İşin şakası yok; 10 büyükelçi gidecek, 10 büyükelçi gelecek.. Onları başkaları da izleyebilir…

58
Reklam

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan önceki gün paylaştığı “Bunları ülkemizde ağırlamak gibi bir lüksümüz yok” görüşünde ısrarlı; dün de cezaevinde dört yılını dolduran Osman Kavala’nın serbest bırakılmasını talep eden 10 Batılı büyükelçinin ‘istenmeyen adam’ ilan edilmesini bir an önce halletmeleri için ilgililere talimat verdiğini duyurdu.

‘İstenmeyen adam’ ilan edilen büyükelçi ülkemizi terk etmek zorunda.

Genellikle büyükelçisi ‘istenmeyen adam’ ilan edilen ülke de, elçisine kapıyı gösteren ülkenin büyükelçisini ‘istenmeyen adam’ ilan ediyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatı yerine getirildiğinde -10 onlardan 10 bizden- toplam 20 büyükelçiye yol görünecek…

Sorun 20 büyükelçiyle sınırlı kalsa yine iyi. Ya aynı metni, dayanışma için, başka 10 Batılı ülkenin büyükelçisi daha imzalarsa ne olacak?

Onları da gönderdiğimizde, ya bir 10 ülkenin büyükelçisi daha dayanışmayı genişletmek amacıyla aynı metni imzalama sırasına girecek olursa?  

Ardından bir 10 ülke daha?

Her birini ‘istenmeyen adam’ ilan ettiğimizi ve sonrasında bizim büyükelçilerimizi de o ülkelerin ‘istenmeyen adam’ ilan ettiklerini düşünelim. Bu sürtüşmenin sonunda Avrupa’da -bu arada ABD’de, Kanada’da ve Yeni Zelanda’da da- büyükelçimiz kalmayacak demektir.

Reklam

Şaka olsun diye bu senaryoyu gündeme taşıyor değilim; tam tersine, ‘istenmeyen adam’ yolu açılırsa ardından böyle toplu çıkışlar yaşanacağından eminim.

Diplomaside ‘istenmeyen adam’ (Latincesi: ‘persona non grata’) diye bir mekanizma var. Genellikle iki ülke arasında savaş türü ağır ihtilaflarda kullanılan bir mekanizma bu. Daha hafif ihtilaflarda muhatap ülkeden rahatsızlık duyan ülke o yola başvurmak yerine, rahatsızlık duyulan ülkenin büyükelçisine kibarca “Gitseniz iyi olacak” demeyi tercih ediyor.

Bunu yapmadan önce de kendi büyükelçisini ‘danışmak için’ merkeze çağırıyor.

En son, İsrail’in Ankara’daki büyükelçisi Eitan Na’eh’e, Gazze’de yaşanan kanlı olaylar üzerine bu muamele yapılmıştı (Mayıs 2018).

Ülkelerin diplomatlar tarafından karşılıklı temsilinin tarihi kökeni hayli eskidir. Yabancı diplomatlara bulundukları ülkelerde rahat çalışabilmelerini temin için bayağı geniş dokunulmazlıklar tanınmıştır. Diplomatlar görev yaptıkları ülkelerin mevzuatlarına tabi değildir, yasalarına göre yargılanamazlar.

[Diplomatik dokunulmazlık ara sıra da olsa sıkıntılar doğurabilmekte. İngiltere’de eşi diplomat olan bir kadın -sonradan kendisinin de diplomatik dokunulmazlığı olduğu anlaşıldı- 19 yaşındaki bir gencin (Harry Dunn) ölümüne yol açan bir trafik kazası yaptı (Ağustos 2019). Kazadan hemen sonra ülkesine kaçırılan kadının yargılanmaması gencin ailesini rahatsız etti, fakat bir şey yapılamadı.]

Verdiğim bilgiler 1961 tarihli Viyana Sözleşmesi’nin kısa bir özetidir. Türkiye’de yargılanan birinin serbest bırakılmasını istemek için diplomatların bir bildiri yayınlaması nezaketsizlik olabilir, ancak yapılanın Viyana Sözleşmesi kapsamı içerisinde değerlendirilmesi gerekir. 

Bildiriye verilen sert tepkiler, metni imzalayan diplomatların ülkelerinde Türkiye’ye bakışı olumsuz etkileyecektir.

Reklam

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın büyükelçilerin ‘istenmeyen adam’ ilan edilmesi talimatı herhalde yerine getirilir; sonuçta ‘cumhurbaşkanı hükümet sistemi’ kendisine böyle bir talimat verebilme yetkisi sağlıyor.

İki gündür ekranlara yansıyan konuyla ilgili tartışmalara kulak veriyorum, AK Parti’nin itibar ettiği yorumcular talimatı haklı buluyor ve gereğinin yerine getirilmesini bekliyor. Türkiye’nin farklılığının bir kanıtı olarak görüyorlar bu çıkışı. 

Dışişleri Bakanlığı daha yumuşak bir tepkiyle yetinilmesini tavsiye ediyormuş, ancak Cumhurbaşkanı talimatının yerine getirilmesinde ısrarlı görünüyor.

Bu durumda 10 büyükelçinin ‘istenmeyen adam’ ilan edilmesi an meselesi demektir.

İlginç gelişmelerle karşılaşılabilecek bir haftaya giriyoruz.

ΩΩΩΩ

Reklam

58 YORUMLAR

  1. Büyükelçiler krizi, sayın Cumhurbaşkanının irticalen yaptığı bir konuşmada sinir halinde söylenmiş bir söz olarak görünüyor. Bu işin olamayacağını gören zevat yakında “sayın Başkan ,eliçiler değil elitler dedi” derse hiç şaşırmayacağım.
    Eminim çevresindeki aklıselim sahibi insanlar nasıl tornistan edebileceklerini düşünüp harıl harıl çalışıyorlardır ve yine eminim bundada başarılı olacaklardır. Asıl benim düşündüğüm, bu tornistan gerçekleştiğinde”evet efendim, sepet efendim” ci tayfa nasıl bir dönüş yapacak. İnanın onların çark etmelerini şimdiden görüyorum ama gülmeyi o zamana bırakıyorum

  2. Olaya hiç te bu gözle bakmıyorum, yine seçim göründü, danışıklı dövüş başladı. Hatırlayın seçim öncesi Hollanda bakanımıza köpek ile saldırmış yolunu kesmişti (meğersem bu sırada Hollanda ile gizli anlaşma yapıp suriyede işler çeviriyormuşuz) saf olmayın artık çok kısa sürede tüm avrupa ve abd ile ipler gerilecek saldıracaklar aramız kötü olacak, Din, İman, Vatan, millet, sakarya naraları ve seçim.

    Bu arada Trump bize saldırmış doları 7.75 yapmıştı ya, o da hikaye, ekonominin anası ağlamış, doğal yollarla zaten 2 katına çıkacaktı döviz, yine danışıklı dövüş ve yine mağdur ülke ve dolar 7.75 peki saldırı bitince neden dolar gerilemiyor, çünkü ekonomi nanay, kasa boş tam takır kırmızı bakır.

    TRUMP’IN saldırısından sonra ne oldu da 7.75 ten 9.75 liraya çıktı dolar? %30 yeni devalüasyon oldu, hani rezerv toplanmıştı, hani %9 büyüyerek rekor kırmıştık NE OLUYOR PEKİ?

    Onun için saf ve güdülecek koyun olmayın, ne zaman abd ve avrupadaki saz arkadaşlarımızla aramız bozulsa siz seçimi bekleyin, hani can düşmanımız İsrail Gazzeye saldırırken kızıyorduk ya, aynı sene mayın ihalesini vermiştik İsraile HAH SİZ ANLADINIZ TÜM MEVZUYU……

    • Ahmet hamdi bey hoş geldiniz boş geldiniz, yahu insan birkaç yılda bu kadar mı değişir!?
      Didem hanım da bir(1)yılda tümden değişti ama hadi o bayandır diyelim, biz sizi burda iktidar yanlısı bıçkın bir delikanlı arkadaş olarak tanımıştık, o gitmiş yerine bildiğin bir hasan günay gelmiş!?
      Musa bey demişsiniz çoktan yanar döner muhalif bir görevli yorumcuya dönüştü;
      sade suya tirit, iktidar karşıtı, kavruk, küfürlü yorumlar paylaşıyor epeycedir…
      Neyse, allah büyük, topunuz birlikte gelin, alayınıza yeteriz elhamdülillah!!!!

        • ddm hanım, çok teşekkür ederim. Çok sağ olun.

          İlk katıldığı yılda Sn. H. Gayreti “renkli” katılım olarak değerlendirmiştiniz, ben de aynı yorumda onu “gri renk” ile kategorize etmiştim. Olsun, var olsun; “gri renk” nötr bir renk olsa da gerekli ve hayatın bir gerçeği bu. Ama bizler için, hatta kendiniz için bile, kendinizi o kulvarda hırpalamanıza hiç mi hiç gerek yok. Yine de sağ olun.

          • O yazışmayı hatırlıyorum,
            ben yorumlarımızın gri olduğunu düşünüyorum, bizler ise renkleriz. hepimiz.
            sen de sağol.

  3. Ortalık toz duman buradan bir çıkış yolu bulmalıyız.Yedi kocalı hürmüz gibi muhalefetten fayda yok.Onlar Bİden ı dost edinmiş kurdukları ittifakların adını dahi açıklamaya cesaret edemeyen sözde demokrat olup özde asla demokrasiye ınanmadıklarını kendi parti içlerinde gösteren basiretsiz korkak ve ikiyüzlüler.Bunları geçelim
    .EY İKTİDAR SN ERDOĞAN
    Yirmi yıllık iktidarında bu ülkeye çok büyük hizmette bulundun, inanılmaz şeyler başardın ama son beş yılda gerçek dostlarını kaybederek fırsatçı , ikiyüzlü , becereksiz gerçekleri söylemekten çekinen insanları çevrene topladın daha doğrusu toplandılar.
    Böylesi ekonominin sıkıntıda olduğu bir durumda dahi bu halk sana halen % 30–35 destek oluyorsa bu millete BORCUN VAR DEMEKTİR.
    Önce gerçek vatanperver , kalbi memleket sevdası ile çarpan eski dostlarının eleştirilerine kulak ver onları dinle görüşlerine değer ver.
    Sonra , sonrası çok kolay. Bu büyük devlete ne Kavalalar , Ne selahattinler ne de nazlı ılıcak ve ahmet altanlar zarar verebilir . Yapılması gereken ilk iş adaleti ve hukuk sistemini bir düzene koymak gerekir. Ver hakimlare coğrafi teminatı insanımıza güven gelsin.
    Sonra toplumsal barışı sağlamak için eline silah almamış siyasi , askeri ve toplumun tümkesimlerindekilere genel af çıkar. DEdik ya Nazlı hn içerde olsa ne olur dışarda olsa ne olur . Selahattin bey cümrü nedir af ile çıkar bunları dışarı üzerimizdeki anti demokratik baskı kalksın.
    Sonra bu millete fedakarlık yapması için öncülük et. kaç tane uçağın var bilmem ama bunları elden çıkar tasarruf ettiğini bu halk görsün , görsün ki sıkıntılara birlikte katlanalım.
    Küçük bir hikaye : İkinci dünya savaşı sonrası alman bakan türkiyeye gelir , bizimkiler ensef bir ziyafet hazırlarlar . Bakan !! benim ülkem de insanlar sahanda yumurta yerken ben bu sofraya oturamam der ve sahanda yumurta ile karnını doyurur !! İşte Almanya bu düşünce ile bugunlere geldi.
    Bizim neyimiz eksik onlardan.
    Evet millet muhalefetten birşey beklemiyor halen SİZE güveniyor.
    Bu güveni boş çıkarmayın yoksa vebalinden kurtulamazsınız.

    • Ahmet bey, yukarda sayıp döktüğün şerefsizlere papuç bırakmadığı için milletimiz her daim başkomunanın yanındadır ve durmak yok yola devam diyoruz, okay?

  4. DÜNDEN KALMA KAPAK!!!
    “Kemal Doğan
    23 Ekim 2021 At 09:23
    Yanlışların yerini her zaman doğrular almalı ama siz bunu kime söylüyorsunuz. Dini kullanareyeysak taraftar toplayan onca kişiden bir tane adam gibi adam var mı? Diplomalı, diplomasız, yada nerdeyse ancak ilkokul diplomalı, arapça bilgisi sağdan soldan duydukları ile sınırlı .. vb kişiler. Millet şimdilik bunların peşinden koşuyor.

    Yorumu Cevapla
    H. Gayret
    23 Ekim 2021 At 12:15
    Kemal bey, niceleri hakim savcı, kurmay subay olmuş generaller, güya bilimadamları bir tarikat şeyhinin kuyruğunda dolaşıyor, sen de burda geldin karahalkın peşinden gittiği liderliği ve siyasi tercihlerini mi beğenemedin???”

  5. Gavur hem kurnaz hem korkak, hem de türkiyeyi de kendileri gibi zannediyorlar ve gittikçe daha da çirkefleşiyorlar, arsızlaşıyorlar, soysuzlaşıyorlar…
    Devletimiz, milli haysiyetimizi ve egemenlik haklarımızı bugün korumazsa ya ne zaman koruyacak?
    Öyle bir karşılık verilmeli ki bunlar bir daha asla türkiyeye yönelik böyle bir şey yapamasınlar, hatta azerbaycana ve diğer müttefiklerimize bile!!!

    • İnsan hakları ihlali yapmak milli haysiyetsizliktir en başta. Hepimiz için de utanç verici bir durumdur. Haksız hukuksuz yapılan işleri savunacak halimiz yok. Savunanlar utansın. Bunları yapan iktidara dersini veremediğimiz ve başkalarının bunu yapmasına fırsat verdiğimiz için de iki kere utanç duymamız lazım. Türkiye bu kadar anti demokratik ve sessiz bir dönemi yaşamadı. İnsanların sesini kesmek için her türlü baskıyı uyguluyorlar. Retweet attığı için bir milletvekilinin vekilliğini düşürdü meclisimiz. Yargı geri iade etti. Meclis adına ve milletimiz adına da utanç verici seviyelere düştük. Artık Burkina Faso ve Myanmar seviyesinde değerlendiriliyoruz, hangi haysiyet kaldı.

  6. Muhaliflerin biri de demiyorki 10 büyükelçiye.
    Siz  bizim içişlerimize neden karışıyorsunuz. Kendinize gelin, bizim işimize karışmayın.
    Diyelim ki ilerde muhalifler iktidar oldu. Bu büyükelçiler muhalefetin bugünkü tavrına bakarak istediği gibi kendilerine müdahalede bulunurlar.Hiç mi bunları düşünmüyorsunuz.
    Muhalefet 10 büyükelçinin safında durarak kendi ayaklarına sıkıyor, farkında mı değiller yoksa.
    Muhalefet de bir tavır koyabilse bu adamlar böyle bir açıklama yapamazlar.
    Kuvayı milliye ruhu olduğunu iddaa Chp nin, büyükelçilere destek açıklamasından sonra kokmuş Tuz ruhu olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır.
    Bu büyükelçiler Osman Kavala’nın hapisten çıkmasını değil, yargıya müdahale ederek ortamın gerilmesini istiyor gibiler. Ne yani siz böyle davrandıkça Yargı bunları hemen serbest mi bırakacak. Dış mihrakların ve iç mihrakların oyun kurma çabalarına karşı Türkiye devletinin tavrı yerindedir. Ha o Türkiyenin tavrı sonra yumuşatılabilir. Adamlar bize karşı hep böyle davranmıyormu. Ama başta bir tavır gerekliydi. O tavrı göstwrecek bir muhalefet yok ama bir hükümet var çok şükür.

    • Muhalefet de bu ülkeler de, AİHM de yıllardır bu konuda Türkiye’yi uyarıyor. Yeni değil konu. Türkiye kendi hukukuna bile uymayan, kanunsuz bir ülke görünümü veriyor. Buna tepki göstermek herkesin hakkı, başta biz vatandaşların görevi. Yanlışa yanlış demek bu kadar zor olmamalı. İktidar yanlış yapıyor. Hukuku oyuncak ve emir kulu yapmış durumda. Buna ses çıkarmazsanız yarın sizin de adalet bulmanız zor.

  7. Stalin, Lenin sonrası SSCB’nin başına geçen isim. İnsan hayatına hiç değer vermemiştir ve bunu, “bir insanın ölümü trajiktir, on insanın ölümü dramatiktir, bir milyon insanın ölümü ise sadece bir istatistiktir” sözüyle ifade etmiştir. Nitekim iktidardayken milyonlarca (10 milyon ilâ 20 milyon arasında deniyor) insanı öldürttüğü söylenir.

    Başlıkta belirttiğim “Stalin Sendromu” ise benim kullandığım bir kavram; terminolojide yok. “Politikacıların, belli bir çıtayı aşınca ne hale geldikleri”ni ifade için bu kavramı kullanıyorum ve şimdi “Stalin Sendromu”nun “nasıl bir hal” olduğundan söz edeceğim.

    Stalin, muhalifleri tasfiye etmek için öldürtmek, “toplama kampları”na sürgün etmek dahil her yola başvurdu. Tek görevi kendine muhalif olanları fişlemek ve ortadan kaldırmak olan gizli polis teşkilatı kurdu. Kurduğu “mutlak bir otorite”ye tehdit algıladığında, eline geçirdiği “devlet gücü”nü “kitlesel sürgünler” ve akıl almaz kıyımlarda kullanmaktan çekinmedi. Sivil ve askeri bürokrasideki rakiplerini ve muhaliflerini katlettirdi, tüm “muhalif unsurları yok etti.” Hatta, “siyasi muhalefet”in “gizli ve terörist bir örgüt” haline geldiğini söyleyerek, muhalefeti susturmak için hiçbir uygulamadan kaçınmadı. Tasfiye edeceklerini “yabancı istihbarat birimleriyle işbirliği yapmak”la suçladı. Güvenlik polisini “kendine bağlı infaz timi” olarak kullandı. Oluşturduğu “kişisel koruma birimi”ni yeniden örgütleyip “kendi denetiminde bir istihbarat servisi”ne dönüştürdü. Muhalefetin güçlenmesi üzerine “demir yumruk politikası”na geçerek, bürokraside “büyük temizlik”i başlattı. Kesinlikle devrimci olduğu bilinen sanıklar, “Moskova Davaları”nda akıl almaz suç, cinayet ve ihanet ithamlarıyla yargılandı. Tüm muhalifler “sahte suçlamalar”la hapse atıldı veya “toplama kampları”na sürgün edildi. “Uydurma kanıtlar”la insanlar yargılanıp “kararı önceden belli cezalar”a çarptırılarak tasfiye edildi. Akabinde “tüm devlet kadrolarına kendine bağlı kişiler”i atadı.

    Stalin’in kurduğu otorite, “kişiye tapınma”yı zorlayan bir yapı oluşturdu. Dokunulamaz, itiraz edilemez, dediği dedik, sözünün üstüne söz söylenemez, her tarafı kontrol ve idare altında tutan bir liderlik vasfını takındı. Bu “kişiye tapınma” öylesine abartıldı ki, o artık “tüm halkların dahi babası”ydı. Politikadan bilime, sanattan felsefeye, ekonomiden mimariye, her alanda onun belirledikleri aynen kabul edildi. Eline geçirdiği büyük yetki ve gücü öyle kullandı ki, “kendi itibarını korumak için başka herkesi ve her şeyi itibarsızlaştırmak”tan çekinmedi.

    Bunlar, Stalin’in yaptıklarından birkaç örnek. Benim “Stalin Sendromu” dediğim şey ise, Stalin’in “giderek etrafına karşı kuşkucu olmaya ve komplo saplantılarıyla yaşamaya başlaması”dır. Bu, politikacıyı bekleyen en büyük tehlikelerin başında yer alır.

    “Stalin Sendromu”na yakalanan politikacı, “etrafında kim varsa kendisine komplo kurduğunu, konumundan etmeye çalıştığını zannetmeye, buna dair kurgularını gerçekmiş gibi algılamaya ve sunmaya” başlar. Kurgularını delillendiremediğinde yalana başvurur ve bir süre sonra, kendi yalanlarının mutlak hakikatler olduğunu zanneder; hatta herkesten öyle algılamasını bekler. Ürettiği düşmanlarını yok etmek için hiçbir hak ve adalet ölçüsünü gözetmez. Sadece “anlık politik durumu”nu odaklandığından, bir paranoyasının işlevi bittiğinde terk eder, dün yere batırdığını bugün göğe çıkarabilir. Konumunu korumak için “sürekli mücadele edeceği bir düşman” üretir ve onunla mücadelesinde takipçilerini de ardından sürükleyip, “tüm toplumu etkileyecek işler”e girişir.

    Stalin Sendromu’nun ileri safhasında politikacı, kendi paranoyasından ürettiği ve kendisini konumundan etmeyi plânladığını sandığı düşmanlarını yakınlarında aramaya başlar. Tıpkı Stalin gibi, o zamana kadar o konumunu kazanmasında ve sürdürmesinde en büyük emeği bulunan yakın çevresinden kuşkulanmaya başlayınca onları tasfiye eder. Nihayetinde yakın çevresini harcar ve kendisini “kutsal lider” gibi gören yeni bir çevre oluşturur. Bunların goygoylarıyla, “düne kadar omuzlarında yükseldiği yol arkadaşları”nı bugün bir kalemde çizer ve tasfiyesi için, elinin uzandığı tüm güçleri harekete geçirir

  8. Abd ve şurekasının
    Kavala üzerinde bu kadar durmaları zımnen onun kendi adamları olduğunu itiraftır.

    Eğer benzer hukuksuzluklar varsa neden diğer mağdurlar(!) için aynı duyarlılığı göstermez bu ülkeler?

    Yarıştan çekilen küçük ortağın ‘başbakan olacağım’ diyerek kendinden emin nutuklar atması, büyük ortağın bürokrasiyi açıktan tehdit özgüveni sizce nereden geliyor?

    Bunlar sufleyi nereden alıyorlar?

    Nasıl oluyor da on emperyalist devletin büyükelçileri ana muhalefetin bir hafta önceki açıklamasına küstahlığa varacak derecede destek veriyorlar?
    Mesele Kavala mavala değil. Kimse bize maval okumasın!

    • Aynı ülkeler Çin’in Uygurlara yaptığı zulmü daha şiddetli olarak kınıyor ve yaptırım uyguluyorlar. Türkiye ve müslüman ülkeler de bu zulme sessiz kalıyorlar. Çünkü aynı işleri ve hukuksuzlukları kendileri yapıyorlar. Başka örneğe gerek yok.

      Bu işler hikaye değil. Demokrasi bir arada yaşamanın tek garantisi. Otokrasi ve diktatörlükler, demokrasiden ve hukuktan uzaklaşma başka hukuksuzlukları ve insan hakları ihlallerini getiriyor. Bunu hala öğrenmediysek demokrasiye ve barışa ulaşmamız da mümkün değil. Körü körüne tüm dünyadan gelen bu tepkilere karşı çıkmak ve körü körüne hukukuzlukları savunmaktan vazgeçin. Aklın yolu bir. Bir arada yaşayacaksak herkes asgari hukuka saygılı olmalı ve demokrasiye dönüş için kararlılık göstermeli. Minimum ortak paydamız bu olmalı. Seçimler, sistem vs işin ayrıntısı. Önce asgari şartlarda anlaşmak gerekiyor. Körler sağırlar konuşup durmanın aynı şeyleri tekrarlamanın anlamı yok gerçekten.

  9. ABD’nin önde gelen gazetelerinden New Yok Times,
    10 büyükelçinin Osman Kavala’nın derhal serbest bırakılması çağrısının arkasında itici güç olarak ABD Başkanı Joe Biden’ı işaret etti.

    • Biden seçilmeden önce söyledi muhalefeti destekleyeceğini. Buna rağmen iktidar kaç defa Amerika’ya gitti görüşmek için, telefon bekledi vs. Ama arayı bulamadılar. Çünkü şu anda hiç bir batı ülkesi iktidarı destekler görünmek istemiyor, böyle bir görüntü vermekten de hep kaçınıyorlar. Türkiye’ye uğramıyorlar, gelirlerse İstanbul’a uğrayıp kaçıyorlar (geçen hafta Merkel ikinci defa yaptı bunu). Bunlar sır değil. Türkiye yalnızlığa itildi. Bunun sebebi de iktidarın tutarsız ve demokrasiden uzak politikaları. Her alanda eski müttefikleri ile çatışma yolunu seçti ve giderek otokrat diktatör ülkelerin safında yer aldı, Çin ve Rusya gibi. Bu dış politika tercihlerinin sebepleri çeşitli elbette. Ancak tutarlılık yok, o yüzden Türkiye şu anda yalpalıyor bir o yana bir bu yana. İktidar artık yorgun ve yönetemez durumda. Problemlerin üstesinden gelemiyor. Demokrat ülkelerde bu durumda iktidar değiştiriliyor ve muhalifler işi üstleniyorlar. Doğalı da bu. Ancak ülkemizde iktidar iktidarı bırakmamak için illegal ve hukuksuz yollara başvuruyor. Bu demokrasimize zarar veren bir durum. İlk seçimde bu durumu halkımız düzeltecek ve tekrar demokrasi yoluna gireceğiz. Bu konuda umutluyuz. Herkes de umutlu olmalı.

  10. Tarih Ocak 2016 da Türkiye ye gelen Biden
    Darbeden tam 6 ay önce
    ABD’nin “2. Adamı”, Başkan Yardımcısı Biden.
    Hükümet harici kimlerle görüşmüştü.
    Osman Kavala
    Can Dündar’ın oğlu,eşi
    Kadri Gürsel
    Aslı Aydınbaş
    Yaman Akdeniz
    Enis Berberoğlu
    Ayhan Billgen
    Leyla Zana
    Sezgin Tanrıkulu
    Barış Akademisyenleri denilen terör seviciler.

    ABD Başkanı Joe Biden’ın ülkesindeki lakaplarından birinin ‘Boşboğaz (Loquacious) Biden.
    Boşboğaz Biden’ Can Dündar’ın oğlu ile görüşmesinde  “Türkiye’de darbe olacağını ağzından kaçırmıştı”   FETÖ yöneticileri Rıdvan Kızıltepe ile Barbaros Kocakurt’un ByLock yazışmaları Biden’ın FETÖ darbe girişimi hakkında hem çok şey bildiğini, hem de işin içinde olduğunu gösteriyor.Kızıltepe ve Kocakurt, bu yazışmada, 22 Ocak 2016 günü Türkiye’de bulunan Biden’ın İstanbul’da yaptığı toplantıda Can Dündar’ın oğluna söylediği ve kendilerine ulaşan bilgiyi şöyle paylaşmışlardı:

    “Kızıltepe: Hidayet beyin çok selamı var
    Kocakurt: Aro (Allah razı olsun) Aleyküm slm
    Kızıltepe: Bu arada bir bilgi Biden Can Dündar’ın oğluna, ‘Bu adam (Erdoğan) bizi pek dinlemiyor ama TSK tarafından kokular geliyor’ gibi bir cümle sarf etmiş.
    Kocakurt: Bu adam kim?
    Kızıltepe: Biden Başkan yardımcısı, Obama yardımcısı
    Kocakurt: Ne kokusu, olumlu mu olumsuz mu?
    Kızıltepe: Hareket var manasında kullanmış, rahatsızlıkları var manasında hareket edebilirler gibi.”

    Başını Abd nin çektiği anlaşılan bu 10 ülke büyükelçilerinin son çıkışı ile anlaşılıyorki Biden ve yönetimi (elbette Amerikan kurulu düzeni) 15 Temmuz’da darbe ile yapamadıklarını bu kez iç siyaseti dizayn ederek tamamlamaya geliyorlar.

  11. MANZARA-İ UMUMİYE
    Kaptan sürmenaj ve mefluç;
    Muavin pudra çekmekle meşgul;
    Balata hak getire;
    Ne piston kalmış ne segman;
    Bilyalar laçka;
    Ahalinin pür melali :
    -Ekseriyet derin uykuda. Tabir-i diğer ile ayakta uyuyor.
    -Uyanık ekaliyet hırsızlık derdinde.

    • Sayın yk, azınlık karşıtı ve ekalliyet düşmanı nefret söyleminizden dolayı sizi kınıyorum!
      Ayıptır günahtır, yazıklar olsun emi!

      • Ekaliyetten kastımın dinsel yada ırksal olmadığını siz de biliyorsunuz. Sadece sayısal bir ifade olduğunu.
        Ayrıca belirtilmediği taktirde, ekaliyet sayısal olarak azlığı ifade eder.
        Sizden çarpıtma ve agresiflik dışında bir şey beklemiyorum.
        Soyguncu ve ihaleci çetelerle ilgili bir bildiğiniz varsa o sizin meseleniz.
        Beni sadece hırsızlıkları ilgilendiriyor.

      • h gayret!
        Benim ne bu sitede, ne de hayatımın hiçbir döneminde başka din, ırk ve mezhep mensuplarına saldırganlığı geçiniz, saygısız bir ifadem dahi yoktur.
        Ben Türk ve Sünnî’yim.
        Yıllar öncesine dayanan, resmi ve sivil platformlarda özellikle Kürt ve Alevi vatandaşlarımızın haklarını savunan “ekaliyet” içerisindeyim.

    • Dur yolcu! Böylesine karmaşık ve kırık dökük ifadelerle anlatmaya çalıştığın çözüm ya da sorun her neyse, o kadar da basit olmasa gerek, ne dersin???

  12. 8 ekimde Biden  Türkiye Hükümeti’nin Suriye’nin kuzeydoğusundaki askeri eylemleri, ABD’nin ulusal güvenliği için alışılmadık ve olağanüstü bir tehdit oluşturmayı sürdürüyor açıklaması,  

      Kılıçtaroğlunun fetö ağzıyla yaptığı memurları tehdit açıklaması,
    TÜSİAD’ın geçen hafta çıkışı,
    Türkiyenin terörü finanse ettiği için gri listeye konulması,
    10 ülke büyükelçilerinin açıklamalarını bir arada düşünmek gerek.

    Bu sefer oyun sadece iç mihraklar veya sadece dış mihraklar değil  iç ve dış mihrakların birlikte göstere göstere kurguladığı bir mevzuu. 1.aşama Sedat Peker e yaptırılan açıklamalarla geçildi. 2.aşama millet aç aç battık bittik öldük yaygarasıyla geçildi.3.aşamada ülke yönetilemiyor, diktatörlükle yönetiliyoruz tiyatrosu başlıyor. Muhaleferin bundan sonra bunun üzerinde tepinecek.
       Biden’ın New York Times editörleri ile yaptığı sohbetteki sözleri tartışılıyordu. Biden, Türkiye iç siyasetine neden ve nasıl müdahale edeceklerini şu sözlerle açıklıyordu:

    “Şu an ona (Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a) çok farklı bir yaklaşım uygulamalıyız. Muhalif liderleri desteklediğimizi, bir yol haritamız olduğunu açıkça göstermemiz lazım. Düşündüğümüz şeyle ilgili sesimizi yükseltmemiz lazım, bedel ödemeli.

    Yani çok endişeliyim.

    Ama bence daha önce benim yaptığım gibi onlarla doğrudan temasa geçip Erdoğan’ı yenecek duruma gelmeleri için hâlâ var olan Türk liderliği unsurlarından daha fazla verim almalı ve onları güçlendirmeliyiz.

    Darbe ile değil, seçim süreci ile. Dışarı atıldı. İstanbul’da dışarı atıldı, partisi dışarı atıldı.

    Özellikle Doğu Akdeniz’de petrolle ilgili faaliyetleri ve görüşülmesi uzun sürecek olan çok sayıda başka şey.

    Düğmeye çoktan bastılar. Darbe ile yapamadığını tamamlamaya geliyorlar.  Daha önce yaptığım gibi” derken, darbeyi ve halen ülkelerinde korudukları FETÖ’cüleri kast ediyor aslında. Ama bu kez “darbe ile değil, muhalefet liderliğini destekleyerek, seçim süreciyle” diye tamamlıyor düşüncesini.

  13. 10 X ? = ?
    Rahip olayında, dolar kuru 5 TL den 2 TL artış ile 7 TL olmuştu.
    10 büyükelçinin her birinin katsayısı, yani çarpan etkisi eşit yani aynı olmamakla birlikte, bir ortalama çıkacaktır.
    Denilen yapılır ise ki, şimdiye kadar olmaz/olamaz dediğimiz onlarca hatta yüzlerce icraata imza attıkları için, bu hamleleri hayata geçtiğinde, TLnin durumu döviz kurları karşısında şeytan çarpmışa döner.

  14. Bu büyükelçiler yaptıkları açıklamaların ne olduğunu bilecek adamlardır. Açıklamanın sonucun ne olduğu bilebilecek durumdalar. Bir ülkenin yargısına, içişlerine karışılması sonucu böyle bir muamele olacağını bilerek bir iki ülke değil 10 ülke birleşerek açıklama yapmışlar. 10 ülke birleşmişki Türkiye tepkisini az göstersin.
    Böyle bir açıklama yaparak sonucunu görmek istemişler gibi duruyor.
    1-Türkiye sessiz mi kalacak
    2-Türkiye ne cevap verecek
    Bu açıklama ortalığı kaşımak için yapılan bir olay.
    10 ülkenin yargıya müdahale açıklaması gibi bir açıklama Fransada Almanyada Abd de olsa ne olurdu.

    • Açıklama bu ülkelerde olsaydı ne olurdu
      1 Ülkenin iktidarı muhalefeti birlik olur ve yek vücut tepki verirdi.
      2 Ama bundan önce 10 ülkenin verdiği bu muhturayı meydana getiren
      olaylar yaşanmazdı. Hukuk bu kadar geç karar vermemeliydi
      3 İşine geldiği zaman Anayasa mahkemesi kararlarına iktidar olarak
      sen de itiraz edemezsin adalete mudahale olmaz.Sen bunu yaparsan
      elin oğlu da böyle mudahale eder.

    • Hukuk sadece Türkiye’nin iç işi değil. Türkiye AİHM kararlarına uyacağını anayasa ile teminat altına almış. Uymuyorsa uyarmak herkesin görevi. Başta bizim. Ama bizim vatandaş uyutulduğu ve sesi kısıldığı için iş dışarıya kaldı. Doğru yapmış bu ülkeler, gerçek muhalifler de aynı şeyleri söylüyor zaten. Ortada hukuk yok, resmen bir insanı yargısız hukuksuz esir etme durumu var. Buna ses çıkarmayanlar yarın ne yüzle adalet isteyecekler. Susmayın sıra size de gelecek.

      Aynı ülkeler Çin’de yapılan Uygur zulmüne de karşı çıkıyorlar uluslarası yaptırım uyguluyorlar her beraber. Türkiye orada da sessiz kalıyor. Çünkü kendisi suçlu en başta. Başına geleceği biliyor.

      İnsan hakları, demokrasi ve hukukun bağımsızlığı konusunda tüm dünya aynı ortak tepkiyi vermeli zorbalara karşı. Çin veya Türkiye farketmez.

  15. Şu saate kadar hiç yorum yapılmamış olması ilginç. Bu günler iyi günlerimiz. Altına devlet olarak imza atıp TBMM de onayladığımız AİHM kararlarına uyum sözümüzü hatırlatanlar tukaka, hukuk ve adaleti ayaklar altına alanlara laf yok. Eden kendine eder; bu kişiler için de, kurumlar için de, devletler için de geçerlidir.

    • Yahya bey evet biraz geç kalınmış olabilir ama isterseniz bir yorumla size ben yardımcı olayım:
      Şöyle ki;
      Ali namlı beyin de sürekli talep ettiği gibi memleketin idaresini imfye, bmye, abye, natoya ya da tüsiada devredemeyiz, kayyuma veremeyiz maalesef!
      Ama anlaşmalar falan filan mı?
      Her anlaşma şöyle biter:
      “işimize gelince uyarız, gelmiyorsa uymayız!”
      Örneğin verilmeyen f35lerimiz gibi, ingiltereye sokulmayan işadamlarımız gibi, almanyaya giremeyen, avrupaya adım atamayan vatandaşlarımız gibi!!!
      Hepimizin elinde en yüksek ulusal ve uluslararası mahkemelerden alınmış kapı gibi karalar var ama vize bile vermiyorlar, bırakın serbest dolaşımı…
      Ama fetöcü/pkklı teröristleri elde alman pasaportuyla, davul zurnayla karşılıyorlar:)
      İtin sahibi varsa kurtun da allahı var!
      Tüm dünya türkün önünde diz çöküp itaat edene kadar durmak yok yola devam!!!
      Türk devleti sen çok yaşa!
      Türk milletin sen çok yaşa!

      • Gayret bey yine Ejder suyunu fazla kaçırdınız galiba. Böyle faşist söylemleri başka türlü bilinç altından ortaya atmazdınız. Dünya Türkün önünde diz çökmeyecek elbette. Kimse kimsenin önünde diz de çökmemeli. Siz istediğinize tapabilirsiniz, önünde yatabilirsiniz ama dünyaya böyle bir şeyi yaptıramazsınız. Neyse siz ayılınca konuşalım bu konuyu.

  16. Yılan fareyi gözüne kestirir. Zaman içinde bu gelenek öyle gelişirki fareler canlarını sıraya koyup, yılana
    boyun uzatıp ısırılmak için gün belirlerler.
    Hikaye evrim geçirir. Devran fareleri
    iktidara getirir.

    Yılarlar isyanlardadır.Başkaldırsalar da durum yılanın aleyhine gelişir.
    Zaman geçtikçe ortada bir adaletsizlik olduğunun farkına varılır.
    Fareler binlerce can kaybı vermiş, yılanların uzun boylu olması, can kayıplarının az olmasını beraberinde getirmiştir.
    Kanımızı gizemli ve somut bir biçimde günümüze değin yudumlayan “batı” şimdilerde sahnede yılanı oynamaktadır.
    “Hayvanlar Çifliği” ‘ndeki gelişmeleri
    böyle okumanın zamanı geldi de, geçiyor bile.
    Bu ‘saptama’ bana ait değıl. Hayvanlar Çifliğini okuyanlar anlayacaklardır, saptamanın bana ait olmadığını.
    Büyükelçiler sorunu; anlattığım yılan
    fare öyküsüyle nasıl da örtüşüyor değıl mi?
    George Orwel gülümsüyor mu dersiniz yaşananlara.

  17. Benden büyük ne varsa…
    İstemezüükkk .
    Daha önce benimle görüşenler!.. şimdi…
    Hepsi benim gözümde bir dir. Hatta daha önce birini saldınsa ve diğeri görmüşse bunu,
    Ağzınla kuş tutsan da anlatamazsın artık.🙃
    Yaptığınla dediğin bir olmazsa, yarın hepsi çıkar karşına.
    Ekonomi gırla giderken, konuşmalar daha da profesyonel leşti dikkat ederseniz.
    Muhalifler yerden yere vururken,
    Yönetenler koro halinde şunu diyorlar sadece:
    -onlar filanı savunuyorlar, savundukları “terörist”!!!
    (Beraber yatıp kalkıyor bile diyorlarda adam hapiste😊😂)
    Muhaliflere söylettirilen hapistekiler çıksın!
    Sonuç: teröristi hapistekini savunur durumdaki kim ise!!!
    Tuu kaka durumunda!!
    Bunu milletin gözüne gözüne sokan kahraman!!!
    Bu işte var bir enayilik yada kompliman,
    Bu kafayla gidin daha aymadan.

  18. izlerse izler sayın koru.
    ne yapsaydık?
    bırakalım yargımıza karışsınlar mı yani?
    adamı yıllardır neden yargılayamıyorsunuz diye hesap sormalarına izin mi verelim istiyorsunuz?
    AHİM kararlarını uygulama taahütümüz mü var?
    olsun, uymayacağız işte.
    onlarla güçlü ekonomik ilişkilerimiz mi varmış?
    olsun, herkes haddini bilecek.
    ekonomimiz mi bozulurmuş,
    olsun, ekonomimizin dış güçlerin saldırısı nedeniyle bozulduğunu ferasetli muhafazakarlarımız derhal anlayacaktır,
    kalanlar anlamasa da olur.
    ilişkilerin bozulmasının siyasi sonuçları da ağır mı olur?
    olsun, bu ülkenin ferasetli muhafazakarları ehli küffarla ilişkilerin bozulmasını dert etmezler.
    arada olan millete mi oluyor?
    aman ne gam.
    ekonomi bakanlığı üst düzey çalışanları faizlerin indirilmesine karşı çıkıyormuş,
    dışişleri bakanlığı üst düzey çalışanları elçilerin gönderilmesini doğru bulmuyormuş,
    çok mu önemli, sayın cumhurbaşkanımızdan iyi mi bilecekler,
    ülkenin nasıl yönetileceğine onlar mı karar verecekler?
    bu ülke için en doğru kararları zat-ı alileri kendisileri bilir ve verir.
    bu düşünce de olmayan herkes ya hain, ya ajan ve ya teröristtir.
    siz ne derseniz deyin,
    bayrağımızı indiremeyeceksiniz,
    ezanları susturamayacaksınız,
    bu ülkeye diz çöktüremeyeceksiniz…

  19. Sayın yazar
    “Sorun 20 büyükelçiyle sınırlı kalsa yine iyi. Ya aynı metni, dayanışma için, başka 10 Batılı ülkenin büyükelçisi daha imzalarsa ne olacak?”
    buyurmuş;
    merak etmeyin, gavur odunkafalı gibi görünse de yeterince kurnazdırlar! Çabuk kendilerine geleceklerdir ve satamayacakları hiçbir şeyleri yoktur:))))

  20. PERSONA NON GRATA ,PERSONA NON GRATA
    Vallahi bu bana bir şarkı sözü gibi geldi ! Değilse bundan iyi şarkı olur ha !
    Eveeeet bize bir eğlence daha çıktı . Öyle ekmeğimizi yiyip suyumuzu içip lololo yapmak yok !
    Bunlar daha bizi tanımıyorlar ,ulan onunuz değil topunuz gelse ne yazar , bir kılımıza bile dokunamazlar !
    Heeeeyt bre ,haydi yallah !
    Açın haritaya bakın cahil adamlar , Türkiye Avrupa’da en büyük ülke ! Haddiniz bilin haddiniz!
    Hatta bunları sadece göndermekle kalmayalım, ardından teneke çalalım , ne güzel olur sahi !
    Haydi bana da eyvallah !
    Selamlar , eyi günler

  21. ‘Persona non grata’ imkanı iç siyasette olsa bugün kime uygulamak isterdiniz sorusunu ben olsam anketlerde kasım ayı gibi koyup sorardım. Sırf merakımdan soru zor olduğu için şıklara birkaç da çeldirici koyup yorumsuz sonucu yayınlardım. Ülkede ve AKP içinde derin bir endişe ve panik havası var diyor Levent Gültekin hatta bakanlar dahil kimsenin ağzını bıçak açmıyormuş diye ekliyor kulis bilgisi olarak kendine ulaştığı kadarıyla. Sanıyorum başkanlık sistemi referandumu esnasında gene Levent Gültekin bir söyleşisinde tek kişide temerküz edecek bu kadar gücün söz meclisten dışarı o kişinin akıl sağlığında bir bozulma olsa, tıbben anlaşılana kadar ülkenin ateş yerine döneceğini de söylemişti. Bugün de aynı Gültekin bu icraatlar sonu düşünülerek ve oy kaygısı, sandık endişesi gözetilerek yapılmıyor diyor son ekonomik kararlar ile alakalı olarak fakat belli ki bu elçi kovmaca işi bayağı bayağı sandık ve eldeki safları sıklaştırma amaçlı bir icraat hatta bir yeni one minute! hamlesi olarak trollerce şimdiden köpürtülüyor. Halbuki one minute! konjonktürü çoktan yerini Ardahan’da 3 ton kömür geçen yıl 4.500 TL iken bu yıl 10.500 TL olmuş gerçeğine yenik düşmüştür. Dışişleri Bakanı yerinde olsam bugün görevden affımı ister ve oluşabilecek domino etkisinin sorumluluğundan vicdanlarda değilse bile tarih nazarında kendimi sıyırırdım.

  22. Ona buna efelenen ülkenin tam 480 Milyar ABD Doları dış borcu var. Hem de çoğunluğu efelenilen ülkelere. 20 yıl önce dış borç 150 Milyar dolar civarı idi. Yani yıllardır borç ödenmediği gibi borç borçla kapatılıyor. Yeni borç bulunamazsa tam bir felaketle karşı karşıya kalınacak. Kışın ortasında donmak olası, açlık bile baş gösterebilir.

    Yurtdışında yaşayan milyonlarca ülke insanının kahir ekseriyeti de efelenilen ülkelerde yaşıyor. Sırf bunun için bile o ülkelerle iyi geçinilmek zorunda.

    Ayrıca dış güçlerin bir ülkedeki yanlışları dile getirmesine karşı idi iseniz niye siz Suriye konusuna bulaştınız? Müdahalenizle Suriye’de minimum 300 bin, diğer bir hesaplamaya göre ise 500 bin kişi öldü. 10 Milyona yakın kişi evini barkını terk etmek zorunda kaldı. Başka ülkelerde perişan durumdalar. Yaptığınız büyükelçilerin çağrısından daha mı hafif idi? Bir iç muhasebesi yapmak gerekmiyor mu?

    Büyükelçi dediğiniz sadece bir temsilci. Ülkelerinden bağımsız tek bir adım atamazlar.

    Öfke ile kalkan zarar ile oturur demiş atalarımız. Aklımızı başımıza alma zamanı.

    • Öfkelenme yiğidim, gel hele şöyle masamıza buyur, bi çayımızı iç! Bize isminizi bağışlar mısınız, kimlerdensiniz?
      Hayır hayır, borç yiğidin kamçısıdır filan deyip kafa ütülemeyeceğim şimdi, çay çeeek!!!
      Şeyi diicem, daha önceden de bizim tc nin ona buna borcu olmuştur, osmanlıdan kalanlar bile vardı;
      Bugüne kadar devletimizin ödemediği ya da ödeyemediği bir kör kuruş borcu kalmış mıdır, herhangi bir ülkeye???
      Efendim?
      Abd ye 1,5milyar dolar mı kaptırdık!?
      İyi de o borç değil ki, alacak!?
      Evet soruma cevap verin;
      Tc bugüne kadar hangi ülkeye kaç kuruş borç takmış ya da ödeyememiştir, bilen duyan gören var mı mollalar???
      Çayını iç ve bu kahveyi hemen terket bilader, uzatmada, bizde borç namustur!
      Siz kendi efendilerinize bakın, o 1,5milyarı da alın, hamam parası olsun:))))

      • Sayın H.Gayret, borçları ödüyoruz da ilaveten üstüne ödediğimiz tefeci faizi olmasa iyi olacak. Ama elin gavuru bedava vermiyor. Ülkenin risk primi çok yükseltildiği için %6-7 gibi çok yüksek bir oranla yalvar yakar borçlanabiliyoruz. O da yıllık 200.000.000.000 ( 200 yüz milyar) lira oluyor. Fakir fukaranın hakkını Londra bankerlerine kaptırıyoruz. Yani 5-6 yıldır bir de böyle soyuluyoruz açıkçası.
        Avrupa’da faiz oranı nerede ise 0 (sıfır).

  23. Türkiye AİHM nin tüm kararlarını uygulamalıdır.Bu attığımız imzanın gereğidir.Aksi halde tüm güvenilirliğimizi kaybederiz.AİHM nin adil olduğunu düşünüyorum.Daha geçen hafta Akın İpeğin başvurusu reddedildi.Elçilerin yaptığı yanlış ama bunları istenmeyen kişi ilan etmek daha büyük yanlış.Sanırım Pasifik’teki gelişmeleri de dikkate alınca Batı bize pozisyonunuzu netleştirin diyor bizde rest diyoruz.Hiçbir elçi merkeziyle paylaşmadan o metni imzalamaz.

    • Akın İpek’e iç hukuk yollarını tüketmediğinden dolayı ret verdiler. Ama iç hukuk yollarını tüketme şansı yok. Yolu buraya uğrama şansı yok çünkü. Tabii Kavala’da durum biraz farklı. Ona tüket demediler galiba. Yani biraz farklı muamele olabilir gibi geldi. Ama Türkiye’de hukuk yollarını tüketmek ömür tüketmek gibi bir şey zaten. Mahkemeler karar veremiyor yıllar boyunca. Tam bir işkence düzeni. Ben kısaca bu sistemi sessiz olarak da onaylayan herkesin umarım bir gün yolu düşer de içerden çıkamaz diye dua ediyorum. Bir musibet bin nasihat. İktidar da bunu kolaylaştırmak için hapishane üstüne hapishane yapıyor. Her ile her ilçeye. Gelsin ihaleler gitsin paralar. Bir taşla birkaç kuş.

  24. Akıl tutulması. Üç yıl önce Rahib burinsonla gördük diplamasiyi. Ver papazı al.papazi dedi, dolar zirve yaptı. Sonra ne oldu. Türkiye avucunu yaladı. Papazı mecburen serbest bıraktık. Bide üstelik F 35 lerden çıkarılma talimatı bu olayla başladı.

  25. Onlara Kasımpaşalı nedir gösterelim bence de.Sonra biz müslümanız iki gavurun sözü ile mi iş yapacağız. Bizde mahkeme ne derse o. Tabii savcı, hakim v mahkeme varsa ve derse o.
    Sonra zaten çaresiz durumdaydık çıngar çıkarmak gerekiyordu iyi oldu.

  26. İktidar belli ki köşeye sıkıştı. Artık oynayacak, oynatacak, oyalayacak yeri kalmadı. Ülkeyi giderek daha büyük zorluklara sokuyor, çözüm bulamıyor, ve o hırsla sağa sola saldırıyor.

    Bunun sebebini hepimiz biliyoruz. Otokrat rejimlerin tipik sonu. Kimseye danışmak yok, emir verdim atacaksınız, emir verdim indireceksiniz, kaldıracaksınız, yapacaksınız, edeceksiniz. Bir kişinin aklıyla gidilecek menzil belli. Çukur. Etrafında bir tane akıllı adam bırakmadı. Çünkü akıllı konuşanı kendi iktidarına tehdit görüyor. Böyle olunca tepede yalnızlık ve etrafında da ne kadar soytarı varsa onların seni oyuncağa çevirmesi kaçınılmaz. Hazin son. Ülkeye ödettikleri de bizim cezamız.

  27. Kavala’yı Gezi olaylarını organize etmekten tutukladılar. Ne zaman? Gezi geçtikten 4 yıl sonra, darbeden hemen sonra. Bu davadan suçsuz bulundu, daha bir gün geçmeden bu sefer darbeye karışmaktan ve casusluktan tekrar tutukladılar. Buna kısaca hukuk tiyatrosu diyoruz. Hukukun komedyaya dönüşmesi, bir hiç olması. Türkiye’nin hukuk devletinden açık ara uzaklaşması.

    hala yolsuz iktidarın hukuku ayaklar altına alarak bırakmıyorum demesine, yargılamayı etkilemesine ve mahkemeye emir yağdırmasına ses çıkarmıyorsanız, diyeceğimiz tek bir şey kalıyor. Umarım bir gün sizin de başınıza gelir ve yıllarca hukuk adalet diye ağlarsınız.

  28. Blöf yapıyor tabii ki. Faizi düşürecekti güya, hala yüzde 17, dünyanın en yükseklerinden. Elçileri de atacağım diyor; atarsın atacağım diye haber salmazsın. Yani boş işler boş iktidar. Böyle sürüne süründüre gidecek işte. Vakti saatini bekliyor, uzatmalar bitsin diye bekliyoruz.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız