Türkiye’nin etrafındaki çember daralıyor: İlk Avrupa, sonra ABD.. İktidar ne yapsın…

41

Devlet ve hükümet başkanlarını bir araya getiren zirveler aslında çok daha önce üzerinde mutabakata varılan konuların onay yerleridir. 

Bu gerçeği yalnız uzun yıllarını Ankara’da ve yurtdışında gelişmeleri olabildiğince yakından izlemiş bir gazeteci olarak değil, kısa da olsa bir süre (1985 ile 1986’ın bir bölümü) Devlet Planlama Teşkilatı’nda (DPT) böyle bir zirveyi planlayan kadro içerisinde geçirmiş biri olarak biliyorum.

[İslam Ülkeleri Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi’ne (İSEDAK) sekretarya görevini DPT’deki İSEB birimi yapar. Ben de o birimde görevliydim. O dönemin devlet başkanlarının katılacağı İSEDAK zirvesinin ön hazırlıkları uzmanlar tarafından aylar öncesinde başlayan çalışmalarla gerçekleştirildi. Zirveden çıkan mutabakat metni, daha önce ülkelerin dışişleri bakanlarının -bazen de konuyla ilgili başka bakanların- katıldığı toplantıda olgunlaştırıldı. Devlet ve hükümet başkanları metni onayladılar.]

Yarın başlayacak Avrupa Birliği zirvesinden çıkacak kararlar da şimdiden bellidir. Zirveye katılacak liderler uzmanların bakanlara sundukları ve onların olgunlaştırdığı çerçeveyi benimseyecekler, bir araya geldikleri iki günü bir sonraki zirvenin ele alacağı konular için beyin fırtınası ve birlik mesajı verme amaçlı kullanacaklardır.

Zirvede ele alınacağı duyurulan konular arasında Türkiye de var.

Reform yapılacak yapılmasına ama izin çıkmıyor

Son günlerde iktidar sözcülerinin AB liderlerinin açıklayacakları kararları etkilemeye dönük konuşmalar yaptıklarını herhalde fark ediyorsunuzdur. Genel hatlarıyla, Türkiye’nin, bulunduğu bölgedeki önemi ve Avrupa ile tarihi bağları hatırlatılıyor o konuşmalarda ve AB çevrelerinden zaman zaman yükselen eleştirilere cevaplar veriliyor.

O konuşmaların önceden belirlenmiş çerçeveyi değiştireceğini sanmıyorum.  

Reklam

Ancak zirveye katılanlar da, ne kadar kızarlarsa kızsınlar, Türkiye’yi bütünüyle dışlamayla sonuçlanacak kararlar almayacaklardır. 

Hayır, Türkiye’den yükselen uyarılardan etkilendiklerinden değil, Türkiye pek çok bakımdan Avrupa için vazgeçilmez değerde bir ülke olduğu için…

Keşke laf yerine icraat devreye girse ve böyle son dakikaya bırakılarak değil çok daha önceden başlayan bir dizi kararlı adımla eleştiri konusu yapılan unsurları azaltacak değişiklikler gerçekleştirilseydi.

‘Reform’ adı verilen değişiklikler…

Önalıcı yaklaşım sergilenebilseydi, Türkiye’nin haklı olduğu konular daha iyi anlatılabilirdi.

Türkiye’yi yönetenler yalnızca ülkemizin Avrupa için vazgeçilmez özelliklere sahip olduğunu bilmekle kalmıyor, ikili ve çoklu ilişkilerin korunmasının ülkemiz için hayati değer taşıdığının da farkındalar.

Ülkemiz yüz yıllar öncesinden beri Avrupalı bir ülke. Osmanlı’ya son döneminde konulan ‘hasta’ teşhisi bile buna işaret ediyor: ‘Avrupa’nın hasta adamı’ teşhisi…

İhtiyaçlarımızın büyük bölümünü bugün Avrupa’dan alıyor, ürettiklerimizin çoğunu da Avrupa’ya satıyoruz.

Reklam

Avrupa Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı.

Bunu da AB’ye tam üye olmadığımız halde 1995’ten beri var olan gümrük birliği anlaşması ile sağlıyoruz.

Tam üye olma çabamızın bir sebebi de, o sayede elde etmeyi umduğumuz daha yüksek ticaret hacimlerine ulaşmak…

‘Reform’ diye gündeme gelen değişiklikler aslında AB’nin kendi üyelerinden beklediği konular…

Neredeyse hepsi ‘şeffaflık’ ve ‘hesap verilebilirlik’ başlıkları altına giren ve varlıkları en çok Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını ilgilendiren konular…

İktidar sözcülerinin “Ekonomide ve yargıda reform yapılacak” ilanının toplumda yarattığı sevinçli beklentinin altında da o gerçek yatıyor: Reformlar hayata geçirilebilir, ülkemiz o sayede bağımsız bir yargıya kavuşur, ekonomiye inatçı kişisel tercihler yerine sağduyulu yaklaşımlar egemen olursa, böyle bir Türkiye’nin başkalarından önce bizler için daha iyi bir ülke olacağı gerçeği… 

Şimdi AB, bir ay sonra ABD

Nedense sevinçlerin kursakta kalmasını getiren bir hava hakim ülkemize. Herhalde çok öncesinde başlayan hazırlıkları sırasında gerçekleşmeleri sağlansaydı, reformlar, AB zirvesini Türkiye için endişe edilecek bir toplantı olmaktan uzaklaştırır, onu tam üyelik yolunda iddiaları güçlendiren bir zemin haline dönüştürürdü.

Olmadı, olamadı.

“Ne reformu kardeşim, bu da nereden çıktı” tadında müdahalelerle niyet daha en başında çıkmaza süreklendi.

Türkiye’de nelerin olup nelerin olmayacağı kararını davulu omuzunda taşıyan AK Parti vermiyor; topuz başka bir -hatta Vatan Partisi’ni de sayarsak iki- partinin elinde.

Bu defa da reformlar başka bahara kaldı.

Adalet bakanı hala çaba gösteriyor, ancak nafile bir çaba bu.

Zirveye katılan Avrupalı politikacıların önlerindeki kalın dosyaya önceki gün bir yeni sayfa daha eklendi: Bir mahkeme gazeteci Ayşegül Doğan’a altı yıl üç ay hapis cezası verdi.

[Mahkemeye ve kararına kızmanın alemi yok; o tür kararların verilmesini getiren yasa maddelerini kaldırmak gerekiyor. ‘Yargıda reform’ ile kast edilen de herhalde bu.]

Yazımın en tepesinde İngilizce bir ilan-duyuru yer alıyor. Amerikan Washington Post gazetesinde önceki gün çıkan bir ilan bu. Gazete, değişik ülkelerde cezaevlerinde tutulan gazeteci-yazar konumundaki kişilerden oluşan 10 isim belirlemiş; bunların durumlarının Aralık ayı boyunca sürekli gündemde tutulmasını istiyor. 

İlk sıradaki ismi ve ülkesinin ismini görüyorsunuz: Ahmet Altan ve Türkiye…

[10 kişilik listede yer alanlarının yarısı -maalesef- Müslümanların yaşadığı ülkelerden: Türkiye, Mısır (2), İran ve Malezya’dan… Diğerlerinin ülkeleri de şunlar: Çin, Zimbabve, Brezilya, Rusya, Hindistan.]

Liderlerin önlerindeki dosyada Ahmet Altan yanında, Osman Kavala gibi işadamları ve Alaeddin Kaya gibi gazeteciler ile kanun hükmünde kararnamelerle görevlerinden uzaklaştırılanlarla ilgili bilgi notları olduğuna da eminim.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz gibi önemli konulardaki tezleri o bilgi notları yüzünden zayıflıyor.

Washington Post gazetesinin ilan-duyurusuyla hedefinin, bir ay sonra görevi üstlenecek olan yeni ABD başkanı Joe Biden’in kadrosunun şu sıralarda hazırlamakta olduğu ‘ilk ele alınacak konular’ dosyasına malzeme sağlamak olduğunu da unutmayalım.

AB zirvesi, ardından ABD’de yeni dönem…

“Elinizi çabuk tutun” aklını vereceğim ama ne çare, iktidarın eli serbest değil.  

ΩΩΩΩ

41 YORUMLAR

  1. “Öz halkının has düşmanı olan, nihayetinde kardeşlerinin bedduasına uğrayan Közkamanlar, tarihin her devrinde boy göstermişlerdir. Közkamanlık ruhu, her zaman dirilmeye hazırdır. Çünkü o, uygun bir ortam yakaladığı anda yeniden canlanıp etrafa dehşet saçacak, kronikleşmiş korkunç bir hastalıktır.

    … Közkamanlar, milletinin yüreğindeki acıyı, ufkundaki ümit ve hayalleri asla hissedemezler. Halkına ait atasözle­ri, türkü, şiir ve tarihî derslerden hiç etkilenmezler. Onların günümüzdeki halefleri ise, öz vatanında bile halkına yaban­cılaşmıştır.

    … Kendi milletinin tarihini bilmemek ve bilmek iste­memek, közkamanlığın işaretidir. Onlar, dünyadaki güzelliklerin hepsini başka memleketlerde arar, kendi ülkelerinde övünülecek ve örnek alınacak hiçbir şeyin olmadığını düşünürler.

    “…Mangurtluk” ve “közkamanlık” birbirinden farklı iki karakterdir. Kim­ olduğunu bilmeyen, sadece yeme içme gibi hayvanî işleri yerine getiren mangurtların hâli gerçekten çok acıklı ve hazindir. Onlar uzak ile yakını, fayda ile zararı ayırt edemeyen; öz anasını bile düşman sananlardır.

    Közkamanların akıl sağlığı yerindedir. Onların çoğu üniversite okumuş, yüksek seviyeli kişilerdir. Bazıları da başka milletlerin tari­hini ve felsefesini ezbere bilenlerdir. Ağızlarından ‘adalet, insan hakları, uygarlık, dostluk, birlik beraberlik ve barış…’ gibi sözler hiç eksik olmaz. Dıştan bakınca çok güçlü hatip, derin bilgilere sahip ve dünya tarihini avuçlarının içi gibi bilen kişiler gibi görünürler.

    …Bunların iyileşmez, uzun müddet tedavi gerektiren tehlikeli hastalıkları; kendi öz milletinin tarihini, medeniyetini tanımak ve bilmek isteme­meleridir. Ülkenin bütünlüğü­nü bozmak isteyenlerle anlaşıp, millî menfaatleri satmaları­dır. Bir de en kötüsü, halkın kutsal saydığı bağımsızlık ve özgürlüğün yıkılmasını isteyenlerle işbirliği yapmaları, onla­ra güç vermeleri ve millî namusu ayaklar altına almalarıdır.

    …Mangurtlar aklını kaybetmiş miskinler; Közkamanlar ise, ülkemize ve milletimize bilinçli olarak saldıran iç düş­manlarımızdır.

    Destandaki Közkamanlar ile onların şimdiki temsilci­leri arasındaki ortak özelliklerden biri; bu tiplerin dışı hoş, içi boş oluşları; kendi fıtratları gereği ve çıkarları için başka bir ülkenin bendeleri olmalarıdır.

    Günümüzdeki közkamanlar, kendilerini toplumun geleceği ve faydası için çalışıyor ve bu yolda fedakârca yürüyormuş gibi gösterirler. Sözleri ve fiilleri birbirinden çok uzaktır. Toplum, onların büyüleyici sözlerinden hangisinin doğru, hangisinin yalan olduğunu bile ayırt ede­mez.
    (Nur içinde yat hocam!)

  2. İYİ ŞEYLERDE OLUYOR ÜLKEMİZDE .HERTARAF ZİFİRİ KARANLIK DEĞİL

    TIMSS 2019 Türkiye sonuçları Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk tarafından açıklandı. Milli Eğitim Bakanlığı, TIMSS 2019 sonuçlarını yürütücülüğünü Bakan Yardımcısı Mahmut Özer’in yaptığı detaylı bir değerlendirme raporu ile kamuoyu ile paylaştı.
    Türkiye, 4. sınıf düzeyinde matematik uygulamasında 2015 yılında 49 ülke arasında 36. sırada yer alırken 2019 yılında 58 ülke arasında 23. sıraya yükseldi.

    4. sınıf düzeyinde fen uygulamasında ise 2015 yılında 47 ülke arasında 35. sırada iken 2019 yılında 58 ülke arasında 19. sıraya yükseldi.

    8. sınıf düzeyinde matematik uygulamasında 2015 yılında 24. sırada yer alırken 2019 yılında 20. sıraya yükseldi.

    8. sınıf düzeyinde fen uygulamasında ise 2015 yılında 21. sırada iken 2019 yılında 15. sıraya yükseldi.

    • Ha ha ha… Hükümetin açıkladığı hangi istatistik bilgi doğru ki bu bilgiler doğru olsun. Sağlık konusunda bile Dünya’ya yalan söyleyenlere inanmalı mıyız? Azraille anlaşmışlar gibi aylardır birbirine yakın ölüm sayısı verenlere kim inanıyor?

    • egitim ne timss ne de rakamdir. egitim ogrenciye ozgur dusunebilme, dogru dusunebilme becerisi, kişiligini bilgisini, becerisini gelistirmesini kazandirmaktir. 60 seneden fazladir ayni yanlis her sene tekrarlaniyor ve kimse sesini cikarmiyorsa o ulkede olay bitmistir. yanlisin ne oldugunuda soylemiyorum. cunku kaniksanmis ve kaniksatilmis bir durum oldugu icin yanlis oldugu bile kabul edilmiyor.

  3. İktidar partilerinin tek bir amacı vardır: “İktidarda kalmak”. Bunu: “Vatana-Millete daha fazla hizmet edebilmek” diye lanse ederler. İşin doğası gereği.

    Muhalefet partilerinin de tek amacı vardır: “İktidar olmak”. Onlar da bunu: “Vatana-Millete daha iyi hizmet edebilmek” diye lanse ederler. Bu da işin doğası gereği.

    REİS, Sayın KORU’nun dediklerini ziyadesiyle yaptı geçmişte. Ve iktidarını öyle devam ettirdi. O zaman konjonktür onu gerektiriyordu. Çok güçlü bir askeri vesayet vardı vs.

    Askeri vesayeti bitirdiği için de iktidarını bir müddet bu söylem üzerine devam ettirdi ve pek de bir şey (icraat) yapmasına gerek kalmadan.

    Şimdi güç tamamen REİS’in elinde. Eski jargonla iktidarı devam ettirmesi mümkün değil.

    Ne yapması gerekiyor ki iktidarı devam etsin ve bu sayede Vatana-Millete hizmete devam etsin?

    REİS, tam da şu an onu yapıyor. Yani yapması gerekeni. Bunu ister beğenirsiniz ister beğenmezsiniz.

    Buraya kadar söylediklerim zaten herkesin ziyadesiyle bildiği şeyler.

    Peki muhalefet partileri ne yapıyor, iktidar olabilmek için?

    REİS belki 5 defa strateji değiştirdiyse, muhalefet başta ne yapıyorduysa şimdi de aynı şeyi yapıyor. Tek bir stratejisi var muhalefetin. REİS’in her yaptığına sadece “ne kadar kötü yaptı” demek.

    Bunlar da herkesin bilip devamlı söylediği şeyler.

    27 Mart 1994 Belediye seçimlerine gidelim. İstanbul tarihinin en kötü belediye yönetimine şahitlik etmiş idi. İSKİ skandalı REİS’i iktidar eden en önemli olgudur. Ve benim tahminim REİS 95 yaşına kadar iktidarda kalacak ve bunun en önemli sebebi, bu yaşanmış İSKİ skandalının, Türkiye’nin hafızasına kazınmış bir olgu olması olacaktır.

    1 Sene boyunca yurt dışında kalıp İstanbul’a dönen bir yakınıma, 1 damla su tüketmediği halde, gelen su faturasının tutarı evin satış bedeliyle aynı idi. İstanbul’un hatırı sayılır bir semtinde idi evleri. Yani şu an için kabaca 1 Milyon (eski para ile 1 Trilyon) su faturası diyelim.

    İSKi’ye gidip itiraz ettiklerinde: “Bilgisayar sisteminde bir hata olmuş (o zamanlar bilgisayarlar daha yeni olduğu için bu mazereti yutturmak kolay idi, kimse anlamıyordu), yanlışlıkla bir SIFIR fazladan yazılmış. Borcunuz 1 Trilyon değil 100 Milyar” demişlerdi. Yani bir yılda 10 BİN yıllık değil BİN yıllık su harcamışsınız demek oluyordu bu.

    Bu tip yaşanmışlıkları anlatacak yüzbinler hala hayatta.

    REİS belediye başkanı olduktan çok kısa bir süre sonra İstanbul’da ne su sorunu kaldı ne Haliç’in pis kokusu sorunu ne de başka bir sorun. 1 yılda İstanbul örnek şehir haline gelmişti.

    Şimdi gelelim günümüze. İstanbul CHP’li bir belediye başkanının yönetiminde. Hoş Yasin-i Şerif’i REİS’le yarışacak güzellikte okuyabilen biri nasıl CHP’li olur o ayrı bir tartışma konusu. Değil Kur’an-ı okuyabilmek, “Kur’an” kelimesini duymaya tahammül eden CHP’li var mıydı eskiden sormak lazım. Hatta şimdi de var mı sormak lazım.

    REİS’in siyasete yakın zamanda girdiğini ve İMAMOĞLU’nun yerine REİS’in İstanbul’a başkan seçildiğini varsayalım.

    Ben eminim şu an İstanbul’da TRAFİK SORUNU tarih olmuş idi.

    İMAMOĞLU ne yaptı şu ana kadar? Bin tane şey sayar dururlar. O da olmadı iktidar müsaade etmedi derler.

    Bu hikâye de böylece devam eder gider.

    • Merhaba Fatih Günay bey.

      Ailemizden farklı şehirlerde yaşadığımız, sizinle adaş bir kuzenim var, burada yazan o mu ki acaba? Diye yeltendim; lakin o ne sizin ne de benim gibi düşünen biri olmadığından iki ayrı Fatih Günay’ a kani oldum.

      Bu sıralar çok konuşulan TCMB’nin 120 milyar dolar rezervinin nasıl eridiğini, kimlere satıldığını, bankanın eksi 48 milyar dolar rezerv bildirdiğini, bu yönetim sorumluluğunun kimde olduğunu Erdoğan-İmamoğlu karşılaştırması yapmadan nasıl izah edersiniz?
      Esen kalınız.

  4. Erdoğan ve yandaşlarının tek derdi iktidarda kalmak ve bunun nimetlerinden yararlanmayı sürdürmektir. AKP 2011’den sonra bazı dinci-laik-liberal kesimlerin bir menfaat örgütüne dönüşmüştür. 15 Temmuz 2016’dan sonra bunlara bazı milliyetçiler de (ülkücüler) eklenmiştir.

    Bahçeli ve yandaşları ise Beka sorununu merkez alarak siyaset yapmaktadırlar. Fakat Erdoğan devletin hazinesini elde tuttuğu için Bahçeli yandaşlarından bir kısmını menfaat ilişkileri ile kontrol altında tutmaktadır.

    Cumhur İttifakı politikalarında Beka sorununu merkez almış gibi gözükse de son tahlilde tam bir menfaat örgütüne dönüşmüştür. Gücü elinde tutan ve Beka sorununda samimi olan askerin içinde bile menfaat ilişkileri had safhadadır. Oğluna, kızına, damadına iş bulanlar hatta iş kuranlar çoğunluktadır.

    Zaten zayıf olan Türkiye ekonomisi bu kadar yandaş beslemeye dayanamayacaktır. Milli savunma sanayiinde de başarılı işler yanında büyük yolsuzluklar dönmektedir. Örneğin yerli-milli tank projesi bu işi yapmada en liyakatsiz olanlara verilmiştir. F-35 ayarında yerli-milli uçak yapacağız diye milyarlarca dolar boşa harcanmaktadır.

    Dış politikada sorunları çözmek yerine tırmandırarak ve bunu bahane ederek Batı ile ilişkileri koparmak ve “tam bağımsız Türkiye!” kurmak isteyen maceracı Avrasyacı kanat halen gücünü korumaktadır.

    Bu şartlarda hükümetin yetersiz olmasına bakarak “o halde muhalefeti desteklemeliyiz” sonucuna haklı olarak varılmaktadır. Fakat hükümetin oyları düşerken muhalefetin oyları da artmamaktadır, artan oylar kararsızlardır. Buna göre artık muhalefeti de yeterince eleştirerek kendilerini geliştirmelerine katkı sunmalıyız. Aksi takdirde Türkiye’nin içine düşürüldüğü ‘sazan sarmalı’ hayati sorunlara yol açacaktır.

    • eleştirmemiz gereken muhalefet bizden başkası değil diye düşünüyorum.
      – muhalefet derken neyi kastediyorsunuz, ne yapmasını bekliyorsunuz bilemiyorum.
      – insanların beslenme ve barınma gibi en temel sorunlar ile uğraştığı böyle bir ülkede, insanlara düşüncelerini açıklamaları imkanı verilen böylebir mecraya 3-5 kişi yorum yazıyor, bunların da yarısı satılık adamlar ise bu ülkede kim, ne yapabilir. nasıl yapabilir.
      – kılıçdaroğlu bir evini sattı. kalan tazminat için “karpuz satıp ödesin” diyorsanız birşey diyemem.
      – birşey söylerken üzerinde birazcık düşünmek lazım

  5. Ahlak fukarası allameler karahalkı “düzeltmeye”
    çalışadursunlar, güçlerinin yetmediği hallerde de dış yardım almaktan gocunmuyorlar!
    Mankurtun iradesi de düşman tarafından elegeçirilmiş olduğu için kendisi de biraz mağdur durumdadır ve hepimizin hem anası hem babası olan türk milletine şuursuzca saldırmaktadır!
    Bir de “közkaman” vardır; memleketin kaymağını yemiş, iyi eğitimli, kendi milletinin gözünü boyayıp kandırmak suretiyle “gönüllü olarak” düşmanların boyunduruğu altına sokmaya çalışan, okumuş yazmış tabakasına mensuptur.
    Bizlere umut diye öngörebildikleri tek şey imf kapılarında kul köle olmak ya da çok büyük kanlı altüst oluşlardır, aşağısı kurtarmıyor!
    “O gülendam yerine konulan cadı”
    halkına karasevda duyduğunu söyleyen bir iktidarı eleştirirken bir tesbih de öbür eline alıp kendi günahlarını saysın…

  6. Bugün ve yarın Türkiye’deki insan hakları ile ilgili uluslararası çok katılımlı bir Konvansiyon düzenleniyor. Sayın Koru’nun işaret ettiği problemlere uluslararası bakış açısıyla yaklaşacaklar. Program elbette online ve youtube üzerinden seyredilebilecek, tabii ki İngilizce. Sanırım Türkçe altyazı olacak. Takip etmeye değer diye düşündüm. Duyurunun pdf linkini ekliyorum. PDF üzerinden bütün panellerin detayları ve linkleri mevcut.
    https://silencedturkey.org/testhome/freedom-convention-2020
    Convention’ın ilk oturumu Türkiye saati ile bugün 13.00’de başlıyor.
    Kolay gelsin.

  7. Sayın yazar, hasan günayın bahsedip durduğu
    tokmağı ab nin eline (almanya, biraz da fransa) vermemiz gerektiğini düşünüyor olmalı.
    “Tokmakçılardan büyük olanı, 3 Kasım 2002’de olduğu gibi meclis dışında kalmayacağını bilse, her hal tokmağı çoktan yere koymuştu. Onunda davulunu çalan başka tokmakçı/lar var elbet.”
    Hasan bey burda “tokmakçı” kelimesini hangi anlamda kullanmıştır bilmiyorum ama anadoludaki yan anlamıyla biz o tokmağı bikaç yerde (suriye, libya, akdeniz ve kafkasyada) ab nin eline verdik zaten. Yalnız cermen kellesi biraz yalçındır, çivinin giremesi için iyi “tokmaklamak” gerekir…

  8. “Demokrasi amaç değil araçtır” demiş, “Hem Müslüman hem laik olunmaz” demiş bir zihniyet kendi insanını kandırdığı gibi komşularını, yabancı ülke ve kurumlarını kandıramaz. Hem Kopenhag kriterleri yerine Ankara kriterleri getiririz diyeceksin, hem Avrupa’ya, AB’ye ve AB’nin başlıca devletlerine “Eyy” diye başlayan bir sürü hakaretler edeceksin, verdiğin sözleri tutmayacaksın sonra da paçan sıkışınca yaldaklanacaksın. Diklenmekten dik durmaya fırsat bulamayanlar, ne zaman, nerede dik duracağını bilemeyenler kötü sonuçları kendileri hazırlarlar. AB’nin söz verip göndermediği 6 milyar euro yu bahane edip sınır kapılarını göçmenlere açmak varken (haklı neden), dandik nedenlerle Yunanistan sınırına göçmen yığarsan hem haklı davanı yitirir hem de gülünç olursun. Düşürdük diye cümbür cemaat övünülen Rus uçağını yalayıp yuttuğumuzu unutmadık. Şunu gerçeği o basmayan kafalar basmalıdır AB değil, biz onlara muhtacız. İhracatımızın % 50 den fazlası oraya. Salak gibi AB girmeden gümrük birliğine girmişiz. Geri zekalı Ortadoğu yerine yönümüzü Avrupa’ya çevirmek (yönetim öyle sanmasa bile) en akılcı yoldur. Ne olduğu 15 temmuzda ortaya çıkan ordumuz kalabalık diye, yıllardır sizin sınırlarınızı koruduk diye AB’ye hem posta koyup hem yaltaklanmak yerine onların kriterlerine uyup uymama konusunda önce kendimize dürüst olalım. Kriterlere uymak istemeyip, yanından dolanmak için binbir katakülli işler yapacaksan boşuna ne kendi insanını ne AB’yi oyalama. İnsan haklarını ödünsüz, kayırmasız uy, hukuk sistemini birinin kafasına göre düzenlemekten vazgeç, insanlarına ve gazetecilere özgürlük sun. Bunu yapmadan AB hayal. ABD, Dünya’nın ambargo uyguladığı ülkeye binbir katakulli ile, üstelik kamu bankası aracılığı ile bakanlarını da cukkalandırarak amborga delmekle suçluyor TC.ni. Nato’dan çıkmayı göze almadıysan ne diye Ruslardan füze aldınız? Etine buduna bakmadan inek olmaya özenen kurbağa özentisi ile deli danalar gibi herkese saldırırsan had bilmeyene had bildirirler. Hukuk, insan hakları, özgürlükler, şeffaflık, hesap verebilirlik karnen düzelmeden ne AB, ne ABD ne de diğer devletlerde saygınlığın olamaz, hükmün geçmez, sonuçta ekonomin de düzelmeyeceği için geri kalmış ülkeler sıralarına hızla geçersin.

  9. Erdoğan, Kasımpaşada büyümüş, dünyadan ve dünya siyasetinden haberi yok..

    11. C Başkani Abdullah Gül Erdoğanın tam tersi ve Dünyada saygınlığı olan bir politikacı. 7 yıl Cumhur başkanlığı yaptı ve hiç bir devlet adami ile ters düşmedi.Arap aleminden tutunda Avrupa Amerka, ve Afrikada kıtalarındaki devlet adamları onun şahsiyeti ve kibarlığından dolayı Türkiye ve Türk halkını sevdiler ve Tük devletine güvendiler.
    Onun kiredisini Erdoğan kasımpaşa kabadayılığı ile hoyratca ve tepe tepe kullandı sonunda ülkeyi batırırken yandaşlari ve kendisinide karun kadar zengin etti.
    Devletin her kademesinde görev yapmış cumhur başkani Gūlün çocuklarının yolsuzlukla anılmaları şöyle dursun millet onun kaç çocuğu olduğunu dahi bilmiyor.
    Ben şahsen Gülün oğlu hakkında basında çıkmış iki haber okudum.
    Haberin biri oğlunun ABD’de tofal sınvaında 0 hata yaptığı, diğeride refarandum seçimlerinde hava alanında oy kullandığı sandıktan 2 oy çıkmiş ve ikiside hayır oyu.
    .

    • Nurdan abla bir de sizin gibi karsın digor ilçesinde ya da ardahan göle de büyümüş bir çerkez olsaymış demek başımız göğe erecekmiş:)

    • Sizin haberiniz yom hiçbirşeyden. Cüretimi bağışlayın (yada bağışlamayın umurumda değil sizin iyi niyetli olmadığınıza eminim) muhalif geçinenlerin bir çoğu halkın hafızasının zayıflığına güveniyor olmalısınız. Şimdilerde evet Abdullah Gül ün ailesiyle ilgili bir negatif haber çıkmıyor. Lakin 2007 yıllarını hatırlamıyoruz derseniz çok ama çok ayıp edersiniz. Hoş ayıp etmek de umurunuzda olmaz ya. Hatırlamanıza yardımcı olayım; Abdullah Gül ün oğlu bardı sanırom küçük olanı bir e ticaret sayfasının sahibiymidi ortağımıydı hatırlamıyorum ama ordan kazandığı paradan dolayı yaşıyla ilgili olarak başarısı sorgulanıyordu yolsuzluk imalarıyla. Elbet şimdilerde bahsi geçmiyor. O zamanda diyormuydunuz ailesini zengin etti cumhurbaşkanı diye.. Mesele sadece sizin paralel abla refleksleriniz başkaca hiçbirşey değil.

  10. iktidarın elini bağlayan koltuk deyneği değil.
    – işledikleri suçlar ve halkın sırtına kene gibi yapışıp lüks ve rahat yaşamdan vazgeçmenin zorluğu.
    – bunların durumu, sigarayı bırakması gerektiğini bilen ama alışkanlıklarından vazgeçemeyen kişilerin durumu ile ayrı.
    – yoksa herşey akpnin elinde ve isterse devlet bahçeliyi bile fetöcü diye susturabilecek güce sahipler.
    – nitekim, “fetöcü kaymakamlar” olayı ile süleyman soyluya fazla ileri gitmemesi mesajı vermeleri, tayyip erdoğan ve ak parti harici gerçek gücün olmadığının bir kanıtı.

  11. Alkolik bir adam , adeti olduğu üzre yine sabah erkenden içki masasının başına geçer ve demlenmeye başlar. Uzunca bir süre içip zilzurna sarhoş olduktan sonra artık yettiğini düşünerek hava almak için dışarıya çıkar. Yalpalaya yalpalaya bir ileri bir geri dolanırken bir belediye otobüsü gelir ,yanı başındaki durağın önünde durur .Bir değişiklik olacağını düşünerek o da diğer yolcularla birlikte sağa sola devrile devrile otobüse biner .Bir süre uslu uslu yerinde oturduktan sonra birden bire kendine gelir , ayağa kalkarak başlar bağırmaya ,
    – Yeeeyt ulan ! Bu otobüste önde oturanlar namussuz , ortada oturanlar şerefsiz , arkada oturanlar ahlaksızdır ! Var mı itirazı olan ! İşte bu kadar ! Heeeyt ! …..
    Otobüs şoförü , durumun çığırından çıkmaya başladığını görünce ani ve sert bir frenle kenara yanaşıp aracını durdurur ve büyük bir hışımla yerinden fırlayıp sarhoşun yakasına yapışır ; kendine çekip çekip bir kaç kere cama çarparken bir yandan da söylenip durur,
    – Söyle bakayım, utanmaz adam ! Kimler namussuz , şerefsiz , ahlaksız ha ! Sen mi biz mi!
    – Ağabi ben ne bileyim ! Öyle bi fren kodun ki hepsi birbirine karıştı !
    Baki selamlar

  12. “Elinizi çabuk tutun” aklını vereceğim ama ne çare, iktidarın eli serbest değil” diyorsunuz…
    Adam dünya lideri, eli niye serbest olmasın? Küçük, küçük küçük ve 3küçük ortakları mı kastediyorsunuz? Dedim ya dünya lideri onları takar mı? Gerçi küçük küçük ortak bizim çizgimize geldiler dedi ama. Biz bilemeyiz, oralar yukarıda…

  13. Yaptırımlar mahkeme kararlarından mı?
    Mesala 20 yıl önce çok mu demokrattıkta ambargo koymuyorlar.
    Açıklamalara bakarsanız ilgilisi yok zaten(son alman dışışleri bakanının açıklamalrına bir bakın allah aşkına ama yalan hayatıızın odağında ve her yol mübah)
    Türkiye Doğu akdenizde Libya da Suriye de emrimizden çıktı.
    S400 alıyor
    Ajanlarımızı içeri aldı .
    silah üretiyor ve silah satıyor
    PKK ya aöamsız saldırıyor terör koridorunu engelliyor.
    yani emrimizden çıktı diyorlar.
    emir almaya alışmış kafalar rahatsız beyaz efendileri kızdırmayın diyor.
    Yok yok daha çok kızdıracağız.

  14. Benim ABD’de yaşaman burdaki erdoğan’ın troller’ini fena halde çıldırtiyor.
    Aşağıya kopiledığım
    Haberede kızacaklar
    Nedenine gelince erdoğanın ABD’in Trump’ı, Israilin Netenyahu’si ile ayni
    ipte oynamasına rağmen seçmenlerine tam tersini göstermek için sürekli onlar ile çakma kavga ediyor.

    “AKP’den Biden’a hazırlık: Bir dönem Gül’e yakın olan isim Washington’a gidiyor”
    AKP hükumeti, ABD’de Joe Biden’in başkan seçilmesinin ardından Washington Büyükelçisini değiştirdi. Büyükelçi Serdar Kılıç görevden alınırken yerine Tokyo Büyükelçisi, eski AKP Milletvekili Murat Mercan atandı.

    Murat Mercan siyasette eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e en yakın isimlerden biriydi AKP’de Tekrar Milletvekili listesine konulmaması Abdullah Gül’e bir mesaj olarak algılanmıştı,

    • Senin nerde yaşadığın kimsenin umurında değil. Bana yada benim gibi düşünenlere trol mrol dediğinde bende sana “sen yanında yeraldığın alçaklara bak” derim. O zamanda hakaret saymayacaksın. “Kopilediğin” haberlere ne kızacağız. Sizde sallamanın palavranın haddi hesabı mı biter. Maşallah sizin sözde demokrat gazeteci kisvesinde bulunan alçakların yalan söyleyebilme kapsiteleri Erdoğandan bin misli fazla . Kıymeti kendinde menkul “abla” burda bir kıymetin yok eğer mesele buysa. ABD de yaşamak sizler için bir övünç kaynağı olabilir lakin benim için böyle bir önemi yok bilgin olsun. Tekrarlayalım isterseniz tane tane… ABD bizim değil sizin kıbleniz olur bizim değil. Dolayısıyla da başkanları sizin başkanınız olur yine bizim değil. Ve elbette Amerika nın çıkarları sizin çıkarlarınız olur bizimle birlikte dünyanın geri kalanının değil. Sizi de mazur görmek gerek elbette siz de “ülkenizin çıkarları”nı gözetmek durumundasınız. Lakin ben zaten bizim ülkemizde olanlara kızıyorım. Bakın siz ne güzel kendi ülkenizin çıkarlarını savunuyorsunuz. Biz de kendi ülkemizin vatandaşlarından bunu bekliyoruz. Umarız sizin bu düşünceleriniz kafanızdayken “yani Amerikan çıkarlarına hizmet ederken” ülkemizden uzak olursunuz.

  15. Dıjjj güjjjjleeer

    Yalnız konu o değil, Türkiye’nin doğu akdenizde gaz ve petrol aramaları, Taraflar sürekli bunu açıkladığı halde niçin başka yere çekmeye çalışıyorsunuz. Yoksa Trump ın Türk ekonomisini mahvettim, yine mahvederim açıklaması ortada iken dıjj güjjjler diye dalga geçtiğini sananların safında mısınız. En azından arada gazete okuduğumuzu varsayarsanız yorumlarınızı daha isabetli yazarsınız diye düşünüyorum.

    Asgari Zeka
    Bir de asgari ücret tartışması var son günlerde. Muhalefet bankör 3200 olsun, 3100 olsun, vergiden muaf olsun işverene de yük binmesin diyorlar. Hayret ediyorum neden 5 bin yahut 10 bin olsun demiyorlar, en azından fakirlik sınırının üstünde bir rakam niçin teleffuz etmiyorlar. Bunu söyleyenlerden biri de 10 yıl ekonomiyi yönetmiş bir dahi. Kolayca arşivlere girip kendi döneminde bu önerilerde bulunmuş mu diye bakabiliriz.
    Tek dertleri Türkiye de üretim yapılamaması, yatırımların çin hindistan gibi ülkelere kayması, pandemi nedeniyle duran ekonomiye bir darbe de buradan vurmak. Her şey kötü giderse ikballeri parlayacak.

  16. Davulu omuzunda taşıyan AK Parti, madem ona istediği ritmi veremiyor, çıkarıp atsın onu omuzundan; davulu omzuna sabitleyen bağlar, düğümler mi var?.. Versin sahibine davulu; bakalım tokmağı elinde tutan tokmakçı/lar neye malik olacaklar.

    Tokmakçılardan büyük olanı, 3 Kasım 2002’de olduğu gibi meclis dışında kalmayacağını bilse, her hal tokmağı çoktan yere koymuştu. Onunda davulunu çalan başka tokmakçı/lar var elbet.

    İktidarın küçük ortaklarından büyük olanın, kendi tokmakçılarının gözünden düşmemiş olduğundan -meclis dışında kalır endişesi taşındığından- değil, davul yere konursa ihtimal, davul aynı davulcunun ya da başka taliplilerin omzuna asılır diye tokmağı elinden almıyorlar zahir.

    Nereye kadar? Ülkenin uğradığı/uğrayacağı zararı hesap edemiyorlar mı?.. ya da; yaklaşık her on yılda bir gerçekleşen darbeler veya ekonomik krizler sonrası ayakları üzere duran ülkenin bu hali, ilerlemesi, devam etmesin diye çalışan mahfiller, memurlar mı var?

    Var ki, atlatılan meş’um badireler sonrası ülke çok ağır ekonomik, sosyal faturalar ödemek zorunda kalıyor. Finans sermaye oyunlarıyla, ülke halkının ürettiği katma değer, elindeki sermayesi hep el değiştiriyor, bu varlık bir anda iç ve dış sermayedarların (faiz lobilerinin) eline geçiyor. Bunu hep yaşıyoruz, değil mi?

    Şimdilerde de yaşıyoruz: 2018 Ağustos ayında gerçekleşen devalüasyondan beri varlıklar bir anda el değiştirdi ve ülke olarak yüzde 50 fakirleştik; elden çıkarmalar devam ediyor, hakeza fakirlikte… Artık kriz durumuna geldik. Ama üzerine sorumluluk alan yok; sorsan uçuyoruz!

    Öyle bir raddeye erdi ki; şimdi dahi dünyada eksi faizde başıboş dolaşan trilyon dolar sermaye bize uğramaz oldu ve biz yüksek faizlerle istediğimiz kadar bile borçlanamıyoruz. Neden?

    Önceleri ülkemizi mesken tutmuş yabancı sermaye çok istekli ve ihtiyaç içerisinde olduğumuza rağmen bize gelmiyor. Neden?

    Yetmezmiş gibi yüzümüzü döndüğümüz, geleceği kendisinde gördüğümüz Batı, kapıları yüzümüze kapatıyor, yaptırım uygulamaya hazırlanıyor. Neden?

    Ankara kriterlerimiz vardı bizim Kopenhag kriterlerine rağmen değil mi, lafta kaldı…

    Sahi, değerlerimiz/kriterlerimiz yok mu bizi ayakta tutacak, ele aleme avuç açtırmayacak; mahkemelerinden adalet, kurumlarından merhamet, para dilendirmeyecek…Çok mu zor bunu başarmak!

    Bu başarıyı bizden esirgeyen, bize yaşattırmayan saik/ler nedir?

    İktidar hırsı?

    İş bilmezlik?

    İki arada bir derede kalmak (Kararsızlık)?

    Dünyevilik?

    Makam mansıp hevesi?

    Bağımsızlığı olmamak?

    Dış mihrakların oyununa gelmek, amacına hizmet etmek (Modern ulus kölelik)?

    Hangisi?

    Koca bir milleti adalet, hukuk, para dilencisi haline düşürmek ona reva mıdır?

    İnsaf be insaf(!)

  17. avrupa birliği kendi yanlı ve yanlış kararlarını görüşmeli önce.
    reforma bizim kadar ihtiyaçları olduğu çok açık.
    ne yazık ki dünyadaki kurumların da tamamı yıpratıldı. BM çalışmıyor, AB ve AP de çalışmıyor, hak ve hukuka dayalı karar mekanizması maalesef hiç bir yerde çalışmıyor.
    batı akıl almaz tutumuyla dünyanın pek çok yerine elindeki imkanlarla refah götürüp paylaşabilecekken acı ve kan götürüp sömürmeyi tercih etti. oysa dünya bütün bir organizmadır, insan gibi. nasıl bir organ hastalandığında tedavi edilmezse vücudu tehdit eder hale gelir, bölgesel sorunlarda çözülmezse bütün coğrafyalara yayılır. bugün olan da budur. dünyanın her yerine eşitsizlik, adaletsizlik yayılmıştır. dünyadaki kurumlar çalışmadığı gibi, ülkelerde artık çoğu sorununu taşıyamaz hale gelmiştir. ırkçı trumplar, din düşmanı macronlar ve yolsuz liderler bugünün gerçeğidir.
    AB bugün hiç kimseye akıl verme makamı değildir. ben bu toplantıdan ülkemiz adına önemli bir yaptırım çıkacağını sanmam. akdeniz de şarlatan yunanistanın birbirinden değersiz tezlerinin saçmalıktan öte bir yere gidemeyeceğini herkes biliyor, türkiyenin tezlerinin son derece haklı olduğunu bildikleri gibi. bu konuda yapabilecekleri bir şey yok. türkiye hakkını alacaktır, bedeli ne olursa ödenecektir.
    ülkemizde yargı elbette düzeltilmeli, insanlar serbest kalmalı değil, adil ve dürüst yargılanmalı, vicdanlar razı olmalı. bu burnumuza dayatıldığı için değil, günü kurtarmak için değil, iktidarımı biraz daha ayakta tutabileyim diye değil, artık başka çaremiz kalmadığı için yapılmak zorunda, artık bunu daha fazla taşıyamayacağımız için yapılmak zorunda, bu adaletsizlikler, bu haksızlıklar artık bütünü, yaşamı, hepimizin yaşamını, ortak geleceğimizi tehdit ettiği için yapılmak zorunda.
    şu andaki sadece kendi çıkarlarına odaklanmış iktidarın bunu yapma kabiliyeti neredeyse imkansız. o nedenle bunca vahim tabloya karşın yakın gelecekte işlerin düzelmesi adına ne ekonomide ne yargıda hiç bir düzelme beklemiyorum. bilakis, işlerin daha da kötüleşeceği yönünde bazı öngörülerim var.

    • sn Didem Hn yorumunuzun son 3-4 satırı hariç hepsine katılıyorum.Ümitsiz oluşunuzada sitem ediyorum.merak etmeyin doğru mutlaka bulunacaktır. Aslında iktidarın yapacağı çok basit bir iki düzeltme ile işler yoluna girebilir.
      öncelikle it kopuk için değil gerçek anlamda bilmeden suç işlemiş veya hatasını anlamış insalara af çıkartması gerekiyor. Bugun 60 bine yakın FETOCu diyemiyeceğim hasbel kader o grubun içinde olmuş gerçek niyeti görememiş onbinlerce masum içeride bunları genel bir af ile dışarı çıkarabilir ve elektronik pranga ile iletişim kurmalarını engeleyerek bir daha asla böyle bir hataya düşmemeleri sağlanır ve toplumsal barışa bir nebze kavuşulur.
      İkinci olarak yine içerideki silaha sarılmamış tüm gazetecilere topyekün bir af çıkarabilir. sorarım 12 eylülde kendisini can siperane demokrası yi savunmak için öne atan .28 şubatta darbecilere direnen Nazlı ILıcaktan ülkeye ne zarar gelebilir. Altan kardeşlerden ülkeye ne zarar gelebilir. Çıkartsalar affı büyük bir kamburdan kurtulabilir.
      Sn erdoğan bilse ki başına bir hal geldiğinde ilk onu 5 li çete terkedecek bu kadar destek verirmiydi. Derhal bu beşliden kendisini kurtarması gerekir.
      Bunları yapmak çok basit fakat etrafındaki yalaka takımı yanlış yönlediriyor.Elbet birgün anlayacak ozaman inşallah iş işten geçmiş olmaz.

      • benimle her konuda aynı fikirde olmak ister miydiniz ahmet bey?
        bu durumda birimizin yazmasına gerek olmazdı değil mi?
        siteminizi de hiç haklı bulmadım.
        geçen günkü yorumumu belki okumamış olabilirsiniz diye alıntılıyorum.

        didem kuz 7 Aralık 2020 At 13:53
        bu toplumun düzelmesi ancak yeni bir yönetim/yönetim anlayışı ve insanların temyiz yeteneği, sağduyu ve iyi niyeti tekrar inşasıyla mümkün.
        zor elbette ama ümitsiz olmak için bir nedenimiz yok.
        zaten devirler vardır, hiç bir şey kalıcı değil.
        yarın batının güneşi batacak, doğunun güneşi yükselecek, doğu ile birlikte türkiye de ister istemez yükselecektir. tıpkı bir feribota binmek gibi, dursanız bile gideceksiniz. o nedenle ümitsiz değilim, hem de hiç.

        buradan yakın gelecek için sizin kadar iyimser olmadığım sonucu çıkabilir, ama daha geniş zamanlar için ümitsiz olmadığımı son derece açık ifade ediyorum bence.

  18. Türkiye’nin etrafındaki çember daralıyor: İlk Avrupa, sonra ABD.. İktidar ne yapsın…
    Hemen seçime gitsin, acilen ikdidarı Chp ye bıraksın. AB ve ABD sıkıştırmaz o zaman Türkiye yi.

  19. erdoğan cumhurriyeti Dünya Birincisi oldu..!!!!! Bundan böyle sırtı yere gelmez demeyi isterdim ama Devletin Bahcesi Düymeye basmış gözüküyor.
    D.B. Bundan sonr, kolay kolay uzatmaları oyniyamaz. Seçmenin’den erdoğani düşürmek için 6 ay musade aldı aradan 4 yıl 4 ay 24 gün geçti seçmenleri; “bu kaçıncı alti ay” diye sorgulamaya başladılar, ve Çin aşısı kararı ilde bu sorgulama zirve yaptı, aldatıldıklarını iyce anlamış olmaları yani sıra, TC nin saraylılar ve hemşerilerden oluşanlar içinde perde arkasında Uğur Şahinin aşısı ile gizli anlaşma yapılacağı duyumunu alınca kızgınlıklarını uzman idarecilerine iletmişler.
    T.C Devletı’nın Bahcesi mecburen en kısa zamanda bu işi öğle veya böyle bitirmek zorunda,kalacak ve bitirecek.
    Diğer taraftan, erdoğan ağzı ile kuş tutsa ne Avrupalılar nede Amerkalılar onu muhatap almazlar ve kendisinede inanmazlar.Çünkü
    Trump ile oynadıkları gizli oyunlar açığa çıktı.
    Zaten son ABD seçimleri Trumpın gerçek niyeti iyce anlaşıldı.
    Dün ABD yüksek Mahkemesi Trumpın seçimleri iptal başvurusunu 45 dakikada trumpın atadığı hakimlerde dahil hepsi birden görüşmeden red ettiler.

    Türk halkı erdağan ile Trumpin neler çevirdiklerini bilmiyor fakat Anerkalılar en ince ayrıntılarına kadar biliyorlar.

  20. Sen ki ömrünü CIA ve MOSSAD ın dünyayı yönetme operasyonlarını anlatmayla geçiren kişisin, şimdi iktidarı dünyayı yöneten bu egemen güçlerin karşısında yer aldığı için “dünyadan soyutlandık” mantıcıyla eleştirme noktasındaki anlayıştasın! AKP ve Tayyip Erdoğan’ın yanlışlarını göstermek/eleştirmek için dünyayı yöneten şeytani güçlerin safında yer almayı gerektirmez.

    • “şimdi iktidarı dünyayı yöneten bu egemen güçlerin karşısında yer aldıği için”
      Karşılarında yer almiyor onlara maşalık görevi yapiyor.
      Siz bu saçma sapan yalanlarınızı havuza anlatın.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız