ABD Dolar üzerinden savaşa hazırlanıyordu, ilk deneme üzerimizde yapılıyor olabilir… Haberdar mıyız?

69

“2008 yılı yazında Savunma Bakanlığı ile Uygulamalı Fizik Laboratuvarı (Applied Physics Laboratory) tarafından düzenlenecek bir global finans seminerine katılma daveti almam şaşırtıcı değildi” diyor James Rickards. Sürpriz olmayışı, kendisinin Amerikan finans çevreleri tarafından iyi tanınması ve o tarihten önce düzenlenmiş pek çok toplantıda görüşlerini açıklama fırsatı bulması sebebiyle imiş…

Yapılacak toplantının konusu kendisine “Global finansal etkinliklerin ulusal güvenlik konuları üzerindeki etkisini gözden geçirmek” olarak bildirilmiş…

Toplantıya gittiğinde karşılaştığı güvenlik tedbirleri şaşırtmış Rickards‘ı. Sivil katılımcıların yalnız başlarına kahve makinası başına gitmesine bile izin verilmiyor, yanlarına bir mihmandar almaları gerekiyormuş. Toplantı öncesi katılımcılar telefonlarını ve öteki dijital cihazlarını teslim ediyor, üstleri başları X-ray cihazlarıyla taranıyormuş.

Böyle birkaç toplantıya katılmış ve toplantıların vazgeçilmez unsurlarından biri olmuş…

O dönemde yaşadıklarını çıkar çıkmaz (2011) New York Times en çok okunanlar listesinde ilk sıralara tırmanan ‘Currency Wars: The Making of the Next Global Crisis’ (Kur Savaşları: Geleceğin Global Krizinin Oluşumu) kitabında ayrıntılı biçimde anlatıyor Rickards…

Toplantılarda yaptıkları uygulamalı bir ‘savaş oyunu’

“Bu savaş” diyor Rickards, “Daha önce düşmanı alt etmek için başvurulan silahlardan farklı bir silahla yapılacaktı; bu defa silahlar döviz, hisse senedi, tahvil türü şeylerdi…”

Yakın zamanlarda bizde de kurulan Varlık Fonu türü kurumların ABD tarafından kendi parasal egemenliğine tehdit olarak görüldüğünü de kitaptan öğreniyoruz.

60 uzmanın katılımıyla yapılan son savaş oyununda, üzerinde düşündükleri bir senaryo şuymuş: Rusya ülkelerle olan ticaretinde Dolar yerine altına dayalı yeni bir para birimine geçiş kararı alıyor, onu başka ülkeler izliyor ve bu gelişme sonucu Dolara dayalı uluslararası para sistemi çöküyor, bu da ABD’nin dünya egemenliği iddiasını zora sokuyor…

George W. Bush döneminde başlayan ilk toplantılar, Barack Obama‘nın özel ilgisiyle ve piyasadan katılımcılarla devam etmiş…

Kitap ilgiyle okunuyor.

Günlerden beri ne işitiyoruz?

Şunları: TL’deki erime bir saldırı. Ticaret savaşı açıldı ve Türkiye hedef alındı. Hakkında yargılama süren bir papazı bahane ederek, ittifak ilişkisi içerisinde bulunulmasına ve pek çok uluslararası sorunda işbirliği yapılmasına rağmen, ABD, birbiri ardına aldığı yaptırım kararlarıyla Türkiye’yi dize getirmeye çalışıyor. Biz de buna karşı ulusal bir tepki vermeliyiz. Gerekirse farklı ittifaklar içerisinde yerimizi alırız.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Dr. İbrahim Kalın iki gün önce şu mesajını Twitter üzerinden takipçilerine ulaştırdı:

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da, çıktığı Karadeniz illerini kapsayan gezisinde, dün, şu cümleleri sarf etti:

“81 milyonluk bir ülkeyle stratejik ortaklığını terör örgütleriyle ortaklığına feda edenlere hadi güle güle deriz. Ya ben senin stratejik ortağınım. Afganistan’da beraberim, Somali’de beraber olduk. Ve şu anda Kabil’de havalimanını biz koruyoruz. Böyle müşterek stratejik bir ortağına kalkıp da PYD YPG gibi terör örgütlerini sahiplenerek bir kenara nasıl koyarsın? 5 bin TIR silahı Kuzey Suriye’ye taşıyorsun. Bu da yetmiyor, kalkıp terör örgütleriyle ilişkisi olan bir papaz için 81 milyonluk Türkiye’yi feda etmeye kalkıyorsun. Kusura bakma gereği neyse bir hukuk devleti olarak biz onu yaparız. Kalkıp da talimatla Türkiye’ye boyun eğdiremezsiniz.”

Resmi ağızlardan gelen başka açıklamaları da özetliyor bu cümleler…

Umarım, Ankara’daki karar vericiler de, James Rickards‘ın ‘Kur savaşları’ adıyla Türkçe’ye de çevrilmiş bu ve yine ‘Çöküşe Giden Yol’ adını taşıyan diğer kitabında anlatılanlardan haberdardır.

ABD’ye hedef olduğundan beri Türkiye’ye sahip çıkanlar -AB ülkeleri ve özellikle Almanya- Washington’un kur savaşı açacağından haberdar görünüyor; peki ya bizimkiler?

Kuşku mu duyuyorum?

Evet, bundan kuşkuluyum; çünkü resmi ağızlar genellikle şu anda yaşananları Donald Trump‘a -hatta tam ona da değil, etrafındaki birkaç kişiye- mal etme eğilimindeler.

Oysa olanlar, Trump-Pence ikilisinin tercihlerine uygun bir davranış tarzını yansıtsa bile, ABD’nin yıllardır üzerinde çalıştığı bir projenin, kapalı kapılar arkasında yürütülen bir ‘savaş oyunu’ olmaktan çıkartılarak gerçek hayatta uygulaması olabilir…

Wall Street uzmanlarıyla da destekli, askerler ve diplomatların da içerisinde yer aldığı bir grubun etraflıca çalıştıkları ve ilk örneği Türkiye üzerinde denenen bir proje olabilir bu.

Böyle bir projeyse, onunla ancak bu özelliği bilinerek mücadele edilebilir.

Farklı bir kuşkumu da burada kayda geçireyim: “Biz de farklı ittifaklar içerisinde yer alırız” tepkisi veriliyor ya, tarafı haline getirildiğimiz bu ‘savaş oyunu’nda arzu edilenin zaten bizi böyle bir yöne sevk etmek olmadığı ne malum?

ABD’nin kur savaşı hazırlığı ve fırsattan yararlanarak Türkiye’nin üzerine gelmesi, ülkemizin kendi eksiklerini, yanlışlıklarını ve böyle saldırılara açık hale gelmesini mazur göstermiyor tabii.

Her bakımdan dikkatli olmakta yarar var ve bunun yolu da bilgili olmaktan geçiyor.

Meraklısına notlar: 

James Rickards görüşleri değişik mecralarda değerlendirilen, kitapları çok satanlar listelerinde yer alan bir finans uzmanı. Köklü bir Wall Street deneyimi var. Altına yatırım yapıyor ve ABD Dolarının egemenliğinin sona ereceği beklentisini hatırlatıp herkesi buna davet ediyor.

Beklediği olumsuz gelişme için verdiği tarihler henüz gerçekleşmedi diye kendisini hafife alanlar var, ama görüşlerine yine de kulak veriliyor.

Türkçeye de çevrilmiş iki kitabı yanında ‘The New Case for Gold’ (Altın Üzerine Yeni Durum), ‘The Big Drop: How to Grow Your Wealth During Coming Collapse’ (Büyük Düşüş: Gerçekleşecek Çöküş Sırasında Servetinizi Nasıl Çoğaltabilirsiniz?), ‘The Death of Money: The Coming Collapse of International Monatary System’ (Paranın Ölümü: Uluslararası Para Sisteminin Beklenen Çöküşü), ‘Aftermath: Seven Secrets of Wealth Preservation in the Coming Chaos’ (Sonrası: Gelecek Kaos Ortamında Servetleri Korumanın 7 Sırrı) gibi başka kitapları da var.

Rickards’ın ‘Kur Savaşları’nın genişçe bir özetine internet üzerinden ulaşılabiliyor.

ΩΩΩΩ

69 YORUMLAR

  1. Yazar bey kur savaşlarını yazan zevat gelişmekte olan ülkeler arasında Türkiye nin adnı hiç anmamış. Dikkatini çekti mi bilmiyorum. Bu adam da fetöcü olmasın….

  2. Herkese Selam
    Öncelikle bu dolara göbekten bağlı olma mevzusu can sıkıcı bir durum.Düşman düşmanlığını yeri geldiğinde daha katı bir biçimde sergileyebilir,önemli olan biz yıllar boyu ne gibi önlemler aldık.
    Benim sayın yorumculara bir sorum olacak,klasik bir soru ama ne kazanırız ne kaybederiz anlamak istiyorum,malum döviz problemi bağlamında sormuyorum genel olarak soruyorum
    Neden abd li yada ingiliz elini kolunu sallayarak bizim ülkemize girer ve biz bu ülkelere onlar bize ciddi vize uygularken biz uygulamayız(sınırda ,hemen hemen her gelene verilen vize den bahsetmiyorum).Yanlış bilmiyorsam eğer ingiltere bizim bakanlarımıza bile vize uyguluyor.Turist gelmez gibi cevapları pek inandırıcı bulmuyorum peşinen söyleyim.

  3. Türkiyede herkes uyurken bende bugünku medyada Türkiye hakkında çikan haberleri okudum, onlarda öğle bizdeki dış güçlerin yaptiğına dair yalanlara inanmiyorlar.2

    Hem Avrupadan yayın yapan Ingilizce kanallar hemde ABD deki haberlere tekrar göz attım.
    Bütün economistler ayni görüşü savuniyorlar, Türkiye aşıri derecede borçlandi ve bu borçlari ödemekte zorlandıği vede yeni sistemin Hazine Bakanı Damat beyin hiç bir özelliği olmamasına rağmen Hazinenin başına getirılerek TC yi iflas ettirenin Erdoğanın kendisi ve damadı olduğunda hem fikirler.
    Aşağıdakı linkin Türkçeye çevrisini okuma isteyenler Gazete Duvardan bulur ve okur.

    https://www.forbes.com/sites/simonconstable/2018/08/12/dont-blame-trump-for-turkeys-woes/

    • İnsan utanır
      Damat geleli kaç gün oldu
      Çözüm ne adi hain kan emici fetöcüler mi
      Erdoğan kalsa da gitsede o namussuzlar bukalemun olsalar bu topraklarda iş tutmazlar
      Ellerine kan bulaştı
      Şerefsiz haysiyetsiz gurursuz insanlar bu ülkede ancak böyle barınır

  4. Yorumsuz
    Fetvası da geldi… ‘Dolar bozdurmak farzdır’ diyen ilahiyatçı da çıktı

    Yalova Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ebubekir Sifil, sert dalgalanma yaşayan dolar/TL kuruna ilişkin olarak “Elinde dövizi, altını olanların bozdurup TL’ye çevirmesi farz-ı ayndır” iddiasında bulundu

    Daha önce “Deve sidiği şifadır” ifadesiyle gündeme gelen Ebubekir Sifil, son olarak 7.23’le tarihi rekor kıran dolar/TL kuruyla ilgili olarak kişisel Twitter hesabında paylaşımlarda bulundu.

    Doç. Dr. Sifil, “Yaşadığımız, adı konulmuş bir istiklal savaşıdır” görüşüyle başladığı paylaşımında, sözlerine şöyle devam etti:

    “Bu savaşta tarafsız kalmak, sessiz kalmak düşmanla işbirliğidir. Elinde dövizi, altını olanların bozdurup TL’ye çevirmesi farz-ı ayndır.”

    • Aynı sizinkiler gibi…millet bank asyayı faizsiz kurum sanıyordu. Bankaya destek olmak için gatanti ve iş bankasından elemanlar çağırıp mobing yaparak adam başı 30 bin lira faizle kredi çektirmeye zorlandılar. Bunu yapmayanların Uhud savaşındaki okçular tepesindeki ayrılanlarla bir olacağını söylüyorlardı. Şimdi sana soruyorum Nurdan onlarla bunların farkı varmı bi söylesen…İnsanları dinden soğuttunuz be çatışmalarınızla. Sizden de akp den de hazzetmiyor millet… Sevme Tayyibi buna kimse engel olmaz.. Ama siz karıştırıyorsunuz bazı şeyleri. Yangına körükle gidiyorsunuz. Şu zamanda sakinleşinde rahat zamanda birbirinizi yersiniz…

  5. Erdoğan Türkiyeye zarar verdiğinin bin katıni seçimlerde kazanması için Turumpa yardım etti.
    Erdoğan ve Turumpun özelliklerini çok güzel açiklamış, Aşağiya
    İngilizce link ve yazınin Türkçeye çevrilmış Kopilenmişi.

    https://www.independent.co.uk/voices/economic-crisis-turkey-recep-tayyip-erdogan-us-donald-trump-a8487846.html

    The Independent Gazetesi Erdoğan ile Trump’ı karşılaştırdı

    İngiltere merkezli The Independent Gazetesi, dolar ve TL üzerinden Türkiye piyasalarında yaşanan panik ve krizi başlatan Donald Trump ile Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı irdeleyen bir makale yayınlandı.

    Ben Chu tarafından kaleme alınan, “Türkiye’deki Kriz, Trump Amerikasının Geleceğini Gösteriyor” başlıklı yazıda, Erdoğan için ağır ifadeler kullanılırken, Trump ve Erdoğan arasındaki en büyük farka dair şu yorum yapılıyor:

    “Bu iki adam arasındaki en büyük fark ne mi? Şu: Erdoğan için tüm bu popülist yıkımın ekonomik hesabını verme vakti geldi.”

    Yazının satırbaşları şöyle:

    Karizmatik başkan seçimleri kazanıyor, ama kendisi aynı zamanda utanması, sıkılması olmayan otoriter bir politikacı.

    Çoğunlukla kırsal bölgelerde yaşayan, dini muhafazakar destekçilerini popülist ve bölücü söylemlerle galeyana getiriyor. Çok taraflı kurumları çöpe atıyor ve hoşlanmadığı uluslara hakaret ediyor. Akrabalarını yetkili makamlara getiriyor. Saçma ekonomi teorilerinin propagandasını yapıyor. Bağımsız merkez bankasının yaptığı faiz artışlarından yakınıyor.

    Donald Trump’dan mı bahsediyoruz? Hayır. Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan…

    Erdoğan “demokrasi, özgürlük ve hukukun üstünlüğü” gibi ifadelerin “artık hiç bir anlamı kalmadığını” ilan ediyor. Trump medyaya “halk düşmanı” diyor ve hemfikir olmadığı yargı kararlarına saldırıyor. Erdoğan damadı Berat Albayrak’ı Hazine ve Maliye Bakanı olarak atadı. Trump’un 37 yaşındaki damadı Jared Kushner onun Başdanışmanı.

    Erdoğan, dünyadaki tüm aksine kanıtlara rağmen, faiz oranlarının düşürülmesinin, enflasyonu artırmayacağına, tam aksine düşüreceğine inanıyor. Trump, çoğu muteber ekonomistin aksine, Amerika’nın dış ticaret açığının, gümrük vergilerinin artırılması ve ticaret savaşları yoluyla giderilebileceğini ve cari fazla vermenin bir çeşit ulusal zafer olduğunu düşünüyor.

    Erdoğan Birleşmiş Milletlerin ”çöktüğünü” söylüyor ve Hollandalılara “Nazi Artığı” diyor.

    Trump Dünya Ticaret Örgütünü bir “felaket” olarak niteliyor ve Afrika’daki “bok çukuru ülkelerden” bahsediyor.

    Erdoğan yüksek faiz oranlarını “tüm kötülüklerin anası ve babası” olarak tanımlıyor ve bu meselelerde “sorumluluk almayı” vaat ediyor.

    Trump Amerikan Merkez Bankası Federal Rezerv’in borçlanma maliyetlerini artırmasından “hoşnut olmadığını” söylüyor.

    Bu iki adam arasındaki en büyük fark ne mi? Şu: Erdoğan için tüm bu popülist yıkımın ekonomik hesabını verme vakti geldi.

    Türk Lirası serbest düşüşe geçti. Erdoğan’ın bağımsızlığına müdahale etmesinin ardından, Merkez Bankasının döviz piyasalarını sakinleştirmek için yapılması gerekenleri yapmasına izin verileceğine artık çok az insan inanıyor. Hazine ve Maliye bakanı damadın güvenilirliği ise neredeyse hiç yok.

    Bağımsız kurumların altını oyarsanız, iyi yönetişim kurallarını çiğnerseniz, uzmanların tavsiyelerini hiçe sayarsanız ve adam kayırmacılığın zıvanadan çıkmasına izin verirseniz, olacağı budur.

    Elbette Türkiye, Amerika’dan çok farklı bir ülke. Erdoğan’ın otokrasiye ilerleyişini hızlandıran şey, 2016 yılındaki başarısız darbe girişimi oldu. Türkiye’nin aksine, Trump’a muhalefet edenler hapse atılmıyor. Türkiye’nin aksine, Amerika’da gazeteciler hapse atılmıyor.

    Ama bu durum çorap söküğü gibi hızla değişebilir.

    Sadece 14 yıl önce Türkiye’nin kurumları da yeterince nitelikli görülürdü. Siyaseti de hızla, doğru yönde ilerliyordu ve AB üyeliği ciddi bir seçenekti. 2006 yılında Boris Johnson bile Türkiye’nin AB üyeliğini destekliyordu. O günlerde Erdoğan teknokratların ve Ali Babacan ve Mehmet Şimşek gibi deneyimli ve muteber siyasetçilerin tavsiyelerini dinlerdi. Erdoğan’ın günün birinde bugünkü demagoga dönüşecebileceğini tahmin edebilecek pek kimse yoktu.

    Şimdi de Trump yönetimindeki Amerika’nın seyrine bir bakalım. Seleflerinden biri yapsa insanın ağzını bir karış açık bırakacak utanç verici davranışlar, bu başkan söz konusu olunca sıradanlaştı. Cumhuriyetçiler, Barack Obama veya Bill (veya Hillary) Clinton yapsa görevden uzaklaştırma sürecini başlatmalarına neden olacak davranışları görmezden geliyorlar.

    Filozof ve Ekonomist Adam Smith’in dediği gibi, bir ulusun içinde epeyce bir yıkım bulunur.

    Bundan kasıt, bir ülkenin bitmiş olduğunu ilan etmek için vakit hemen her zaman henüz erkendir. Uluslar liderlerinin epeyce bir aptallığı ve yolsuzluğu ile ve halklarının epeyce bir ahmaklığı ile başa çıkabilirler.

    Her ekonominin bir ivmesi vardır. Erdoğan’ın otoriteryen bir yöne sapmış olmasına rağmen büyük miktarlarda yabancı sermaye Türkiye’ye akmaya devam etti. Amerikan ekonomisi, kısmen Obama yıllarından kalma sağlıklı zemin nedeniyle, kısmen de Trump’un kaynağı olmayan vergi indirimleri sayesinde, yıllardan beri görülen en hızlı büyümeyi sergiliyor. İşsizlik son yirmi yılın en düşük oranını gördü. Borsa yükselişte.

    Ama bir nokta gelir ve zemin kayar. Ve çöküş yaşandığında, çok hızlı yaşanır.

    Erdoğan yönetimindeki Türkiye bu noktaya ulaşmış durumda. Amerikanın da aynı noktaya ulaşması ne kadar sürecek? İki yıl önce bu soruyu sormak saçma olurdu. Ne yazık ki Trump ve onun Cumhuriyetçi partideki destekçileri sayesinde,

    • Devletin baskanina karsi oylesine kinle yaziyorsunuz ki sanki tum suc sn baskanda.Biraz akli selim dusunun ve icinden gectigimiz su durumda birazda yapici elestiriler yapin.Bu duruma gelmemiz de herkes sucludur.Bir ornek vereyim .Turkiyede yilda 12 milyon akilli telefon satiliyor .Bunu parasal karsiligi kriz oncesi 5 bin tl den en az 10 milyar dolar cari acigin 1/ 5 i .En fakirinden en zenginine herkes bunlari aliyor hic kimse de 100 dolarlik cep tlf kullanmiyor.Sonra da bas bas bagiriyoruz cari acik yuksek diye .Tasarruf sifir ozenti diz boyu sonra yoneticiler kotu .Igneyi kendimize cuvaldizi yoneticilere batiralim .Bu verdigim en basit ornek bunun gibi binlercesi.Yapmamiz gereken topluma yon verecek pozitif elestiriler. Kim yapacak : universiteler . Basin yayin . Sivil toplum kuruluslari.
      Lutfen bir de bu gozle bakin olaylara

      • Tamam bunun ortamini TL yi hep olmasi gerekenden değerli tutup dövizi baskılayan Erdogan in ekonomik politikasi hazirladi.. Yani halki musriflige teşvik etti. Şimdi iphoneun son modelini kaç kişi alır görürüz..

  6. Yorumcu (ya da yorumlara göz atan) arkadaşlar arasında kamu çalışanı arkadaşımız var mı? Varsa eğer benim şu söylediğim basit bilgiyi doğrulamaları ya da yalanlamaları mmükün mü? Rica ediyorum sizlerden: Doğrudur, ya da yalan söylüyorsun diye kısa bir açıklamada bulunun:

    Ülkemizde kamu çalışanlarının maaş artışları, Merkez Bankası’nın o yıl için önceden öngörmüş olduğu enflasyon tahmini üzerinden yapılıyor.

    Söylediğim doğru mu arkadaşlar?

  7. Benim cocuklğumda Radiyoda Mikrofonda Tiyatro diye bir program vardi.
    Haftada birgün saat 21 de yayinlanirdi, tabii dinliyiciler oyuncuların sadece seslerini dinler ve tanirdilar.

    Türkiyedeki şimdiki ekonomi krizini yabancılar 7 sene önce söylerken Abdullatif Şener 10 sene önce söyledi.Hatırliyalım “ERDOĞAN KENDI MENFAATI IÇIN TÜRKIYEYI BATİRİR.”
    Iki yil önceki dolar bozdurma kampanyasi yaptıripta millerte dolarlarını bozdurtan şimiki başkan değilmiyidi? Şu anda ayni çağriyi yapan da ayni Başkan değilmi?

    O zamanki bahaneleri RETOCULAR Türkiyi hedef almıştı! Ya şimdi?
    Bütün bahaneler bitti doların hizina yetiştirecek bahane ve yalan bulamayacaklarını anlayınca.Trumpla birlikte mikrofonda tiyaturo oynamaya kara verdiler, iki cambaz bu sefer iki oyuncu oldu. Oynucak olarakta Hırıstiyan Din alimini seçtilerki iki taraflı düşman yaratsınlar.
    Gerçekten helal olsun dünyayide buna inandırdilar….Acaba oynadıkları bu oyuna dünya inandımı? Bekleyip göreceğiz.
    En azında dünyadaki olayları birazcık takip eden beni inandıramadılar.
    Zaten Tim Lee nin New York Times a verdiği raportajda bunun bir kanıtı.
    O adalardaki dolarlari getirip bozdursunlar müthiş de kar ederler.
    Damatlar Enişteler onlarin arkadaşları.
    Troller de Başkanin deyimi ile AVUÇLARİNİ YALALLAR.

  8. Bşkanımız mesaisinin önemli bir bölümünü “vatana ihanet edenler” listesine yeni eklemeler için harcıyor korkarım: “Sosyal medya üzerinden bir çok ekonomik terör kişilikleri var. Onların yaptığı çalışmalar var. Bunlara karşı da yargımız tedbirini almıştır. SPK’sı ile üzerine gidiyoruz. Bunları yakaladığımız yerde de gereken cezayı uygulayacağız bütün bunlar vatana ihanettir.”

    Ekonomide gerçekleri söyleyenler de vatana ihanet kervanına katıldı. Tek sığınağı savcı polis devleti.
    Sorsan “dünya lideri”!

    • Bir hocaefendi camideki vaazında demiş ki:

      – İslâm kadına öylesine geniş haklar vermiş ki, bir hanım dilerse evinde beyinin çamaşırını yıkamaz, yemeğini pişirmez, ev temizliğine bakmaz, bey bunları yapması için hanıma ısrarda bulunamaz…

      Hanımefendinin biri de bu bilgiden son derece memnun olmuş. Akşam eve gelince beyine fikrini söylemiş…:

      – Efendi demiş, İslâm bana haklar tanımış. Ben bu haklarımı kullanmak istiyorum. Yarından itibaren ne çamaşır yıkama, ne de yemek yapmak var.

      Bey bakmış ki, itiraz mümkün değildir. Gerçekten de hanımın bu işleri yapması, diyaneten vazifesidir, hukuken değil, Yani kadıya gidilse bunları yapması için sadece nasihat eder; ama ceza veremez. Çünkü bunlar hukuki mecburiyet değildir. Bey düşünmeye başlar. O da karşı teklifini yapar. Der ki:

      – Hanımefendi madem öyle. Bu hizmetleri yapmamaya hakkın var. O hakkını kullanmak istiyorsun. Şu orta odayı da boşalt, orası bana lazım olacak.

      – Ne için lazım olacak?

      – Sen İslâm’ın sana tanıdığı hakkı kullanmak istiyorsun. Ben de bana tanıdığı hakkı kullanmayı düşünüyor ikinci bir hanım nikahlayarak o odaya getirmek istiyorum. Senin yapmadığın hizmetleri o hanım yapsın.

      Hanımefendi bakmış ki işler sarpa sarıyor. Hemen zekasını kullanmış:

      – Yahu, demiş, sen de hiç şakadan anlamıyorsun?
      ABD nin nerede neyin oyununu planladigina girildiginde BOP gol yeriz. Şeytanlastirip suclu ve dusman bulmak kolay. Eger taraf olacaksa herseye ragmen ulke insani olarak tarihi ve kullturel muktesebatimiz bize devletimizin yaninda milletcte duracagimizi gosteriyor. AMA Keske ayni gemideyiz laflari ulkeyi bu hale musait ortam olusturan mevcut iktidarin sucu oldugunu tarafsizca kabul edip cozumune bakilabilse . Obur turlu nerede Hakkkaniyet nerede samimiyet nerede durustluk. hala muhalefeti suclayan genis yetkili bir tek adam rejimi bile goruluyorki cozum degil.. beniim cekindigim sey ise bu komplo teorilerin de Rusya yanimizda mi ve ABD ile bu hale gelen bir ulke Rusya ile nekadar nereye ve nasil yola cikacak. Asıl buyuk sorun Rusya menfaatlerine daha uygun gorup ABD ile anlasmis veya anlasirsa iste o zaman Turkiye ne yapacaktir..Gelelim ustteki fikraya bence sonuç donup Amerikaya HIC ŞAKADAN ANALAMIYOSUN ABD.

  9. BESLE KARGAYI OYSUN GÖZÜNÜ demiş atalar…

    “Batsın bu Türkiye” korosunun kontroldan çıkmış kurşun askerleri;
    istedikleri gibi yazmayınca
    Fehmi Koru’yu da
    KOMPLO TEORİSYENLİĞİnin de ötesine geçip
    YALANCILIKla suçlamaya başladılar.

    • Senin varlığı pek kuşkulu aklın ancak sıradan bir liderin paralı-gönüllü askeri olmaya yettiği için olsa gerek, bir yazarı değerli ve okunmaya değer bulmanın onun yazdığı her şeyin altına imza atmayı gerektirdiğini düşünüyorsun. Yorumlar arasında sayın Koru’ya YALANCI ithamını yakıştırmak şöyle dursun, bunu ima eden bile olmadı. Senden ciddiye alınır iki satır çıkmayacağını kendin de biliyor olmalısın ki, ancak böylesi ahlaksız yalanlara baş vurarak ciddiye alınmaya çalışıyorsun.

        • Ay sizin adınız da mı geçiyor o ibaredeeeee..???
          Çok özür dilerim yaaa … Ne kadar dikkatsiz oldum son günlerde…
          Tevekkeli değil yaşlandık galiba…
          Doktorum da gözlüklerimi yenilemem gerektiğini söyleyip duruyor zaten…
          Dikkatsizlik de aldı başını gidiyor tıpkı dolar gibi…
          Herkes benden şikayetçi son günlerde…
          Önüme gelenin ayağına basıyormuşum…

          En çok da bizim Mişik şikayetçi benden… Ev içinde gezinirken dikkatsizlik sonucu sık sık kuyruğuna baıyormuşum hayvanın…
          Acı acı miyaklayıp tırmalıyor beni can acısından…
          Her neyse…

          Varlığımla verdiğim rahatsızlıklardan ötürü tüm kurşun askerlerden özür dilerim.
          Bernar ! Senden de dostum… Hâlâ cevaplamamışsın sorumu…

          Kestane kebap acele cevap…

          Mektubuma burada istemiyerek son verirken;
          Büyüklerin ellerinden küçüklerin gözlerinden nûş ederim.

      • Bernar dostum…
        Mesajımdaki
        ““Batsın bu Türkiye” korosunun kontroldan çıkmış kurşun askerleri;”
        tabirinin içinde sizin adınız nerede geçiyor bilmek isterim.
        Lütfen belirtin de bir sonraki sefere daha dikkatli olayım.

  10. Ülke insanı o kadar politize oldu ki olumlu eleştirmeyi bile hainlik zannediyor. Durum böyleyken ülkenin hiç bir sorunu düzelmez. Twitter’da dolar konusunda olumsuz konuşan bir takım zevata sansür gibi bir korkutma soruşturması açıldı. Kimse kötü gidişattan bahsetmesin kimse konuşmasın. İyi valla cahillik mutluluktur. Kafamızı kuma gömelim rahat rahat yaşayalım. Sözün bitti noktayı çoktan geçtik sanırım. Bir de ‘aynı gemide değiliz’ diye komik bir başlık açmışlar. Söylemekle farklı gemiye çıkacaksa ne ala.

    • Yaaaa ! Ne demezsin adaşım… Aynen dediğin gibi…
      Bi haller oldu insanlara…

      Baksana; son olayların bir dış saldırı olma ihtimalinden bahsederek
      Tayyip Erdoğan’a saldırmadan bir yazı yazdı diye
      Fehmi Koru’yu bile hain ilan etymeye kalkıyorlar.
      Bu kadar kontroldan çıktılar yani…

    • Sayın yazara mercimek kadar beynimizle sataşmasak nasıl olur baran suyu? Biz kendisinden gayet istifade ediyoruz çünkü! Bak aşağıda bazı güzide yazar eskilerinin adı sanı dolaşıyor, kararda yazıyolarmış, onlara da bi bak istersen…

  11. Küresel sermayenin egemen gücü ABD, sahip olduğu devasal savaş makinesi gücünü kullanarak da, para birimi doları bir silaha çevirerek de egemenliğini yeniden üretebilir. Bu ikincisi zamanla daha öne çıkan bir strateji haline geliyor da olabilir. Bunu alenen, herkesin gözleri önünde, rekabet içinde olduğu diğer küresel aktörlerin görüp bileceği bir şekilde yapmasının önündeki engel ne Allah Aşkına? Küresel güçlerin stratejik silahlarının şu ya da bu olması bizim gerçeğimizi değiştirmiyor: Gerçek anlamda kalkınmış bir ülke haline gelmediğimiz sürece, yazgımız hiç değişmeyecek. Bir aktör tokatı yapıştıracak, sözüm ona o aktöre ‘haddini bildirmek’ (!) için gidip bir diğer aktörün kapısına dayanacağız ‘yeni stratejik ortağımız’ olarak -hiç kuşkusuz bir tokat da ondan gelecek, yakında Suriye’de açıkça görüleceği üzere!

    Hayli abartılı bir yazı. . .

    • Ukraynanın düştüğü hataya düşmeyiz inşallah: ülkemizde konuşlu nükleer başlıklı nato füzelerinin fiili kontrolü ordumuz tarafından tam olarak sağlanmalıdır!

  12. Fehmi bey yazılarınızı her gün takip ediyorum.
    Emin olun akrebin kıskacında yazdiginizi ve bazen yazmak isteyipte yazamadığınizi düşünüyorum.
    Ama bu antidemokratik ortamda sizin gibi yanlışlara dayanamayıp köşelerine çekilen ortamdan ayrılmak zorunda kalan bırakılan Etyen Mahçupyan ve Elif Çakir gibi yazarları da buralarda görmek isteriz

    • Emin Bey, inanın bana, hiç de uzak olmayan bir gelecekte, lumpenlikte birbiriyle yarışan yalaka televizyon kanallarında boy gösteren, yine lumpenlikte ve cehalette birbiriyle yarışan sözde gazeteciler gidecek, bizler de yuvarlak masının bir köşesinde sayın Koru’nun, bir diğerinde Elif Çakır’ın, bir yerinde sevgili Mümtazer Türköne’nin, Ali Bulaç’ın, A. Turan Alkan’ın, Etyen Mahçupyan’ın oturduğu, saygılı dilleri ve gerçek düşünce üreten zihinleri ile hepimize yaralı olan gerçek programları okuyacak, gerçek köşe yazarlarından gerçek yazılar okuyacağız.

      Planlı olduğu çok açık bir operasyonla cezaevindeki bir suç örgütü liderinin tehditleri aracaılığıyla Elif Çakır ve Etyen Mahçupyan’ı susturdular, diğer yazarlara mesajı verdiler. Yakında sayın İ. Kahveci ve Y. Oğur’u da susturabilirler. Ama, nereye kadar Emin Bey, gerçekten de nereye kadar?

    • Allahını seversen, kıytırık karar yazarlarının eski yazıları arşivlerde duruyordur, çevir çevir oku!) Sabah sabah midemi bulandırmaya ne kadar da meraklısınız…

  13. Amerika işte öyle bir yer! dünyada yapmak istediklerini planlamak için gizli toplantılar yaparlar. Ulusal güvenliği ilgilendirdiği için toplantılar ciddidir ve gizlidir. Bu sürede tuvalete veya kahve almağa giderken bile yanınıza birilerini mihmandar verirler. Telefonunuzla falan konuşamazsınız. Her şey “top secret-çok gizlidir”. Bu toplantılarda konu uzmanlarının görüşleri alınır. Herşey karara bağlanır, raporlar hazırlanır…. Dünyada bizim gibi hazetmedikleri ülkelerin canına okuyacaklardır!

    Sonra da bu toplantılar biter, katılan uzmanlardan birinin vicdanı elvermez! bütün olan biteni dünyaya anlatmağa karar verir. Ve 1-2 yıl içersinde bir değil 2-3 kitap yazılmış olup piyasaya çıkar-başka dillere ve özellikle Türkçeye çevrilir! Adam dünya kadar kitap satar- populeritesi ve zenginliği artar. Kimse de CİA dan veya ulusal güvenlikten bu adamın yakasına yapışmaz. Ülkenin sırlarını/planlarını ifşa ettin diye hesap sormaz. Biz de kafamızda kurduğumuz, istediğimiz teoriye tam uyuyor deyip para verip alırız! adamı daha da zengin ederiz! Amerika işte böyle bir yer!…. süper kapitalist fırsatlar ülkesi…girenin bir daha pek cıkmak istemediği materyalist cennet…

    Bizim bu cennetle ne işimiz var? Böylelerine veya herhangi bir başka ülkeye niye muhtaçız? Niye adam gibi çalışmadık- doğru-dürüst hakkıyla çalışıp üretken olamadık. Bunun için niye insanımızı motive edemedik ve eğitemedik. Yatırımları öncelik sırasına acil ihtiyaçlara göre- döviz üretecek şekilde yapmadık. 1. sınıf yol olmasa da yol yok değildi. Biraz yavaş bir hızla hepsi yine olurdu.. Son hızla heryere İnşaat inşaat inşaat; Köprü yanına köprü.. geçit altına bir geçit… İki tane Havaalanı varken süper bir üçüncüsü çok öncelikli işler idi. Gelişme ama çokcası kabuk değiştirme. Bunlar hizmet sektörü. Gelişmenin sözde ölçüleri, hep daha fantezi konforlu bir yaşam için. Üretim tesislerini revizyonla tekrar yapılandırarak randımanla çalıştırama ve sat parayı, kap ama carcur et. Yeni üretim tesisi olabilecek bir şeyler yapma ama yapılan inşaatlarla övün dur! Bir şeyleri üretmek daha yeni yeni aklımıza geliyor. İlk yapılması gereken şeyler en sona bırakılıyor. Krizler olmasa, millet eleştirmese onun da olacağı pek yok. Borç-kredi veren ülkelerin hazır paralarını kullanmak çok hoş.

    Ülkeyi yönetenler milletin geleceği ile dolar üzerinden adeta kumar oynamayı seviyorlar, borç alarak borç kapatmak, faizleri bindirmek sanki haz veriyor, heyecan veriyor. Elimize para geçince ensesi kalın kompradörler gibi savurmanın tadına varılmıyor! İsraf, hak edilmeyen özel uçaklar, mercedes konvoyları bizim gelişmişliğimizin göstergeleri; etrafta fır dönen, kapı açıp kaparken saygı gösterişi için iki-büklüm olan hizmetliler muazzam prestij ve havalar veriyor.. Göz kamaşıklığına iyi geldiği için kullanılan James Bond güneş gözlükleri havamıza ayrı bir hava katıyor… İhtişam dağları yaratmakla çok meşgulken önemli işler ehline verildi mi çok önemli değil. Haliyle, ehil olmayıp işe alınanlar da krizleri bertaraf edecek yeni birşeyler üretemedi. Yöneticilerin gözleri, alışkın oldukları dışardan gelecek hazır paralardaydı…. Aynı yönetenler, işler sarpa sararken milletin karşısına çıkıp nabız ayarı vermeği de ihmal etmiyor! Onların doları varsa bizim sizin gibi bir halkımız ve de (haşa emrimize amade bir) Allahımız var.. Yastık altını yoklayın, dolarları bozdurun. İcabinda yere atın çiğneyin büyüklüğünüzü gösterin. Biz büyük milletiz…… (Yıllar boyu, hazır üretim tesislerini revize-modernize edip layıkıyla çalıştımak yerine kelepir fiyata satarken büyük millet değildik!).

      • Ucuncu havaalani?! Uc havaalaninin isimlerini sayabilir misin?

        AKP’nin algi yaratmadaki hunerine guzel bir ornek – 1,2, 3 kadar basit bir konuda bile bunu yapabildigine gore, gerisini siz dusunun.

      • Evet HAKSIZSIN! En elzem İhtiyaca göre sırasıyla iş yapmaktan bahsedildi. Ana konu bu. TC kurulalı beri birçok konuda dışa bağımlısın. Önce bu bağımlılığı ortadan kaldıracak, ithalatı azaltacak üretim tesisleri; özellikle ülkenin teknik gelişmesine direkt katkısı olacak tesisler. Çokçası Batı yakasında, Marmara’da İstanbul’da değil Anadolu’nun her yerinde bölgesel kalkınmalara öncelik vermeliydin. TC nin en büyük ihmali Doğu bölgelerini kendi haline bırakmış olmak. İnsanları Batıya göçe teşvik etmek, özellikle İstanbul’a yığmak ve kaos üretmek.

        Sırası gelmişse 3. Havaalanı da yapılabilir ancak daha öncelikli işler varken alternatiflerle daha bir süre idare edilebilirdi…. İstanbul’da yollar çöküp duruyor, okuyoruz….. Hep aklıma gelen bir konudur. Acaba 3. Havaalanında sorunlu zemin üzerine yapılan yapılar ne kadar sağlam yapılıyor. Havayolu-havaalanının yanısıra demiryolları da yaptık. Ancak, zemin sorunlarına doğru dürüst bakmadan “Ben yaptım oldu, gerisi Allah’a emanet” zihniyetiyle yapıldığı ortada. Senin yapım hatalarının bedelini insanlar canlarıyla ödüyor. Ve sen ve senin gibi körkütük partizanlar “N’apalım zeminde kabahat, çok yağmur yağdı böyle oldu” deyip sorumluluğu neredeyse Allah’a atıyorsunuz… Bu tarafta belki hesaptan kurtarırsınızö ancak öbür tarafta işiniz çok zor çok!

        Yeşiköy’dekini Millet Parkı haline getirme fikri en iyi fikirlerden biri. Bu kararın alınmasına şu fakirin kafiyeli çıkışlarının da katkısı var…. Demek ki doğru dürüst eleştirmek işe yarıyormuş! Millet parkını tamamen fantazi, mali külfeti ağır bir şekilde değil sosyal-kültürel özelliklere üretici faktörler katacak orijinallikte yapabilmek önemli. Zamanla tartışılır. Bakalım birkaç yandaşa peşkes usuluyle tepeden inme bir şekilde mi yapılacak, yoksa madem “Millet Parkı”, millete sorarak mı yapılacak. Göreceğiz……

        • Tamam, vanlı vatandaşlarımız bi süreliğine yutdışı-yurtiçi londra/istanbul uçuşlarını ertelesinler; önce şark vilayetlerimize biraz köy enstitüsü açalım ve o beğenemediğiniz halkımızı bi yontalım, ondan sonra uçağa binsinler değil mi? Havaalanı yatırımlarına bilahere bakılır heralde! Uçaklar bakırköy semalarında döne döne iniş sırasını bekleyedursun bu arada:) yakıt demişsin zaten bedava……

          • Dünyanın bütün havaalanlarında uçaklar irtifa kaybederek ve önceliklerine göre dönerek sırasıyla inerler. Önceliklerden, havaalanı kullanımında, daha genel olarak paranın kullanımında optimizasyondan bihabersin. Onun için sana parti merkezinden verilen listede ne varsa döne döne onları hatırlatıyorsun. Ne hoş, bu aralar imf’yi kovduk lakırdısını kestin! Demek ki öyle göbek atmak pek bir şey ifade etmiyormuş. Trump radikali bir iki laf edince 1-2 milyar dolarcık kalem ihracat malzemesine vergi getirmesiyle ne oldu gördük. “Başkan Erdoğan Ekonomisi” panik attak gelmiş bir hale düştü. Ondan sonra da “Ekonomimiz bunu haketmiyor. Şöyle yaparız da, böyle yaparız posta atmaları, tehditlerle gülünç hale düşmeler!”. Umarım telaş halinde sinirli söylemlerle durumu olabileceğinden daha kötü bir hale getirmezler. Biraz sükunet ve akıllı hareket etme zamanı.

            Durum dönüp dolaşıp şu net gerçeklerle karşımıza çıkıyor: 15 senedir daha çok, daha kaliteli üretip satmak, bu şekilde borcu yıldan yıla azaltmak yerine, borcu borçla kapatma politikaları demek ki ülke ekonomisini ancak böylesine bir pamuk ipliğine bağlamak hükmündeymiş!

  14. fehmi bey habire komplo teorileri işliyor. türkiyede eğitimli 3-5 kişi var. onlar da komplo teorilerinin kurbanı oluyor.
    – fehmi beyin istediğini yazamadığını, kendi ifadesinden dolayı, biliyorum. Bunu da anlayışla karşılıyorum. Ancak istediği gibi yazamamanın alternatifi komplo teorileri yazmak değil diye düşünüyorum.
    – fehmi beyin, biraz kendisini zorlarsa, eğitimli 3-5 kişiyi de komplo teorilerine kurban etmekten başka bir yöntem bulabilecek kapasitede olduğundan eminim.

    • Hamza bey sen de olmasan sayın yazarın kapasitesinden haberimiz bile olmazdı bizim:) ayrıca kendi kendisine otosansür uygularak yazmasına göstermiş olduğun anlayış da her türlü takdirin üzerinde! Tövbe estağfirullah…

  15. KARTLARI AÇIK OYNAMAK.
    Elimizin zayıf olduğunu herkes biliyor.
    Bünye zayıf olunca havadan nem kapıyoruz.
    Halkımız eflasyon makul seviyede olsa ne döviz nede altın olarak tasarruf yapar.
    Eflasyona sebep kim oldu.mali politikalar değil mi.?
    Dünyada gelişmiş ülkelerin likitide şıkışıklığına gideceğı (3-4 senedır )söyleniyor.
    Ülkemizde her yıl seçim olduğundan mali politikalar çok gevşetildi.
    Çok borçlu olmamız bizi siyası baskılara açık hale getirdi.
    Bunu firsat bilenler durumumuzdan istifade etmeye çalışıyorlar.
    yabancılar sıcak paralarını çıkarırken doları en yüksek fiyattan alarak çıksa daha karlı olmaz mıyız?
    Dolar bozarak doları ucuz fiyata alıp gitseler zararımıza olmaz mı?
    DÜNYA SANKİ BİR MÜDDET İÇİNE KAPANACAK GİBİ.GLOBALLEŞMENİN YIKICI ETKİLERİNİ KULLANANLARA BÜYÜK BİR HAREKET ALANI SAĞLIYOR.
    Yeni şartları iyi okuyamazsak hazırlıksız yakalanma ihtimali yüksektir.
    Güçlü ülkeler her türlü estrümani kullanmaktan geri durmayacaktır.
    Başkaları üzerinde en etkili olacak ve en az maliyetli olanı kullanacaktır.
    Yumuşak karnı olanlar bu etkilerden daha kolay zarar görürler.
    Borçlanmanın maliyetinin sadece ekonomik sonuçları olmadığını siyasi ve egemenlik haklarına halel getirebileceğini herkes bilir.Tarihte çok örnekleri vardır.
    Peki neden devamlı aynı hataları tekrarlıyoruz.
    Aldığımız borçlari üretime değil tüketimde kullanıyoruz.
    BORÇ SADECE DAHA ÇOK DÖVİZ KAZANDIRAN YATIRIMLARDA KULLANILIRSA İŞE YARAR.
    Tüketim harcaması için alınan borçlar döviz kazandırmazsa eski borcu ödemek için daha yüksek maliyetlerle borçlanmak zorunda kalırsınız.
    Böylece borç sarmalına kapılırsınız.
    Size hükmetmek isteyenler sabırla bekler.
    Şartların bozulmasını beklerken sizin daha çok borçlanmanızı teşvik eder.
    Şartlar olgunlaşınca şu anda olduğu gibi düğmeye basar.
    Bunu böyle olduğunu herkes bilir neden aynı hataları tekrarlarlar.
    KİLOLU İNSANİN ÇOK YEMENİN NE KADAR ZARARLI OLDUĞUNU BİLDİĞİ HALDE ÇOK YEMEĞE DEVAM ETMESİ GİBİ.
    Yönetim halkın keyfine dokunan işlerden haz etmediğini bilir.
    Dolayısıyla yönetimde kalmak olmazsa olmaz gaye olunca halkın istediğini yapmak zorunda kalırlar.
    Sonuçta böyle oluyor.
    FEHMİ BEY BİZİ YABANCI KAYNAKLARDAN AYDINLATIYOR SAĞ OLSUN.DAHA TÜRKÇEYE ÇEVRİLMEDEN ETKİLİ KİŞİLERİN YAZILARINI OKUYUP AKTARIYOR.
    MÜKAFAT OLARAK TA HİÇBİR MEDYA ORGANINDA KENDİNE YER BULAMIYOR.
    SADECE BİZİM KURU TEŞEKKÜRLERİMİZLE İKTİFA EDİYOR.
    DANIŞMANLAR NE İŞ YAPAR.
    İNANIYORUM Kİ DAHA NİCE KİTAPLAR VE ARAŞTIRMALAR VAR YAYINLANMIŞ AMA BİZİM HABERİMİZ YOK.
    Kominızm çöktüğünde NATO nun düşman rengi kırmızıdan yeşile döndü diye yazan kitapları hatırlıyorum.
    Borçlanırken dikkat dikkat.
    Kim olursa olsun daha çok gelir getirecek yatırım için değilse borç almak çok tehlikelidir.
    AKILLI İNSANLAR BİR DELİKTEN İKİ DEFA ISIRILAMAZLAR.

  16. Fehmi korunun aktardığına göre; “60 uzmanın katılımıyla yapılan son savaş oyununda, üzerinde düşündükleri bir senaryo şuymuş: Rusya ülkelerle olan ticaretinde Dolar yerine altına dayalı yeni bir para birimine geçiş kararı alıyor, onu başka ülkeler izliyor ve bu gelişme sonucu Dolara dayalı uluslararası para sistemi çöküyor, bu da ABD’nin dünya egemenliği iddiasını zora sokuyor…”
    – yani, öncelikle, kur savaşlarında “çevremizdeki her ülkeyi bize diz çöktürmek için doları ve finansal araçları kullanalım” dan öte, rusyanın ve abdye karşı ülkelerin altına yönelerek abdye diz çöktürme girişimi üzerine senaryo oluşturulmuş.
    – Yani “abd karşıtı ülkeler kur savaşı üzerinden abdye diz çöktürmeye çalışırsa ne yapılabilir” üzerine kafa yorulmuş görünüyor.
    – yazarın da doların çökeceğine ilişkin tezi ile altına yönelim bilgisi dikkate alındığında ortaya 2 ihtimal çıkıyor.
    -1- bu kur savaşları senaryosunun ciddiyeti pek yok. yani bu toplantı bir kur savaşları
    -2- bu toplantıyı rusya düzenlemiş olabilir mi?
    – çünkü olaya tersinden bakınca (yani abdnin oyunu noktasından değil de abdye karşı oyun noktasından bakınca), altına dayalı para birimi ile abd dolarının dünyadaki etkinliğinin yok edilmesi senaryosu var ve bu toplantının konuşmacılarından birisi ve toplantı hakkında kitap yazan kişi de, doların dünyada etkinliğini kaybedeceğini düşünen ve altına yönelen bir kişi.
    – Buna göre, bu toplantı, “abd dolarının dünyadaki etkinliği nasıl yok edilerek abdnin dünyadaki hegamonyası yok edilebilir” toplantısı olarak da nitelenebilir.
    – belki kitap ve toplantılar fehmi beyin yazdığından çok farklıdır. ancak fehmi korunun aktardığı bölüm, toplantının abdnin, “kur savaşı ile diğer ülkeleri nasıl dize getirebiliriz” toplantısı olduğunu göstermiyor.

  17. Dövizin yükselişiyle alakalı olarak, MASAK soruşturma başlatmış,Başsavcılık incelem başlatmış.
    Sosyal medyada paylaşım yapan 300 küsur kişi hakkında inceleme başlatılmış.
    Anlaşılan ekonomik tedbirlerle dövizin firenlenemeyeceğini gördüler Adli ve Polisiye tedbirlerle düşürecekler.
    Yahu güldürmeyin insanı.
    Adli ve polisiye tedbirler parayı daha çok ürkütür.
    C.B. dün işadamlarına dövize saldırmayın aksi hakde B ve C planlarımız devreye girer dedi.
    Arkasından hemen saraydan açıklama geldi.
    Döviz hesaplarına el koyma ya da döviz kurunu sabitleme gibi düşüncelerimiz yok diye…
    Para her zaman güvenli liman arar ve bulur.
    Siz gereksiz konuşmalarla sermayeyi ürkütürseniz kaçırırısınız.
    Güven sağlamak çok zor, kaybetmek çok kolaydır.
    Böyle durumlarda beş düşünüp bir konuşmak gerek.

  18. Savaşın aslı
    İnsanlık işçilik döneminden ortaklık dönemine geçmektedir. Bu, tarihi gelişmenin bir aşamasıdır. Marks “Dünya kapitalizmden sonra sosyalizme geçecek, sosyalizmden sonra komünizme geçecek.” diyordu ama komünizmi açıklayamıyordu. İbn-i Haldun ve Marks doğru teşhisler koymuşlardır. Ancak teşhisleri eksikti. İnsanlık Marks’ın sosyalizminden (işçilik düzeninden) sonra ne olduğu açıklanmayan komünizm değil, ortaklık düzeni gelecektir.
    Karşılıksız para dönemi sona ermektedir. Tahrip edici silah gücü ile dünyayı yönetme sona ermektedir. Ortaklık dönemi ve hakemlerden oluşan yargının dengelediği ulus devletler düzeni gelmektedir. Türkiye uygarlığın merkezindedir. Görevi ortaklık düzenini dünyaya öğretmektir. Ya bu görevi yapar ya da yıkılır gider. Bunu ben söylemiyorum, Kur’an diyor. “Sizden başka kavim istibdal eder sonra onlar sizin gibi olmazlar.” diyor, (Muhammed, 47/38). Tarihin akışını değiştirecek yoktur.
    Ortaklık düzeni gelecektir. Ortaklığa sahip çıkanlar galip geleceklerdir. Ortaklı düzeni;
    a) Semt kooperatifleri
    b) Dayanışma ortaklıkları
    c) Genel hizmetler
    d) Emek karşılığı para
    e) Hakemlik
    f) Yerinden yönetim sistemleri ile gelecektir.

  19. Erdoğan, açıkça oynadığı siyasi kumara tüm ülkeyi alet ediyor. Tam da söylediği gibi, KENDİSİ İÇİN dolar molar gerçekten hikaye. Umurunda değil bunlar. Yaptığı siyasi hesap ortada. Kendi eliyle sürüklediği ekonomik çöküntünün sorumluluğunu Trump’ın omuzlarına yıkıp işin içinden sıyrılmak. Pek sevdiği ve hep işine yaramış göründüğü “Milli olan biziz, bizi eleştiren herkes gayrı-milli” oyununu bir kez daha sergilemek. Şunu söylüyor ve hep söyleyecek:

    “Ekonomi de her şey de gayet yolunda gidiyordu. Rahip meselesinde ve diğer konularda dik durduk, milli bir duruş sergiledik. Bedelini ekonomimizi çökerterek ödetmeye çalşıyorlar. Bu bir ekonomik savaş ilanıdır. Tüm ülke arkamızda birleşmelidir.”

    İktidarın propaganda masasına gönüllü memur yazılmış Necip Güven de, Reisçi tayfanın artık alıştığımız kibir ve şımarıklıkla, hepimize ayarı veriyor: “Birkaç defadır yapılan bu gece saldırıların, ekonomik kriz yaşadığımızı zannedenlerin gözünü açtığını ve artık resmen ilan edilmiş bir savaşta olduğumuza ikna etmiş olmasını ümit ediyorum. Çünkü kişiler bir krizde farklı, bir savaşta farklı davranırlar.” Söylediği kısaca şu: Ne ekonomik krizi kardeşim! Biz burada bir savaş veriyoruz. Yok Erdoğan ekonomiyi iyi yönetememiş, yok Erdoğan parayı betona gömmüş. Kesin bu lakırtıları, Reis’in kişisel ikbal savaşına asker yazılıp milli duruşunuzu kanıtlayın!”

    Halk, iktidarı yitirmekten ölesiye korkan Erdoğan’ın bu oyununu yer mi? Halk, kendi sınıfsal çıkarı ve iktidarı dışında hiç, ama hiç bir şeye aldırmayan bu gayrı-milli iktidar elitlerinin oyununa bir kez daha gelir mi?

    Göreceğiz. . .

    • düşmanlık, gelişmemiş toplumları yönetmenin en iyi yöntemi. ufacık putin, koskoca rusyayı parmağında oynatıyor. bunu da düşmanlık sayesinde yapıyor. rusyada sürekli halka savaş durumunda neler yapılması gerektiğine yönelik proğramlar yapılıyormuş. gençlere savaş eğitiminin verildiği kamplar düzenleniyormuş vs.
      -insanlar kendi yararları için sigarayı bile bırakmaz ancak düşmanlık için yapmayacağı şey yoktur.
      – yani halk afiyetle yer. üzerine de “çok şükür” der.

      • Bence yemeycek, Hamza Bey. Hamasetin iş gördüğü doğru. Halkımızın hamasete pirim vermek gibi bir zaafa sahip olduğu da doğru. Ama, buradaki Erdoğan-AK Parti propaganda aygıtının yeminli klavyeşörleri halkın bütününü temsil etmiyorlar.

        Evet, Erdoğan sevilen ve inanılan bir lider. Evet, hala kredisinin olduğunu (muhalefetin kepazeliğinin de hatırı sayılır yardımıyla) geçtiğimiz seçimlerde gösterdi.

        Ama, halk dediğimiz sıradan vatandaş ne H. Gayret, ne de Necip Güven (Hamza Akyol ya da Bernar da değil). Milyonlarca insan, burada tutkuyla yorum yazan bizim gibi insanlar değiller -doğrusu da bu zaten. Kirayı zamanında ödeyebilmek, çok sık olmasa da arada iyi ve lezzetli bir yemek pişirebilmek, kahveye çıktığında “Acaba bir çay daha içsem çok mu açılmış olurum?” endişesinden uzak kalmak, çocuklarının iyi bir eğitim alabilmesini sağlamak, kimsenin düşmanlığına muhattap olmamak. . . Bu tür insani, mütevazi, haklı beklentilerle şu ya da bu partiye oy veriyorlar. AK Parti, o insanların oy verdikleri partilerden biri. Açık ara bu partiye oy veriyor insanlarımız. AMA, göz ardı etmeyelim, önemini olduğundan az görmeyelim: Erdoğan’a oy verirken, bu beklenilerinin karşılanacağı inancıyla veriyorlar. Burada kendini bilmez bir düşünce fakirinin sandığı gibi “yoksul ama onurlu” olmak için değil.

        Elbette ki, Erdoğan’ın hamset ve aldatmaca çarkının her koşulda iş gördüğü ve göreceği azımsanmayacak bir seçmen kitlesi de var. Bunların oy yüzdesi 24 ile 29 arasında salınıyor. Bunlar, iflsh olmaz Reisçiler.

        Yıl sonuna doğru görün siz halkı.

        Tomalar ve biber gazı sadece Geziciler için mi kullanılır sanıyorsunuz? Artık illallah diyen eski Erdoğan seçmenleri de yarının Türkiye düşmanı, Gezici terörist, dolayısıyla tomanın ve biber gazının potansiyel hedefi -hiç kuşkunuz olmasın.

      • O ufacık dediğin putin yevgeni primakov un cebinden çıkma! Rusyada sovyetlerden beridir lise talebelerine mayın imha eğitimi bile verilir, yeni bi durum değildir… Evet oligarklar kendi gemilerini yüzdürürken çoğu zaman kürekleri de halk çeker:) ama unutma, tabiatta da dayanışma böyledir: itle it, kurtla kurt…

    • Sn.bernar, sayın erdoğanın iktidarını kaybetmekten korkuyormuş gibi bir hali mi var? Bunu düşünebilmek için ancak azılı bir saadetçi mi olmak gerekiyor? Bana sanki iktidar olmak onun peşini bırakmıyormuş gibi geliyor da:)

      • Onun için gasp ettiği TRT ve diğer tüm TV kanallarında sabah akşam günde 24 öğün gırtlağımıza kadar Ümmetin Lideri ile dolduk, Sayın Temelkaramollaoğlu’nu sadece 11 dakika göreblidik ekranlarda seçim öncesinde.

        Sıradan, bilgisiz, öngörüsüz bir lider Erdoğan. AK Parti’nin ütün başarı dolu yılları Reis’inizin öncesinde kalan yıllardı. Onun tek başarısı, hiçbir insani ahlaki kriteri olmadığı için, insan öğütmekte gösterdiği başarı. Bırak sıradan mı sıradan muhalefet liderlerinin karşısına çıkmayı, mesleği gerçek alamda gazetecilik olan birinin karşısına bile çıkmaya cesareti olmadığını gördü görmek isteyen. Siz prompter’la yola devam etmeye çalışın. Dünyanın kaç bucak olduğunu göreceksiniz yakında. Suriye’de Rusya’dan da tokatı yediğinizde ne hamaset üreteceğinizi şimdiden düşünün -Suriye tokatı geliyor yakında.

    • Bernar bey önceki gün de aynı soruyu sormuştum, bu gece olan için de aynı soruyu bir daha soruyorum, ”Ekonomik olarak bu ülkede bir gecede ne oldu da dolar 6,40 dan yattık, dolar 7,20 den kalktık? Bunun hiçbir siyasi genellemeye kaçmadan salt ekonomik olarak açıklaması nedir?
      İş Bankası Benel Müdürü Adnan Bali’nin bile
      ”Zor günlerden geçiyoruz. Spekülatif ataklarla karşı karşıyayız. 94 krizi, 96 Asya, 97 Rusya, 99 depremi, 2001 krizi, hepsini yaşadık. Bir kısım dalgalanmalar yaşanması normaldi. Ancak bu sefer farklı. Tabii görmüyorum. Çok ciddi spekülatif ataklar olduğunu düşünüyorum. Kurları iki ülke arasındaki enflasyon farkından hesaplanır diye okulda öğrettiler. Hiçbir teoriye uymadığı düşüncesindeyim.Geçen haftaki gelişmelere baktığınız zaman bunun normal piyasa dinamikleri içinde açıklanması zor. Bu bir ekonomik savaş.”
      dediği bu olaylara sizin salt ekonomik açıklamanızı okumak isterim doğrusu.

      • Necip Bey, hiçbir gönderimde döviz kurlarındaki ani ve aşırı değerlenmenin olağan olduğunu, piyasa dinamikleri ile açıklanabileceğini ileri sürmedim, böyle bir şeyi ima etmedim. Elbette ki Trump’ın Erdoğan iktidarını köşeye sıkıştırıp hırpalamak istdiği çok açık. Elbette ki ABD doları bir silah olarak kullanıyor. Bu gerçek üzerinde hemen herkes hemfikir.

        Hiç hemfikir olmadığımız konu şu: Siz ve lideriniz, sanki ortada ekonomik bir başarısızlık yokmuş gibi, sanki üretime hiç aldırmadan uzunca bir dönem çok ucuza ülkemize akan yabbancı sermayeyi har vurup harman savuran iktidarınız değilmiş gibi, sanki böylesi kırıgılgan, kolayca yaralanır ekonominin yaratıcısı bu iktidar değilmiş gibi, “ABD dolar üzerinden bize savaş açtı!” yaygarasıyla işin içinden sıyrılmaya çalışıyorsunuz. İtiraz bunadır.

        Türk Lirası, dolar karşınıda 2001-2018 yılları arasında en büyük değer kaybını yüzde 47,50 ile 2016 yılında yaşadı. Önceki dört yıla da bir göz atın. Çok çok öncesinden bugünlere gelineceğini söylüyorduk.

        2016 yılında, paramız dolar karşısında 47, 50 ile değer yitirirken Trump’ın dolar savaşı mı vardı?

        Hayvancılığınızı kendi elinizle çökertin diye bir koşulla mı verdi yabancı yatırım kuruluşları o milyarlarca uzuz doları?

        Üretmeden, seçmeni sosyal yardımlarla satın alarak, kendi inşaat zenginlerinizi yaratarak, üç kalem dışında tüm tarımsal ürünlerinizi dolar üzerinden ithal ederek, halkınızı İhtiyaç Kredisi tuzağıyla kredi ve borç bağımlısı durumuna düşürmek kaydıyla bu parayı size veriyoruz mu dendi?

        Ümmetin lideri dediğiniz sıradan lider, bir yıldan diğer yıla tarım ve hayvancılığımızı bitirdi, üretemeyen, borçla yol almaya çalışan pespaye, kırılgan mı kırılgan, krizlere karşı korunmasız bir ekonomi yarattı son 6-7 yıl içinde.

        Biz söyledikçe “FETÖ!” diye yaygarayı bastınız. Biz söyleyip açıkladıkça “ABD uşağımısın sen?” dediniz, sadece bugün en az üç farklı yorumcu aynı şirret hamseti kurulmuş saat gibi tekarlayıp duruyor.

        Oluk oluk akan dış sermayeyi har vurup harman savurdunuz. Yetmedi, ülkenin elinde ne zenginlik varsa satttınız (TC tarhinin tüm özelleştirmelerinin yüzde 92’sinden fazlası sizin iktidar olduğunuz yıllarda yapıldı!). Üretmeyen, her yıl karlanarak dövizle borçlanan bir ülke haline getirdiniz Türkiye’yi. Şimdi, Trump bunu kullanıyor diye cazgırlık yapıyorsunuz.

        Mesele budur.

        • 2016 yılında, paramız dolar karşısında 47, 50 ile değer yitirirken Trump’ın dolar savaşı mı vardı? diye sorarken, 15 temmuz gibi bir olayın olduğunu yine gözardı ediyorsunuz.
          Siz bizi belli hata ve eksikleri göstermeyip şimdi bunu Trump kullanıyor diye cazgırlık yapmakla suçluyorsunuz ama, siz de bu ülkenin atlattığı hiçbir badireyi hesaba katmadan, ama bu badirelerin sonuçlarından muarızlarınızı sorumlu tutarak cazgırlık yapıyorsunuz.
          Bu yüzden doğrularınızda bile ciddiye alınmayıp hesaba katılmıyorsunuz, farkında değilmisiniz? Eğer bazı önemli noktaları hesaba katıp daha objektif olabilseniz haklı eleştirileriniz de daha kaale alınır hale gelecek.( Bunu şahsınıza değil bu şekilde muhalefet yapan siyasilere yönelik söylüyorum.)

          • Necip Bey, içinde FETÖ, 15 Temmuz, ABD’nin ekonomik savaşı gibi bahanelerin geçmediği bir tek sağduyulu tartışma yürütmek mümkün olmadı sizinle. Ben aylardır çok, ama çok anlaşılır bir şey söylüyorum: Ekonomi ve eğitim açıdan gerçekten çok kötü durumdayız. Yineliyorum: Çok kötü durumdayız ve daha da kötüsüne doğru yol alıyoruz. Hem tarım ve hayvancılık, hem üretim, hem eğitim konusunda devletin kendi resmi istatistik kurumunun verilerinden yola çıkarak yazıp derdimi anlatmaya çalışıyorum.

            Siz, elbette ki bu tür iddialarımla hemfikir olmak zorunda değilsiniz, inanç ya da düşüncelerinize saygı duymakta güçlük çekmem. Bana şunu söyleyin: Bernar, yanılıyorsun. Ekonomik durumumuz konusunda yazdıkların gerçeği yansıtmıyor. Sayın Erdoğan’ın dile getirdiği tablo doğru olan tablo.

            Siz bunu yapmıyorsunuz. Buradan baktığımda görünen, her temel eleştiride hemen bir gerekçe bulmanız. 2016 yılında dolar karşısnda Türk lirası yüzde 47,5 değer yitirdi diyorum. Verdiğiniz karşılık: İyi de 15 Temmuz vardı, sen bunu unutturmaya çaışıyorsun. Allah aşkına bu gidişin gidiş olmadığını görün artık, çok kötüye gidiyoruz ekonomi alnında diyorum: İyi ama Trump ekonomik savaş başlattı diyorsunuz.

            Bu nasıl bir güçlü ekonomi, güçlü Türkiye’dir ki, bir başka devlet başkanının iki tiwiti, iki tehditi ile yerli parası iki haftada yerlerde sürünür hale geliyor? Bu nasıl bir güçlü devlet ki, içine sızmış hain unsurları göremiyor, o hain unsurlar yüzünden parası tek bir yıl içinde yüzde 47,5 değer kaybediyor?

            Bakın ısrarla söylüyorum: Daha hiç, ama hiç bir şey yaşamadık. Binlerce, onbinlerce çalışan kapı önüne konacak önümüzdeki Ekim sonu, Kasım başından itibaren. 3 milyon insanımıza verilen sosyal yardımlar verilmeye devam edecek, ama enflasyon yüzde 20’lere dayanmışken (21, hatta 22 olma ihtimali de var) bu ödemelerde bir artışa gitmek mümkün olmayacak. Onlarca değil, yüzlerce değil, binlerce işletme batacak.

            Bütün bunları Trump’ın iki haftada attığı iki twit, iki yaptırım kararı ile mi açıklayacaksınız? Evet, soruyorum: ABD bize ekonomik savaş başlattı dışında ne söyleyeceksiniz halka? Daha üç hafta öncesi değil miydi Erdoğan ile Trump’ın iki asker arkdaşı gibi toka çakıp yumruk takıştırdığı, gazetelerinizin yarısını kaplayan fotoğraflarının basılı olduğu günler?

            Üç hafta öncesine kadar ilişkilerin gayet iyi seyrettiğini söylediğiniz, Suriye’de işbirliği olanaklarını birlikte genişlettiğiniz adam, meğer türkiye düşmanı imiş, meğer üç hafta sonra Türkiye’ye savaş açıp ekonomimizi göçertecekmiş. Neden göremediniz? Yok mu 80 milyon insan içinde dış politkadan anlayan, olası stratejik hamleleri öngören, bunlar karşısında tedbir alan bir uzman kadro?

            Türkiye bir çadır devlet mi ki Trump’ın iki üfürmesi ile ekonomisi allak bullak hale geliyor? Yok eğer değil ise, biz bu savaşı kazanacağız lafının ne kadar inandırıcılığı var?

            İktidara bahne üretmek için mi, ülkeyi güçlü kılmak için mi geliniyor? 15 Temmuz. . . Engelleseydiniz kardeşim! Trump’ın ekonomik savaş ilanı. . Öngörseydiniz, hazırlık yapsaydınız kardeşim!

            Anlatabilyor muyum?

          • Bütün olumsuzlukları öngörmesini, bütün düşmanlıklara hazırlık yapmasını, bütün ihanetleri engellemesini beklediğinize göre, sizin sonsuz güçlü ve mutlak muktedir bir iktidar anlayışınız ve beklentiniz var Bernar bey. Demek ki bu yüzden iç veya dış hiçbir olumsuz etmeni sonuç üzerinde bir faktör olarak dikkate almıyorsunuz.
            O zaman şu anda Saadet partisi gerçekten size dünyada cenneti vaadediyor, hiçbir olumsuzluktan etkilenmeden istediğini yapabileceği herşeyi düzeltebileceği güvenini veriyor. Ne güzel.
            Keşke bir an önce böyle bir iktidar bulsak da cennette yaşasak, eğer olmazsa da, bu sefer biz hiçbir olumsuz etkeni dikkate almadan iktidarı kolayca eleştiri ve suçlama lüksüne kavuşsak.

  20. Yazıyı okudum ve Fehmi Koru nun içindeki Taha Kıvanç hortlamış dedim.
    Biliyorsunuz Taha Kıvanç olarak uzun süredir yazmıyordu.
    Onu diriltmeyi de düşünmüyor herhalde.
    Fakat dediğim gibi bu yazıda hortlamış.
    Türkiye de ki İslamcı güruh Amerika ve İsrail eksenli komplo teorilerine bayılırlar.
    Ama ne Amerika dan ne de İsrail den vazgeçemezler.
    İsrail ve Amerika az dostluk gösterisinde bulunsa demeyin keyiflerine.
    Hala anlamadılar…
    Ayıyla aynı yatağı paylaşan pençesiyle arada bir yoklanacağını bilir.
    Vesseelam.

  21. Yazıdan anladığım.kur savaşını Abd başlattı yani bir prova niteliğinde. ise. bu geçicimidir yoksa ülkelerin nabzını ölçmeye yönelikmidir?
    Eğer bu bir prova ise vede bu kur savaşına maruz kalmış ülkeler dolarla ticareti askıya alır başka bir para birimine geçerse bunu diğer ülkeler izlerse bu Abd nin kendi ayağına kurşun sıkmak anlamına gelmezmi ?

    Bu durumda Turkiyenin başka alternatifler aramasının ne gibi sakıncaları olur?
    Eğer biz başka alternatifler aramazsak o zaman Abd ye mahkum duruma düşmezmiyiz
    Bu kur savaşından canı yanmış ülkeler birleşemezmi?

    Bu sorulardan sonra ülke nin çoğunluğunun bu bir ekonomik savaş olduğunun üzerinde hem fıkırken bunu aşmak için hep beraber çaba sarfetmemiz gerekirken neden meseleyi iç siyaset malzemesi yapmaya çalışırız

    Fehmi beyin beyanlarına dayanarak dünyada bizim üzerimizden bir tiyatro sahneleniyor biz buna alkışmı tutalım yoksa bizde başka bir oyunmu sahneye koyalım koymamız gerekmezmi
    Bence herkez kendine düşen görevi yapmalı ancak böyle cikariz bu badireden ne hamaset nede nemelazimcik yapılsın.

    Allah yar ve yardımcımız olsun

  22. yetmiş yıl önce yer yatırılıp ellerine ters kelepçe vurulan iki devlet, Japonya,Almanya ayağa kalkıp dünyada dimdik ayakta dururken biz hala birilerinin dolar üfürüğü ile sallanıyoruz. Yetim çocuk gibi kendimize vasi yani müttefik aramaktayız. Üç ay şahsi arabanıza, makam arabanıza binmeyin petrolden sağladığınız tasarruf dolarınızı yerine oturtur.

  23. Fehmi Koru’nun ekonomik savaş tezine sonuna kadar katılıyorum. Yaşamakta olduğumuz durum bir ekonomik kriz değil bir ekonomik savaş. Ve dün gece bu savaşta bir saldırı daha yapıldı ve dolar kuru biraz daha yükseltildi. Birkaç defadır yapılan bu gece saldırıların, ekonomik kriz yaşadığımızı zannedenlerin gözünü açtığını ve artık resmen ilan edilmiş bir savaşta olduğumuza ikna etmiş olmasını ümit ediyorum. Çünkü kişiler bir krizde farklı, bir savaşta farklı davranırlar.
    Fehmi Korunun bahsettiği kitapları hemen alıp okuyacağım.

    • Umarim herkes bunun bir savas oldugunu anlar ve kisisel hesaplasmalari daha sonraya birakarak vatani savunma moduna gecer . Yoksa bundan hepimiz zarar gorecegiz ve elde bir toprak parcasi kalabilir buna da vatan denir ise

      • Şu “vatanı savunma moduna geçmek” ifadesinden ne anlamamız gerektiğini basit ve anlaşılır bir şekilde dile getirseniz, Ahmet Bey?

        Evet, Trump ve ABD kötü niyetli. Evet, ekonomik açıdan daha da köşeye sıkıştırmak amaçlı hamleler yapıyor. Buraya kadar sorun yok. Sorun, “vatanı savunma moduna geçme” görevimizi nasıl yerine getireceğimizi bilemiyor oluşumuz.

        Yoksa, tanımlamadığınız o görev şu mu:

        “Herkes, Erdoğan liderliğinde ekonomimizin pekala rayında giderken, dünyanın en gelişmiş ilk 10 ekonomisi arasında yerimizi almaya doğru giderken, birden Trump eliyle bize ekonomik savaş açıldığını söylesin. Hepimize düşen vatan savunmasından anlamamız gereken şey işte budur.”

        Söylemek isteyip de söyleyemediğiniz “vatanı savunma modu” bu mu? Değilse ne? Söyleyin de bilelim.

      • şuna, “salak arıyoruz” desenize. bu kadar allayıp pullamayın, açıkca söyleyin. 453 milyar dolar borç var.
        – Anlamadıysanız tekrar yazayım: 453 milyar dolar borç.
        – ilave olarak 60 milyar dolarlık daha önceki beğenmediğiniz, bizim de beğenmediğimiz hükümetler tarafından, bu kadar borç alınmadan, yapılmış olan varlıkların satışından elde edilen para var.
        – ilave olarak, tam olarak ne kadar olduğu belli olmayan şehir hastaneleri, 3. köprü vb. gibi yid borçları var ki bunlar “dış güçler” tarafından, dolar üzerinden garanti para verilerek yaptırıldı.
        – ilave olarak, 51 milyar dolar civarında dış açığımız var. yani ekonominin dönmesi için (borç ödeme hariç) 51 milyar dolar para bulman lazım. yani borç ve faiz ödemelerin bu rakamın dışında.
        – Biliyorum anlayacak kapasiteniz yok ama yine de devam edeyim:
        – Türkiye ekonomisinin resmi açıklanan gsyih rakamı yaklaşık olarak 850 milyar lira.
        – yukardaki rakamdan 260 milyar doları düşeceksin ki gerçekte türkiyenin gsyih rakamını bulabilesin. çünkü 260 milyar dolar, tüik tarafından hesap yöntemi değiştirilerek artırılan (zam yapılan da denilebilir) bölümü. yani köpük. onun için bu tüikin kıyağını çıkıyoruz: 850-260= 590 milyar dolarlık bir gsyih rakamı çıkıyor.
        – bizim borçlarımız ve satılan rakamlar, yıllık gsyih rakamından fazla.
        – Yani işe yürüyerek gider, evde değil sokakta yatar (sokakta yatınca da işpark parası çıkıyor. ona çözüm bulamadım), yıkanmaz, sabun kullanmaz, cuma namazını ve diğer namazları da bir yıl ertelersen (çünkü namaz için abdest alman lazım, abdest için de su lazım. ayrıca cami vb de maliyet), yemez-içmez, tuvalete bile gitmez isen 1 yıl çalıştığında borcu dengeye getirebilirsin.
        – Getirebilirsin dedim, hemen sevinmeye başlamayın. çünkü kriz döneminde bir de senin varlıklarıyın değer kaybı olur. mesela evin varsa, normal zamanda 300 bin tl ise, krizdeki rakamının ne olabileceğini Allah bilir. sıkışma durumuna göre değişir. 100 bin de olabilir, 200 bin de olabilir.
        – Eğer varlıklarımızın değeri yarıya düşer ise o zaman tuvalet meselesini bir yıl daha ertelememiz gerekir.
        – Siz zeki insanlarsınız. 453 milyar dolarlık borcun hemen ödenmeyeceğini bunedenle tuvalet için 2 yıl beklemek gerekmediğini hemen düşünürsünüz.
        – Ben de size hak vermek zorunda kalırım.
        – Ancak yine de vadesi gelen borçlar ve ekonominin dönmesi için gerekli olan 51 milyar dolar ciddi bir rakam.
        – bu ciddi rakamı karşılayacak kadar dolarınızın olması lazım.
        – Dolar da (dolmayabiliyor da), birkaç yöntemle elde edilebiliyor:
        -1- Üretir, yurtdışına satış yaparsınız (buna ihracat deniliyor), ihracat karşılığında ödemenizi dolar olarak alırsınız. (ben böyle diyorum da, siz inanmayın, birileri hemen “nah alırsınız” diyor çünkü üretip yurtdışına satış yapamıyorsun. daha doğrusu üretip yurtdışına satış yapabilmen için bile döviz bulman lazım çünkü üretimde kullandığın girdiler dolar ile geliyor ilave olarak da yurtdışına sattığından daha fazla yurtdışından alıyorsun.)
        -2- yurtdışındaki şirketlerin orda kazandığı parayı türkiyeye getirirler (bu ihtimal de konuşmaya değmez. çünkü türkiyenin öyle büyük şirketleri yok. ayrıca bu ihtimali düşünürken tersi durumu da hesap etmen lazım. yani türkiyede iş yapan yabancı firmaların paralarını ülkeden götürmesi durumu.).
        -3- Turizm gelirleri. Diğer para birimleri (arnavutluk para birimi bile), türk parasına karşı değer kazandığı için türkiyede tatil yapmak sudan ucuz oldu. (hemen sevinmeyin. türkler için değil, yabancılar için sudan ucuz). Bu nedenle de turizm gelirleri bir miktar arttı.
        – Ancak turizm gelirlerinde de birşey dikkatinizden kaçmıştır. ben hatırlatayım. Eskiden 100 dolara sattığınız malı şimdi daha az dolara satıyorsunuz. yani varlıklarınızın değeri düşüyor. belki farklı yönden anlatırsam anlayabilirsiniz: 100 dolar kazanmak için eskiden verdiğinizden daha fazla mal veriyorsunuz.
        -4- Varlık satışları. yani türkiyeden toprak, ev, tesis vb. satışlar. zaten hem yaşanan süreç hem de sürecin ilerleyen döneminde doları bu şekilde elde edeceğiz.
        -5- Aslında bunu başta yazmak lazımdı çünkü akpnin ilk döneminde bu uygulamayı görüyorduk: yabancı yatırımlar.
        -6- Borç almak ya da daha doğru ifade ile yeni borçlar almak.
        – döviz bulma yöntemleri ile türkiye ekonomisi ve şu anda durum ilişkisini tekrar gözder geçirecek olursak:
        – turizm gelirleri, varlık satışı ve kar transferleri şıklarını geçiyorum. çünkü bunlara yukarda bir miktar değindim.
        – varlık satışı, istenilmeyen, ancak hem şu ana kadarki süreçte hem de bundan sonraki süreçte gideceğimiz son nokta olduğu için es geçiyorum.
        – turizm gelirlerindeki artışı da zaten yazdım. (aynı parayı kazanabilmek için daha fazla varlık satmak zorunda kalmamız gerçeği ile birlikte), kar transferlerinin ise ülkemiz ekonomisinde ciddi bir etkisi olmadığını da belirtmiştim.
        – ihracat şıkkı ise, hem zaten yeterince üretmediğimiz için bu duruma düştüğümüzden dolayı, hem de krizden çıkışımız için üretmekten başka yolumuz olmaması nedeniyle ayrı biryazı konusu.
        – geriye 2 tane döviz edinme yöntemi kalıyor.
        Öncelikle 5. şıkkı, yani yabancı yatırım bölümünü ele alacağım.
        – Yabancı yatırımdan bahsederken, türkiyedeki bir işletmeyi satın alan ile, türkiyeye sıfırdan tesis kuran arasında bir ayrım yapmak gerekiyor. Çünkü türkiyedeki bir işletmenin yabancılar tarafından alınması, yabancı yatırımdan ziyade varlık satışı olarak değerlendirilmeli.
        – Türkiyede sıfırdan tesis kuranlar, akp hükümetinin ilk döneminde görüldü ancak sonraki dönemde ortadan kayboldular. çünkü yabancı yatırımın olabilmesi için birtakım unsurların asgari ölçüde de olsa olması lazım. (bunlar azami ölçüde olursa yabancı yatırımlar artar).
        – Öncelikle tabii ki yatırımcının kar edeceğini düşünmesi gerekiyor. ülkenin ekonomik organizasyonunun buna uygun olması gerekiyor. Ancak bunun arkasından gelen çok önemli unsurlar var. hukuk gibi, güven gibi.
        – akpnin ilk döneminde var olan unsurlar, akpnin hem izlediği ekonomi politikası nedeniyle hem de tekleşmesi nedeniyle (gücün, iradenin gittikçe tayyip erdoğanın elinde toplanması süreci), bütün unsurlar zarar gördü. akp tarafından izlenen politikalar nedeniyle, hem yerli, hem de yabancı üreticiler açısından, türkiyede üretim yapmak karlı olmaktan çıkmaya başladı. bu hem yerli üretimi baltaladı, hem de yabancı yatırımları baltaladı. bu süreç aynı zamanda ülkenin borçlanmasını da hızlandıran bir süreçtir. Ayrıca tekleşmeye hukuk ve güveni sarsan uygulamalar da eşlik etti.
        – Yani “ben ohalden mağdur olanı hiç görmedim” demek durumu kurtarmıyor. hem yerli, hem de yabancı yatırımdı necip güvenle h.gayretin propagandasına güvenmiyor. 2007 yılından sonra hiç büyük bir işletmenin (özel işletme) açılış haberini hatırlamıyorum.
        – Elimizde kaldı birtek yöntem. Borç alma ya da teknik tabir ile “sıcak para”:
        Ekonomi için gerekli olan dövizi borç olarak da alabiliriz. zaten uzun süre de bu yöntemle ihtiyaçlarımızı karşıladık. tefecilerin, ülkede ohal mi var, yoksa demokrasi mi var çok umurlarında olmaz. sıcak para zaten bu tür ayrıntılardan da çok fazla etkilenmez. hatta tam tersi söylenebilir. tefeciler, en fazla demokrasinin olmadığı ülkelerde para kazanırlar. çünkü tefecilere en fazla bu tür ülkeler ihtiyaç duyarlar ve ihtiyaç ne kadar fazla ise, paranın fiyatı da o kadar artar. (yani faizi).
        – Onun için, ohal döneminde sıcak para bulmak hiç de zor olmaz. Ancak tekrar ediyorum, ohal döneminde (ya da hukukun olmadığı, düşünce özgürlüğünün olmadığı baskıcı dönemde) sıcak para bulmak zor olmaz ama uygulanan yöntemler nedeniyle üretim (yabancı ve yerli üretim) darbe alacağı için sıcak paraya bağımlılığımız artar ve daha fazla faiz öderiz.
        – Ayrıca sıcak para mekanizmada bir unsur daha var: sıcak paraya ihtiyacın arttıkca, sıcak paranın (yani tefecinin), parasını geri alma riski de artar. Ve senin borcunu ödeme riskin hem bankalar nezdinde (kişi veya şirket olarak), hem de uluslararası alanda derecelendirilmeye tabii olur. yani riskin ne kadar yüksek ise, borç bulman o kadar zorlaşır ve bulduğun borca ödediğin faiz de yükselir.
        – Şu an türkiyenin uluslararası risk derecesinin krize giren yunanistandan daha yüksek olduğunu okumuştum bir-iki gün önce.
        -Yani sıcak parayı da istediğimiz kadar bulamıyoruz artık. Ayrıca da bulduğumuz parayı yüksek faizle bulabiliyoruz ki dolar bazında %8’lerden bahsediliyor. (bu arada, sıcak para bulmada karşılaşılan zorlukları yazarken dünyadaki tersine dönen trendden, yani abdnin saçtığı dolarları toplama trendinden bahsetmedim. çünkü onlar da devreye girerse, necip güvenin yazıyı anlama ihtimali sıfıra iner)
        – Yani, döviz ihtiyacımızı sıcak para ile karşılamamız da zora girince ve ülkede ihtiyaç kadar döviz olmayınca, döviz fiyatları artıyor. zaten başka türlü olması da mümkün değil. dolar mecburen dolacak, yükselecek, artacak, taşacak. ve mecburen varlıklarımızı satacağız, gelirimiz düşecek, işletmelerimiz kapanacak, işsiz kalacağız.
        Bunun kurtuluşu yok.
        – Yani eğer bir savaş var ise, sürekli kendimize ateş etmişiz ve savaşı kaybetmişiz. yok savaştan söz edilemeyecekse, uygulanan politikalar (özellikle de ekonomik politikalar) bizi bu noktaya getirdi. Yani içinde bulunduğumuz durum, akpnin bizi getirdiği noktadır. yani beka sorunudur.
        – Yazı çok uzun olacak. necip güven anlasın diye tek tek yazıyorum. tabii ki bu kadar uzun yazıyı takip edebilecek kapasitesi varsa anlar.
        – İşin diğer boyutuna gelince, yani yine borç bulabilsek bile, dolar bazında %8 çok ciddi bir oran.
        – Ülke kalkınmasının artıda olduğunu kabul etsek bile (ki eksiye düşeceği kesin), ve bu artıyı %4 olan türkiyenin ortalama büyümesi olarak kabul etsek bile, bu orandan nüfus artış hızını çıkacağız. bu durumda türkiye büyümesi ile türkiyenin ödediği faiz oranını karşılaması mümkün değil. yani eksiye gidişi devam edecektir. (borç oranı gsyih’ya yakın değil de yarısı kadar olsaydı ve biz %4 gibi büyüyebilseydik durum dengede olurdu)
        – Şimdi brunson meselesi ve amerikan yaptırımları meselesine gelecek olursak:
        – Brunsonun mahkemesi hakkında yazmıyacağım. tutuklandıktan bilmemn ne kadar süre sonra iddianame hazırlanmasından, fetöcülerin icat ettiği gizli tanık yöntemi ile tutuklanmasından da bahsetmiyeceğim. Söylenilen sözleri doğru kabul edip, “brunson fetöcü ve amerikan ajanıdır” diyeceğim.
        – rahip brunson serbest bırakılmadığı için amerikanın ekonomik savaş açtığı söyleniyor.
        – madem amerika, brunson serbest bırakılmadığı için bize yaptırım uygulayor ve dolar bu nedenle 7 tlye dayandı. O halde biz de, diğer ülkelerin yaptığı gibi yapalım, cia ajanının ülkemizi derhal terketmesini isteyelim. Hatta uçağa yükleyip gönderelim. uçak parasını bile alalım. Hatta eğer evinde beslediği kedi, köpeği varsa onları da yükleyip gönderelim.
        Niye kıytırık bir cia ajanı için, amerikanın, ülkemize karşı ekonomik savaş başlatmasına ve yaptırımlar uygulamasına fırsat verelim. niye veriyoruz?
        necip güven! niye “al papazı bizi rahat bırak” demiyoruz? açıklayabilir misin?
        kıytırık bir cia ajanını göndermeyip, abd ile ekonomik savaşa girerek ülkeyi zora sokmanın bir mantığı var mı? hani yetkiyi verince sorunlarımız şıppadan çözülecekti? kıytırık bir cia ajanı sorunu bile çözülemedi.
        – bir de “bak başka ortaklar buluruz” dayılanmamız var. 453 milyar dolar borç verecek başka ortak varsa niye doların 7 tlye gelmesine gıkımız çıkmıyor. Hemen bulalım.

  24. Biraz alakasız ama yine de.. “Iktidar memleketi krizden korumak için geç kalmış olabilir ama kendini korumak için hiç hazırlıksız olmadığı ortada.”
    K.C. 13/8/2018

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here