Gülme nöbetine hazır olun; sizlerin şaşırmadığı gelişmeler beni şaşırtıyor çünkü… 

24
Reklam

Televizyondan çıkıp gece yarısından sonra eve her dönüşümde programı izlemiş olan eşimden izlenim alırım. Önceki gece de öyle oldu. Daha eve girer girmez, diğer katılımcıların benim bir sözüme güldüklerini söyledi eşim.

Evet güldüler. Ben de farkına vardım.

Programın o bölümünde İstanbul’da vahşice infaz edilen gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın katillerini yargılamakta olan mahkemenin, üç yıldır gördüğü davanın dosyasını, bakanlığın onayı üzerine, Suudi Arabistan’a göndermesini konuşuyorduk. Diğer dört katılımcı, programın sunucusunun yönelttiği, “Şaşırdınız mı?” sorusuna herbiri teker teker “Hayır, hiç şaşırmadık” cevabını verdiler.

Bir tek ben, aynı soru sonunda bana da yöneltilince, “Şaşırdım” dedim.

İşte o cevabım üzerine stüdyoda gülüşmeler oldu.

Orada söylediklerimi ve söyleyemediklerimi burada özetleyeyim.

Yargı her ülkenin egemenlik alanı içerisinde titizlikle koruduğu bir alandır. Her ülke, uluslararası hukukun kabul ettiği kurallar dışında, kendi sınırları içerisinde meydana gelen bütün hukuki sorunları kendi mahkemelerinde yargılar.  

Uluslararası hukukun getirdiği istisna, diplomatik temsilciliklere tanınmıştır. Büyükelçilikler kendi ülkelerinin toprağı sayılır ve akredite edilmiş diplomatların da, görev süreleri içerisinde işledikleri suçlara konuğu oldukları ülkenin mahkemeleri bakmaz.

Reklam

Büyükelçilik binası dışındaki temsilcilikler -örneğin başkonsolosluklar- istisna dışındadır.

Akredite olmamış başka ülke temsilcileri de öyle.

[İngiltere’de eşi diplomat olan bir Amerikalı kadın, o ülkenin kendisine ters gelen trafiğine alışamadığı için, yanlış yönden giderken bir genci ezerek ölümüne sebep oldu. Amerika onu ‘diplomatik koruma zırhı’ ile savundu ve bu arada kadının ülkesine dönmesini sağladı. Geçen yıl meydana gelen bu olay, akraba iki ülke arasında ciddi bir diplomatik sorun şimdi. İngiltere yargılanmak üzere kadının kendilerine geri verilmesinde ısrarlı. Israrından sonuç alacağa da benziyor.]

Bizdeki olayda, cinayet yabancı ülkenin İstanbul’daki başkonsolosluğunda işlendi. Yani Türkiye Cumhuriyeti toprağı sayılan bir mekanda. Cinayeti işlemek üzere İstanbul’a gelmiş 15 kişilik infaz timinin üyeleri de ülkemize akredite diplomatlar değil.

Ne yönden bakılırsa bakılsın, İstanbul’da yabancı bir tim tarafından işlenmiş cinayeti yargılamak Türk mahkemelerinin görevidir.

Daha da önemli ayrıntı şu: Türkiye’nin konuyu cinayetin işlendiği günden başlayarak hassas biçimde ele alması üzerine, infaz timi üyelerinin mensup olduğu ülkenin yönetimi, başta talepleri işitmezden geldiği halde, bir süre sonra, konuyu kendisi de dava konusu yapmak zorunda kaldı. Suud mahkemesi tim üyelerini yargıladı, ama dört kişi dışındakilere ya hafif cezalar verdi, ya da beraat ettirdi. O dört kişiye verilen idam cezası da sonradan hafifleştirildi.

[Suud hükümetinin Türkiye’den dosyanın kendilerine gönderilmesini talep eden başvuru yazısında, katledilen Kaşıkçı’nın ailesiyle helallaşıldığı anlamına gelen  bir cümle de var. Kaşıkçı’nın ilk eşinden olan ve Suudi Arabistan’da yaşayan çocukları kan bedeliyle ikna edilmiş olmalı.]

Geçenlerde bir yabancı gazete, o dört kişiden birinin kendi ülkelerinde görüldüğünü yazdı.

Reklam

Mümkündür.

Dosyanın gönderildiği Suudi Arabistan aslında konuyu yargısına taşıdı ve yerel mahkeme kararını verdi, verdiği karar kesinleşti de. Orada yargılama henüz devam ederken dosya gönderilseydi, bunun bir anlamı olabilirdi; ancak kararları açıklandığında Ankara’nın en yetkili ağızlardan şiddetli biçimde eleştirdiği o yargılama her yönüyle tamamlandığı halde, şimdi gönderilen dosya herhalde o ülkede bir rafta yerini alacaktır.

Türkiye o dosyayı göndermekle kendi egemenlik alanına giren bir konuyu ‘nazikçe’ bir başka ülkenin ‘nezaketine’ teslim etmiş oldu.

Adalet bakanlığı yargılamayı yürüten mahkemenin savcısı tarafından kendisine iletilen başvuruyu onaylarken, içerisinde yer aldığı hükümetin uluslararası ilişkilerine yardımda bulunmak istemiş olabilir; ancak bakanlığın onay yazısını görüşen mahkemenin yargıçlarının konuyu bütün yönleriyle ve hukuk zemininde değerlendirmelerini beklerdim.

Beklentim doğrulanmayınca şaşırmamın doğal karşılanması gerekir.

Şaşırmayan ve şaşırana gülenleri elbette anlıyorum. Adalet kurumuna genel bakışı yansıtıyor onların eğilimi. Vatandaşın en güvendiği kurumlar sıralamasında ilk sıralarda yer alması beklenen yargı kurumu, kamuoyu yoklamalarında, basının bir sıra üzerinde ancak diğer kurumların altında yer alıyor.

Yargıya güvenilmiyor.     

Emir ve talimatların yargı üzerinde geçerli olduğuna dair bir algı var.

İşte ben bunu da anlamakta zorlanıyorum.

Yargı mensuplarının duruşmalarda ve törenlerde giydikleri cüppelerinde düğme yoktur. Karşılarındaki kişiler ne kadar üst düzey olursa olsunlar kimsenin önünde eğilmemeleri, hatta düğmelerini iliklemek zorunda kalmamaları içindir bu.

Meslek etiği yargıçların yasalara bakarak ve vicdanlarına danışarak karar vermelerini gerektirir.

Ne zaman bu genel kurala aykırılık görürsem şaşırmaya devam edeceğim.

Dün IMF örgütü dünya ülkelerini ekonomik performanslarına göre sıralayan bir liste yayınladı. AK Parti iktidarının ilk gününden beri hedef alındığı bilinen ve fert başına milli gelirin 12 bin doları geçtiği 2013’e kadar da gerçekleşeceğine herkesin inandığı, ‘2023 yılında ülkemizin dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına yükseleceği’ iddiasının boşa çıktığını dışa vuruyor o liste. Türkiye kendisine G-20 üyeliğini sağlayan konforlu yerini de kaybetmiş, 21. sıraya düşmüş…

Ambargolara muhatap İran ise 21. sıradan 14.’lüğe yükselmiş…

Zaten 2023 hedefleri de, kimine göre 2053, kimine göre de 2071 yılına ertelenmiş durumda…

Gülünürse gülünsün, ben ülkemin bu duruma düştüğüne de şaşırıyorum.

ΩΩΩΩ

Reklam

24 YORUMLAR

  1. Üstat günaydın.

    İran’ın 14.üncülüğe yükselmesi ile ilgili üstat Mahfi beyin çok detaylı bir yazı var.

    Dün yayınladı.

    İyi günler dilerim.

  2. Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. AKP iktidarını kavga çıkarmadan (iç veya dış) bırakmayacaktır. Bu gerçekleştiğinde şaşıranlara şaşırmak gerekir.

  3. Cemal Kaşıkçı’nın, boşanma belgeleri almak için önce Washington’daki Suudi Arabistan Büyükelçiliği’ne gittiği, buradan İstanbul’daki başkonsolosluğa yönlendirildiği ortaya çıkmıştı.
    O zamanın ABD Dışişleri Bakanlığı, Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı CIA’in Suudi Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesi emrini Suudi Veliaht Prensi Muhammed Bin Salman’ın verdiğine inandığı yönündeki haberlere karşın, cinayetin kimin işlediğine dair nihai bir sonuca varılmadığını açıklamıştı.

    Türkiyenin istihbaratı iyi çalışmasaydı, suikast Türkiyeye yıkılacaktı.
    Türkiyenin sayesinde suikast aydınlatıldı. Tüm dünyaya anlatılmıştı.
    Türkiyenin çabaları sonucunda suikastçılar göstermelik olsa bile yargılandı.
    Suudi Arabistana hangi ülke ambargo koydu. Hiç. Abd Suudilerle ilişkilerine aynen devam etti. Tarihinin en çok silah satışını bu olaydan sonra gerçekleştirmişti. Abd bu olayı kendi lehine çok iyi kullandı. Nerede Abd deki adalet.
    Muhalifler mal bulmuş mağrif gibi şimdi Türkiye ye sallayıp duruyor. Geçiniz. O zamanlar suikastı Türkiyenin işlediğini söyleyen densizler bile çıkmıştı.

  4. ×××××
    “👉Büyükelçilik binası dışındaki temsilcilikler -örneğin 👈
    👉başkonsolosluklar- istisna dışındadır 👈”

    Fehmi bey! Sizin şaşırdığınız konuya. Bende sizin şaşırmanıza şaşırmadığım kadar.
    Burdaki 6 senedır gelmiş geçmış bütün trollerinde patronlari kadar bilgili olduklarına şaşırmadım.
    Eh bir yazıyı anlamayan troller ile resmen TC DEVLETI SORUMLULUĞUNA AIT KONSOLOSLUKLARİN yabancı ülke toprakları olmadığını bilemiyecek kadar cahil olan bir millete şaşırmadım. Iran zaraf gibileri sayesinde en zengin 20 ülke sıralamasında 16.sıaya yükselirken bizde zarafın önüne yatanlar sayesinde 21 geriledik ve Türkiyeyi Batırdık.
    Alın size anlamayanlar ve anliyanlar arasındaki fark. Bir ülkede gazetecilik biterse o ülke bitmiş demektır. Güldürenler ve “güldürmeyenler” arasındakı farkTürkiye ve İran arasındaki fark gibi. Biri 10 verip 1000 alırken ülkesini büyütüyor 10 alip bin verenlerde hanedenları zengin edip ülkeyi bitiriyorlar. Tabii bu arada ABD li hekim savci ve avukatlarda iyi para kazaniyor.
    Ağlanacak hallerine gülenlere selam değil L… olsun.

  5. “Yargı her ülkenin egemenlik alanı içerisinde titizlikle koruduğu bir alandır. Her ülke, uluslararası hukukun kabul ettiği kurallar dışında, kendi sınırları içerisinde meydana gelen bütün hukuki sorunları kendi mahkemelerinde yargılar.”
    ÖZET: OTORİTEYE SAYGILI OLUNSUN!
    (BEN DE ÖYLE DİYORUM ZATEN:)
    PEKİ AYNI SAYGIYI KAVALALI VE BENZERLERİYLE İLGİLİ DAVALARDA NİYE SÖYLEYEMİYORSUNUZ?
    (ÇİFTE STANDARDI NERDE GÖRSEM TANIRIM:)
    LAFI GÜZAF…

    • Demokratik sistemlerde otoriteye saygı diye bir kavram yok. O otokrat ve diktatörlerin özelliği. Yine bir üniversite öğrencisi otoriteye saygılı olmadı diye (retweet etmiş) tutuklandı. Bu despot rejim elbette bitecek ve bütün hukuksuzlukların hesabı sorulacak, bizzat bağımsız yargı tarafından. O zaman biz de hukuka saygı duyacağız. O zamana kadar durmak yok. Hakaret de edeceğiz, küfür de (içimizden), bu otokrasi bitene kadar. Türkiye’de azıcık cesaretli önde gelen kişiler olsaydı, hepsi bu mesajı retweet ederdi. Hadi bakalım atın içeri bin kişiyi yiyorsa. Ama ne hukuk bıraktılar ne de o hukukun koruma altına aldığı özgür vatandaşlar. Her türlü zorbalığa biat eden bir halk kaldı ortada.

  6. “Gülme nöbetine hazır olun; sizlerin şaşırmadığı gelişmeler beni şaşırtıyor çünkü…”
    “Ambargolara muhatap İran ise 21. sıradan 14.’lüğe yükselmiş…”
    GEL DE GÜLME:))))
    DEMEK ONUN İÇİN İRANLILAR HABİRE TÜRKİYEDEN EV ALIYORLARMIŞ:))))
    KEŞKE BİZE DE BÖYLE AMBARGOLAR KONSAYDI:))))

    • Ambargo var zaten. O yüzden paramız pul olmuş, o yüzden fırsatını bulan terkediyor burayı da. İran despotun da ötesi bir dikta rejimi. Yağmurdan kaçan doluya sığınıyor işte. Ama hedef batı, özgürlük ve demokrasi. Kaçan oraya doğru kaçıyor. İnsanlar ölümüne, sularda boğulma riskine rağmen gidiyor batıya.

  7. EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ YEŞİL’İNDİR
    Yeşil derken yeşilci anlayış tabii ki anlaşılmasın.
    Yeşili gördüklerinde kırmızı görmüş boğa gibi saldırıyorlar .
    Türkiye’yi “zümrüt yeşili” yapacağız dediklerinde, bende buradan sormuştum:
    “–Söylediklerinin tam tersini yapma konusunda üzerine olmayanlar sizce ülkemizi neye çevirecek?
    A– Büyük Sahra çölüne
    B– Gobi çölüne
    C– Taklamakan çölüne
    D– Kalahari çölüne ”
    Bu ifademin üzerine geçen yıl 25.000 futbol sahası büyüklüğündeki orman alanı yandı. Binlerce dönüm zeytinlik alan sizlere ömür. Ne Kazdağı kaldı
    ne de Kızdağı.
    Kastettiğim yeşilin ne olmadığını sanıyorum anlatabildim.
    Dolar’ın rengi nedeniyle amiyane tabir olarak doları kastedenler “yeşil” ifadesini kullanıyor.
    Yeşil sadece dolar için değil dolara atfen genel olarak “para” yada “parasal güç” için de kullanıyor.
    Bir de, güya milli menfaatler için her türlü yasadışı işe bulaşmış “yeşil” kod adlı biri var.
    Bu yeşil, iktidar sahiplerinin koltukların “bekası” için her türlü yasadışılığı yapabileceği anlamına geliyor.
    Bu yönleriyle egemenlik, kayıtsız şartsız yeşilindir.
    Yeşilin değilse Yeliz’indir.

  8. .fehmi bey konsolosluklar elçilikler ait olduğu ülkenin toprağı hükmündedir.assenge örneğinde olduğu gibi.

    • Özel olarak gelen Katliyam timi DİPLOMAT ve elçilikte görevli değil! Isterseniz o bölümü tekrar okuyun.
      ×××××
      “Bizdeki olayda, cinayet yabancı ülkenin İstanbul’daki başkonsolosluğunda işlendi. Yani Türkiye Cumhuriyeti toprağı sayılan bir mekanda. Cinayeti işlemek üzere İstanbul’a gelmiş 15 kişilik infaz timinin üyeleri de ülkemize akredite diplomatlar
      ☝️
      değil.👈”

      Ne yönden bakılırsa bakılsın, İstanbul’da yabancı bir tim tarafından işlenmiş cinayeti yargılamak Türk mahkemelerinin” görevidir.

  9. Konuyu bilene sormak!
    Ben bir bilmeyen olarak🙂 bu konunun muhatabı TC kimliği taşıyormu? (Taşıması yada taşımaması farketmez!) Ordan başlardım.
    Hukuk insan yada konu emtea cisim var olmayan ayrımı yapmadan önüne gelene başka gözle bakar!
    Ve mutlaka altında imza olan bir belge karar rapor vardır! İşte bizim tartışacağimız bakacağımız delil olan bizim için budur! Çünkü biz Osmanlı b.. pardon torınlarıyız🤗
    Kararları siyasi görüyorsan: iyi işte hem hukukçu hemde siyasetçi yani iki kesim çıktı muhatap karşına.
    Hukuki görüyorsan: kitapta yazana bakıp atmıştır imzayı atan çırpınma boşuna.
    Uluslararası görüyorsan: neren doğruki ona bir bak önce derim sana.
    Demem o ki, biz yüzlerce yıllık ingizin hukuk birikimiyle daha elliyüz senelik avam bilgisini karıştırıyoruz ve şaşırıyoruz gibi geliyor bana🤗.

  10. Bir gün Kaşıkçı’nın hayatta olduğuna dair görüntüler ortaya çıksa şaşırır mısınız?

    • Cenazesini gören var mı?
      Yok!
      Yaşadığını akıllarına soktun şimdi tamda çin japonlardan robot insan benzeri merakları nüksetmişken…

  11. Ben televizyondaki programı izlemedim, bu nedenle yazıyı dikkatle okumaya çalıştım.
    Bana göre ; Nasrettin Hocanın fıkrasında olduğu gibi burada ,şaşıran da şaşırmayan da haklı !
    Şaşırmayanlar, siyasi iktidarın yanar döner dış politikasını dikkate almışlar , şaşırmamışlar ; Fehmi Bey ise konuya hukuki açıdan ,insan hakları açısından, ulusal egemenlik ve bağımsızlık açısından baktığı için bizler gibi haliyle şaşırmış ; Fehmi Beye gülenlerin ise belli ki bunlar pek umurunda değil, olabilir , nitekim siyasi iktidarın da hiç umurunda değil !
    Bu arada ben şahsen o katil sürüsünün ve konsolosluğun dokunulmazlığının olmadığını bilmiyordum, yeni öğrendim ; bu durma göre konu bizim için çok daha onur ve haysiyet kırıcı olmuş !
    Keçecizade Fuat Paşaya ,Rus Çarı ,
    – Paşam, artık şu Girit’i bize satsanız iyi olacak , ne diyorsunuz ? deyince Fuat Paşa da,
    – Hayhay majesteleri olur, verelim ! der.
    Rus Çarı bu cevaba oldukça şaşırır , hayretle tekrar sorar,
    – Peki, kaça vereceksiniz ?
    Fuat Paşa ,
    – Aldığımız fiyata !

  12. Fehmi bey kasikci da yasasaydi kendi kani nuzerinden Turkiyeye zarar gelmemesini isterdi. Fakat bu karari alanlar bilmelidir ki artik Turkiyeyi yada hukumeti savunacak cesur kalemler azalacaktir uzun vadede hem hukumetin hem, devletin zararina olmustur.

    • SAYIN VATANDAŞ
      kasikciyi koruyamiyorsan kasikci neden bizi korusun. devletler oncelikle vatandasi veya o topraklar uzerinde yasayan canlilari korumakla yukumludur. insanlar devletlere vergi vererek ve vatandasliga ait yukumlulukleri yerine getirme mecburiyeti vardir. cani verme yukumlulugu guvenlik guclerine ve savas aninda her vatandasa ait bir yukumluluktur.
      koruma yukumlulugu oncelikle devlete aittir.

  13. Fehmi bey kabalığımı bağışlayın ama tırnak içinde””””SİZ UYUMAYA DEVAM EDİN””sizin bahsettiğiniz eski Türkiye uuuuzun bir zamandır yeni Türkiye

  14. Başkonsolosluğun istisna olduğunu nerden çıkardınız?Orasıda Suudi Arabistan toprağı.

    • iyi günler.
      Fehmi Koru beyi neredeyse 40 senedir takip ederim.
      Bilerek yanlış bir beyanda bulunduğuna şahit olmadım.
      Bence yanılıyor olmalısınız.
      Konsolosluk binalarının da dokunulmazlığı vardır ancak büyükelçilik ile aynı seviyede değildir.

Comments are closed.