Siyasette, hukukta, temel hak ve özgürlükler anlayışımızda bile tam ortadan bölünüyoruz…

23

Ne kadar da kolay ikiye bölünüveriyoruz. Bir ara menemen denilen basit milli yemeğimizin soğanlı mı yoksa soğansız mı olacağı konusu ortaya atıldığında da görmüştük; ciddi ciddi tartıştık ve derhal orta yerinden ayrışıverdi insanlarımız. Son zamanlarda yapılan referandumlar ve genel seçimde de halkın bir yarısı diğer yarısından farklı davranıyor.

Son bölünme Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) bir kararı yüzünden oldu. Önce karara varırlarken mahkeme üyeleri tam ortasından bölündü, karar sekize karşı sekiz oyla ve başkanın oyu iki sayılarak alınabildi; sonrasında da kararı alkışlayanlarla yerin dibine batıranlar olarak ortadan ikiye ayrılıverdik.

Yanlışlar ve doğrular

Medyada karara destek çıkanlar ile karşına dikilenlerin eşit sayıda olduğunu söyleyemem; medyamızda böyle bir eşit bölünmeyi mümkün kılan bir ortam bulunmadığı için… Akademisyenlerin ayrışması konusunda ise ortadan bölünme iddiasını doğrulayacak bir veri var elimizde: Binin üzerinde akademisyenin imzasıyla kararı kınayan bir karşı bildiri yayımlanabildi.

Konu hassas olduğundan ve günümüzün hassasiyeti farklı bir biçimde oluştuğundan gelişmeyi garip karşılamıyorum. Sadece şu görüşümü kayda geçireyim: Birkaç yıl önce, güne damgayı ‘açılım süreci’nin vurduğu dönemde AYM’den böyle bir karar çıkmış olsaydı, kınayıcı imzaların çoğu böyle bir girişimde yer almak istemez, hatta kınayanları kınayabilirlerdi.

AYM üyelerinin de tavrı değişik olabilirdi.

Güncel değerler ve tavırlar ile hükümet politikaları tavırları belirlemede etkili olabiliyor.

Yine toplum olarak ortasından bölünürdük belki, ama cephelerde yer alanların dağılımı muhtemelen farklı oluşacaktı.

Bakıyorum da, AYM kararına sahip çıkan ve karşısına dikilmeyi doğru görmeyen tarafın ‘yanlış’ davrandığını anlatmak için kalem paralayanlar, kararla bildiriye onay verilmediğini, yalnızca ne kadar aykırı da gelse bir metnin altına imza atanların bunu anayasal olarak yapmaya hakları olduğunu, demokrasinin ve hukuk düzeninin de zaten herkesin görüş açıklama hakkını koruduğunu anlatmaya çalışıyorlar.

Reklam

Onurlu, ama boşa bir çaba.

Hani olmaz ya, karşıt bildiri hakkında bir soruşturma açılsa ve altına imza atanlarla ilgili gözaltı kararları, görevden almalar başlasa, yeni bildirinin imzacıları ve onların görüşlerini benimseyenlerin de aynı gerekçelerle yapılana karşı çıkacaklarına iddiaya girerim.

Şimdi başkalarının görüş açıklama hakkını görmezden gelenler, aslında görüşlerin ifade edilmesinden kimseye zarar gelmeyeceğini, tam tersinin ise ülkelerin ve toplumların ilerlemesini engelleyici bir rolü olacağını pekala biliyorlar.

Karşıt imzacılar da okumuş-yazmış insanlar, herbiri akademisyen, bu gerçeği bilmemeleri mümkün mü?

Bütün bu kargaşa içerisinde benim dikkatlerinizi çekmek istediğim, en az ana konu kadar önemli bir yan konu var: Tartışmaya katılanların dili…

Gelin benim biraz önce yaptığım gibi, gazetelerde konuya ilişkin çıkan değerlendirme yazılarına göz atın; göreceğiniz şudur: Kimi AYM’yi, kimi karara katılan üyelerini, daha çok da oyu iki oy yerine geçen başkanını yerden yere vururken zehirli bir dil kullanıyor. Başkana ilk isimle hitap eden mi istersiniz, kurumun ortadan kaldırılmasını talep edenler mi, hepsi var. Kurumlar ve kişilerin saygınlıklarının korunmasının herkesin yararına olduğu, eleştirinin en etkili biçiminin eleştirilenin rencide olmadan eleştirileri okuyabildiği bir dille yapıldığı unutulmuş görünüyor.

“Söyletmen vurun”

Tarihimizin sayfalarından günümüze taşınan en rahatsız edici çığlık “Söyletmen vurun” nidasıdır. “Neden geri kaldık?” sorusunu soranlardansanız, o soruya benim vereceğim cevap şudur: Beğenmediğimiz, bize ters gelen görüşlere hayat hakkı tanımadığımız için… Bu özelliğimiz yüzünden yüzyıllardır olduğumuz yerden bir milim ileri gidemiyoruz; gitmeye başladığımızda, “Söyletmen vurun” çığlıkları ve yeniden “Yerinde say” komutuyla eski halimize döndürülüyoruz.

Neden dünyanın en iyi üniversiteleri sıralamasına giren yüksek eğitim kurumumuz pek yok?

Reklam

İşte bundan dolayı yok.

Her söyleneni dinleyip içlerinden en doğru bulduğumuzu seçebilme gayreti içerisine girebilseydik bugünkü durumumuzdan daha ileride bulunacağımıza eminim. Öyle yapmak yerine, farklı görüşlerin duyulmasına imkan vermeyen fikir ortamlarıyla bugünlere geldik. Körün değneğini bellediği türden bir hayatımız var.

Bugün iktidara yakın çevrelerde iltifat gören bir yaklaşımla, görüş açıklamasın diye yazması ve konuşması kısıtlanmış kişiler anlamına, ‘medeni ölü’ cesetleri serpili yol boyunca.

Şunu bile görmüyoruz: Bizim ‘tu kaka’ ederek bir kenara atmaya kalkıştıklarımızı alıp değerlendirmeye hazır ülkeler var ve bunlar genç-yaşlı beyinlerin avına çıkmış bulunuyorlar. [SETA geçenlerde tartışmalı bir medya raporu yayınladı ya, o raporu kaleme alanlar da, medyamızdan dışlanan isimlerin neden yabancı medya grupları tarafından değerlendirildiğini anlamamış bulunuyorlar. Yabancı medya gruplarının bizim dilimizde ve yerli gazetecilerle internet gazetesi ve haber kanalı girişiminde ‘komplo’ arayacaklarına, böyle bir yapılanmaya gidilen ortamın zorlanmasından ve bunu zorlayanlardan ‘komplo’ kokusu çıkarabilirlerdi.]

Yazıyı daha fazla uzatmaya gerek yok: Anayasa Mahkemesi kararıyla korumaya alınan ‘barış akademisyenleri bildirisi’ ne kadar özgürlüklerden yararlanmaya hak kazanmışsa, karara karşı çıkan bildiri de aynı özgürlük alanı içerisinde değerlendirilmelidir. Kurumlar ve kişilere olan olumsuz hislerimiz onlara karşı adaletsiz davranmaya bizleri sevk etmemeli.

Ne olur, benim bu yazıda dile getirdiğim tezler yüzünden de bölünmeyelim, olur mu?

ΩΩΩΩ

23 YORUMLAR

  1. Uğur bey! Yorumları göndermekte bayaği probleml oluyor, iki uç kez denemek zorunda kaliyorum onun için cevap yazdıklarimin altında çıkmiyor. Kusura bakmayın.

    Not: yalniş anlaşilmasın, ben “Dünyada bizim millet kadar “yalanı kolay söyleyen millet yok” dedim☺

  2. Uğur bey, Merhaba! Sizin yazdıklarınza aynen katılıyorum.
    Yalnız benim yazmayi ihmal ettiğim bir hatamı düzeltmem gerek.
    O dedığınız milletler muhaka bizim kadar ve ya bizden dah yalancı olabilirler. Fakat! Birbirlerini (yalancılık konusunda) iyi tanidikları için kandiramiyorlar, kusurumu affedin,argo olacak ama birbirlerine kazık atamiyorlar ve kazıkda yemiyorlar vede bizimkiler gibi ocu, bucu, zengin,fakir, mevki sahibi takintılarından dolayide iş beyenmemezlik yapmiyorlar ve ne iş bulursalar onda çalişiyorlar.
    Bakın bu özeliklerinden dolayı bu ülkelerde Çinlisi, Pakistanlisi, Hindistanlisi olsun, Din, ırk, meshep ayrımı yapmadan birbirlerine kardeş gibi destek oluyorlar.
    Ya biz?
    Buralarda başarili olmuş, Milli sporculari, bilim adamlarını terorist ilan etmişiz ve onlari karalamakla uğraşiyoruz.
    Uğur bey! Ben buralarda çok aktivim.
    Her milletten arkadaşlarim var, inanın
    Dünyada en cok kendini beğenen milletlerin içerisinde 1. Araplar 2.bizim millet.
    Birbirlerinin ayağıni kaydirmak için her türlü gambazliği yapmadada bizim milletin eline su dökbilecek dunyada başka bir millet yok ve bulamassınız.

    Biz kendi komşularimiz olan vatandaşlarimiza sirf milliyetleri ve inançlarindan dolayı, yapmadiğimiz hakaret kalmiyor.
    Ermeni Rum, Yahudi, bilmem nesi…
    Ayı Kü…, Kafkas kökenlilerede Ata eti yiyenler, vb, vb.
    Geçen yazdim tekrarar yazayım.
    Türkiyeyi ve Türk halkını benim kadar hic biriniz taniyabileceğinizi zannetmiyorum, cünku ben köylüsü şehirlisi çobanı, bakanı ayrimi yapmadan, her kesime ayni yaklaşırım ve onlarla iyi diyalok kurarim.kendini beğenmişlerinde cahilliklerini kendilerine isbat ettirmeyide iyi becerırım.

    Uğur bey, ne yalan söyleyeyim bu yazınızıde diğer yazılarıniz gibi bir nefiste okudum ve çok’ta hoşuma gitti.Ellerinize sağlık.

    Sağlikli ve mutlu kalin.

  3. Yazınızı okudum ama bana göre doğru yanları var ama eksik yanları da var. liderleri takdir ederim ve beğenirim.Gerçekten yaptıkları iş çok zor olduguna inananlardanım.Bizim ülkemizde ve belki de bütün dünya da liderlerin kenarına örülen o yüksek duvarlar var ya yalaka yandaş şakşakcıların ördüğü duvar varya dünya ve bizim ülkemiz hep onlardan çekti.Yoksa hiç bir liderin kötülük ve yanlış bişey düşünmeyeceğine inanıyorum.Bizim ülkemizde de bu medya sorunu gerçekten vahim bir durum.Yıllardır ne çektiyse bizim ülkemiz bu yandaş medyadan çekti…

  4. Sistem yetersiz
    Türk Ordusu; kırk sene süren, yüz binlere varan terör olaylarına son darbeyi vurmuştur. Savaşta hukukun kuralları geçerli değildir. Bu zaferi eleştirenler, bilinçsiz ve bilgisiz kimselerdir.
    Bununla beraber fikir cezalandırılamaz. Mübaşir varken müsebbibe ceza verilemediği gibi suç işlemeden girişimci de cezalandırılamaz. Biri birine ateş etse ama kurşun adama isabet etmese kişi cezalandırılamaz. İsabet etse bile yaralama cezası verilir, ölüm cezası verilemez. Dolayısıyla bildiri yanlıştır ama yayınlayanlar cezalandırılamaz.
    Yargı; bağımsız, tarafsız, etkin ve saygın olmalıdır. Bu da yargının hakemlerden oluşması, kısa zamanda sonuçlanması, yargı kararlarının temyiz edilememesi, mağduriyetlerin yeniden açılan davalarla kamu tarafından giderilmesi, eski kararın değiştirilememesi ile gerçekleşir.
    AK Parti, Adil Düzen anayasasını getireceğine başkanlık sistemi ile vaktini kaybetmiş, ağır yaralar almıştır.

  5. ahmet
    31 Temmuz 2019 at 16:19
    “Nurdan hn bugün bölünmüşüzdür yarın ise silkinerek tekrar biraraya geliriz.”

    “Yurt dışında yaşadığınız için bilirsiniz. Bulunduğunuz ülkede
    10 paraya adam keserler 🤤yolda düşseniz kimse dönüp arkasına bakmaz .😲 Koyde sokakta
    kalsanız kimse suratınıza bakmaz ama 😖çıkın anadoluya herkes size kul köle olur hele
    misafirseniz.”😴

    Ahmet bey! Evet ben yurtdışında yaşayalı 21 yıl 1 ay oldu sizin yukardaki prağiraf’ da yazdığıniz o iddialarınizı ne gördüm ne işşitm nede duydum….
    Aksine tam tersini hem yaşadım hemde gordüm ve cevremden de duydum….

    Şu an benim vaktim olmadiği için sizin ıddialarınızın tam tersini hem yaşayıp hem görüp hemde duyduklarimdan bir kac örnekle cevap yazmayi! Allah nasıp ederse yarın yazarım.
    Saglıkla kalın.
    “Lütfe! İftiraya dikkat edelim”

    • dün ve bugün erken saatlerde yorum yapmaya çalıştım. Ancak yorumlar yapılamadı. ayrıca gönderdiğim mail de geri döndü. başka bir mail adresi verebilirseniz, herhangi bir sorun olduğunda diğer mail adresi üzerinden haberleşilebilir.
      – bir de, yorumlar ertesi güne kalıyor. Birküvit saldırısından sonra böyle bir sorun çıktı. bu soruna bir çözüm bulunabilir mi?

      • Hamza bey,merhaba! Bendede aynısı oliyor, bu engellemeler siteler çökerttilmeden iki gün önc baslamıştı, aynen şimdiki gibi.
        Ben şimdi kolayini buldum, gondere tıklayinca site sizi kabul etmiyor veya spam yazisi cikiyor, ben hemen interneti kapatiyorum geri dönüş tuşunu tiklayip interneti aciyorum o zaman hemen tiklayinca gidiyor bazen bu işlemi bir kaç kez tekrarlamak gerekiyor.

    • Hamza Bey, websitelerimiz saldırıdan sonra yeniden yapılandırılıyor. Mail adresleri bu hafta içinde tekrar aktif olacak. Sistemde bir takım değişikliklere gittik. Yeni sisteme adaptasyon sürecindeyiz. Karşılaştığınız problemleri bize bildirmeniz, bizler için çok faydalı olacaktır.

      Teşekkürler katkılarınız için.

  6. Ocak Medyanın “Seçilmiş Yazılar”köşesine bugün Fehmi bey güzel yazılar alıntılamış.Hukukun – hukuk diliyle gerçeklerini yavaş yavaş konuşmaya başlamışız…

  7. Bizim esas sorunumuz! Hatalarımizi (kendi hatamızi) görmüyoruz…. görmediğimiz gibide kabulde etmiyoruz.
    Hatasız kul olmaz sözü! Bizde biz hata yapmayız, olarak kabul görüyor.
    Insanlığa değil, makama, mevkiye, ve zenginliğe, değer veriyoruz…. bunlara değer verirkende! Fakiri, köylüyü,işçiyi’de kuçük görüyoruz. ….
    Haşa Allah’ı birakip sahte liderlerden(siyasi, dini,sendika vb gibi)kım yalanı, iftirayı, sahtte karlığı iyi beceriyorsa sorgusuz sualsız adate oanlara tapiyoruz…..onlara biat ederkende hak, hukuk ve dini’de yalanlarımiza alet ediyoruz.
    Dünyada bizim millet kadar yalanı kolay söyleyen ve kayitsiz şartsız yalana inan başka bir millet yok.
    Var diyen varsa ispat etsin.

    • Nurdan hanım merhaba.Bugün de sizi biraz kızdırayım.
      İlginç çıkarsamaları olan bir arkadaşım var.Sivaslı değil ama bir süre orada yaşamış.Bir gün dedi ki “Sivas Sibiryadan daha soğuktur”.Birkaç kişiydik.Kimse birşey söylemedi.Ben gayri ihtiyari ” Bırak Allah aşkına!” demiş bulundum.Çok zaman yaptığı çıkışlardan bir benzerini yaptı ve ” nerden biliyorsun,sen hiç Sibirya’ya gittin mi?”dedi.Ben “sen gittin mi?”deyince verdiği cevap ” hayır” olmuştu.Sizin “Dünyada bizim millet kadar yalanı kolay söyleyen ve kayitsiz şartsız yalana inan başka bir millet yok.Var diyen varsa ispat etsin.”cümleniz bana arkadaşımla olan bu diyaloğumu çağrıştırdı.

      Şimdi elbette bizim sizin bu iddianızın aksini ispatlamamız çok zor.Bunun için yeryüzündeki bütün milletleri uzun süre gözlemleyip,durum tespiti yapmamız lazım.Bu da sırf bu iş için kendisini bir ömür boyu adayan imkan sahibi bir insanın -bir ihtimal- yapabileceği bir iş.Mesela ben de size ” dünyanın en yalancı milleti Çinliler,Hintliler,Bangladeşlilerden birisidir.Aksini iddia ediyorsanız ispatlayın” desem ,nasıl ispatlarsınız?Yani şunu demek istiyorum ki esasen bu tür iddialar karşılaştığımız bazı örnekleri genelleştirmekle ispatlanabilecek şeyler değil…

      Her milletten iyi insan da kötü insan da çıkar.Ortaasyadan Batı’ya doğru yola çıktıktan sonra bin yıllık süreç içinde yol üstünde karşılaştığı kavimlerle insani münasebet kurmaması imkansız olan atalarımızın İranlılarla,Araplarla,Anadolu’da yaşayan yerleşik toplumlarla karışmaması da imkansızdır.Osmanlının yıkılışıyla birlikte Osmanlı Coğrafyasının her yerinden gelen topluluklarla da uzun yıllar içinde karışmaması imkansızdır.Türklerin genetik yapısıyla ilgili bazı araştırmaları geçmişte okumuştum.Hatırladığım kadarıyla – en saf ırki genetiğe sahip-Ortaasyada yaşayan akrabalarımızla yapılan kıyaslamaya göre (onlarda dahi değişik oranlarda genetik heterojenlikler var) Anadolu Türk’lerinin ancak % de 10-17 arasındaki bir kısmında çok yakın genetik benzerlikler vardı.Bunun için olsa gerek Nurettin Topçu gibi büyük mütefekkirlerin ırk temelli değil Anadolu milliyetçiliği gibi bir yaklaşım kabulleri var.

      Konu uzuyor,bunları niçin anlatıyorum.Belki yeryüzünün en heterojen genetiğe sahip milletlerinden biriyiz ve özellikle Osmanlının yıkılışıyla birlikteki süreç içerisinde kitlesel olarak çok ciddi kültürel baskılara maruz kalmış durumdayız.Bu kadar baskı altında ve sağlam bir eğitim sisteminin bulunmadığı bir iklimde toplumuzun kitlesel psikolojisinde olumsuzlukların birikmesi çok ta anormal sayılmaz.Bu halde yapılması gereken bu olumsuzlukları ortadan kaldıracak bilinçlendirmenin,eğitimin verilerek süreç içerisinde çeşitli sosyal baskıların illüzyon etkisi altında hipnotize olmuş toplum çoğunluğunun uyarılmasıdır.

      Hatırlarsanız size hitaben yazdığım başka bir yazımda başka milletlerin de maruz kaldığı tarihi olayların etkisi altında benzer tepkiler verdiğini örneklemiştim.Bir kez daha söylemeliyim ki son yıllardaki olaylardan kaynaklı ” bizim millet şöyledir,böyledir” diyerek olumsuzlamayı doğru bulmuyorum.Bazıları kızıyorlar ama yanlışlarına,hatalarına rağmen Osmanlı Devleti gibi tarihin en büyük medeniyetlerinden birinin devamı olduğumuzu da unutmayalım.

      Daha fazla uzatmadan;hataları söylemeye ,haksızlıklara karşı durmaya devam edelim ama Türk milleti kavramına olumsuz yaklaşmayalım demek durumundayım bir kez daha.Sizin iyiniyetinizi biliyorum itirazıma ilişkin hususun da haksızlığa karşı haklı feveranınız sırasındaki dil sürçmeleri olduğuna inanıyorum.İyiniyetli eleştirimi öyle kabul edeceğinizi umuyor,selam ve saygılarımı sunuyorum.

    • Öyle taşı atıp kaçmak yok!İddianızın delillerini ortaya koymalısınız…İddianızın aksini ispatlayan birkaç örnek veriyorum.

      “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et. “Nahl 125

      “İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir.”Fussilet 34

      “Kötülüğü en güzel olanla uzaklaştır…”Mü’minun 96

      “Onların demelerine karşı sen sabret ve onlardan güzel bir ayrılma tarzıyla (düşünce ve eylem bakımından köklü bir tutum) ile kopup-ayrıl.”Müzzemmil 10

      “Eğer müşriklerden biri, senden ’eman isterse’, ona eman ver; öyle ki Allah’ın sözünü dinlemiş olsun, sonra onu ‘güvenlik içinde olacağı yere ulaştır.’ Bu, onların elbette bilmeyen bir topluluk olmaları nedeniyledir.” Tevbe 6

      “Ona (Firavun’a)yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar.”Taha 44

      “İçlerinde zulmedenleri hariç olmak üzere, Kitap Ehliyle en güzel olan bir tarzın dışında mücadele etmeyin. Ve deyin ki: “Bize ve size indirilene iman ettik; bizim İlahımız da, sizin İlahınız da birdir ve biz O’na teslim olmuşuz.”Ankebut 46

      “Sizin dininiz size, benim dinim de banadır.”Kafirun 6

      “Dinde zorlama yoktur. Doğru eğriden açıkça ayrılmıştır. Artık kim sahte tanrıları reddeder de Allah’a inanırsa kopmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah her şeyi işitir ve bilir. ” Bakara 256

      “İşte bunların, Allah kalplerinde olanı bilmektedir. O halde sen, onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver ve onlara nefislerine ilişkin açık ve etkileyici söz söyle.” Nisa 63

  8. Sivil toplum kuruluşlarının görevleri arasında,
    vatandaşları bilinçlendirerek baskı unsuru oluşturup siyasete yön vermekte var.
    *
    Bugün STK’lar ya devletin belirlediği gündemin ve söylemin sözcüsü ya da lâl.
    *
    STK’lar sivilleşmeli.

  9. Söyletmen vurun terminolojisi başıbozuk yeniçeri ve ittihatçı geleneğin tarihimizden bize tevarüs etmiş özellikleridir. Bu tarz davranış istişare ve müşavere kültürünü genlerine kadar işletmiş olan Asr-ı Saadet yıldızlarını örnek aldığı iddiasında bulunan bir millet için aslında utanç sebebidir. İslam asla gelişmeye ve müşavereye mani bir yapıda değildir. Bu konuda Bediüzzaman’ın Şam Hutbesi olarak bilinen eserinden iktibasen Prof Dr.Thomas Michel S.j. isimli araştırmacı konu ile ilgili olarak “Ferdiyetçilik hastalığına İslamın cevabı meşverettir. O, meşvereti gerçek özgürlük ve gelişmenin esası olması itibariyle ferdi istibdatın islami alternatifi olarak görmektedir. Meşveret şeriata uygun bir özgürlük anlayışıdır. Meşveret, mesnedini ve hareket tarzını şeriatdan alır ve aynı zamanda imandan kaynaklanan şefkat, merhamet ile asil düşünce zalimane düşüncelerin propagandasını zayıflatıp yok edecektir. Kişinin kendi şahsi ihtiras ve projelerinin ötesine geçerek başkaları ile samimiyet ve dayanışma içinde istişare etmesi “on kişiye bin kişinin yapabileceği işi gördürür.”

  10. Sayin.koru gercekten tuaf bir toplumuz Sizin tesbitiniz cok dogru benim fikrimle ayni olmayana hayat sansi vetmiyoruz O yuzden hep ayni yerde sayyoruz Zanam zaman cevremdeki insanlarla guncel konulardan sohbet ediyorum Ben duygusu ne menanet bisey empati yapamiyoruz suanda toplumuzun sorunlarinin basinda bu geliyor

  11. Madem ki iktidar için %50+… gerekiyor, sistem değişmediği müddetce ikiye bölünme normaldir. Şimdinin ittifakları zamanla iltihaklara dönüşür ve iki büyük grup oluşur. Diğer küçükler de sadece fikir partisine dönüşür. Ekseriyet sisteminin doğası böyledir. Yarıdan bir fazla…
    Doğrudan temsil yerine nispi temsil sistemine geçilmesi bu sorunları çözer ve gerçek demokrasi gerçekleşir.
    Saygılarımla.

  12. Geri kalmis ulkelerin temel ortak yanlari
    _ Soyletmen vurun
    _ basari kendinden basarisizligi kendi disinda aramak
    _Sadece kendi ve kendi gibi dusunenler icin demokrat
    _Guce tapinmak
    En yikici olani, guc elinde iken kurallari kendi ve taraftarlari icin egik bukmek.Guc sahiplerinden nemalanmak icin bu vahsi durumu onaylamaya hazir ve istekli azimsanmayacak bir cogunlugun var olmasidir.
    Mesru olan guc sahiplerinin buyrugudur.
    Guc el degistirince kurallar ve mesruiyet degerleri de degismektedir.
    Halk bu adaletsiz durumu onaylamaya hazir ve isteklidir ekseriyet itibari ile.
    Bu boyle oldugu surece bu ugursuz topraklara ne hukuk ne gercek adalet ne de kalkinma ,huzur ve gelisme olmaz.
    Zulum sirasini savanlar yeni zulumlerin aktorleri olurlar.
    Oncelikleri cep ekonomisi olanlarin cogunluk teskil ettigi topraklarda bu oran degismedikce iyilik adina hicbir gelisme olmayacaktir ne yazik ki.
    * insanligin en buyuk dusmani insanliktir.
    * Dindarlarin en buyuk dusmani dindarlardir.
    *Kan bagi olanlarin en buyuk dusmani mirascilaridir.
    Tarih boyunca herzaman en buyuk zulum ayni alana dahil ayni pastayi paylasanlar arasinda olmustur ve olmaktadir.

  13. Bolündük tam ortadan bölündük.Bir çoğumuza göre bunun sebebi bu iktidar oysa biz 20 sene öncede böyleydik 40 sene önce de böyleydik.Maalesef rasyonel bakamıyoruz olaylara futbol takımı tutar gibi bakıyoruz. maalesef toplumsal hastalığımız bizim.Hiç bir grubun diğerinden farkı yok. bugun kendisi için özgürlük isteyenler dün en acımasız cezayı karşı taraf için istedi ve isteyecek.
    Bunun çözümü eğitim biz ise hep öğretime takıldık kaldık .Mateatik veya tarih ezberleme dışında hangi hocamız ders sırasında bizlere hayat dersi verdi.Tek düşüncemiz nekadar fazla soru çözeriz oldu işte sonuç bu .Bu sonuçta sağcısından solcusuna muhafazakarından liberaline kadar herkesin suçu var.
    Çözüm ne zaman gerçekleşir: Üniversite sınavında en yüksek puanlı bölümler eğitim fakülteleri olduktan en az 5 yıl sonra . Maalesef gerçek bu .

    • Nurdan hn bugün bölünmüşüzdür yarın ise silkinerek tekrar biraraya geliriz.
      Unutmayın asil bir milletiz kendimize güvenelim mayamız sağlamdır. Dün biraraya
      gelmiş bir millet değiliz.Yurt dışında yaşadığınız için bilirsiniz. Bulunduğunuz ülkede
      10 paraya adam keserler yolda düşseniz kimse dönüp arkasına bakmaz . Koyde sokakta
      kalsanız kimse suratınıza bakmaz ama çıkın anadoluya herkes size kul köle olur hele
      misafirseniz.
      Rahat olun bakmayın üç beş kendini bilmezin bizi düşürdüğü durumlara çoğunluk kale gibi sağlamdır.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız