‘Türkiye 2020’ giderek ‘Osmanlı 1913’e benzemeye başladı.. Titreyip kendimize dönme zamanıdır…

41

Yine zor bir döneme girildi. Kurulan ve sürmesi beklenen dengeler önce sarsılmaya başlamıştı, şimdilerde iyice tuzla buz oldu o dengeler. Dış politika ile iç politika birbirini olumsuz etkileme ve yıpratma sürecinde.

Bu zor dönemi umarım çabuk atlatırız.

Her sabah yaptığım gibi gazetelerin internet sitelerinde önem verilen haberler arasında gezintiye çıktım ve okuduklarım bana yukarıdaki giriş paragrafını yazdırdı.

Tek bir gazetede karşıma çıkan önemli başlıklar şunlar: 

Milli Savunma Bakanlığı açıkladı! İdlib’den acı haber (10.2.2020, son güncelleme 19.29) – Milli Savunma Bakanlığı, İdlib’de rejim güçlerinin topçu ateşi sonucu 5 askerin şehit olduğunu, 5 askerin de yaralandığını açıkladı. Bakanlıktan yapılan açıklamada ‘Hedefler derhal ateş destek vasıtalarımızla ateş altına alınarak tahrip edilmiş ve şehitlerimizin kanı yerde bırakılmamıştır’ denildi.”

Suriye’den gelen acı haberin ardından Türkiye’den çok sert tepki (10.2.2020, son güncelleme 21.08) – Suriye’den gelen acı haberin ardından İletişim Başkanı Fahrettin Altun’dan açıklama geldi. Altun açıklamasında ‘Bu hain saldırının talimatını veren savaş suçlusu, yalnızca Türkiye’yi değil, uluslararası toplumun tamamını hedef almıştır’ ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay da yaptığı açıklamasında ‘Mehmetçiğimiz bölgede (İdlib) varlığını sürdürmeye ve uluslararası hukuku hiçe sayanlara gerekli cevabı vermeye devam edecektir’ dedi.”

Milli Savunma Bakanlığı: 101 Rejim unsuru etkisiz hale getirildi (10.2.2020, son güncelleme 22.09) – Milli Savunma Bakanlığı (MSB), İdlib’de rejim güçlerince düzenlenen saldırı üzerine angajman kuralları ile meşru müdafaa çerçevesinde anında misliyle mukabele edildiğini, 115 rejim hedefinin ateş altına alındığını ve ilk bilgilere göre 101 rejim unsurunun etkisiz hale getirildiğini bildirdi.”

Başkentteki güvenlik zirvesi sona erdi! ‘Türkiye’yi kararlılığından hiçbir saldırı vazgeçiremeyecek’ (11.2.2020, son güncelleme 00.56) – Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında, rejim unsurlarının İdlib bölgesine takviye olarak gönderilen Türk askerine düzenlediği saldırıya karşı atılacak adımların ele alındığı toplantı yapıldı. Edinilen bilgiye göre, toplantıda şehitlerin kanının yerde kalmaması ve saldırıya misliyle karşılık verilmesi kararlaştırıldı.”

Reklam

Okurken insanın içi kararıyor…

Beş yeni şehit… Gelen şehit haberleri üzerine saldıranlara karşı yapılan silahlı mukabelede 101 rejim unsurunun etkisiz hale getirilmesi (öldürülmesi)… Şehitlerin kanının yerde kalmayacağına dair güvenlik zirvesi kararı…

Türkiye resmen savaşıyor.

Adına ‘savaş’ denilmeyen, ancak dost olmayan güçlere karşı silahlı çatışmalara girilen bir çatışma durumu söz konusu.

Güvenlik zirvesinden “Şehitlerin kanı yerde kalmayacak” açıklaması yapıldığına göre, önümüzdeki günlerde çatışmalar daha da yoğunlaşabilir…

‘Dost’ kim, ‘düşman’ kim?

Bildiğimiz savaşlarda kiminle çatışıldığı bilinir. Karşıdaki düşman bellidir. Bu defa en karışık olan konu bu. 

Türkiye Suriye’ye müdahale kararını sınırın öte tarafından ülkeye yönelik terör saldırılarını engelleme gerekçesiyle aldı. YPG/PYD bize göre ‘terörist’ bir yapılanma ve ona karşı bir önlem olarak Türkiye Suriye’de.

Reklam

Yukarıdaki haberleri veren gazetede başka bir haber daha var; onu da okuyalım:

Pentagon’un bütçe talebinde skandal PKK-YPG detayı (10.2.2020, son güncelleme 22.44) – Pentagon, 2021 mali yılı için Kongreden 69 milyar doları savaş fonu olarak bilinen ‘Deniz Aşırı Muhtemel Operasyonlar’, 35,1 milyar doları ‘Enerji Bakanlığı ve diğer kurumların savunmaya ilişkin harcamaları’, 636,4 milyar doları ise ‘temel savunma bütçesi’ olmak üzere toplam 740,1 milyar dolar bütçe talebinde bulundu. YPG/PKK terör örgütü dahil Suriye’de ABD’nin desteklediği güçler için 200 milyon dolar fon talebinde bulunuldu.

‘Düşman’ saydığımız yapılanma NATO müttefikimiz ABD için resmi bütçeden milyonlarca dolar akıtılarak desteklenmesi gereken bir ‘dost’

“Ne yapalım, biz de Rusya ile yakınlaşır, güvenliğimizi sağlamlaştırmak için ihtiyacımız olan füze savunma sistemini ondan aldığımız gibi, Suriye’nin kuzeyinde güvenli bölgeler oluşturmak için onunla işbirliğine gideriz” diye düşünüldü ve gereği de yerine getirildi.

İyi de, ‘rejim güçleri’ diye adlandırılan ve şehitler verdiren askerler resmen ve alenen yeni müttefikimiz Rusya’nın himayesinde. Yalnızca lojistik ve silah desteğiyle de sınırlı değil Suriye ile Rusya arasındaki askeri ilişki; karadan saldıran ‘rejim güçleri’ havadan da Rusya tarafından destekleniyor.

Dışişleri bakanı “Biz Suriye’de Rusya ile savaşmıyoruz, rejim güçleriyle çatışıyoruz” anlamında açıklamalar yapıyor, ülkeye Rusya’dan etkili olacağı düşünülen yetkililer geliyor, muhtemelen Ankara’dan da Moskova’ya heyetler gidip gerekli uyarılarda bulunuyor.

Sonuç? Bir hafta önce 8, dün de 5 şehit… Sonuç bu.

Libya’da da yeni müttefik Rusya ile karşı saflardayız.

Rusya ile ilişkiler Suriye’deki gelişmeler yüzünden ekşi hal alınca, ABD’den “Türkiye’nin yanındayız” açıklaması geldi.

Adeta bir tahterevalli üzerinde gibiyiz; biz sabitiz, biriyle bir yukarıya çıkıyoruz, bir aşağıya iniyoruz; karşımızdaki değişiyor, bu defa yenisiyle aynı durum yaşanıyor.

Oyun oynanıyor sanki.

Böyle ortamlarda sağlıklı düşünmek de zorlaşır.

Eskiler “Teşbihte (benzetmede) hata olmaz” derlerdi. Bir benzetme yapılacaksa, bugünkü durum ile dört devlete karşı verilen Balkan Savaşı (1912-193) arasında bir benzerlik kurulabilir.

Yazarken bile bilgisayar tuşlarından inleme sesi geldiğini duyar gibi oluyorum.

Günlük konuşma sırasında şimdikini andıran durumları daha iyi anlatabilmek için bir deyim kullanılırdı; dilimin ucunda, hatta ikinci sözcüğün ‘sarması’ olduğunu hatırlıyorum da ilk sözcük bir türlü aklıma gelmiyor.

Ayıp kaçacağı için zihnim bana bu oyunu oynuyor olabilir.

Öyle bir durumdayız işte.

ΩΩΩΩ

41 YORUMLAR

  1. Suriye’de neler oluyor? “Valla işler hiç iyi gitmiyor görünüyor” demeğe getirenler, ya “gayrı milli unsurlar”, “felaket telalları” olarak yaftalanıyor, ya da, üç beş ay önce Cin Ali’nin Gülen’le ilgili bir yorumumun altına yazdığı tek satırlık cümlede olduğu gibi (“Bilmiyorsun, bari sus” demişti Cin Ali), suskun kalıp ses çıkarmamamız bekleniyor. İyisi mi, “Hükümet içeride de dışarıda da darmadağın. . .” diye düşünenler sussunlar, iktidar yanlısı arkadaşlar bizlere Suriye’de nasıl bir koyup üç aldığımızı anlatsınlar.

    • Burada yerimi ayırtayım aymaz şefkat tokatçılar burada boy göstermeden şefkat tokadı nedir? zecr tokadı nedir? Kim (CC.) tokatı atar, kime atar, nasıl atar kimler atılmaya müstehak olur gibi ince nüansların kılavuzu pelikan kargası olanlarca açıklanmasını bekliyoruz. Eğer tokada müstehak bir halimiz varsa ki her zaman vardır O’ndan gelen herşeye rıza gösterdiğimizi bir kez daha beyan ederiz Elhamdülillah. Hakkın açığıa kavuşmasını istemek bizden kerameti kendinden menkul açıklamalar yapanların zırvalarını tevil etmek aymaz trollerden. Böyle başa böyle traş yakışır elbette. Halbuki karga görünüşlü pelikan trolleri denize nazır kaldıkları delikten, perinçekgiller ile ittifak kurmanın nasıl bir zillet olduğunu derk edebilselerdi belki ıslaha mazhar bir hal kesb edebilirlerdi. Tarih, Abdülhamid Han Cennet Mekanı anma zamanı değil, hayalperest ittihadçı reisleri Enver, Telat ve Cemal’i hatırlayıp silkinme zamanıdır.

      • ben de geçen gün doğunun babasına rastladım. Oğullarının bu akpliler ile maç yapmaya başladığından beridir tümden zıvanadan çıktığından yakınıyordu. “Aslında benim oğlum o kadar kötü biri değil ama bu yeni arkadaşları onu iyice zıvanadan çıkardılar” diyordu.
        – Adam iki gözü iki çeşme ağlıyordu. “bunlarla arkadaş olma dedim” diyordu.
        – demekki akplilerin babaları da aynı doğunun babası gibi, çocuklarının aslında iyi olduğunu bu doğu ile arkadaş olduktan sonra böyle olduğunu söylüyorlarmış.
        – Bu çok ilginç oldu.
        – demekki bu suriyeye falan bulaşmaları hep doğu ile arkadaş olmalarındanmış.
        – ben de neler neler söylüyordum bunlar hakkında. Aslında iyi adamlar olduklarını öğrenmiş oldum sayenizde.

  2. Fehmi bey! Rusya bizim dostumuz ise niye basın ve TV ler Türkiyenin aleyhinde yayınlar yapiyorlar?

    Bizim orduyu Süriye tuzağına Düşüren Trump,Putin, ve İrandır.

    Keşke! O askerler şehit olmak yerine mecliste Süriyeye askerlerin gitme izini içın kalkan parmaklar kırılsaydide onlar yaşasaydı.

    Akli başında insanlar bu bir tuzak olduğunu yapmayin etmeyin dedikleri için terörist vatan hainlığı ile suçlandılar.

    Dünyada tek bir dostumuz kalmadı, Kıbrıs ile dahı kavga ediyoruz! Kavgamızın nedenide Kıbris Cumhur başanı’nın barış isteği. Bunlar savaş sevdalılar ve barış düşmanları.

    Neyise şu an bunların hiç birisi önemli değil!
    Kayın baba ve damat bey yeterki TrabzonSporu şampiyon yaptırsınlar.
    Trabuzona Şampiyonluk verecek olan hakemleri de sonradan terör örgütü üyesi olarak hapise tıktımı. Tamamdır.
    O zaman diğer 3 büyükler ve Taraftarlari de onların yalanına inanarak tavşana kaç taziya tut oynarlar.
    Nasıl olsa ellerinde milyonlarca akıllarını kullanmayan ve bunların günah keçerine iftira atip hakaret edenler sayesinde, işleri tıkır tıkır yürüyor.

  3. Abd den darbeyi yedik Rusya’nın yanına yanaştık, Rusya dan darbeyi yedik Abd nin yanına…… bizi bu hale iki ülke mi getirdi yoksa biz mi biz mi sonumuzu hazırladık…

  4. Oğullar mı babalarının cenazelerini defnediyor?
    Babalar mı oğullarının cenazelerini defnediyor?
    Vereceğiniz cevap barış yada savaşta olduğumuzu bize anlatır.

  5. SAZAN SARMALI

    Televizyona çıkan yaşlı, cahil kimselerin telefon dolandırıcılığına kurban gitmelerini birazda istihza ile izlerken anlı şanlı profösörlerin ki bir tanesi ceza hukukunda ordinaryus sayılır- milyonları soygunculara kaptırması acaba iş bizim bildiğimiz gibi değil mi acaba sorusunu zihnimizde uyandırdı.

    İki kelimeli ayıp cümleden çok iki ucu …. olan cümle olaya daha çok uyuyor sanki. Yani mesele bırak git kolaycılığı ile halledilecek gibi değil. Esat ile görüşülerek halledilecek bir mesele de yok.

    Soru şu Gözlem noktaları rejimin elinde olan bölgelerde kalmış ise neyi gözlüyor. Askerlerimizi koruyamayacaksak tahkim edilmiş bir bölgeye alalım. Anında karşılık verildi cümlesinin bir anlamı yok. Yapılması gereken güvenli hat oluşturup geçmeye çalışana sert şekilde engel olmak. Sathın savunması diye bir şey yok. Satıh savunması olsa olsa kırım getirir. Unutmayın, hatta tutunamayan hayatta tutunamaz.

  6. İki ucu pisli değnek… ABD’ye kızıp Rusya’ya yanaşıyorsunuz o da kofti çıkıyor. Rejimin hamisi Rusya. Ruslarla ticari ve askeri anlaşmalar var, sıkışıp kalıyorsunuz. En başa dönelim: 9 sene önce Suriye’de ilk kıvılcım çakıldığında müdahil olmasak iş bu noktaya gelir miydi? Ruslar zaten 40 yıldır Suriye’de! İran deseniz onların da rejimle çok çok eskiden bu yana sıkı bağları var. Biz niye bu çamurun içine girdik öyleyse? Suriye dediğin bir tür bataklık. Ateşle oynadık şimdi elimiz yanıyor, sadece el olsa her şehit haberinde ciğerimiz yanıyor.

  7. Bu sitede yorum yapan ablalar ve abiler (saygı ifadesi için kullandım)
    birde maaşlı troller, birde bu adamları sevmeyenler…
    çoktandır sizleri okumuyor yorum yapmıyordum
    bugün bi bakayım dedim. Yaw aynı yerdesiniz.
    ben 52 yaşındayım babam fişlendi, ben fişlendim, oğlum fişli sayılır. torunumun da fişleneceği endişesi var.
    yahu yeter vatan millet sakarya… bir şeyler zor değişecek yada yine uzun zaman alacak…
    korkarım sosyal bir matematik devreye girecek… yine kalemşörler, dumanlı havayı seven bazıları darbe marbeden söz etmeye başladılar. anlaşılan biz bu ülkeyi yönetemeyeceğiz galiba. en iyisi ücreti mukabilinde başkalarını tutalım adamar bizi adam gibi yönetsin. amrikalılar trump a çok rahat hırsız diyorlar. yaw siz erkekseniz hırsız yerine yav bu adam yaşlandı diyin bakıyım ne oluyor.

    • Benim de aralarında bulunduğum yorumculara dönüp, “Iııh, performansınızı beğenmedim. Demir atmış aynı yerde dönenip duruyorsunuz” türü kibirli yakınma ve yargılamalar yerine, oturun yanlış gittiğini düşündüğünüz meselelere işaret edin, mümkünse muhtemel çözümlere ilişkin alaycılıktan uzak önerlerde bulunun, bizler de okuyalım.

      Korkarım, Türkiye’nin yegane önemli meselesinin adaletsizlik ve Cemaat katılımcıları üzerindeki zulüm olduğunu düşünüyorsunuz. Başka her şeyin bir teferruat olduğu kanısındasınız, ve yorumcuların performansına ilişkin memnuniyetsizliğinizin gerçek nedeni de bu: Herkes işi gücü bırakacak, her Allah’ın günü, yazarın değindiği konu her ne olursa olsun, sözü söz konusu adaletsizliklere getirecek, devleti bir kenara bırakıp Erdoğan’a saydırıp duracak. Bunu talep eder ve bekler görünüyorsunuz -yanılıyor muyum?

      Tuhaf olan ne, bilıyor musunuz?

      Bir zamanlar derin devlet dehlizlerinde al takke ver külah iktidar oyunlarına soyunmuş ve çok güvendikleri devletten tokatı yemiş olanların yeminli müridleri susmayı, birilerinin de onlar adına konuşmasını bekliyor. “Sen niye konuşmuyorsun?” diye dönüp sorulduğunda, ağız birliği etmişcesine, hep aynı bahaneler: “Oynayacağız da yerimiz dar. . .”

      Erkeksek, çıkmalıymışız, “Yav bu adam yaşlandı” diyecekmişiz, sonra da olacakları görecek mişiz! İnsanları kendi aklınızca kahramanlığa kışkırtıp gaza getirmeye çalışacağınıza, siz çıkın söylenmesi gerekeni söyleyin -zor mu geliyor bunu yapmak? Ben, “Recep Tayyip Erdoğan, Perinçek’in önüne katıp sürüklediği ve yüzde sıfır bilmem kaçlık Vatan Partisi’nin memuru kıldığı su katılmamış bir siyaset esnafı” diyorum -üstelik de bunu ismimi cismimi saklamadan söylüyorum.

      Öyle iki yüzlülüğü yüz edinmiş bir faninin ileri sürdüğü gibi korunan bir insan da değilim. Devletin tepesinde ister vesayetçiler, ister Gülenciler, ister Erdoğancılar otursun, “her dönemin kaybedenleri” partisindenim.

      Sizin elinizi ve klavyenizi tutan ne?

      “Ama biz baskı altındayız, konuşamayız!” Değil mi?

      Pekala. Baskı altındasınız ve konuşamıyorsunz.

      O zaman ben size risksiz ve tehlikesiz bir konu önereyim: Allayıp pullayıp koyacak yer bulamadığınız kahraman savcınız Zekeriya Öz denilen adamın İranlı uyuşturucu baronu ile ilişkileri hakkında yazmak istersiniz belki -uyar mı, sayın Yorgun Demokrat?

      Cin Ali ve diğerleri ortadan kayboldu. Belki siz aşağıdaki çağrıma bir ses verirsiniz -verir misiniz?

      …………………….

      Dört çirkin ve karanlık insan, su katılmamış birer çeteci: Burhan Kuzu, Zekeriya Öz, Metin Topuz ve Fatih Yılmaz. Bu dört çirkin ve karanlık adamın yolları, “Türkiye’nin İran asıllı Escobar’ı” olarak niteleyebileceğimiz uyuşturucu baronu Zindaşti ile nasıl kesişebilir? Gayet kolay kesişir! Yeter ki, her fırsatta kutsadığınız, laf kondurmadığınız, adına gencecik çocukları ölüme gönderdiğiniz, adına milletin yarısını zillet ilan ettiğiniz devletle, bizlere bir din alimi ve kanaat önderi olarak yutturmaya çalıştığınız adamın gerçek yüzüyle yüzleşmeye cesaretiniz olsun.

      Paçalarından kan, eroin, karanlık ve uğursuzluk damlayanların aşağıdaki ibretlik öyküsü, AK Partililere, Gülenci çığırtkanlara, devlet tapınıcılarına kapak olsun.

      Önce kahramanlarımızı tanıyalım birer birer: Burhan Kuzu. Tanıtmaya gerek yok. Recep Tayyip’in sevgili kulu, AK Parti’nin ağır topu ve hukukçu abisi, televizyon programlarında bolca boy gösteren tip. Zekeriya Öz. Bu yorum sayfalarındaki kimi aklı evvellerin ve bir zamanların Recep Tayyib’inin kahramanı (!) Gülenci cumhuriyet savcısı. Metin Topuz. Bugün cezaevinde olan ABD konsolosluk çalışanı. Fatih Yılmaz. Polis teşkilatının cinayet bürosunda görevli başkomiser.

      13 Nisan 2019 tarihinde, bu yorum sayfalarında, Burhan Kuzu’nun ceaevinden çıkarılmasını sağladığı İranlı katil uyuşturucu baronuyla ilişkilerini gündeme getirmiş, Bekir Bey’e, “Çıkın ortaya ve bu durumu bizlere açıklayıp mafaycı Kuzu’nuzu savunun!” çağrısında bulunmuştum. Bekir Bey, muhtemelen yüzlerce yorum metni arasında en kısa yorum metniyle karşılık vermiş, aradan sıyrılmıştı: “Bekir, 13 Nisan 2019, 14:09: Ben böyle karanlık işlerden anlamam.Karanlık işler uzmanlık alanınıza giriyor sanırım.Piyasaya yabancı olmadığınız anlaşılıyor.”

      Şimdi de, yorum sayfalarında Baran, Nurdan, Uğur, Hakan Çakan ve Fatihin Oğlu rumuzlarıyla yazan Gülenci yorumculara çağrıda bulunuyorum: Bu ne iş, efendiler? Çıkın ortaya. Durumu açıklayın ve kahraman (!) savcınız kaçak Zekeriya Öz’ü savunun!

      https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2020/02/10/uc-hakim-burhan-kuzu-zindastiyi-birakmamiz-icin-bizi-aradi/
      https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2019/10/23/escobari-kiskandiracak-uyusturucu-baronu-zindasti/

      • Benim ismimi demagojilerinize malzeme yapmayın.-Gerçi editör demagog dememe müsaade etmiyor ama- söylemek zorundayım ki birisinin demagoji yaptığını tespit ettiğim an Onunla ilişkim kesilir ve O kişi nazarımda varolan bütün değerini yitirir.

        Şimdi sizden ricam;O çarpıtıcı,saygıdan yoksun kelamlarınızla bir daha bana laf atıp durmayın.Çünkü gözümdeki bütün ciddiyetinizi kaybettiniz.samimi olarak özrünüzü görene kadar da muhatabım değilsiniz.Artık kendiniz çalın,kendiniz oynayın.Benim bir demagog ile konuşacak herhangi bir meselem yoktur.Bu kadar.

        • Böyle homur homur olmanıza, Çiko, Cem Küçük falan diyerek evime ateşler düşürmeye çalışmanıza gerek yok Uğur Bey. Gülen müridi savcı Zekeriya Öz’ün uyuşturucu baronu Zindaşti ile kirli ilşikisinden söz ediyor, “Yok aslında birbirlerinden farkları, alayı Osmanlı Bankası!” demeğe getiriyor, özür dileme babından gollük pas verip topu önünüze yuvarlıyorum tepikleyesiniz diye. “Gücendim, oynamam” diyeceğinize tepikleyin topu bence.

          Artık, “Bunda işkillenip istismar edecek bi durum yok. Zindaşti’yi kötü yoldan döndürmek için Hocaefendimiz’in videolarını sunup onu doğru yola getirmek için yakınlaşmıştır savcımız” falan der, biz de, “Yahu hakikaten de pek bir dar görüşlüyüz. Meseleye böyle geniş bir açıdan bakmak şöyle dursun, bunu aklımızdan bile geçiremiyoruz” deriz.

          Enseyi karartmayın, Uğur Bery. A kontenjanından Çiko, B kontenjanından Cem Küçük falan filanız, ama, eşek değiliz, tane tane anlatırsanız anlarız yani.

      • Bernar bey, bu elemanlar binicilik usullerini iyi bilirler; ayrıca kullanışsız birini daha ilk görüşte tanırlar ve sizin ruhunuz bile duymaz ve artık onlar için bir çöpsünüzdür, eğer yollarını kesecek bir durumdaysanız o zaman da devreye cd ler girer, hepsi bu…

  8. Çok karmaşık bir dış politika serüvenine girmiş durumdayız. Bir yandan şehit haberleri bir yandan da sınıra dayanan sivil halk. ABD, Rusya ve Avrupa ülkeleri; Türkiye’yi savaş gücüyle yenemeyeceğini anlayınca, Türkiye’yi iki koldan vurmaya başladılar. Türkiye atabileceği en iyi adım: sınırdaki sivillere bir Avrupa koridoru açmaktır. Biraz Avrupa ülkeleri sıkıntı çeksinler….

  9. Fehmi bey…Türkiye 2020’ giderek ‘Osmanlı 1913’e benzemeye başladı.. diyorsunuz… Sizinkiler de ittihat terakki mi oluyor bu arada…Aynen devam..

    • İttihat Terakki’nin ırkçı kanadını MHP=Bahçeli, dinci tarafını AKP=Erdoğan temsil ediyor. Tarihi olaylar hiçbir zaman bire-bir birbirine benzemez. Bu nedenle teşbihte hata olmazmış diyerek örnek verilir. Yani o dediğin sizinkiler oluyor.

  10. Bir iktidar bu kadar yanlışı nasıl yapıyor ? KKTC ile bile aramız açılıyor. Sanırım bu sorunun cevabını son yüzyılda Müslüman ülkelerdeki Siyasal İslamcı hareketleri inceleyerek bulabiliriz. Siyasal İslamcı hareketler başlangıçta ne kadar iyi niyetle ve başarılı çıkış yapsalar da sonunda hep hüsrana uğramışlardır. Zira;
    1. Sahip oldukları dini ideoloji nedeniyle haklı olduklarına o kadar inanmışlardır ki, Allah’ın kendilerini başarıya ulaştıracağına iman ederek akılcılığı ve tedbirli davranmayı ihmal etmişlerdir.
    2. Geçmişte sistemin imkanlarından daha az yararlanmış olan bu dindar! kesimler başa geldiklerinde iktidarın sağladığı nimetler onları baştan çıkartıyor.
    3. İlk fırsatta kendi vesayet rejimlerini kuruyorlar ve önceki vesayetçileri aratır hale getiriyorlar. Bunları yaparken de tek güvendikleri geleneksel dinin esiri haline getirilmiş cahil halk yığınlarıdır.

    Kısacası Siyasal İslamcılar seküler-laik rejim altında haklarının yendiğini ve kendileri iş başına gelse çok büyük başarılar göstereceklerini iddia ediyorlar, fakat işbaşına gelirlerse de girdikleri sınavı kaybediyorlar. Zira onlar başını örtmeyen her kadını iffetsiz ve cami cemaati olmayan her erkeği ahlaksız sanıyorlar. Ama gerçeğin böyle olmadığını anlamak zaman alıyor. Şimdi Türkiye’de bu gerçek yaşanarak test ediliyor ve deneylerin sonuna yaklaşıldı. Bu yıl bitmeden deney raporu yazılıp kamuoyuna takdim edilmiş olur. Raporun okunup anlaşılması da önümüzdeki yıl ilkbaharda tamamlanmış olur sanırım.

    • Bir iktidar bu kadar yanlışı nasıl yapıyor? Sorusunun cevabını yazdığınız iki yorumdan öğrenmiş olduk.

      Peki bizim yanlışımız ne de huzur arayışımız bir türlü son bulmuyor hatta parçalanıp bölünmekten korkuyoruz. En hafifiyle yaşantımızdan hoşnutsuzuz ve bu hoşnutsuzluğumuzu burada yorum yazarak ifade etme ihtiyacı duyuyoruz?

      Bana kalırsa (ki bana kalmamalı) herbirimizin bireysel yanlışlarıyla iktidarın yanlışları arasında muazzam bir bağ var, hatta bireysel yanlışlarımız iktidarın yanlışlarını netice veriyor dersem bu yanlış olmaz herhalde.

      -Herkes hayatını önüne koyduğu hedefe ulaşmak için yaşar.

      -Hedefin ne olduğunun önemi olmaksızın da hedefe ulaşmak için metodlar belirlenir.

      -Metodların doğru belirlenebilmesi için de doğru okumalar yapmak gerekir.

      -Doğru okuma ise hayatın doğal akışını iyi bilmekle mümkündür.

      Eğer bu temel kritiklerde hemfikirsek yukarıya yazdıklarınızı tekrar gözden geçirmeniz gerekecek.

      (Sizi yanlışlamak için yazmadım lütfen darılmayın)

      • Nerelerdesiniz Cin Ali Bey! Ben seslenmediğim zaman bile pek bir gönüllüsünüz “Galiba bana seslenmişsiniz, aha çıktım geldim!” deyip hem nezaketi hem kurnazlığı bol yorumlar döşenmeye, ama alenen isim verip adrese teslim “Sizden bir yorum gelse ne iyi olacak” dediğimde sizden ve Gülenciler tayfasından tık yok -hepsinin kulak-burun-boğaz doktorlarına aynı gün gideceği tutmuş anlaşılan.

        Anlatın şu kahraman savcınız Zekeriya Öz ile uyuşturucu baronu Zindaşti arasındaki alış verişin ne olduğunu da böyle karanlık mesellerde aydınlanalım.

        Cin Ali vasfınızla karalayacağınız şeyler de makbulümdür (Hayır efendim, maklube değil, makbul diyorum!).

        Biz anlarız durumun ne olduğunu sizin adamınızı temize çıkarma telaşesi içinde sarf edeceğiniz ifadelerden 🙂

        (Cinliğinizden kuşkum tereddütüm yok, lutfen darılmayın)

  11. Suriye iç savaşında dört ülkenin bir şekilde savaşa müdahil olduğunu görüyoruz: Rusya, ABD, İran ve Türkiye. Bunlardan ilk üçünün amacı belli.
    Rusya : Eski Sovyet müttefiki olan Suriye’de sahip olduğu imtiyazları korumak istiyor. Bu imtiyazlardan en önemlisi Suriye’deki bir limanda deniz kuvvetlerini bulundurmak yoluyla Akdeniz’de bir deniz üssüne sahip olmasıdır.
    ABD : İsrail’in kalıcı güvenliğini sağlamak için Suriye’yi birbirine düşman üç devlete bölmek istiyor. Ayrıca Ortadoğu enerji alanlarının kontrolü için de Suriye ile ilgileniyor.
    İran : Petrol ticareti için sadece Hürmüz boğazına bağımlı olmayıp Irak ve Suriye üzerinden Akdeniz limanlarına da bir kapı açmak istiyor.

    Türkiye’nin ise Suriye’de doğrudan bir menfaati yok. Fakat ABD planı gereğince kurulmak istenen Suriye Kürdistanı, YPG’nin PKK’nın uzantısı olması nedeniyle bir tehdit oluşturuyor. Yani Türkiye’nin Suriye planı bir menfaat elde etmek değil hayati olabilecek bir sorunu önlemek olmalıydı. Buna rağmen Türkiye tersini yaptı:
    – Obama döneminde oyuna gelinerek Esad’a karşı iç savaşın başlatılmasına katkı sağlandı (Muhalif savaşçıların 3-4 milyon yakını Türkiye’de misafir edilerek Suriye iç savaşının başlaması sağlandı). Erdoğan o zamanlar “çok yakında Emevi Camisinde Cuma namazı kılacağız” diyecek kadar reel-politikten uzak olduğunu gösterdi.
    – Daha sonra sözde derin devlet duruma hakim oldu (15 Temmuz v.s.). Rusya-İran ile ittifak kurularak ABD planı bozulacaktı … Fakat Rusya ve İran Suriye’de Nusayri ve bir kısım Sünni’lerin iktidarı olan BAAS Partisi ve temsilcileri olan Esad’ı desteklerken Türkiye Esad ile düşman olmaya devam etti. Bu durumda yeni müttefikler (Rusya-İran) ile birgün anlaşmazlığa düşüleceği açıktı.
    – Nitekim Rusya ile olan ittifak çatırdadı ve tekrar ABD tarafına dönüldü.

  12. Enver, Cemal ve Talat Paşalar günümüzde ençok kimlere benzetilebilir acaba? Bana göre Recep, Devlet ve Hulusi Paşalar en çok benzeyenler. Fakat önemli bir fark da var doğrusu. Eskiler bir tek Almanya ile ittifak yapıp Osmanlı Devletinin kaderini ona bağlamışlar. Şimdikiler ise Türkiye Devletinin kaderini bir ABD’ye bir Rusya’ya bağlıyorlar. Siyasi bir vitesleri var sanki. Ciddi bir endişem var ama. Bu ABD ile Rusya gizlice anlaşırsa bizim vites boşa çıkacak. Belki de anlaşmışlardır da haberimiz yok, ancak araba şarampole yuvarlanırsa anlayabileceğiz.
    Cemaat-i müsliminden bazı şahıslar ise şöyle diyor. “Bu otobüsün her yerinde arapça dua levhaları var, şarampole yuvarlanıp ölsek de şehit oluruz”. Artık şehit mi olursun niyazi mi olursun onu ben bilmem de ben bu otobüs şirketini çoktan değiştirdim. Nasıl değiştirmeyeyim ki; lastikler kabak, on numara yağ kullanıyorlar, şoförün de ehliyeti olmadığı söyleniyor, sis farları da çalışmıyormuş. Bir de muavinleri şikayetçi olan yolcuları tehdit ediyormuş.

    • Yolcular oyalansınlar (oyalanamıyorlarsa da uyusunlar!) diye çalıp durdukları müzik de berbat ötesi berbat, sayın Mim. Arada bir müziği kısıp, bir yarısının çığ felaketine, bir diğerinin ümmet köyünün kavalcısına hasredilmiş olduğu ikiye bölünmüş televizyon ekranlarında, birinin, “Alın size çay! Kapışın bakalım, yakalayanın elinde kalıyor bu çaylar!” diyerekten milletin kafasına çay paketi yağdırması gibi evlere şenlik videolarını şöyle potpori kıvamında izlettirseler, hiç değilse eğlenerek gidecek yolcular gideceği yere. 🙁

      • Aslında milleti eğlendirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Fakat milletin zillet kısmı bu eğlencelerden hoşlanmıyor. E adı üstünde zillet işte. Adamlar patlıcan fıkrasına bile gülmüyorlar!

        • Anladım. . . Siz de benim gibi milletleştirilemeyip zillet kalmaya makkum edilmiş münafıklardansınız korkarım. Ne olacak bizim halimiz, Mim Bey? Çok bi umutsuz vakıa gibi görünüyoruz. . “Acaba” diyorum, otobüse geri dönsek mi? Kim bilir, belkim de otobüs şoförünün bağışlayan babacan bir yanı vardır (ya da otobüsün su kaynatıtığı şu günlerde iki kelle iki kelledir diye düşünür), yürek ısıtan bir gülümseme ve bonkörlükle, “Verin ulen bu ikisine de birer paket çay!” der bi güzellik yapar -yapmaz mı?

  13. Sayın, değerli bay bernar bey!
    – Seninle ilk tartışmaya başladığımızdan beri söylüyorum:
    – Kafanda, gerçek durumdan farklı bir durum, olgu, olay oluşturup onun üzerine analiz yapmaya uğraşıyorsun.
    – Böyle olunca da, ya bir duvarında stalin, diğer duvarında atatürk resmi olan solcu ya da hitleri “sivil siyaset”in en önemli temsilcisi yapan mantık yürütmeniz ortaya çıkıyor.
    – Nerdeyse yaptığın bütün yorumların çöp olmasının nedeni; senin bu özelliğin. belki de duygusal olarak gelişmemiş olmayın bunda payı var. onu bilemiorum. Ancak, duygusal gelişmemişliğin, yorumlarında bariz olarak görülüyor.
    – Sayın bay bernar bey!
    – Dün bana yönelik utangaç yorumunda, gerçeklikten kopuk kafanda bir durum, olgu, olay oluşturma yeteneğini bir üst seviyeye çıkardığını gördüm.
    – artık, söylenilen, yazılanları bile anlamama/yanlış anlama aşamasına ulaşarak:
    “Gülen Cemaati’nin bir terör örgütü olduğu doğru değildir, tıpkı Gülen ve Cemaati’nin siyasetten, siyasi amaç ve hedeflerden azade olduğu önermesinin doğru olmadığı gibi.” cümlesi kurmuşun.
    – Benim gülencilerin kumpaslarına ilişkin yazımda, gülen cemaatinin terör örgütü olduğuna ilişkin en ufak bir ifadem yok. Evet, gülen hareketi, türkiye tarihinin en karanlık örgütlenmelerinden bir tanesidir. Fakat, mafya ile terör örgütü nasıl farklı ise, türkiyenin en karanlık örgütlenmelerinden biri olması durumu ile terör örgütü olması durumu da farklıdır.
    – Sen meksikada yaşarken, mafya hesaplaşmalarında “terör örgütleri çatıştı” diye birşey duydun mu ki benim yazımdan böyle bir sonuç çıkarıyorsun.
    – Herhalde pisa sınavına hazırlanıyorsun! onun için yazdıklarımı anlamama konusunda epey kendini geliştirmişin.
    – Sayın Bay Bernar bey!
    – Ömür adamsın vesselam.
    – Bir yazına baran beyin “ali bayramoğlu sana cevap yazmış gibi” mealindeki yorumuna, “ne yani ali bayramoğlu yazdı diye ben düşüncemi mi değiştireceğim” mealinde, haklı tepkiyi veriyorsun ama bana gülen cemati içindeki insanların görüşlerinin linkini veriyorsun.
    – Bu ne yaman çelişki böyle!
    – Sayın Bay Bernar bey!
    – ““Ölümüne Gülen!”ci olup Cemaat’e toz kondurmak istemeyenlerin inandırıcılığı ve ciddiye alınırlığı, “Ölümüne Aziz!”ci fanatik Fenerbahçe taraftarının ciddiye alınırlığı kadar ”
    – Yukardaki dünkü ifadenle ne demek istediğini anlatabilirsen (gerçekten de soruyorum böyle bir ifadenin bir izahı var mı merak ettim) eğer, bir anlatıver lütfen.
    – Kusura bakma ama, (vazgeçtim kusura bakabilirsin) bomboş laflar etmeye başladın artık.

    • Yaw ben boş boş konuşuyorum, siz de ciddiye alıp bi şeyler yazıyıp duruyorsunuz, Hamza Bey. Hem boş konuşup hem eğlenmek için mitili bu yorum sayfalarına attık, henüz farkında değilsiniz. Ciddi ciddi bi şeyler yazıp o yazdıklarınıza ciddi ciddi bi karşılıklar geleceğini umuyorsunuz iki gündür. Artık uyansanız da balığa gitmek yerine ilmi ve de irfanı hür olanlar tarifesinden bileti kapıp şu çağdaş medeniyet trenine bi atlasak diyorum! 😉

      • Sayın bay bernar bey!
        – benim eğlenmediğimi nerden çıkardın?
        – galiba gülümseme emojisi koymadığım için yine yanlış anlamayı becerdin.
        – Sadece okuduğum zaman değil, moralim bozukken hemen senin şu “stalin ve atatürk” ile “sivil siyaset” ve “vesayet” yorumlarını düşünüyorum. neşem yerine geliyor.
        – şu gülümseme emojisi nerden konuluyor bilemiyorum. yardımcı ol, benim yorumumun sonuna o emojiyi ekle bari. Hem de, böylece, benim de eğlendiğimi anlamış olursun.
        – işin doğrusu böyle hatırlayıp moralimi düzelttiğim 2 kişi daha var. Yani çok fazla övünme.
        bir tanesi t24’ün yazarlarından aydın engin. “akp gider mi gitmez mi” konulu yazı yazmış. o yazı aklıma gelince gülümsüyorum. Herhalde, kadro durumundan aydın statüsünde olsa gerek.
        diğeri de yine t24 yazarlarından ismini hatırlamadığım bir tanesi. bu bir tanesi, kasım süleymaninin öldürülmesi ile ilgili (dur yazıdaki ifadeyi bulup buraya yapıştırayım. her hatırladığımda gülümsüyorum).
        – Tamam buldum. aşağıdaki ifade okuduğum zaman beni çok güldürmüştü. süleymani sanki başka ülkelerin içişlerine müdahale etmiyor gibi safça milleti korkutuyor vatandaş. senin gibi, “sivil siyaset” taraftarı olmamız için öcüyü gösteriyor.
        “Not: Bu arada İran-ABD arasındaki gerilimin böylesi kanlı sonuçlarına, “al birini vur ötekine” diye yaklaşarak kayıtsız kalanlar ile suikasta açık açık sevinenler, umalım ki çok geç olmadan bu saldırının her şeyden önce egemen bir ülkenin (Irak’ın) hem de bir sivil havalimanında ne o egemen ülkenin liderinden, ne kendi Meclisi’nden (Kongre’den) ne de BM’nin Güvenlik Konseyi’nden zor kullanmak üzere yetki almaya ihtiyaç duymuş pervasız bir güç tarafından işlenmiş, hukuksuz bir saldırganlık eylemi olduğunu görürler. “

  14. Devlet Bahçeli: “Türk milleti Şam’a girmeyi şimdiden planlamalı. Yansın Suriye yıkılsın İdlib kahrolsun Esad.”

    Doğu Perinçek: “Suriye ile işbirliği yapmayan Türkiye’de iktidar olamaz. (. . .) Sadece görüşmek değil efendim, Suriye ile beraber olmak zorundayız. (. . .) Rusya, İran ve Çin’le olan ittifaklarımızı pekiştirmek için de Suriye bir anahtar.”

    Recep Tayyip Erdoğan: ……………………..
    (Burasını boş bırakıyorum. Onun ne düşündüğünü ve ne söylediğini özet olarak aktaracak ifadeler yok. Gündelik olarak değişiyor söyledikleri.)

    Türkiye’yi yöneten İttifak’ın en tepedeki adamlar bunlar.

    Akıl bu, kafa bu, kalite bu.

    Neyin nesini tartışacağız, hangi aklın takibini ve eleştirisini yapacağız?

  15. ve Hakan Çakan!
    – akp gülen işbirliğinin cisimleşmiş hali.
    – İlk başta güzel cümleler kurduğunu söylediğim, ama birazcık mantık gündeme gelince bütün o sıvası dökülen, bomboş adam.
    – “Muhatap almayı doğru bulmam.” deyip, sonra da cevap yetiştirmeye çalışacak kadar ne yaptığını bilmeyen varlık. Pardon, kendi başına varlık bile olamayan, birilerinin düşünce, duygu, karakter ve eylemlerinin yansıması…
    – Bir ara damat konuşuyor zannettim. Hani damat diyorya, “bakın burası çok önemli. ülke uçuşa geçti”.
    – Aynı akpliler. bunların niye-nasıl ortak olduklarının cevabı hakan çakanın, ” Cemaatin Fenerbahçeyi ele geçirmeye çalıştığı, kumpas kurduğu iddiası dünyanın en aptalca iddialarından biridir” ifadesi.
    – bir tanesi damat gibi, marsta yaşıyor.
    – ya da, akp seçmenine konuşuyor gibi konuşuyor.
    – şurda, 10 tane yazıya bakınca kimin ne mal olduğu belli olurken, ergenekonda suçlularla suçsuzları aynı davaya alıp, beğenmediklerine zülmedenlerin hangi gruba mensup olduğunu söyleyenler yanılıyorlar. Onlar gülenci değil, marstan gelen uzaylılardı.
    – şurda 10 tane yorumda, kimin ne mal olduğu belli iken; ahmet şık ve nedim şener, kendilerine kumpas kuranların kim oldukları konusunda yanılıyorlardı. onlar gülenci olamazlar. mutlaka cinlerdi.
    – şurda 10 tane yorumda, kimin ne mal olduğu belli iken; türkan saylan gibi, kanser hastası bir kadının evini basan insanlıktan nasibini almamışların gülenci olduğunu söyleyenler halisünasyon görmüşler. Onlar, ecinniler olabilir.
    – şurda 10 tane yorumda, kimin ne mal olduğu belli iken; hanefi avcıyı yasadışı sol örgüt üyeliğinden hapse atacak kadar iftiracı, ahlaksızların gülenci olduğunu söyleyen avcı ve konuya vakıf diğer insanlar yanlış biliyorlar. onlar muhtemelen dış güçlerdi.
    – şurda 10 tane yorumda, kimin ne mal olduğu belli iken; fenerbahçeye kumpas kuranların kim olduğu mechul. gülenci olduklarını söyleyenler iftira atıyorlar.
    – Hakan çakan, hizmet hareketine hakaretleri iade ediyormuş.
    – Hakan çakan, hizmet hareketine hakaret etmedim. Türkiyenin en karanlık örgütlenmelerinden birisi olan gülen hareketinin iftiracı, ahlaksız, üç kağıtçı, ülkeyi soyan, yetim hakkını yiyen üyelerinin karakterlerini, niteliklerini, özelliklerini yazdım.
    – Hakan çakan! gülen hareketinde de iyi insanlar olabilir. siz de iyi birisi olabilirsiniz. Bilemiyorum. gerçi sizin iyi olduğunuza dair bir yargım yok ama, benim öyle yargım olmasa da iyi olabilirsiniz. Mesela baran beyin iyi birisi olduğunu söyleyebilirim. Ancak, yapılan pisliklere ortak olmayın. pislikleri savunursanız, pislikleri yapanın gözümde değeri neyse, sizin de ondan fazla olmaz. Çünkü, pislikleri savunanlar da o pisliklere ortaktır. O zulümlere ortaktır, o hırsızlıklara ortaktır. milletin malını akp ile birlikte yedi gülen hareketi. Gülen hareketine verilen yetim hakkı öğrenmek istiyorsan arınça sor. gökçekin ankarayı parsel parsel nasıl sattığını açıklasın. gülencilerin yediği yetim haklarını öğrenmek istiyorsan, recep tayyip erdoğana sor. gülencilere hangi yetim hakkını verdiğini bir bir açıklasın.
    – çok yetimin ahını aldınız. çok mazlumun ahını aldınız. milletin parasını çatur çutur yediniz.
    – Hakan çakan! şikede delil olsaydı, gülen hareketinin ahlaksız savcı ve polisleri onları zaten delil olarak mahkemeye sunarlardı. hala iftira atmaya devam ediyorsunuz. Mahkemeye sunulmuş 1 tane ciddi delil yok.
    – Hakan çakan, baran bey ve bilumum islamcılar!
    – son 20 yılda, türkiyenin ahlak düzeyi, önceki dönemlerle kıyas kabul etmeyecek kadar kötü.
    – Bunun en büyük sorumlusu ise, gülenciler, akp, nazlı ılıcak, ahmet altan, mehmet altan, abdullah gül, davutoğlu, mehmet şimşek, babacan ve hatta yıldıray oğur vb.leridir. bunların bir kısmının, yarattıkları canavarın hışmına uğraması, bir kısmının ise, bugün, artık, gelinen noktada, canavarı görüp karşı tarafa geçmiş olması, canavarın oluşmasındaki suçlarını ortadan kaldırmıyor.
    – 2 şekilde bu toplumun ahlakını bozdunuz:
    A- islamcı terminle yazayım ki konuyu anlayasınız: ahlak üzerine amel etmediniz. bütün amelleriniz ahlaksızlık üzerineydi. zülmettiniz, yetim hakkı yediniz, milletin arazisini kendi yandaş vakfınıza verdiniz. ahlaki yayınlar yapmadınız, konulara ahlaki yaklaşmadınız. ahlaksızlığı normal ahlak yaptınız
    B- islamcı olup da ahlaksız olan en dip seviyedeki insanların toplum üzerinde hakimiyet kurmasını sağladınız.
    – sizin eseriniz olan bu pislikten çıkmaya uğraşıyoruz.

  16. hakan çakan!
    – hizmet hareketi diyorsun.
    – bir yığın yetim hakkını aldınız cebe indirdiniz.
    – gökcek verdi, erdoğan verdi. diğerleri verdi.
    – o kadar yetim hakkını yediniz de kime ne hizmeti yaptınız?
    – hangi mazlumun ahına derman oldunuz?
    – hangi garibin dersine dernan oldunuz?
    – sadece kendinize militan yetiştirdiniz. zulüm yapmak için, daha fazla yetim hakkı yemek için, daha güçlenip daha fazla ah almak için.
    – hizmet nerde? ben hiçbiryerde göremedim.
    – kızılhaç mesela! müslüman hristiyan ayırt etmez. hepsine yardım eder.
    – sizin yardımlarınızdan nasiplenmiş, militan yapmaya çalışmadığınız bir tane adam gösterin.
    – afetlerde bile insanlara yardım ettiğinizi görmedim, duymadım.

    • Hazır yakınlardayken bana da bir el atıp yardımcı olsanız, Deyimci Arkadaş? Mümkün mü? Burada bazı arkadaşlarımız, “Canım ne alakası var Hocaefendimiz’in siyasetle bilmem ne ile” falan derken bizi neye alıyorlar? Aklıma “makara” geliyor, ama belki duruma çuk oturan bi başka deyim vardır güzel Türkçe’mizde, diyorum.

    • Evet ama yetmez! Çinliler ne güne duruyor? Erdoğan açsın telefonu sorsun Çinlilere ellerinde satacakları roket bilmem ne var mı yok mu diye -eğer hala Hazine’nin kasasında altından girip üstünden çıkılacak para varsa elbette. Perinçek de o TV kanalı senin, berisindeki benim diye stüdyoları tavaf edeceğine, bir işe yarasın, atlasın uçağa, alım komisyonu başında yoldaşlarına uçsun. Trakyalı kardeşlerimiz gibi elense çekercesine yapışsın Çinlilerin eline (ya da Kandil dağlarında Apo ve gerillaya sarıldığı gibi sarılıp bırakmasın indirim alıncaya kadar), “Vallahi fiyat yüksek be yoldaşlar. Yapın şu kardeşinize bi güzellik!” falan filan yani.

  17. Yani Burhan Kuzu adlı mayfa memuru harbiden de Kuzu gibi adam! Devletin üç savcısı hakimi, “Uyuşturucu baronu Zindaşti’nin cezaevinden çıkmasını sağlamak için bizlere baskı yaptı. Defalarca telefon açtı. Avukatını bürolarımıza gönderdi” diyorlar. Peki Kuzu Burhan ne yapıyor? Hiç! Amcam Twitter üzerinden kamuoyuna açıklama yapmış üç cümlelik. Okuyalım:

    “Zindaşti meselesi ile çok uzun zaman önce bir açıklama yapmıştım. Bir anayasa profesörü olarak, hayatım boyunca yargı bağımsızlığını savundum ve siyasi görevlerimde önemli katkılar yaptım. Yargı mensuplarımıza baskı yapmadım. Esasen benim hukuk anlayışıma asla uygun değildir.”

    Bre Kuzu Burhan! Cin misin Cin Ali misin? Koyun musun, kuzu musun?

    Bizi makaraya alıp IQ testinden mi geçiriyorsun? Yoksa korku dağları tuttu ve panikle saçmalıyor musun?

    Versene baba bunları mahkemeye “Bana iftira atıyor bunlar!” diye cızırdayaraktan!

    Vallahi bunların alayı zıvanadan çıkmış! Birisi Perinçek’e memur, aha bu Kuzu Burhan gibileri de uyuşturucu çetesi baronlarına bodyguard olmuş!

    Hep söylenir, “Bürokrasi çarkında bulunanların burunları hassastır, rüzgarın yön değiştireceğini, başka bir yerlerden esmeye başlayacağını ilk onlar sezerler” denir.

    Zindaşti davasına bakan hakimlerin üçü birden konuşmaya başlıyorlar ve alenen Tayyib’in adamı Kuzu Burhan’ı uyuşturucu çetesinin başını hapisten çıkarmakla suçluyorlar -hemi de Tayyip iktidarında!

    Belki de bu daha bir başlangıç. . .

    Belki de karpuz keseceğimiz günlerin eli kulağında. . .

    Belki de kabak çekirdeği ve ay çekirdeği satışları tavan yapacak yakında, ve bizler Kuzu Burhangillerin çevirdikleri dolapları ikiye bölünmüş TV ekranlarından izleyeceğiz -hemi de A Haber ve NTV’de! İkiye bölünmüş ekranın solunda Kuzu Burhan, sağında da artık Allah kimi layık kıldı ise o!

    Dananın kuyruğu koptuğunda aldatanlar listesine Kuzu Burhan da girecek gibi gibi. Çok beklemeyiz, bahisler açılır yakında. Cepte para olsa saniye düşünmem basarım hepsini Kuzu Burhan’a, ama yok.

    Tuzlu ay çekirdeği ile yetincez gali!

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız