ABD ile nasıl başa çıkılır? Daha doğrusu nasıl başa çıkılamaz?

5

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) 100 yıldan fazla bir süredir kendini ‘çağdaş Roma İmparatorluğu’ olarak gören, ‘emperyal’ bir güç olarak konuşlanmış bir ülkedir. İki dünya savaşının sona erdirilmesinde belirleyici rolü askerleriyle ABD oynamıştır.

‘Emperyalist’ bir anlayışa sahip olmayasaydı 70 kadar ülkede 800 kadar askeri üssü bulundurur muydu?

Dünyanın jandarmasıdır da ABD. Vietnam nere, ABD nere? Son yıllarda Afganistan, Irak, Suriye… Bütün bu ülkelerde savaş var ve hepsinde ABD ya kendi askerleriyle ya da uzaktan vekâlet savaşı yoluyla yer almaktadır.

Modern görüntüsüne rağmen, uzun yıllar, derinin rengi, etnik kimlik ve cinsiyet konularında ayrımcılığı sistemi içerisinde korumuş bir ülkedir de ABD. Derisinin rengi siyah olanlara ikinci sınıf muamelesi uygulamış, Yahudileri öndegelen üniversitelerinin kapısından içeri sokmamış, kadınları erkekler karşısında mağdur durumda bırakmaktan çekinmemiştir.

Hem de 1970’li yıllara kadar…

Ayı ile yatağa girmek

Emperyal bir güç ve dünya jandarmalığı sebebiyle başka ülkeleri de yakın takibi altında tutar ABD, çıkarları istikametinde politikalar oluşturmalarına gayret eder, tersine davranışa girenleri cezalandırma yoluna gider. Bu amaçla kurduğu bir askeri akademide gerektiğinde ülkelerinde siyasete müdahalede bulunacak başka coğrafyalardan (Latin Amerika’dan, Orta ve Uzak Doğu’dan) subayları da eğitmektedir.

Tabii bu ve başka sebeplerle kan dökmekten de çekinmez ABD.

İsmet İnönü, ABD’yi kast ederek, “Büyük devletlerle ilişki kurmak ayı ile yatağa girmek gibidir” derken, hem kişisel hem de devlette en yüksek görevlerde bulunduğu sırada edindiği kurumsal deneyimlerini konuşturmuştu.

Aynı konuda, başından sonuç almış iki darbe (12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980) geçmiş Süleyman Demirel’in de veciz tespitleri olduğunu biliyoruz.

Sadece biz mi bunları biliyoruz?

Hayır, Avrupa’dakiler dahil dünyanın pek çok ülkesinde devletleri yönetenler ile siyasete yakın duranlar da bu gerçeklerden haberdarlar.

Nasıl olmasınlar? İstemediği gelişmeler yaşandığında ülkelerin istikrarını tehdit edecek bir ‘yerli müdahale gücü’ hazır bulunduran bir ülkedir de ABD.

‘Gladio’ yaygın adıyla bilinen örgütü NATO üyelerinde ve önem verdiği başka ülkelerde ABD kurmuş ve pek çok ülkede eylemler için düğmeye basmaktan geri de durmamıştır.

En bilinen örnek, sonradan Senato soruşturmalarına da yol açan eylemler sayesinde İtalya’dır ve o ülkede sol partilerin iktidara gelmesi, sol gösterip sağ sağ gösterip sol vuran ‘Gladio’ örgütü eylemleriyle önlenmiştir.

Gerektiğinde başka ülkelerde terörü ve teröristi de destekler, hatta kendi halkına karşı bile acımasız davranabilir Amerikan yönetimleri…

Uyardım durdum

Nereden öğrendik bu ve buna benzer bilgileri?

Başkalarını bilemem, ama ben bu bilgileri Amerikalı yazarların ülkeleri hakkında kaleme aldıkları eleştirel kitaplar ve makalelerden öğrendim.

Dünyada en kalabalık literatür ABD’nin iç ve dış politikalarıyla ilgili yayınlardır.

Çünkü ABD, bütün bu saydığım ve muhtemelen saymayı ihmal ettiğim olumsuz özellikleri yanında fikir ve ifade özgürlüğüne sahip demokratik bir ülkedir de.

Olumsuz özelliklerine rağmen dünyada itibar görmesi ve vize işlemini askıya alıp seyahat yasağı uyguladığı ülkelerdeki dengeleri sarsması da bu yüzdendir.

Uzun yazı hayatım sırasında bu konuya ilişkin yüzlerce –belki binlerce– kez kalem oynattığımı söylersem mübalağa etmiş olmam.

Hep uyarmışımdır.

İlk kez şimdi ciddi tedirginlik yaşıyorum.

Ne demek istediğimi tam anlatabilmek için son zamanlarda karşıma çıkan yazılardan tedirginliğimi artıran türden –iyi niyetle kaleme alındığı kuşkusuz– bir örneğe göz atmanızı istiyorum.

Okuyalım:

“Niye dünyaya kafa tutuyoruz ki?

Bu cümleyi giderek daha fazla duymaya başladım.

Bunun anlamı şu değil mi;

ABD’nin, Avrupa’nın kapıkulu olmaya devam edelim.

On yılda bir ekonomik kriz, darbe yaşayalım, onlara istediklerini verelim.

Askerimiz, bizim değil, onların istediği yere savaşmaya gitsin, istemedikleri yere giremesin.

Şehirlerimizde bombalar patlasın, dağlarımızda çatışma bitmesin.

Casusları içimizde cirit atsın, biz görmeyelim, hatta bir de üstüne istihbarat desteği verelim.

Biz kimi seçersek seçelim ‘iktidar’ onlar olsun, seçtiğimiz liderler bize değil, onlara karşı sorumlu olsun.

Kurdukları paralel devletlerle asla mücadele etmeyelim, devleti ‘bizim’ bilelim, ama onlara teslim edelim….

            ***

Bu liste uzar, gider…

Gerçekten bu mudur istediğiniz?”

Herhalde kimse bunları istemez.

Ancak bunu sağlamanın yolu nedir?

Dört kıtaya uzanan Roma İmparatorluğu’nu çağımızda temsil etmeye soyunmuş, bu amaçla organize olmuş, askeri varlığı 70 ülkeye uzanan, parasını global para birimi haline dönüştürmeyi becermiş, 350 milyonluk ekonomisi zengin, teknolojisi üstün bir ülke var karşınızda.

Akıllı, akılcı, makul bir yöntem bulunamazsa, onun yaptıklarıyla mücadele etmek için attığınız her adımı size zarar verecek biçimde kullanabilecek bir ülke.

Kullandığını da biliyoruz.

Umarım, devleti yönetenler gaza gelmiyorlardır.

ΩΩΩΩ

5 YORUMLAR

  1. ABD ile ilişkıye giren ülkeden önce vereceğini alır , sonra da kendi alacağini alir.
    Türkıyenin bu ilşkıden 67 yıldır kazandığı,on yılda bir darbe ve 40 yıldır pkk ve sol terördür.
    15 Temmuzda kölelik zincirini kırdık vesayeti bitirdik.
    Türk milleti Iran milletinden onursuz değildir.
    ilk defa yapılan bir yorumdur.o halde isbatlayın

  2. Fehmi bey bizimkilerin derdi “VATAN MİLLET” değil.
    Sadece vatan millet edebiyatı yapıp oy toplamak.
    Bundada çok başırılılar.
    Uzak yakın çevremizdekilerin hepsini çok şükür hallettik, kazanması için büyük çabalar ve paralar harcadığımız tek bir kişi kalmıştı Trump, saldırıların hedefi şimdi o.
    Aslında oy için en çok pirim de onunla kavga etmek yapar.
    Bizim politikacıların tek becerdiği ve bundada bayaği başarılı oldukları şey mağduriyet edebiyati yapip makam ve mevki sahibi olmak.
    Bunu da görmek için fazla geriye gitmeye gerek yok.1998 ve 99 za baktığimizda, önce içerden başladılar ve içeriyi halletikten sonra sıra çevredeki kardeşleri ve dostlarına geldi, onuda iyi becerdiler, şimdi ey Obamada gitti sonrasında büyük umutlar bağladığımız Trump dan istediğimizi ABD Senetör ve millet vekilleri sayesinde koparamayınca son çare olarak o hedef tahtasına konuldu.
    Zaten 2019 daki seçimde kazandılarmı Gel kayfim gel artık hiç bir kuvvet ve kimse onları durdurma cesaretini gösteremez.
    O zaman güle güle TC hoş geldin yeni Kırallık.
    Böyleliklede bizim torunlara nesıl biyatcı lık yapılacağını miras olarak bırakmış olacağız.
    Esenlikle kalın.

  3. Dava hezeyanı: Psikiyatri biliminde gerçekten kopuk bir psikolojik hale verilen isimdir genellikle farklı formları vardır fakat çoğu zaman hak iddiası ve kendini olduğundan daha büyük ve önemsenmeye değer görme ile birlikte görülebilir. Narsist eğilimleri güçlü kişilerde ortaya çıktığına inanılır. Milletçe bakiyesi olduğumuz Osmanlı İmparatorluğu’nun devri sabık da elde ettiği başarılar ve uğradığı haksızlıklar üzerinden kendimize pay biçerek yaptığımız yorumlar şu günlerde hiç olmadığı kadar revaçta nev-zuhur bir koça atıfla verilen örnekten de anlaşılıyor ki amiyane tabirle ”cin olmadan, şeytan çarpmaya” hevesli bir grup üzerinden olmadığımız şeyleri sanki olmuş gibi yaparak Türkiye yeni bir Göben-Breslav oldu bittisine doğru sürüklenmek isteniyor. Bu vahim durumu görüp de sessiz kalanlara da buradan teessüflerimizi belirtmek istiyorum. Biz hasbelkader zengin olamamış, hatta üretememiş ve teknoloji üretemeyen kırılgan ekonomisi ile hali hazırda devam eden önemli iç siyasal sorunları ile sırça köşkte bir ülkeyiz. Çalışmadan zengin olmayı üretmeden, tüketmeyi seven kitlelerin yaşadığı, ar-ge bütçeleri cılız ve verimsiz olan ülkemizin patent üretme oranı bile çok alt seviyelerde iken ağır borç yükü sürüp giden istikrar ile borç ve yol alan bir ekonomik sürdürülebilir yapıya sahibiz. Bu yapıdan dünyaya ayar veren, her önüne gelene efelenen ve IMF’ye borç veriyoruz sözü ile dünya finans piyasalarından 1 puan düşüğüne faiz temin edemeyen iktisadi rasyoları iyi olmayan bir durumdayız. Ülkemizin için bulunduğu ekonomik yapı ve toplumumuzun alıştığı hodfuruş ve hodendiş yapısı toplumumuzun öncelikle, ahlaki bir silkinme, bireysel ve toplumsal empati ve özeleştiri yaparak manevi ve fenni geriliğimizi derk edip çözüm yolları için milli bir aydınlanma, seferberlik yolunu tevessül etmesi elzemdir.
    Bu yol açık ve net Kuranı Azim’de belirtilmiştir.
    ” Allah göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun misali, içinde kandil bulunan bir kandilliktir. Kandil bir cam içindedir, cam inciyi andıran bir yıldızdır; bu kandil doğuya da batıya da ait olmayan, yağı neredeyse ateş dokunmasa bile ışık veren mübarek bir zeytin ağacından yakılır. Nur üstüne nur. Allah nuruna dilediğini kavuşturur. Allah insanlar için misaller veriyor, Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir.”(Nur-35﴿

    https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Nur-suresi/2826/35-ayet-tefsiri

  4. Nisâ: 4/76

    İman edenler, Allah yolunda savaşırlar.
    İnkâr edenler de tâğût yolunda savaşırlar.
    O hâlde, siz şeytanın dostlarına karşı savaşın.
    Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.

    Firavun ve Hz. Musa kıssasına baktığımızda bu ayetin ifade ettiği manayı görebiliyoruz.
    Ifade özgürlüğü biriken enerjiyi alır. Asıl olan kıyam dır. Karşı çıktığınız da, güçlü görünenin ittifakları sarsılacaktır. Gücü zayıflayacaktır.

  5. Ne korkunun ecele faydası var, ne de korkaklar hayatta birşeylere sahip olabilirler. Önemli olan doğrudan, adaletten yana olabilmektir. Ne topları, ne de nükleer silahları bizleri korkutmasın. Bununla bir gün yüzleşmek zorunda kalacaktık ve de kalıyoruz. Ne korkuya, ne ümitsizliğe yer yoktur. İki kasırgalık, bir depremlik ömrü olan korkuluklar karşımızdakiler. Yeter ki Allahü teala nın gösterdiği doğru yolda olalım. Kur’an-ı Kerim de Bakara suresi 249. Ayette korkulan bir güce karşı nasıl hareket edildiği anlatılmış.
    Tâlût, ordu ile hareket edince, “Şüphesiz Allah, sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim ondan içerse benden değildir. Kim onu tatmazsa işte o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alan başka.” dedi. İçlerinden pek azı hariç, hepsi ırmaktan içtiler. Tâlût ve onunla beraber iman edenler ırmağı geçince, (geride kalanlar) “Bugün bizim Câlût’a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yok.” dediler. Allah’a kavuşacaklarını kesin olarak bilenler (ırmağı geçenler) ise şu cevabı verdiler: “Allah’ın izniyle büyük bir topluluğa galip gelen nice küçük topluluklar vardır. Allah, sabredenlerle beraberdir.”

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here