“Yaşlı eller dünyayı mahvedecek bir yanlışlığı tetikler mi?” endişesi yeniden hortladı

18
Reklam

Bir zamanlar dünyanın en geniş sınırlarına sahip ülkesi diye bilinen bir Sovyetler Birliği vardı. Kısa süre önce ölen Mihail Gorbaçov devlet başkanlığına gelene kadar hep bir ayağı çukurda denilebilecek ihtiyarların yönettiği bir ülkeydi Sovyetler Birliği. Şimdi onun yerinde Rusya Federasyonu bulunuyor.

Vladimir Putin’in başında yer aldığı Rusya.

Sovyetler Birliği 2. Dünya Savaşı’nda elde ettiği ‘süpergüç’ statüsünü korumak için ABD ile delicesine bir silah yarışı içerisindeydi. Sovyet liderler, yarış sebebiyle vatandaşlarından ülke içerisinde huzursuzluk çıkarmamalarını, ekonomik sıkıntılara göğüs germelerini beklemekteydi. Ülkenin zengin olduğu bilinen kaynakları silah üretimi için kullanılmaktaydı.

Özellikle de nükleer silahlar için…

Diğer ‘süpergüç’ olan ABD’nin kaç nükleer füzesi varsa, Sovyetler Birliği ondan bir fazla nükleer füzeye sahip olmayı amaçlıyordu.

Sovyetler Birliği adını taşıyan ülke bugün yoksa bunun en önemli sebebi, ABD’nin zorlamasıyla benimsediği nükleer alandaki yarıştır.

ABD -Batı dünyası-, savaşmadan, silahlanma yarışına zorlayarak, çökertti Sovyetler Birliği’ni…

O yarışın dünyaya bir yararı oldu ama. İki tarafın elinde birbirlerini birkaç kez yok etmeye yarayacak güçte nükleer silah bulunduğu için, ABD ile Sovyetler Birliği -veya her iki ülkenin oluşturduğu güvenlik örgütleri olan NATO ile Varşova Paktı- arasında sıcak savaş çıkmadı.

Reklam

İki taraf arasındaki rekabete ‘Soğuk Savaş’ ismi verildi; aralarındaki yarış için de ‘dehşet dengesi’ sıfatı kullanıldı.

[ABD’nin ürettiği ilk nükleer füzelerin üzerlerine gönderildiği Hiroşima ve Nagasaki kentlerinde 200 binin üzerinde Japon hayatını kaybetmişti. İşin şakasının olmadığı o dehşetten beri biliniyor. Tarih: Ağustos 1945.]

Uzun yıllar boyunca, birbiri ardına Moskova’da yönetime gelen yaşlı liderlerin, titreyen elleriyle yanlışlıkla nükleer butona basabilecekleri endişesi yaşandı.

Son büyük savaş –2. Dünya Savaşı– sonrasından Berlin Duvarı’nın yıkıldığı 1989 yılına kadar global planda ilkokul çocuklarının bile ezberinde olan ‘nükleer’ sözcüğü, duvarın yıkılıp Avrupa ve Orta Asya’daki bağlı ülkelerin Moskova’yla ipleri koparmaları ve Sovyetler Birliği’nin çözülüp tarihe karışması sonrasında gündemden düşmüştü.

‘Nükleer’ sözcüğünün yeniden kullanıma girdiği günlerde yaşıyoruz.

Elinde Sovyet döneminden kalma nükleer silahlar bulunan Rusya’dan onların kullanılabileceği yolunda tehditler yükseliyor.

Önce dışişleri bakanı Sergey Lavrov birkaç kez o tehdidi ima etti.

Fazla aldıran olmadı.

Reklam

Dün ise, bizzat Putin’in ağzında aynı tehdit yerini aldı.

Batı’nın ülkesine karşı nükleer tehditte bulunduğunu ileri süren ve “Bizim de karşılık verecek çok silahımız var, blöf yapmıyorum” uyarısında bulunan Putin, ülkesinin işgal ettiği bölgelerin ve haklarının ‘güvenliği’ için ‘her imkânı’ kullanacaklarını duyurdu.

“Her imkân” ile kast edilenin ‘nükleer silahlar’ olduğu belli. 

Putin’e cevap iki ağızdan geldi. 

Önce ABD başkanı Joe Biden, “Rusya’dan başka hiçbir ülke çatışma istemiyor” dedi ve “Nükleer savaşı kimse kazanamaz, olmamalı” diye ekledi. Ardından NATO genel sekreteri Jens Stoltenberg devreye girdi ve Putin’in kısmi seferberlik ilanını ‘tehlikeli ve sorumsuzca’ bulduğunu söyledikten sonra, “Nükleer savaş yaşanmamalı” da dedi.

NATO olarak Moskova’nın bu yoldaki niyetlerini ciddiye aldıklarını da belirtti Stoltenberg.

‘Dehşet dengesi’ yeniden başını göstermiş oldu böylece.

Ukrayna savaşında işler Putin için iyi gitmiyor. Ukrayna yönetimi Rusya’nın işgal girişimini bir ‘istiklal savaşı’ haline dönüştürmeyi bildi. Yalnız silah altındaki askerler -Ukrayna ordusu- savaşmıyor Rusya’ya karşı, Ukrayna halkı da cephede vuruşuyor.

İşgal altındaki yerlerden Rus ordusu geri çekilmek zorunda kaldı.

Füzeler Rusya sınırları içine de düşmeye başladı.

Moskova’nın Rusça konuşanların çoğunlukta olduğu Ukrayna bölgelerini referanduma zorlayarak Rusya’ya katma projesi devrede. Bu da Putin’in yenilgiyi kolay kabul etmeyeceğini ve savaşı bir başka boyuta taşımaya kararlı olduğunu gösteriyor.

Savaşla ülkesine yeniden Sovyetler Birliği dönemindeki ‘süpergüç’ statüsü kazandırmayı ve o yolla sınırlarını bir kez daha genişletmeyi planlandığı düşünülen Putin, bunu Rus ordusunun zaferleriyle gerçekleştirmeyi umuyordu.

Rus savaş makinasının Ukrayna gibi nispeten küçük bir ülke ordusu karşısında başarısız kaldığı gerçeği ortaya çıktı. Konvansiyonel silahlarının yeterince modern olmadığı anlaşıldı.

Bu tablonun Rusya’dan çekinen ve bu sebeple yanında görünme ihtiyacı duyan eski Sovyet cumhuriyetleri üzerindeki olumsuz etkileri daha şimdiden fark ediliyor.

Ermenistan’ın Azerbaycan’la çıkan sıcak çatışmalarda Moskova’dan istediği yardım cevapsız kaldı.

Kırgızistan ile Tacikistan arasında ölümcül çatışmalar patlak verdi. 

Şangay İşbirliği toplantısında, örgüt üyesi Çin ile Hindistan’ın liderleri, Putin’i savaş politikası yüzünden herkes tarafından duyulacak biçimde alenen eleştirdiler. 

Putin ’kısmi seferberlik’ ilanıyla askerlik çağı gelmemişler ile o çağı çoktan geride kalmışları da silah altına çağırarak ülkesi içerisindeki huzursuzluğu daha artırabilecek bir adımı atmak zorunda kaldı.

Arkası gelecektir.

Putin nükleer tehdidini ‘tehdit’ olmaktan ileriye götürebilir mi? Şimdi gündemdeki soru bu.

Verilen cevaplardan bundan kuşku duyulduğu anlaşılıyor. Belli ki, Putin’in “Blöf yapmıyorum” demesi bir zaaf ifadesi olarak yorumlanıyor.

Ancak yine de, ülkesinde ipleri elinde tutan bir konumda bulunduğu -diktatör olduğu- için, iktidarını zayıflatacak çapta bir karşı çıkışı savaş tetiklediği takdirde, en çekinilen yola başvurabileceği de herhalde hesap dışı tutulmuyordur.

Dünyamız, Sovyetler Birliği ile ABD, veya NATO ülkeleri ile Varşova Paktı ülkeleri arasında gerilim yaşandığı uzun yıllar boyunca (1945-1989) rahat ve huzur yüzü görmemişti. 

Yeni dönem de huzuru kaçıracak gibi. 

Köşeye sıkıştırıldığı hissine kapıldığı, her şeyi yapabileceği izlenimi veriyor Putin.

Şimdi ABD’nin başında nispeten yaşlı -79 yaşında- bir lider var. Onun titreyen elinin nükleer butona yanlışlıkla basabileceği endişesine kapılmamak elde değil.

Güzelim dünyamız ne hallerde.

ΩΩΩΩ

Reklam

18 YORUMLAR

  1. Batı’nın ülkesine karşı nükleer tehditte bulunduğunu ileri süren ve “Bizim de karşılık verecek çok silahımız var, blöf yapmıyorum” diyen Putin.

    Kim Putin’e karşı nükleer tehditte bulunmuş? Hangi provokatör? Eksik habercilik! Bölgesel çatışmalarda herşey kullanıldı, iş tek bir nükleer silaha kaldı! Biz de ucuz kultulamayız, payımızı alırız bu çılgınlıktan. Çin’i bilmem ama Hindistan’ın tutumu gayet net ve alkışlanacak tavır! Bizimkilerin fotoğrafta göründüğü kadar bir ağırlığı olduğu şüpheli…

  2. Batının kendi arasındaki savaşlarda biz yerimizde durmalı ve güçlü olmalıyız, yoksa 1. dünya savaşı gibi gireceğimiz anlamsız bir savaşta bize yine Mondros ve Sevr gibi Osmanlıyı bitiren anlaşmaları dayatabilirler. İçimizdeki Batı taraftarları gerçeği görmeli ve batılıların oyunlarına gelmemelidir. Yoksa bir Suriye ve Ukrayna olmamız işten bile olmaz. Dağılan düzeni toparlayacak bir Atatürkte her zaman gelmez.

      • Muhtemelen İngiltere’nin isteğiyle Suriye yönetimiyle görüşmeye gideceğini duyuran ancak Beşar Esad’ın görüşmeyi iptal etmesiyle attığı havayla kalakalsan Doğu Perinçek ile müstafi akpartili çırağı tank palet fabrikasına 7 sene kağıt üzerinde yaptığı sahiplik bedeli olarak 10 milyon dolar kar aldığını söyleyen Ethem sancak’ı kastediyordur ama onlar anti-kunti Amerika’ncı biliniyorlar:))

      • kastettiğim belli bir kesim ve isim yok, genel olarak milli değerlere sırtını çevirmiş batının piyonluğunu yapanları kastediyorum.

  3. Neyse endişe etmeye gerek yok dünyanın yeni patronu İngiltere başbakanı Amerika’da görüştüğü 3.dünyanın liderine Ukrayna’nın kazanacağı bilgisini verdikten sonra herkes uktaynaya destek olsun demiş.

  4. PISIRIKLAR – PSİKOPATLAR
    Dünyanın ve genel olarak ülkelerin kaderi, maalesef bir yanda statükocu pısırıklar ile diğer yanda psikopatların elinde.
    Sağduyulu, insiyatif alabilen, önsezili ve aksiyoner idareci maalesef yok.
    Dünyanın tamamına da bakmaya gerek yok.
    Dünyanın jandarması dediğimiz ABDye bakarmısınız!
    Psikopat Trump gitti. Yerine pısırık Biden geldi.
    Ve pısırıkların boşluğunu maalesef psikopatlar doluruyor.
    Zira doğa gibi siyaset de, uluslararası ilişkiler de boşluk kabul etmiyor.

  5. ABD nin dışişleri eski! bakan yrd ! (abovv) bizim tvlerde konuşuyor,
    (bizde aktif bir bakan bile konuşamıyor çok garip) ve diyorki,
    bundan sonraki hükümet ile çalışacağız! vay ki nevay!..
    ama şimdilik ! bu hükümet lede çalışacağız (vay sizin…)
    kıprısta güneyi annan planı oylaması ..
    hemen aldınız AB ‘ye!…
    kih kih..
    kem küm, yanl…
    geeççç..
    yani düğmeye basmıyorlar!
    yuvarlak ne varsa top çevirme kuzu çevirme yandan çark etme..
    hatta meşhur deliğe süpürme (kırmızı düğmede yuvarlak delikte😯)
    kimse bir düğmeye basmadan da altta kalabiliniliyor !
    yeterki sen iste, kendi rızası vardı diyor geçiyor.

  6. Başkan Erdoğan’la birlikte diklenmeden dik duran Türkiye, dayak yemediği gibi, vurdu mu oturtturuyor!
    Azerbaycan-Ermenistan savaşına seyirci kalan Rusya, Türkiye’nin geliştirdiği SİHA’lara talip.
    Dik durabilmemiz sayesinde onca alt ve üstyapıları gerçekleştirdik. Savunma sanayiinde ve enerji konusunda dev adımlarla yeni bir çığır açtık.
    IMF’nin borcunu kestik; artık kanunlarımızı dışarısının telkinleriyle çıkarmıyoruz.
    Dışarıdan bakan da ithal etmiyoruz.
    Hepsinden önemlisi, milletçe pösteki saymıyoruz. Herkes işine gücüne bakıyor, sahip olduğumuz enerjiyi toprağa değil, kalkınmaya harcıyoruz.
    Mevcut pahalılık ve ekonomik savaşla, dik duramayan bir Türkiye’de karşılaşsaydık çoktan sıfırı tüketmiş ve IMF’nin eline tutsak olmuştuk.
    Kim ne derse desin; ayağa kalkan Türkiye, bugünkü sıkıntıları da aşacak ve alnı açık, başı dik olarak yoluna devam edecektir.

    • “Başkan Erdoğan’la birlikte diklenmeden dik duran Türkiye, dayak yemediği gibi, vurdu mu oturtturuyor”

      Bence El öpüyor, Ayıya dayı diyor.
      Fatih sultan Mehmet. yavuzlar, Atatürk ön cephede ev savaşmıştır.

      Kemal kılıçdaroğlu, oğlunu hiç torpil yapmadan Askere göndermiştir. Bilal Erdoğan Askerlik yapmamıştır. suriye savaşında Erdoğanı cephelerde görmedik.

      Garibin çoçukları vatanı savunuyor bu uğurda nice aileler çoçuklarını kaybediyor kimileride sarayda keyf çatıyor Kömüş yoğurdu, kestane balı, Hurma ve birazda yulaf yiyor evet doğrusun Kömüş yoğurdu güç veriyor cephede Erdoğan Düşman Askere ” vurdu mu oturtturuyor”

    • Elimizde hiç bir somut kanıt yok geleceğe umutla bakabilmek için. İş İHA/SİHA yapmaktan ibaret değil. Tüm göstergeler işlerin iyiye gitmediğini söylüyor. Türkiye demokrasiden uzaklaştıkça, kötü bir yönetimin keyfi kararları ile hem bugünü hem yarını zarara uğratıyor. Paramız daha güçsüz, borç daha fazla, bütçe açığı çok yüksek, hazine boş, eğitimsiz ve işsiz geniş bir nüfus var, araştırma ve geliştirmede yokuz, enflasyon almış başını gitmiş. Gerçekten hangi göstergelerle umutlu olmasını bekliyorsunuz geniş halk yığınlarının. Ülke olarak demokrasiye dönüş yapmazsak bu günleri de arayacağız. Hesap vermeyen hiç bir iktidar ülkeyi iyiye götüremez. Bu iktidar hesap vermiyor, karar alırken sormuyor, halkın büyük bir çoğunluğunun karşı olmasına rağmen yalan ve kandırmaca ile iktidarını sürdürüyor. Zorlayınca başörtüsü diyor. Yani bunun dışında ne verdi bu iktidar bu ülkeye. Bir de betondan ve borçtan başka.

  7. Yazardan alıntı:
    „Güzelim dünyamız ne hallerde“

    Ikinci dünya savaṣını bir diktatör çıkardı. Bu günlerde de dünyayı bir diktatör tehdit ediyor.
    Dünyanın geleceğini güvenceli bir hale getirmek için diktatörler ve otokrat liderlerle yönetilen ülke insanlarının demokratik sistemi öğrenmeleri ve tercih etmeleri lazım.
    Oylarını otokrat liderlere veren herkesin ṣapkasını önüne koyup düṣünmesi lazım. Seçtikleri insan bir gün dünyayı ateṣe verebilir.

    • Otokrat ve diktatörler hiç bir ülkede barış, huzur, refah getirmedi. Sadece demokrasilerin bu şansı var. Bunu görmemek ve körü körüne tek adama hala oy vermek ancak saf olmakla açıklanabilir. Daha iyisini hakediyoruz.

  8. ya kıyametler kopacak, yada dünya batacak.
    bu dünyayı yok etme hevesinden vazgeçerlermi ozaman bilemem ancak,
    ne yaşanacak bir dünya kalacak, nede yeraltı zenginliği, yerüstü menfaatleri…
    Ama şu gerçek:
    -Putin lazkiye limanını 50 yıllığına kiralayacak
    -trump İskenderun limanına dünyanın yatırımını yapacak,
    -israil güneydeki tüm topraklarımızı ekip biçebilmek için sarayın önünde kamp kuracak😊. (hemen önüne bir kağıt sürülecek, kudüs uluslararası turizme açılacak, bizden en uzağa çekeceksin tüm uzunlarını, gazzeyi çözeceksin🙂, benim ata tohumumu da bana ekip biçeceksin😂🤗😂)
    -Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ni tanıyacaklar tüm devletler inşallah!
    bunlar ne zaman yapılır olur, olur mu bilemem ama, olursa eğer,
    sayın RTE’nin CB olduğu dönemde olması çok anlamlı olur🤗.

    • bütün bunlar hayal gibi gelebilir çoğumuza, lakin olması gereken hangisi?
      – ben yaparım ne istrsem olacak mı?
      – dünya ne istiyorsa o olsun mu?
      bunu gerçekleştirmek için ne yapmalı?
      -kırmızı düğmeye basmak mı?
      -kıçlarına tekmeyi basmak mı?
      *o nasıl olcek dersen:
      -gir bunca zaman para döktüğün, gencecik..
      35 km mi?
      50’ye çıkar bakalım! kim ne diyecek?

  9. Cebinde 40-50 bin doları olanlar daha şimdiden Rusya’ya ticari alan kapmak için akınlara başlamış durumda. Putin bu amaçla gelenlere “bizim için yararlı” diyerek her türlü kolaylığı sağlıyor.

  10. Asıl tehlike Amerika’nın elleri titreyen yaşlı başkanının bir kazaya sebep olabileceği ihtimali mi yoksa küçücük coğrafyalarda itiş kakış yaşamaya mecbur olamadıklarını düşünen ve gözlerini uçsuz bucaksız geniş coğrafyada 140 milyonun yayıla yayıla yaşadığı arazilere diken Hindistan Çin gibi milyarlık kalabalıklar mı?

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız