Yeni dönemin özelliklerini en iyi anlayan MHP ve lideri.. En az anlayan ise…

34

Türkiye 2017 yılında yapılan anayasa değişikliği referandumuyla ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne (CHS) geçti ve o günle birlikte siyasetin ölçüleri değişti. Önceki bütün ölçülerin geçerliliğini yitirdiği bir dönem içerisindeyiz. 

Siyasi alanın içerisinde bulunan, partilerde önemli görevler üstlenmiş olanların bir bölümü bu gerçeğin farkında, bir bölümü ise farkında değil. 

İktidar veya muhalefet sorumluluğu taşıyanlardan yeni dönemin özelliklerinin farkında olanlar ilk seçimde o özellikleri kendi lehlerine kullanabilmek için şimdiden derin hesaplar yapıyorlar.

Farkında oldukları halde yapılan hesapları bozmak isteyenler de var ve onlar da devredeler…

Bazıları ise şartların değiştiğinin hiç farkında değil. Onların dıştan bakınca anlamsız gelen çıkışlarının sebebi öngörüsüzlükleri; öyleleri çıkışlarının içinde yer aldıkları cephenin hesaplarını bozduğunu da fark edemiyorlar.

Birincilik MHP ve Devlet Bahçeli’nin

Hesabını doğru yapanların başında MHP ve lideri Devlet Bahçeli geliyor.

Daha önce varlığını sorguladığı, icraatlarını en yıpratıcı ifadelerle eleştirdiği iktidarla cephe arkadaşlığını aklına koyduktan sonra, AK Parti’yi sistem değişikliğine zorlayan MHP’ydi. “Gelin istediğiniz sistem değişikliğini birlikte gerçekleştirelim” çıkışıyla CHS’ye geçişin yolunu aralayanın Devlet Bahçeli olduğunu biliyoruz.

Reklam

MHP’nin sistem değişikliği sonrasında oy kaygısı kalmadı.

Yeni sistemle birlikte ortaya çıkan ‘ittifak’ yapılanması yüzde 10 barajını işlevsiz bıraktığı için, ittifaklar içerisinde yer alan partilerin sandığa yansıyan oy oranlarının tek önemi, Meclis’e girmesini sağladıkları milletvekili sayısıyla sınırlı. Yüzde 1 alan parti bile, bir ittifak içerisinde yer alıyorsa, Meclis’te temsil edilebiliyor.

Gözlerden kaçan bir nokta daha var: MHP’nin siyasi alandaki etkisi içinde yer aldığı ittifakla da sınırlı değil; istediği zaman “Eve dönün” çağrısında bulunabileceği bir grup eski MHP’li tarafından kurulmuş bir parti karşı ittifak içerisinde yer alıyor.

O çağrıyı da yaptı Devlet Bahçeli.

Devlet Bahçeli dün de, seçimlere neredeyse üç yıl gibi bir süre varken, “Bizim cumhurbaşkanı adayımız Tayyip Erdoğan’dır” deyiverdi.

Tamamen farazi olarak olaya bakıyorum: Seçim günü yaklaştığında o dönemin şartları Erdoğan’dan başkasını aday göstermeyi gerektirecek olursa, AK Parti’ye öyle bir yolu şimdiden kapatmış oldu bu çıkışıyla Devlet Bahçeli.

AK Parti muhtemelen Bahçeli’nin çıkışının bu yönünü görmeyecek, çıkışı iktidarda kalmasını desteğiyle sağlayan ittifak ortağının samimiyetine verecek ve MHP’nin teşvik ve telkinlerine daha açık hale gelecektir.

Hiç kuşkunuz olmasın, CHS’ye geçişle birlikte başlayan yeni dönemin özelliklerinin en fazla farkında olan ve o özellikleri siyasi çıkarı için en etkili biçimde kullanan parti MHP’dir.

Reklam

Bunun mükafatını da iktidardan fazlasıyla alıyor zaten.

[MHP bu siyaset mühendisliğini zor günlerde öğrendi. 1980 öncesinde savunduğu görüşler ve siyasi alanda yüklendiği sorumluluklar 12 Eylül (1980) darbesi ile kesildiğinde, MHP’nin o zamanki kadrosu yıllarca hapislerde yatmak zorunda kaldı. Darbecilerin vaktiyle kendilerinin savundukları görüşler istikametinde icraat yaptıklarını gördüklerinde, “Biz içerideyiz, fikirlerimiz iktidarda” tespitini yapmıştı MHP kadrosu. Şimdi ise daha kolay yoldan fikirlerinin iktidarda olmasıyla övünebilirler.]   

AK Parti az yararlandı, Akşener ise…

MHP tarafından yönlendirilmiş olsalar bile, kendilerinin arzu ettikleri anayasa değişiklikleriyle gerçekleşmiş olan ‘CHS’ ile birlikte başlayan yeni dönemin özelliklerinden en az yararlanan parti ise AK Parti.

Daha geniş bir açıdan bakılacak olursa, yeni dönemin özelliklerinden en fazla zorlanan parti de o. 

Yeni dönem gerçek anlamda iktidar olabilmek için ‘yüzde 50+1’ oranında oy almayı zorunlu kılıyor. Bu da AK Parti’yi MHP ile iki ayrı vücut oldukları halde birbirine yapışık doğan ‘Siyam ikizleri’ durumuna getiriyor. 

[Eski dönemde, iktidar olabilmek için çok daha az bir oy yeterliydi. AK Parti 2002 seçiminde aldığı yüzde 35 civarında oyla Meclis’teki sandalyelerin üçte ikisini kazanarak iktidar olabilmişti.]

Herhangi bir sebeple MHP’nin beğenmeyeceği bir siyasi tavır sergilemesi gerekse, bugün bunu yapamayacak halde AK Parti.

En kötüsü ise şu: Meclis’teki sandalye çoğunluğunu MHP desteğiyle elde etse bile, cumhurbaşkanlığı seçimi için de gerekli ‘yüzde 50+1’ oy oranı MHP desteğine rağmen sağlanamazsa ne olacak?

MHP’den İYİ Parti’ye yapılan “Eve dönün” davetinin altında bu soruya cevap arayışı yatıyor.

Cumhur İttifakı oylarının cumhurbaşkanı seçimini zora düşürecek oranda seyrettiğinin farkında olunduğu için MHP o daveti yaptı.

Bunu, iktidara “Merak etme, sorunun farkındayız ve çözüm için formül üretebiliriz” mesajı olarak anlayabiliriz.

İYİ Parti’nin o çıkışa verdiği olumsuz cevap kapıyı kapatmış oldu mu?

Yazının bir yerinde yeni dönemin özelliklerinin henüz tam farkında olmayan siyasilerden söz ettim. İYİ Parti lideri Meral Akşener’i o kategoride görüyorum. İçinde yer aldığı muhalefet cephesinin doğal olarak sahiplendiği hedefler ve o hedeflere varma yöntemleri konusunda kafası karışık bir görüntü veriyor İYİ Parti lideri.

‘Millet İttifakı’ içerisinde yer almanın yararını genel ve yerel seçimlerde fazlasıyla gördüğü halde…

Son cumhurbaşkanlığı seçiminde adaylıkta ısrarı yanlıştı; HDP’nin siyaset aritmetiğindeki önemini de tam göremediğini her fırsatta belli ediyor. En son Selahattin Demirtaş’ın cezaevinden yaptığı “Bir kahve içmek üzere ev ziyaretinde bulunma” farazi teklifini ‘kan davası’ benzetmesi eşliğinde kabul etmesi de aynı minvalde.

İçinde yer aldığı ittifakın zayıf halkasını teşkil ediyor İYİ Parti ve Meral Akşener.

Üç yıl sonra yapılacaksa seçim, o zamana kadar tarafların senkronize olması mümkündür; ancak ya seçim tarihi çok erkene alınırsa ne olacak?

Bu soruya verebileceğim cevap şu: Seçimlerde hesabını doğru yapan kazanır. Bu defa da öyle olacaktır.

ΩΩΩΩ

34 YORUMLAR

  1. Son iki yıldır Maliye Bakanı Berat Albayrak’tan en çok duyduğumuz cümle “En kötü dönemi atlattık” olmuştur. Demek ki önce en kötü geliyor sonra Berat Bey o en kötüyü kovalıyor fakat en kötü yine geliyor o yine kovalıyor falan. Bunun ekonomi biliminde bir karşılığı var mı bilmiyorum ama bu ayda bir trafik kazası yapan bir şoförün halen hayatta olması ile övünmesine benziyor.

  2. Sayın yazarın zillet ittifakının akibetiyle ilgili bu denli endişelenmesine gerek yok kanımca; çünkü tam bağımsız büyük türkiyeye omuz verenlerle mandacı mankurtlar arasındaki ayrım nettir, iki kutuptan birbirine seçmen kayması pek mümkün değil, belki birkaç kişi…
    Madamın partisi için de bu böyle; ip seçmeni mhp den çok chp ye yakındır, bir de fetö ve süleymancı gladio örgütleri var tabii…

  3. Siyaset bir hesap işidir.Siyaset bir gönül işidir.Siyaset peygamber mesleğidir.Siyasetsiz bir dünya olamaz,bir ülke de olamaz.Yalnız bizim ülkede siyasete yanlış gözle bakan da oluyor az da olsa.Siyaseti sürekli kötü gösteren iki kesim var Türkiye de.Biri memur kesimi biri de medya kesimi.Yalnız herkese bir sorum var:Siyasetçinin olmadığı dünya ülkeleri dünya sıralamasında hep gerilerde.Krallıkla ve sıkıyönetimle yönetilen ülkelerde.Siyaset herkese lazım;hesap meselesine gelince,MHP çok güzel bir hesap yaptı.Gercekten bu taktik meselesi;yüzde 10 oy alarak iktidar oldu ve hükümet oldu.Şimdi soruyorum:bizim sayın Cumhurbaskanımıza soru soracak MHP den baska biri çıkar mı TÜrkiye de? Çünkü çıkmaz .Bizim reis Bahçeli den başka kimseyi dinlemez.Hadi akp nin içinden milletvekili çıksın bişey söyleyebilsin.Milletvekilleri tv ye bile çıkıp konusamaz oldular.Milletin içine inebilirler mi bilmem?O eski akp nin adı kaldı,kendisi yok artık.Ama türkiye yi öyle bir hale getirdiler ki:ya bizdensin ya karşı taraftansın.Üçüncü bir doğru yok.O karşı tarafı da bu millet az çok biliyor.Chp nin içinde oldugu hiçbir ittifakın kazanacagına inanmıyorum.Yani bu milleti mhp ye mecbur ettiler.Bu dönem böyleydi,sayın Bahçeli gelecek dönemin de temellerini attı.Gerçekten garip bir bürokrat ve memur hükümetine mecbur kaldı Türkiye.Herkese iyi akşamlar.

    • AKP kalmadı onun yerine RTE veriyorlar, onu da beğenmezsen DB veriyorlar. Eh onu da beğenmezsen sen de fazla oldun deyip Takviye Hazır Kuvvet çağırıyorlar. 🙂

  4. Ekranlarda AKP’nin dış politikasını savunan destekçilerinin (ki bir kısmı AKP üyesi değil), yapılan eleştiriler karşısında dile getirdikleri üç argümanı var:
    1. Ulusal güvenlik, siyaset üstüdür!
    2. Uygulanan hükümet değil, devlet politikasıdır!
    3. Geçmişte yanlışlar yapıldı ama önemli olan bugün doğru yapılan işin arkasında birlik olmaktır!

    Yüzeysel bir bakışla üç gerekçe de doğru gözüküyor ama değil, sorun da buradan kaynaklanıyor.

    1. Ulusal güvenliğin siyaset üstü olmasından kastedilen ancak ‘günlük kısır siyasi çekişmelere alet edilmemesi’ olabilir. Zira ulusal güvenlik siyasetin ana gündem maddelerinden birisidir ve muhalefet partileri pekala yanlış buldukları politikaları eleştirebilir.

    2. Uygulanan hükümet politikası değil devlet politikası olsaydı, devlet ulusal çıkar gereği, Mısır’da bugün kimin iktidar olduğuna bakmaksızın, devletten devlete ilişkiyi sürdürürdü. Demek ki uygulanan R.T.Erdoğan’ın İhvancı (Siyasal İslam) dış politikasıdır. (Suriye, İsrail v.b. de buna ekleyin)

    3. Birlik olmak nasıl sağlanacak? Cumhurbaşkanı ve Başkomutan sıfatlarını üzerinde taşıyan kişi aynı zamanda fanatik bir siyaset izleyen AKP Genel Başkanı’dır. Yani muhalefet de dahil olmak üzere tüm millet AKP Genel Başkanı’nın emrine mi girecek!

  5. MHP yararlanıp da ne yapıyor merak ettim. Sadece 40 küsur milletvekili çıkarmak mı yararlanmak. Ne bakanlık, ne başka bir şey talep etmeden kayıtsız şartsız angaje ediyor. Diğer taraftan sağlığında Erdoğan’ın yerine başka birini aday göstereceğine inanıyor musunuz gerçekten? Dolayısıyla yorumunuzdaki varsayımları dayanaksız buldum.

  6. “Gelin istediğiniz sistem değişikliğini birlikte gerçekleştirelim” demeseydi Bahçeli, bugünkü siyasi tablo nasıl olurdu? Bu soru, üzerinde düşünülesi bir sorudur ve bunun cevabı, bizi, Türkiye’de siyasetin nasıl şekillendirildiğine(!) götürecektir.

    Öncesinde AK Partinin “Başkanlık Sistemi” dahil bütün icraatlarını elinin tersiyle iten Bahçeli’ye, “Gelin istediğiniz sistem değişikliğini birlikte yapalım” dedirten ne olmuştur: Bahçeli’nin siyaseten çok vizyoner olduğu mu; 2000’li yıllarda yapmış olduğu hükümet ortaklığından edindiği tecrübeler mi? Peki bu hasletlere sahip bir Bahçeli, nasıl oldu da
    uzunca zaman iktidar dışında kalabildi?

    28 Şubat sonrası Bahçeli’yi hükumete yamayan güç -gerektiğinde; 2001’de olduğu gibi erken seçim kararı da alabilecek bir siyasi ağırlığı ona bahşemişti- ki, 2017’de de bu sözü (Gelin istediğiniz sistem değişikliğini birlikte yapalım ile) ona söyletme kudretini verdi!
    Bu, AK Partinin artık çıkılmaz bir girdaba düştüğü ve aslında onu kendi silahı ile vurabilecek bir “can simidi” niteliğindeki “altın vuruştu”.

    Her birimiz ‘AK Parti kuruluş amacı ve ilkelerinden şaştı” demiyor muyuz?
    Bu savrulmanın miladı, AK Partinin büyük yolsuzluklar ile anıldığı tarihe kadar gider. Yazık oldu; demokrasi ve ekonomide büyük icraatlara imza atan AK Parti bunu devam ettiremedi: İkbal, siyasi ihtiras ve mal kaygısı ilkelere ve yol arkadaşlarına galebe çaldı ve ülkemiz gerisin geriye gidiverdi!

    Bunun vebali sadece AK Partiye de mal edilmemelidir belki; ülkemizin demokrasi yürüyüşünde onu akim bırakan “devletlu” buyurganlık ve buna memur olanlar da bundan nasiplenmelidir artık. Yani toplumda, Demokrasiyi, gerek fiili gerek perde gerisindeki girişimleri ile alt etmeyi isteyen aktörleri görebilecek bir uyanış, bir kendine gelme gerçekleşmeli ve bunu yapanlara fatura kesme gerçekleşmelidir.

    Ne acıdır ki; siyasi ikbalini halka borçlu olan -tabii ki,bazı siyasi isimler hariç- politikacılar, iş taraf olmaya vardığında halkın tarafını seçmemektedirler. Bunu en yakın örneğini 2018 seçiminde Akşener’in tavrında gördük. (Kendince haklı olabilir; netekim! bakanlık yaptığı o netameli günlerde “yağlı kazık…” sendromuyla “siyaset dışı kudretin” karanlık yüzünü müşahade etmiş olmalı ki, hala o korku üzerinden gitmişdeğildir zahir).

    Şimdilerde bu kanaat hasıl olmaya başladı bende: Devlet, siyaseti; seçimleri, sandığa giden halkı, siyasi partileri bir araç olarak kullanıyor…toplumu idare edebilme, kontrol altında tutabilme adına. Baksanıza hep o haklı çıkıyor.

    Netice itibariyle uzun iktidarları döneminde kala kala CHP’ye fark atabilecek Devletçi bir AK Parti kaldı. Bunu sizde görebiliyorsunuz.

    Boşuna Devlet ismini bırakmış olamazlar Bahçeli’ye…Siyasette, devletin izdüşümüdür o. Yoksa, siyasi yetkinlik olarak, Devletten aldıklarını “siyaset pazarında” vitrine çıkarmasının haricinde, çağımızın siyasetçi koşullarını zatında mündemiç kılacak bir aktör olarak ben onu göremiyorum.

    İktidarda ‘en baba söz’ (yetki) Bahçli’ye ait. Geriyeinsanın şunu diyesi geliyor: Politikacılarımız işte bu kadar halk içinden…işte bu kadar Halkçı.

    • Ne yazık ki tespitleriniz doğru, sayın Günay. Türkiye’de siyaset ve siyasal partiler, onyıllar boyunca hiç, ama hiç değişmeden kalan bürokratik devlet aygıtının çizdiği şablon ve sınırlar içinde rol üstleniyorlar. Bir asırlık cumhuriyet tarihinden söz ediliyor. Ama, o bir asıra sivil bir anayasa sığdıramamış bir ülkeyiz.

      Devlet, işler istediği gibi gitmediğinde, asker eliyle darbe yapıyor. Darbeciler, devletin ‘ali çıkarları’nı gözeten bir anayasa peydahlıyor. Bir de buna kapı gibi sağlam bir “Siyasi Partiler Kanunu” ekliyor.

      Kimin milletvekili olacağına partilerin liderleri karar veriyor. Güreşçi, güreşçiliği sayesinde, milletvekili. Motosiklet sürücüsü, motosiklet sürücülüğü sayesinde milletvekili. Topçu, topçu ve gol krallığı sayesinde milletvekili. Siyasetçilerin ezici çoğunluğu inşaatçı, işadamı, özellikle de partilerin belediye meclisi üyeliklerinde.

      AK Parti, ilk dönemlerinde, devletin bu şablonunun dışına çıktı. Vesayet rejiminin, yani ordu ve yüksek yargı ile güvenlik bürokrasisinin iktidar üzerindeki tekelinin karşısına dikildi. Gülen Cemaati kadroları bunda kritk bir rol oynadılar (o arada kendi önlerini daha da açmak için bir dolu numara çektiler). Devlet, ilkin Gülen Cemaati’ni devreden çıkardı. Ardından Erdoğan eliyle AK Parti’nin içini boşaltıp onu kitle partisi olmaktan bir aile şirketi partisine dönüştürdü. Sonra da, Bahçeli eliyle, vesayet rejiminin vazgeçilmezi olup o vesayetin üzerine inşa edildiği “güvenlikçi siyaset”e geri dönüldü.

      Türkiye’de yaşayan insanların demokratik bir kültürü ve demokratik zihniyeti yok.

      İnsan hakları, özgür basın, evrensel ve adil bir yargı sistemi, yolsuzluklara izin vermeyen bir kamu ihale yasası. . . Bu ve benzeri düzinelerce şey halkımızın duyarlı olduğu meseleler değil. Siyasetçilerin onun kendi kimliğini yücelten hamaseti etkili oluyor oy verme davranışında. Bir de toplu iş sözleşmelerinde ve memur maaşlarında enflasyona yakın bir ücret artışı alıp alamayacağı.

      Böyle oluyor, çünkü demokratik zihniyete sahip olabilmesi için bir toplumun, demokrasi için mücadele etmiş kuşaklardan geliyor olması gerekir. Batılı ülkelerin farkı burada. Yüzbinlerin kanı ve canı var Avrupa demokrasilerinin tarihsel arkaplanında.

      Yaşı 50 ve üzeri olanlar için çok aşina bir resim var önümüzde:

      Yine PKK’ya karşı operasyon haberleri.
      Yine sınırlarımız içinde bölünme, sınırlarımız dışında beka sorunu.
      Yine gençliğimizden beri bildiğimiz, kendileriyle birlikte yaşlandığımız parti liderleri.
      Onyıllardır olduğu gibi.

      İnsanlar için değil bu düzen. Gerçek iktidar sahibi vesayetçi devletin düzeni.

      Halkın pek bir şikayeti yok.

      Milliyetçiliği ayaklar altına aldım diyen adamı alkışlıyor. Üç gün sonra, milliyetçiliğe takla attırıp milletin yarısının milliyetçiliğini beğenmeyip onları gayrı milli ilan ettiğinde, aynı adamı yine alkışlıyor.

      Evet diyor, halk, “Kahrolsun Ergenekon Terör Örgütü!”
      Kahrolsun dedikleri içeriden çıkıp başa geliyor, halk yine “Evet” diyor, “Kahrolsun FETÖ!”

      “Komşularla sıfır sorun. Avrupa Birliği ile kurumsal ilişkiler” deniyor, “İşte dış politka böyle olur!” diyor. Sonra, Türk’ün Türk’ten başka dostu olmadığı, yedi düvele karşı savaş verildiği, cennet vatanın elin Avruplası’na yedirtilmeyeceği vs. moduna geçiyor.

      Adam, “Verin bu kardeşinize yetkiyi, doları bir Türk lirası yapayım, alayınızı uçurayım!” diyor. “Yapar mı yapar vallahi, adam dünya lideri” diyor. halkımız. İki yıl geçmeden adam bir doları 6-7 lira yapıyor. Bu kez, “2023’de şu Lozan denilen ihanet anlaşmasının geçerlilk süresi dolacak, bakın o zaman nasıl uçuracağım sizi. Üstelik Karadeniz gazı da geliyor 2023’de” diyor. Adam yine dünya lideri.

      O arada, hali vakti gayet yerinde olan bir avuç aydın Türkiye değişsin, ayağındaki bu vesayetçi devlet oligarşisi prangalarından kurtulsun diye çabaladığı için 70-80 yaşlarında cezaevlerinde.

      İti uğursuzu mafyacısı tecavüzcüsü dışarıda. . .

  7. İki yanlıştan bir doğru çıkmaz…
    Tekeden süt sağılmaz…
    Suda ateş yanmaz…
    Recep Tayyip Erdoğan’dan da Cumhurbaşkanı olmaz…
    Kökeni aidiyeti ne olursa olsun, ister AKP’li ister MHP’li isterse de CHP’li olsun. Her vatan evladı Cumhurbaşkanı olabilir.
    Ne var ki, Recep Tayyip Erdoğan olamaz…
    Milletin terazisi bu sıkleti çekmez…

    Devlet Bahçeli 2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce böyle konuşmuş. Şimdiki siyasi duruşu ise herkesin malumu.

    “Yunan kazansaydı daha iyiydi” diyen M.K. Atatürk düşmanı meczuba muhabbet duyan kişiyi Cumhurbaşkanı olarak destekleyenler, aynı zamanda kendilerinin en büyük Türk Milliyetçisi olduklarını iddia ediyorlar.

    15 Temmuz’dan sonra ‘Beka’nın görünür temsilcisi Hulusi Akar ile Cübbeli Ahmet Hoca’nın Anıtkabir’deki törende gülüşerek samimi el sıkışmalarını da hatırlayalım. Cübbeli Ahmet’in hayatında Anıtkabir’e ilk gidişi buydu herhalde.

    Türkiye eşine ender rastlanır bir içiçe çelişkiler, zıtlıklar, ittifaklar sürecini yaşıyor. Bu sürecin daha fazla uzamayacağını umarım, zira milletin akıl ve ruh sağlığı kaydı.

    • Bugün, ayda en az üç defa CHP’nin vatana ihanetinden söz etmeden yatağa yollanmayan aynı zat, daha üç beş yıl önce, Ekmek için Ekmeleddin deyip CHP ile kurduğu ittifaka oy istiyordu.

      Milletin akıl ve ruh sağlığı konusundaki gözleminize katılamıyorum.

      Milletin akıl ve ruh sağlığı her zaman ne idiyse bugün de o.

      Millet, pazara kadar değil mezara kadar Bahçeli, Erdoğan, M. İnce, D. Baykal gibi tiplerle yürümek istiyor.

      Yüz yıldır yerli ve milli cumhuriyet eğitiminden ve onun devlet kutsayıcı zihniyetinin tornasından geçmiş kuşaklarla ancak bu kadar olabiliyor.

      Kürt milliyetçiliğinden oy devşiren HDP ülkenin üçüncü büyük partisi.

      Bütün muhalefet partilerini bir araya getirseniz bile, beceriksizliği, bilgisizliği, sıradanlığı dolayısıyla yol açtığı bütün bir kepazeliğe rağmen, M. K. Atatürk düşmanı meczuba muhabbet besleyen kişiye karşı bir seçim kazanacağı kuşkulu.

      Atı alan Üsküdar’ı geçtikten sonra, milletin akıl sağlığına, “Çocuklarımıza kuantum fiziği öğreteceğim” diye seslendiğinizde, dudak büküyor, “Şu Lozan ihanet anlaşmasının süresi bir dolsun, bakın sizi nasıl uçuruyorum” diyen kasaba siyasetçisinden dünya lideri peydahlıyor.

      Yerli ve milli ‘çağdaş’ eğitimle, askeri darbelerle, siyasi parti kapatacağım diye Anayasa Mahkemesi’ne koşturmalarla, kara cübbelere bürünüp Anıtkabir’de yürüyüş koluna geçip “Ordu göreve!” pankartları arkasında nümayişle, Kürtlerin dağlarına “Ne mutlu Türküm diyene!” yazıp güvenlik bürokrasisi her daim bu ülkede boruyu öttüren olsun diye ortaya PKK gibi bir garabet salmakla ve sonra kırk yıl boyunca her siyasi iktidara PKK’ya operasyon üzerine operasyon çektirip ‘PKK’yı bitirmek’le, siyasi sembol diye başörtülü gençlerin eğitim hakkını ellerinden alıp demokrat ve çağdaş öğretim üyeleri olarak üniversitelerde ikna odaları kurmakla bu kadar olabiliyor.

      Bağımsız yargı, özgür basın, gelir dağılımında eşitsizlik. . .

      Bu tür meselelerde halkımız bunlardan bir tanesine bile ilk 7 sorun içinde yer vermiyor.

      Varsa yoksa sorun olarak gördüğü şeyler hep para, hep terör ile ilişkili.

      Sormak lazım: Halkımız pek bir çağdaş, pek bir akıllı idi de o mezcuba muhabbet besleyen zat mı o halka elense çekti ve 18 yıldır cumhurun başı olarak halkı başaşağı yürütüyor?

  8. Ben siyasetten hiç mi hiç hazzetmem ! Çünkü bizde siyaset her türlü rezilliğin at koşturduğu bir alandır ve halk arasında da algılama böyledir .Hele D. Bahçeli ile ilgili olarak – taraftarları lütfen beni mazur görsün – olumlu veya olumsuz hiç bir şey söylemem ,söylemeye gerek duymam ! M.Akşener konusuna gelince -çok da tasvip ettiğim bir isim değildir – S. Demirtaşa olumlu cevap vermiştir ki bence de doğruydu ; Hocamızın bu konuda dediğini doğrusu ben tam olarak anlayamadım , sanki doğru bulmamış gibi geliyor ! Eğer gerçekten öyleyse ben de Hocama ‘ olmadı Hocam ,size yakışmadı ,ayıp ettin ‘ derim ! Selam ve saygılarımla.

  9. H.gayret,dünkü mesajında Araplar kadına fahişe,erkeğe fahiş derler demiş.Bu yanlış bilgiyi düzeltmek gerekir.Arapça sözlükten Türkçeye çeviri yapınca şunlar çıkıyor:Arapça da kadına النساء alnisa , erkeğe الذكر aldhikr denir.Fahişe kelimesi Arapça da zina eden kadın anlamındadır.Arapça da erkek çocuğa صبي sibi,kız çocuğa طفلة tfl denir.Kur anın 4.suresi Nisa suresidir.Bu suresin Türkçesi kadınlar demektir.Saygılar.

  10. Bizim insanlarımız hep geçmişi irdeliyor, çok ta iyi detaylandırıyor da, bir türlü geleceği öngörüp planlayamıyor. Yani planlamada not zayıf.
    Bahcelinin yada partisinin evvel zaman içinde sini, demirtaş yada destekçi eşbaşkanlarını vb kimse ortaya çıkarmıyor desem yalan olur, çünkü hergün Temcit pilavı gibi tv’de birileri! Şu parti varya teröristlerle işbirliğinde!?.. İle başlıyor.
    Tamamda adamlar yan yana mecliste oturuyorlar!!
    Onun için beni aşar bu isler. Bu dönem elbet birgün düze çıkar, kim ak kim kara herşey ortaya dökülür. Ülke rahatlar. Çocuğun hata yaptı diye evlatlıktan atamazsın.
    Ben meclisimede vekillerimede güveniyorum 600 ‘ündende memnunum.
    Mutlaka doğruyu bulacaklardır. Herkesi bir otobüse sıgdıramazsın. Ama, fakat, aynı yöne giden on otobüsü birbirine bağlar ve Ankaraya doğru gidebilirsin. Uzun ve geniş araçların önünde de bir yol gösterici, güvenilir, itimat edilen, canını bile güvenebilecegin bir araç daha olur. O araç olmazsa o konvoy on metre bile gidemez.
    Hatta şimdi midi otobüsler çikmış, büyük otobosu ikiye ayırıp yarısını birinde diğer yarısını ötekine bindiriyon. Birisi virüslü çıkarsa konvoyu etkilemez.
    Yeter ki otobosun yakıtını ülke dışındaki yakıt istasyonundan doldurmamış olsunlar.

  11. sayın yazar Akşenerin cumhurbaşkanlığına adaylığını koyup Abdullah Gülün adaylığını engelleyişini bir türlü hazmedememiş ve unutamamış. Akşener için iyi bir yorumuna şahit olamadık henüz. sayın yazarın daha iyi analizler yapabileceğine inanıyorum. biraz gayret..

  12. Akşener, Cumhurbaşkanlığı seçiminde Gül aday olursa ben de adayım diyerek Gül’ün adaylığını engelledi.
    Erdoğan da Kalın ve Akar’ı göndererek Gül’ün adaylığını engelledi.Tabii ki seçilme ihtimalini öngördüğü için.
    Akşener Gül aday olmamasına rağmen aday oldu.
    Akşener Gül’ün adaylığına, seçilme ihtimali mi yoksa seçilememe ihtimalini mi öngörerek karşı çıktı?
    Gül aday olmamasına rağmen neden aday oldu?

  13. “””… verebileceğim cevap şu: Seçimlerde hesabını doğru yapan kazanır. Bu defa da öyle olacaktır.”””
    Artık şu “kazanmak, hep kazanmak” kutsiyetinden vazgeçiniz, hayırlısını dilemek lazım. Seçimlerde hesabı doğru yapan değil, öncesi/sonrası kim memleket/millet için doğru iş yaparsa o kazansın. Her şartta kazanmak değil, helal kazanmak kutsanmalıdır.

  14. Bütün partiler kilit. Ama HDP en kilit parti burada. O olmadan ittifak yapmanın anlamı yok. Millet ittifakı bu hesabı çabuk yapmalı ve bir an önce HDP’yi doğru kulvara çekmeli. Demirtaş’ı şu anda muhatap almalarına gerek yok. HDP’nin mevcut yönetimi hesaba katılmalı, görüşülmeli ve ortak bir zemin bulunmalı. Yoksa yine atı alan Üsküdar’ı geçer.

    Yeni sistem zor gerçekten. Ancak bence doğru sistem bu. Herkesi hesaba katmak zorundasınız. Yüzde 35’le iktidarı kapar istediğimi yaparım bitti artık. En küçük de olsa tüm toplum kesimlerini hesaba katacaksınız. HDP meclisin üçüncü büyük partisi, MHP’den çok oyu var. Herkes unutuyor ve yokmuş gibi davranıyor. Ama öyle olmadığını herkes anladı artık. HDP olmasaydı İstanbul Ankara asla alınamazdı. Millet ittifakı artık siyasetin gereğini yapmalı. HDP’yi doğru zemine çekmenin yolunu hemen şimdi bulmalıdır. Akp daha önce yaptı bunu. Yine mümkün.

  15. İşin özü şu:AKP iktidarda kalmak, Erdoğan Cumhurbaşkanlığını elinde tutumak için MHP ye;MHP de azınlık vekiller ile hükümet içinde hükümet,devlet içinde devlet olamaya AKP ye ihtiyacı var.Topal ördek misali birbirlerine ihtiyaçları olduğu için AKP ve Erdoğan MHP ve Bahçeli ye tahammül etmeye çalışıyor.Cumhur zillet ittifıkında kazanan kim?iktidara ortaklık bakımından MHP. Siyasi güven bakımından kaybedenler her ikisi;AKP ve MHP.Ama MHP nin umurunda değil.Nasıl olsa seçimle gelemediği iktidara, AKP sayesinde ortaklar.AKP seçmeni partilerine oy versin ,sefasını MHP sürsün.AKP seçmeni bu durumdan memnun mu?Hayır.İttifaka zorunlular.Nereye kadar? Derseniz, ipin ucu kapana kadar.İpin ucu ne zaman kopar?İlk seçimde kopar.Sonara ne olur?MHP ,AKP nin can düşmanı olur.AKP yi İlk satan onlar olur.İktidarda kalmayı hayati sayan AKP ile, bedavacı MHP bir arada duramaz.Çünkü iki cambaz bir ipte oynamaz.İlla ki biri diğerini aşağı iter.Örneğini 15 Temmuz 2016 da gördük.AKP cambazı ile Fetö cambazı birbirine düştü:AKP cambazı ,Fetö cambazını ipten aşağı attı.Attı ama, bu sefer MHP bedavacılarına yakalandı.Bu durum sürer mi?Erdoğan ı tanıyorsam fazla sürmez.MHP yi ipten aşağı atmanın porojesini düşünüyordur.Çare bulabilir mi?Çok zor.MHP ye eli mahkum çünkü.Muhalif cephe uyanık olmalı,güçlerini tek blokta birleştirmeli.AKP cambazı ile MHP bedavacılarının ikisini birden ipten aşağı atmalı.Cambaz ipini yok edip,demokrasi yaygısını ortaya sermelidir.Saygılar.

  16. Ben yine sayın Koru nun gündeminin dışına çıktım.Akit yuazarı Ali Bey,AKP vekili Tuba Durgut a öfkelenmiş.Öfkesinin sebebini açıklamamış.Ben araştırdım öfkesinin sebebi aşağıda yazılı.Akid Gazetesini haberi altına yorum yazacaktım.Ama yayınlamayacakları için buraya yazıyorum.Özür dilerim.

    ”Sakarya’da Uşşaki tarikatı lideri Fatih Nurullah, 12 yaşındaki kız çocuğuna cinsel istismardan geçen hafta tutuklandı. Fatih Nurullah hakkında 18 yıldan 55 yıla kadar hapis istemiyle iddianame hazırlandı. İddinamede Nurullah, birden fazla çocuğa cinsel istismarda bulunmakla suçlandı.
    Yeni Akit Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Ali Karahasanoğlu ise konuya ilişkin kaleme aldığı yazıda, aileyi ve 12 yaşındaki çocuğu suçlayıcı ifadeler kullandı.
    Karahasanoğlu, söz konusu istismarla ilgili şunları yazdı:
    “Şu an için çok kesin bir şey söylemek istemiyorum.. Ayrıntısını henüz net olarak öğrenemediğimiz, ağzı bozuk bir babanın iftiraları mı, yoksa ahiret inancını damarlarında akan kan kadar yakın hissedemeyen, ne oldum delisi şımarık bir şeyh mi, anlamak için biraz daha zaman ister…
    …Karahasanoğlu, söz konusu istismarla ilgili, “Şu an için çok kesin bir şey söylemek istemiyorum.. Ayrıntısını henüz net olarak öğrenemediğimiz, ağzı bozuk bir babanın iftiraları mı, yoksa ahiret inancını damarlarında akan kan kadar yakın hissedemeyen, ne oldum delisi şımarık bir şeyh mi, anlamak için biraz daha zaman ister..”
    AK PARTİLİ VEKİL: NASIL DA EMPATİK BİR DİLLE KALEME ALMIŞ BAY YAZAR!
    Karahasanoğlu’nun tavrına, AK Parti İstanbul Milletvekili Müşerref Pervin Tuba Durgut’tan da sert tepki geldi. Karahasanoğlu’nun yazısının ilgili bölümlerinin ekran görüntünü paylaşan Durgut, şu eleştiride bulundu:
    “İnsaniyetten, İslamiyetten, ahlaktan ve vicdandan birazcık nasibi olan herkesin bütün hücreleriyle isyan edeceği , lanetliyeceği bir olayı ne kadar da empatik bir dille, nasıl da büyük bir anlayışla ve soğukkanlılıkla kaleme almış bay yazar(!).
    Büyük bir camianın namuslu kadınlarına fahişe demekte bir beis görmeyen paçavranın yazarı, esfeli safiline inmiş ahlaksız, sapık tecavüzcüye ise şımarık demekle iktifa ediyor!

    Alıntı yaptığım gazeteduvar.com ayrıca Tuba Durgut un tweetini de yayınlamış Söz konusu tweet aşağıda:
    m.p.tuba durgut

    @pervintuba
    ·
    7 Eyl 2020
    İnsaniyetten, İslamiyetten, ahlaktan ve vicdandan birazcık nasibi olan herkesin bütün hücreleriyle isyan edeceği , lanetliyeceği bir olayı ne kadar da empatik bir dille nasıl da büyük bir anlayışla ve soğukkanlılıkla kaleme almış bay yazar(!).
    m.p.tuba durgut
    @pervintuba
    Büyük bir camianın namuslu kadınlarına fahişe demekte bir beis görmeyen paçavranın yazarı , esfeli safiline inmiş ahlaksız, sapık tecavüzcüye ise şımarık demekle iktifa ediyor!
    ÖS 7:44 · 7 Eyl 2020
    603
    146 kişi bu konu hakkında Tweetliyor

    Kaynak

    Şimdi siz karar verin AKP vekili Tuba Durgut fikir hürriyetine sahip mi değil mi?Parti içi muhalefete sahip mi değil mi?AKP ve yandaşları gibi,sapık tarikat liderinin arkasında mı olmalıydı?Rrdoğan ın emir ve komutasına göre mi haraket etmeliydi?Tarikat ve cemaatlerdeki skandalları ,taciz ve tecavüzleri,işlenen haramları,baskı ve tehtitleri,istismarları,devlet içinde devlet olmalarını,dini istismar edip halkın sırtında asalak olmalarını görmezlikten gelmeli miydi?AKP li olmak bu mudur?AKP de parti için demekrasi ve fikir hürrüyeti nereye kaçtı?AKP de demokrasi ve dürüstlük bu ise eğer;AKP li olmak, memlekete düşman olmaktan beterdir.Düşmanın yapmak istediklerini AKP taifesi yapıyor çünkü.Saygılar.

  17. Türkiye’nin sorunları dağları aşmış; siyasetçiler koltuk derdinde.
    Her millet laik olduğu gibi yönetilir.

    Koyun can derdinde kasap et derdinde.
    Bu kasaplar vampirler gibi bir türlü insan kanına doymiyorlar.
    Ihtidar muhalefet fark etmez al birini vur ötekine.

    Yalnız sıradan vatandaşlar ihtidardakilerin 7 sülalelerinide sırtlarında taşımak zorunda olduklari
    için bahçeli ve perinçek’in her istediklerini verıyolar nasıl olsa milletin cebinden çįkıyor.
    Akrabalar için özel kıtabına uydurma kanuni dahi çıkariyorlar..

    Ramazan ayında televizyon programları yapan, Bilal Erdoğan‘ın eşinin dayısı. Fatih Çıtlak mevlavi Şeyhi olmuş. Hemde Sınava, tek başina girmiş ve100 tam puanla kazanmış.

  18. Nasıl bu kadar kör olabiliyorsunuz hayret ediyorum.Meral hanımın bir tabanı var.Şu an verdiği cevap dahi ciddi tepki aldı.Demirtaş ülkücülerin gözünde eli kanlı katildir.apo dan karayılandan farksızdır.Kahvaltı talebine Hüsnü kabul gösterse çok büyük oy kaybederdi Meral hanım

  19. tek derdimiz seçim .Başka hiçbir derdimiz yok sanki. Sürekli bunu gündeme getirmenin ne faydası var anlayamıyorum. Bu ülkede seçim kararı verecek tek kişi Devlet bahçelidir. Oda geçmişte diğer ortaklarına attığı kazık gibi bir ortamın oluşmasını beklemektedir. vakti zamanı gelince AKP ye de bir kazık atacaktır. Huylu huyundan vazgeçmez.
    Peki seçime gitsek ne değişecek ? Ne düzelecek. Ya kötüye gidenler . Yine belirsizlik ortamı
    beklentiler ertelemeler. Bırakalım seçim söyemlerini. Zaten birine kırk kere deli derseniz deli olurmuş.Seçim diye diye seçim i getirecekler.
    Hadi seçim yapılacak diyelim .Kim aday olacak .Bir ana muhalefet lideri Aday olma cesareti yok . Niye parti başkanısın ülkeyi yönetmek için .Peki neden aday olmuyorsun?
    Cesareti yok kabiliyeti yok özgüveni yok.Başka kim ? Sokaktan adam toplayacaklar omu olsun bu mu ? Bu kadar basit mi. En kötü durum fırtınada kaptansız kalan gemi gibidir. Avare kasnak gibi bir oraya bir buraya gidersin sonunda batarsın.
    Peki biz batmadık mı diyenlerimiz olacak. Sınırların değiştiği ülkelerin bölündüğü fırtınalı zaman diliminden geçiyoruz. Deneyimli kaptan mutlaka kıyıya yanaştıracaktır gemiyi er yada geç.

    • Yeltendiğiniz kurnazlık sırıtıyor, Ahmet Bey. Yazarı ve olası erken/baskın seçimden söz edenleri, sanki bunlar bir erken seçim arzu ediyorlarmış gibi göstermeye çalışmayın, çünkü bu uyanıklığınız gerçekten sırıtıyor.

      Bir siyasal iktidar ülkeyi yönetemez hale geldiğinde, özellikle ekonomiyi batırdığında ve halk kitlelerini artık aldıkları ücretler ve sosyal yardımlarla hayatlarını idame ettiremeyecekleri bir noktaya getirdiğinde, erken seçim hep konuşulur. Türkiye’de hep böyle olmuştur bu.

      Muhalefetin erken seçim talebi yok.

      Sayın Koru’nun da yok.

      Benim de yok.

      Bilgisiz ve donanımsız bir liderin sorun çözemeyen, sorunları derinleştiren, yönetmekte zorlanan, seçmen desteği sürekli azalan bir siyasi iktidar var. İktidar süresi 2023’e kadar. Fakat, o zamana kadar ayakta kalamayacağını Erdoğan da görüyor, siz de görüyorsunuz.

      Bizi sizden farklı kılan şey, her bakımdan tam bir açmaza düşmüş Erdoğan’ın, kendisini bekleyen yazgıdan kurtulabilmek beklentisiyle, seçim kazanma olasılığı hala mümkün görünüyorken bir baskın seçime gitmesinin hayli muhtemel göründüğü tespitinde bulunmak.

      Bizlere dönüp, “Neden seçim diye tutturuyorsunuz?” diye şikayet etmeniz, “Bırakın deneyimli kaptan gemiyi kıyıya yanaştırsın” diye ricacı olmanız gülünç.

      Dört nedenle gülünç:

      (1) Erdoğan’ın iktidar dönemi, 2023’e kadar. Hiç kimse bu hakkı elinden alamaz.
      (2) Pandemide bulaş sayısında yükselme olabilir, ama her şey iktidarın kontrolü altında.
      (3) Sağda solda söylenenlere aldırmayın. Ekonomimiz gayet yolunda.
      (4) Sayın Koru ya da kimi siyasi gözlemciler baskın ya da erken seçim kokusu alıyor, bunu okurlarıyla paylaşıyor diye seçime gidilecek değil. Buna kargalar bile güler. Velhasılı, Erdoğan ve onun Cumhur İttifakı, sayın Koru’dan ve üç beş siyaset gözlemcisinden büyüktür. 🙂

      Rahat ve huzur içinde arkanıza yaslanın, komedinin tadına varın.

      Geminin çarkı deneyimli kaptanın elinde. Gayet de güzel yüzdürüyor gemiyi hem içeride hem dışarıda.

      Muhalefetin de, “Yeter, ver biraz da ben süreyim gemiyi” dediği de yok.

      Niye tedirgin olup bir seçime gidilmesi halinde bunun hiç de iyi olmayacağını falan filan anlatıyorsunuz?

      Sıkı Tayyipçi’siniz, ama, görüyorum ki, Reis’inizi pek can kulağı ile dinlemiyorsunuz:

      Orada burada söylenenlere kulak asmayın.

      Erdoğan ve Bahçeli ne diyor: Erken seçim yok.

      O halde?

      Çok açık ki 2023’e kadar durmayacak, yola devam edeceksiniz. 🙂

        • Soru 1 seçim kararı alındı ve Cumhur ittifakı kazandı ne değişecek?
          Soru 2 seçim kararı alındı millet ittifakının adayı kim:
          A) Kılıçdaroğlu 20. 25 bandında sürekli seçim kaybetmis milletten bir kere dahi onay almamış lider ne yapabilir?
          B ) İBB başkanı İmamoğlu İstanbul a bir çivi cakamamis 1 yıl geçmiş 5 numara İstanbul’a büyük gelmiş biri mi yönetecek memleketi.
          C) Aktif Siyaseti bıraktıktan sonra tek kelime edememiş sn gül mu yönetecek.
          Kim soruyorum kim ?
          Neden macera aranıyor.Tayyip gitsin de ne olursa olsun Bu mu isteniyor.
          Sn Erdoğan ve AKP ile hiçbir bağlantısı olmayan sadece çözüm odaklı düşüncesi olan memleketini seven bir birey olarak bunca sıkıntı yanında seçimin son seçenek olduğunu düşünmekteyim.
          2019 kayıp yıldı 2020 bari toparlanma yılı olsun.

          • Kayıp yılların sorumluları simdi muhalefetteler zaten birazda yeni sorumluluklar yüklenilsin insanoğluna.
            Bir kişinin karşısına bir anamuhalefet bir digermuhalefet bir muhalefet olmasına dahi tahammül edilemeyen (sanki düşman ülkenin partisi) muhalefet bir şehrin baskoltugunda oturan fakat meclisi cumhur ittifakı kontrolunda olan başgan eski BBakan eski ekonomik bakan ile digerleri
            Ve bir eski CB koydunuz mu bu kadar insanı görmezden gelebilmek için göz bandı takmak gerek.
            Tedirginlik verir haliyle.

    • Ahmet bey artık devlet hocamızın elinde seçim tarihi ilan etmek gibi bir imtiyazı yok, o başkanlık sisteminden önceydi, artık seçim kararını meclis çoğunlu veya cb verebiliyor, yeni sistem hala tam anlaşılamamış sanki, neyse alışırsınız…
      Geçmişte kıyamadığınız ama devlet beyin kazık attığını söylediğiniz ortakları kimlerdi ki birgün aynısını akp ye atacak olsun?
      Fitneyi ezip üstünden silindir gibi geçen bir devlet adama nasıl böyle bir ithamda bulunabiliyorsun?
      Tevekkeli boşuna dememişler; merdi kıpti şecaat arzederken sirkatin söylermiş!

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız