ikişer kodesi boyladıktan sonra kimi nasıl takip edeceksin ki?
    Gladyonun yeni bi versiyonu semirtilene kadar böyle el yordamıyla idare etsinler artık; yok telefona çıkmamış, yok beyzbol sopasıyla poz vermiş bay başkan diye avunsunlar yani…

  3. Kaçan kaçana memleketten. Kriptoparacı uyanık da sitesini kapatmış, ve sıkı durun, 2 milyar doları hesaplarına geçirerek Tayland’a tüymüş. Artık milyonlar kesmiyor. Milyar milyar dolar kaçırıyorlar. 128 milyar doları nerede erittiği bilinmeyen damat da tüydü ve nereye kaçtığı meçhul hala.

    Yani memlekette bir gün de düzgün haber çıkmıyor. Eskiden gaz bulduk maden bulduk diye haber atarlardı ortaya. Onlar da bitti. Yakancının mumu hesabı. Kimseye inanmıyor artık.

    Troller ise hala tam gaz. Uçuyor kaçıyorlar, otoriteye saygı diye orta oyunu oynuyorlar. Hangi otorite, uyanıklar milyar milyar götürüyor diyoruz, ben otorite falan göremiyorum. Durumu idare ediyor olabilirler. İdare edecek durum da kalmadı.

    • Ender bey bırakın soru sormayı bizim burda “sade vatandaş” diye bi yorumcu vardı; arada bir uğrayan korsan yorumculardan bi tanesi ayaküstü bunun nickname ini çarptı geçti, ağzını açıp tek kelime edemediydi! Biraz ah vah etti, nickimi çalanın da bilmem ne diye zırladı gitti, hepsi o! Neyse, kendisini sakinleştirdik…
      Sonra kendisine “adamın biri” diye rumuz yaptı, bi süre de öyle yazdı çizdi, en son “vatandaş” diye bir rumuzla göründüydü, cmuk avukatı gibi artık kiralık mı bedava mı maymuncuk gibi bi kod adıyla kalakalmış işte…
      Kaç kere kendisinin hakkını aradım savundum, bi kez olsun sağol bilader demediği gibi arada sırada çıkıp devlet büyüklerimize sövüp saymayı da ihmal etmedi ama!
      Soru sormayan vatandaş sayılır mı diyorsun da ya bu “vatandaş”a ne diiceksin bakalım?

  4. İlla bitecek her iktidar. Bunu kimse inkar edemez. Ancak sonuna kadar direnirler gitmemek için. Herşeyi de yaparlar. Çekilmeyi bilmezler.

    Bu ülke kötü yönetiliyor. Bunu herkes görüyor. Bütün rakamlar göstergeler bunu gösteriyor. Ancak iktidar yaptığı iktidar da kalma hamleleriyle hem ülkenin kaynaklarını, 128 milyar dolar gibi, heba ediyor gitmemek için, hem de ülkenin sistemini kurumlarını bozarak geri dönüşü olmayan zararlara yok açıyor. Zavallı halk yapılan kötü propaganda ile kandırılarak bu iktidara destek vermeye zorlanıyor. Buradan çıkışın ekonomik bir çöküntü olmamasını dilerim. Çünkü hepimiz kaybederiz. Ama iktidar da gitmesini bilmeli. Uzatmanın uzatmasını oynamanın anlamı yok. Bu maç bitti artık. Kaybedenler kulübüne geçsin sırasını beklesin. Ülke de rahat bir nefes alsın.

    Yapılacak çok iş var. Sistemi yeni baştan kurmak gerekiyor. Bu kadar rezil bir sistemi ohal’de milletin başına saranlar bunun ahını çok çekecekler.

  5. ORTADA KUYU VAR YANDAN GEÇ.
    TCMB döviz satabilir kime ne.
    TCMB döviz satma kuralları genelde ihale yoluyla döviz fiyatının oynaklığını gidermek için yapılır.
    Bu da doğal.
    Peki neden 130 ml. nerde diye soruluyor.
    Cevaplar hep kaçamak.
    Soru TCMB neden bu sefer döviz satışında rütin dışına çıkmak zorunda birakıldı.
    Sebebini herkes biliyor esasında.
    Bütünmesele özel sektörün vadesi gen döviz borcunu ödeyemez duruma gelmesi.
    Özel sektör döviz borcu yüksek kurdan elde olması gereken yüksek miktarda türk parası ile satın alınması zordu.
    Ne özel sektörün bol türk parası var nede olsa bile döviz alımına normal yollardan başlarsa
    döviz talebinin artması ile derhal yükseleceği ve daha çok yerli para ihtiyaci doğacaktı.
    Özellikle özel korumayla büyütülmüş kader ortaği şirketler bu tehlikeden korunmalıy dı.
    İhaleye çıkmadan kamu bankaları ile yapılan alışılmadik bir protokolle iş halledilmeliydi.
    TCMB kamu bankaları üzerinden bir dönem yüklü satışlar yaptı.
    Hiç bir kimse piyasanın ihtiyacindan fazla malı piyasaya kısa sürede sürüp piyasayı boğmaz ve fiyatlar yersiz talepten anormal düşmesini istemez.
    Burada bazi şirket ve kişilere ucuz döviz temini için talebin çok üstünde döviş satışı yapıldı.
    Dövizler sonuna kadar harcandı.
    Şimdi hasat zamanı gelmişti.
    Piyasaya yeni döviz sunmakta zorlanılacaği belliydi ve olacak oldu,döviz fiyatları artmaya başladi ve TCMB de barut kalmamıştı.
    Bu sefer TCMB istemeyerekte olsa faiz silahini çekti.
    Aşırı reel faiz sıcak parayı yanı akbabaları cezbetti.
    Aylık vur kaç ile ülkelerinde yıllarca kazanamadiklari faizleri ayda alıp götürdüler.
    Girince yüksek kurdan türk parasına dönüyorlar ,çıkarken aşırı sıcak paradan düşen dövizi alarak çıkıyorlar.
    Tek çare yüksek reel faizi kesintisiz devam ettirmek zorunda bırakıldık.
    Biraz yüksek reel faizden vazgeçilecek sinyalı alındığında derhal çıkıyorlar panik başlıyor.
    Gelelim dövizi kimler aldı sorusuna.
    Dövizi özellikle ucuz temin için boca edildi.
    Bunu imtiyazli özel şirketler veya kişiler aldı da herkes te parası olanlar da aldı .
    Önemli olan öz parası ile alanlarla ,ucuz kamu bankalarından alınan kredilerle mi alındığı.
    YANI UCUZ DÖVİZ UCUZ KREDİLERLE Mİ ALINDİ.
    Kim bu imtiyazlılar bunu öğrenirsek, döviş satışının gerekçesini anlamış olurduk.
    Kimseye ayrıcalık tanın madığını görürsek mutlu oluruz.
    Yok hep belli kesimden tanıdık isimler karşımıza çikarsa şike olduğuna inanmak kolaylaşır.
    İŞTE ZURNANIN ZİRT DEDİĞİ YER.
    Sadece bazi kişilere tanınan bu imkandan sade vatandaş ta yararlandı,döviz tasarrufları ondan bu kadar arttı.
    Sıkıntılı olan ucuz kredi ile döviz alanlar.
    yakında öğrenirsek bu konu şimdilik kapanır sanırım.
    Ticari sır kalkanı arkasına sığınılamaz.
    Eğer ticari sir uygulanırsa,şüphe gerçekten daha büyük olduğu sanılma tehlikesi doğar.

  6. Sayın koru “Her ne pahasına olursa olsun kazanma üzerine oturan bir zeminde yürütülmek istenene siyaset denilebilir mi?” buyurmuş;
    peki ya tam tersi?
    Yani “kaybetme üzerine oturan bir zeminde yürütülmek istenene siyaset” denir mi?
    Efendim?
    Estek köstek…

  7. “Bu arada ortalığı yatıştırmak için çaba gösteren Perez, “Merak etmeyin, Türkiye’den bir takımı bizim lige alacak değiliz” diye bir laf etmiş.”
    En son buna benzer bir cümleyi türkiyenin ab ye tam üyelik süreci hakkında eski ingiliz başbakanı sarfetmişti; ismini hatırlayanınız var mı?
    Hani şu ofisini, 10numaralı evcik ini toplarken ıslık çalabilen olanı diyorum:))))
    Gördü anasının hörekesini…

  8. Sayın yazar soruyor:
    “Fakat bir sorunun ‘hukuki olarak suç’ teşkil ettiği nasıl söylenebilir?”
    Şöyle ki:
    Örtülü ödenek ve devlet sırlarının ifşası veya teşhir edilmesi suçtur; hem de çok ağır suçtur!
    Hele ki devletbaşkanının tasarrufunda bulunan konularda yerli yersiz spekülasyonda bulunup dezenformasyona yolaçmak, siyasi karapropaganda yapmak suç değilse nedir?

  9. O malum rakam nerede sorusu artık açıktan sorulamayacak demektir.
    Yani söylerken daha dikkatli olmak gerekebilir.
    O rakamı 127 ile 129 arası bir rakam olarak ifade etmek gerekecek bundan sonra

    Şimdi gelelim o malum rakama. Neymiş sağlında döneminde harcanmış

    Bu duruma bir örnekle açıklayalım

    Bir aile düşünün kötü günler için bir kenarda paraları var ve nu paradan bütün aile fertlerinin haberi var.
    Gün oldu aile reisi işsiz kaldı maddi sıkıntılar başladı. Aile reisi kenardaki bu parayı harcadı ve bitti.
    Tabi maddi sıkıntılar devam ediyor.
    Maddi sıkıntıların devam ettiğini fark eden aile bireyleri, aile reisine kenarda duran parayı harcamalarını teklif eder.
    Aile reisi de der ki ben o parayı harcadım.
    Aile bireyleri bizim niye haberimiz olmadı, nereye harcandığını bilmek bizim de hakkımız derler.

    Ve aile reisi ne zaman ve nereye harcadığımı siz bana soramazsınız der.

    Şimdi soru şu?
    Aile reisi mi haklı Aile Bireylerimi haklı
    ……………………

    • yani diyorsun ki akp ve onun başkanı bizim babamız döver de sever harcar da bu ülkenin vatandaşlarının toplanan vergilerin nereye harcandığını sormaya hakkı yok.
      valla benim babam da anam da belli ne anam akp ne babam erdoğan ne de ben onun ailesi tebasıyım ben bu ülkenin vatandaşıyım ben sorarım.
      bugünde sorarım yarında sorarım öbür günde sorarım.seçim sandığı önüme gelsin nasıl soracağımı görürsün.
      parmağımda sadece bu nikah yüzüğü var zengin oldu derlerse bilin ki haram yemişimdir diye milletten oy toplayanlara bu milletin tüyü bitmemiş yetimin doğmamış çocuğun nafakasını yap işlet devret denen ucube devlet sırrı sistemi ile milletin ………….cağız diyen beşibiryerde müteahhit takımına aktarmasını bu millet eninde sonunda soracak.
      128 milyar nerede 128 milyar nerede 128 milyar nerede 128 milyar nerede 128 milyar nerede milyar nerede milyar nerede

  10. Sayın koruya benim de bir teklifim olacak:
    “AK Parti’nin genel başkanlığını da uhdesinde bulunduran Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan”
    Sürekli bu ifade kalıbını kullanmanız yanlış, çünkü:
    Devletbaşkanımız cb seçildikten sonra ilk kez akp genel başkanı olmuş birisi değil; daha öncesinde ve yıllardır zaten kendisi genelbaşkandı.
    Yani “AK Parti’nin genel başkanlığını uhdesinde bulunduruyordu!”
    Başkanlık sistemine belki tam alışamadığınızdandır, durum şu:
    Erdoğan devletbaşkanlığına aday olurken ve seçilirken zaten akp genelbaşkanıydı ve öyle de seçimi kazandı.
    Diğer tüm parti genelbaşkanları için olduğu gibi bu durum onun için de geçerliydi!
    Nitekim kimisi korktu, aday bile olamadı(dersimli kemal gibi) kimisi de genelbaşkan olduğu halde cb adayı olarak seçime katıldı(bkz. Akşener)
    Şöyle bir şey yazıyor musunuz:
    “iyi parti genelbaşkanı olduğu halde cb adayı da olan akşener” ya da “chp genelbaşkanlığını uhdesinde bulundurduğu halde cb adayı bile olamayan kılıçdaroğlu” diye bir ifade kullanmadığınıza göre bu yanlışı bırakın!
    Çifte standart sırıtıyor; saygı görmek okurun da hakkıdır!

  11. „…Becerilerini bizim dışımızdaki coğrafyalarda Türkiye ile ilgili konuşulan/tartışılan konuların ‘doğrusunu’ yabancılara anlatmak için de kullansalar iyi olacak.“

    Önemli bir konu ama ben şimdi, gri pasaportla Almanya’ya gelip kalan AK Partililerin iltica sebeplerini merak ediyorum. Düyanın en demokratik ülkesinden kaçtık demiyorlardır herhalde.

    • Sayın Almanyalı!
      Îltica ederlerken! “Biz Retocuyuz” diyiyorlar, Kanada ve ABD’ye kaçanlar’da gırı değıl Green, passport ile ellerini kollarını sallayarak geliyorlar; Hava alanına iner inmez, “biz cemaat’deniz, AKP lilere rüşvet verdik ve onların yardımı ile kaçtık” diyerek iltica ediyorlar.

      Bu yolla 30 senedır gezmek için dahı vize alamiyanlar 15 Temmuzdan sonra çok rahat buralara iltıca ediyorlar.
      15 Temmuza! Keyf için Allahın Lütfü demediler.
      Türkiyede her cadi avunda buralara birileri girmiş oluyor. Çünkü tutuklananlar ile aile bağları olmamasına rağmen aile bağları olduğunu isbat ediyorlar. Herşeyleri sahte fakat kitabına uygun olarak yapıliyor.
      AKP nin buralarda Gençlik kollar dahi var.
      Hani ABD Güleni koruyor diye propoganda yapiyorlar, fakat kendileri milletin parası, ABD’nin kanunlarındakı açıkları ve Karadenizli kurnazlıkları ile ABD ve Kanadayı çok güze kullaniyorlar.

      15 Temmuzdan sonra Kanada tarif ettiklerim ile doldu taştı. Zaten ABD’de 2. Karadeniz eyaletini 2003 sonlaında kurdular.
      O zaman Cemaatı kullanarak buralara yığınak yapiyorlardı.
      Konturolu ele alır almaz senelerce gizledikleri amaçlarını harekete geçirmek için düymeye bastılar.

      Buralarda benim gibi baş örtülü olupta cemat, tarıkat veya hep müslümanlar ile oturp kalkmayanlar’ dan bu tipler çekinmez ve amaçlarıni’de gizlemezler.
      Burakarda nelere şahit olduk bir insan’ bir karekter olur fakat bunlarda 1001 türlü karekterler mevcut.

      • Nurdan Hanım merhaba,
        Almanya’da iltica başvurusu yapan şahıs, ırkı, uyruğu, politik görüşü, dini veya belirli bir sosyal gruba olan üyeliği nedeniyle hayatı veya özgürlüğünün tehlike altında olduğu yönünde haklı gerekçeler sunmalıdır.
        Gri pasaportla Almanya’ya gelerek illtica başvurusunda bulunan şahısların yukardaki konulardaki tutarlı gerekçelerini merak ediyorum. Işsizlik iltica için bir neden değildir.

    • Ak partili olduklarını nereden çıkardın.
      CHP’li olduklarını nereden çıkardın.
      IP’li olduklarını nereden çıkardın. Zira birçok belediyede bu eylem yapıldı. Şimdi hesap veriyorlar. Almanya uzak olduğundan haberin olmamış.
      Bildiğin organize bir eylem. Suç işlemiş X ülkesinin bir hırsız vatandaşından dolayı, X ülkesi vatandaşlarının tümünü hırsız ilan etmek gibi bir şey bu türden düşünceler.
      Böyle absurd bir söyleme yanıt yazdığımdan (seviye) telaşlandım.

      • Gri pasaportla gelenlerin iltica başvurularına neden olarak Türkiye’de hayatlarının veya özgürlüklerinin tehlikede olduğunu tutarlı gerekçelerle dile getirmeleri lazım. Benim burada merak ettiğim, bu konuda bir AK Parti taraftarının söyledikleri. Siz merak etmiyor musunuz? Gri pasaportla giden AK Parti taraftarı yoksa zaten merak edecek bir şeyde yok.

        • Almancı arkadaş, 15temmuzdan sonra brükseldeki nato karargahında tezkere bırakan kırmızı pasaportlu kurmay subayların ve generallerin sığınma gerekçelerini de merak etmiş miydin hiç?
          Efendim?
          İşine mi gelmedi?
          Neyse…

          • H. Gayret arkadaş, şahsınızı kastetmediğim ama çok merak ettiğim bir konu daha var. Sizin gibi devamlı Almanya‘yı eleştirenlerden sığınmak için ülke arayanlar neden ilk önce Almanya‘ yı tercih ederler. Aynı gri pasaportlular gibi.

            Sorunuza gelince, sadece Almanya degil, hiç bir demokratik ülke Türkiye’ye böyle suçluları iade etmiyor. Kurun Türkiye’de adil bir hukuk sistemi, o bahsettiğiniz askerlerden kendiliğinden dönenler olacaktır.

  12. Bu günkü yazınıza gerçekten şaşırdım ;Harbokullarına giriş yönetmeliğinde yapılan değişikliği açıklayan videodan Avrupa futbolunda yapılması düşünülen bir yapılanmaya kadar hatta 128 milyarla ilgili dünkü açıklamadan bahsediyorsunuz da kızılca kıyametlerin kopmasına sebep olan Engin Altay’ın açıklamasının kıyısından köşesinden bile geçmiyorsunuz !
    Doğrusu bir anlam veremedim ; sizin bu konuda da lehte veya aleyhte bir şeyler söylemeniz daha doğrusu gerçekleri yazmanız gerekemez miydi ? Belki de bu köşenin hızlı yorumcularına işi havale ediyorsunuz , nasıl olsa onlar sayıp dökecekler herhalde !
    Selamlar saygılar

    • Evet dün saydık döktük ama okumuyorsun ki. CHP haklı ve doğruyu söylemiş. İktidar dinci örgütlere yaranacağım diye ülkeyi sürekli uçurumun yanına götürüyor. Buna dur demeyelim mi yani? Yine bir dinci örgütün cenaze töreninde insanları bakanlar dahil lebaleb binlerce toplamışlar. Sokakta insanlara binlerce lira cezalar yazıyorlar, dinci örgütlere geç geç. Bu ne rezalet. Bu ne kanun tanımazlık, bu ne kepazelik. Utanma yok zaten, adamlar kendi kanunlarını kurallarını da tanımıyorlar. Dingonun ahırı burası. Sonra da niye gençler terkediyor. Burada bir dakika duran delidir.

      • “Aman. HAA” TÖBE DE! Ender bey! Sonra çarpılırsınız. O örgüt dediklerınız’in her birinin çepleri Diyanetin dağıttığı cennet anahtarları ile dolu.her birinde en az 2 anahtar var. Bakın bir yüzükle gelen ZENGINLITE ŞU AN DÜNYADA ILK SIRALARDA yer aliyor.

  13. Sayın Koru ,
    Alexei Yahontov isimli bir quara okuyucusunun yazısının okunmasını isterim. ve merak ettim yazınızda bahsettiğiniz bu arkadaşların bunlardan haberi var mı diye .

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız