Hayat pahalılığı ve geçim derdinin sorumlusu yanlış yerlerde aranıyor…

42
Reklam

Hayat pahalılığı siyasi iktidarın geleceğini tehlikeye atacak kadar toplumun geniş kesimlerinin şikayetlerine sebep olunca, bu durumun Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ilgisini çekeceği belliydi.

Nitekim öyle de oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan pahalılıkla mücadele edileceğini açıkladı. 

Pahalılıkla mücadele, ama nasıl?

Daha önceleri bir seçime gidilirken bulunmuş uygulamayı hatırlayıp, geçen haftaki bir yazımda, çözüm olarak mevcutlara alternatif marketler açılması ihtimalinden söz etmiştim. O dönem, birkaç büyük kentte görev belediyelere verilmiş, onlar da önemli merkezlerde ürünlerin daha ucuza satılacağı çadır marketler oluşturmuşlardı. 

Birkaç hafta sürmüştü bu uygulama, çadırların önünde uzun kuyruklar oluşmuş, ürünlerin herkese yetmesi mümkün olmadığı için bireylerin alımına bir veya iki kilo sınırlaması getirilmişti.

Seçim sonucuna bakılırsa, bu uygulamanın iktidara getirdiğinden çok götürdüğü oldu.

Anlaşılan bu kez görev belediyelere düşmeyecek. [Zaten büyükşehir belediyelerinin en önemlileri son seçim sonrası muhalefetin eline geçti.] Cumhurbaşkanı Erdoğan bu defa görevi Tarım Kredi Kooperatifleri’ne vermiş görünüyor.

Tarım sektörünü krediyle destekleme amacıyla kurulmuş olan kurum, birkaç marketi bazı illerde deneme mahiyetinde hizmete sokmuş… Gerekli kaynak bulunursa marketlerin sayısı artırılacakmış…

Reklam

Bu bilgiyi sağlayan AK Parti’nin itibar ettiği gazetenin yazarı, sağolsun üşenmemiş, bu alternatif marketleri dolaşmış. 

Tespitini aynen aktarıyorum: 

“Geçen hafta boyunca üç adet Tarım Kredi Market gezdim. Konuştum, tüm ürünlerin fiyatlarını görüntüledim. Geçen yazımda da belirttiğim gibi ürün kalemlerindeki fiyatlarla Cumhurbaşkanı’nın sözünü ettiği 5 zincir marketteki fiyatlar arasında dramatik bir farklılık yok.”

Pahalılıkla mücadele görevi belediyelere verildiğinde zarar da göze alınarak fiyat ayarlaması yapılabiliyordu, ancak adı kooperatif olsa bile ödenekli bir devlet kurumu zararı üstlenebilecek güçte değil. 

Fiyatlarının başka marketlerdeki benzer ürünlerden farkı olmamasını ‘kalite farkı’ ile açıklıyorlarmış…

Yazarın bir gözlemi de şu: Bu marketlere ‘üst sosyo-ekonomik sınıflar’ ilgi gösteriyormuş… “Kooperatif Marketlere henüz orta alt gelir tabakası ilgi göstermiyor, çünkü fiyat farklılıkları cüzdanına uygun gelecek kadar düşük değil” diyor yazar.

Bu durumda ne olacak?

Ne olduğunu görüyoruz: Cumhurbaşkanı Erdoğan hayat pahalılığından ‘5 market zincirini’ suçladı ve onun ağzından bu suçlama çıkar çıkmaz devlet görevlileri marketlerde fiyat teftişi başlattı. Teftiş sonrasında bulgularını açıklamakla mı yetinecekler, yoksa iş fiyatlara müdahaleye kadar vardırılacak mı?

Reklam

Her iki ihtimalin de halkın temel ihtiyaç maddelerinde fiyat indirimini sağlayacağını sanmıyorum. Sayıları 5 olarak bildirildiğine ve her mahallede o 5 market zincirinin şubeleri yanında başkaları da bulunduğuna göre, rekabet şartlarının geçerli olduğu bir sektörden söz ediyoruz. Aralarında anlaşıp ortak fiyat belirlemiyorlarsa -ki bu yasalara göre suç teşkil eder- rekabet gereği fahiş fiyatla mal satmaları mümkün değildir.

Suçlanan marketlerden birinin patronu “Millet aptal değil, fahiş fiyat varsa asla satın almıyor” dedi zaten.

Konuya en tepeden başlayarak yetkililer yanlış yaklaşıyorlar.

Bugün Türkiye’de ‘piyasa ekonomisi’ uygulanıyor. Bunun anlamı, ürünlerin fiyatını herhangi bir müdahaleye uğramaksızın piyasanın belirlemesidir. Sistem, piyasaların kendi aklı olduğu, müşterinin o akla uygun hareket ettiği düşüncesine dayanıyor. 

‘Piyasa ekonomisi’ sonuçta paranın hükümranlığını getirdi. Paranın satın alamayacağı hiçbir şey yok. Yeter ki paran olsun ‘böbrek’ bile satın alabiliyorsun. Hamile kalamayan veya hamileliği kaldıramayacağını düşünen kadınlar para karşılığı bir başka kadının rahmini kiralayıp çocuk sahibi olabiliyor. Belli bir parayı getirene ülkeler vatandaşlık verebiliyor. O yolla kazandıkları paraları, ülkeler, başka ülkelerde yürüttükleri kendi savaşlarında asker olmayanları savaştırmak için kaynak olarak kullanabiliyorlar.

Konferansları gittiği her yerde stadyumları dolduracak kalabalıkları çeken bir Harvard profesörü var: Michael J. Sandel‘What Money Can’t Buy’ (Para Ne Satın Alamaz) adını taşıyan eserinde (2012), Prof. Sandel, paranın satın alabileceği -ama alamaması gereken- kendi ülkesi ABD’den pek çok örnek veriyor. 

Örnekler şunlar: Irak ve Afganistan’daki şirket mensubu silahlı grupların Amerikan askerlerinin sayısından fazla olduğu… Özel şirketler adına Somali ve Afganistan’da savaşanların bazılarına ayda 250 dolar, özel yeteneklere sahip olanlara ise günde 1000 dolar ödendiği… Ancak süper öğrencilerin girebildiği üniversitelerin paralı ailelerin çocuklarını büyük bağışlar beklentisiyle kabul ettikleri..

Paranın her şeyi hallettiği anlayışın iki sonucu olduğunu yazıyor Sandel: Eşitliği ortadan kaldırıyor… Yolsuzluğa kapı aralıyor…

Türkiye’nin bugün karşı karşıya olduğu sorunun temelinde ‘piyasa ekonomisi’ sisteminin yanlış kullanımı yatıyor.

Sistemin yanlış kullanımı da yanlış kararların sonucu.

Bir dizi yanlış kararla paranızın alım gücü azalıyor ve dar gelirliler-yoksul insanlar geçim derdine düşüyorlar. Bir süre sonra ekonomik kriz çıkabiliyor. Ülke 70 cente muhtaç hale gelebiliyor.

Refahı geniş kitlelere yayacak bir zihniyet değişimi yaşanmadan hayat pahalılığının önüne geçmek mümkün değil.

AK Parti’yi 2001 ekonomik krizi şartlarında kuranlar daha önce yer aldıkları partinin kullandığı ‘Adil Düzen’ sloganının içini dolduracakları düşüncesini de savunuyorlardı. “Biri yer biri bakar” olmayacak, millete ait kaynaklar az sayıda insanın kullanımına tahsis edilmeyecekti.

Liradan altı sıfır o güvenceyle 2005 yılında kaldırılabildi.

O değişimi sağlayan, şimdinin muhalif parti lideri, “Yeniden altı sıfırlı lira ufukta görünüyor” açıklamasını yaptı dün.

Altı sıfırlı lirayla ekonomik kriz yaşanmıştı.  

Marketleri suçlayarak hayat pahalılığının gözlerden saklanacağı sanılıyorsa bu yalancı bir hayal.

[Seçim yaklaşırken muhalefetten eşitlikçi ve adaletli bir ekonomik sistem talebinin daha fazla işitilmesi gerekmez mi?]

ΩΩΩΩ

Reklam

42 YORUMLAR

  1. Akşener, Chp nin Halk tvsinde seçmenlerine seslenmiş.

    “Ben cumhurbaşkanı adayı değilim. Ben başbakan adayıyım.”

    Birileri hanımefendiye hatırlatsın seçim sistemini.
    “Ben başbakan olacağım başbakan olacağım” da kalmış.
    23 Nisan a kaç gün kaldı şurada. Sabret be ablam.

  2. Üretici bir şey kazanmıyor ülkede. Aracılar, yolsuzlar ve mafya kazanıyor hep. Hal mafyası var, market mafyası var, var da var. Gerçek bir rekabetin de önü hiçbir zaman açılmıyor. Herşey yiyicilere ve mafyaya çalışıyor. Siyaset ve hukuk da bunun hem oyuncusu ve hem aracısı. Peker’in videolarından da anlıyorsunuz ki, bunlar samimi itiraflar ve mutlaka itirafçı yapılmalı kendisi, Türkiye’de siyaset, hukuk, mafya iç içe ve çok yakın çalışıyorlar. Vatandaşın hakkını hukukunu koruyacak bir tane kurum yok. İnsanlar yıllarca mahkemelerde süründürülüyor. Süreci tamamlayıp AYM’ye gidiyor vatandaş, AYM insanların hakkını teslim ediyor, yerel mahkemeler kararları tanımıyor. AİHM karar veriyor. Yine yerel mahkemeler ve Yargıtay tanımıyor kararları. AYM her ay İspanyanın vs bütün yılda aldığı başvuranlardan daha fazlasını alıyormuş. Türkiye AİHM’de en fazla cezaya çarptırılan, sürekli uyarılan bir ülke. Ülkemiz adına, hepimiz adına utanç verici bir durum.

    Herşeyin başı hukuk. Bu mafya düzeninin belini kıracak gerçek bir demokrasiye ihtiyacı var ülkenin. Akp bu düzenin piyonlarından bir tanesi ama tek oyuncu değil. Kurdukları pis koalisyon ülkenin kaynaklarını sömürüyor, borç üstüne borç yapıyorlar, bu borçları Londra mahkemelerine bağlıyorlar ve utanmadan söke söke alacağız diye de halkı tehdit ediyorlar.

    Öyle değil Talibancı takımı! Hepinizi ilk seçimde milletimiz sandığa gömecek.

  3. Kooperatif marketleri 4 yıldır var.Amaçları fiyat düşürmek değil.üreticinin daha yüksek fiyatlarla satış yapmasını temin etmek.

  4. Erdoğan 5 büyük market zincirine denetim müfettişlerini göndererek inceleme başlatmış. Hangi marketler olduğunu ve sahiplerinin kimler olduğunu a haberden öğrenebiliyoruz. Google’a en büyük zincir marketler yazdığınızda da a haberin aynı haberi ilk başta çıkıyor.

    https://www.ahaber.com.tr/ekonomi/2021/09/24/bim-a101-sok-migros-carrefour-sahibi-kimdir-5-zincir-market-sahipleri-kimlerdir

    Ucuzluk marketleri olarak bilinen bu marketler oligopol piyasa oluşturmakla itham ediliyorlar ama bu serbest piyasa koşullarında suç değil, aksine serbest piyasanın gereği gibi işliyorlar. Maksimum üretim minimum maliyet makul fiyatlandırma ile rekabet koşullarını da minimuma indiriyorlar. 12000’e ulaşan mağaza sayısıyla A101 şube sayısı bakımından lider konumunda. Onu 10.000’e yakın mağaza sayısıyla BİM takip ediyor.

    Adı üstünde ucuzluk marketlerini neyle suçlayacaklar? Hiç bir şeyle suçlayamazlar.

    Peki gıda piyasasının dengesini bozan üretimi doğrudan etkileyen ithalatçı firmalar kimin? Onlara ithalat izinlerini verenler kim? Başka ülkelerin hastalıklı oldukları için sevkiyatına engel olmalarını yüksek rüşvetlerle aşıp hastalıklı et ve canlı hayvanları iç piyasaya sürenler kim? Et üretimine canlı hayvan besiciliğiyle katkı sağlayan vatandaşın elindeki bütün hayvanlarını alıp da parasını vermedikleri için işini yapamaz hale getirip YouTube’da ağlatanlar kim?

    Milletin bunları unuttuğunu mu sanıyorlar acaba?

  5. Hiç şüphe yok ki Türkiye bolluklar ülkesi ve insanlar birçok hatta sayısızca çeşitli ürün tüketiyorlar. İnşaattan otomobile, giyimden yiyeceğe, ev tekstilinden mobilyaya; evlerde/iş yerlerindeki konfordan yaz/kış iklimlendirilmesine; iletişimden ulaşımına ve bunlarda kullanılan araç gerece kadar bir çok şeyde çalıştığının, ürettiğinin fevkinde tüketim yapıyor ülkemiz insanı. Ülkemize mülteci olarak sığınanlar da cabası.

    Bu öyle bir anda/dönemde gerçekleşmedi… 1980 ve Özallı yıllar öncesinde ülkemizde kapalı ekonomik sistem uygulanıyordu ve 24 Ocak kararlarıyla beraber 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra yeniden demokratik düzene geçilip, merhum Özal’ın iktidarları döneminde serbest piyasa ekonomi uygulamaları başlayınca, eskisine nazaran her türlü emtiada daha bolluk yaşandı ve çeşitli alanlarda üretim artışları gerçekleşti; bir de yepyeni, çeşitli vergilerle tanışmış oldu ülkemiz.

    Hiç unutmam; komşuda sabah kahvaltısında annenin çocuklarına paylaştırdığı ve yeni yeni evlerimize girmeye başlayan zeytin sayısı kişi başına ya 2 ya da 3 adetti ve sofrasına katıldığım çocuklarla beraber ben, bir adet zeytini birden fazla lokmada hem de çekirdeğini ekmeğe sürerek, yanında sadece çayla beraber tüketirdik. Yanılmıyorsam o zamanda bizim evimiz henüz zeytin görmemişti; görmüş idiyse de ilk zamanlarıydı.

    (Varoşları hariç) Büyük kent merkezlerini çıkarırsak bu tablo hemen hemen her hane de böyleydi; kahvaltıda sadece -tandır- ekmek ile peynir bulunurdu çoğu zaman. Yağ, reçel, zeytin belki de bayramlık sofraların katığı idi…

    Vaktaki bu ekonomik düzen değişen hükümetlerle beraber inişli çıkışlı seyretti, eskiye göre refah ve gelir düzeyi arttı.. Şimdilerde her hanede daha mükellef kahvaltı sofraları var ve o mönüden tek bir şey eksik kalırsa kahvaltının tadı kaçıyor. Yemek öğünlerimiz de böyle…

    Ha keza giyim, kuşam, evlerimiz, ev eşyalarımız; binek/yük hayvanlarımızın yerini daha yoğun motorlu taşıtlar almakla beraber ruh dünyamızda da evrime uğradık sanki…

    Üretim tüketim arttıkça, iletişim ulaşım yaygınlaşıp refah seviyesi yükseldikçe ruh ve iç dünyamız da bir değişti, pir değişti: Duygular zayıfladı, edebiyat, sanat hayatımızdan çıktı; merhamet paylaşım, iyi komşuluk ilişkileri, iyi insan olma gayesinin yerini “ben merkezli” bir yaşam aldı…

    Hoş, Y,Z kuşakları bunları bilmezler, sadece dinlemiş olabilirler lakin ne olduğunu da kavrayamazlar. Bununla ben, eski zamanları yeniden yaşayalım, yeni kuşaklara gelecek olarak bunu öneriyorum düşünülmez herhalde. Ama şimdi yokluğunu çektiğimiz ve canımızı sıkan şey alışmış/alıştırılmış olduğumuz hayat standardının altına düşmektir.

    Otomobilinin modelini/markasını yükseltemiyorsam, cep telefonumu yenileyemiyorsam, canımın istediği gibi yiyip içemiyor, gezemiyorsam, ev eşyalarımı yenileyemiyorsam mevcut standardın altına düşmüş oluyorum ve feryadı bastırıyorum: Açım, açıktayım diye. Değil; bu standartlarda ihtiyaçlarını görmeye bütçesi yetmeyen ve okul masraflarını karşılayamayan ailelerin feryadı asl olandır ve bu feryat göklere yükseliyor(!) (Yüksek geliri olan ve lüks içinde yaşayanların tuzu kuru!).

    Ülkeler arasında da o zamanlarda olduğu gibi şimdide farklılıklar mevcut. Kimi ülkeler daha zengin ve refah düzeyi yüksekken, kıtalar arası olsun sınır komşusu olsun, bir ülke yek diğerine göre daha zengin ve halkına refah sunarken, diğerleri, gerek geri kalmışlığından olsun gerekse savaş ve sömürülerle kaynakları el değiştirmiş olsun, fakirlik girdabında boğuluyorlar neredeyse.

    Dünya kaynakları adil dağıtılamıyor/paylaşılmıyor. Bazı ülkelerin mali/doğal kaynakları savaş veya sömürü yoluyla askeri/siyasi güçlü ülkelere transfer edilirken, bazılarının ise emek/iş gücü kazanımı sermaye/para yoluyla transfer ediliyor. İkincisine örnek, gelişmekte olan ülkeler kategorisine dahil edilen ve uluslararası para politikalarıyla/oyunlarıyla yabancı sermayeye “bayii” kılınanlardan! belki de ilki ülkemizdir.

    Kur politikaları, faiz oranları ve vadesi gelip de ödemesi yapılandırma adı altında temerrüde düşen borç artışlarının veya geri ödemelerinin maliyeti, başta işletmesi devletin elinde olan emtiaya -elektrik, doğalgaz, akaryakıt, vergiler v.b’ne- zam yapılarak karşılanmaya çalışılıyor ki, bu bütün piyasada mal ve eşyaya zam olarak yansıyor. Gelirleri kısıtlı ve sınırlı olan dar gelirli vatandaşın alım gücü büyük oranlarda düşüyor…

    Burada sınıra yaklaşıldığında ise -ki, o sınıra yaklaşılmıştır, belki de sınır aşılmıştır da palyatif/psikolojik tedbirlerle bu gölgeleniyor- uluslararası piyasalardan daha yüksek faizle borçlanma yoluna gidilmeye, borçlanma garantisi olarak devlet varlıklarını teminat gösterme yoluna gidilmiş (Varlık Fonu). Ya da kokusu çıktı çıkacak, İMF kapısına dayanma veya dolaylı yollardan uluslararası sermayenin akışı için İMF’nin onayını almaya çalışmak; yurtiçi değerli varlıkları, toprak satışı yoluna gitmek, sonunda kapitülasyonları aratmayacak bedeller ödemek söz konusu olacaktır/olmuştur.

    İktidar henüz görevde ve hükümet etme gücünün doruğunda iken ve gelecek on yılları da ülkemizi yönetmeye adayken gerçekçi politikalara dönmelidir. Bunu şimdi değil de ne zaman yapacak? İleri ki bir seçimde hükümet etme iktidarını elde etmiş olsa bile bugünkünden güçlü olmayacaktır.

    Muhalefete gelince; iktidarın eriyen gücüne ve oy oranına rağmen politik güç temerküz edemiyorsa ben nerede yanlış yapıyorum diye kendisini sorgulamalıdır.

    Tablo, ne iktidarın ve ne de muhalefetin gerçeklere uyanmadığını, uyanık ise de pozisyon alamadığını salık veriyor. Buna engel nedir; iktidarın günahları mı.. muhalefetin “ergin” olmadığı mıdır?

    Günah deyince Cumhuriyet Gazetesinden Mine Kırkkanat’ın “Kılıçdaroğlu hakkında çok can alıcı, yakıcı bir dosya var” demesi aklıma düştü.

    Birileri, Türkiye demokrasisini günahkarlara mahkumiyetinden kurtarmaya mı çalışıyorlar ne? Böyleyse ilk taşı hiç günah işlemeyen ya da günahı en az olan biri atsın!

    • İlk taş benden olsun bari sayın günay:
      “Ya da kokusu çıktı çıkacak, İMF kapısına dayanma veya dolaylı yollardan uluslararası sermayenin akışı için İMF’nin onayını almaya çalışmak; yurtiçi değerli varlıkları, toprak satışı yoluna gitmek, sonunda kapitülasyonları aratmayacak bedeller ödemek söz konusu olacaktır/olmuştur.”
      Türkiye tarihinde ilk kez imf nin kıçına tekmeyi basmış bir hükümete yönelik şu yazdıklarınızın en küçük bir kanıtı varsa lütfen bizimle paylaşır mısınız? Yoksa……

      • Suriye’nin Yen’i vilayetimiz olduğunu sanan hayrettin! Sen önce, önceki gün istifa eden generalin neden istifa ettiğini öğren de gel, hadi bakem!:)))

        • Baran Askeriyeden sana cevap var.

          “Sayılar ve isimler vererek olumsuz algı oluşturmaya çalışmak; iyi niyetle açıklanması mümkün olmayan, hem emeklilik talebinde bulunan personelimizin kişilik haklarına saygısızlık hem de TSK’nı yıpratmaya yönelik algı oluşturma çabaları olarak değerlendirilmektedir.

          Asılsız haberlerle hakları ihlal edilen personelimizin gerçeği yansıtmayan haber veya yorumlara karşı her türlü hukuki yola başvurma hakkı saklıdır.”

          Baran varsa bir bildiğin açıkla. Üfürneyelim.
          Fuat Avniden mi bilgi aldın. Gerçi onlar içerde ama.
          Yoksa yoksa yeni Fuat Avniler mi türedi.

          • Google’a “5 general istifa etti” yazdığında istifa haberlerine sayfalarında yer veren bütün medya organlarını görebiliyorum ve iki siteden okuyup öğrenebiliyorum. Bınu öğrenmek için kimsenin Fuat Avni gibilerine ihtiyacı yok.

            Her vatan sever vatandaş binlerce rütbeli subayın tutuklanıp ya da emekli edildikten sonra rütbeli personel sıkıntısına düşen TSK’nın subay ihtiyacını gidermek için başka ülkelerden (mesela Katar’dan) pilot ithal edlp çaiıştırdığı halde geride kalan az sayıda tecrübeli generallerden 5 generalin neden istifa ettiğini her vatanını seven merak eder etmelidir. Vatanseverlik bunu gerektirir.

          • Madem internetten görebiliyorsun. Soru sorma biçimini düzelt o zaman Baran.

            “Hade bakem öğrende gel” dersen verdiğin imaj şu “ben biliyorum sen bilmediğin konuda konuşma”
            O zaman adama sorarlar. “Ne biliyorsan açıkla.”
            Üfürmeyelim

  6. Erdoğan 12.03.2003 tarihinde Başbakan olduğunda bir Dolar 1.609.770,00 Eski TL‘ idi.

    Eski TL’den altı sıfır silindiği gün (01.01.2005) bir Dolar 1,33630 TL’ idi.

    Bugün (26.eylül 2021) bir Dolar 8,8786 TL.

    Dünyanın her ülkesinde böyle bir durumdan ülkeyi yöneten insan sorumludur.

    Bu durumdan başka bir parti ve başka bir başbakan/Cumhurbaşkanı sorumlu, Erdoğan’da muhalefette olsaydı, şimdi Erdoğan Türkiye’de kıyameti koparıyordu.

  7. dolar 8,86 tl.
    kim yükseltiyor doları?
    tabi ki döviz büroları…
    akp oyları % 30 un altında.
    kim düşürüyor bu oyları?
    tabi ki anket şirketleri…
    enflasyon artıyor.
    kim arttırıyor bu enflasyonu?
    tabi ki zincir marketler…
    bize düşman lazım, yel değirmenleri bile olsa fark etmez, iş artık kimi bulursak raddesine gelmiş görünüyor.
    zincir marketler kurumsal yerlerdir, satın alma prosedürleri, satış politikaları bellidir. yüksek miktarda alım yaptığı için iskonto oranları da ona göredir ve bunu tüketiciye yansıtırlar. zincir marketler bu nedenle esnaftan daha ucuz satarlar ve yaşamak için ucuz olmak zorundadırlar.
    öyleyse neden marketler hedefe konuyor?
    bankalar ya da hastaneleri enflasyondan bunlar sorumlu diye hedefe koymak daha saçma da ondan.
    her şeyin sorumluluğunu almak izzeti de göstermeyi tercih etmediklerine göre üfürükten de olsa bir suçlu bulmak gerekiyor, kısa çöpü marketler çekmek zorunda kaldı bu durumda.
    birileri çıkıp halkın aklıyla alay etmeyin diyormuş,
    ama neden?
    neden etmesinler?
    ülkenin haline bakıp hala savunacağım diye uğraşan bi dolu insan var, bunlar oldukça neden alay etmesinler, etsinler bence.
    nedensiz, amaçsız bir gece yarısı yerinde yıllarca kalması beklenen kadrolar bir kaç ayda yerlerinden alınıp, döviz piyasaları allak bullak edildi, halka dövizini bozdur dendi ama beşi bir yerde- gerçi şimdi yedisi mi dokuzu mu bir yerde bilemiyorum – müteahhitlerle 20-25 yıl döviz üzerinden anlaşmalar yapıldı, herkese tasarruf yapın, fedakarlık edin derken bunlardan bırak tasarruf, fedakarlık vergi indirimine gidildi, neredeyse bütün ihaleler kapalı davet usulü yapılıyor, merkez bankasında beş kuruş kalmamış para felaketlere harcandı denildi, bu para felaketlere harcanabilirmiş gibi, kamu teşekkülleri satıldı, ortada beş kuruş yok, kamuda israf astronomik rakamlara dayanmış ama emekliye, asgari ücretliye enflasyonun çok altında zam yapılıyor,
    şimdi marketler enflasyondan sorumlu deyince milleti aptal yerine mi koymuş olunuyor yani,
    bence bir sakıncası yok.
    bilakis.

    • Hasan beyin yorumunda
      “(Yüksek geliri olan ve lüks içinde yaşayanların tuzu kuru!).”
      ifadesiyle kasdetettiği “tuzu kuru!”lardan birisi de gençlik iksiri bağımlısı, kafası karışık kendisi mi acaba:
      “şimdi marketler enflasyondan sorumlu deyince milleti aptal yerine mi koymuş olunuyor yani,
      bence bir sakıncası yok.
      bilakis.”

  8. “Seçim yaklaşırken muhalefetten eşitlikçi ve adaletli bir ekonomik sistem talebinin daha fazla işitilmesi gerekmez mi?”

    Bence gerekmez!

    Daha önce Üstad Fehmi Koru’nun olanı değil de olması gerekeni yazmasını sevdiğimi yazmıştım. Sonra o düşüncem hafif değişime uğradı. Şimdi bana o kadar da sevimli gelmiyor.

    Her insanı harekete geçiren temel motivasyon ihtiyaçlarıdır. Ve insanın gücü sınırlı olduğundan ihtiyaçlarını karşılamaya yetecek kadar güç kullanır.

    19 yıllık akp iktidarında neyi öğrendik?

    Devletin gücünü elinde tutanların devletin kendilerine sağladığı imkanları kullanarak kendini iktidardan edebilecek tüm unsurları, siyasi rakiplerini hata yapmalarına zorlayarak etkisiz hale getirip iktidarını devam ettirdiğini gördük. Yani iktidar gayrı ahlaki bir yöntemle sadece kendi partisine liderliğini yapmadı aynı zamanda tüm siyasi partilerin de liderliğini yapmış oldu. Örneğin milli menfaatlerimizi yerle bir eden MGK kararlarına itiraz edebilen bir parti çıkabilemediyse iktidarın bu ahlaksız yöntemleri yüzündendir.

    Millet olayların iç yüzümün ne olduğunu tam öğrenemedi ama muhalefet partileri çoğunlukla biliyor. Muhalefet iktidarın bu yönteminin artık doygunluk noktasına ulaştığını ve bu yöntemlerle artık iktidarını uzatamıyacağını gördü. Bu görüsü fazladan bir çabaya girmeden ihtiyacı olan iktidarı elde edebileceği hayalini kurdurmaya yetti. Başka bir çaba içine girmesine gerek var mı?

    Güç de iktisadı olan bir şeydir.

    Demekle neymiş, olanı olduğu gibi millete aktarmak gerekiyormuş.

    • Baran arkadaş;
      “Demekle neymiş, olanı olduğu gibi millete aktarmak gerekiyormuş.”
      ifadenizden anlaşılan:
      medyamız muhalefetin ne mal olduğunu millete “olduğu gibi” aktarmadığı için halkımız da muhalefete boşu boşuna umut bağlıyor; doğru anlamış mıyım???

  9. “ddm
    25 Eylül 2021 At 12:18
    yaşlı, yorgun, ağır sağlık sorunları olan, orda burada uyuklayıp kalan yöneticilerle
    nereye kadar?”
    Didem hanımın ölçütlerine bakılacak olursa lider değil kırkpınar meydanına başpehlivan arıyor:) Yahu bu şartlara en yakın yeni cb adayımız dersimli kemal ama o da mevcut devletbaşkanımızdan 7 yaş büyük, iyi mi?
    Bir de yorumlarınızda sürekli “ülkeye giren genç afgan mülteciler”den yakınıp duruyorsunuz; öncelikle yabancı düşmanlığı ve nefret söylemi ayıptır, günahtır!
    Devlet başkanı seçerken; adaylar bir domuz kadar sağlıklı olmalı, illaki genç olsun, taşın suyunu sıksın diyorsunuz ama mültecilerin genci bize gelmesin, eli iş tutanlar almanyaya gitsin, türkiye sadece yaşlı ve hasta olanları alsın diye tutturuyorsunuz, ne iş???
    Arkadaş, bi dediğiniz de öbürünü tutsun yahu!

    • bıktık, usandık yaveleri,
      uydurma yorum ilaveleri,
      imla yanlışı taramaları,
      ırkçı söylem suçlamaları,
      yazdıklarımla başa çıkamayınca
      yazmadıklarımla mı işi idare etmeye çalışıyorsun?
      eskiden olsa yine biraz mantık,
      biraz entellektüellik,
      biraz esprin vardı,
      şimdiler de sen de
      fena halde
      dökülüyorsun…(●’◡’●)

      • “ddm
        25 Eylül 2021 At 12:18
        yaşlı, yorgun, ağır sağlık sorunları olan, orda burada uyuklayıp kalan yöneticilerle
        nereye kadar?”
        Didem hanım tarihte aksak timurdan(timur-lenk/çolak timur) tutun da, tedy roozwelte, inönüye kadar gayet başarılı birçok engelli(yani sakat, felçli, sağır…) devlet adamı/yöneticiler, bilimadamları görülmüştür!
        Nedir bu sağlık fetişizmi, engelli insanları toplumun dışına itekleme gayreti?
        Yabancı düşmanlığı ve nefret söylemiyle yetinmeyip zaten dezavantajlı durumdaki insanları da dışlayıp illaki apollon, herkül ya da afrodit gibi bir lider isteriz diye tutturmanın anlamı nedir?
        Yani şimdi tek bacağıyla eski chp milletvekili şafak pavey gelip cb adayı olsa onunla dalga mı geçelim?
        Size kalsa kendisi mebus bile olamazdı:)
        Halbuki kendisi aday olsa tıpış tıpış oy da verirsiniz ama niyeyse bir fiziksel mükemmeliyetçilik takıntısı almış başını gidiyor sizde, yazık tabii…
        }>>>~>{¶

        • engelli(yani sakat, felçli, sağır…) devlet adamı/yöneticiler, bilimadamları…
          sağlık fetişizmi…
          engelli insanları toplumun dışına itekleme gayreti…
          Yabancı düşmanlığı ve nefret söylemi…
          dezavantajlı durumdaki insanları da dışlama…

          biraz daha lirik ifadeler çıkartacak olursan millet elinde mendil ağlayacak bana sorarsan.
          bunlar benim ne söylediğim değil, senin ne anladıkların…
          hatta ne kurguladıkların…
          belli ki sinirlerin bozulmuş,
          belli ki yaşlı ve yorgun olan, sağlık problemleri yaşayan sadece onlar değil,
          belki senin de görevini daha genç, daha zeki, daha bilgili, daha entellektüel, daha esprili birilerine bırakma vaktin gelmiştir.
          belki de fazla yıprandın buralarda,
          belki sandığından fazla…(⊙_◎)

          • Didem hanım deniz baykal bir video kasetiyle safdışı bırakıldığı zaman ileri yaşlarındaydı ama gayet sağlıklı ve performans sahibi olduğunu n.ılıcak bizzat gözlemleyerek yazmıştı o zamanlar ama neyse…
            Yerine gelen dersimlinin hali ortada zaten!
            Sizin tabirle “nihai sonuçta”
            yaşı, boyu posu değil kişilerin siyasi becerisi/yöneticilik kabiliyetleri esas alınmalıdır, kaşına gözüne değil performansına bakılmalıdır, hadi bayan bir lider olsa belki…
            }8==>~>{¶

          • timurlenkten deniz baykala¯\_(ツ)_/¯

            akp nin 2023 kişi başı milli gelir hedefi 25,000 dolar
            şu an ancak 7- 8,000 dolarda.
            nihayi sonuçta
            siyasi beceri ve yöneticilik kabiliyetlerinin acilen değişmesi gerekir.

  10. Turpun büyüğü heybedeymiş meğer. 

    Kılıçtaroğlu büyük turpu ağzından çıkarıverdi.

    Kılıçtaroğlu “Kürt sorunu”nu çözeceğini söylüyor. Hem de ne olduğu bilinmeyen vaatlerle.

    Kılıçdaroğlu , “Meşru muhatap HDP’dir, İmralı değil…”

    Sezai Temelli , “Asıl irade İmralı’dır.”

    Mithat Sancar,    “Yani, meseleye bütünlüklü bakmak lazım, İmralı da bir aktör.”

    HDP Eşbaşkanı Pervin Buldan geçen hafta;
    “Kürt sorununun çözümünde Sayın Öcalan’ın muhatap alınması elzemdir.”

    Hdp nin mecliste Türkiye nin 25 eyalete bölünme isteğinin açılımı nedir. Sistemin demokratikleşmesi, halkın rahat nefes alması falan değil. Dertleri, kendilerinin hâkim olacağı adı “demokratik” ama gerçekte despotik “özerk” iktidar alanları oluşturmak.

    Kılıçtaroğlu soldaki heybesinden sonra sağdaki heybesinden turpları çıkararak geçen hafta  Fetöcülere seslenmişti ” Hepinizi işinize geri döndüreceğiz”.
    Firari Fetöcüler sosyal medyasında bir haftadaır bayram havası var. Örgüte moral oldular. Dağılan örgüt bir haftadır, “Millet İttifakı ile kurtulacağız” propagandası yapıyorlar. Onlara göre göre şu anda kendilerinin iktidara gelmesi kesin.
     
    Muhalefet açısından,  darbe olmadan iktidara gelebilmek için bütün ittifaklar kurulmuş durumda.
    Amerika Erdoğanı istemiyor, Avrupa’daki büyük devletler istemiyor, İsrail zaten istemiyor, Pkk- Pyd istemiyor, Fetö istemiyor.Sedat Peker i Erdoğan sonrası Soylu gelebilir düşüncesiyle hazırdan ateş ettiriliyor. Dışarıdaki ittifak tamam.  içerde Chp, Hdp,Akşener, Karamollaoğlu, Davutoğlu, Babacan, Gül birleşmiş durumda. Fondaş medya her an hazır ve nazır sürekli ateşte. Fehmi bey e benzer gibileri yazıları ile yan destek, dolar yükselmiş, ekonomik durum ortada.  Kısacası herşey Millet ittifakı için hazır.  
      Sanki tek bir şey hazır değil. Milletin feraseti.

  11. Sayın yazar [Seçim yaklaşırken muhalefetten eşitlikçi ve adaletli bir ekonomik sistem talebinin daha fazla işitilmesi gerekmez mi?] diye sormuş ama nafile?
    Erken seçim istermiş gibi kannışlanan muhalefetimize adayınız kim diyoruz;
    acele etmeyin, daha zaman var diyorlar!
    Şimdi bir de “ekonomik sistem” öneriniz filan var mı desek;
    allah bilir ne zamana açıklanır yani…

  12. RESMÎ RAKAM BİLE
    TÜİK’in en son yıllık ortalama;
    Tüketici Fiyat Enflasyonu(TÜFE):%15,15,
    Üretici Fiyat Enflasyonu (ÜFE):%44,92.
    Yani devlet malettiğin fiyatın çak daha altında sat, yani zarar et, yani iflas et diyor.
    Sosyal bir kurumda görevli birisi(İstanbul il müdür yardımcısı) “geçinemiyorum” diyen bir vatandaşımıza sosyal medyadan ne demişti?
    Hatırlayan var mı?
    Ben hatırlamıyorum ama yazamıyorum.

  13. ””” İkinci Dünya Savaşı sonrasında
    “çok partili demokrasi”ye adım atan
    Türkiye’ye bakarsak ne görüyoruz?
    Siyasette uzlaşma değil kavga vardır.
    Partiler arasında düşmanlık kültürü ağır basar.
    Askeri darbeler karşısında
    demokrasi ittifakları hiç olmamıştır.
    Ara sıra sahneye çıkan sözde koalisyon hükümetleri,
    temel sorunları çözüm için değil,
    koalisyon ortağına kazık atarak,
    nasıl en kısa zamanda seçime giderim
    kurnazlığı üzerine kurulmuştur.
    Hatırlayın, 1950’leri, 1960’ları, 1970’leri,
    1980’leri, 1990’ları…
    DP-CHP kavgaları…
    AP-CHP kavgaları…
    Onar yıl arayla gelen askeri darbeler…
    Bayar-İnönü kavgaları…
    Demirel-Ecevit kavgaları…
    Özal-Demirel kavgaları…
    O saç saça, baş başa Yılmaz-Çiller kavgaları…
    Uzlaşmadan nasipsiz, düşmanlık kültürüyle
    beslenmiş tüm bu kavgalar
    Türkiye’nin temel sorunlarını çözmedi,
    sorunlarını biriktirdi, büyüttü
    ve ülkeyi her geçen yıl demokrasiden,
    hukuktan uzaklaştırdı.””
    ESKİ SİSTEME DÖNSEK NE OLACAK
    İŞTE HASAN CEMAL YAZMIŞ

    • Mevcut Talibancı, ittihatçı, Kemalist koalisyon da bunu istiyor zaten. Tam diktatörlük. Koalisyona ülkeyi tam teslim edenler şimdi koalisyondan şikayet ediyorlar. Nihai hedefleri diktatörlük elbette biliyoruz. Ama o iş öyle değil. Bu diktatörlük heveslisi koalisyon gidecek ve demokrasi tekrar kazanacak.

      Bakın Almanya hep koalisyonlarla yönetiliyor ve çok başarılı. Bizim ne eksiğimiz var.

  14. Fahiş fiyat uygulayan marketler.
    BİM
    A101
    Şok
    Migros
    CarrefourSA
    Akıl var mantık var bir market 10 liralık bir ürünü 20 liraya satarsa hiçbir müşteri bu fiyata almaz diğer ucuz satan yerlerden alır yani piyasa kendi kendini düzeltir.

  15. Fahiş fiyat yok Fahiş vergi var. devlet bir malda birkaç ürünü çıkınca yüzde 18 vergi alıyor. İthal ürünlerde Özel tüketim vergisini ekleyince bu oran çok yükseliyor.

  16. ZAVİYE
    Başlığın anlamı malumunuz açı demek.
    Baktığınız açıya göre daha doğrusu yere göre gördüğünüz değişir.
    Özellikle meyve toplarken, meyveyi görürsün, koparmaya gidince göremezsin. Yaprağın altında kalmıştır. Koparmaya gittiğin açıya göre yaprak engel olup görmeni engellemiştir. En son bu durumu incir toplarken yaşadım
    Yeni nesil hatırlamaz, iktidara geldiklerinde(derinlerin olmayan 2 milyon oy desteği ile) kendi milletvekillerine lojmanda kalmayı yasaklamıştı.Milletvekili lojmanları Oran’da idi.
    Açıklanan amaç, milletvekilleri halk ile iç-içe olsun, halkın sorunlarını bizzat yaşasın ki, sorunları doğru teşhis edip doğru çözümler üretebilsinler.
    Gerçek amaçlarının riyakarlık yanında, müteahhitlerle daha rahat ihale pazarlığı yapabilmek olduğunu çok sonra öğrenecektik.
    Neyse konumuza dönersek, sorunlara bakış açınıza göre teşhisiniz ve çözüm önerileriniz değişir.
    Tarlaya çizmeyi anladık ta, “galoş” ile girmek nedir Allah aşkına?
    Değil değil başka gezegenden, değil başka yıldızdan, değil başka galaksiden, başka evrenden ülkemize baksan bile “kepek ek” diyerek çiftçiye çözüm öneremezsiniz.
    Bunlar kesinlikle “paralel evrende” yaşıyorlar.
    Bunların gördüklerini görebilmemiz için;
    – Ya saraylardan bakmalıyız,
    – Yada pudra çekmeliyiz.

    • Sayın yk “Tarlaya çizmeyi anladık ta, “galoş” ile girmek nedir Allah aşkına?” demişsin;
      geniş düşün anlarsın?
      Hiç mi bişey görmediniz arkadaş…

  17. Hiçbir iktidar kalıcı değildir. Hepsi bir gün gelir tarihin karanlık sayfalarına gömülür.
    Mevcut iktidar mutfak ateşini söndüremezse ilk seçimde gidecektir bu kesin.
    Peki sonra ne değişecek ? Hiçbir şey çünkü çözümü yanlış yerlerde arıyoruz.
    Mevcut iktidar veya muhalefet hangisi kalıcı çözüm öneriyor.
    takılmışlar isimlere O mu bu mu .Oysa sorunlara kalıcı çözümle gitmek gerekir.
    Bunlar gidip muhalefet gelse ne olacak hiç bir şey.Örnek mi alın size tek bir örnek:
    İETT araç bakımlarının 15 ihalesini tek bir firmaya vermiş .milyar TL lik ihaleler.
    Peki bu şirketin CHP milletvekili ile ilgisi var mı var ? Ne değişti. Alsana İHALE hani şeffaf olacaktı hani kayırma olmayacak tı .İşte hepsi boşşşşşş.
    Mevcut iktidar yorgunluğundan , muhalefet çapsızlığından bu sorunları çözemeyecek.
    Çözüm yep yeni ve denenmemiş kendini partidaşına değil millete adayacak yeni kadrolarda
    Maalesef ufukta böyle bir kadro da yok.
    hepbirlikte yaşayıp acı cekip göreceğiz.

  18. Siyasal islamcılığı kökten bitirmek de bu iktidara nasip oldu. Buna da şükür diyoruz. Yoksa içimizdeki Talibancılar, cemaatçiler, tarikatçılar vs milleti yıllarca sömürmeye devam edeceklerdi. Artık bütün foyaları ortaya çıktı. Bunların da fırsatçı, ganimetçi, soyguncu ve vurguncu yolsuzlar olduğu çok açık bir biçimde resmedildi. Kendileri de inkar etmiyorlar artık.

    Buradan nereye gideceğiz ise önemli. Demokrasiye inancı da tamamen öldürdü bu sahtekarlar. Tramvay olarak gördükleri demokrasi ile iktidara yamandıkları için acaba demokrasi tehlikeli bir yönetim mi düşüncesi de oluşturdular. Hala demokrasiye inancı tam olarak insanlarımızın içine yerleştiremedik. Daha doğrusu böyle bir çaba hiç olmadı. Demokrasi eğitimi verilmedi kasıtlı olarak ve demokrasiyi sandıktan ibaret gösterme çabası içinde oldu bütün yolsuz ve siyasi çıkarcı çevreler.

    İşin daha da kötüsü Talibancı iktidar son demlerini ittihatçı, Kemalist, ırkçı bir koalisyonla sürdürüyor. Bunların niyetleri ise gayet açık. Ülkeyi kafalarındaki faşist diktatörlüklüğe dönüştürmek istiyorlar. Mevcut iktidar da bir taşla bir kaç kuş vurdukları isabetli bir piyon onlar için. Perinçek’in söylemleri önemli bu anlamda.

    Buradan demokrasiye dönüş nasıl olacak ben de çok merak ediyorum. Zor bir dönemeçteyiz. Ve bu uçurumdan önceki son çıkış. Millet ittifakının çok dikkatli ve uyumlu gitmesi lazım. Karşıdakiler gerçekten azılı bir azınlık. Yapmayacakları düzenbazlık da yok. Son düzlükte çok çetin bir siyasal çatışma göreceğiz. Faiz indirimi yarışın başladığının işaret fişeği …

  19. Sahada top çevirmek, ekmek bulamıyorlarsa su içsinler, ve daha neleeer neler.☺️ Çok şey yazılırda.. yazamıyor insan😠
    -Kooperatifler halka ucuz mal temin yolu değil, üreticiyi koruma kollama öncellidir.
    -Marketlerde “hal giriş çıkışı zorunluluğu” olan kaç parça mal olabilir ki?(patates soğan domates)😂
    Yinede denetlensin ne olursa olsun bahanesi.
    Kandırıl….

    • Yinede bir iki önerim var.
      -halkın büyük çoğunluğunu psikolojik olarak etkilemektedir pahalılık. En azından ekmek su peynir zeytin yağ yeşil sebzeler kurugıdalar:
      **Bir çözümle (ithal ile, pazarda kısa paslaşmalar yakın köy mallarına ucuz yer tahsisi vb) istenirse ucuzlatılır bazı mallar!
      -büyük marketin hale girmeden doğrudan çiftçiden mal alması başka şeydir😠
      -çifçiye sözleşme ile mal ektirip malları daha baştan sigortası masrafı riskiyle üslenmesi başka şey!!!!🤔
      İşte püüüfff noktası budur belkide!

      • Zaman değişiyor, üretim teknikleri değişiyor teknolojinin tarım üretimine katkısı sürekli artıyor ilkel metotlarla üretim devri bitiyor. Tüketicilerin tercihi değişiyor. Örneğin Avrupa yüksek ilaç kalıntısı olan tarım ürünlerine hiç ilaç gerektirmeyen ya da en az miktarlarda ilaç kullanılan seracılık gibi Yen’i teknolojik topraksız tarım üretimi olan mahsülleri tercih ediyor.

        Ezcümle ana sorun gıda fiyatlarının yüksekliği değil bu suni bir gündem, ana sorunumuz ülke imkanlarının vatandaşlara dengeli dağıtılamaması sorunu. Teknik liseyi bitirmiş olan genç 7000 lira maaşla çavuş olmayı tercih edebiliyor. Bu korkunç bir şey. Yazarımız güzel özetlemiş en az üç kere okunası bir yazı bence.

  20. Bilimin ve teknolojinin başdöndürücü gelişmesine paralel olarak insanoğlunun hayatı da alabildiğine çok yönlü ve bir o kadar da karmaşık hale gelmiştir , yani dağdaki çobanla şehirdeki insanın ihtiyaç ve istekleri , ilgi alanları, meşguliyetleri çok çok farklıdır .
    Bu günkü modern devletler de haliyle bu kombine yaşantının , bu karmaşık sistemin içinde yer almaktadır .
    Böyle bir sistemde bütün faaliyetler yani ilişkiler , çalışmalar,işlemler vs. içiçe geçmiştir, sıkısıkıya birbirine bağlıdır , birini diğerinden ayırmak pek mümkün değildir .
    Dolayısıyla her tarafın teltel döküldüğü , her şeyin yolundan çıktığı , sorunların yumak olduğu ülkemizde hayat pahalılığının da böyle olması gayet normaldir ve de pansuman tedbirlerle düzeltilmesi de mümkün değildir!
    Herkese selamlar, saygılar

    • Ali bey “yani dağdaki çobanla şehirdeki insanın ihtiyaç ve istekleri , ilgi alanları, meşguliyetleri çok çok farklıdır .” buyurmuşsunuz; elhak öyledir!
      Yalnız şu dağdaki çobanlık yapan arkadaşlarımızı ve ihtiyaçlarını aşağılayıp durmaktan bi vazgeçemediniz!
      Sorsak şimdi hayvancılık da öldü bitti dersiniz;
      insan da moral mi bırakıyorsunuz birader!

  21. Hayat pahalılığı, yani enflasyonun, sebebini faiz olarak tespit etmişti bu düşük iktidar. Merkez bankası başkanı değiştirildi kaç defa bu sebeple. Şimdi hala yaptığı tespitin gereğini yapmıyor bu düşük iktidar. Ver emri düşürsün faizi. Neyi bekliyorsun? Milleti kandırmak kolay olabilir ama yalancının mumu da yatsıya kadar. Şimdi geldik marketlerde enflasyon aramaya. Boşuna arama bulamazsın. Sebep sensin sonuç bu.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız