Renkli ve üslup sahibi bir yazarı yitirdik, Selahattin Duman’ı…

31
Bir meslektaş gönderdi: Yıl 1979. Ankaralı gazeteciler bir sıcak olayı izliyor, aralarında Selahattin Duman da var.

“Selahattin Duman hayatını kaybetti.”

Gazetecinin ölümünü yine gazetelerde haber olduğunda öğreniyoruz. Selahattin Duman’ın ölümü, hayata onun kadar sımsıkı sarılmış ve her günü sanki bir kaç 24 saati o güne sığdırması gerekiyormuşçasına yaşadığı izlenimi veren bir ikinci kişi tanımadığım için, beni sarstı.

Oysa bir süre önce ağır bir kaza geçirmiş, haftalardır hastanede yatıyormuş. 

“Nasıl olur?” tepkisini, en son çok yakını Zafer Mutlu’nun öncüğünde yayın hayatına başlayan haftalık ‘Oksijen’ gazetesinde yazılarını yeniden okumaya başladığımdan verdim.

Demek, hasta yatağında bile neşesini koruyabilmiş.

Aynı yaştaydık. Basın hayatına çok genç yaşta Ankara’da başladığı halde çok sonraları yazar olarak tanınmıştı ve ben de onun bu yeni kimliğinin ilk belirdiği olaya bayağı yakından tanıklık etmiştim.

Ölüm haberini veren gazeteler yazarlığa giriş tarihi olarak 1995 yılını kayda geçirmişler. Doğrudur.

Süleyman Demirel resmi bir ziyaret olarak Çin’e gidecekti. Sabah gazetesi günler öncesinden birinci sayfadan ve kocaman bir smokinli fotoğrafı eşliğinde o geziyi kendisi adına izleyecek yeni yazarını duyurmaya başladı.

Reklam

Çoğu insan, hatta gazeteci milleti bile, Selahattin Duman’ın adını o zaman duydu. 

Yıllarını önce Ankara’da haber peşinde koşarak, sonraları çalıştığı gazetelerin birinci sayfalarına anlamlı başlıklar atarak geçirmiş, Sabah’ı çok satanlar yarışına sokmayı başaran kadro içinde yer almak üzere İstanbul’a geçtiğinde de hep arka-planda kalmayı yeğlemiş biriydi.

Varlığının Sabah’a çok şey kattığı camiada bilinirdi.

Yazar olarak o geziyle aramıza katıldı. 

Ama ne katılış.

Gezinin her durağında diğer refakatte yazarlar gibi onun da yazısı “Beyefendi’ye sunulmak üzere” faksla Çankaya’dan gönderiliyor, sonra elden ele geçirilip bizler tarafından da okunuyordu. Ziyareti izlemek üzere davet edilmiş işadamları ve bürokratlar en çok onun yazdıklarından etkileniyorlardı.

Neler yazmıyordu ki…

Yolculuk Çin’eydi, ancak giderken Singapur’a, dönerken de Hong Kong’a uğramak programa alınmıştı.

Reklam

Singapur’dan hareket ettiğimizde, bayağı ileri yaştaki bir işadamı uçakta yanından geçerken“Ne oluyor Fehmi Bey, bir anlat hele” diyerek beni durdurdu. Ardından şunları söylediği bugün gibi hafızamda:

“60 küsur yıllık evliyim, telefonla aradığımda eşim bana ilk kez ‘Şekerim’ diye hitap etti; yolculuğun nasıl geçtiğini gülerek sorarken. Gerçekten meraklandım. Ülkeye buradan benim bilmediğim bir şeyler mi haber olarak gidiyor?”

Merakı yerindeydi, çünkü yazar kimliğiyle ilk yazılarını bu geziden göndermekte olan Selahattin Duman’ın aslında abartılı ve mizah yüklü bir üsluba sahip olduğu bilinmiyordu. Cumhurbaşkanı gezisini izlemek üzere gazetesi tarafından gönderildiğine göre yazdıkları ciddiye alınmalıydı. Alınıyordu da.

Çin’e giderken bir gün geçirmek üzere uğranılan Singapur’da, heyetteki işadamlarının gece hayatını keşfetmeye çıktıklarını, sağlıklarından endişe duyulacak kadar kendilerini o keşifte yorduklarını Türkiye o sıralarda en çok satan gazeteden öğrendi.

Selahattin Duman’ın kaleminden…

O mizah olsun diye yazmıştı, okuyanlar ciddiye aldılar.

Dönüş yolunda mola verilen Hong Kong elektronik eşyada dünyanın en ucuz bilinen kentiydi. Oradan da, gazetesine, heyetin bütün üyelerinin alış veriş çılgınlığı yaşadığını, satın alınan eşyaların gün boyu kamyonlarla otele taşındığını, fazla yükü sebebiyle uçağın ülkeye sağ salim varacağından endişe duyduğunu yazmış; biz bunu Ankara Esenboğa Havalimanı’na indiğimizde karşılaştığımız muamele sırasında yaşayarak öğrendik.

Yeni yeni devreye girmiş bütün özel televizyon kanalları alana canlı yayın araçları göndermişti ve kameralar uçaktan indirilecek geniş ekran televizyonları, buzdolaplarını çekmek üzere alesta beklemekteydi.

Beni karşılayan araca içerisinde uzun gezi boyunca kullandığım eşyalarımın bulunduğu tek valizim ve küçük el çantamla gittiğimi gören kameralı meslektaş arkadan esas yüklerle bir kamyonun gelmesini bekler gibiydi.

Ciddiye almışlardı Selahattin Duman imzalı gezi yazılarını…

Mizahını gezi sırasında davet sahibine zorlu anlar yaşatmak için de kullandığını Demirel’in vefatından sonra yazdığı yazıda kendisi şöyle anlatmıştı:

“Çin gezisinin programı gereği Pekin’in Tiananmen Meydanı’ndaydık. Demirel Cumhurbaşkanı, heyetinde gazeteciler, milletvekilleri, bürokratlar, işadamları var. Çin televizyonu Demirel’den özel bir görüntü almak istedi.

Demirel ve Nazmiye Hanım ortaya bir yere çıktılar. Devlet Bakanı Abdülbaki Bey ile eşi sağ tarafına geçtiler. Sola da dönemin Dışişleri Bakanı Erdal İnönü’nün geçmesi bekleniyordu.

O tepki vermeyince ben büyük bir pişkinlikle gidip soluna dikildim.

Çinli kameraman görüntü almaya başlamadan önce Demirel önce sağına baktı, sonra soluna. Resmen Erdal Bey’i aranıyordu. 

Beni görünce canı sıkıldı ama belli etmedi. Kulağıma eğilip ‘Erdal Bey’i de aramıza alalım mı? Ne dersin?’ diye sordu.

Ben bu sorudaki inceliği yıllar sonra anlayacaktım. “Ne işin var, arkadaşlarının yanına git” de diyebilirdi, demedi. ‘Erdal Bey’i de aramıza alalım mı?’ zarafeti ile isteğini söyledi.

Sonra geriye dönüp ‘Erdal Bey, şöyle buyurmaz mısınız?’ diye seslendi. Ben hâlâ işin soytarılığındaydım. 

‘Erdal Bey gelin gelin, yer var’ deyip Baba’yı tamamladım. Pekin’in Tiananmen Meydanı’nda; ondan önce ve sonra, hiçbir siyasetçinin gösteremeyeceği engin bir hoşgörünün keyfini çıkardım.”  

Hayatı hep gülünecek tarafıyla ele aldı; bazıları yazdıklarına gülecek yerde alındılar, başının bu yüzden birkaç kez derde de girdiğini sanıyorum. 

Mizahına siyaseti de sığdırmayı bildi.

Renkli bir kalem ve hayat dolu bir adam… Gürültülü yaşadı, sessizce gitti işte…

ΩΩΩΩ

31 YORUMLAR

  1. Allah koru sitesi sakinlerine/müdavimlerine ve sayın yazara uzun ömürler versin.
    İnsan ölür eseri kalır/eşek ölür semeri kalır!

    Normalde gazeteci deyince elim hemen beyzbol sopasına gider ama artık son dönemde arabistan prensinin elektrikli testeresi de aklıma gelmiyor değil…

    Nihayet sayın yazarın pürtüklü muhacir türkçesini bi yana bırakacak olursak, kendisi mesleğinin hakkını da vermeye çalışan bir entellektüelimizdir ve muadili sayılabilecek birçok meslektaşını da cebinden çıkarır.

    Okurları da, en azından burda yorum yazıp çizenler bir o kadar değerli ve aydın düşünceli insanlardan oluşuyor; öyle ki çoğu yazar taslağı gelip burdan nemalansa yeridir.

    Uyanık izmir belediyesi ona buna yazarlık atölyesi için milyarlarca lira ödeyeceğine kursiyerlerini koru sitesine yönlendirsin daha faydalı olur, üstelik bedavaya…

    Evet kimi boşboğaz ne dediğinden haberi yok barzoların da gelip ortama bişeyler karalayıp gittiği oluyor ama bunların çoğu zaten korsan yorumculardır.

    Karşılıklı saygı sevgi esasına göre herkesle görüş alışverişine ve müzakereye varız ama samimiyetsizlik ve sakız gibi tekrarlanıp duran önyargılara karnımız tok…
    Üslubu beyan aynıyla insan!

  2. O kadar uğraşmalarına ve güçlü lobilerine, Hatta Fıransanın bütün gücüne rağmen
    ABD 105 senedır Ermeni soy kırımı olarak kabul etmediği Olayları Erdoğan’ın sayesinde soy kırım olarak kabul etti..
    Vatan Millet Sakarya! Diyenler! Toprağı bol olsun Hıran Dink Ermenistan ve Türkiye’nin dost olmaları ve soy kırm lafını kullanılmaması içın uğraşması’nın bedelini canı ile õdedi.
    Sahi: Cummhurreyet dõneminde! Türkiyeyi dişarda ve içeride bu kadar rağbetsızleştırip ve zor duruma sokmuş gelmiş geçmış hûkümetler ve partiler arasında AKP’nin verdiği zarar kadar hiç bir hükümet ve parti başa gedimi? Öldürülen
    Hırıstiyan misyolarından tutunda õldürtmek istenilen ABDli Rahip in başına gelen olaylar gibi her hangi bir olay yaşanmışmı?
    Ne diyelim burdaki troller’e baktığımız zaman, Türkiyede her konuda uzman olan eğitimli insanlar ya hapise yada mezara girerk bedel õdedikleri belli oluyor ve anlaşılıyor.

  3. https://www.artigercek.com/yazarlar/eserkarakas/bu-kripto-para-
    skandali-bir-tuhaf

    Bu yazının tamamını okumak isteyenler için link.
    ×××××××
    Borsanın kapanması ile mağdur olan 391 bin yatırımcının avukatlarından Oğuz Evren Kılıç, Thodex’te birkaç gündür para transferi sıkıntısı olduğunu, en son sitenin kapatıldığını ve yatırımcılar arasında panik başladığını söyledi. (HaberTürk, 22 Nisan 2021)”

    Tüm basın haklı olarak üç gündür bu konuyu konuşuyor.

    Ancak, henüz çok da konuşulmayan ve bendenizin de aklını kurcalayan başka bir konu var.

    16 Nisan 2021 tarihinde yani geçtiğimiz cuma günü 31456 sayılı Resmi Gazete’de Merkez Bankası bir yönetmelik yayınladı, isteyen Resmi Gazete’ye girip detaylarına bakabilir.

    Aşağıda bu yönetmeliğin Merkez Bankası tarafından yayınlanan basın duyurusu var.

    Cuma günü yayınlanan yönetmelik kripto paraların artık ödemelerde kullanılmamasına yönelik düzenlemeler içeriyor ve önemli saptamalar yapıyor.

    1-Kripto varlıklarda bir düzenleme ve denetim mekanizması yok.

    2-Sistem önemli riskler barındırmaktadır.

    3-Telafisi mümkün olmayan mağduriyetler yaratma ihtimali yüksektir.

    4-Güven zafiyeti yaratacak unsurlar içermektedir.

    5-Ödemelerde Kripto Varlıkların Kullanılmamasına Dair Yönetmelik” yürürlüğe konulmuştur.

    Merkez Bankası’nın basın duyurusunu aynen aşağıya aktarıyorum:

    “Sayı: 2021-17

    16 Nisan 2021

    Ödemeler Alanına İlişkin Basın Duyurusu

    “Kripto varlıklar herhangi bir düzenleme ve denetim mekanizmasına tabi olmaması, merkezi bir muhatabın bulunmaması, piyasa değerlerinin aşırı oynaklık göstermesi, anonim yapıları nedeniyle yasadışı faaliyetlerde kullanılabilmesi, cüzdanların çalınabilmesi veya sahiplerinin bilgileri dışında usulsüz olarak kullanılabilmesi ile işlemlerin geri dönülemez nitelikte olması gibi nedenlerle ilgili taraflar açısından önemli riskler barındırmaktadır.

    Son dönemde, söz konusu varlıkların ödemeler alanında kullanılmasına ilişkin çeşitli girişimlerin oluşmaya başladığı gözlenmiştir. Bu varlıkların ödemelerde kullanılmasının, yukarıda bahsedilen sebeplerle işlemin tarafları açısından telafisi mümkün olmayan mağduriyetler yaratma ihtimali bulunduğu ve bu alanda mevcutta kullanılan yöntem ve araçlara karşı güven zaafiyeti meydana getirebilecek unsurlar içerdiği değerlendirilmektedir.

    Bu kapsamda, 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu ile 6493 sayılı Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanunda yer alan yetkiler çerçevesinde “Ödemelerde Kripto Varlıkların Kullanılmamasına Dair Yönetmelik” yürürlüğe konulmuştur.

    Kamuoyunun bilgisine sunulur.”

    Thodex’in kurucusu harika çocuk Faruk Fatih Özer ise 20 Nisan Salı günü saat 18.00’de ülkeyi terk etmiştir.

    Merkez Bankası yönetmeliğini okuduğunuz zaman (16 Nisan, Cuma) kripto paraların artık ödeme aracı olarak kullanılamayacağını yani sistemin bittiğini görüyorsunuz.

    Zaten, Yönetmeliğin (16 Nisan, Cuma) hemen arkasından Thodex’in sitesi kapatılıyor, ödemelerde sıkıntı çıkıyor ve panik başlıyor.

    Bu durumda bu harika çocuğun ülke dışına kaçacağını görmek için kâhin olmaya gerek yok ama görmemek için galiba başka karanlık nedenler mevcut.

    Yönetmelik ile harika çocuğun kaçışı arasında tam koskoca beş gün var.

    Fenerbahçe eski yöneticisi E. Koramiral Atilla Kıyat’ın yurt dışına çıkış yasağı var ama yüz milyonlarca doların yasa dışı yollarla ve bu harika çocuğun çıkışına yok.

    Peki bu duruma nasıl engel olunamadı?

    Masak, Emniyet hatta MİT ne iş yapıyorlar?

    Göz göre göre gelen bir devlet skandalı daha.

    16 Nisan günü Resmi Gazete’de yayınlanan yönetmeliğin muhtemelen bir hazırlık süreci de var, bu süreçte gerekli önlemler neden alınamadı?

    Türkiye’de her yerden çok kötü kokular geliyor.
    ×××××××××

  4. Dün akşam, Rahmetli Dumanın ölüm haberini iftardan sonra okudum, ben şahsen onun yazarlığını bilmiyordum sadece artist olarak hayal mayal hatırladım, kendi kendime! Sayın yazar Birgünlüğünede olsa siteye uğramayacak olan troller’den kurtardığını ve bıraz rahat edeceğini uğrasalar bile en azındye ölüye saygıdan dolayı bir günde olsa cahilliklerini sergilemiye’ceklerini
    Düşünmüştüm.. Sahi bunlar hagi fabrikanın ürünleri?

    Troller Ölenin yakasından düşmeniz için! Alin size bir dilim ekmek aranızda parçalayın durun..

    Aşağıdaki yazı kopi
    ***********
    Türkiye AKP’li belediyeler üzerinden insan kaçakçılığını tartışırken, skandalda yeni bir iddia gündeme geldi. İddiaya göre insan kaçakçılığından şüphelenip durumu haber veren ve Almanya’nın Hannover Başkonsolosluğu’nda çalışan G.F. ve M.F. adlı iki diplomat, 15 Mart tarihinde görevden alınarak merkeze çekildi.

    İddiaya göre G.F adlı diplomat, Malatya Yeşilyurt Belediyesi’nden Almanya’ya giden 45 kişinin davetiyeleri ve listeden şüphelenmesi üzerine, söz konusu durum hakkında Ankara’yı uyardı. Ancak Dışişleri Bakanlığı, olayın insan kaçakçılığı olduğunu sezen diplomatlar G.F ve M.F’yi açığa aldı.

    DIŞİŞLERİNE YAZI GÖNDERİLDİ

    Avrupa Postası’ndan Süheyla Kaplan’ın haberine göre, Malatya Yeşilyurt Belediyesi’nden gelen 45 kişilik kafilenin “Geri dönmedikleri sistemden tespit edilmesine rağmen” konunun insan kaçakçılığı ile ilgili olduğu, durumun hem Ankara’ya hem de Almanya’daki Başkonsolosluklara bir mesajla Dışişleri Bakanlığı’na iletilmesi için ivedi bir yazı gönderildiği ifade edildi.

    Habere göre Dışişleri Bakanlığı Kültür İşleri Genel Müdürlüğü tarafından Hannover Konsolosluğu’na, Malatya Yeşilyurt Belediyesi’nden bir kafilenin Hannover’e geleceği ve Konsolosluk’a Ersin K.’nin de davet mektubunun ilişikte yer aldığı bir yazı gönderildiği iddia edildi.

    M.F ve G.F. adlı diplomat ise konuyla ilgili herhangi bir açıklama yapmak istemediklerini söyledi.
    ********

  5. Allah rahmet eylesin, yeni iktidar rahmetlinin hicivlerine hic tahammul edemedi, kalemini kirdilar. F.Koru bey hikayeyi muhtemelen herkesten iyi biliyor ama, hala yazmaktan imtina ediyor.
    Rahmetli S. Duman bir turnusol kagidiymis, eski ve yeni Turkiyeyi yansitan.
    Sn Koru’nun bu (Yarim)yazisi bile eski Turkiyede herseye ragmen Demokrasi oldugunu, yeni Turkiyede bunun zerresi bile kalmadigini gosteriyor.

  6. Diğer çöplerden ne farkı varmış acaba diye açıp şöyle bi baktım oksijen gastesine, hava!
    Hatta oksijen değil toksijen, dumandan boğulma hissiyle birlikte hemen sayfayı kapattım.
    Bu devirde ormanları yok etmek pahasına basılı gazete yayınlayıp adını da oksijen koymak nasıl bir uyanıklıksa artık?
    Ama önce yazarları kimmiş diye tıklamış bulundum bi kere; niyeyse hepsi de aynı yaş grubundan bir düzine bayan yazar ve diğer çemişler heyeti…
    Bir de ister istemez en tepeye koydukları vefat haberine de gözüm takılmış oldu:
    “Hoşçakal “gür bıyıklı sevimli şahsiyet”…”

    Gerçekten de sovyet diktatörü stalininkileri hatırlatacak kadar gür bıyıkları vardı ama kendisi pek de sevimli bir şahsiyet değildi haliyle(stalin)

    Evet, babıalide daha çok fıkra anlatıcılığıyla tanınmış bu tip yazarlar vardı eskiden; ç.altan, h. pulur, barlas, duman vs…
    Bizim yorumculardan “matrakçı”nın ustaları yani:)
    Kendisinin yokluğunda bir anekdot da ben paylaşayım bari yeri gelmişken:
    Stalinin mezarında niçin çiçekler yoktur biliyor musunuz?
    Çünkü gübreyi çok aşağıya gömmüşler!
    Işık içinde yatsın(duman)

  7. Sayın H.N, deli deliyi görünce taşını saklarmış! Siz bakmayın ali namlının “Bu günkü yazının , siyasi içerikli olmaması nedeniyle pek yorum alacağını sanmıyorum .” demesine;
    çünkü her ne kadar kendisinin politik öngörüşü zayıf olsa da “Yani bu gün bu köşede büyük çapta sukûnetin hakim olacağını düşünüyorum ama tabii ki gene de durum belli olmaz !” diyerek ihtiyat payı da bırakmayı ihmal etmemiş görüyorsunuz.
    Neyse bana bulaşmasınlar da kendi başlarını yesinler inşallah!

  8. Sayın koru “O mizah olsun diye yazmıştı, okuyanlar ciddiye aldılar.” diyor ama yazıdan alıntılanan kısımlar o dönemin türkiyesine gayet uygun düşüyor sanki???

    “Dönüş yolunda mola verilen Hong Kong elektronik eşyada dünyanın en ucuz bilinen kentiydi. Oradan da, gazetesine, heyetin bütün üyelerinin alış veriş çılgınlığı yaşadığını, satın alınan eşyaların gün boyu kamyonlarla otele taşındığını…

    Yeni yeni devreye girmiş bütün özel televizyon kanalları alana canlı yayın araçları göndermişti ve kameralar uçaktan indirilecek geniş ekran televizyonları, buzdolaplarını çekmek üzere alesta beklemekteydi.”

    Bu ifadelerinize bakılırsa o dönemde pek de şaka olarak değerlendirilebilecek durumlar değilmiş sanki yazılanlar; bu işin içinde bi yalnızlık var ama ne?

    Bugün dağbaşındaki yayla evlerinde bile her türlü elektronik beyaz ve siyah eşya vardır, tamamı da türkiyede üretilmektedir, hatta avrupa ülkelerinin ev ve mutfakları da türk malı dayanıklı ürünlerle dolu!
    Geçenlerde ilk kez demiripekyolundan çin seferine çıkan yük trenimiz de aynı ürünlerimizden vagonlar dolusu honkonga götürmüştü!
    Hani şu kayboldu diye mizah konusu edilmeye çalışılan tren canım:))))

  9. Önce itaat etmeyeni işten kovdururlar,
    sonra az takla atanı.
    Önce troll ordularına ihtiyaç duyarlar,
    sonra avukat.
    Selahattin Duman ile hatırladığım güler bir yüz.
    Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.

  10. İŞTE BİZİM LAİKLİK , ADAMLIK , İNSANLIK ANLAYIŞIMIZ.

    *****Eski CHP’li vekil Barış Yarkadaş, Samsunspor-Bursaspor maçında, maçın duraksadığı bir anda oruç açan futbolcuları hedef aldı. Yarkadaş, twitter hesabından paylaşımda bulunarak, Müslüman futbolcuları ‘şov yapmakla’ itham etti.

    *****Leicester City menajeri Brendan Rodgers, yıldız stoper Fofana’yı maçın 60’ıncı dakikasında oyundan almasıyla ilgili konuştu. Rodgers, Fofana’nın oruç tuttuğunu, vakit geldiği için rahatça yemek yiyebilmesi amacıyla oyundan aldığını söyledi.

  11. Türkiye’de insan hakları savunucuların yüz akı, mağdura kimlik sormayan, milletvekilliği bir katakuli ile düşürülen, Ömer Faruk Gergerlioğlu tutuklandıktan sonra başından geçenleri yazmış. Okumakta fayda var.

    İhlal dolu gece
    Ömer Faruk Gergerlioğlu

    “İnsan hakları bir gün size de lazım olabilir” diyorum, 4 polisin ortasında, evimden zorba yöntemler kullanılarak alınmış, sağlık muayenesi için yoldayız. Bana hakaret ediyorlar, altta kalmıyorum, cevaplarını veriyorum. Uzun saçlı polis yumruğunu kaldırıyor, yüzüme indirme tehdidini gösteriyor, boyun eğmiyorum. “Terörist, terbiyesiz, b…k” diyor. “Asıl terörist insan kaçıranlardır, işkence edenlerdir” diye haykırıyorum. Ayrım yapmayan bir insan hakları savunucusu olarak yoluma devam edeceğimi söylüyorum ve suç duyurusuyla bütün bunların hesabını soracağımı, bir gün meclise dönecek milletvekilliği gasp edilmiş bir kişiye bunu yaptıklarını söylüyorum. “Bizi tehdit mi ediyorsun?” diye bağırıyor öndeki polis. “Evet, hukukla tehdit ediyorum, bizim başka hangi dayanağımız vardır ki?” diyorum onlara.

    Artık ellerindeyim, istediklerini yapabilirler. Darp edebilir, sağlıkla ilgili doktor tavsiyesini geciktirebilir, hakaret edebilir, evrakta tahrifat yapabilirler. Vatandaşın güvenliğini sağlamakla görevli olanlar ne hale gelmiş? İntikam, nefret hisleri hakimdi onlarda.

    Hastaneye geldiğimde Dr. Bey darp raporu düzenledi. Meclisten getirildiğimde de aynı hastane, aynı doktor idi. Onun karşısına yine darp edilmiş olarak getiriliyordum. “Nasılsın?” diye sorduğunda göğsümde ağrı olduğunu hissettim. “Biraz O2alayım.” dedim. O2 açarak beni müşahadeye aldı. Açılamıyordum. Doktor tekrar muayene edince çarpıntım olduğunu anladı ve ayrı bir bölüme alarak EKG ve TA ölçümü yaptırdı. Nabız 148 idi ve doktor tedirgin olarak kalp krizi araştırması olan Troponin için kan aldırdı. Durumu takip ediyordu ve yükselen tansiyonum için verdiği dilaltı ve Asprin ilaçlarından sonra kardiyolog ile görüştüğünü ve anjio çekilmek üzere sevkim için karar aldığını söylüyordu. Geniş kan tahlilleri tekrar aldırıyordu ama acilde bile başımda bekleyen polisler acele ediyor, biran evvel doktor tavsiyesi dışında başka bir şey yapmak istiyorlardı. Doktor ile son görüşmeyi yaptırmadan bana “Doktorun hastası var, gidiyoruz” dediler. “Doktor ile görüşeyim, kalp krizi göstergesi Troponin çıkmadan bir doktor beni sevk etmemeliydi, burada bir hata var, böyle olmaz, meslektaşım bu yanlışı yapmaz” diyorum ama aceleyle arabaya bindiriyor beni polisler.

    Adliyeye varıyoruz ama karşısına çıkmam gereken savcının yanına götürmüyorlar beni. Arabada bir polis arkadaşları arabaya geliyor ve “Bravo, iyi iş çıkardınız, elinize sağlık” diyor onlara. Anlaşılan darp edilmem, gördüğüm çirkin muamele onları memnun etmiş.

    Aldığım ilaçlar ve ağız kuruluğumu gidermek için içtiğim su nedeniyle küçük abdestime sıkışıyorum. Araçtayız ve ihtiyaç belirttiğim halde WC’e götürmüyorlar. “Bekle, bir başka yere gideceğiz” diyorlar. Zaten ağız kuruluğu nedeniyle bakılan kan şekeri sonuçları açıklanmamış, kendimi iyi hissetmiyorum, sıkışıyorum ve halen WC’e götürmüyorlar. Sonunda “Yahu altıma kaçıracağım, lütfen beni WC’e götürün” diyorum. Nihayet adliye içi WC’e götürüyorlar. Tuvalete girmemi engelliyorlar illa pisuvara yapacaksın dayatmasında bulunuyorlar. Sanki tuvaletten bir yere kaçacağım? WC’den çıktığımda eşyalarımı not alıp alıyorlar. O sırada avukatlarımı görüyorum. Şahsi avukatım ve parti avukatım tesadüfen beni görüyorlar, WC’ye gitmek için alt kata inmişler. Yoksa onlara nerede olduğum hakkında bilgi veren bir savcı ve polis yok ortada! Avukatlarıma bana yapılan ihlalleri, darp ve hakaretleri anlatıyor ve polis tutanağını kabul etmiyorum, tutanağa şerh düşerek bunları yazıyorum.

    Hastaneye gitmemiz gerekirken adliyeye getirilmiş, tüm tıbbi usul çiğnenmişti. “Niye bunu yaptınız?” diye sorduğumda, “Adliyeden sonra sevke gideceğiz” dediler ama yola çıkınca bir müddet sonra Sincan Cezaevi’ne doğru gittiğimizi anladım ve yine itiraz ettim ama nafileydi, ellerindeydim.

    Bana karşı yapılan bu muameleler 2.5 yıllık milletvekilliğim süresince polis ihlallerine karşı durmamdandı. Bana karşı oldukça öfkeli olduklarını her söz ve fiillerinden anlıyordum. Sincan Cezaevine vardığımda yine küçük abdeste sıkışıyordum ve yine geciktiriliyordum. Cezaevinde uzun süren işlemlerden sonra bu kez ambulansla ancak sevke götürülüyordum. Anlaşılan polisler ve diğer yetkililer her sağlık riskini göze alarak ve düşmanca hislerle beni geciktirerek cezaevine bırakmış ve gayet rahat bir şekilde ayrılmışlardı!

    Hastaneye geldiğimizde girişte vekil arkadaşlarım ve oğlum Salih, jandarmalar vardı. “Hastaneye gitmem gerekirken cezaevine götürdüler, bu rezalettir” diyordum. Beş buçuk saatlik gecikmede kalp krizi geçirip ölsem sorumlusu kim olacaktı? Doktorlar iyi davrandı, güler yüzlüydü. Anjio kararı aldılar. Anjio iyi çıktı. Yoğun bakıma alındım. EKG çekilirken bile yoğun bakıma girip başımda bekleyen jandarmaya “Yaptığınız bu nedir? Ayıptır” diyorum. “Emir böyle” dedi. Sabahın ilk ışıklarıyla uyandığımda servise naklimi beklerken gelip giden bir rütbeli asker sonrasında taburcu olmama karar verildiğini öğrendim. Yoğun bakım odasından çıkmadan kelepçe taktılar, aslında bir sürü jandarma vardı ama kelepçe takıp kaçırır gibi hızla arka kapıdan bir araca bindirdiler. Meğer ön kapıda bekleyen avukat, vekil ve yakınlarımı atlatmakmış niyetleri.

    Vekilliği haramilikle gasp edilmiş bir milletvekilinin 2 Nisan 2021 akşamı evinden alınıp, saatlerce yaşatılan ihlaller sonrası konulduğu cezaevine gidişinin öyküsü budur. Kamuoyu bilsin ki, çiğnenen sadece benim haklarım değildir, halkın hakları çiğnenmiştir, çünkü ben hala halkın vekiliyim!

    • Okudum ve kendisini tebrik ediyorum. Bu Ramazan O ve onun gibi mazlumlar için çok bereketli geçiyor anlaşılan. Zulme rıza aynıyla zulümdür. Esasen lisanen, kalben zulmü hoşgörmek zulmü fiilen işleyene kebairde ortaklıktır. Allah böyle olmaktan muhafaza etsin. “Allah kötü sözün açığa vurulmasını sevmez; ancak haksızlığa uğrayan başka. Allah her şeyi işitmekte ve bilmektedir.” Nisa-148

    • Gergerlioğlu’na selam olsun. Bu yapılan adaletsizliklerin hesabı sorulacak. Türkiye’yi bir hapishaneye dönüştüren bu zalim dikta elbette gidecek. Defterler o zaman açılacak ve tek tek yapılanlardan hesap sorulacak. Başta damat. Kaçarak kurtulduğunu zannetmesin. Milletin parasını iç etmek yok öyle.

    • Bu Mektup ADALET’TEN korkanların pisikolojisinin resmini çizmiş! Peki Adalet’ten, kimler ve neden korkarlar? Birgün onlarda sıra geleceğini bildikleri için.
      Gergerlioğlu’nu sadece Türkiye değil Düya taktir ediyor.
      Bizim cahiller herkesi kendileri gibi gördükleri için….Gergerlioğlunu’da öyle zannediyorlar.

  12. Geçmiş geçmişte kaldı cancazım artık yeni şeyler söylemek lazım mı demek lazım?
    yoksa, geçmişten ders çıkararak geleceği planlamak mı?
    Cumhuriyet dönemi yazarları yetmez, Osmanlı’ya mı uzanmak lazım demek gerek?
    yoksa, bu bölge yetmez şarktan garba, hatta şimal’den cenub’a mı uzanmak?
    Mazi’nin ya kirli sayfalarını deşeceksin, yada ati’nin temiz sayfasından devam edeceksin,
    önermesinde bulunacaksın?
    Her dönemin ayrı bir güzelliği, ayrı dersleri anıları var.
    Ne sirkeci postanesinin bodrumundaki telgraf makinesi macerasını, nede Osmanlının arapça alfabedeki gazete sayfalarını unutup yırtıp atamazsın. silinmeyen kalemle yazıldı çünkü onlar.
    ya gdo’lu gıda gibi girer yapışır ciğerimize tüm olumsuzluklar,
    yada yüreğimize kazınır,
    Sabahattin Ali’ler, Cahit’ler, Orhan Veli’ler, Nazım’lar, Necip Fazıl’lar, Mehmet Akif Ersoy’lar.
    Ne Uğur Mumcu ne de Kışlalı’lar silinip atılabilir bu toprakların insanının hafızasından.
    Silinmesin de unutulmasın da zaten. Unutulmasın ki, biz nasıl Ahmet Yesevi, Mevlana, Hacı Bektaşı Veli, Hacı Bayramı Veli, Yunus’umuz var diye rahmetle yad ediyorsak, ”edebiliyorsak”!,
    gelecek nesillerimizde bu dallara tutunsun bir ucundan be kardeşler..
    yoksa bir tuşa dokundumu gidiveren hayalikoyın milyoncuklar gibi,
    gidiverir gelecek nesiller, umut dolu hayatlar, güzelim çocuklar.

  13. Allah Rahmet eylesın. Yakınlarına Allah sabır versin.

    KANAL İSTANBUL PROJESİ

    Bu zamanda öyle bir işe girişmek Akıl Kârı Değil.

    Merkez bankası Rezervi -60 (eksi 60) Milyar dolar olmuş.

    İşsizlik fonunda Biriken paralar erimiş.
    Halk Yoksullaşmış.
    Türkiyenin Parası varmı yok. İstanbul Projesini göster Kredi al.

    Daha sonra Yol, Köprü ve Şehir hastaneleri gibi Garanti ver, Gelir gelmezse halka ödet.

    Bu kafayla gidersek 128 Milyar dolar Değil Herhalde Ülkeyi satlığa çıkarmamız gerekecek.

    Siyasilere öneri Son Kripto olayında olduğu gibi Bolca vaat, Kâr verin Bu vatandaş Yine Kanar.

    Allah Aklınızı Kullanmıyorsunuz Diyor.

    İç Seslere inanmayın.

    Doğru, Dürüs Kişilerde Vicdan olur. Buda Allahdan gelen sestir.

    Sizin Öyle bozulmuşsunuz ki Kalp kararmış.

    Nefsinizin sesi şöyle:
    Bundan iyisi yok.

    Aklınızı ve mantığınızı kullanır, Tövbe istiğfara devam edersiniz Kurtulursunuz.

  14. SN Ergon Uluses 24 Nisan 2021 At 09:54
    ALLAH RAHMET EYLESİN
    2. Adına Yeni Türkiye denilen AKP zihniyeti Duman’ı basında yazamaz hâle getirdi. Önce Vatan’dan sonra Hürriyet’ten kovdurdu…
    AKP ZİHNİYETİ KOVDURDU DİYORSUNUZ PEKİ NEDEN ? BASIN ÇOK DÜZGÜN İSE NEDEN KOVDU NEDEN DİK DURMADI NEDEN OMURGASIZ DAVRANDI .
    3. Bu adamlar iktidardan defolup gidinceye kadar medyanın boynu bükük kalacak. İktidardan defolup gittikleri an her şey süratle normalleşecek: Hukuk ta, medya da ekonomi de…
    ESKİDEN ÇOK DÜZGÜNDÜ MEDYA PATRONLARI BAŞBAKANLARI PİJAMA İLE EVİNDE KARŞILIYORDU.HİÇ BİR GÜN YALAN HABER YAZMAZLARDI ALGI YÖNETİMİ YAPMAZLARDI
    DEĞİL Mİ ????
    4. Bu adamların derdi “aman yanlış yapmayalım” değil. Adamların tek derdi her haltı yiyelim ve yaptığımız her şey yanımıza kâr kalsın, irtikap ettiğimiz rezilliklerin hesabı sorulmasın şeklinde özetlenebilir.
    NEDEN HESAP SORULMUYOR SORANLARIN NE KORKUSU VAR , MAKAM KORKUSU MU ?
    GELECEK KORKUSU MU ? SINIRDA ŞEHİT OLAN VATANPERVERDEN DAHA MI KIYMETLİ YAŞAMLARI VE İKBALLERİ ?
    5. Bu nedenle bu adamlar iktidarda olduğu sürece basılı medyada düzelme olmayacaktır. Kimsenin böyle bir beklentisi olduğunu sanmıyorum. Bu konuda gerçekten umudu olan varsa ona “umma” der ve ekleriz: Medyanın rezil hâlinden herkes rahatsız ama sızlanmak ta bir yere kadar. Bir şeyler yapmak gerekir…
    NEDEN AKP NİN HATALARINI BERTARAF EDECEK ONDAN DAHA İYİ YAPACAK KADRO YEŞERTMİYORSUNUZ O ZAMAN ??
    6. Herkes kendi kapısının önünü süpürebilir… Gerek burada gerek diğer sosyal mecralarda trollerin hezeyanlarını görmek zorunda mıyız? Trolleri engellerseniz sayfa temiz kalır. İçlerindeki pisliği başka yere kusarlar.
    SİZCE TROL KİM ? SİZE KARŞI OLAN HERKES TROL MU ? YAPILAN DOĞRULARI KONUŞMAK TROLLÜK MÜ ?
    7. Tehditle, şantajla, cebren ve hile basılı medyanın işini bitir; Selahattin Duman gibi adamları yazamaz hâle getir, üstüne trol sürülerini internete sal, gazetecileri hapse at, bağımsız medya sitelerine erişimi kısıtla sonra “Halkın iradesi zart zurt vs.”
    ADAM OLAN ÇIKAR BENİ TEHDİT ETTİ BANA ŞANTAJ YAPTI DER .YOKSA İFTİRADAN
    BAŞKA BİR ŞEY DEĞİL
    8. Medyanın bağımsız olmasını niye istesin ki bu adamlar! Medya bağımsız olsun da çalıp çırpmalarını mı yazsın? Görgüsüzlüklerini, yalanlarını, yobazlıklarını mı yazsın?
    ESKİDEN ÇOK BAĞIMSIZ DI HERHALDE

    11. Bu sayfanın müdavimi birkaç trol var. Buyrun engelleyin. Bir adım atın.
    Hadis: Kötülüğü engellemeye gücü yeten eliyle engellesin.
    Bu konuda sizi alıkoyan şey nedir?
    TROLLER NE YAPIYOR ENGELLE SONRA DEMOKRATIM DE HANİ ÖZGÜRLÜK ?
    DAHA BURDA ÇUVALLIYORSUNUZ.
    12. İstiyorlar ki basın kendileri gibi olsun: Tatsız, tuzsuz, yobaz, yalancı, fikir namusu olmayan tipler kendilerine güzelleme yapsınlar… İnternete fazla müdahale edemiyorlar; trol sürülerini bu yüzden besliyorlar.
    BASIN HER DAİM YALAN YAZDI YAZIYOR YALNIZ ÜLKEMİZ DE DEĞİL
    ABD VE İNGİLTERE IRAK I İŞGAL EDERKEN YAPILAN YALAN YAYINLARI NE ÇABUK UNUTTUNUZ.
    RAHMET Lİ ADNAN MENDERESE ATILAN İFTİRALARI NE ÇABUK UNUTTUNUZ O BASINI İSTİYORSUNUZ ANLAŞILAN ??
    13. Adam dediğin “verilmeyecek hiçbir hesabım yoktur” diye meydan okur. Bunların tek korkusu hesaba çekilmek. Tek endişeleri mallarına mülklerine el konulması.
    NEDEN MEYDAN OKUMADILAR DA GAZETELERİNİ VE ONURLARINI SATTILAR
    OZAMAN ADAMLIK NERDE KALDI
    14. Bir süre daha bu utanmazlara katlanmak zorundayız. Korona ile birlikte inşallah bu musibetten de kurtuluruz.
    15. Bu adamlardan kurtuluna kadar yapılabilecek bazı şeyler vardı… Ama maalesef yapılmadı. Mesela Sözcü’nün sahibi olan zat yeni gazeteler çıkarmaya teşebbüs etmedi. Yeni Vatan, Yeni Hürriyet, Yeni Milliyet kurulabilirdi. Baskı tesisin var, kovulmuş gazeteciler var, bu gazetelerin okurları var… Bu yapılmadı. Bu yönde bir teşvik oldu mu bilmiyorum.
    16. Yine Akif’in “hiç olmazsa yanımdan kovarım” mısrasını hatırlatıyorum. Evet, trollerin içlerindeki pisliği sayfaya kusmasına müsaade edilmemeli. Hiç olmazsa sayfamdan kovarım, denilmeli…
    SİZE GÖRE SİZE KARŞI OLAN TROL ÖYLEMİ ????

  15. Bu günkü yazının , siyasi içerikli olmaması nedeniyle pek yorum alacağını sanmıyorum . Yani bu gün bu köşede büyük çapta sukûnetin hakim olacağını düşünüyorum ama tabii ki gene de durum belli olmaz !
    Rahmetli Selahattin Duman’ın ölümüyle ilgili olarak benim iki nokta dikkatimi çekti .Geçen sene Torbalı’da bir çekiciyle çarpıştığı bir trafik kazası geçirmiş , uzunca bir süre yoğun bakımda kalmış , daha sonra kalbiyle ilgili bazı rahatsızlıkları ortaya çıkmış ve bu şekilde devam eden kombine bir tedavi sürecinin sonunda Hakkın rahmetine kavuşmuş. Trafik kazası hakkında daha fazla bilgi edinemedim ; ancak bir çekiciyle çarpıştığına göre büyük bir ihtimalle rahmetinin kusurlu olduğunu tahmin ediyorum .Bu nedenle şunu demek istiyorum ki aktif olarak araç kullanan bütün sürücülerin ; kabiliyetlerinden yani meleke ve reflekslerinden mutlaka emin olmaları , ileri yaştakilerin ise bunu bir şekilde kontrol etmeleri veya ettirmeleri gerekir.
    Bir diğer konu ise vücudumuzun en önemli ve hayati organı olan kalbimizle ilgili olarak , yediden yetmiş yediye kadar herkesin , herhangi bir rahatsızlık beklemeden mutlaka bir kere kardiyoloji kontrolünden geçmesi gerektiği hususudur .Özellikle genç yaşlardaki kalp rahatsızlıkları çok daha ölümcül olmakta , bu ihmal yüzünden de bir çok genç insan hayatını kaybetmektedir .
    Bu vesileyle rahmetliye ve bütün Hakkın rahmetine kavuşmuş yakınlarımıza Allahü Tealadan rahmet ve mağfiret niyaz eder ,ailesine ve arkadaşlarına başsağlığı dileriz.
    Herkese sağlıklı ve güzel günler dileğiyle..

  16. 1. Selahattin Duman’ı 71 yaşında kaybettik. Çok acı bir kayıp. Yeri dolmaz… Çok renkli, hünerli ve etkileyici bir kalemdi. Köşe yazmaya 95’te başladı, kısa bir süre sonra zirveyi Çetin Altan’dan aldı…
    2. Adına Yeni Türkiye denilen AKP zihniyeti Duman’ı basında yazamaz hâle getirdi. Önce Vatan’dan sonra Hürriyet’ten kovdurdu…
    3. Bu adamlar iktidardan defolup gidinceye kadar medyanın boynu bükük kalacak. İktidardan defolup gittikleri an her şey süratle normalleşecek: Hukuk ta, medya da ekonomi de…
    4. Bu adamların derdi “aman yanlış yapmayalım” değil. Adamların tek derdi her haltı yiyelim ve yaptığımız her şey yanımıza kâr kalsın, irtikap ettiğimiz rezilliklerin hesabı sorulmasın şeklinde özetlenebilir.
    5. Bu nedenle bu adamlar iktidarda olduğu sürece basılı medyada düzelme olmayacaktır. Kimsenin böyle bir beklentisi olduğunu sanmıyorum. Bu konuda gerçekten umudu olan varsa ona “umma” der ve ekleriz: Medyanın rezil hâlinden herkes rahatsız ama sızlanmak ta bir yere kadar. Bir şeyler yapmak gerekir…
    6. Herkes kendi kapısının önünü süpürebilir… Gerek burada gerek diğer sosyal mecralarda trollerin hezeyanlarını görmek zorunda mıyız? Trolleri engellerseniz sayfa temiz kalır. İçlerindeki pisliği başka yere kusarlar.
    7. Tehditle, şantajla, cebren ve hile basılı medyanın işini bitir; Selahattin Duman gibi adamları yazamaz hâle getir, üstüne trol sürülerini internete sal, gazetecileri hapse at, bağımsız medya sitelerine erişimi kısıtla sonra “Halkın iradesi zart zurt vs.”
    8. Medyanın bağımsız olmasını niye istesin ki bu adamlar! Medya bağımsız olsun da çalıp çırpmalarını mı yazsın? Görgüsüzlüklerini, yalanlarını, yobazlıklarını mı yazsın?
    9. Gazeteciyi ya kovduracak ya dövdürecek ya da hapse tıkacak… Ya susturacak ya sesini kısacak. Böyle yapmasın da gazeteci bu adamların beş para etmez fikirlerini lime lime edip ne mal olduklarını ortaya mı koysun!
    10. “Fikri iktidarımızı kuramadık cart curt…”
    Senin doğru dürüst bir fikrin var mı herhangi bir konuda!
    11. Bu sayfanın müdavimi birkaç trol var. Buyrun engelleyin. Bir adım atın.
    Hadis: Kötülüğü engellemeye gücü yeten eliyle engellesin.
    Bu konuda sizi alıkoyan şey nedir?
    12. İstiyorlar ki basın kendileri gibi olsun: Tatsız, tuzsuz, yobaz, yalancı, fikir namusu olmayan tipler kendilerine güzelleme yapsınlar… İnternete fazla müdahale edemiyorlar; trol sürülerini bu yüzden besliyorlar.
    13. Adam dediğin “verilmeyecek hiçbir hesabım yoktur” diye meydan okur. Bunların tek korkusu hesaba çekilmek. Tek endişeleri mallarına mülklerine el konulması.
    14. Bir süre daha bu utanmazlara katlanmak zorundayız. Korona ile birlikte inşallah bu musibetten de kurtuluruz.
    15. Bu adamlardan kurtuluna kadar yapılabilecek bazı şeyler vardı… Ama maalesef yapılmadı. Mesela Sözcü’nün sahibi olan zat yeni gazeteler çıkarmaya teşebbüs etmedi. Yeni Vatan, Yeni Hürriyet, Yeni Milliyet kurulabilirdi. Baskı tesisin var, kovulmuş gazeteciler var, bu gazetelerin okurları var… Bu yapılmadı. Bu yönde bir teşvik oldu mu bilmiyorum.
    16. Yine Akif’in “hiç olmazsa yanımdan kovarım” mısrasını hatırlatıyorum. Evet, trollerin içlerindeki pisliği sayfaya kusmasına müsaade edilmemeli. Hiç olmazsa sayfamdan kovarım, denilmeli…

    • Yeni yorumları okuyorum insan keyif alıyor farklı yorumcular ile yazı altı şenlenmiş ancak trole sansör olmaz neden olmaz çünkü onlar olmasa kötünün ne olduğu nasıl anlaşılır. İyi ve güzel zıddı ile kaimdir. Varlık, yokluk olmazsa nakıs, nur ve zulmet hakeza. Bu sebeple medyada çok kimseleri medeni ölü yapma girişimi ile mühendislik yapan edeni dirilere inat konu altlarında yazan maaşlı, maaşsız bütün trollerin hakkı hayatı yani fikrini serdetme özgürlüğünden yanayım. Onların ifadelerinde yer alan hakaretamiz, aşağılayıcı ifadelerin ise onlara fikri mihmandar olan kasımpaşa ekolünden tevarüs olması nedeni ile pek yakıştığını söylemeden geçemeyeceğim. “Rahman’ın has kulları yeryüzünde vakarla yürüyen, cahiller onlara laf attığı zaman, “selam” deyip geçen kullardır.” Furkan-63

    • Tek seslilik iyi bir şey değildir. Trol de olsa kimsenin sesi kesilmemelidir. Yanlış yanlışla düzelmez. Demokrasi ancak çok seslilikle olabilir. Bir kere yasaklamaya başladınız mı sonu gelmez. Akp demokrasi tramwayı ile geldi. Önce karşı kampı susturdu, herkes oh olsun dedi. Sonra kim var kim yok itiraz eden herkesi susturdu. Şimdi ne konuşmak, ne itiraz etmek mümkün değil. Hatta soru sormak bile suç kapsamına alındı. Diktatörlüğün yol taşları böyle döşendi. O yüzden ağzınıza biber sürün bir daha böyle saçma önerilerde bulunmayın. Türkiye bir diktadan başkasına sürüklenme sarmalından kurtulmalı ve demokrat ülkeler kulübüne acil katılmalıdır.

  17. Eski türkiyenin 40 yılda bir yurtdışına çıkabilen sözde yöneticilerini/bakanlarını onları evlerinde pijamayla karşılayan medya patronları belirlediği gibi gittikleri yabancı ülkelerde de kendilerinin yalnız bırakmaları düşünülemezdi herhalde.
    Nitekim yorumculardan hasan günay beyin hasretle andığı 90lı yılların siyasilerinin trajikomik hallerini kabaca yazıp çizmek bile o zamanlar mizah yazarı olmak için yeterli sayılıyordu.
    Mizah bize çinde bir köy kadar uzak; hem de doğu çinin yüksek dağ kasabalarından biri kadar…
    Yeni türkiyenin kıymetini bilelim; eski zamanların siyasi elitini iplemeyen “camgöz” medyasından bugün eser yok; aynı gastenin şimdiki yazar taslakları ise mizah olsun diye başbakanı bekleyen askeri tören kıtasını denetlemekle filan yetiniyorlar:)
    Böyle bir soytarılığı 90yıllarda yapmayı bırakın aklınızdan bile geçiremezdiniz; onbaşıların devletin valisini tokatladığı, milletvekillerini ensesinden tutup sokaklarda sürüklediği yıllarda…
    Aynı yıllarda kimileri “geceyarısı karargahtan ismini açıklamak istemeyen çok önemli bir general beni aradı” diye başlayan yazılar kaleme alırken kimisi de işte böyle dalgasına bakıyormuş demek ki!
    Ey türk! Titre ve kendine dön!
    Ey türk! Titre ve kendine dön!
    Ey türk! Titre ve kendine dön!
    Seçilenleri kimsenin/kıçıkırık medyanın bile kaale almadığı o yılları unutma!!!

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız