İlker Başbuğ’un başlattığı tartışma bana eskilerde yaşananları hatırlattı.. Ne günlerden bugünlere geldik…

30

Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un bir televizyon programında söyledikleri bayağı ciddi bir tartışma yaşanmasına vesile oldu. Tartışmalar uzayınca, İlker Paşa, avukatları aracılığıyla, duyduğu rahatsızlığı kamuoyuyla paylaştı.

Daha önce de başka vesilelerle aynı türden açıklamalar yapmış İlker Başbuğ; o zaman ses getirmeyen sözlerinin şimdilerde gök gürültüsüne benzer bir uğultuya sebep olmasını anlayamadığı açıklamadan belli oluyor.

Oysa sebep açık: Bir süredir toplumda sesi duyulmasına izin verilen isimler ‘yeni bir darbe girişimi’ olabileceği iddiasını seslendiriyorlar. AK Parti’nin itibar ettiği yorumculara ek olarak partinin bazı yetkilileri de aynı ihtimali dile getirmekteler. Amerikan RAND kurumunun Pentagon’a hazırladığı raporda da o ihtimale yer veriliyor.

Bunun üzerine, bir yasanın ‘FETÖ’nün siyasi ayağı’nın AK Parti’ye uzandığına kanıt olarak sunulması ve bunun eski bir Genelkurmay Başkanı tarafından yapılması elbette tartışmaya tuz biber yerine geçecekti.

Nitekim öyle de oldu.

“Keşke konuyu hiç açmasaydım” demiş midir İlker Paşa?

Tartışmayı köşemden izlerken zihnim beni eskiden yaşanmış olaylara seyahate çıkardı. Özellikle de kısa süre önce de burada sözünü ettiğim bir kitapta okuduklarıma…

Sabahattin Önkibar kendisinden bazı çevrelerin ‘derin ve gizli devlet gazetecisi’ diye söz ettiklerinden hareketle ülkemizde neden ‘derin devlet’ olmadığını ispatlama yükümlüğünü üzerine almış ve bunu dolaylı yoldan gerçekleştirmek üzere kolay okunan bir kitap yazmış.

Reklam

[Bir yakınım, Wikipedia’da ‘Deep State’ (‘derin devlet’) başlığı altında yazılanlara göz atarken, bu terimin ilk kez Türkiye’de kullanıldığı ayrıntısıyla karşılaşmış. Evet, dünya siyaset literatürüne en büyük katkımız ‘derin devlet’ terimidir. Yaşasın Wikipedia.]

‘Derin ve Gizli Devlet Gazetecisi Olarak İtiraflarım’ adını taşıyan kitapta (KırmızıKedi Yayınları) Önkibar’ın bizzat tanıklık ettiği ilginç olaylar yer alıyor.

Bunlardan biri, Turgut Özal’ın erken vefatının adından cumhurbaşkanlığında meydana gelen boşluğun Süleyman Demirel tarafından doldurulması sonrasında çıkan DYP liderliği ve başbakanlık yarışına dair yazdıkları…

O günleri ben de Ankara’da olabildiğince yakın yaşadığım için ayrıntılarına vakıfım; ancak askerin olaya müdahil olduğuna dair duyumlarım olsa da Muhittin Fisunoğlu’nun boşluğu doldurmak için yaptıklarından şimdi haberdar oluyorum.

Muhittin Fisunoğlu o günlerde orgeneral rütbesinde ve Kara Kuvvetleri Komutanıdır. Yaşını doldurduğu için emekli olması beklenen Org. Doğan Güreş’in yerine onun Genelkurmay Başkanı olması beklenmekte, kendisi de o görevi üstlenmeye hazırlanmaktadır.

Tam o günlerde şunlar yaşanır:

Doğru Yol Partisi milletvekili ve KİT Komisyonu Başkanı olan Mehmet Gazioğlu Kara Kuvvetleri Karargahı’na çağrılır. Merakla gittiğinde, Org. Fisunoğlu, “Türkiye Cumhuriyeti başbakanlığını tesadüfe ve parti delegelerinin rüzgara kapılmalarına bırakamayız; o makama en uygun ismin gelmesi için seferberiz” sözleriyle konuyu açar.

Cumhurbaşkanı seçilmiş Demirel’e “Başbakanı siz atamayın, kongre kimi seçerse o başbakan olsun” ricasında bulunulmuş, o da ricayı kabul etmiştir. Demirel’e kalsa başbakan olarak İsmet Sezgin’i atayacaktır; ama Fisunoğlu onu ‘aile geçmişi’ yüzünden uygun görmemiştir. 

Reklam

“Sürgünle Aydın’da ikamete tabi tutulan bir aileden geliyor” gerekçesiyle…

Kendileri yedi aday belirlemiş ve haklarında araştırma yaptıktan sonra aday sayısını teke indirmişler. “O yedi kişi içinde siz birinci çıktınız” der Fisunoğlu Paşa muhatabına…

Gazioğlu şaşırır. “Beni kimse tanımaz; bırakın DYP delegasyonu ve kamuoyunu, ailem bile böyle bir şeye şaşırır, ayrıca DYP delegesi askerin dediğinin tersini yapar” der.

Muhatabı Paşa şu sözleri söyler: “Onu bize bırakın; basın biz ne diyorsak onu yazar. Bir haftada sizi bütün ülkeye tanıtır ve önünüzü açarız, yeterki siz ‘Evet’ deyin, gerisini biz hallederiz…” 

Nasıl buldunuz?

Kara Kuvvetleri karargahında bunlar olurken Genelkurmay Başkanlığı karargahı ise başka bir seçenek üzerinde durmaktadır: Tansu Çiller

Emekliliğe hazırlandığı duyulan Genelkurmay Başkanı Org. Doğan Güreş ağırlığını adaylardan Tansu Çiller lehine kullanır. Tabii onun da basında dediğini yerine getirmeye yarayacak gücü vardır. 

Kara Kuvvetleri Komutanının tercihi değil ondan bir yukarıdaki makamın hala sahibi olan Genelkurmay Başkanının dediği gerçekleşir ve Tansu Çiller DYP’ye gelen başkan, devlete de başbakan olur.

[O günlerin gazete manşetleri ve köşe yazıları bu bilgiler ışığında yeniden gözden geçirilse ne güzel olur. Hürriyet’in “Leydi’nin topuk sesleri” manşeti belleklerde yerini almıştır, ancak onunla yarışacak başka manşetler ve köşe yazıları da olduğunu hatırlıyorum.]

Tansu Çiller’in DYP genel başkanı seçilip başbakanlık görevini üstlendikten hemen sonra yerine getirdiği ilk işlerden biri, daha önce görev süresinin bir yıl daha uzatılacağı yolunda spekülasyonlar çıktığında “Şeref sözü, böyle bir teklif yapılırsa asla kabul etmem” demiş olan Org. Doğan Güreş’in bir yıl daha Genelkurmay Başkanlığı görevinde kalmasını sağlamaktır.

Emekliliği sonrasında da Org. Güreş DYP’den milletvekili adayı gösterilir ve Kilis’ten seçilerek Meclis’e girer.

Bunlar Önkibar’ın kitabında yazdıkları. Çok sonraları öğrenilen bir ayrıntıyı da ben hatırlatayım. 

Org. Fisunoğlu bir yandan DYP’ye genel başkan ve ülkeye başbakan seçme hazırlığını sürdürürken, bir yandan da “Acaba Genelkurmay Başkanı olamayacak mıyım?” ikircikliği yaşamaktadır. Tavsiyeler üzerine o sıralarda kehanetleriyle meşhur Medyum Memiş’le görüşür. “Genelkurmay Başkanı olacak mıyım?” diye ona da sorar.  

Memiş, görüşme gazetelere yansıyınca, “Ben kendisine olamayacağını zaten söylemiştim” demişti.

Çok değişik günlerdi o günler: Kimin başbakan olamayacağına, kimin olabileceğine siyaset karar veremiyordu. Gazeteler siyasilere ‘yandaş’ değildi, ‘yandaş’ olunabilecek başka güçler vardı. Devlet işlerinde medyumlar ve kahinlere de danışılıyordu.

ΩΩΩΩ

30 YORUMLAR

  1. Erbakan’ın siyaseten yükselişe geçtiği 90’lı yıllarda bir yerde okumuştum. Bazı din adamları/düşünürleri mealen “dinin siyasette bu kadar fazla kullanılması caiz değildir” diyerek Erbakan’a itirazda bulunmuşlar. Erbakan da cevaben, “evet haklısınız ama onlar Orduyu kullanıyor bizim de denge kurabilmek için dini kullanma zaruretimiz vardır” mealinde bir cevap vermiş.

    Osmanlı döneminde dinin siyasette kullanılması vakay-ı adiye idi (tüm Müslüman ülkelerde olduğu gibi). Cumhuriyet döneminde ise Atatürk devrimleri ile bunun önüne geçilmişti. Çok partili hayata geçildikten sonra sağ partiler az yada çok dini siyasette kullanma geleneğini sürdürdüler.

    Siyasette ordunun kullanılması da eski bir gelenektir. Osmanlı döneminde bazı padişahlar yeniçeri ocağının/ordunun müdahalesi ile değiştirilmiştir.

    Askerin siyasete müdahalesine karşı çıkanlar dinin siyasette kullanılmasına da karşı çıkmalıdırlar (tersi de doğrudur). Eğer bunu yapamıyorlar ise sussunlar ve diğerine de karışmasınlar. Siyasete karışması gereken akıl ve erdem (fazilet) olmalıdır ve halk da sadece bu meziyete sahip adaylar arasında tercih yapmalıdır. Aksi takdirde bu kör döğüşü devam edip gidecektir.

  2. 1) İlker Başbuğ kötü niyetle hareket etmiyor. Hem niye etsin ki? İktidarı elinde tutanlar durup dururken nem kapıyorlar.
    2) Darbe ihtimalini dile getirenler bunu neye dayanarak söylüyorlar? Kim yapacak darbeyi? Bu iddiayı dile getirenler muhtemelen kötü niyetle yapıyorlar bunu.
    3) Fetö’nün siyasi ayağı AKP’dir. CHP’de, İyi Parti’de, MHP’de ve Saadet’te fetöcü yok. Dün de yoktu bugün de yok. Fetö milli bir meseledir. PKK ile nasıl mücadele ediliyorsa Fetö ile de öyle mücadele ediliyor olmalı. Fetöcülüğü bir siyasi argüman, bir çürütmecilik olarak kullanmaktan kaçınmak gerekir.
    4) Sabahattin Önkibar muteber bir zat değildir. “Türkiye neden hâlâ Nato’da. Nato’dan neden çıkmıyoruz?” gibi cümleler kuran biri eğer iyi niyetle bunları söylüyorsa akıl sağlığında sorun var demektir. Kötü niyetle söylüyorsa o zaman adam yerine koyup ciddiye almamak gerekir.
    5) Türkiye’de Derin Devlet vardır. Herhâlde başlangıcı 1870’lere Encümen-i Daniş’e dayanıyor olmalı. İstihbarat Teşkilatımız lütfedip bu konuda bir kitap yayınlarsa bizler de aydınlanmış oluruz.
    6) CIA belgelerinin gizlilik süresi 70 sene. 70 sene geçince gizlilik kalkıyor. Tabii her belge için geçerli değildir bu. Ama gizliliği kalkan belgelerde pek çok yeni ve değerli bilgi oluyor. Mesela Hunting Hitler (Hitler’in Peşinde) adında bir belgesel var. 1945’deki belgelerin gizliliği 2015’te kalkınca bu belgeseli çekmeye başlamışlar. Çünkü CIA belgelerine göre Hitler intihar etmemiş.
    7) Cengiz Çandar “Derin Devlet lafını ilk kez ben kullandım” diyordu. Mahir Kaynak ta “Hayır, ben” diyordu. İlk kimin kullandığı önemli değil. Önemli olan yorumun kalitesi. Derin Devlet deyince benim aklıma Rahmetli Mahir Kaynak’ın özgün yorumları geliyor.
    8) 90’lı yıllar tıpkı 70’li yıllar gibi “kayıp yıllar”dı. Kimse 80’li yıllardan “kayıp” diye söz edemiyor. Çünkü 80’lerde siyasi istikrar vardı. Turgut Özal ve Kenan Evren uyum içinde çalışmışlardı.
    9) Fisunoğlu Paşa’nın “Basın biz ne diyorsak onu yazar. Bir haftada sizi bütün ülkeye tanıtır ve önünüzü açarız” demesi neyi kanıtlar? Bu lafın muhatabı “DYP delegesi askerin dediğinin tersini yapar” demiş zaten. Kenan Paşa “Özal’a oy vermeyin” demişti. Ama Özal yüzde 45 oyla iktidar oldu. 82 Anayasası yüzde 92 ile kabul edilmiş. 87 referandumunda da Hayır oyu yüzde 49,84 çıkmıştı. Yani vatandaş bildiğini okur.
    10) Fisunoğlu bir de Medyum Memiş’le görüşmüş. “Genelkurmay Başkanı olacak mıyım?” diye sormuş. Bu kafa ile olsan ne olur olmasan ne olur. Olmadığı iyi olmuş.
    11) 80’lerde ve 90’larda özgür basın vardı. Basın çok sesli idi. Günümüzde Basın diye bir şey yok. Erdoğan ne derse onu savunmak zorundalar. İktidar sahipleri basını bitirmek için büyük gayret gösterdiler. Tehditle, şantajla, cebren ve hile ile bunu büyük ölçüde başardılar. Allah’tan internet var. İnternete güçleri yetmiyor biz de oradan temiz hava alıyoruz. FOX’a da güçleri yetmiyor. Sermayesi yabancı çünkü. Sözcü’nün arkasında da okurları var. Yani bütün kaleler zaptedilmedi, bütün tersaneler ele geçirilmedi. Millet fakru zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir ama ümidimiz var.

  3. Gazeteci S. Onkibar bildiklerini yazmis, cok iyi etmis. Sn Koru da bildiklerini yazsa satis rekorlari kirar, dünyada bile coksatanlar listesine girer.

  4. Gezi davasında önce mahkumiyet kararı hazırlandığını, ancak Abdullah Gül’ün en yüksek perdeden Gezi’yi sahiplenmesi üzerine beraat kararı verildiğini düşünüyorum.

  5. Gezi Davası sonuçlandı. Osman Kavala dahil tüm sanıklar beraat etti. Cemaatçilerin canı ne kadar sıkılsa yeridir. Bu davanın iddianamesi, devlete dalkavukluk eden, devletten çok devletçi Cemaatçi polis şefleri ve savcılarının iddianamesi idi. Şimdi bunlar hiç utanmadan çıkar dava sonucuna ilişkin olumlu yorumlarda bulunurlar. . .

    • Siz nasıl yorumluyorsunuz Bernar bey bu beraat kararını? Netice itibariyle ülkenin seçilmiş meşru hükümetine karşı sivil bir başkaldırı, ayaklanma girişiminin azmettiricisi olarak suçlanıyordu bu Kavala denilen şahıs. Bütün medya nerdeyse hukuk diye diye, heleki bazıları hergün yazdılar nerdeyse(t24) nihayetinde adam beraat etti. Memlekette oluşan milyarlarca dolarlık zarar kimin sırtına yüklenmiş oldu. Hala bu eylemleri yücelten siyasiler ve şahıslar var. Eğer başarılı olsa idiler ülkenin nerdeyse yarısının tercihini zorbalıkla çiğnemiş olmayacaklarmıydı? Bence o dava on kisir kişiye açılmak yerine onlarında yanısıra o eylemlere iradi olarak katılıp destek vermiş bütün kişilere karşı açılıp hepsinin payına düşen zarar tahakkuk ettirilmeli idi diye düşünüyorum. Bu bağlam da CHP ye de yüklü bir miktar düşerdi sanırım.

      • Alper bey “adam” beraat etmemiş, gene içeri alınmış, o yüzden sn.bernarın devlete millete sayfalarca küfretmesine gerek yok yani, kısmet bi dahakine bakarsınız artık..:)

  6. YORUMSUZ BİR BASIN HABERİ:CHP tehlikeyi görüp meclisi uyarmıştı.Başta Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere, 72 CHP vekili tarafından verilen ;işte 15 yıl önceki FEFÖ önergesi:Eğitim alanında kamu gücünden sonra en büyük örgütlenme Fetullah Gülen okullarıdır.Gülen’in buralara militan yetiştirerek devlette kadrolaşmayı amaçladığı ileri sürülmektedir.Yüzlerce okulun yapımı,binlerce öğretmenin aylığı hangi kaynaktan karşılanmaktadır?Gülen’e bağlı dersane,yurt ve okullarda Lâik eğitim yapılmakta mıdır?Bu konudaki kaynaklar araştırılmalı.CHP nin bu önergesi,meckis gündemine alınmadı.KAYNAK:18.Şubat 2020.Sözcü Gazetesi:Emin Özgönül.

  7. Ülkeyi yönettiğini sananlar darbelerden medet umuyor
    “Kim yaparsa yapsın darbelere karşıyım” Ben de, tüm kalbimle.
    Bu milli mutabakattan da “rant” devşiriyor ve devşirme derdindeler.

      • Bir tek haşhaşiler kirlenmiyor
        Her durumda zeytin yağı ve tedbir yapabiliyorlar
        Cemmatciliğşnden dinin de her türlü dinini duygunundan yok olmasına sebep oldular
        Ama bukalemun bunlar

        • Gülen cemaatine neden haşhaşi dediler. Liderleri müritlerine adeta haşhaş içirmiş onlar da liderlerine sorgulamadan biat etmişler. Bu benzetmeye göre mevcut AKP de haşhaşidir, hatta eroinmandır. Her türlü uyuşturucudan uzak duralım derim.

          • Güldürdün be Mim.
            AKP haşhaşi olsa İstanbul seçimlerine bile bak 1-2 ayda 800 bin kişi uçtu gitti.Yani cebine doknulduğğa an AKP seçmeni anında terkediyor
            Meşhur haşhaşiler öyle mi?Yıllardır ABD de beslenen birinin hala İslamiyete Hizmet edebileceğine inanıyorlar.
            Hala bu Papaz niye orda cevap yok ama devamlı çelişkiler üzerinden onun bunun açığı üzerinden kendilerini paklıyorlar.
            Yahu konu bir Papazı neden ABD Besler.
            Neden iade etmez.
            Ama ona cevap vermek yerine yine sağı solu sorgulamışsın.
            Anladım çekmeye devam

  8. “Çok değişik günlerdi o günler: Kimin başbakan olamayacağına, kimin olabileceğine siyaset karar veremiyordu. Gazeteler siyasilere ‘yandaş’ değildi, ‘yandaş’ olunabilecek başka güçler vardı. Devlet işlerinde medyumlar ve kahinlere de danışılıyordu.”

    Sayın yazarın son paragraftaki bu ifadelerini, yazısında alıntıladığı paşalar yalanlıyor gibi:

    “Muhatabı Paşa şu sözleri söyler: “Onu bize bırakın; basın biz ne diyorsak onu yazar. Bir haftada sizi bütün ülkeye tanıtır ve önünüzü açarız, yeterki siz ‘Evet’ deyin, gerisini biz hallederiz…””

    “Emekliliğe hazırlandığı duyulan Genelkurmay Başkanı Org. Doğan Güreş ağırlığını adaylardan Tansu Çiller lehine kullanır. Tabii onun da basında dediğini yerine getirmeye yarayacak gücü vardır.”

    Sonra yazarımız da kendi sonuç paragrafını değilleyen ifadeler kullanmış:

    [O günlerin gazete manşetleri ve köşe yazıları bu bilgiler ışığında yeniden gözden geçirilse ne güzel olur. Hürriyet’in “Leydi’nin topuk sesleri” manşeti belleklerde yerini almıştır, ancak onunla yarışacak başka manşetler ve köşe yazıları da olduğunu hatırlıyorum.]

    Fikri tutarlılık önemlidir, okurlarınıza daha saygılı iddialarla gelmelisiniz.

  9. Fehmi Bey…Amerikan RAND kurumunun Pentagon’a hazırladığı raporun içeriği hakkında engin yorumlarınızı bekliyoruz….Neymiş bu rapor aslı astarı varmı… Önemli bi rapor mu…

    • Türkeş bey RAND’in raporunu en iyi siz yorumlarsınız bana kalırsa. Çünkü o rapordan da anlaşılacağı üzere Amerikalılar bu güne kadar sizin tarafı desteklemiş artık MHP’nin siyasi sorumluluktaki ortağı olan AKP ve onun lideri Erdoğan’ın miadı doldu artık Hulusi paşayı destekliyelim diyorlar. E Hulusi paşa da sizin taraf değil mi? Siz neyi anlamadınız da iki de bir yazardan yorum bekliyorsunuz.

      Yoksa sizin tarafınız bu güne kadar desteklediğiniz taraf değil mi?

      • Sayın Baran sana mu sorucaz Fehmi beyden yorum bekleyip beklememeyi… Sana soru sormamı istiyorsan aha da soru… Madem cemaati çok iyi biliyorsun… Adil Öksüz Hocanızın mollasımıdır değilmidir…Hocanız ben böyle birini tanımıyorum dediğinde diğer mollalar ne demiş ne dememiş….

        • Estağfurullah efendim. Tabiki bana sormayacaksınız. Ama “aha da soru” diye sorduğunuz için teşekkür ederim. Zihin temizliği yapmama neden olduğunuz için bu teşekkür. Bu sorunuza verebileceğim uzun bir cevabı yazıp kaydettim ama kısa olan bir cevap gönderiyorum;

          Açık öğretim fakültesinin bir öğrencisi bir suça adı karışır da bu öğrenciyi Rektöre sorarsanız ne diyecek. Rektör her öğrencisini tanıyor mudur? Örneği mahalle arasındaki bir okuldan da versek sonuç değişmez, okulun baş muallimi her öğrenciyi tanıyor mudur?

          Başkalarının ne dediği beni ilgilendirmez.

      • Amerika’da RAND benzeri 400 civarında think-thank kutuluşu olduğu , adı geçenin de bunlardan raporlarına itibar edilen önemli bir kuruluş olduğu söyleniyor uzmanlarınca.

        400 kurum raporlarını gizli mi tutuyorlar acaba?
        Bu paronaya ya yol açar gibi geliyor bana sn hocam.

  10. Ergenekon yokmuş, Ayışığı, Yakamoz, Eldiven vs. diye birçok dava da Ergenekon davası gibi kumpasmış. Eh İ. Başbuğ şimdi söylediklerini aynıyla daha önce de söylediği halde niçin şimdi kıyamet koptu? Çünkü konjonktür değişti. Hem içerde hem dışarda. Rusya ile balayı bitti, Suriye’den pabucumuzu almaya çalışıyoruz vs. Yani Karadeniz tabiri ile “döndük gene eski lahanalara”. Yani darbeci ve düşman ABD kapısına. Ha bu arada içerde ekonomi uçuyor ama konacak yer bulamıyor. O yüzden muhafazakar oyları toparlayacak safları sıklaştıracak bir söyleme ihtiyaç var. Gelsin “Darbe tehlikesi”. Bu söylem tutar ve bütün dökülen ekonomiyi, adaleti vs. örter mi? Kısmen evet. Ama Venezuella örneğine bakarsak gidişimiz daha kötüleşecek, ekonomi daha çok can yakacak. Bu manevra kurtarmayabilir.
    Bir başka problem de olmadığı söylenen ama bu günlerde darbe yapma ihtimali birden bire çok yükselen Ergenekon yada derin devletin refleksleri ile ilgili. Eğer şu anda Erdoğan’ın salvoları el altından yaptıkları yeni bir anlaşmanın örtülmesi için değilse daha çok can yanacak demektir. Ergenekon Cemaat’e benzemez, yüzbinlercesini evlerinden toplarken hiç tepki vermeyeceğini düşünmek zor. Asimetrik bir karşı atak yapabilir. Geçmişte rahmetli Özal’a kongrede suikast düzenlemişlerdi, sonra da Cumhurbaşkanı iken aniden vefat etti.
    Bir de Rusya faktörü var, ipler koparsa Türkiye’nin ve baştakilerin canını yakmak için başka ataklar gelebilir. Benim tahminim olmayan Ergenekon’la Erdoğan ipleri koparmayacak, karşılıklı atışacaklar ama o kadar, kısmı bir tasfiye olabilir. Türkiye Batı’ya çok yanaşmayacak, yani öyle Demokrasi, Hukuk, İnsan Hakları dayatmalarına müsaade edemeyiz, ama Batı yanlısı duracağız, Rusya’yla da işleri iyi tutacağız. Her iki tarafı da ekonomik tavizlerle ikna edeceğiz. Yani anlayacağınız olan bizim garibanlara olacak.

  11. Darbeler sadece halka zarar verir. Darbeler ülkeyi geriye götürmekte, gerek sanayi gerekse tarımda üretimde gerileme dönemine götürüyor. O yüzden hükümet de muhalefet de darbe yapılmasını asla istemez. Zaten ekonomik olarak ülke kriz eşiğinde. İşsizlik rekor kırmış. Allah korusun 2. Bir darbeyi bu ülke kaldıramaz.

  12. Erdoğan’ın CHP yi “fetö” ye testek veriyor diye yüklenmesi.. İlker Başbuğ’un CHP içindeki kendi taraftarları üzerinden cumhur başkanlığına yürüme hayali kurduğu.. Kılıçdaroğlu da bunu bildiği ve engel olmak için AKP ye siyasi ayak söylemiyle yüklenmesi( sana gerek yok ben yapıyorum mesajı veriyor herhalde Başbuğ’a )

    Az kaldı sarmalı çözecem.

    • Gazatecilerin yandaş olduğu güçler değişse de kemalist paşaların pozisyonun da bir değişiklik olduğunu düşünmüyorum. Ne kadar doğru bilemiyorum ancak gülenci Emre Uslu gibi gazeteciler, ergenekoncuların Erdoğan ile pazarlığa oturduğunu: yönetimi kendi rızasıyla bırakması durumunda güvende olacağını ve Gül, Babacan, Davutoğlu gibi isimlerin de fetönün siyasi ayağı olarak yargılanacağını idda ediyorlar. Başta hezeyan gibi gelse de şimdilerde Gül’ ün üzerine yürümeleri iddiayı güçlendirici nitelikte. Eee aynı gemide olanların çıkar birliktelikleri kalmayınca ya ” öküz öldü ortaklık bozuldu” diyecekler ya da yeni öküzler(tabir) bulacaklar.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız