Sinan Ateş’in kanı yerde kalmayabilir.. Suikastı planlayanların kimliği bunu kolaylaştırıyor…

19
Reklam

Amerikalı sanatçı Andy Warhol, sosyal medya öncesi dönemde, “Herkes bir gün 15 dakikalığına şöhret olacak” tespitini paylaşmıştı. Sosyal medya şöhretin süresini kısalttı ama cümlenin ‘herkes’ bölümünü daha kuvvetli hale getirdi.

Ben o sözün tersinden de doğru olduğu kanaatindeyim. En hayati olayların bile gündemde kalma ömrü günümüzde dakikalar mesabesinde; ne kadar gayret gösterilirse gösterilsin, insanların olaylara ilgisini uzun süre ayakta tutmak çok zor.

Pek çok genç insanın, geçen haftayı bütünüyle işgal eden Sinan Ateş suikastının da kısa ömürlü ilgi kaderiyle karşılaşacağı beklentisinde olduğunu fark ettim.

“Unutulur, unutulur” deniliyor ya, bu olay da onlardan biri haline dönüşebilir gibi geliyor.

Her sabahki gazete mütalaalarım bana bugün bunu düşündürdü. Gazetelerin gündeminde ilk sırada yer almıyor artık olay; konuya sadece birkaç yazar ilgi duymuş…

Olayın siyasi suikast boyutunu önemseyen bir genç, bana, “Sinan Ateş suikastı geçmişte işlendiğini yazdığınız diğer suikastlar gibi mi?” sorusunu yöneltti.

Soruyu ilginç buldum.

Aklımda yer etmiş siyasi olaylarla bu son yaşananı mukayese ettiğimde, Sinan Ateş’in hayatını kaybettiği bu son cinayetin öncekilerle çok önemli bir farkı bulunduğunu gördüm. 

Reklam

Siyasi kimliği bulunan bir kişinin vücudunu ortadan kaldırmak için girişilen her suikast sonrasında, suikastın hedefi olan kişi ister ‘sağ’ ister ‘sol’ kimliğe sahip olsun, ‘olağan şüpheliler’ suçlansa bile, eylemlerin görünenden farklı bir el tarafından planlandığı kuşkusu zihinlerde oluşurdu.

‘Olağan şüpheliler’, hedef ‘sağcı’ biri ise ‘solcular’, tersine ‘solcu’ biri ise ‘sağcılar’ kabul edilir, tetikçiler hep karşı cephede aranırdı.

Genellikle aranan yerde bulunurdu da.

Ancak, yine genellikle “Bu işin içinde başka bir iş var” kuşkusu da duyulurdu.

Duyulur ve fatura ‘derin devlet’ kavramıyla ifade edilen bir yere kesilirdi.

Her darbe öncesi siyasi nitelikli cinayetlerin artması bu kanaati doğuran sebeptir.  

Kuşku yerinde miydi?

‘Yeşil’ kod adlı birini hatırlıyor musunuz?

Reklam

Failleri meçhul kalmış pek çok cinayetin faili olduğu düşünülen biridir ‘Yeşil’

Onun ortalıkta bulunduğu dönemde işlenmiş siyasi mahiyetli cinayetler ‘derin devlet’ ile ilişkili bilinir.

‘Derin devlet’ gerçekten varsa, onun kim bilir kaç ‘Yeşil’ türünden elemanı vardır…

Kuşkuların doğrulandığı bir olay da, aslında bir arada seyahat etmeleri akıl dışı sayılabilecek kişilerin içinde bulunduğu bir Mercedes Susurluk’ta bir kamyona çarptığında görülmüştü (1996).

Siyasi tarihe ‘Susurluk olayı’ olarak geçti o olay…

Belleğimde sanki dün imiş gibi yerini koruyan bayağı eski bir olay daha var.

Gazeteci İlhami Soysal’ın Ankara’da güpegündüz kaçırılması olayı…

Dönemin Genelkurmay başkanı Cemal Tural’ı kızdıran yazılar yazmaktaydı Akşam gazetesi yazarı İlhami Soysal. 1969 yılında. Dolmuş beklerken yanında duran bir araçtan gelen nazik davete uyan gazeteci, gideceğini söylediği yerden farklı bir yöne gidildiğini fark edip inmek istediğinde, araç içerisindeki diğer kişilerin saldırısına uğramıştı.

Hem dövdüler, hem de sövdüler. Sonra da Ankara dışında bir yerde kendisini araçtan attılar.

Kimler?

İlhami Soysal kendisini kaçıranların polis olabileceğinden kuşku duyduğunu yazınca Ankara Emniyeti olayla kendilerinin ilişkisi bulunmadığını açıkladığı gibi, saldırganları da bulma çabasına girdi.

Buldu da.

Üç saldırgandan biri, görev yeri Kıbrıs’ta bulunması gereken yarbay rütbeli Salih Raci Tekin, diğerleri de onunla aynı birimden iki astsubaydı. Araç yarbaya aitti. Emri veren Cemal Tural’dı. Emri alıp üçlü timi oluşturan ise Özel Harp Dairesi’nin (ÖHD) başkanı olan bir tuğgeneraldi. Tural’ın, olaydan sonra, ÖHD başkanı olan komutanı askeri ateşe olarak Londra’ya atadığı anlaşıldı.

Hedef alınan şahıs -gazeteci İlhami Soysal– hayatını kaybetmediği halde ‘siyasi suikastlar’ konusunu ele alırken neden bu olayı hatırladım?

Evet, bildiniz, 22 yıl önce hayatını bir siyasi suikastta kaybetmiş Doç. Necip Hablemitoğlu olayı yüzünden…

Uzun yıllar failleri meçhul kalmış Hablemitoğlu suikastının failleri olduğu iddiasıyla yargılananlar asker kişiler. İki ast rütbeliden biri Hablemitoğlu’nun evi etrafında keşif yapmış, evden çıkış ve eve dönüş saatlerini belirlemiş, bir diğeri ise o keşifle elde edilen bilgiler istikametinde oluşturulan planı uygulamış ve tetiği de o çekmiş…

İçlerinden birinin verdiği ifadeye göre, kendilerine suikast emrini de albay rütbeli komutanları vermiş…

Üçü de o sırada ÖHD birimi içerisinde görevli imişler.

İşin özeti şu: Geçmişte işlenen siyasi mahiyetli cinayetler ve suikastlarda kimler fail gösterilmiş olurlarsa olsunlar, sürekli ‘derin devlet’ suçlanmıştır. 

Sinan Ateş suikastında ise faillerin öyle bir kimliği bulunmadığı anlaşılıyor.

Tetiği çeken, bir çatışmada birini öldürdüğü için ömür boyu hapis yatacak bir mafya üyesi.

Eyleme katılan birkaç kişi de bir uyuşturucu çetesinin mensubuymuşlar.

Siyasi suikast bir uyuşturucu çetesine ihale edilmiş…

Faillerin ve onları yönlendirenlerin fazla gecikilmeden bulunabilmesi ve eylemin üzerine gidilebilmesi, biraz da bu yüzden olmalı.

Hablemitoğlu dosyasının açılabilmesi için 22 yıl beklemek gerekmişti oysa.

İlhami Soysal eyleminin gecikmeden ortaya çıkması da başkaları tarafından işlenen eylemin polislere mal edilmek istenmesindendi.

Susurluk kazası sonrasında, devletin ilgili kurumları, siyasilerin yönlendirmesiyle, kapsamlı raporlar hazırladıkları ve konu bütün çıplaklığıyla ayan beyan ortaya çıktığı halde,, bir milim bile ilerleme kaydedilemedi. 

Arada böyle bir fark var işte.

Devlet şimdi kendisini daha rahat hissediyor olmalı.

Son bir not: Bloomberg ajansının Türkiye’ye özel önem verdiği malum. Oradan çıkan bir değerlendirmeyi dün Washington Post gazetesinin sitesinde okudum. Ajans muhabiri Türkiye’de yapılacak seçimin 2023’ün en önemli seçimi olduğu görüşünde. Yazının bir yerinde ‘derin devlet’ kavramı da geçiyor; AK Parti’nin onu etkisiz hale getirdiği yorumuyla birlikte…

ΩΩΩΩ

Reklam

19 YORUMLAR

  1. “2023’ün en önemli seçimi” türkiyede değil ingilterede veya amerikada yaşanabilir…

  2. Sayın yazar haklı, ölü ya da diri herkes 15 dakikalığına ünlü olabilir;
    bir kısım ölüseviciler, kan kokusu almış ingiliz tazıları gibi intikam naraları attığına göre aday çok:)
    Yazıda bahsi geçen gasteci taslağı dönemin genkurbşk.nın nesine karşıymıştır bilmiyorum ama önüne gelenin arabasına binmeye oldukça alışkın biriymiş gibi görünüyor?

  3. Osmanlıda otorite çözülmesi sened-i ittifakla başlayan padişahın ayanlar (o zamanki şehirlerin önde gelenleri) karşısındaki yetkilerinin kısıtlanması ile başladı. Daha sonra Tanzimat fermanı ile tüm Osmanlı vatandaşlarına eşit haklar getirildi. Ancak daha sonra yapılan İslahat fermanı ile gayrimuslimlere eşit vatandaşlık bağını bozacak imtiyazlar verildi. Bu da yabancı devletlerin Osmanlı’nın içişlerine daha fazla karışmasına zemin hazırladı. Tüm bu sürecin sonunda ise koca imparatorluk yıkıldı. Bugünkü topraklarımızı ise zar zor yüzbinlerce şehit vererek kurtarabildik. Büyük bir kısmını ise misakı milliden taviz vererek bırakmak zorunda kaldık.
    İşte Ali Babacanin anayasamızın temel yurttaşlıkla ilgili maddelerini değiştirme ile ilgili sözleri yeni bir Islahat fermanı girişimidir. Anayasanın inançların ve etnik kökenler üstündeki ortak vatandaşlık tanımını değiştirmek Ülkemizin birlik ve bütünlüğüne dinamit koymaktır. Kişisel siyasi hırslar ve oy uğruna vatanın birlik ve bütünlüğünü bozacak söz ve davranışlardan kaçınmak gerekir. Bile isteye bunu yapanlar vatansever değildir.

  4. YA KAFAYI YEMİŞLER YADA…
    Siyasal İslamcı yada milliyetçi referansları olan liderlere bakıyorum gözlerim kapalı.
    Açmışlar ağızlarını, yummuşlar gözlerini.
    Açık gözle seyretmek ne mümkün?
    Tansiyon düşürücü almadan asla.
    Açıklamalarına anlam vermeye kalksam kafayı yiyeceğim.
    Belki de muhaliflerini bu yolla imha etmeyi planlıyorlar.
    Tek mantıklı izah bu.
    Başka ihtimal de şu:
    Dava dedikleri her neyse, “Siyasal İslamın ve Milliyetçiliğin” bu topraklarda işini ebediyen bitirmeye yemin-kasem etmiş olmaları

  5. 1969 yılında Ilhami Soysal olayında olduğu gibi Sinan Ateṣ olayında da polise karṣı bir durum var.

    Ilhami Soysal olayında başkaları tarafından işlenen eylem polislere mal edilmek istendi.

    Sinan Ateṣ olayında ise suçlu arayan polislere „siz gidin sahibiniz gelsin“ dendi.

    Görevini yapan polislere „sahibiniz gelsin“ demenin ne anlama geldiğini herkes bilir…

  6. yerli embesillerin yazdigi batililarin cevirip derledigi alisildik zirzop yorumlar ..
    (google’dan cevirebilirsiniz)
    yurmurtlanan sacmaliklar ayni nihayetinde yumurtlayanlar da ayni muhalif dar kafalar
    ibb nin basindaki hanzo ” karizmatik” imis ve bir cok siyasi ‘analizci’ onun adayliginin chpkk basinda ki hanzodan daha iyi olacagini dusunuyormus (analizciden gecilmiyor)
    “erdogan batililarin sandiginin cok otesinde radikal fikirlere sahip”mis.. bu da “s.koru” adinda bir herif yumurtlamis -anlasilan yazarin da akrabasi –

    yazida yazarin “derin devlet” dedigi kavram dan kastedilen darbe meraklisi son yillarda pkk meraklisi fasist parti yeni nami ile “chpkk” 🙂

    her secim oncesi yeni takirtilar netice de ayni lakirdilar

    izleyip gorecegiz 🙂

    • 20 senedir göreceğini görmediysen bundan sonra hiç göremezsin Amerikalıların derdi Türk derin devletini İngilizlere kaptırdılar:)) onların dertleri bu. Sen kendi derdini söyle bize, beraber dertlenelim:))

  7. “En hayati olayların bile gündemde kalma ömrü günümüzde dakikalar mesabesinde…”
    günümüz ülkesi, bir aksiyonlar ülkesi,
    günde en az 15 olay patlıyor, yolsuzluklar, hırsızlık vakaları, kadın cinayetleri, taciz olayları, suikastler…ağır ekonomik bunalımların olduğu ülkelerin tipik gündemleri.
    sayın koru “Sinan Ateş’in kanı yerde kalmayabilir..” diyor,
    suikasti-planlayanların-kimliği-bunu-kolaylaştırıyor-mu??? acaba???
    bu ironiyi pardon iyimserliği edinmesinin sebebini anlamaya çalışıyorum, medyadan öğrendiğimiz kadarıyla aslında her şey ortada ve biliniyor ama yine anladığımız kadarıyla son derece girift ve tehlikeli ve çirkin ilişkilere içişlerinden, partilere, meclise uzanıyor dallanıp budaklanıyor yani durum “yeşil” değil de neden “morcivert” kullanıldığını açıklıyor dolayısıyla bu iş fazla derine gitmeden bir kaç yüzeysel rötüşle hallolur/kapanır/unutulur gibi duruyor maalesef.
    zaten ortaya çıkacak rezaletleri hiç bir toplum kaldıramaz.
    adalet mülkün temelidir boşuna söylenmiyor.
    sadece büyük ekonomik sorunlarla değil, büyük siyasi, toplumsal, ahlaksal, ilkesel sorunlarla boğulmak adalet mekanizmasının zarar görmesiyle mümkün.
    ben bu iyimserliği hiç paylaşmıyorum,
    her şey çok farklı olabilirdi ama olmadı.
    güneşin altında yeni bir şey yok.

  8. Üstad Fehmi Koru’nun tezi belli, yeteri kadar açık yazıyor. Bu zaten bilinen, bilinmeyen ne o zaman? Bilinmeyen bir şey yok, herkes her şeyi biliyor. Sadece konuşulmayalar var.

    Şu bir gerçek ki Konuşması gerekenler konuşulması gerekenleri konuşmuyor. Şurası da diğer bir gerçek ki, konuşulması gerekenler konuşulmazsa ne failler bulunabilir ne de faili meçhuller son bulur. Sadece faili meçhuller mi, bu işin Erdoğan’ı iktidardan düşürene kadar büyüyerek devam edeceğini söyleyenler var, Hanefi Avcı böyle düşünen biri mesela!

    Peki Erdoğan’ı iktidardan düşürmeye kimin gücü yeter?
    El-cevap tabiki Erdoğan’ın en yakınlarının gücü yeter, başka kimsenin gücü yetmez buna.

  9. Bu konudaki görüşlerimi daha önceleri açıklamıştım ; bana göre her faili meçhul cinayet/olay , bir devlet için yüzkarasıdır! Nokta!
    Bu bağlamda şunu da belirtmeden geçmek olmaz ; en iyisi , bir televizyoncu olarak bir çok
    faili meçhul cinayetleri çözmeyi başaran M.Anli’yi EGM. ü yapalım , vallahi o taktirde ortalığın dumanını attırır !
    Buna olmaz denirse , o zaman çözdüğü her vukuatla ilgili olan devlet görevlilerinin maaşları, M.Anli’ya verilsin !
    Eee.. benden bu kadar , daha ne yapayım!

  10. bile unutamamış sarayın anasını öldürdüğünü düşünüyor muş falan.
    saray entrikaları beni ilgilendirmez ama milletin ağzı açık kulağı saray surlarında.
    Bizde piyango çıksa ilk işi karıyo boşamak olan herif! lerin sonu: çöplük!
    parayı 3 ayda bitiriyor. ama heri gibi ler ve karısı,
    vakıf kurmuşlar! paraları kasaya değil buraya..
    (bizde kasa satışları artıyor)
    demekki bilinç! buradan başlıyor!!!
    bunu bilen bir kafa,
    kraliyete dahi kafa tutabiliyor!
    biz mi?
    kedi bile fare yakalamıyor, köpekler belediye yemeğini versin diye yolun ortasına öölee yatıyor😂. koruyucusu mu?
    vaar vaar. hele bir fiske vur da başına geleni gör!
    kadın mı dedin?
    onu saçından tutup şöööleee bi kavradınmı!….

  11. Şehzade Mustafa lar da gördü bu topraklar.
    Ya bağrına çekip aldı gencecik bedenleri,
    yada yar etmedi bu topraklara o bedeni.
    Yine yazarda dahil odaklandırdılar herkesi tetikteki parmağın sahibine!
    Oysaki ben derim hep size,
    “parmağın gösterdiği yere değil!…”
    Her neyse .. bu da gitti faili m…
    NOT:tetikçiliğe soyunan taşeron yada satılık adam kadın siyasetçi bilimum meslek kısmısı her neyse bol bulunur her zaman dünyada!
    çözersin işi,
    “kadın kilotdunu çekmeceye koyduranı buldunmu!”

    • Atatürk bile olayı çözmüş yüzyıl önceden.
      “gaflet ve dalalet, hatta hıyanet içinde!..”
      yani vazife düşüyor yine bize.
      -kim kimlerin taşeronluğuna soyunmuş
      -kimler bu ülkenin aleyhine zararına çalışıyor
      -kim bizi birbirimize kırdırmaya çalışıyor
      -kimler bizi evlatlarımızdan koparıyor
      -kimlerin gözü bizim ekmeğimizde???
      -kimlerin eli fakirin emekçinin emeklinin garibanın çalışanın cebinde???
      Bulamıyorsak o elleri bile,
      sahip çıkalım sandıkta kendi elimize👋

    • Küçük bir arşiv taraması; İlhami Soysal’ı döven subay Salih Recai Tekin’in oğlu da Ergenekondan yargılanıp beraat eden merhum subay Muzaffer Tekin imiş. Hablemitoğlu suikastinde adı geçen Gökhan Nuri Bozkır’ın babası da subay Niyazi Bozkır idi. Bu subaylar meşhur Türk milliyetçisi general Cemal Tural paşanın yetiştirmesiymiş.

      • Metinn izmir belediye başkanı kimin oğluymuş bir de ona baksaydın, hazır insanların nesebini karıştırmaya başlamışken? Hani babanın suçunu günahını oğlu kızı çekmezdi, nooldu?

Comments are closed.