Siyaset kazanı kaynamaya başladı, ortam sürprizlere gebe.. Sizleri sürprizlere hazırlıyorum…

49
Alattin Çakıcı, Mehmet Ağar, Korkut Eken ve Engin Alan..

Dünyada ve ülkemizde yaşanan siyasi gelişmelerin tesadüfen meydana geldiğine inananlardansanız bu yazı size göre değil. Tesadüf görünenlerin arkasında bir akıl olduğunu düşünenler için yazdım bu yazıyı. Hangi kategoride yer alıyorsanız gereğini yerine getirin derim. Okuyun veya daha en baştan okumaktan vazgeçin.

Siyaseti yakından izleyen araştırmacı İbrahim Uslu erken seçim için Devlet Bahçeli’yi işaret etmiş ve muhtemel tarih olarak da 2021’in ikinci yarısını öngörmüş. Ben de seçimin 2023’e kalmayacağını, hatta 2021’in ikinci yarısının bile beklenmeyebileceğini düşünüyorum.

Meydana gelen gelişmeler seçimi çağırıyor çünkü.

Berat Albayrak’ın görevinin bıraktırılması önemli bir işaret. Yerine gelen ismin ekonomiyi deneme sahası olarak değil, denenmişin takip edilmesi gereken bir alan gören Lütfi Elvan olması da öyle.

Eh, bu listeye Merkez Bankası başkanı Murat Uysal’ın istifaya zorlanmasını ve yerini maliyeci bir isim olan Naci Ağbal’a bırakmasını da ekleyebiliriz.

Görevden alma ve göreve getirme makamı bu değişiklikleri durduk yere yapmıyor doğal olarak. 

Ardından, ısrarla sürdürülen faizi aşağıda tutma kararlılığından vazgeçildi ve piyasaların beklentileri istikametinde karar alınabildi. 

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın aklından geçenleri okuyamayız, ancak aklından bir şeyler geçtiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Reklam

Erken seçim mi?

Neden olmasın?

Bülent Arınç, Cemil Çiçek, Semih Yalçın ve Alattin Çakıcı 

İktidar cephesinden bazı isimlerin eş zamanlı olarak medyada görünmeleri ve şaşırtıcı mesajlar vermelerini de bu listeye eklemek gerekiyor. Külliye’den ve iktidar odağından uzak AK Partili isimlerin mesajlara cevap yetiştirmeleri onların vaziyeti iyi okuyamamalarıyla ilgili.

Bülent Arınç birden fazla TV yayınına çıktı geçtiğimiz günlerde. Programın birinde, ekonomide sıkıntılar yaşandığını, bunların varlığının kabul edilip çözüme odaklanılması gerektiğini söyledi. Esas ses getiren sözleri ise bir başka programda sarf etti. Yıllardır cezaevinde tutulan Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala’nın tutukluluk hallerine son verilmesi zamanının geldiği görüşünü açıkladı.

Şu sözler de ona ait:

“Tutukluluk cezaya dönüşmemeli. Demirtaş ile bizim 1-2 görüşmemiz oldu. Cezaevlerinde isyanlar, açlık grevleri olmuştu. Selahattin Demirtaş’ı tanımak veya onu yargılamak için onun yazdığı ‘Devran’ isminde kitap var. Ne olur, onu alıp okuyun. (..) O kitap Kürtler ve Kürtlerin yaşadığı travmalar üzerine kafalarda çok şeyleri değiştirecektir.”

Görüş açıklama konusunda çekimser davranan Cemil Çiçek de, hem de kendisi arayarak, Karar’dan Ahmet Taşgetiren’e konuştu

Reklam

Bakın ne dedi:

“Bize yargı reformundan önce insan ve ahlâk reformu lâzım. Biz 459 yıldan beri yargının düzeltilmesini konuşuyoruz. Sadrazam Lütfi Paşa’nın Âsafnâmesinden, Göriceli Mustafa’nın Koçibey Risalesinden beri. Bir toplum 500 yıl adaleti arar mı? Bize topyekûn bir tevbe-i nasûh lazım. Reform kelimesi çok aşındı, kimse bir şey beklemesin.”

Ardından Hürriyet’ten Sedat Ergin’le de görüştü Cemil Çiçek

Her iki görüş sahibi Cumhurbaşkanlığı yüksek istişare kurulu üyesi sıfatını taşıyor. Arınç ile Çiçek’in iktidar cephesinde özgül ağırlığı bulunan şahsiyetler olduğunu da özellikle vurgulamak isterim.

İktidar cephesinde yaşananlar bu çıkışlardan ibaret değil. İktidarın küçük ortağı MHP’den de anamuhalefet partisi ve liderini hedef alır gibi görünen, ancak Akif Beki’nin bugünkü yazısında algıladığı üzere, esas AK Parti’ye dokunduran bir açıklama geldi.

MHP’nin iki numaralı ismi olan Semih Yalçın’dan.

Okuyalım:

“MHP bir dava partisidir ve bu hususiyetini dünya durdukça koruyacaktır. MHP; ucuz ve gündelik siyaset uğruna dünyasını ve ahretini yıkmayacağı gibi, ilke ve değerlerine daima tutarlılıkla sahip çıkacaktır. MHP; var oldukça, Türkiye’nin parçalanmasına yönelik ihanet projelerinin hayata geçirilmesine ve ebedi devletimizin yıkılmasına asla izin vermeyecektir.”

“Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” dercesine…

Çakıcı’nın Twitter mesajı..

Bu açıklamaları MHP liderinin “O bizim dava arkadaşımız” diye nitelediği Alattin Çakıcı’nın CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nu hedef alan mesajından şu sözler ile birlikte okumakta yarar var:

“Ulan dürzü… Akıllı ol! Köpeklik yaptığın vatan hainleri ile Bahçeli’yi bir potaya koyarsan,  hayatının en büyük hatasını yaparsın. Seni bakla kazığıyla tanıştırırım. Bak Kılıçdaroğlu, sana akıllı ol diyorum. Bana bak dürzü! Saray diye ifade ettiğin o Külliye devletimizin en üst makamıdır. Millet adına devletin yanında olmak, Sayın Bahçeli için bir yaşam tarzıdır.”

Mesaja aracılık yapan Twitter sonradan onu sitesinden kaldırdı.

Alattin Çakıcı’nın kısa süre önce kendisini ziyarete gelen bir grupla çektirdiği -bu yazının girişinde yer alan- fotoğrafı da bu tabloya eklemek şart.

Sürprizlere hazır olan kazanır

Ne dersiniz, sıraladığım bu gelişmeler sizce tesadüfen mi bir biri ardına meydana geliyor?

Şu yakınlarda İYİ Parti’nin karıştıran bir gelişme yaşandı, ama AK Parti – MHP ittifakını zorlayan karşı hamle de geldi.

AK Parti MHP’yi ortaklıktan çıkarsa onun yerine İYİ Parti’yi yanına alsa bir türlü, olaylar MHP ile İYİ Parti’yi birbirine yakınlaştırsa başka türlü denklemler kurulabilir.

CHP, daha doğrusu Kemal Kılıçdaroğlu, anahtarı elinde tutuyor.

Saldırıların ona yönelmesinin de böyle bir anlamı var.

Uzatmayayım; şimdilerde bir biri ardına yaşanan gelişmeler tesadüfi değil. Ortada bir değil, birden fazla rekabet halinde plan var ve her şey o planlara uygun olarak meydana geliyor. 

Birinin çıkışını diğeri kendi çıkışıyla bozmaya çalışıyor.

Siyaset alanını yakın gözlem altında tutanlar bir tezin varlığının farkındalar. O teze göre, ana gövdesi iki partiden (AK Parti ile MHP’den) oluşan ‘Cumhur İttifakı’nın oyları yeni sistemin zorladığı ‘50+1’ oranının uzağında bugün. AK Parti oyları yüzde 30’un, MHP’nin de yüzde 10 oranı altında seyrediyor. Yeniden iktidar olabilmek ve kendi tercihini cumhurbaşkanı seçtirebilmek için rakip ittifakı dizayn etmeleri gerekiyor. HDP’yi ‘Millet İttifakı’ dışında tutup oyunu yüzde 10’un altına düşürmesi ve İYİ Parti’yi kendi yanına çekemiyorsa güçsüzleştirmesi gerekiyor iktidarın…

İktidar açısından erken seçimin tarihini o hedefin gerçekleşmesi belirleyecek.

Muhalefetin oyun planını buna göre oluşturması lazım.

ΩΩΩΩ

49 YORUMLAR

  1. …..
    Bakılacak da nasıl? suyu çekmiş paralar!
    Her seçim ayrı israf, bütçemizi yaralar!

    İş sahası açarak, parayı üreten yok!
    Hiç bir şey üretmeden, parayı tüketen çok!

    Yerimizde saymaya, biz topyekün mahkumuz,
    Kendini kurtaranla, kararıyor ufkumuz!
    ….

    • ……
      Genç anneler tedirgin, bebeler acıkınca,
      Dönüp gelmiyor gençler, ülkeden bir çıkınca!

      Maddiyatçı bir kesim var öyle bir yiyor ki
      Maneviyat adına, birileri diyor ki;

      “Gelin çekip gidelim peygamber dönemine,
      Eşyamış, tabiatmış bunların önemi ne!?”
      …..

  2. …..
    «Akıl*İman Sentezi», suratları ekşitti,
    Bu aslında “eşrefi”, «mahlukata» eşitti!

    Uzun ince yol değl, herkes sığar içine,
    Uygurları hapsetti, hemen gerekli Çin’e

    Topyekün kalkınmağa, motivayson kaynağı,
    Kuran’ı kenara ittik, olduk ezber manyağı!
    …..

    • …..
      Yanlış anlaşılmasın, “ezberine Batılı!”
      Vahiy’i hazmetmeden, din edindik batılı!

      Sözde batılı olduk, epey göz de doldurduk,
      Batı ayar verince, yerimize oturduk!

      Sistem tıkandı yine, seçimle açılacak!
      Sorunlara gark olduk, halline bakılacak!
      …..

  3. “CHP, daha doğrusu Kemal Kılıçdaroğlu, anahtarı elinde tutuyor.”
    Yav seçimde sandığa gidip oyunu bile kullanamayan bir lider taslağı elinde ingiliz anahtarı tutsa ne yazar, armudun sapını tutsa ne yazar? Laf ola, beri gele…

  4. Yapılan ve yapılacak olan her işe karşı çıkan bir muhalefetin olduğu ülkede bu yatırımları, mega projeleri icraatları hangi hükümet olsa yapardı veya kim gelse çok daha iyi yönetirdi demek nasıl bir çarpık zihnin mahsülüdür bilemiyorum ama bir iddia ya da görüş bu kadar mı kendi kendini değiller/yalanlar?

  5. ……
    İki kutup arası, millet ceryan hattında,
    Kendine gelmiş değil, milli figan altında…

    Sistem yarışlarında, yanlış ata oynandı,
    Bugünlere yetişti, millet zar zor dayandı!

    Özveriye niyet yok, sistem mistem ne desin
    Eyy eşrefi mahlukat!, çok özlettin nerdesin!?
    …….

    • …..
      Mutat zevat alemi seni anlamadıkça
      Eşyanın tabiatı, bugün tanınmadıkça

      Gelişmemiz beyhude, yüz yıl daha geçse de
      Bugün fırsat bir başka, vakit hızla geçse de

      Sayın baylar bayanlar, peki ne yapmak gerek?
      Hemen yer köstebek, engerek mi engerek!…
      …..

  6. Sü an seçim için karar verecek tek yetkili Bahçelidır.

    Yalniz, Bahçli Erdoğan’ın bittiğine iyice emin olduktan sonra erken seçime karar verir.

    1-Bahçeli olmasay’dı AKP 2 tane C Başkan’ı çıkarabilirmiydi?
    2-Milli Görúş teşkilatí Túrkiyede veya harhangibir İslam Ülkesi’de değilde Neden Almanyada kuruldu?
    3-AKP kurulmadan õnce kurucular’ı neden ABD’nin Cumhuriyet’ci Başkanın’dan izin almak için Beyaz saraya gittiler?
    4-AKP yi kuranlar neden Erbakan hoca ile yalandan küsmek ihtiyaci duydular?

    Milli Görüş Teşkilatı Almanya’da kurup,daha sonra bútún Avrupa ve dünyadaki diğer ülkelerde çok aktif faliyet’te olmalarına rağmen 60 yıldır dim dik ayakta durabilmeler’inin sebebi ne olbilir?

    Erdoğan Obama ile 2009 dan 2013’e kadar dost olulrken aniden U dõnüşü yaparak 8 yílík başkanlık dõnemi’nin son 2 senesinde Obama ile arasını açarak Trump’a açık açık desdek verirken seçim kampanisi’ıne araci vasítasí ile gizli rüşvet verme gereğí duyma’sının sebebi ne olabilir?

    Türkiyenin iki yakasının bir araya gelmemesı’nın sebepleri yukardaki sorular gibi binlerce sebeplerden kaynaklaniyor.

    Türkiye’de Dişardan emir almayan Siyasetçiler arasında Halk Rehmetli
    Ecevit’e fırsat verdi fakat o fírsatı Merve Kavakçı Tuzağı ile Kullanamadı.
    Daha sonra hatası’nı anlayıp düzeltmeye kalkınca Kırmızı Kitap suratína fırlatılarak Ecevitin siyasi sonu gelirken Türkiye’yi Bu günlere getirecek durumu hızlandırdı.

    Sezer o kitabi neden fırlattığını daha sonra şõyle açıkladı! ” Ecevit benden Refah partisini kapatmamalari için arkadaślaríma söylememi istedi, bende bu kitap ne diyiyor diye firlattım” dedi.

    Sizce! Çakıcı o tehti’di Kílıçtaroğlu’nami yoksa Erdoğan’ami yaptı.
    Ben 2.şıkka yaptığına inaniyorum.

    • Nurdan abla, artık devlet beyin seçim kararı aldırmak gibi bir imtiyazı yok, o önceki sistemdeydi, başkanlıktan sonra öyle bir durum kalmadı; şu anda ancak akp ve chp çoğunluyla birlikte diğerleri de biraz omuz verirse ancak o zaman meclisten bir seçim kararı çıkabilir.

  7. *******
    Bize topyekûn bir tevbe-i nasûh lazım da,
    Acep buna dahil mi, bizim Molla Kasım da?

    Paralara bakarken, bakın dün neler gördüm
    İlham perilerini, belki biraz güldürdüm

    TeLe dolar kağıdın, herbirinde birer yüz
    Bizimkisi en önde, üstündeki güleryüz

    Güçlü dolar üstünde karamsar Andruğ Jackson
    Yüz papelin üstünde, bizimkisi ilk ve son!
    ……

    • …..
      «İşte bu!» diyerekten, sarıl dendi sarıldık
      Kutba uyalım derken, ortamızdan yarıldık

      Bir tarafta kalbimiz, bir tarafta beynimiz
      Bir taraftan kalpsizken, beyinsizdir kimimiz

      Paramıza endeksli, gülünecek halimiz,
      O günlerden belliydi, işbu günkü cehlimiz

      O döneme endeksli, hataların doğumu
      Tek adam zihniyeti, sancıların tohumu!
      …..

  8. Kontrolün tamamen kaybı için kullanılan bir deyim vardır: “Sonbahar rüzgarlarının önündeki kuru yaprak”
    Rüzgarlar şiddetli.
    Yaprağın da özgül ağırlığı neredeyse sıfır.
    Özgül ağırlık ismiyle maruf zat-ı muhteremin arz-ı endamı da neticeye müessir değil.

  9. Merhum Özal’ın vafatından sonra yaşanan cumhurbaşkanlığı seçim sürecine dair yorum ve analizlierinizi hatırladım bir an.
    Kimleri kimleri aday etmiştiniz, ne senaryolar yazmıştınız, mide bulandırmak(siyaseten) ve yön göstermek için.

    Şimdi de öyle lafı dolandırmaya, edebiyat yapmaya, afili cümlelerle istikamet verme gayretlerine girmeyin boşuna. Alışkınız bu komplo teorilerinize/dedikodularınıza Taha Kıvanç’tan.
    Emin olun sizin gördüğünüz, bizim Zeynel abinin gördüklerinden ve anladıklarından farklı değildir ama siz gazetecilik yapıyorsunuz ya, gereğini yerine getireceksiniz elbette…
    2021’e ne kaldı şurda, bekleyip göreceğiz..

  10. ak parti cephesinde, herne kadar, hala ve hala , “faiz sebep, enflasyon sonuç” saçmalığında ısrar devam etse de, yeni politika ve yeni yol konusunda kararlılık da devam ediyor görünüyor.
    – tabi derin devletin ayar verme çabaları da devam ediyor ama ak parti, derin devletin sesini kesmeye uğraşmadığı gibi, derin devlete pek de kulak asmıyor görüntüsünde. “sen istediğin kadar konuş ben bildiğimi yapacağım” mesajı veriyor.
    – ittifakı bozup bozmama kararını derin devlete bırakmış görünüyor. böylece hem yeni ittifaklar için zaman kazanmış, hem de derin devleti yavaş yavaş sırtından bir plan dahilinde atmaya çalışacak diye düşünüyorum. aynı zamanda derin devletin kozlarını görmek ve yıpranmasını da hesap edeceğini tahmin ediyorum.
    – nitekim, bu aşamada hem avrupanın, hem de ülkedeki muhalefetin ak partinin dönüşümüne ne derece destek vereceği de ak partinin hem derin devletle ilşkisi hem de yeni politikasında ne kadar ilerleyeceği konusunda etkili olacak.
    – tabi ki, hıkuk, insan hakları, adalet, liyakat, bilim gibi konular, erdoğanın kafasındaki sınırlarda kabul edilemez.
    – erdoğan, çağdaş kavramları kabule zorlanmalı ve ülkenin normalleşmesinin insiyatifi erdoğanın elinden almak gerekiyor. tabi ki erdoğanı kenara atmadan ya da atmaya çalışmadan.
    – erdoğan, bu ülke için gerçekten de (ve ilk defa) iyi birşeyler yapabilir.

  11. Cemil Çiçek’in hepimiz ahlaki tavır sergilemeliyiz temennisi kulağa hoş geliyor. Fakat bir sihirli değnek var mı ki ahlaksız davranışlar gitsin de yerine ahlaklı davranışlar gelsin?

    Ahlak göreceli bir kavramdır. Yerel seçimler öncesinde Hayrettin Karaman’ın köşe yazısı ile verdiği fetvayı hatırlayalım. Kötülere karşı (muhalefet kastediliyordu) dinin emrettiği iyi davranışların sergilenmemesinin caiz olduğu mealinde bir yazı yazmıştı. Aslında ‘kötülere karşı mücadele ederken her yol mubahtır anlayışı’ hemen her kesimde geçerlidir. Vatandaş ta böyle düşünüyor, örneğin solcular bile Şeriat Dedeyi seviyor (T.K.) ama sağcılar bile pek oy vermiyor.

    Bu nedenle sübjektif (soyut) olan ahlak yerine objektif (somut) olan erdem üzerinde mutabakat sağlanmalıdır. Bu dahi tam olarak sağlanamaz fakat yeterince başarılırsa optimal bir çözüm sağlanabilir. Erdem (fazilet) için kısaca akli ahlaktır diyebiliriz.

    Birkaç gün önceki bir yorumumda matematikteki ‘eksiklik teoremi’ ni sosyal sistemlere uyarlayarak, “Siyasal bir sistem tam ise tutarsızdır. Tutarlı ise eksiktir” görüşümü dile getirmiştim. Bunun tercümesi ‘herkesi tam ve eksiksiz memnun edecek buna rağmen tutarlı olan bir siyasal sistem ve anayasa yapamayız’ demektir. Türkiye’nin şu anki gerçeklerine göre dinciler ve laikçiler ile Türk ve Kürt ırkçıları dışlamadan kararlı bir siyasal sistem inşa edilemez. Zira bunlar birbirinin varlık nedeni olan kutuplaşmalar olup, içerden ve dışarıdan kaşımalar ile seçmenlerin %50’sini oluşturmaktadır. Küçük partiler ve bağımsızları da çıkartınca geriye esas amacı ülkeyi iyi yönetmek olan merkez sağ ve merkez sol partiler için %45 oy kalmaktadır. Bu ise açık bir siyasal istikrarsızlık ve çözümsüzlük demektir.

    Erkeklerine entel dişilerine dantel denilen sahte entelektüeller herkesi memnun edecek çözümler peşindedirler. Oysa eniyi iyinin düşmanıdır ve hayat ancak optimal çözümlere izin verir. Diğer bir sorun da sahte entelektüellerin sadece sol kesime özgülenmesidir, oysa sağ kesimde de bolca vardır.

    Temennilerin bir çözüm önerisi olmadığını anlamakla işe başlayabiliriz.

  12. Sayın üstad yazının girişinde söyledeginiz sözlere katılıyorum hiç bir şey tesadüf değil doğrudur şu anda herkes hesap peşinde yalnız bugünkü fotoğrafa baktığımız zaman 90’la 2000 arasını hatırlıyorum o zamanda kahramanlar çoğalmış, kurtarıcılar çoğalmış, vatanseverler çoğalmış, devlet sevenler çoğalmış sahte kahramanlar çoğalmıştı yalnız doğru söyleyenlerin sesi cılız çıkıyordu. Bugünde aynı şeyleri görüyor gibiyim yalnız doğru söyleyenlerin ses çıkaramadığını görüyorum. Böyle entrikalarla , siyasete ayar vermekle onu alıp oraya koymakla seçimin kazanılmayacağını o zamanlarda görmüştük 2002 yılında doğruları söyleyen bir AK parti çıkmış ve bütün hesaplar bozulmuştu ama bugün o günkü gibi doğru söyleyen bir parti ufukta görünmüyor ama Allahtan umut kesilmez birileri çıkar mı çıkar herkesin görünüşüne saygılar.

  13. “Kendimizi başka yerlerde değil, Avrupa’da görüyoruz. Geleceğimizi Avrupa ile birlikte kurmayı tasavvur ediyoruz.” R. Tayyip Erdoğan, 21 Kasım 2020

    Türkiye bir an önce kaz ithalatında gümrük vergilerini sıfırlamalı. . .

  14. Gündelik olarak gözlediğimiz, üzerine yorumlar yaptığımız şey, sadece ülkenin yönetilememesi ve bu durumun şimdi Cumhur İttifakı içindeki krizi görülür hale getirmesinden ibaret değildir.

    Yaşadığımız şey, bütün bir siyaset düzeninin krizidir.

    Siyasetin bugünden yarına seyri her ne olursa olsun, 2021 erken genel seçim sonuçları her ne olursa olsun, Erdoğan ve partisinin ‘reformist çizgiye geri dönüş’ söylemindeki samimiyet ve iradesi her ne olursa olsun, Türkiye artık sırıtan bu siyaset düzeni krizini mevcut partilerden hiçbirisinin liderliğinde aşamaz.

    Bu partilerden hiç birisi, tarımsal üretimden Kürt meslesine, eğitimden yargıya, Türkiye’nin yakıcı bir biçimde ihtiyacı olan dönüşümün taşıyıcısı siyasal aktör kapasitesinde değildir.

    Bunun tek istisnası, kimlik, ideoloji ve hamaset üzerinde yükselen Türkiye siyaset düzeninin geleneksel partilerinden olumlu bir biçimde ayrışan DEVA Partisi’dir.

    Bunu bana söyleten şey, bu partinin heyecanlı bir taraftarı olmam değil, Türkiye siyasal tarihini yakınen ve dışarıdan bir gözlemci olarak izliyor oluşum.

    2021 erken seçimi, seçim sonuçlarından bağımsız olarak, CHP’de liderliğin el değiştirmesine, parti içindeki bir kriz sonrası yeni ve genç siyasi aktörlerin yönetim kadrolarına gelmesine yol açacaktir.

    Aynı şey MHP’de de yaşanacak, D. Bahçeli liderliğini kaybedecek, parti yönetimi köklü biçimde değişecek, bunun ardından İyi Parti ile MHP birleşecektir.

    Kendisini yine kriz bekleyen partilerden birisi HDP’dir. Bu parti, şimdi aklını başına devşirmiş S. Demirtaş liderliğinde, salt Kürtlerin partisi olup Kürt milliyetçiliğine yaslanan bir parti olmaktan uzaklaşma sancısı yaşayacak, marjinal Türk solundan tipler ve radikal unsurlar parti yönetiminden uzaklaştırılacaktır.

    2021 erken seçiminde alacağı oy yüzdesi tek hanede kalacak, yüzde 5 ile 8 arasında bir oy alacak olan DEVA Partisi, 2021 erken seçimi sonrası ceberrut devlet baskısının ve medya imparatorluğunun son bulmasının hemen ardından Türkiye’nin dört bir yanında bilinir, tanınır, söyledikleri yığınlara ulaşır bir parti haline gelecek, bir sonraki seçimlerden Türkiye’nin en yüksek oya sahip birinci partisi olarak çıkacaktır.

    Bizi güçten düşüren, bizi birbirimize güvenmez ve hatta düşman kılan şey, bu çağdışı siyaset düzeninin geleneksel kimlik ve ideoloji partileridir.

    Bundan çıkmak, bunu aşmak zorundayız.

    Ülkesini seven bireyler ve yurttaşlar olarak, akılcılığa, gerçek ve ikna edici bir ahlaka ve taviz vermek istemediğimiz ilkeler silsilesine sahip insanlar olarak, bir araya gelmeli, siyaseti, siyasetçi tiplojisini, siyaset dilini, siyaset tarzını hep birlikte ve dayanışarak dönüştürmeliyiz.

    Siyasal İslamcı, sol, ülkücü, dindar-muhafazakar bir arkaplandan geliyor olabiliriz.

    Bunlardan hiçbirisi, sağduyu, akılcılık, Türkiye’yi gerçekten büyütüp güçlü kılacak bir üretim ekonomisi, hakiki bir adalet ve yargı düzeni gibi temel değerlerde samimiyetle el sıkışıp dostlaşmamızın önünde engel değil.

    Birer birey olarak siyasete ve siyasal süreçlere müdahil olmalı, siyaset alanını bu hepimize kaybettiren çağdışı siyaset düzeninin geleneksel partilerine terk etmemeliyiz. . .

    DEVA Partisi’nin büyümesi ve belirleyici siyasal aktör olarak öne çıkması, hem CHP hem de HDP üzerinde muazzam bir dönüştürücü etkiye sahip olacaktir.

    CHP, kendi haline bırakılmaması gereken bir parti. HDP de öyle. Bu ikisi üzerinde, içinde debelendikleri ilkelliği aşma iradesi göstermeye zorlanmaları için, sürekli bir basıncın varlığı gerekiyor.

    AK Parti’nin ilk 10 yılı, CHP gericiliğini törpüledi.

    Herkesin yararına oldu bu.

    Ama, yarım kaldı o süreç.

    Şimdi, hem CHP hem de HDP’yi sürekli basınç altında tutacak yeni, gerçekten yeni bir partiye ihtiyaç var.

    Kurucu kadrolarından bir kısmına samimiyeti ve inandırıcılığı sınamış aktörler olarak aşina olduğumuz o parti kuruldu. İnşa sürecini devam ettiriyor.

    Türkiye, C. İttifakı gibi zaten çöküşü yakın olan bir yönetime, CHP’ye, HDP’ye yazgılı değil.

    Ülke topraklarının yaratıcılığına, ülke insanlarının kendi deneyimlerinden ders çıkarma kapasitesine güvenelim.

  15. Fıkra bu ya; Cehennemde yeni bir zebani işe başlamış. İlk gün kıdemli zebani tarafından gezdiriliyormuş. Her yerde dev, yüksek kaynar kazanlar içinde yanan insanlar ve her bir kazanın başında zebaniler varmış. Bizimki bakmış derin bir kazanın başında 5 zebani bekliyor.
    – Bu ne demiş ?
    – Bu Almanların kazanı, sürekli birlik olup yardımlaşıp üst üste çıkarak yukarıya tırmanıyorlar ve oradaki zebaniler de tırmananı tekrar aşağıya atıyor…
    Biraz daha ilerlemişler dev bir kazan daha. Başında 3 zebani bekliyormuş. Bizimki yine dayanamamış;
    – Peki burada niye 3 zebani bekliyor?
    – Bu da Amerikalıların kazanı, bunlar da arada yardımlaşıp çıkmaya çalışıyorlar ve görevli 3 zebani yukarıya çıkanı tekrar aşağıya atıyor.
    Bizimki bakmış bir sürü dev kazan ve her kazanın başında çeşitli sayıda görevli zebani varken ileride bir kazan var ki başında hiç zebani falan yok. Hemen atılmış;
    – Yahu bu kazanda niye görevli zebani yok, boş mu?
    Kıdemli artık bıkkın bir şekilde cevaplamış;
    – O Türklerin kazanı. Görevli zebaniye gerek duymuyoruz. Zaten içlerinden birisi çıkmak için çaba sarf ettiğinde diğerleri birlik olarak hemen onu aşağıya çekiyor.

  16. Yazıda geçen “Külliye’den ve iktidar odağından uzak AK Partili isimlerin mesajlara cevap yetiştirmeleri onların vaziyeti iyi okuyamamalarıyla ilgili.”cümlesi bana bir fıkrayı çağrıştırdı.

    Akıl hastanesinin bahçesine bakan penceresinden bahçedeki delileri ara ara gözlemleyen doktorun dikkatini,birisinin farklı davranışları çeker.Diğer deliler kendi normallerinde davranışlar sergilerlerken bu birisi,sakin bir köşeye çekilmiş elindeki kalınca deftere bir şeyler yazmakta,ara ara derin düşüncelere dalıp sonra tekrar hararetle yazmaya devam etmektedir.Doktorun bu gözlemi böylece birkaç gün devam eder,sonunda merak edip delinin yanına giderek ne yaptığını sorar.O,bir roman yazdığını söyleyince doktor yazdıklarını okumak istediğini söyler.Ancak yazar romanını bitirmeden kimseye okutmayacağını söyleyip devamla:

    -“Size söz veriyorum ki romanımı tamamladığımda ilk okuyan siz olacaksınız.Ancak bunun karşılığında buradan çıkartılmamı sizden istirham edeceğim.”
    -“Romanını beğenirsem neden olmasın!”
    -“Hiç şüpheniz olmasın bu eserim Nobel Edebiyat Ödülünü alacak.”
    -“hadi bakalım!”

    Doktor odasının penceresinden onu gözlemlemeye,deli de tüm ciddiyetini eserine vermiş vaziyette günlerce yazmaya devam eder.
    Nihayet birkaç hafta sonra deli,artık romanını bitirdiğini söyleyerek elindeki dört-beş kalın defteri doktoruna sunup,kendisinden tahliyesini rica eder.Doktor ise okuduktan sonra değerlendirmesini yapacağını söyleyerek onu gönderir ve merakla yazdıklarını okumak üzere defterlerin başına geçer.Roman şu sözlerle başlamaktadır:

    Napolyon atına bindi;dıgıdık dıgıdık dıgıdık…
    sayfalar boyunca dıgıdık dıgıdık,arada bir at kişneme sesleri “iiihaaahaha..”devamında yine dıgıdık dıgıdık…Ve son defterin son sayfasında roman şu şekilde sona ermektedir:
    …dıgıdık dıgıdık dıgıdık.Napolyon atından indi.
    SON.

  17. Sayın Koru, gönlünden geçenleri, dört gözle beklediğin günleri ümid ederk yazmışsın. Yazının sonunda “herşey o planlara uygun olarak meydana gelir” diyorsunuz el hak doğrudur. Herkes bir plan kurar Allah’ın planı gerçekleşir, hatırlatayım dedim.

  18. Eskiye itibar olsa.. Diye bir cümle yi yazmak, iki saat geçmişi irdelemek ten daha kolay.
    Anlayan anlar. Seksenli yılları da o dönemlerin isnsanı, siyasetçisi ve diğerlerini de Tayyip bey çok iyi bilecek biri.
    Bit pazarı ile uğraşmak yerine bugün mevcutları değerlendirmeyi yeğlerim.
    İçlerinden zamanı yakalayıp, kendini gösterebilen bir yiğit yada hatun çıkarsa kimse onları durduramaz.
    Bu ülkede etnik, inanç yada başka aletlerle frekans ayarı yapmaya kalkanlar da tarihin çöplüğünde yerleri hazır haberleri yok.
    Yeni nesil ıraklılara, Suriyeliler, yada kral koltuğuna yerlerde sürünerek yaklaşan zavallılara benzemiyor, hiç prim verecek görünmüyor. Bunu ilk seçimde göreceğiz gibime geliyor!
    Peki baba evladına sırayı vermek yerine, holdingin başına niçin kendi geçmek istiyor?
    Birileri ön almışta kızın ona buna kaçmasını mı önlemiş?
    Medeni bir ülkede insanlar boşanır, yeni biriyle pekala birlikte yasamını sürdürebilir.,
    Ken; onlarca parti niçin bir söz sözleşmesi bile yapmamış olduğu. halde bir başka plan yapamıyor?
    Birisi bu ülkeyi ben daha çok seviyorum derken, ondan başka birileri ben senden daha çok seviyorum diyemez mi?
    (Halbuki seçmen hiç birisine devlet bekçiliği görevi vermemişken!) devletin kanunları var, kurumları var. Bilinçli vatanının kıymetini bilen, insanını seven, inancını savunan bir milletiz biz.
    Baba bir, anne üç ayrı kişi ise, çocukların öz be öz kardeş olduklarını faizcide, enflsyoncuda, nayloncuda anladı, bir bizim siyasetçiler inat ediyorlar.
    Son soru:kapıdan çıktığı anda bir daha o eve giremeyeceğini hissettirir sen ev sahibine,
    Niçin evden çıksın, niçin bir yuvanın sıcaklığından mahrum bırakmaya çalışasın?
    Bir oda sana yeter, demek var, birde evini altınlarını banka hesaplarını dolandırıcıya kaptırıp parkta bankta sabahlayan insan var.
    Senin niyetin, istediğin ne, ne istediğini
    sen biliyor musun?

  19. Organize suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı’nın son günlerde CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na yönelik hakaret ve tehditleri AKP ve MHP’lileri sevindirmiş görünüyor.

    MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Alaattin Çakıcı dava arkadaşımdır; mafya bozuntusu demek rezilliktir” derken, AKP’li vekiller de Çakıcı’yı sahiplenme yarışına girdiler.

    Oysa aynı Çakıcı, bundan 5 yıl önce Bahçeli için “Sen keçi değil, sizin oralarda çok olur, teke yumurtası bile olamazsın” demiş, Erdoğan için ise “Rizeli, yezit kişilikli, onursuz, dinimizi kullanan, hırsı için ülkemizin fidanlarını telef ettiren, ruhunu şeytana teslim etmiş kişi” ifadesini kullanmıştı.

    “YEZİT KİŞİLİKLİ”

    2014 yılında cezaevinden yazdığı bir mektupta Erdoğan’a seslenen Çakıcı, “Rizeli, yezit kişilikli, onursuz, dinimizi kullanan, hırsı için ülkemizin fidanlarını telef ettiren, ruhunu şeytana teslim etmiş kişi” demişti.

    2016’da kaleme aldığı ve Erdoğan’a hakaretten ceza yediği “sorumsuz sultan” başlıklı mektubunda ise hastanede tedavi gören annesi Şakire Çakıcı’yı ziyaret etmek için izin istiyor, “Senin anan çok özel de benim ve her Türk’ün anası sokak kadını mı?” diyordu.

    Aynı mektupta “Ortadoğu’daki hava sahası ve güney sınırlarımızda sıkıntı varken Şili’de, Peru’da ve başkanlık sistemi için Güney ABD’ye sefere çıkmışsın. Gezdiğin ülkeleri 20 yıl evvel ben de gezdim. Oradaki başkanlık sistemi Yunan site dönemindeki demokrasiye benziyor” diyor, Erdoğan’ın ulus devleti tasfiye peşinde olduğunu söylüyordu.

    Bu mektup nedeniyle Erdoğan’a hakaretten yargılanan Çakıcı, Tekirdağ Adliyesi’nde verdiği ifadede sözlerinin arkasında olduğunu dile getirecekti.

    “POTAMYA ASILLI ERDOĞAN… SOKAK ÇETESİ OLMADIĞIMI BEYNİNİN DERİNLİKLERİNE SOK”

    2018 seçimleri sonrası AKP’nin MHP sayesinde kazandığını belirten Çakıcı, “Kasımpaşa’da doğan Rize Potamya asıllı sayın Recep Tayyip Erdoğan’a bu aziz milletimiz ülkeyi yönetme iradesini kendisine teslim etmiştir… Cumhur İttifakı’na oy verenler sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisine değil, devletin bekası için sevse de sevmese de beka sorunu yaşayan devletimiz için sayın Tayyip Erdoğan’a oy vermiştir. Buradan kendilerine şunu hatırlatmak isterim. Çevrendeki fe.ö’cüleri temizle. Devletin değişik kurumlarındaki AB ve ABD’ye hizmet eden hainleri temizlediğin sürece ‘sözde değil pratikte’ adalet kavramından elini çekmezsen, devlet aynı sıkıntıları gelecekte yaşayacaktır, lütfen unutma. Devletin sahibi sen değilsin! Devletin mihenk taşı ülkücüler ve devletine gönülden bağlı her etnik mozaikten olanlardır. Sokak çocuğu, sokak çetesi olmadığımı da o beyninin derinliklerine sok” ifadesini kullanacaktı.

    “BENİ SEVMİYORSUNUZ BEN DE SİZİ SEVMİYORUM”

    Çakıcı, yine Erdoğan’a hitap ettiği bir diğer mektupta ise, “Sayın Cumhurbaşkanım beni sevmiyorsunuz, ben de sizi sevmiyorum ama devletin başında kaldığınız sürece makamınızı ve devletimizi sevmek onur ve benim için bir şereftir. Bakınız Sayın Cumhurbaşkanım, şahsım adına ve Türkiye’nin değişik yerlerinde almış olduğum kurul raporları gereği hiçbir AF talebim yoktur. Ömrümde kimseye yalakalık yapmadım, sizden kendi adıma hiçbir şey istemiyorum” diyecekti.

    SADECE ERDOĞAN’I DEĞİL BAHÇELİ’Yİ DE HEDEF ALMIŞTI

    Son günlerde Kılıçdaroğlu’na tehdit mektupları yayımlayan Çakıcı, mektuplarında hararetle savunduğu Bahçeli’yi de geçmişte hedef almıştı.

    Bahçeli’nin “dava arkadaşım” dediği Çakıcı, Bahçeli’ye yönelik 2015 yılında şu ifadeleri kullanmıştı:

    “Şimdi beni iyi dinle. Sen de omurgasız Yıldırım Tuğrul Türkeş gibi, sen de onun babasının mirasını yiyorsun. Hangi şehit Ülkücünün ailesini sordun. 12 Eylül evveli ceza yatmış binlerce Ülkücünün hangi sorunu ile ilgilendin. Demokrasiden bahsediyorsun, parti içinde tek adam, tek lider, bir diktatör gibi işine geleni, lafından çıkmayanı koruyorsun. Seni eleştirene dünyadan izole olmuş, sırtını dünyaya çevirmiş hâlâ Sovyetler’in kontrolünde olan Orta Asya’dan başka bir yeri gözün görmüyor. Devlet adamlığı bu değil.

    Bu sözlerim Türkiye’de hiçbir Ülkücüye değildir. Bir MHP’liye değildir. Sözlerim sadece senin şahsınadır. Bilgisayar başında insanlara laf söylemek erkeklik ve yiğitlik değildir. Senin adına biri açıklama yaparsa onun ve senin özeline girerim. Şimdi beni iyi dinle, duran değil de yürüyen Buda kılıklı. Allah yüzünden nuru silmiş. Nefsi için bu davaya hizmet etmiş insanların bu kutlu davadan çoğunu tecrit ettin. Birine dedin ki, “Keçi reklamı yapan artist”. Sen keçi değil, sizin oralarda çok olur teke yumurtası bile olamazsın. Beni dinle. Adamsan cezaevinde yatıyorum daha evvel de Sayın Cumhurbaşkanımızı tahrik ederek hapishanede beni öldürecek gücün yok mu dedim. Şimdi teke yumurtası olmayan sana söylüyorum. Teke yumurtası dahi olmayan yürüyen Buda kılıklı herif. Yüreğin varsa beni cezaevinde öldürtür.”

    • Hatırlatmalarınız için teşekkür ederim. Doğrusu çoğundan haberim yoktu. Aklıma MHP lideri Bahçeli’nin Erdoğan hakkındaki eski sözleri geldi. Yakın geçmişte Türk milliyetçiliğini de ayaklar altına alan Erdoğan da takkeli bozkurt oldu. Türkiye’de gerçekten at izi it izine karışmış durumda. Dışarıdan bakanların Türkiye’yi öngörmesi mümkün değil. Bu da hem ekonomimiz hem de milli güvenlik açısından çok riskli bir durum bence.

  20. siyasette bir retro havası olduğu kesin.
    bu bir seçim havasına da dönüşür mü?
    dönüşmeli ve bu tablo artık değişmeli lakin bu ülke bir seçim daha kaldırabilir mi, bilemiyorum. seçim telaffuz edildiği andan itibaren iktidar para musluklarını ardına kadar açacak, kazanmak için ne yapılması gerekiyorsa yapacak, bedelini de halk yine yoksulluk ve yolsuzluğa daha da batarak ödeyecek. maalesef her yerden halkın algı bombardımanına tutulması nedeniyle mevcut tablonun pek fazla değişmeme olasılığı da var ihtimal dahilinde. nedense daha iyi bir seçenek olmadığı algısı insanlara yerleştirilmiş durumda. oysa cumhuriyet tarihinde içinde bulunduğumuz son bir kaç yıl kadar kadar devlet kurumlarının yıpratıldığı, ekonominin bozulduğu, yolsuzluğun olduğu, inanılmaz miktarlarda paranın hizmet projeleri adı altında üç beş kişiye peşkeş çekildiği üretimin tüketime döndüğü bir zaman bu kadar hiç olmamıştı. geçmişe bakarsak bir parça da rakam okumayı biliyorsak dürüst olalım kim gelse daha iyi yönetir diyebiliriz.
    akp nin ilk 10 yılı ve sonraki yılları arası yaşanan değişim ciddi bir analize muhtaç, pek çok başlık altında tartışılabilir. ben gelinen noktayı kabaca büyük ölçüde güç zehirlenmesine ve istişare mekanizmasının ortadan kalkmasına bağlıyorum. saray büyüdükçe, dalkavuklar çoğalır, duymak istediğini söylerler: çok yaşa padişahım. kibir en büyük yuvarlanıştır, ne yazık ki liderler yuvarlanırken yalnız olmazlar.

    iyi partinin oylarında ciddi bir yükselme var. dolayısıyla hedefe konmaması ayıp olurdu. ama dağ fare doğurdu. ümit özdağın parti içinde bir klik olmak bir yana açıklamaların kongreden sonraya gelmesi doğru ya da değil insan zaaflarını göstermesi açısından çok dikkat çekici. öte yandan parti içinde bir grubun sıkı bir ideoloji partisi olmak istediği ama türkiyede bir seçim kazanmak istiyorsanız ideoloji partisi olarak ve kalarak bunun mümkün olmadığı gerçeğini anlamış olanlar arasında yaşananlar da dikkat çekici. oturup tartışmak yerine karalamak kabul edilir bir yaklaşım olabilir mi?
    iyi partiyi hdp nin yanına, devayı da fetönün yanına iliştirmek, onları bir proje partisi gibi göstermek ve tabi yerlilik ile milliliği de iktidar partisine yamamak artık mümkün değil. ne yazık ki asıl hdp ve erdoğan doğru zamanda doğru yerde olmakla çok doğru işler yapabilecek, ülkemize ve bulunduğumuz coğrafyaya çok büyük hizmet edebilecek durumda iken, ne yazık ki ikisi de arkalarındaki büyük halk desteğini ve ellerine geçen büyük imkanları heves ve hırslarına feda etmişler biri teröre hizmet etmiş, diğeri de ülkeyi yoksulluk ve yolsuzluğa sürüklemiştir ve maalesef bu sarmal her geçen gün büyümektedir. milletin bunca sıkıntısı, ülkenin içinde bulunduğu bunca açmaz ve tehdit varken hala çok pahalı, çok gereksiz, çok tartışmalı kanal istanbul gibi projelerin arkasında duruluyor, öncelikli bunca iş-hizmet varken beşi bir yerdelere iş götürmekte ısrar ediliyorsa burası sözün bittiği yerdir. şimdi ben samimiyetle diyorum ki kim gelse daha iyi yönetir.
    chp den bir beklentim yok, ama iyi parti ve devadan, günlük polemikten uzak, şahin muhalefet bekliyorum. sürüklenmek istedikleri alanda değil, toplumun ve ülkenin içinde bulunduğu sorunlara ve elbette çözümlerine odaklı, kendi gündemlerini yaratmak ve anlatmak konusunda ısrarlı bir yürüyüş bekliyorum. hepimizin de bu ”’kim var”” sarmalından el birliği ile çıkıp en azından dinlemek ve anlamak için bir şans vermesi gerektiğini düşünüyorum.

  21. En son Sedat Peker’in, evvelinde bir çok demeç verdiği ve sonrasındaysa tası tarağı toplayıp yüksek eğitim(!) için yurtdışına avdet saldığı zaman diliminde şu sezgimi yaşamıştım: ‘2000’li yıllar öncesinde olduğu gibi, ülkemiz Mafyanın çekim alanına yeniden girdi’ diye…Aklımı şu soruda kurcalamıyor değildi: AK Parti iktidarında, ne oldu da mafya (babaları) hep birden yer altına indi.. bu bir itaat mı idi, yoksa demokratik erkler -yargı, yasama, yürütme- canına mı okudu mafyanın… Çakıcı’nın çıkışlarına bakılırsa, bir de Bahçeli’nin onu sahiplenmesine, hiç de canına okunmuş gibi değilmiş Mafya.

    Ben, dün, Çakıcı’nın çıkışını Kılıçtaroğlu’na değil, aslında Erdoğan’a yaptığı kanaatimi dillendirmiştim bir başka mecrada…

    Yeniden -güçlendirilmiş-Parlamenter Sisteme dönüş emarelerinin belirdiği ve Erdoğan’ın CHS’de yeniden seçimi kazanmasının zor olacağı bir siyasi iklimde “… kalan oylar bizimdir” kabilinden, “tek başımıza olmasa da seçim sonrası, herhangi bir siyasi partiyle (MHP ile değil) koalisyon hükümeti kurar, yolumuza devam ederiz” gibi bir düşünsel arka plan oluştu ve MHP, bunun itirazını Çakıcı eliyle yapıyor.

    Kılıçtaroğlu’nun hedef alınmasının nedeni ise, Parlamenter Sisteme yeniden dönüşün anahtarını elinde tutmasından kaynaklı… “Haydi Kılıçtaroğlu kapıyı aç” denildiğinde, Kılıçtaroğlu’nun diyeceği şey “hele MHP’den bi ayrış bakalım” ı gördüğü için Bahçeli, ana muhalefet lideri üzerinden Erdoğan’a göndermede bulunuyor.

    Erdoğan’ın işi gerçekten çok zor… Dokuz kocalı Hürmüz… Ama Erdoğan bugüne kadar bu tür zorlukları atlatmayı bildi.

    CHS’de kalınsa da bu sefer Erdoğan’ın işi çok zor, yeniden Parlamenter Sisteme geçilmiş olsa da.

  22. ÖZGÜL AĞIRLIK
    Cemil Çiçek’in ve Bülent Arınç’ın özgül ağırlığı olduğuna katılmıyorum.
    Ömürlerini Adalet ve Kalkınma Partisi için harcamış, her türlü fedakarlığı yapmış ancak kızağa çekilmiş bu iki ismin toplamdaki özgül ağırlıkları Devlet Bahçeli’nin özgül ağırlığının yüzde bilmem kaçına bile denk gelmez. Cemil Çiçek’in Ahmet Taşgetiren ve Sedat Ergin ile söyleşi yapması ve çok önemli şeyler söylemesinin bugünkü muktedirler nezdinde hiçbir karşılığı yok.
    Devlet Bahçeli, Alaattin Çakıcı’yı hapisten kurtarabilmek için kişiye özel af düzenlemesi yaptırdı. Mümtaz’er Türköne hapisten çıksın dedi ve dedikleri harfiyen uygulandı. Bülent Arınç ise “KHK faciadır” dedi ve KHK ile haksız yere atılan benzinlikte çalışan, temizlikçilik yapan o kadar masum insandan bahsetti ve sordu: “ne yapsın bu insanlar dağa mı çıksınlar?”
    Eğer özgül ağırlıktan bahsediyorsak işte size er meydanı. Bahçeli’nin mi? Arınç veya Çiçek’in mi? Kimin özgül ağırlığı var?

    • İlhami bey haksızlık olmasın ama; en azından damadını mapustan kurtardı, oğlu mebus oldu, kendisi de ihtiyar heyetine aza yazıldı ve aylık 18milyarlık maaşa talim ediyor, az şey mi?

  23. Ülkemizdeki oyun kurucuların ne düşündüklerini ülkenin ikliminden ve oyun kurucularla direkt endirekt ilişkisi olduklarına inandıklarımızdan anlamaya çalışıyoruz.
    Ülkemizdeki oyun kurucuların gücü kendi öz güçleri değildir.
    Dünyadaki büyük oyun kurucuların ülkemiz temsilcileridir.
    Herkes rakibini alt etmek için yardım ararken milli gayri milli ayırımı yapmaz.
    Tarihte de hiç bir yerde ve zamanda da olmamıştır.
    Yardımlaşma gizli ve farklı adresler gösterilerek yapılmıştır.
    Aslında dünya denen meta dan maksimum faydalanmak için akıllı insanların daha az akıllı insanları yönetme isteğinden gelmektedir.
    Yanı herkes yeteneği ölçüsünde dünyadan bir pay kapmaktadır.
    Yerli ve milli oyun kurucular dış konjuktür de bir değişiklik olduğunda suyu kesilmiş ağaç gibi kurumaya başlarlar.
    Bu sefer başkalarına hayat suyu akar ve onlar güç kazanarak oyun kurmada daha etkili olmaya başlarlar.
    Ülkedeki siyasetin aslında iç dinamiklerden çok dış dinamiklerle yönlendiğini aslında en iyi bilenler iç oyun kuruculardır.
    Güçlü dış oyun kurucular da işlerini sağlama almak için daima içerdeki en güçlü damar olan iç oyun kurucularla çalışır.
    Her zaman geçerli yöntem.
    En İyiler en iyilerle çalışır.
    En kötüler en kötülerle çalışır.
    Dünyada yürürlükte olan bu kuralları anlarsak ülkeleri ve ülkemizdeki siyasi gelişmeleri belki daha iyi tespit ederiz.
    Eğer başı çeken Trump ve ekibi çabalarında başarılı olursa bütün Dünyada otoriter sistemlere can suyu olacak.
    Seçimler daha da iktidarların kontrolüne girecektir.
    Dünyada iklim daha sertleşecek ve kısa dönemli buzul çağına girilecektir.
    Devletler içe kapanacaktır.
    Dünyada küreselleşmenin önü çok daha agresif açılması için toplumlara bu acılar yaşatılacak.
    Bir felaket olmadan asla önceden tedbir alınmaz.
    Neden bu böyle, çok akılsızca değil mi.
    Evet ne yazık ki yönetilen akılsız çoğunluğa ancak büyük bedeller ödettirilerek yeni sistemleri kabul ettirmek mümkün oluyor.
    Demem o ki.
    İçerde seçim,meçim hikayeleri hepsi iç ve dış oyun kurucuların güçlü ittifakı ile şekilleniyor.
    Bu meyanda tahmin ım,ayni sistemde mi devam edeceğiz yaksa parlementer sisteme geri mi döneceğiz.
    Belki Trump ve Biden in durumlarına bağlı görünse de orada ki oyun kuruculardan hangi tarafın galip geleceğine bağlı..
    Dış dünyada iklim değişirse bizde de değişir.
    En azından dışarda fırtına çıkarsa bizde de sert rüzgarlar esmeye başlar.
    Benim gördüğüm ,başkanımız tanıdık .öngörülebilir artık.
    Hangi durumda rahatlıkla makas değiştirme yeteneğine sahip biliniyor.
    Dün yaptığının bugün tersine yapsa bile simyaladığı azımsanmayacak bir kitlesi var.
    Yaptığı her işte;bunda da vardır bir keramet diyen büyük kitle.
    Herkesin aramakla bulamayacağı bir lider.
    Yabancıların zaaflarını çok iyi bildiği böyle lider bulması çok zordur.
    Eğer halkını yönlendirmede büyük bir zaafa düşmese,dereyi geçerken at
    değiştirilmeyecektir.
    İçerdeki detayları siz düşünün.
    İyi parti veya CHP deki ulusalcılar yardıma koşturulacaktır.
    Geçen seçimde yardım ıması bile aday profilini değiştirmiş ve istenen olmuştu.
    Yok görevini ,oyun kurucuların istediği doğrultuda tamamladı dendiğinde,MHP millet ittifakına
    kaydettirilecektir.1.C.B. seçiminde olduğu gibi.
    Bu durumda derhal açılım,saçılım politikalari devreye sokulacak HDP nın gizli desteği sağlanmaya çalışılacaktır.
    Ekonomi düzeltilmezse ki bu da dış oyun kurucularının en büyük gücü hiç bir iktidar ayakta kalamaz.
    En kolay yönetilen ülke en çok borcu olan ülkedir.
    Borç verenler ,ödeme güçlüğü çeken ülkeleri çok rahat evirip çevirirler.
    Milletimiz uzun yıllar cefaya asla razı olmaz.
    Razi olsaydık şimdiye kadar cari açık sorunu nu çözer,dış oyun kurucuların dümen suyuna bu kadar
    kapılmazdık.
    Hem rahatlık hem zenginlik,hem özgürlük,hem güvenlik hepsi bir arada hiçbir yerde ve hiçbir zamanda görülmedi ve görülmeyecektir.
    İnsanlık bunun ancak öbür dünyada olabileceğine inanmaktadır.(cennet te)

    • Avam arkadaş kendin de söylemişsin aslında; “Neden bu böyle, çok akılsızca değil mi.” diye, sonra da cevaplamışsın:
      “Evet ne yazık ki yönetilen akılsız çoğunluğa ancak büyük bedeller ödettirilerek yeni sistemleri kabul ettirmek mümkün oluyor.” diye,
      iyi de “akılsız çoğunluk” olarak bizler her türlü yeniliğe açığız zaten, canımıza minnet, yeter ki yeni bir sistem olsun; bu kadar gürültüye ne gerek var ki?
      Sonra da
      “Demem o ki.
      İçerde seçim,meçim hikayeleri hepsi iç ve dış oyun kurucuların güçlü ittifakı ile şekilleniyor.”
      demişsiniz!
      Yani içerde %85 katılımla yaptığımız seçimlerde %50+1 oyla seçtiğimiz yönetimler “hikaye” mi oluyor?
      O zaman dışarda, okyanus ötesinde yapılan seçimler ve koparılan gürültü neyin nesi?
      Efendim?

  24. Ahmet Bey ve iktidar yandaşlarının “Tamam, sorunlarımız var gerçekten de, ama, güzel kardeşlerim, elinizi vicdanınza koyun ve söyleyin, bilmem ne bilmem ne yapan X mi çözecek sorunlarımızı? Yoksa önce bilmem ne, sonra da bu ve şu bilmem neleri yapmış olan Y’den mi medet umacağız? Böyle kritik bir dönemden geçilirken erken seçim muhabbetlerine kapı aralayıp durmanın alemi ne?” yollu stratejik propaganda bu saatten sonra iş görmez.

    Çünkü, artık üç kuruşluk muhakeme yeteneğine sahip olan herkesin açıkça gördüğü gibi, erken seçim olasılığını dillendirenler, bunu, siyasal gelişmelere bakarak ve siyasal süreç analizi dediğimiz şeyin sonucu olarak yapıyorlar. Ahmet Bey, erken seçimden söz edenlerden yakınacağına, Reis ve Başbuğ’a dönmeli yüzünü ve onlara uyum, birlik ve beraberlik, ‘dava’ arkadaşlığı telkinlerinde bulunmalı.

    Sayın İbrahim Uslu’nun F. Portakal’ın Youtube kanalına konuk olduğu söyleşide dikkati çektiği üzere, D. Bahçeli Erdoğan’a dönüp, “Yaw, bir ara başkanlık sistemi falan diyordun, sonra rafa kaldırdın o dosyayı. Al getir nereye koyduysan o dosyayı, bi bakalım, oluru varsa seni Türkiye’nin Başkanı yapalım. . .” dediği ve güce doymak bilmez Erdoğan’ı tongaya düşürdüğü tarihte, AK Parti’nin aldığı oy yüzde 52 idi. Tek başına paralamentoya hükmediyordu. Ekonomi, bugünle karşılaştırılamayacak kadar rayında görünüyordu.

    Çok istedi Erdoğan, başkan oldu. Üç beş yılda partisinin oyunu aldı yüzde 51’den, en az 16-17 puan kayıpla yüzde 35 seviyesine indirdi ve uğradığı oy kaybının artarak devam edeceği kesin. O arada ülke adeta kabile devletine döndü, ekonomi çakıldı. Başkanlık sistemi konusunda fikri sorulanların yüzde 61’i şimdi bu ucube sisteme karşı.

    Ülke yönetilemediği için, ülke bu şekilde yoluna devam edemeyeceği için Cumhur İttifakı’nın iki ortağının sahte ‘dava’ arkadaşlığının boyaları dökülüyor, yaşanan yönetememe krizi şimdi Cumhur İttifakı’nın krizi içeriği kazanıyor.

    Sayın Koru ve erken seçimi ciddi olasılık sayan gözlemciler vb. erken seçim yazıp konuşuyorlar diye ülke erken seçime gidecekse, bu insanların böyle bir gücü olabiliyorsa, böyle bir ülkeye “muz cumhuriyeti”, “kabile devleti” türü terimler bile lüks kaçar.

    “Sayın F. Koru tek başına Cumhur İttifakı’ndan büyük.”

    Bunu mu söylüyorsunuz? 🙂

  25. TEVAFUK… Bir yazar da benzer şeyler yazmış…
    “”ÇOK sık yazdım” diye başlamak istemem. Çünkü daha çok ama çok yazacağız. DENGELER sarsıldı. Yenisi sahneye geldi. Pek çok BAŞKENTTE olduğu gibi ANKARA’da da bu KUŞATMA var. Görünmeyen eller, görünmeyen fikirler, görünmeyen isimler, görünmeyen ekol devrede… Alaattin Çakıcı, Kemal Kılıçdaroğlu, Bülent Arınç, Cemil Çiçek, İhsan Arslan, Meral Akşener, Ali Babacan, Abdülhamit Gül ve birçok isim daha… Farklı farklı cephelerden konuşmaktalar… Peki bunlar bize ne ifade etmekte?
    Açalım….”
    https://www.takvim.com.tr/yazarlar/ergundiler/2020/11/21/ters-yuz

    • Sayın rne havuz medyasının ıvır zıvırını getirip balkondan çöp torbasını aşağı atıveren lümpen gibi orta yere bırakıp gitmeseniz nasıl olur?

  26. Fehmi bey,
    Analizlerin ya eksik yada yetersiz kalıyor. Çoğu zamanda resmin tümünü görmek istemiyorsun.
    Birde her bir şey planlandigi gibi gitmez bunu hepimizden çok senin bilmen lâzım. Vesselam

  27. Cemil Çiçek Çok doğru laf etmiş lakin samimi mi değil mi kendisini bağlar.
    Evet herkesin kendini hizaya çekip ben nerde yanlış yaptım demesi lazım .Kurtuluş ancak böyle olacak. Ülkeyi yöneten Başkanından en alttaki bireyine kadar herkes kendini sorguya çekecek. Yoksa Ali gitmiş veli gelmiş eski tas eski hamam. Kim kurtaracak bizi.
    a) Başkan olmayı göze alamayan yaptıkları anayasa toplantılarını dahi açıklama cesareti gösteremeyen Ana muhalefet partisi başkanı mı ?
    b ) 15 kişilik parti grubuna hakim olamayan allanıp pullanan Ablamız mı ?
    c ) Yıllarca iktidarın en üst düzey adamı olmuş sonra 7 sene susmuş tek kelam etmemiş Ali kardeşimiz mi ?
    d )Ülkede Cumhurbaşkanlığı , başbakanlık yapmış ağzından tek kelime çıkmayan Gül mü ?
    hakikaten kim kurtaracak hepimiz samimi olalım .
    Sn FEHMİ KORU bile tek derdimiz seçimmiş gibi bunca sorunumuz varken çözüm üretmek yerine 3-4 günde bir temcit pilavı gibi seçimi öne sürerek mi ülkeyi kurtaracağız.
    Topyekün kendimize nefsimize başkaldıracağız belki ozaman doğruyu buluruz ve bir daha kurtarıcıya ihtiyacımız kalmaz.

  28. peki, Kemal Kılıçdaroğlu elindeki anahtarla doğru kapıyı açabilecek mi?

    Bu çok geniş alanda okuma gerektiren bir soru ve ben okuması kıt biriyim.

    18 senelik akp iktidarını iki döneme ayırınca; ilk dönem ‘moral üstünlük’ hedefinde olan bir yönetim, ikinci döneminde ise ‘üst aklın’ iteklemesiyle ‘moral üstünlük’ hedefi ‘askeri üstünlük’ hedefiyle yer değiştirmiş bir yönetim olduğunu gördük. SADAT kuruldu, cihatçı savaşçılar eğitildi, TSK sınır dışı operasyonlar yaptı. jandarma iç işleri bakanlığına bağlandı, TSK nın askeri yetenekleri artırıldı. bu duruma bazı ülkeler tepki gösterse de tepki gösterenler aslında türkiyenin askeri açıdan güçlenmesinde itici rol oynadı. TSKnın güçlenmesi İngiltere ve Amerika’da övgüyle bahsedildi.

    hepimizin kabul ettiği gibi ülkemiz lojistik ve stratejik önemi olan bir ülke. sadece bizim için değil, avrupa ve batı için de önemli.

    Amerika iç problemlerle boğuşurken dünyada da itibar kaybına uğradı. Devletlerin güç algısında teknolojinin payı büyük. çin bazı alanlarda teknolojik üstünlüğü eline geçiriyor özellikle telekomünikasyonda. Avrupa ve amerikada 5G teknolojisi kullanılıyorken Çin 6G teknolojisini geçen yıl kullanmaya başladı.

    ASEAN üyesi 37 ülkeden en önemli 15 ülke geçtiğimiz günlerde serbest ticaret anlaşması (RCEP) imzaladı. bu ülkelerin en büyüğü Çin 2 trilyon dolar bütçe fazlası verirken bu paranın bir kısmıyla yeni yatırımlar yapıyor, bir kısmıyla da türkiye gibi ülkelerde kredi ve yatırımlarla ilişkilerini geliştirmekte.

    Çin’in batı ile rekabetinde her ne kadar bir ticari  savaştan söz edilse de henüz ciddi bir savaş emaresi görülmediyse, bunun sebebi savaş hazırlıklarının bitmemiş olmasıdır herhalde. gerçi Amerika’da Huwai ile bir kriz yaşandı ama  Çin amerika federal hükümet engelini eyaletlerle anlaşma yoluyla aştı.

    Dikkatlerimizi muhtemel bir savaş hazırlığında Türkiyenin rolünün ne olduğu konusuna çekmeliyiz. Biz yeteri kadar farkında değiliz belki ama bu hazırlık iç siyasetimizi şekillendiriyor çünkü.

    Uluslararası ilişkiler alanında kalem oynatanlardan “Türkiye’ye avrupa ve asya sınırında bariyer görevi” biçildiğini yazanlar oldu.  Askeri üstünlük hedefini ABD ve İngiltere gibi ülkelerin övmesini bu göreve bağlayanlar da oldu.

    Eğer gerçekten de Türkiye’ye böyle bir görev biçilmişse iç siyasetimizin nasıl şekilleneceğini ön görmek de mümkün hale geliyor.

     Savaş hazırlığında rolü belli olan bir ülkeden nasıl bir  hukuk reformu yapması beklenir?

    baştaki soruyu tekrar edeyim; Kemal Kılıçdaroğlu elindeki anahtarla doğru kapıyı açabilir mi?

  29. Ümit Özdağ, bir akşam Ahmet Hakan’ın karşısına oturdu. İyi Parti İstanbul İl Başkanı’nın ‘FETÖcü’ olduğunu ilan etti. Sayın Koru, bunun ardından, bu meseleden ve Ümit Özdağ’dan isim olarak söz etmeyen, ara başlıklarından biri “Partilerin içleri nasıl karıştırılır?” olan bir yazı kaleme aldı. O yazının altındaki yorum sayfasına şu notu düştüm:

    [Bernar 21 Ekim 2020 At 16:31]: “Bence, Ü. Özdağ’ın kellesi gider. Onun yüzünden zor duruma düşmüş A. Çıray ve diğerleri yelkenleri suya indirir. İyi Parti yoluna devam eder. (. . .) Bence Akşener A. Çıray’ı partide tutmak için makul bir düzeyde çaba gösterecek, ama Ü. Özdağ’ı kollamayacak, kenara çekilip partiden gelen tepkinin Özdağ’ın başını yemesini seyredecek.”

    Öyle oldu. A. Çıray partide yoluna devam ediyor. Ü. Özdağ ise bir ay sonra paritden atıldı.

    M. Akşener’in Cumhur İttifakı’na veya AK Parti’ye yanaşıp yanaşmayacağı konusunda yazı yazanlar, bu yeni partinin hangi partiden koparak doğduğu üzerine yoğunlaşıyorlar. Bu da, onların yanlış değerlendirmelerde bulunmalarına neden oluyor.

    Ben aylardır İyi Parti’nin Cumhur İttifakı’na yakınlaşma olasılığının milyonda sıfır olduğunu ileri sürerken, başkalarının yaptıklarından farklı olarak, iki şeye bakıyorum: (1) İyi Parti’nin seçmen kitlesi, (2) İyi Parti’nin, MHP’nin içinden çıkmış da olsa, ideolojisiz bir konjonktür partisi olması gerçeği.

    Ü. Özdağ’ın Ahmet Hakan’ın programına çıkarak kendince bombayı patlattığı akşamın hemen ertesinde, Ü. Özdağ’ın çabasının nafile kalacağını ve sürecin kendisinin partiden atılmasıyla nihayet bulacağını iddia ederken, dönüp baktığım şey, yine İyi Parti’nin bu iki özelliği idi.

    İyi Parti, AK Parti’ye ve Erdoğan’a yönelik sağ-seküler cenahtaki allerjinin ayakta tuttuğu bir konjonktür partisi. Varoluşunu buna borçlu olduğu için, M. Akşener ve parti yöneticileri, AK Parti Genel Merkezi binasının önünden geçmeye bile cesaret edemezler.

    İyi Parti seçmenindeki Erdoğan, AK Parti ve D. Bahçeli alerjisi, CHP’li seçmenlerde olandan daha büyüktür.

    Seçim sistemi 50+1 olarak kaldığı sürece, (1) ne İyi Parti lideri ve yönetimi C. İttifakı ile bir yakınlaşma içine girebilir, (2) ne de, Erdoğan ve Bahçeli’nin bu partide kriz yaratma girişimleri sonuç verir. İyi Parti seçmeni, henüz daha kongre günlerinden, partisine çekilen ayak oyunlarıyla hayli kaşarlanmış durumdadır. Erdoğan ve Bahçeli’nin bu partinin içini karıştırma başarısı her ne olursa olsun, parti yönetimindeki iç karışıklıklar İyi Parti seçmenini etkilemez. Bunlar, seçim zamanı fire vermeden gidip oyunu M. Akşener’e basacaktır.

    Önümüzdeki erken seçimde (bunun 2021 yılının ilk yarısı olduğunu bir yıl kadar önce ilan ettim ve ilanımı üç düzine olarak tekrarladım durdum) İyi Parti’nin seçime muhalif bir parti kimliği ile girmesi mutlak bir zorunluluktur. Aksinin olabilirlik şansı milyonda sıfırdır.

    Millet İttifakı’nın iki partisi olan CHP ve İyi Parti birlikte veya tek başına, Erdoğan’ın içine hapsedilmiş olduğu Cumhur İttifakı hapishanesinden kurutlması için ona “güçlendirilmiş parlamenter sistem” kurtuluş halatını Erdoğan’ın umduğu bonkörlükte uzatırlar mı?

    Şimdilerde bir baskı seçime gitmiş olsaydı Erdoğan, evet. Erdoğan hala yüzde 30-35 bandına duran Türkiye’nin en büyük partisi olarak stratejik bir hamle yapabilir, oyun kurucu aktör olarak “güçlendirilmiş parlamenter sistem” tartışmasını başlatabilir, masaya elinde kimi güçlü kozları tutar biçimde oturabilirdi.

    Erdoğan, 2021’de gidilecek erken seçimde, bu konudaki pazarlık gücünü de büyük ölçüde kaybetmiş olacak. Çünkü, AK Parti’nin kendi seçmen kitlesi için de bir yıkım olarak yaşanacak önümüzdeki kış aylarından çıkılırken, bu partinin oyu yüzde 25’i geçmeyecek.

    O yeni tablo, hiç kimsenin aklına gelmeyen bir biçimde, CHP’nin İyi Parti’den göreli özgürleşmesi sonucunu da doğurabilir.

    İyi Parti seçmeninden Cumhur İttifakı’na yüzde 1 oranında bile oy gitmez eğer M. Akşener M. İttifakı’ndan koparsa. İyi Parti seçmenlerinin en az yüzde 3’ü CHP’nin yanında durur.

    Önümüzdeki yaz aylarına gelininceye kadar, Gelecek Partisi’nin oyu en az yüzde 3, DEVA Partisi’nin oyu ise en az yüzde 5’dir.

    Yüzde 22 CHP. Yüzde 3 Gelecek, yüzde 5 DEVA = yüzde 30.(Belki Saadet Partisi’nin yüzde 1’i ile toplam yüzde 31.)

    Dışarıdan gelecek HDP desteği: yüzde 31+10 = yüzde 41.

    Millet İttifakı’ndan koptuğu için partisine kızgın olup CHP’nin etrafında şekillenecek kısmi bir “sağ-sol Türkiye İttifakı”na oy vermesi muhtemel İyi Parti seçmeni: yüzde 3.

    Toplam yüzde 44.

    Cumhur İttifakı’nın oyu?

    AK Parti: yüzde 25.
    MHP: yüzde 10.
    İyi Parti: yüzde 1.

    Toplam yüzde 36.

    Yani, tabloya nereden baksanız, yeni kurulmuş iki parti de dahil olmak üzere, bütün mualefet aktörlerinin çıkarı, ve MHP’nin çıkarı, Erdoğan ve AK Parti’nin önümüzdeki 4-5 aylık zaman zarfında daha da aşınıp küçülmesinden geçiyor.

    AK Parti’nin oylarında devam edecek erezyondan en çok faydalanacak olan parti MHP’dir.

    Bahçeli’nin 2021 erken genel seçimi öncesinde C. İttifakı’nı dağıtmayacağı, ama Erdoğan’ın yol açtığı ekonomik ykımın bu kış aylarında derinleşerek devam edeceği acı sonuçlarının kendisine sıçramaması için mesafeli ve suskun bir tutum takınacağı umulabilir. Ya da, önümüzdeki bir kaç ay içinde Erdoğan’a olan desteğini geri çektiğini ilan edecek, Erdoğan iktidarına sadece erken seçime kadar tahammül göstereceğini, ekonominin ve pandeminin mevcut koşullarının bugün için erken seçime uygun olmadığını, erken seçimin yaz aylarında olması gerektiğini söyleyecektir. O arada, Türk milliyetçiliğinin yegane adresinin kendisi olduğunu, Erdoğan’ın bu konuda güvenilmez bir siyasetçi olduğunu altını çize çize söyleyip duracaktir.

    İlginç çıkarsamalar:

    (1) AK Parti’nin oy oranı azaldıkça, İyi Parti’nin anahtar parti rolü oynama kapasitesi de aşınacak.
    (2) İhtimali düşük görüyorum, ama, AK Parti’deki erzeyonun dramatik boyutlarda devam etmesi halinde hala bu partide duran dindar-muhafazakar gelenekten gelen ağır topların ve milletvekillerinin kopması da bir olasılık olarak akılda tutulabilir.
    (3) Erdoğan, “güçlendirilmiş parlamenter sistem” seçeneğinin baki olduğunu düşünmesin. Partisi önümüzdeki aylarda benim öngördüğüm kadar oy kaybeder yüzde 25’e gerilerse, partilerin stratejik hedefleri, AK Parti’siz bir Türkiye İttifakı’na döner. İktidarı kaybetmiş bir AK Parti’nin ayakta duramayacağını ve dağılıp gideceğini herkes biliyor -muhtemelen Erdoğan’ın kendisi de.

    • SN Bernar bey siyaset pis bir iştir bırakın seçim aritmetiklerini kim gidecek kim gelecek hesabını . Ülke nasıl kurtulacak siz ondan haber verin . Eğitimcisiniz diye hatırlıyorum .
      Sizce ÖSS sınavında ne zaman ilk bine girenler eğitim fakültelerini tercih edecek.
      Ne zaman herkes mühendis olmayı bırakıp gerçek yapabilecekleri meslekleri seçecekler.Bunlara kafa yormak lazım yoksa Sn tayyip bey gider bir başkası gelir rant hiçbir zaman bitmez . En dürüst bildiğiniz Başbakanın bakanlarının nasıl tanıdıklarına şirket kurup
      ülkeyi sövüşlediklerini bilirim. O nedenle siyaset ile uğraşanların birbirlerinden farkları yoktur. Arada belki istisna çıkar .
      Toplum olarak düzelmeliyiz. Geçenlerde çok bilmiş bir araştırma firma sahibi mesleğini bırakacak idi ne oldu yine ekranlarda boy gösteriyor. Adamlık bu mudur. nasıl inanacaksınız bunun yaptığı araştırmaya söyleyin .
      Biz topyekün halk olarak nasıl düzeliriz ona bakalım .

      • Bence yanıtını bilmez görünmeyi tercih ettiğiniz sorunuzun yanıtını pekala biliyorsunuz, Ahmet Bey.

        Bir partiyi ve onun liderini ayakta tutmak için, dönüp ülkesini seven insanları dış güçlerin maşası, cart curt ilan etmeyeceksiniz. Vatanseverlik, milliyetçilik gibi kavramların içini boşaltıp bunları sonu gelmek bilmez iktidar oyunlarınıza meze yapmayacasınız.

        “Her şeyi pek iyi bilir, neylerse yeridir, hemi de neylerse güzel eyler” diye ideolojik körlük içinde bir liderin peşine takılmayacak, sağduyuya, akla, bilgiye ve AHLAK’a dayanan, bunlar üzerinde yükselen ilkeler geliştirecek, bunlara sahip çıkacak, siyasete bu ilkeler temelinde taraf olacaqksınız.

        Ülkenin içinde bulunduğu bu durumdan alıp sığ sulara çıkaracak partinin programı, kurucuları, lideri bir kaç fare tıkı ötenizde. Samimi bir insan olsanız, DEVA Partisi’ni lideri üzerinden -o da kendinizce- itibarsızlaştırma çabalarınızı bir kenara bırakır, bize DEVA Partisi programını SİYASETEN eleştirir, bu partinin bir çözüm olamayacağını SİYASETEN anlatır, programatik argümanlar üzerinden iddialarda bulunursunuz.

        Artık bu türden tartışmaların kıymeti harbiyesinin kalmadığı bir noktaya geldik. Bir devir kapanıyor, yeni devrin siyasal aktörleri şekilleniyor.

        İstediğiniz kadar bizlere Türkiye’yi yönetebilecek yegane kadroların bu C. İttifakı partileri ve Erdoğan olduğunu anlatıp durun, 35 yıl öncesinin yağ kuyruklarından, Kılıçdaroğlu ve partisinin kepazeliklerinden söz edip insanları bunlarla korkutmaya çabalayın.

        Hiç birisi iş görmeyecek.

        Yeni bir siyaset tarzı, yeni bir siyaset dili, ideoloji değil program ve o programı hayata geçirme kapasitesine sahip yeni aktörler Türkiye’nin yakın tarihine damgalarını vuracaklar, AK Parti ve CHP dahil olmak üzere, geleneksel ideoloji ve çıkar partilerini yolun kenarına itecekler.

        Tercihini sağduyudan, gerçek memleket sevgisinden, samimiyetle sahip çıktığı ahlaki ilkelerden yana yapanlar, hangi siyasal gelenek arkaplanından geliyor olurlarsa olsunlar, buluşuyor, el sıkışıyor, konuşuyor, kardeşleşiyorlar.

        Umudum ve inancım o ki, bu yeni siyaset tarızının ve o yeni siyasetin kadrolarının Türkiye toplumunda bir karşılığı olacak.

        Ne çağdışı siyaset düzeninin çağdışı kalmış CHP, MHP, HDP, Reisçilik partileri, ne sonu gelmez yüzeysel kayıkçı kavgalarını siyaset addetmek: Topyekün dönüşüm, topyekün kardeşlik, topyekün adalet, topyekün “üreten ve geleceğini programlayan Türkiye” şiarı üzerinde yükselen ulusal birliğimiz.

        Çıkış yolumuz budur. Er ya da geç o yola girecektir Türkiye.

  30. “Bize topyekûn bir tevbe-i nasûh lazım.” Cemil Çiçek’in bu sözüne bayıldım.
    Şimdi Bernar Bey yine beni saf ve sazan tabiatlı bulabilir.Ancak ben bu sözün benzerlerini bu yorum sayfalarında çok yaptım.”Bize topyekûn bir tevbe-i nasûh lazım.”
    BU TEVBE YAPILIR MI,YAPILMAZ MI ONU BİLEMEM (hemen de inandığıma yorulmasın diye büyük harflerle yazdığımı belirtmiş olayım).Ama bunun yapılması gerektiğinden eminim:
    “Bize topyekûn bir tevbe-i nasûh lazım.”

  31. Eskiden yazılarınız alternatife kapalı olurdu. Yani öyle şeyler söylerdiniz ki kimse madem öyle dediniz başka türlü de olabilir diyemezdi. Oysa ki bu günkü yazınızda hiç birşeyin kendiliğinden olmadığından bahsediyorsunuz. Doğrudur -hala yaşıyor mu vefaat mı etti bilmiyorum- ülkemizde bir Hüsamettin Cindoruk etkisi sürdü yıllar yılı. Birilerine göre de ki çok güçlü delillere sahip varsayımlar.. Ak partiden ayrılıp kurulan ilk iki partiye önderlik ettiği söylenir. Bu günkü yeni partilerin kurulduğu, dahasının kurulmak ve kapanmak üzere olduğu bir ortamda, yaşıyorsa kendisinin yok hayatta değilse temsil ettiği odakların etkisi ne kadardır. Kendisinin Osman Kavala ile de oldukça yakın ilişkisi vardır. Bir kaç değişmez isimle birlikte 2004-2010 yılları içinde çok defa birlikte yabancı konuklar onuruna verilen(!) yemeklerde bulunmuşlar zaman zaman. Her zaman sebep ve sonucu açıklanmadı ama bu toplantılar sonucu mutlaka bir etkisini gördük. İlginç bir şekilde o yıllardaki toplantıların açıklanan bildirilerinde sürekli ama istisnasız bir biçimde Tayip Erdoğanın laik olmadığı, Abdullah Gül’ün kesinlikle cumhurbaşkanlığına aday olmaması gerektiği, hatta bir defasında “çankayanın ele geçirilmesi tehlikesinden bahsedildiği” vakıa dır. Keza bu toplantılardan birinin peşinden ilginç bir biçimde usul usul makas değiştiren bir siyasetçiye takdir mesajları verilmiş, peşinden o siyasetçi bir ilimize yaptığı ziyarette bin beşyüz(1500) araçlık konvoyla karşılanmış akabinde girdiği ilk seçimde o ilden 1400 civarı oy alabilmişti. (bu ilimiz Denizli dir. Bahsedilen siyasetçinin bir önceki ziyaret ettiği il de Ağrı idi orda da kendisini 500 araçlık bir konvoy karşılamıştı fakat kaç oy aldığını hatırlayamadım.) Elbette o toplantıların sözkonusu siyasetçinin istifası, parti kurması bir çok ilde konvoylarla karşılanması be seçimşerde uğradığı hezimetin ardından partisini kapatması olaylarıyla bir ilgisi de bulunmamaktadır. Yani varsa da haberimiz yoktur.

    Evet sayın Koru bahsettiğiniz rüzgarlar yahut sürprizler buna benzer şeyler midir.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız