Kahinlere inanmam, fakat Trump’ı gözlerken “ABD’nin son başkanı” olacağı kehanetini yabana atamıyorum…

25

ABD başkanı Donald Trump Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ‘Barış Pınarı’ harekatına başlayacağı gün, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la yalnız telefon görüşmesi yapmamış, ona bir de mektup yazmış. Bugünkü gazetelerde metnini okuduğunuzda sizler de fark edeceksiniz: Mektubunda muhatabını tarihe karşı sorumluluk konusunda uyarıyor Trump

Tarih…

Elbette bugünlerde yaşananlar ileride tarih kitaplarına konu olacak.

Mektubu okurken ‘tarih’ ile ilgili cümleyle karşılaştığımda benim zihnimde şu soru oluştu: Acaba tarih Donald Trump’ın kendisini nasıl yazacak?

Trump ABD’nin 45. başkanı. ABD tarihinde bugüne kadar gelmiş geçmiş başkanlar içerisinde her türlüsü var. İçlerinde Potomac nehrine çırılçıplak gireni mi, daha önceki görevi sırasında cellatlık yapmış olanı mı, günde birkaç kez pantolon değiştireni mi ararsınız, hepsi var. Ancak ben yine de Trump’ın tarihe “ABD’nin dünyadaki konumunu değiştiren başkanı” diye geçecek kadar değişik biri olduğuna inanıyorum.

Fala inanmayın, kehanetlere de…

Baba Vanga adını duydunuz mu?

Meşhur kahin Nostradamus’un (1503-1566) adını mutlaka duymuşsunuzdur; Baba Vanga (1911-1996) onun bize en yakın tarihteki benzeri. Bulgaristan’da yaşamış âmâ kadın kehanetleriyle meşhur. Kehanetlerinin bazısı hiç görmediği ABD ile ilgili. 11 Eylül’de meydana gelen terör saldırısını çok önceden haber verdiği söyleniyor. Amerikalıların kendilerine 44. başkan olarak siyahi birini seçecekleri ve ondan sonraki başkanın ülkenin en son başkomutanı olacağı da yine onun kehanetlerinden…

Reklam

Kadın 1996 yılında öldü, Amerikalılar 44. başkan olarak Barack Obama’yı (2008) seçtiler. 45. başkan olarak da Donald Trump’ı (2016)…

Evet, ben de sizler gibi kör kadının yaptığı türden kehanetlere inanmıyorum, ama yine de seçilmesinden önce öğrendiğim bu kehanet Trump’ı ve yaptıklarını izlerken -şimdi olduğu gibi- aklıma geliveriyor.

Herhalde ABD’nin Trump eliyle veya Trump yüzünden dirlik ve birliğini kaybedeceği yok, ancak Trump’ın şimdilerde yaptıkları kalıcılık kazanır ve o zorlamalarını gelecek yıl yapılacak seçime kadar sürdürür, sandıktan hem kendisini başkan hem de kendisi gibileri senatör ve temsilciler meclisi üyesi seçtirmeyi başarırsa, 2020’den itibaren ABD hiç değilse benim hayatım boyunca bildiğim Amerika olmaktan bayağı uzaklaşacak.

Adam iki gündür ABD siyasi hayatında ne kadar önemli şahsiyet varsa hepsiyle dişe diş kavga halinde. Medya zaten ona göre ‘1 numaralı halk -yani Trump- düşmanı’. Kendisine çetrefil sorular yönelten gazetecilerin gözlerinin içine bakarak “Amerika yine en güçlü orduya sahip olacak, fakat ülke dışında askeri varlığı kalmayacak” diyor…

[ABD’nin 70’den fazla ülkede toplamı 800’ü geçen üssü bulunuyor ve bu üslerin her birinde de çok sayıda askeri var. Dünyada savaşa hazırlık için her çeşit silah ve teçhizata en fazla kaynak ayıran ülke yine ABD. Amerika için ‘emperyalist’, ‘dünya jandarması’ gibi sıfatlar bu sebeple kullanılıyor zaten.]

Dün, yine basınla buluşmasında, “Şu yakınlarda Suudi Arabistan’a ilave asker gönderdim, ancak bilmenizi isterim, onlarla ilgili bütün masrafları karşılamayı evsahibi ülke taahhüt etti de ondan sonra” dedi.

[Trump Ortadoğu’dan asker çekmekte kararlı görünüyor. Ülkelere isterlerse paralı askerlik hizmeti sunma dışında bir silahlı varlık bulundurmayacak, öyle anlaşılıyor. Suudi Arabistan bu niyetten önceden haberli olmalı ki, önceki gün Rusya devlet başkanı Vladimir Putin, Riyad’ta, üç yıl önce Trump hangi hüsnü kabulü gördüyse ondan çok daha görkemli bir törenle karşılandı.]

Yeni bir dil, farklı bir üslup

Reklam
Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a mektubu..

Trump için ‘çatlak’ sözcüğünü kullananlar giderek artıyor. Dün, Beyaz Saray’a davet ettiği kalabalık siyasetçiler önünde, Meclis başkanı Nancy Pelosi’ye, hem de kadının yüzüne karşı, “Üçüncü sınıf siyasetçisin sen” demiş; o da alı al moru mor dışarıya çıktığında, bizim ‘çatlak’ ile kast ettiğimiz anlamda bir sözcük kullandı Trump için…

Böylece yeni bir üslubu da Amerikan siyasetine sokmuş oldu ABD başkanı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “Sakın Suriye’ye asker gönderme” tavsiyesinde bulunmak için gönderdiği mektuba yeniden bir göz atarsanız, o mektubun muhatabı üzerinde tam aksi hisler uyandıracağını tahmin edebilirsiniz. Bir devlet başkanına, siz kim olursanız olun, “Aptal olma” diyebilir misiniz?

Mektupta “Seni sonra arayacağım” demeden hemen önce o kısa cümleye yer vermiş Trump.

Dıştan bakanlara göre ‘çatlak’ gibi görünse de Amerikalılar -hiç değilse yarısı- galiba farklı düşünüyor. Zaten bu yüzden de hem rakip partiden (Demokratlar) hem de kendi partisinden (Cumhuriyetçiler) muhalifleri onun Beyaz Saray’daki ömrünü seçim öncesinde kısaltmak için ‘azil’ mekanizmasını çalıştırmaya karar vermiş görünüyorlar.

Baba Vanga “Amerikalıların 45. başkanları son başkomutanları olacak” kehanetinde bulunurken ne kast etti, bunu elbette bilemem; ancak Trump’ın ABD’nin şimdiye kadar bildiğimiz türden başkanlarının sonuncusu olacağına galiba ben de inanmaya başladım.

ΩΩΩΩ

25 YORUMLAR

  1. çok zor ve sıkıntılı günlerden geçiyoruz..ABD ile yapılan anlaşma hayırlı olsun .Memleketimiz için en hayırlısı
    olmuştur.Artık Suriye nin Kuzeyinde Türkiyenin Güneyinde 2. bir Kürt federasyonu olma ihtimali ortadan kalkmıştır.Yerden yere vurduğumuz Sn Erdoğan en mantıklı hareket te bulunmuştur. İnşallah bir sonraki adım Suriye rejimiyle aracısız direk görüşme olur.
    Savaş hiç kimsenin istemeyeceği bir olgudur.Hayırlı olsun

  2. Bugün Ilk yazdiğim yorumu şu sözlerle bitirmiştim! Yalnız Trump, her zaman.sağ gösterip
    Sol vuran bir insan, fakat Erdoğani seviyor..

    Evet Trump işi bitinceye kadar gerçekten Erdoğanı seviyor.
    Şimdi seven bir insan o mektubu yazarmi? diye soran olur. Evet yazar! Çünkü beraberce oynadıkları oyunu berbat etmesini en az zararla önlemek için yazar.

    Nitekim berbata etti. Eğer abd askerlerının taşinması bitinceye kadar bekleyip ondan sonra Süriyeye girseidi, hem Trumpin 2020 seçimini hemde kendinin gideceği erken secimi kazanmalarini garanti etmiş olurdular.
    Trump keyyf için “manyaklik etme kabadayiliği birak akilli ol” diye yazmadı.

    Malum Trump etrafindakilerden kimin ajan olduğunu bilmediği için belki Erdoğani uyarabilirim diye o mektubu opersyon başlar başlamaz, acelden yazdı.
    Yoksa o işi twitlede yapardı.
    Danışikli dövüşlerde her zaman kayıp eden Turkiye kazanan Rusya ve ABD.

  3. Gençlik yıllarımda, bir yüzü koyu kahverengi, diğer yüzü bej renkte, her iki yüzü de giyilebilir spor bir ceketim olmuştu -yüzü olmadığı için bir yüzü olduğundan söz etmek güçtü. Duruma göre ve paşa gönlüm nasıl isterseo yüzünü kullanırdım.

    Türkiye’yi yönetiyormuş gibi yapan lideri ve ekibi de bu ceket gibi. . . Bir gün “Kardeşim Esad”, bir diğer gün “Eli kanlı Esed”. . . Bir gün, “Dostum Trump”, bir başka gün, alıcısının şahsında tüm Türkiye’nin aşağılandığı mektubu “çöp tenekesine atılan ABD başkanı”. . . Bir gün, ““Abdullah Öcalan dünyanın geleceğini iyi okuyor, onun talepleri normaldir, meşrudur”, bir diğer gün “terör örgütünün başı”. Bir gün devletin verdiği kırmızı pasaportla seyahat edip Türkiye’ye davet edilen ve Dışişleri Bakanlığı müsteşarı ve MİT müsteşarı ile görüştürülen “Suriyeli Kürt lider” Salih Müslim, bir başka gün “Suriye’deki terörist örgütün başı” S. Müslim. . .

    Mümbiç’i alacaktık, Kobani’ye de girecektik. Dört yüz bilmem kaç kilometre uzunluğunda, 35 KM derinliğinde bir güvenlik kuşağı oluşturacak, o güvenlik bölgesini Irak sınırına kadar dayayacak, Kürtleri öteleyip buraların denetimini -bir çapulcular, paralı askerler ve cihatçi savaşcılar güruhu olan- ÖSO’ya teslim edip 2 milyon Suriyeli mülteciyi bölgeye yerleştirecektik.

    Ceketin diğer yüzünü giymeye başladık bile: “Eğer terör örgütü çıkarılacaksa Şam rejiminin Mümbiç’e girmesi benim açımdan öyle çok olumsuz bir durum olmaz.” E hani ÖSO TSK korumasında Mümbiç’e harekat başlatmıştı? E hani Mümbiç “Kobani ile birlikte ordumuzun en stratrjik iki hedefi” idi?

    Esed’in ordusunda kalan asker sayısının 30.000 ile 35.000 arasında olduğu söyleniyor. YPG’nin bel kemiğini oluşturan SDG’nin asker sayısı 70.000 (bunun 75.000’i aştığını yazıyor Batılı gazeteler).

    Dostunuz Putin, sokacak SDG’yi Esed’in Suriye ordusu içine 5. ya da 7. tümen olarak, dayayacak sınıra. “Harekatımız amacına ulaşmıştır” diyerek çağıracaksınız orduyu. Ne “İki ülkenin istihbarat birimleri ilişki içindeler”i, 3 bakanınız Şam’ın 3 bakanı ile haftalatrdır görüşüyor. “Esed”den “Esad”a dönüş için gün sayar gibi gibiyiz. Ne yapıp edip Filistin dahil tüm dünyayı karşımıza ve Kürtlerin arkasına almayı da becerdik.

    On gündür tek satır yazmadım bu harekat konusunda.

    Buraya mehter marşı eşliğinde doluşup bol keseden atıp tutanların -tıpkı tekrarlanan İstanbul seçimi sonrasında yaptıkları gibi- çok geçmeden birer ikişer ortadan toz olacaklarını kestirmek zor değildi.

    PKK’yı terör listesine almamakta ısrarcı olup yıllardır başkent Moskova’nın göbeğinde PKK İrtibat Bürosu işleten Vlademir Yoldaş ve Atlantik Ötesi’ndeki Türk dostu Trump ipiyle bu kadar -sizi gidi pabucumun anti-emperyalistleri sizi!

    Şimdi, çeviriniz bakalım kazı yanmaması için!

    “Durun yahu, nereye gidiyorsunuz, daha karpuz kesecektik” diyebileceğimiz günler yakın -belki yarından da yakın.

  4. Ben bugün vaktım olursa medyadaki palavralardan kopileme yaparak yalan kolleksiyonu yapmak istiyorum.
    Bunlardan ilkini burda ki trol kahramanlarla paylaşmak istedim
    Aşağidaki ingilizce kopi, Edoğanin şu an basina kapali görüştüğü Pence Pompeo ile göruşmeycegini, ve bariş pinar hareketi hakkindada konuşmayacağini yaziyor.
    ××××××
    Erdogan says he won’t meet Pence, Pompeo on Ankara visit
    Yahoo News VideoOctober 16, 2019, 1:01 PM UTC
    Turkish President Recep Tayyip Erdogan said Wednesday he will not discuss Syrian ceasefire talks with Vice President Mike Pence and vowed to continue his country’s military incursion into Syria, which observers have already linked to war crimes.
    ××××××
    HANI ERDOĞAN P.P ILE goruşmeyecekti, ne oldu?
    Birde savaş hakkinda konusmayacakti?
    Acaba şu an ABD de Trumpin 6 ay ugrasmasina ragmen engellemeyemediği ve Riza zarafinda şahitlik yapacaği
    Halkbank davasinimi konuşuyorlar?
    H Gayret engin bilin ile bu sorularin cevaplarini siz ve arkadaslarinizdan bekliyorum
    ×××××
    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence’i Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde kabul etti. Saat 15.40’da başlayan kabul, basına kapalı gerçekleşti.
    ××××

  5. Bir KAHANET’te benden olsun.
    Trump,Putin,Netanyahu, Erdoğan, ve Iran lideri. O bölgede Ne kadar danışıklı hilleler yapsalarda, DİKTATÖRLÜK
    kuramayacaklar. ASLA ve asla Amaçlarina ulaşamayacaklar…

    Not: ABD nin sivil righte kahramani , Zanci senetör Elija Cummires, Öldü.
    Topraği bol olsun.

  6. Bende uyanan güçlü kanaat şu ki, Trump ne “çılgın”, ne “deli”, ne de “bir dediği bir diğerini tutmayan bir cahil”. Türkiye’nin Suriye’de giriştiği operasyon da dahil olmak üzere, dünyanın ve Türkiye’nin bugünkü meselelerine, Trump’ın ne olup ne olmadığına ilişkin değerlendirmelerle bakamayız: Trump ne ise Erdoğan o. Vladimir Putin ne ise Trump o. Putin ne ise Venezülea’nın popülist diktatörleri H. Chavez ve Maduro o. Maduro ne ise Macaristan’ın populist-ırkçı lideri Orban (ya da bunun Polonyalı karşılığı olan Kaczynski) o.

    Çok basit bir örnek vermek istiyorum. Şu ifadeler, geçtiğimiz Pazar günü seçime gitmiş olan Polonya’da iktidardaki sağ-popülist lider Kaczynski’nin seçim propagandası sırasında en çok öne çıkardığı temalar: “Düzenin geleneksel seçkinleri soysuzluk batağındalar; halkın çıkarlarına aldırdıkları yok ve sadece kendi çıkarlarını düşünüyorlar. (. . .) Ülkemizin siyasi, ekonomik ve kültürel elitlerini yerlerinden etmenin zamanı geldi.”

    Erdoğan da neredeyse sözcüğü sözcüğüne yineleyip durmuyor mu bu popülist retoriği?
    Bunlar aynı zamanda Trump’ın sözleri değil mi?

    Hepsinin ortaklaşa paylaştığı ve aynılaştığı retoriğin temel argümanı, ‘yerleşik düzen’in kurumlarına, o düzenin kurumlarına, siyasi, ekonomik, kültürel elitlerine, medayaya, o düzenden nemalanan, halkın dertlerine aldırmayıp ağızlarında eşcinsel hakları, doğanın tahribatı, feminizm gibi konuları geveleyip duran liberallere karşı halkın yaygın tepkisini yansıttıkları argümanı. Hepsi, ‘müesses nizam’a haklı bir öfke içinde olan geniş halk yığınlarının öfkesi üzerinden oy devşiriyorlar -halklarına daha adil, daha müreffeh, daha özgür bir yaşam sundukları ya da vaad ettikleri için değil. Yine, Rusya’dan Venezüela’ya, Türkiye’den Macaristan’a kadar, başta yargı kurumları gelmek üzere, nefret ettikleri muhalif medya organları dahil olmak üzere, kamusal yaşamı kendi kontrolleri altına alm ak için özgürlükleri budayıp duruyorlar. Giriştikleri her türlü otoriter ve baskıcı uygulamaları, seçimlerde aldıkları oylarla meşrulaştırıyorlar.

    Yani, Trump, tıpkı Erdoğan ve diğerleri gibi, global ölçekteki ‘zamanın ruhu’nun ürünü olan, kullandıkları popülist retorik birbirinin aynı olan, ağzı bozukluk, kibir, bilgisizlik, kabadayılık, toplumu bölme ve birbirine karşı kin besler hale getirme, buyurganlık gibi konularda ortaklaşan yeni tip siyasi figürler.

    Bunları, “gözü karalık”, “delilik” vb. türden kişisel karakter özellikleriyle anlamaya çalışmak, asıl resmi gözden kaçırmamıza neden olabilir. Peki nedir o “asıl resim”?

    Asıl resim şu: Sovyetler Birliği’nin liderliğindeki “Demir Perde” blokunun çökmesiyle birlikte, artık insanlık açısından tüm zamanların yegane gerçekçi toplumsal yaşam biçimi ilan edilmiş olan kapitalizm işlemiyor. Eğer eski Sovyertler Birliği ve Çin başta gelmek üzere, bizlere ‘sosyalizm’ denmiş olan bürokratik-otoriter (ve faşizan) ülkelerin karton kaleler gibi birbiri ardına çökmüş düzenleri dünyanın “kapitalizme karşı adil ve eşitlikçi bir düzen” arayışının iflası olarak görülmemiş olsaydı, bugün kapitalizmin krizi karşısında çok farklı bir dünyada yaşıyor olabilirdik.

    Faşizan ‘sosyalist'(!) blokun tarihe karışması sonucu özgüveni artan, tüm insanlığı ve dünya kaynaklarını pervasızca alabildiğine sömüren uluslararası sermayenin neo-liberalizminin yaşadığı krizin çocukları bu yeni tip siyasetçiler.

    Kendilerine sahte bir ’emperyalizm’ ve ‘sermaye karşıtlığı’ görünümü vererek, lumpen ve iki yüzlü bir ‘millilik’ ve ‘bağımsızlıkçılık’ retoriği ile, halk yığınlarını topyekün yoksullaştıran neo-liberal elkonomik politikalarının görünürlüğünü perdeleyiyorlar. Halk yığınlarının geleneksel ‘müesses nizamı’na olan öfkesini, ‘üretilmiş düşman’ olarak, kendi siyasi bekalarına uygun düşen toplum kesimlerine karşı yönlendiriyorlar: ABD’de Latin Amerikalı göçmenler ve Müslümanlar, Avrupa’da Orta Doğulu ve Afrikalı-Asyalı göçmenlerle Müslümanlar, bizde Kürtler, Macaristan’da Romen azınlık ve çingeneler. . .

    Günümüzün en yakıcı sorunu olan şey, giderek daha çok lumpenleştirilen ve akılsızlaştırılan insanlığın, kapitalist düzene karşı global ölçekte bir kolektif ütopya üretemiyor olması. Böyle olduğu için, aslında iyi bir şey olan ‘müesses nizam’ karşıtlığı, küresel sermaye tarafından manipüle ediliyor ve halk yığınlarının tepkisi gerçekte kendi kendilerini tükettikleri ‘üretilmiş düşmanlar’a yönlendiriliyor.

    Çok ihtiyaç duyduğumuz o global kolektif ütopyadan yoksunuz.

    Bu yoksunluğumuz devam ettiği sürece, Trump, Erdoğan, Maduro, Orban, Nethenyahu tipi siyasetçiler meydanı boş bulacak, bir süre daha rakipsiz görünecekler.

    İslamcı hareketler, çok büyük bir fırsatı teptiler, böyle yapmaya da kararlı görünüyorlar.

    Bu fırsatı NEDEN ve NASIL teptiklerinin çok ufuk açıcı bir analizini okumak isteyenler, Gazete Duvar yazarlarından İslam Özkan’ın Müslüman Kardeşler’in Dünya Teşkilatı Sözcüsü Kemal Hilbavi ile yaptığı ropörtaja göz atmalarını öneririm.

    https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2019/10/12/musluman-kardesler-sozcusu-kemal-hilbavi-islamcilarin-gelecegi-karanlik/

    • Sn.bernar, gene durbunu ters tutuyorsun; yetmedigi yerlerde carpitmalara da devam ediyorsun! Butun benzemezleri bi sepete koyunca oldu mu sana bi utopya… Turk konseyi gozlemci uyesi gariban macaristanla kaczynskilerin polonyasindan ne istiyorsun? 4milyona yakin multeci barindiran insani yardim sampiyonu turkiye kurtlere ne yapmis da bunyamin efendiyle ayni cuvala koyuyorsun..? Mosyo Mario, yalan soylemek ayiptir ve yemezler; centilmen olmadigini biliyoruz ama kimseye de durustluk taslama, tamam mi..!

  7. Mektubun tarihi 9 Ekim+ saat farki Türkiyede 10 Ekim olurken veya en erken ellerine geçmesi Washinton saati ile sabah 11 de yazilan bir mektup (not trump ofisine 11 den önce geçmiyor)
    7 saat ileri giderseniz Turkiyede akşam saat 6 oluyor.
    Bizim Bakan ve TC devleti palavra atarlarken biraz tarihlere dikkat etseler iyi olur. Diğer yetkililerde mektubun tarihi 7 Ekim diye yalan demecler vermişler.

    Ocak Medyadan iddanın o bölümünün kopisi.
    ××××××
    ABD Başkanı Donald Trump’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yazdığı iddia edilen mektuba ilişkin gazetecilerin sorusunu yanıtlayan Bakan Gül, “Yetkili resmi makamlarca yapılan açıklama yok. Bu tür tavırlar Türkiye’ye karşı üstenci bir dil, harekata karşı yapılan kınamalar, eleştiriler olmuştur. Tüm bu üsluplara karşı Sayın Cumhurbaşkanımız ve Türkiye Cumhuriyeti 9 Ekim saat 16.00 itibarıyla gereken cevabı vermiştir.”
    ×××××#

    • Yalancinin mumu bizde hiç sönmüyor.
      Özeliklede TC yi yönetenler. Tarafindan söylenen yalanlar Söylendikçe Trollerin gazi ile dahada alevlendırıliyor.

  8. Küresel Kapitalistlerin 3 konuda stratejik karar verdikleri ve bu yönde hamleler yaptıklarını düşünüyorum;
    1- ABD nin işini bitirmek.Bunun için Trump’ı seçtirdiler.
    2-AB’nin işini bitirmek.Bunun için İngiltere’de Brexit’i geçirdiler.
    3-ABD ve AB’den doğacak boşluğu gerçekte Çin’e, görünürde Rusya’ya doldurtmak.Bu nedenle önce Rusya’nın önünü açmak.Bunun için de ilk hamleleri planlandığı ve gerçekleştiği gibi “başarısız” 15 Temmuz.
    Pekiyi bu kararlar neden alındı?
    Küresel Kapitalistler önlerinde hiç bir engel istemiyor. ABD ve AB’deki Hristiyan değerleri çok ciddi erozyona uğramış olsa da bunu kendisine engel ve tehdit olarak görüyor.
    İlk anda ön plana çıkardıkları Rusya da Hristiyan o zaman bu iddia mesnetsiz denilebilir.Ancak Rusya’da 100 yıllık komünizm uygulaması ve Rusya’daki baskıcı rejim nedeni ile şu an için bu durum bir tehdit ve engel olarak değerlendirilmiyor. Zaten asıl önü açılmak istenen hiç bir değer yargısı taşımadığı düşünülen Çin.Bu nedenle Hristiyan Dünyasından gelebilecek tepkiyi minimize etmek için Rusya’yı öne çıkarıyorlar.Ve şu an için Rusya’nın önünü açmak için ellerinden geleni yapıyorlar.

  9. Trumpın üslup sorunu var, ama can sıkıcı bir durum olmanın ötesine geçmiyor gibi, ülkesinde seçimi tekrar kazanma şansının yüksek olduğu yazılıp çiziliyor.
    Zeka meselesi ise ayrı bir konu. Çılgınlıkta ise sıralamaya girer mi bilmem.
    Bir kaç amatör terörist dünyanın en gelişmiş radar, uydu, istihbarat ağına rağmen ikiz kuleleri vurdu,
    11 Eylül den sonra patriot adlı terörle mücadele yasası çıktı guantanomo hapisanesi kuruldu. İstihbarat sistemi yapılandırıldı, afganistan ve ırak işgal edildi, ortadogu istikrarsızlaştırıldı, kargaşa ve mezhep savaşları, milyonlarca insanın ölümü ve terör örgütlerinin olusumu sağlandı.
    Bunları abd nin basini çektiği batı olarak isaret ettiğimiz kimseler yaptı ve bunları yaparken kimse onları trumpı tanımladığı gibi çılgın manyak akil hastası diye tanımlamadı.
    Trump,
    Afganistan ve ırak işgallerinin hata olduğunu sık sık dile getirdi,
    Obamayı deaşı kurmakla suçladı,
    Obama Pkk ile anlaştı dedi,
    Suriye de ne işimiz var diyor,
    Ortadogu dan çıkmayı öneriyor,
    Bunlar kulağa çok çılgın ya da aptalca gelmiyor en azından bana göre gelmiyor.
    Daha az masraflı yollar arıyor.
    Devasa ordunun masraflarını yıkacak yer bakıyor…
    Akılsızlık mı bu?
    Bir abd li olsam ciddiye alır kulak verirdim.
    Bu akıl bizim fayda göreceğimiz iyi bir şeyler söylediği anlamına hiç gelmiyor tabii ki. Saf olmanın anlamı yok. Hedeflerin oncelik sıralaması ile ilgili bir durum sadece. Abd israilin arka bahcesidir, dolayısıyla bu coğrafyaya hiçbir baskan huzur getirmeyecektir, israil genişleyebilsin diye şekil 1A da görüldüğü gibi terör örgütleri canla başla desteklenmeye, Müslümanlarının kanı dökülsün diye ellerinden geleni yapmaya, bölge istikrarsız kalsın diye her türlü kanlı politikaları uygulamaya devam edeceklerdir. Bu batı politikasıdır, trump burda sadece bir figür.
    11 eylülden sonra bay bush yeni dünya düzenini açık açık dillendirdi.
    Novus ordo seclorum.
    New world order.
    Çağların yeni düzeni.
    Milli devletleri ve dini inançları hedef alan yeni düzen.
    Bize de seyretmek düşüyor, maalesef,
    aptallığımıza doymayalım.

    • Didem hanim degerli paylasiminiz icin cok tesekurler; gercekten de tespitleriniz yerinde ve bir o kadar da yakici. sn.bernar arkadasin da bugunku yorumunda bahsettigi yakici sorun icin ne dusunursunuz bilemiyorum: “Günümüzün en yakıcı sorunu olan şey, giderek daha çok lumpenleştirilen ve akılsızlaştırılan insanlığın, kapitalist düzene karşı global ölçekte bir kolektif ütopya üretemiyor olması. Böyle olduğu için, aslında iyi bir şey olan ‘müesses nizam’ karşıtlığı, küresel sermaye tarafından manipüle ediliyor ve halk yığınlarının tepkisi gerçekte kendi kendilerini tükettikleri ‘üretilmiş düşmanlar’a yönlendiriliyor.” Bana kalirsa mosyo mario; tam da iddia ettigi manipulasyonu burda kendisi yapmaya calisiyor. Yalniz sizin belirttiginiz gibi salt bir aptallikla degil bilincli bir karalama ve karartma cabasiyla karsi karsiyayiz sanki…

  10. Yeni Proje
    Sermaye, ABD askerlerini dünyada jandarma olarak kullanarak dünyada bir tek Yahudi devleti kurma çabasında iken 1960’taki Ankara askeri darbesi, İnönü, Gürsel ve Sunay dayanışması ile darbe müdahaleye çevrilmiştir. Sermaye’nin ateist dünyayı silahla yönetme projesi suya düşmüştür. Erbakan’ın Adil Düzen projesi dünyayı değiştirmiştir. 15 Temmuz’daki başarısızlığı sonunda ABD’de Sermaye ile devletlerin arası açılmış ve ABD Sermaye’nin jandarmalığından vazgeçmiştir. Trump seçildiği gün söyledi, “Avrasya’yı güçlü liderlere bırakacağım.” dedi.
    Sermaye ABD’nin jandarmalığına artık güvenmiyor. ABD’ye ders vermek istiyor. Avrasya’dan çekilecek. Yeni dünya düzenini nasıl oluşturacak onu bilemiyoruz. Türkiye’nin ekonomisini bozarak AK Parti’yi derede gezdirdiğini sanıyor.
    Türkiye ekonomisini düzeltirse, beş büyükler arasına girecektir. İkinci hatta belki de birinci olacaktır.
    Türkiye’nin ekonomik krizi atlatabilmesi için AK Parti’nin Kur’an’a kulak vermesi gerekir. Kur’an’ı, düzen bakımından yorumlayan dünyada tek merkez vardır. O da Akevler’dir. Ona kulak vermesi gerekir. Dünya kanlı veya kansız Kur’an’ı dinlemek zorundadır. Sabah yakındır.

  11. bir zenginin birde ingilizin kafası öyle bir çalışır ki sen kendi gövdenin üzerinde bir saman küfesi var sanırsın.
    yıllardır amerkanya ya bir rambo filimiyle, ya anjelinasıyla, ya oval ofisiyle, ya delisyle, ya gazeteci kılıklı ajanıyla, ya 007′ siyle, yada bombasıyla kendinden korkmasını istediği herkese ayar verir!..
    sende yutarsın zokayı.
    avrupanın vc kovasını sokaga boca ettiğini vebadan kırıldığını değil, fransız devrim yaptı diye tarih kitabına yazarsın; 1453’ü yazmazsın!
    sıradan bir vatandaş! ”geldikleri gibi giderler” der duymazsın; trmp gaz çıkarır altına edersin.
    adam süpr güçler dediğin kişilerle (içki içseydi inancı icabı içmiyor!) bir kadeh tokuşturmadığı kaldı; sen hala
    ne olmuş ki diye soruyorsun (batılı olsaydı kadeh tokuşturtur, çağı değiştiren adam yapardı).
    15 tmmz müsibeti neticesi ülkenin inanç skalası yerine oturdu, kozmik oda skandalı bile ülke tarhinde bir dönüm noktası oldu: artık çok güvenlikli ve gelecek yüzyıllara hazırlıklı bir türkiye var artık; sen sınırımızın dibinde terorrstler ülke kuracak diye yaygara koparıyorsun!
    bende bir kehanette bulunyım:
    abd de bir sonraki başkan ”bir kadın” olacak..
    TR’de etkin bir meclis ve daha güçlü bir başkanlık sistemi oluşacaktır.
    TC kimliği taşıyan herkes bu ülkede asli vatandaş olduğunu ”hissedecek”, herkes, ben şurdan geldim buraya gittim yerine ben bu toprakların çocuğuyum diyecek..

  12. Bu gün de bir yazımı paylaşayım.

    AHLAK EĞİTİMİ; ENGELLER ÖRNEKLER

    Maddi varlıklar gibi, karakterde biriktirilebilir. Hatta güzel huylar, toplanması en zor değerler olduğundan küçük, çok küçük yaşlarda başlanmalı biriktirilmeye.
    Ahlak eğitimi öncelikle ailede başlasa da taklit yeteneği ve temyiz kudretinin gelişmeye başladığı çağlarda çocuklar zamanlarının büyük çoğunluğunu okullarda geçirdiklerinden ahlak eğitiminin en güzel verilebileceği yer okullardır.
    Bu eğitimin verilebilmesi için öncelikle psikolojik-algısal- sapmaların değiştirilmesi gerekmektedir. Evrensel kapitalizm kendine yer açmak için toplumların algıları ile oynamış, kavrayışlarını inanç temelinden ayrıştırarak özgürlük adı altında değer aktarımına imkansız hale getirmiştir. Bu gün okullarda, sadece okullarda değil sosyal hayatın her noktasında “Hakikat” önerilebilir olmaktan çıkarılmıştır. Bizim “Emr-i Bi’l-Ma’rûf Nehy-i Ani’l-Münker” olarak yüklendiğimiz vazife en hafifinden tavsiye olarak bile insan tekine yöneltilememektedir. Bu hususta en küçük bir aksiyon “özgürlük” lere müdahale olarak görülmekte, toplumun hemen hemen her kesiminden şiddetli tepki görmektedir. At izi it izine karıştırılmıştır. Tesettür ile müstehcenlik aynı kategoride değerlendirilmektedir. İnançlara saygı ve yaşama hürriyeti birbiriyle yarıştırılmaktadır. İnsanlar aynı apartmanlarda yaşayıp aynı vasıtalarla yolculuk ettiği ve toplu olarak çalıştığı halde birbirine “iyi” “doğru” “güzel” hakkında bir öneride bulunamamaktadır. Eşya alırken onlarca tavsiye dinleyen insan oğlu dünya hayatında inanç ve davranışları hakkında en ufak bir uyarıyı kabul etmemektedir.
    İşte ahlak eğitimi için kırılması gereken ilk algı budur.
    Bu hususta umutlu olmamızı gerektirecek tek husus halkımızın yüzyıllık örsenlemeye rağmen içinde kaybolmayan, tevarüs ettiği İslam inancıdır. Şöyle ki; orta okullarda seçmeli ders olarak müfredata eklenen K. Kerim dersi matematik ile birlikte en çok tercih edilen derstir.
    Milli Eğitim Bakanlığı’nın görevi “talim ve terbiye” ‘dir. Öncelikle ahlak eğitiminin çocuklarımızın geleceği olarak görülen Dil Bilgisi, Matematik, Fizik ayarında hatta daha önemli bir ders olduğu kabul edilmelidir.
    Her dersin öğrenme ve öğretme yöntemi farklıdır. Ahlak eğitiminin nasıl verilebileceği hususunda dünyadaki örnekleri ile birlikte ciddi, akademik ve zamana yayılmış bir çalışma gerekir.
    Bu çalışma; kahir ekserisi ehil olmayan kalabalıklar tarafından uzunca zamandır tartışıla tartışıla- taşlana taşlana da diyebiliriz-parlaklığını yitirmiş, diğer kavram ve kabuller arasında kaybolan ahlakın, öncelikle düştüğü yerden kaldırılıp muğlaklığının giderilmesi, elle tutulur, gözle görülür somut bir değer olduğunun tescili ile başlamalıdır.
    Ahlak kavramı “çocuğun kendini ifade etmesi”, “içindeki cevherin keşfedilmesi”, “sosyalleşmesi” gibi güncel, matah sloganlara feda edilmemelidir. “Utanma” duygusunun “atılması” gereken bir kişilik bozukluğu değil yukarıdaki becerilerin çok fevkinde bir haslet olduğu kabul edilmelidir.
    Hem sosyal yozlaşmadan şikayet edip hem de ahlak eğitimine karşı çıkmak çağdaş insanın çelişkisidir. İdeolojik, dini ve mezhebi farklılıklar ahlak eğitimine engel olmadığı gibi hiçbir kimlik insanı ahlak eğitiminden muaf kılamaz.
    Ahlak eğitimi ezberlenecek, sınav kağıdına geçirilecek bir bilgi birikimi değildir. Yaşam şeklidir. Eğitimi de seçkin metinlerin okunması yanında bizatihi ameli pratikler ile mümkündür. Bu eğitimi veren eğitmenlerin kendi davranışları ile örnek olmalarının yanında, beraber yenecek yemek, yapılacak yolculuk ve diğer etkinliklerle hayatın içinde bir eğitim modeli benimsenmeli.
    Tarihte bir kısım zamanın sosyetesi avuç dolusu para saçıp Avrupa’dan hocalar getirerek çocuklarına “Fransız Terbiyesi” “İngiliz Terbiyesi” aldırmakla övünürdü. Bu aşağılık bir davranış olmakla birlikte ahlakın marka olması hususunda dikkat çekici. İslam ahlakı da bir karakter olarak temayüz etmeli. “İslam Ahlakı” aldığı söylenen bir kişinin hal ve hareketleri büyük oranda tahmin edilebilmelidir.
    Anadolu’muzun İslamlaşmasında başat rol oynayan tekkeler, medreseler yüzyıllarca verdikleri dini öğretimin yanında usul erkan eğitimi ile de sosyal yaşama insanları hazırlama görevi üstlenmişlerdir.
    Günümüzde bu işlevi dernekler, vakıflar ve dergiler de üstlenmektedir. Öncelikle edebiyat dergileri. Değilmi ki edep ile edebiyat akrabadır, sözü düzelenin özü de düzelmeli o zaman. Yeter ki suyun başında ehli otursun. Hacı Bayram-ı Veli’nin “Ben dahi bile yapıldım taş-ü toprak arasında” sözü muvacehesinde, taş taş üstüne koyarken, harf harf kelime kelime kurarken şiirini, öyküsünü, kendini inşa eder insan.
    Kur’an’ın istediği de “İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden” bir topluluk değil mi?

  13. Hasan bey! Trumpi kimse takmiyor.
    O başkan oldu olali ABD halkina her gün komedi filimi izletiyor.
    Kimselere söz geçiremiyor, göreve geleli 3 yıl olmadı 19 tane bakan değiştirdi.
    Neye el atsa hakimler hemen onu elinden aliyor.
    Seçim kazanmasina gelince. Kendi şeçildiğinde rakibinden 3 miliyon oy eksik aldı.
    Ara seçimdede gene trumpin partisi rakip partiden 7 miliyon daha az oy almişti.

  14. Turamp aynen bizim trollere benziyor.
    Dün, muhalefet ve ihtidardan ABD nın üst düzey siyasetçilerini topladi, hepsinin önüne erdoğana yazdıği mektubun birer kopisini ters çevirerek koyumuş.
    Önce kürtleri övüyor, daha sonrada “kürtlrede melek değil kötü insanlar. Bize ne varsin birbirini öldursunler, biz onlara az yardim etmedik.yiyecek, giyecek ve silah yardimi yaptik, yeter bizden bu kadar.”
    Mektubu tam bir deli zirvasi senetörler ve basin mektubu okuyunca yüzleri kıp kirmizi oldu.
    Bir Devlet başkanina yazdığı laflara bak “akıllı ol, manyaklik etme.”

    Başlar başlamaz biten toplantiya katilanlar, Bayaz saraydan çikarken yuzleri kip kirmizi olmuş her bir birer barut fiçisi gibiydiler.

    Yalnız Trump, her zaman.sağ gösterip
    Sol vuran bir insan, fakat Erdoğani seviyor

  15. Bizden veya dünyadan çok daha fazla, ABD halkının başı onunla -Trump ile- dertte galiba…

    Demokratları ile Cumhuriyetçileri -mensubu olduğu Parti- el ele vermiş onu azletme peşindeler..bu beladan nasıl kurtuluruz diye ama o ikinci kez seçilmenin mücadelesini veriyor. Olmazda değil hani.

    Gaf den(e)miyor adına yaptıklarının -gaf’tan öte bir şey- belki ama davranışları kabul görmeyen biri de değil yani. Yüzde 50’ye yakın bir oyla seçilmiş; yeniden seçilme umudu taşıdığına göre seçilemese de, yarıya yakın onu destekleyen bir kitle de hala mevcut..bunlara ne demeli. Hadi Trump deli, peki ya bunlar?..

    Bu, galiba “başkanlık” sisteminin bir sonucu…

    Toplum tam ortasından ikiye bölünüyor ve adına “kutuplaşma” denen bir kavram tütüyor.
    Biz de buna aşina olmaya başladık.

    Öyle de; bu kutuplaşma sonucu başkanın, ne yapacağını, nasıl yöneteceğini kestiremez oluyoruz; verilen sözlerin aksini yaşıyor, karşımızda “tersyüz” olan bir lider gördüğümüz gibi toplumun geleceğinin onun iki dudağı arasında olduğuna da şahit oluyoruz.

    Devletler, bu tarz liderleri tercih etmeyi, işini kolaylaştıran bir saik olarak bellediler zahir.

    Mektup konusuna hiç girmeyeyim.
    Ama neden sonra ortaya çık(arıl)ması bana şunu söyletiyor: Muhatabı hakkında olumlu ve güzel ifadeler içerseydi çoktaan bizim kamuoyuna sunulmuş olurdu.

    Alındığı andan itibaren şöyle okkalı bir cevap yazılsaydı o deliye, başkanlık sisteminin sonucu kutuplaşmanın “tersyüz” liderler ürettiği lafım, ağzımdan hiç çıkmazdı belki de.

    Kehanetlere inanmaya ne gerek var; gerçekler gün gibi ortada.

    • Ozlediginiz okkali cevap baris pinarlarindan akiyor zaten hasan bey; devletbaskanimiz yine herkeslerin kimyasini tersyuz gibi; gundemi ufurukculere(an.bernarin kulaklari cinlasin) kadar getirdigimize gore…

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız